Bu Blogda Ara

Tütün Deposu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tütün Deposu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mayıs 2016 Cuma

Her Anıyla Alıntılanan Geçmiş

Olayları önemlerine göre ayırt etmeden sayıp döken vakanüvis, şu doğrudan yola çıkar: Hiçbir olay tarih için kaybolmuş sayılamaz.

Her Anıyla Alıntılanan Geçmiş – Walter Benjamin’in Tarih Kavramı Üzerine Bir Sergi Denemesi Türkiye’den altı, Almanya’dan beş sanatçıyı Walter Benjamin’in Tarih Kavramı Üzerine tezlerini İstanbul’da okumaya, irdelemeye ve dönüştürmeye davet ediyor.

Berlinli sanatçı Patrizia Bach’ın girişimiyle biraraya gelen grup, 2015 nisan’ından bu yana Alman düşünürün yazdıklarını okuyor ve bunlar üzerine tartışıyor. Sanatçılar metinle ilgili bilgi ve deneyimlerini, metne farklı yaklaşımlarını kolektif şekilde paylaşarak, Benjamin’i şehre nakletmekle kalmayıp, onun muğlak yazılarını şimdi ve burada hakkındaki kendi kavrayışlarına taşıyor. Bu süreç esnasında Walter Benjamin’in metninden, her bir sanatçının pratiğinde giriş noktası, araç, metod ve eleştirel otorite olarak yararlanılıyor.

Sanatçılar şehirdeki saklı fragmanları, görünüşte marjinal ve ihmal edilmiş olanı araştırıyor. “Kentsel fizyonomlar” olarak kişisel tarih ve tarihlere, bunları jenerik geleneksel tarihle kümelendirerek, atıfta bulunuyor, bireysel ve toplumsal kimlik ihtiyacı ve tüketim, zanaat, otomatik üretim ve İstanbul’un bugünkü kentsel altyapısı gibi konuları araştırıyor.

3 Mart 2016 Perşembe

Nerede yaşıyoruz? Ne yaşıyoruz? Nasıl bakıyoruz? Ne görüyoruz? - Hatırlamak ve Anlatmak için Şehre BAK 2016

Hatırlamak ve Anlatmak için Şehre BAK 2016 Sergisi 5 mart – 10 nisan 2016 tarihleri arasında Depo'da.

Serginin açılışında (16:30 – 18:00) 'Nerede yaşıyoruz? Ne yaşıyoruz? Nasıl bakıyoruz? Ne görüyoruz?' konulu BAK katılımcıları ve danışmanlarının katılımıyla, Asena Günal'ın moderatörlüğünde bir tartışma da düzenleniyor. Türkiye’nin farklı bölgelerinden farklı arka planlardan gelen gençler, şehirlerde gündelik yaşam, farklı hayatlar ve mekânlar, geçmiş ve hafıza, kültürel çeşitlilik ve göç gibi çeşitli temalardaki fotoğraf ve video projelerini ve onların üretim süreçlerini tartışıyor.

Hatırlamak ve Anlatmak için Şehre BAK, Türkiye’de birbirine uzak 10 şehirden 24 gencin katılımıyla hayata geçirilen bir kültürel işbirliği ve ortak sanatsal üretim projesi.

Gençler bir yılı aşkın bir süre boyunca birlikte çalışarak şehirlerden hikâyeleri kayda geçirdiler. Sergi, ortak üretilen 6 video ve 5 fotoğraf çalışmasından oluşuyor..

9 Şubat 2016 Salı

İhsan Oturmak - Üç Kusurlu İşlem – Aşiret, Mektep, Medeniyet | Three Flawed Operations – Tribe, School, Civilization

Sanatçı İhsan Oturmak’ın İstanbul’daki ilk kişisel sergisi Engin Sustam küratörlüğünde 12 şubat - 13 mart 2016 tarihleri arasında Depo’da..

Bu sergi için biraraya getirilen seri, siyah mavi formalı çocuk kümelerini, tekillikleri daha da belirsizleştirerek, bazen neredeyse kesintisiz bir süreklilik ve tekrar duygusu uyandırarak betimleyen resim ve yerleştirmelerden oluşuyor.

'Üç Kusurlu İşlem'de İhsan Oturmak, aşiretten mektebe doğru bir seri üretim gibi ilerleyen medeniyet anlatısını ve devletin kutsal işlemler olarak tasarladığı toplumsal kontrol mekanizmalarını ele alıyor. Kürt, Arap ve Arnavut aşiret çocuklarına yönelik bir terbiye ve tebdil mekânı olan 19. yüzyıl aşiret mektepleri ve sonrasında cumhuriyet okullarının hizaya getirme ve asimilasyon simgeleri, Oturmak'ın işlerinde eleştirel bir okumaya tabi tutuluyor.

Sergi, mikro alanlar, hikâyeler ve bedenler üzerine 'medeniyet' söylemiyle yerleşen öğretme, eğitme, hizaya getirme, yok etme araçlarının ve bunları kullanan muktedirin kusurlu tarihine bir giriş aynı zamanda.

2 Aralık 2015 Çarşamba

Kiev, Moskova ve Ötesi

springerin küratörlüğünde, 6-31 aralık 2015 tarihleri arasında Depo işbirliğiyle [Tütün Deposu, Lüleci Hendek Cad. No:12, Tophane - 34425 İstanbul; Tel.: +902122923956] "Kiev, Moskova ve Ötesi – springerin’in 20 yılı" başlıklı sergi düzenleniyor. Sergiye Ricardo Basbaum, Sanja Iveković, Gülsün Karamustafa, Yuri Leiderman & Andrey Silvestrov, Yasemin Özcan, Johannes Porsch, Felix Sobolev, Haim Sokol ve Mikhail Tolmachev katkı sunuyor. Söz konusu sergi, Bundeskanzleramt Österreich ve Avusturya Başkonsolosluğu Kültür Ofisi, İstanbul tarafından destekleniyor.

springerin – Hefte für Gegenwartskunst üç ayda bir yayımlanan, Viyana merkezli güncel sanat ve kültür teorisi ve eleştirisi dergisi. İlk sayısı 1995’te yayımlanan derginin 20. yılı vesilesiyle çeşitli yerlerde düzenlenen bir dizi sergi, derginin tarihine bir bakış sunmanın yanı sıra geleceğe yönelik olanaklar geliştirmeyi de amaçlıyor. Depo’da gerçekleşen bu sonuncu sunumu, dergi tarihinin özetlenmiş bir versiyonuyla, İstanbul’un özel bağlamı arasında ilişkiler kurmaya yönelik bir girişim. Yayın, basılı mecranın gerektirdiği şekilde, sadece metin ve imaj formatıyla sınırlıyken, Depo’daki sunum sergi mekânına uyarlanmış durumda.

