Kemal Uludağ, “TÖRE’n” adını verdiği kişisel seramik sergisi ile 20 mayıs – 8 haziran 2016 tarihleri arasında Galeri Soyut B salonunda sanatseverlerle buluşuyor.
Kemal Uludağ
1966'da Konya’da doğdu. 1987'de Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Anasanat Dalı’ndan mezun oldu. 1990'da Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Yüksek Lisansını, 1993'te ise Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Sanatta Yeterliğini tamamladı.
14 ödül sahibi; UNESCO-AIAP Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği ve Türk Seramik Derneği üyesi, Türk Seramik Derneği Yönetim Kurulu üyeliği ve Sanat Komisyonu Başkanlığı, Anadolu Üniversitesi Çağdaş Sanatlar Müzesi Müdürlüğü ve birçok özel sanat galerisinin Sanat Yönetmenliğini ve de bazı kurum ve kuruluşların Sanat Danışmanlığı görevlerinde bulundu.
Halen Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü'nde Doçent olarak görev yapıyor.
insan ve kültüre dair... : Alevi Arşivi... Alevi Antropolojisi ... Almancılar... Sanat
Bu Blogda Ara
Seramik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Seramik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Mayıs 2016 Pazartesi
16 Mart 2016 Çarşamba
Emre Gün - Tesir | Effect
@kanalkultur - Emre Gün, 'Tesir | Effect' adını verdiği ilk kişisel seramik sergisi ile 18 mart – 6 nisan 2016 tarihleri arasında Galeri Soyut C salonunda sanatseverlerle buluşuyor.
Sanatçı, sergi manifestosunda şunları kaydediyor:
'Temel bağlamda maddenin yapısı varlığın suretini betimler. Bu görünürlük, üzerinde etki edildiği takdirde o varlığın suretinde değişim yahut çeşitlenmeyi mecbur kılar. Bu noktada kavramlar ve zihinsel imgeler maddeye yöneltilen tesirler sayesinde kendi realitesine ulaşır ancak bu durum yine de büyük realitelerin yalnızca bir perspektifi olmak zorundadır. Algılayış biçimindeki çeşitlilik iyi ve kötünün, doğru ve yanlışın, güzel ve çirkinin, ana fikirde zıtlıkların evreni kapsayan uyumunun ve gerekliliğinin idraki ölçüsünde mümkünleşir. Bu sebeple burada sarf edilmiş cümleler bir manifesto değil, çalışmalarımın gayesini özetleyen naçizane bir pusuladır.'
Sanatçı, sergi manifestosunda şunları kaydediyor:
'Temel bağlamda maddenin yapısı varlığın suretini betimler. Bu görünürlük, üzerinde etki edildiği takdirde o varlığın suretinde değişim yahut çeşitlenmeyi mecbur kılar. Bu noktada kavramlar ve zihinsel imgeler maddeye yöneltilen tesirler sayesinde kendi realitesine ulaşır ancak bu durum yine de büyük realitelerin yalnızca bir perspektifi olmak zorundadır. Algılayış biçimindeki çeşitlilik iyi ve kötünün, doğru ve yanlışın, güzel ve çirkinin, ana fikirde zıtlıkların evreni kapsayan uyumunun ve gerekliliğinin idraki ölçüsünde mümkünleşir. Bu sebeple burada sarf edilmiş cümleler bir manifesto değil, çalışmalarımın gayesini özetleyen naçizane bir pusuladır.'