Sergi tematik açıdan, “The School of Kyiv / Kiev Okulu” Bienali’yle bağlantılı olarak hazırlanan "Kiev, Moskova ve Ötesi" başlıklı ekim 2015 sayısını çevreleyen bağlamı sürdürüyor. Avrupa Birliği’nin doğu sınırlarındaki politik ve kültürel coğrafyalara eleştirel bir bakış sunan bu sayı, siyasi çatışma, şiddet ve etnik/milliyetçi rekabet ortamında güncel sanatın üstlenebileceği role odaklanıyordu. Sanat ve sivil toplum arasında, her tür basite indirgeyici ulusal çerçevenin ötesine geçen, entelektüel ve sanatsal alışverişi besleyecek yapıcı bir diyaloğun nasıl başlatılabileceği öncelikli sorulardan biriydi.

Sergide Kiev Bienali'den bazı yapıtların yanı sıra, bu bağlamda okunabilecek diğer üretimler de yer alıyor. Seçki - springerin eski sayıları ve son (uluslararası) sayısıyla beraber – derginin 20 yıllık tarihi boyunca özelliği olmuş, çok boyutlu söyleme sahip, siyasi eğilimli bir girişime tanıklık ediyor.

23 Haziran 2015 Salı

Aziz Nesin’in mizahçı kişiliği ve mizah dergiciliği alanında yaptıkları: Ömrüne Sığmayan Adam sergisinde Tan Oral ve Turgut Çeviker'le söyleşi

Doğumunun 100. yılında Aziz Nesin’i edebiyatı, mizahı, hayat görüşü, politik duruşu ve geleceğe bıraktıkları açısından daha yakından tanımak ve değerlendirmek amacıyla Nesin Vakfı tarafından organize edilen "Ömrüne Sığmayan Adam: Aziz Nesin 1915-2015" adlı sergi 10 haziran - 16 temmuz 2015 tarihleri arasında meraklısıyla buluşuyor. Sergide, Aziz Nesin’in yaşamı süresince ortaya çıkardıklarının yanı sıra, ömrüne sığdıramadığı işleri de sunuluyor. Fatih Pınar ve Burcu Kolbay tarafından hazırlanan, Nesin Vakfı öğrencileri ve çalışanlarıyla yapılan video-röportajları temel alan “Aziz Nesin Yaşıyor” belgeseli ile Nesin Vakfı fotoğrafları da yer alıyor.

Sergi kapsamında Tütün Deposu'nda [Lüleci Hendek Cad. No:12, Tophane - 34425 İstanbul; Tel.: +902122923956] 27 haziran 2015 cumartesi günü saat 14'te bir söyleşi düzenleniyor.

Söyleşide karikatür sanatçısı Tan Oral, Nesin Vakfı’nın kuruluş aşamasına ilişkin tanıklıklarını ve 8 mm kamerası ile yaptığı, sergide de gösterilen belgesel çalışmasını anlatıyor.

Karikatür tarihçisi Turgut Çeviker de Aziz Nesin’in mizahçı kişiliğini ve mizah dergiciliği alanında yaptıkları üstüne konuşuyor.

13 Haziran 2015 Cumartesi

Maja Weyermann - Uzaktan Mektuplar | Letters from Abroad

Sanatçı Maja Weyermann’ın video yerleştirmesi, Ermenilerin 1915’ten önce Türkiye’deki halı üretimi ve ticaretinde oynadıkları rolü ele alırken, bu tarihi İstanbul’daki Ermeni vakıflarına ait mülklere el konmasıyla bağlantılandırıyor. İzleyiciyi maddi mirasın haczi ve kültürel mirasın yok edilmesiyle yüzleşmeye davet ediyor ve Ermeni soykırımının bu iki yönünü, oldukça kişisel bir üslupla tasvir ediyor.

Weyermann 2014’teki bir misafir sanatçı programı sırasında kültürel hafızanın unsurları olarak Anadolu halıları üzerine araştırma yaparken, 1915 öncesinde Türkiye’deki halı ticaretinde Ermeni zanaatkârların ve tüccarların kilit rolünü öğrenir. Bu sırada, İstanbul’daki terk edilmiş binalar ve restitüsyon işleri arasındaki bağlantı sanatçının dikkatini çeker. Hemen hemen aynı günlerde Hrant Dink Vakfı’nın, Ermeni vakıflarının Türk devleti tarafından el konan taşınmazlarının kapsamlı bir envanterini içeren, 2012 tarihli beyannamesiyle karşılaşır.

Weyermann işinde, HD video kayıtlarıyla 3-D animasyonları birleştiriyor. 3-D animasyonları, başka şekilde gösterilmesi mümkün olmayan mekanlara dair (anılar, hayaller …) deneyimleri yaratabilmek için kullanırken, video kayıtları yapıtı belirli bir “gerçek” duygusu üzerine oturtmaya yarıyor. Yerleştirmeye eşlik eden ses kaydı bir öyküleme, sesler ve müzikten oluşuyor ve bağımsız bir işitsel peyzaj oluşturuyor. 1936 doğumlu Ermeni bir halı ustasıyla yapılmış bir görüşme de sergide yer alıyor.

3 Haziran 2015 Çarşamba

Ömrüne Sığmayan Adam: Aziz Nesin 1915-2015

Depo, 10 haziran - 16 temmuz 2015 tarihleri arasında, "Ömrüne Sığmayan Adam: Aziz Nesin 1915-2015" adlı sergiyi meraklısıyla buluşturuyor. Serginin küratörü Işın Önol. Serginin metin editörlüğünü, eski Türkçeden çeviri ve arşiv seçkisini Salih Bora ve Esin Pervane üstleniyor. Sergide yer alan kronolojinin görsel tasarımı Onur Kanyılmaz'a ait.

Doğumunun 100. yılında Aziz Nesin’i edebiyatı, mizahı, hayat görüşü, politik duruşu ve geleceğe bıraktıkları açısından daha yakından tanımak ve değerlendirmek amacıyla düzenlenen sergi, Aziz Nesin’in yazılı ve görsel arşivine geniş yer ayırıyor.

Nesin Vakfı tarafından organize edilen serginin birincil amacı, günümüz Türkiye’sinde Aziz Nesin’i kendisine yüklenen değil; oluşturduğu ve yaşattığı değerlerle tanımak ve tanıtmak.

“Ömrüne Sığmayan Adam” sergisi, Aziz Nesin’i anlatmanın yanı sıra; onun tanıklık ettiği tarihi sözlü, görsel ve yazılı belgelerle izleyiciye aktarmayı ve çeşitli tartışma platformları açmayı hedefliyor.

Sergi, 6-7 Eylül olayları, Sivas katliamı gibi Türkiye’nin yakın tarihinde iz bırakan olaylara, Türkiye’de sanat, edebiyat ve politika alanına Aziz Nesin’in gözünden bakma, Aziz Nesin’i bilindik klişelerin ötesinde tanıma olanağı sunuyor.

29 Mayıs 2015 Cuma

uyuma, dayan!

"Ve bir noktada öylece beklerken başka bir 'şey' başladı. Sokaktaydık. Yan yanaydık. Birbirimizi tanımıyorduk ama yan yanaydık. Oradaydık."

"uyuma, dayan!" sergisi 84 katılımcının ürettiği, sınırsız korkuyu, güvensizliği, belirsizlik içerisinde var olmayı olduğu kadar ümidi, gerçeği, geleceği ve o an'ı gösteren defterlerden oluşuyor.

Tütün Deposu'nda 3 haziran 2015 Çarşamba günü projeye önayak olan Selda Asal ve katılabilen sanatçılarla biraraya geliyor ve hem projenin çıkış noktasını ve ilerleyişini hem de çoğunluğu Gezi sürecine odaklanan defterleri konuşuyor.

Sergide defterleri yer alan sanatçılar:

28 Şubat 2015 Cumartesi

Kirkor Sahakoğlu - Eksik | Absent

Depo, Kirkor Sahakoğlu’nun 39 resim ve bir videodan oluşan “Eksik” başlıklı sergisini ağırlıyor. Sahakoğlu’nun yapıtları şaşırtıcı bir duygu selinin, derin bir ruh acısının dışavurumları… Yoğun ve serbest fırça darbeleriyle, doğaçlamayla oluşan “Eksik”in resimleri simsiyah bir suskunluğun ve kanayan bir yokluğun işaretlerini taşıyor. Bu resimlerle bütünleşen video işinde ise irkiltici bir gerçeklik, yaşamı ve ölümü sorgulayan sert bir isyan yer alıyor.

Sahakoğlu bu resimlerin, eksik kalışı, layıkıyla yaşanamayan bir yası, bir kuşaktan ötekine devreden bir acıyı dile getirdiğini belirtiyor: “Bunlar benim yitirdiklerimle kurduğum bir bağ. Bu yüzden her birinin ayrı bir ismi yok. Olsaydı herhalde isimleri Artin, Agop, Sarkis, Yeranuş, Hripsime, Boğos olurdu. Ama bu resimlerin hepsinin isimleri benim için Eksik'tir. Evet bu yüzyıl bir eksikliğin, bir eksik kalışın hikâyesidir. Ve hatta bunlara rağmen var olmaya direnenlerin kıpırtılarıdır.”

İstanbul doğumlu olan Kirkor Sahakoğlu, Getronagan Lisesi’nin ardından Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Reklam Grafiği Bölümü’nden mezun oldu. Daha sonra Milano’da Istituto Europeo Di Design’da master’ını tamamladı. Domus Academy’de bir süre eğitim aldı ve atölyelere katıldı. 1985 yılından itibaren Türkiye’nin önde gelen reklam ajanslarında art direktörlük ve kreatif direktörlük yaptı. Ardından kendi ajansını kurdu. Markalaşma sürecinde pek çok kuruma ve ürüne destek verdi. Çok sayıda Kristal Elma ödülü kazandı. 2010 yılından bu yana serbest çalışan Sahakoğlu, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde lisans ve yüksek lisans öğrencilerine ders veriyor, bunun yanında çeşitli üniversitelerde seminerler ve atölyeler düzenliyor.

* * *

Depo hosts Kirkor Sahakoğlu’s exhibition titled “Absent” comprised of 39 paintings and one video. Sahakoğlu’s works are manifestations of a surprising rush of emotions, a profound anguish of the soul… Paintings of “Absent”, created through improvisation with intense and free brushstrokes, bear the tokens of a soot-black reticence and a bleeding void. Coalescing with these paintings the video presents a disquieting reality, a harsh insurgence that questions life and death.

16 Şubat 2015 Pazartesi

Çanakkale Bienali: Koordinatlar 40°9′0″N-26°24′0″E

Depo, 3. ve 4. Çanakkale Bienalleri'nden bir seçkiye ev sahipliği yapıyor. Çanakkale Bienali: Koordinatlar sergisi son iki bienalin açtığı kavramsal çerçeveden hareketle, Çanakkale kentinin sosyal ve kültürel dokusunu belirleyen tarihsel belleğini ele alıyor. Sergi militarizm, mitolojiler ve mikro-makro anlatılar, tarihin anıtlaştırılması gibi evrensel olguları, kentin özgün bağlamından hareketle irdeleyen yapıtları bir araya getiriyor.

Uluslararası Çanakkale Bienali için ilk günden bu yana seçilen kavramsal çerçeveler ülke, bölge ve dünyaya ilişkin siyasal, toplumsal, kültürel gerçekler ve sorunları irdeleyerek sanat üretimleri yoluyla yorumlayan ve eleştiren bir temelden besleniyor. Bienal, CABININ-Çanakkale Bienali İnisiyatifi tarafından, Çanakkale Belediyesi'nin destekleriyle hayata geçiriliyor. Çanakkale’nin tarihsel ve kültürel anlam taşıyan mekanlarında ve kent halkının yoğunlaştığı kamusal alanlarda gerçekleştirilen bienal, günümüz sanatının ilişkisel estetik söylemini yansıtan “kamusal alanda çağdaş sanat” olgusunu hayata geçiriyor.

Çanakkale, Troya ile başlayan ve 1. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında gerçekleşen ve yarım milyon insanın ölümüyle sonuçlanan Gelibolu Savaşları'na uzanan bir büyük anlatıyla, “savaş görüngüsü”yle anılan bir kenttir. 1. Dünya Savaşı'nın 100. yılı olan 2014'te düzenlenen 4. Uluslararası Çanakkale Bienali, çeşitli ideolojiler doğrultusunda “savaşı efsaneleştiren ve kutsallaştıran” büyük anlatıya günümüzdeki savaşların yarattığı sorunlar açısından eleştirel bakış açıları getiren sanatsal ve düşünsel bir alan açmayı hedefledi.

29 Ocak 2015 Perşembe

Helen Sheehan - Ermeni Aile Hikâyeleri ve Kayıp Manzaralar | Armenian Family Stories and Lost Landscapes

Depo, İrlandalı fotoğrafçı Helen Sheehan'ın Türkiye'deki ikinci sergisine ev sahipliği yapıyor. Sheehan fotoğraflar ve ses eserlerinden oluşan işlerini, Mayıs 2014'te Anadolu Kültür / Diyarbakır Sanat Merkezi'nin düzenlediği fotoğraf festivali kapsamında Diyarbakır St. Giragos Ermeni kilisesinde sergilemişti.

Sheehan'ın Ermenistan ve diasporaya olan ilgisi, Venedik'teki St. Lazzaro adasındaki Mekitarist okulunda öğretmen olarak çalıştığı 1990'larda ortaya çıkar. Bu ilgi 2009'da, sürgünlerin torunlarıyla tanışma imkânı bulduğu Paris ve Londra'da, Ermeni diasporasına ait öyküleri nakletmeye karar vermesiyle yeniden canlanır. Tesadüfen bu ailelerin birçoğu atalarının izlerini, onların Digranagerd ismiyle bildikleri, Diyarbakır şehrine kadar sürebiliyordu. Diğerlerinin Maraş, Zeytun ve Van bölgesiyle bağlantıları vardı. Sheehan bu insanların kayıp manzaralarıyla bağlantı kurmaya çalışırken, bahsedilen yerlerde şu anda yaşayan ve buraları kendi yerlerine dönüştüren insanları da hikâyeye dahil ediyor.

Sheehan fotomuhabirlik ve sanatsal ilgilerini 1980'lerde İrlanda'da sanat okurken birleştirdi. Yirmi yıl içinde, diaspora anlatılarına ve özellikle de zorla yerinden edilme deneyimlerine tekrar tekrar döndü. 1990'larda Eski Yugoslavya'nın etnik çeşitliliğe sahip kentleri Saraybosna, Vukovar ve Mostar'ın parçalanma süreçlerini fotoğrafladı. Bu çalışma insan hakları meselelerine olan ilgisini perçinledi ve Uluslararası Af Örgütü'yle iş birliği içinde Slovenya, Dublin ve Londra'da sergiler açtı. Diğer işleri arasında, Elle Magazine, The Independent gibi basılı yayınlar için çalışmalar ve BBC Dünya Servisi için radyo programları sayılabilir.

* * *

Armenian Family Stories and Lost Landscapes

This is Irish photographer Helen Sheehan's second exhibition in Turkey. In May 2014 she showed her projected photographic sound pieces inside the restored Armenian church of St. Giragos in Diyarbakir as part of the week long photography festival hosted by Anadolu Kultur / Diyarbakır Sanat Merkezi.

Sheehan's interest in Armenia and its diaspora was triggered by working as a teacher in the Mechitarist Seminary school on the Armenian Island of St. Lazzaro in Venice in the 1990s. However this interest was re-awakened again in 2009 when she decided to narrate stories of Armenians in diaspora, both in Paris and London, where she was able to forge relationships with descendants of the exiles. By sheer co-incidence most of the families could trace their ancestors back to the Eastern Anatolian city of Diyarbakır, known to them as Digranagerd. Others have connections to Marash, Zeytun and Van region. Sheehan tries to connect with their lost landscape and also attempts to engage with the people now living in these places and how they have transformed them into their own spaces.

Sheehan's background is a fusion of photojournalist and fine art sensibilities which were forged in the context of attending Art college in the Republic of Ireland in the 1980s. For two decades she has returned again and again to diaspora narratives and in particular to the experience of being forcibly displaced. In the 1990s she photographed the break up of three formally multi-ethnic towns and cities in the Former Yugoslavia - Sarajevo, Vukovar and Mostar. This forged her commitment to human rights issues and she has exhibited with Amnesty International in Slovenia, Dublin and London. Other work includes commissions from Elle Magazine, The Independent, London and radio work for the BBC World Service.

Helen Sheehan - Ermeni Aile Hikâyeleri ve Kayıp Manzaralar | Armenian Family Stories and Lost Landscapes / 14 ocak – 8 şubat 2015 | 14 January - 8 February 2015; Depo | Tütün Deposu Lüleci Hendek Cad. No:12, Tophane - 34425 İstanbul; Tel.: +902122923956 

11 Aralık 2014 Perşembe

Cemal Erez - Bir Bürokratın 24 Saati

Cemal Erez - Karabasan

Cemal Erez - Kokteyl

Cemal Erez - Gizli Oturum
[KanalKultur] - Galeri Selvin'in 30. kuruluş yıl dönümü sanat etkinliklerinden ikincisi / 5 aralık 2014 - 4 ocak 2015 tarihleri arasında, Tütün Depo'sundaki Cemal Erez'in "Bir Bürokratın 24 Saati" isimli resim sergisi ile devam ediyor.

Cemal Erez'in "Bir Bürokratın 24 saati" adlı resim sergisinde, iktidarların, kendi güçlerini korumak üzere yarattıkları, çelişkiler ve saçmalıklarla kitlelerin öneri ve girişimlerini engellemek üzere yapılandırılmış atanmışlar güruhunun soytarılıkları, bir sanatçının gözüyle ironik bir tavır içinde yorumlanıyor.

Sanatçı, bu sergiyi 2002 -2010 yılları arasında, Paris-İstanbul gelgitleri süresince eskizler halinde tasarlamış ve 2011-2013 yılları arasında İstanbul'daki atölyesinde gerçekleştirmiş.

Cemal Erez

1973 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (bugünkü adıyla Mimar Sinan Üniversitesi) Grafik Sanatlar Bölümü'nden mezun oldu.

1980-1983 yılları arasında Paris'te Des Arts Decoratifs Okulu Animasyon Bölümü'nde eğitimini sürdürdü.

Cemal Erez - Uyanış
1980-1990 yılları arasında, Fransız Kültür Bakanlığı Sinema Merkezi sübvansiyonları ile yönetmen olarak filmler gerçekleştirdi, Paris'deki büyük animasyon stüdyolarında çalıştı.

1990-1997 yılları arasında TC.Kültür Bakanlığı'ndan aldığı subvansiyonlarla filmler gerçekleştirdi. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı.

1989-2000 yıllarında resim çalışmalarıyla ortak sergilere katıldı.

2000-2010 yılları aralığında Fransız Kültür Bakanlığı ve Fransız televizyonu 2. kanal tarafından aldığı sübvansiyonlarla animasyon filmleri gerçekleştirdi.

2004 yılından bu yana Bahçeşehir Üniversitesi VCD bölümünde Animasyon ve Desen dersleri veriyor ve resim çalışmalarını sürdürüyor. [KanalKultur]

Cemal Erez - Bir Bürokratın 24 Saati / 5 aralık 2014 - 4 ocak 2015; Tütün Deposu - Galeri Selvin Etkinliği, Depo / Tütün Deposu, Lüleci Hendek Caddesi, No:12, Tophane - İstanbul; Tel. (0212) 292 39 56-57 

23 Nisan 2014 Çarşamba

Silvina Der-Meguerditchian - Yeri Olmayan Bellek | Memory without a Place

Silvina Der-Meguerditchian'ın İstanbul'da gerçekleştirdiği ikinci kişisel sergisi 19 nisan 2014 – 25 mayıs 2014 tarihleri arasında Depo'da izleyicisiyle buluşuyor.

Sanatçının, 2011 yılında tarihçi Vahé Tachjian ile birlikte başlattığı Houshamadyan (www.houshamadyan.org) projesi Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Ermenilerin gündelik yaşam kültürlerine odaklanıyor ve geriye kalanlar üzerinden bu belleği yeniden inşa etmeye çalışıyor. Osmanlı Ermenileri tarafından üretilen her çeşit kültürel ürünün toplanması ve saklanması Houshamadyan çalışmalarının önemli bir bölümünü oluşturuyor.

İlk olarak Heinrich Böll Vakfı ortaklığında Berlin'de sunulan serginin İstanbul versiyonu için Der-Meguerditchian Houshamadyan koleksiyonundan parçaları ve websitesinin içeriğiyle ürettiği işleri bir araya getiriyor. Sanatçı beklenmedik kombinasyonları örtüştürerek, çeşitli katman ve yapıları birbiri üstüne getirerek, son derece heterojen teknikleri birleştirerek düğüm atma temasını sürdürüyor.

Der-Meguerditchian'ın çalışmalarının bütünü gözden geçirildiğinde öne çıkan görsel motiflerden biri, ip, iplik, örgü biçiminde sunulan kırmızı renkli bağlar. Bu bağlar geniş bir çağrışım yelpazesini de beraberinde getiriyor.

Sanatçının çalışmalarında kişisel deneyim ile kolektif bellek arasındaki geçişmeler oldukça belirleyici nitelik taşıyor.

Der-Meguerditchian'ın 1915 sonrası türlü zorluklar ardından yaşamlarını sürdürebilmek için Arjantin'e göçmüş olan ailesinin hikâyesi, yapıtlarını şekillendiren en önemli unsuru oluşturuyor. Kırmızı ipliklerin göndermede bulunduğu çağrışımlar anahtar niteliğindeki bu bilgiyle birlikte coğrafi bir özgüllüğe bürünüyor. Toprağından koparılmış yaşamlar... Ama bir şekilde bellek pratikleri aracılığıyla o toprakla süren temaslarına tutunuyorlar. Bununla birlikte örme ve dikme edimleriyle birlikte bu yaranın kapanabileceğine, bu koparılmışlığın iyileştirilebileceğine, en azından acının dindirilebileceğine, yaralı olanın korunabileceğine yönelik inanç sergide yer alan halı çalışmalarıyla ortaya konuyor.

***

Silvina Der-Meguerditchian's second solo exhibition in Istanbul will be hosted by Depo.

The project Houshamadyan (www.houshamadyan.org) was launched in 2011 by the artist together with historian Vahé Tachjian. The project aims to reconstruct the daily life of the Ottoman Armenians and their social environment in all its facets. For this reason a part of Houshamadyan's work is collecting and preserving cultural artifacts of all kinds produced by the Ottoman Armenians.

The first display of the exhibition took place in partnership with Heinrich Böll Foundation in Berlin. In the Istanbul version of “Memory without a Place” Der-Meguerditchian shows parts of Houshamadyan collection and artworks that are nurtured through the contents of the website. The artist pursues the knot-tying theme, the meshing of unlikely combinations by superimposing various layers and structures and combining extremely heterogeneous techniques to create newer and and bolder material syntheses.

One of the leading visual motifs in Der-Meguerditchian's oeuvre is cords of various forms that come in red. Presented as wool threads, long strings and braids, they beget a wide range of associations.

The interaction between personal experiences and collective memory is a decisive dynamic in the works of Der-Meguerditchian.

Her ancestors had to migrate from Anatolia to Argentina due to ceaseless sufferings in the aftermath of 1915 and this autobiographical element has been a pivotal factor shaping her work. It becomes possible to re-read the red threads in the artist's work through a geographical specificity in this light: as marks of lives that are ruthlessly torn away from their soil which nonetheless persist to sustain their bonds to it through various practices of memory. On the other hand, Der-Meguerditchian's carpets reveal the hope of healing the remaining wounds of having been uprooted; for soothing the suffering souls and embracing the wounded ones through acts of weaving and suturing.

Silvina Der-Meguerditchian - Yeri Olmayan Bellek | Memory without a Place / 19 nisan 2014 – 25 mayıs 2014; Tütün Deposu Lüleci Hendek Cad. No:12, Tophane - 34425 İstanbul; Tel.: (0212) 292 3956 

24 Mart 2014 Pazartesi

Toplumsal Güvensizlikler ve Güvenlik

"Güven kaybı" Avrupa'da son yıllarda, özellikle de ekonomik kriz döneminde yükselen, demokratik kurumların üzerine inşa edildiği toplumsal dokuyu tehdit eden olumsuz bir gelişme olarak tespit ediliyor.

Türkiye'de ise "güven", kurucu ya da yerleşik bir toplumsal ilişki unsuru olarak hemen hiçbir zaman var olmamış.

Toplumsal değerler araştırmalarına göre, Türkiye dünyada kişilerarası güvenin en düşük olduğu ülkelerden biri.

Öte yandan, toplumsal kurumlara duyulan güvenle ilgili araştırmalarda demokratik katılıma en uzak kurumlar güvenilirlik açısından en üstte çıkıyor.

Türkiye'de toplumsal ve siyasal güven / güvensizlik durumunu farklı alanlara odaklanarak tartışmaya açmaya çalışan toplantıların ilkinde konuşmacılar konuyu güvenlik kavramının iki perspektifinden ele alıyor: Zeynep Şarlak, Türkiye'de güvenlik devletinin gelişimi, günümüzdeki tortuları, bu siyasi ve sosyal yapının güvensizlik üretme mekanizmaları; Evren Balta ise, güvenlik aygıtının dönüşümü, güvenliğin piyasalaşması ve bunun toplumdaki güven duygusu üzerindeki etkileri hakkında konuşuyor.

İkinci kısımda izleyicilerin soru, fikir ve yorumlarını paylaşmasıyla toplantı, tek taraflı sunum formatından çıkıp zihin açıcı tartışmalara imkân sağlayacak bir platform oluyor...

Zeynep Şarlak: Araştırmacı, yazar. Halen Leiden Üniversitesi'nde Türkiye örneğinde güvenlik devleti konusunda doktora çalışmalarını sürdürüyor. Türkiye'de yolsuzluğun hangi ilişki biçimlerinde ortaya çıktığı ve nasıl algılandığı konusunda araştırmalar yaptı.

Evren Balta: Siyaset Bilimci, yazar. Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde doçent. Dünyada ve Türkiye'de güvenlik siyasetleri ve uygulamaları üzerine araştırma ve yayınları bulunuyor.

Toplumsal Güvensizlikler ve Güvenlik / 28 mart 2014; 18:30; Tütün Deposu, Lüleci Hendek Cad. No:12, Tophane - 34425 İstanbul; Tel.: (0212) 292 39 56

28 Şubat 2014 Cuma

20 Dolar 20 Kilo | 20 Dollars 20 Kilos

İstanbul'da yaşayan Rum cemaati 1964 yılına kadar Türk ve Yunan uyruklular olmak üzere iki kesimden oluşuyordu. Bu uyruğun onlar için bir önemi yokken, Kıbrıs meselesinde devlet tarafından siyasi bir koz olarak kullanıldılar. Yıllar içinde kendilerine İstanbul'da bir hayat kuran, mal mülk edinen yaklaşık 12 bin Rum, medyanın yoğun kara propagandası altında Kıbrıs sorunu bahane gösterilerek çok kısa bir süre içinde sınırdışı edildi, bankalardaki hesapları ve gayrimenkulleri bloke edildi, eğitim kurumları kapatıldı.

Büyük çoğunluğu Yunanistan'ı hayatlarında hiç görmemiş binlerce Rum ülkeden sürgün edilirken yanlarına sadece 20 kilo eşya ile 20 dolar para almalarına izin verildi. Sürgüne gönderilenlere eşleri, çocukları, ortakları, sevgilileri de katıldı. Türkiye'de Rum; Yunanistan'da ise Türk olmakla suçlanan 50 bine yakın kişi birkaç ay içinde bir daha geri dönmemek üzere şehirlerini terk etti.

20 Dolar 20 Kilo projesi kapsamında Atina, İmroz ve İstanbul'da zorunlu göç mağduru olmuş veya ailelerinde bu dramatik olayı yaşamış olan kişilerle derinlemesine görüşmeler yapıldı.

Sözlü tarih çalışmasının yanı sıra döneme ait belge, arşiv taramaları ve çeşitli görsel ve yazılı malzemenin de yer alacağı sergi, terk etme, terk edilme, ortada kalma gibi temalar üzerinden geçmiş, şimdi ve gelecek arasında Cumhuriyet tarihinin gördüğü en büyük sürgün hikâyelerinden birini konu ediniyor. Yakın tarihin bilinen ancak az konuşulan bu hadisesini 50. yılında yeniden tartışmaya açan projenin koordinatörlüğünü Salih Erturan, küratörlüğünü Hera Büyüktaşcıyan yapıyor.

* * *

The ethnic Greek community in Istanbul had largely consisted of Turkish and Greek citizens up until 1964. Although their citizenship hardly mattered for them, the Turkish state used it as political leverage during the Cyprus dispute. The twelve thousand or so Greeks who had built a life and acquired property in Istanbul were soon expelled from the country as a result of black propaganda campaigns launched by the media under the false pretense of the Cyprus dispute. Their bank accounts were frozen, properties seized, private schools closed...

While thousands of Istanbul Greeks—who, by and large, had never been to Greece in their entire lives—were being deported, they were only allowed to take 20 kilos of baggage and 20 dollars with them. The exiles were accompanied by their spouses, children, partners, and loved ones. Fifty thousand exiles, who were accused of being too Greek in Turkey and too Turkish in Greece, would soon abandon their home and citizenship, never to return.

The project 20 Dollars 20 Kilos coordinated by Salih Erturan and curated by Hera Büyüktaşcıyan, focuses on this forced deportation.

Extensive interviews with the victims and/or their family members were conducted in Athens, Imbros and Istanbul. In addition to the oral history activities, documents, archive scans and various printed and visual materials pertaining to the period will be exhibited to explore and to open up a debate on concepts such as separation, abandonment, defenselessness and stigmatization for the 50th anniversary of this incident.

20 Dolar 20 Kilo | 20 Dollars 20 Kilos / 5 – 30 mart 2014; Tütün Deposu, Lüleci Hendek Cad. No:12, Tophane - 34425 İstanbul; Tel.: (0212) 292 39 56 

21 Şubat 2014 Cuma

Gülçin Aksoy - Duble Hikâye | Double Story

Depo, 90'lar kuşağından bir kadın sanatçının, Gülçin Aksoy'un, geniş kapsamlı kişisel sergisini sunuyor.

Gülçin Aksoy, hem farklı mecra ve teknikteki bireysel üretiminde ve yer aldığı ya da işbirliği yaptığı kolektif oluşumlarda, hem de akademide sürdürdüğü eğitimciliğinde, gündelik ve kurumsal hayata sinmiş her tür iktidar mekanizmasını ve sıradanlaşmış ideolojik kurguyu görünür kılmayı amaçlayan bir dil bulmaya çalışıyor.

Depo'nun iki ayrı katına yayılan "Duble Hikâye"nin merkezinde, 1980 darbesinin sanatçının ailesinde yarattığı ağır sarsıntı ve doğup büyüdüğü Samsun'da darbe dönemi ve sonrasında yaşanan dönüşümler yer alıyor. Serginin bu merkezden büyüyen çerçevesi, 80 sonrasında yükselerek devam eden kentleşme ve kentsel dönüşüm meselelerini, kişisel ve toplumsal boyutta hakikatle yüzleşememe sorununu içermeye başlıyor. Aksoy, süregelen üretiminden bu sergi için seçtiği video, fotoğraf, halı, resim ve yerleştirmelerinde darbe rejimini, ulus devlet sembollerini ve kurumsal hiyerarşileri, hayatının farklı dönemlerinde bütün bunlarla kurduğu ilişkiler ve deneyimleri üzerinden sorguluyor.

Sanatçının tasarladığı ve elle ürettiği "Duble Hikâye" kitabı, Birtakımşeyler Stüdyosu'nda ipek baskı (serigrafi) yöntemiyle 100 adet çoğaltıldı.

Depo'daki sergiye söyleşi ve yazıların yer aldığı bir yayın eşlik ediyor. Yayında, Ahu Antmen'in ve BEKS'ten (Bellek ve Kültür Sosyolojisi Çalışmaları Derneği) Derya Fırat ve Öndercan Muti'nin yazıları, Serra Özhan-Yüksel'in Gülçin Aksoy'la “Duble Hikâye”nin hikâyesi üzerine yaptığı söyleşi ve Aksoy'un Samsun 78'liler Vakfı üyelerinden Suat Baysal'la söyleşisi bulunuyor.

7 Mart Cuma günü saat 19:00'da sanatçı Gökçe Erhan ve Gülçin Aksoy'un hazırladığı, kanuni Utku Yiğit ve erkekler korosunun eşlik ettiği sergi içeriğiyle bağlantılı "Beraber ve Solo Şarkılar" performansı da izlenebilir.

Gülçin Aksoy - Duble Hikâye | Double Story / 27 şubat - 13 nisan 2014; Tütün Deposu, Lüleci Hendek Cad. No:12, Tophane - 34425 İstanbul; Tel.: (0212) 292 39 56

19 Şubat 2014 Çarşamba

Belgesel Buluşmaları: Yunanistan'dan Güney İtalya'ya Müzikal Bir Dilin Peşinde - Encardia - Dans Eden Taş



Tütün Deposu'nda 22 şubat 2014'te saat 19'da "Belgesel Buluşmaları" kapsamında yönetmeliğini Aggelos Kovotsos'un yaptığı "Encardia - Dans Eden Taş" adlı film gösteriliyor. Bu bağlamda, etnomüzikolog Burcu Yıldız'la da "Yunanistan'dan Güney İtalya'ya Müzikal Bir Dilin Peşinde" konulu bir söyleş düzenleniyor.

Burcu Yıldız

2010 yılından beri İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuarı Müzikoloji Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde, yüksek lisans ve doktora eğitimini ise İstanbul Teknik Üniversitesi Müzik İleri Araştırmalar Merkezi Etnomüzikoloji Bölümü'nde sürdürdü. 2012 yılında, "Cultural Memory, Identity and Music: Armenians of Turkey" başlıklı tezi ile doktorasını tamamladı. Araştırma konuları etnomüzikoloji, toplumsal cinsiyet, dünya müzikleri, popüler müzik ve medya çalışmaları...

Encardia - Dans Eden Taş | Encardia - The Dancing Stone - Yön. | Dir.: Aggelos Kovotsos, Yunanistan | Greece, 2012, 82' 

Film, Güney İtalya'nın zengin müzik geleneğinden beslenerek şarkı yapıp müziklerini icra eden Yunan müzik grubu Encardia'yı izliyor. Grup, Güney İtalya'da yolculuk yaparken bölgedeki halk kültürünün temel öğelerini araştırıp gün ışığına çıkarır. Bunlar esas olarak Güney İtalya'nın Grecia Salentina yöresinde konuşulan ve içinde İtalyanca sözcükler de barındıran antik Yunan lehçesi 'Grigo' ve çok bilinen İtalyan dansının yerel yorumu olan ve bölgede sihirli, dini ve iyileştirici boyutlar kazanan 'tarantela pizzica'dır. Günümüzde genç ve yaşlı yerel müzisyenler, araştırmacılar ve şairler kutlamalar sırasındaki şarkı ve şiirleriyle bu güçlü Akdeniz geleneğine hayat verirler.

* * *

The film follows the Greek band Encardia that is inspired by, creates and performs music and songs derived from the rich musical tradition of South Italy. They travel to South Italy searching and bringing to light basic elements of the folk culture that developed there. Mainly 'Grigo,' an ancient Greek dialect that also contains Italian words, which is spoken in the area of Grecia Salentina of South Italy and 'tarantela pizzica' a local variation of the well-known Italian dance which in the area took on magic, religious and therapeutic dimensions. Today, through their songs and poetry during celebrations, the local musicians, poets and researchers old and young alike, bring to life this powerful Mediterranean tradition.

* * *

Tütün Deposu, Lüleci Hendek cad. No: 12 Tophane, İstanbul

22 Aralık 2013 Pazar

Neriman Polat'ın Ev Nöbeti; Mürüvvet Türkyılmaz'dan Bilinmeyen Bölge, Gittiği Yere Kadar

Depo, üretimlerine 90'lı yılların ortalarında başlamış, sanatsal rotaları ve tavırları sıklıkla kesişmiş, aynı kuşaktan iki kadın sanatçının, Neriman Polat ve Mürüvvet Türkyılmaz'ın bağımsız kişisel sergilerini eş zamanlı olarak sunuyor.

Neriman Polat "Ev Nöbeti" isimli sergisinde yer alan çalışmalarında kadınların varoluş mücadelesini, toplumsal çelişkileri, baskıları, aileyi, yaşamı ve ölümü sorgularken, tüm bu kavramların çıkmazlarına bir kez daha dikkat çekiyor. Fotoğraf, video, yerleştirme gibi farklı disiplinlerden işlerin bir araya geldiği sergi ismini, mezar taşı çağrışımlı "Ev Nöbeti" adlı çalışmadan alıyor.

"Ev Nöbeti", "kutsal aile"ye ve onun simgesel yapısı "ev"e olan bağlılığı ölümcül bir nöbet olarak tarifliyor. Serginin kahramanları kendisiyle hesaplaşan, ölüm meleği olmuş, kendi kendinin güvenlik görevlisi olmuş ya da evi terk eden direnişçi kadınlar... Sergi evin içindeki ve dışardaki tekinsizliğe, güvensizliğe, aidiyet hissinin parçalanmasına odaklanıyor. Cinnet, paranoya, şiddet, güvensizlik ve ölüm temaları etrafında rahatsız edici bir tavırla dolaşan işler, mücadele ve çıkış yoluna dair de etkili işaretler veriyor.

Mürüvvet Türkyılmaz'ın eserleri hafızanın gücünden beslenerek gündelik hayatta karşımıza çıkan basit nesneleri cisimleşmiş şiirlere dönüştürüyor. Toplumsal dikotomilerin sınırlarını, üstümüzde yer etmiş tanımları öz yaşam öyküsünden alıntıladığı anlarla sorgulayan eserlerinde, sanatçı bireysel hafıza ile kolektif hafızanın kesiştiği noktaları araştırıyor. Sanatçının geliştirdiği ve üretiminde önemli bir yeri olan yazı-çizim dili ise aynı zamanda performatif bir süreç; bilinç akışıyla yazmaya başladığı yazılar, performansın sonunda bir desen olarak karşımıza çıkıyor.

"bilinmeyen bölge, gittiği yere kadar", Türkyılmaz'ın son on yıldaki üretiminden parçaları bir araya getiren geniş kapsamlı bir sergi. Sanatçı, izleyiciyi içine çeken ve kendiyle yüzleşmeye davet eden bir ağ gibi dokunmuş çalışmalarında çocuk, oyun, yetişkin, aile, gündelik hayat, ölüm, travma tanımları ve bu tanımların bugün hızla dönüşen çok boyutluluğuyla yüzleşiyor.

21 Ekim 2013 Pazartesi

Bir Daha Asla! Geçmişle Yüzleşme ve Özür | Never Again! Apology and Coming to Terms with the Past

"Bir Daha Asla! Geçmişle Yüzleşme ve Özür", Açık Toplum Vakfı ve Anadolu Kültür'ün ortak projesi... 25 ekim – 15 aralık 2013 tarihleri arasında Tütün Deposu'nde yer alan serginin de adı...

Geçmiş üzerine tartışmalar, son yıllarda hem yaşadığımız coğrafyada hem de dünyanın başka yerlerinde, politik ve sosyal alanda gitgide daha fazla yer kaplıyor. Geçmişle yüzleşme ve özür talebi, bu tartışmaların çatışma noktalarından en önemlisi.

Geçmişle yüzleşme, Türkiye'nin 'başına açılmış bir belâ' değil dünyanın gündemindeki bir mesele, evrensel bir dava. Bu nedenle uluslararası örneklere bakarak karşılaştırma yapmak; Türkiye'deki unutma kültürünü dönüştürmek ve adalet duygusunu onarıcı bir hatırlama kültürünün uygarlık sürecinin bir parçası olduğunu kabul etmek açısından önemli. Bu yönüyle geçmişle yüzleşme ve özür, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimiz ve nasıl bir ortak gelecek kurmak istediğimizle de ilgili.

"Bir Daha Asla!: Geçmişle Yüzleşme ve Özür" sergisi, geçmişle yüzleşme deneyimlerini ve özür dileme eylemini, toplumların ortak demokrasi kültürünü oluşturma mücadelesi bağlamında ilişkisel olarak ele almaya çalışıyor. Sergi, sekiz vakaya yakından bakarak geçmişte yaşanan hak ihlalleri, katliamlar, soykırım ve insanlık suçlarıyla devletlerin nasıl yüzleştikleri, hangi süreçlerden geçtikleri, nasıl özür diledikleri ve dilenen özrün anlamı üzerine düşünmeye çalışıyor.

Sergide özel olarak incelenen vakaların yanı sıra, günümüze kadar dilenmiş olan resmî özürlerin kapsamlı bir haritası da yer alıyor. Elazar Barkan ve Graham G. Dodds'un danışmanlığında hazırlanan, tasarımcı ve sanatçı Mahir M. Yavuz'un görselleştirdiği bu özel proje, resmî özürleri, tarihsel bağlam ve mekân ilişkisi üzerinden ele alıyor.

Proje dâhilinde iki de kitap hazırlanmış. Serginin tamamlayıcısı niteliğindeki katalog, sergi boyunca Depo'dan ücretsiz edinilebilir. Sergi kapsamında ele alınan vakaların ayrıntılı olarak incelendiği metinlerle beraber, geçmişle yüzleşme üzerine çalışan yazar ve akademisyenlerin katkılarının yer aldığı kitap ise "Bir Daha Asla!: Geçmişle Yüzleşme ve Özür" adıyla İletişim Yayınları tarafından basıldı.

3 Ekim 2013 Perşembe

Bufferzone: Kontrol Noktası | Check Point

[KanalKultur] - Apartman Projesi, Depo ev sahipliğinde 5 ekim - 10 kasım 2013 tarihleri arasında Bufferzone atölye çalışmalarının sonucunda ortaya çıkan çalışmaları "Kontrol Noktası" isimli sergiyle izleyiciye sunuyor. Apartman Projesi, EMAA (Akdeniz Avrupa Sanat Derneği - Lefkoşa) ve Uqbar (Berlin) işbirliğinde gerçekleşen sergide Hasan Aksaygın, Özgür Demirci, Didem Erk, Gabriele Garavaglia, Anna Heidenhain & Frederic Lezmi, Naomi Hennig, Eleni Mouzourou, Birgit Auf der Lauer & Caspar Pauli, Erhan Öze, pick nick projects, Sümer Sayın ve ayrıca projede yer alan sanatçıların davetleriyle Sabine Küper-Büsch &Thomas Büsch, Şafak Çatalbaş, Hüseyin Yılmaz'ın da çalışmaları yer alıyor.

Bufferzone, Apartman Projesi'nin bölünmüş şehirler ve ara bölgeler üzerine odaklanan atölye çalışmalarının ilki olarak, geçtiğimiz Mart ve Nisan aylarında İstanbul ve Lefkoşa'da gerçekleşti. Bölünmüş şehirler ve ara bölgelere bakış, tarihsel şehir surları, egemen devletin otorite alanından, kişisel mülkiyetin mahremiyet alanına, günümüz metropollerindeki kültürel ve sınıfsal bölünmeleri içeren, sınırların ardında kalan 'öteki'ni nasıl tarif ettiğimizi incelemeyi amaçlayan bir proje.

'bufferzone' adı altında organize edilen ilk atölye çalışması, bölünmüşlük ve sınır kavramlarını farklı katmanlarıyla düşünmeyi, mobil bir deneyimin yanısıra birlikte yaşama ve üretim dinamikleriyle yol alınan bir keşif içeren bir çalışma olarak şekillendi.

Atölye çalışmaları sırasında katılımcılar birlikte kentsel coğrafyada kutuplaşma, mutenalaştırma ve sınır kavramının farklı tezahürleri üzerine, ortak ve bireysel pratiklerden beslenen yaklaşımlar geliştirdiler. Bu yaklaşımlar bir kontrol mekanizması olarak sınırlardan karşılıklı gözetlemenin haleti ruhiyesine, kentsel dönüşümün mahalleler arasına çizdiği görünür ve görünmez duvarlar arasından ilerleyerek, ara bölgelerin kendine has ekonomik ve ekolojik özelliklerine değin geniş bir manzarayı betimliyor.