10 Mart 2016 Perşembe
Seramik Sanatında Dün ve Bugün
"Tarihsel süreçte üretilen seramikler incelendiğinde çağının sosyal ve kültürel yapısının benimsediği değerlere uygun görsel anlayışta tasarımların üretildiği gözlemlenmektedir. Bu tasarımlar oluşturulup üretilirken formlardaki biçim kaygısının yanı sıra kültürlerin inanışların, üzüntülerin, sevinçlerin kısaca günlük yaşamların betimlendiği desen ve motifler, formların üzerine uygulanan seramik dekorları oluşturmaktadır. Üretilen formlarda daha çok fonksiyonellik ve teknik özellikler ön plana çıkarken seramik motiflerde ise geleneğin ve kültürün görsel yansımaları ön plana çıkmaktadır." [Prof. S. Sibel Sevim]
@kanalkultur - Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, 12 mart 2016 günü, 'Seramik Sanatında Dün ve Bugün' başlığı altında geçmişten bugüne seramik sanatının farklı açılardan ele alındığı ve alanın önemli akademisyen ve sanatçılarının konuşmacı olarak yer aldığı bir sempozyum düzenliyor.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kütahya Çini ve Seramikleri Koleksiyonu’na paralel olarak düzenlenen ve iki oturum olarak planlanan sempozyumun ilk bölümünde Selçuklu ve Osmanlı dönemi seramik ve çini sanatı ele alınıyor, ikinci bölümünde ise seramik sanatı ve güncel sanat ilişkisinin üzerinde durularak geleneksel seramik sanatının bugünü nasıl etkilediği tartışılıyor.
@kanalkultur - Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, 12 mart 2016 günü, 'Seramik Sanatında Dün ve Bugün' başlığı altında geçmişten bugüne seramik sanatının farklı açılardan ele alındığı ve alanın önemli akademisyen ve sanatçılarının konuşmacı olarak yer aldığı bir sempozyum düzenliyor.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kütahya Çini ve Seramikleri Koleksiyonu’na paralel olarak düzenlenen ve iki oturum olarak planlanan sempozyumun ilk bölümünde Selçuklu ve Osmanlı dönemi seramik ve çini sanatı ele alınıyor, ikinci bölümünde ise seramik sanatı ve güncel sanat ilişkisinin üzerinde durularak geleneksel seramik sanatının bugünü nasıl etkilediği tartışılıyor.
22 Ocak 2016 Cuma
Aydan Birdevrim'le Zamana Yolculuk
[KanalKultur] - Teknolojik gelişme sonucunda değişime uğrayan kültürle birlikte doğal olarak daha önce insanın yaşamına giren nesnelerin yerini çağdaşları alıyor. Uzun süre görülmeyen, duyulmayan, konuşulmayan, dokunulmayan nesneler, zamanla unutuluyor.
Aydan Birdevrim, eğitimci ve sanatçı olarak kaybolmuş ya da kaybolmaya yüz tutmuş eserleri, el sanatlarını, gelenekleri tekrar yaşatmak, dün olmadan bugün, bugün olmadan yarın olamayacağı için onları yeni nesillere tanıtmak gerektiğine inanıyor. Bunu yaparken geçmişe özlem içinde düne takılı kalmadan, büyük emeklerle tarihsel süreçte gelişmiş desenlerin, formların deforme edilmeden kullanılmasını vurguluyor; yanlış restorasyonlara dikkat çekmek için, yeni formlar üzerinde desenleri yorum getirmeden kullanıyor.
Aydan Birdevrim'in, 'Zamana Yolculuk' ismini verdiği ve 5 ocak - 5 şubat 2016 tarihleri arasında Gölcük Belediyesi Sanat Galerisi'de sanatverserlerle buluşan sergisinde, eserlerin ana temasını Anadolu kapı tokmakları, minyatürler, çeşitli dönemlere ait çiniler ve gelenekler oluşturuyor.
1981'de beri seramik sanatıyla, son yıllarda da camla uğraşmakta olan sanatçı, camın transparan ve yalın görünüşüne karşın soğuk görünümünden kurtarmak için onu Osmanlı desenleriyle bütünleştirmeye çalışıyor. Böylelikle sıcak ve soğuk dengeyi sağlayarak, camın şeffaflığında desenleri görmek istiyor. Sanatçı, seramik eserlerinde eski ahşaplar, paslı demirler ve zincirlerle birlikte kilitler kullanarak, kapı tokmağının kendi özünü vurguluyor. Kapı tokmaklarının kendine özgü dilini eserlerinde gizemli mesajlar vererek, Anadolu insanının anlatmak istediği ince detayları, inançlarını, korkularını sosyal ve ekonomik yönünü gizemli bir şekilde kapılara yansıtmış olduğu duyarlılığı seramik ve camda yeni formlarda yaşatıyor.
Aydan Birdevrim, eğitimci ve sanatçı olarak kaybolmuş ya da kaybolmaya yüz tutmuş eserleri, el sanatlarını, gelenekleri tekrar yaşatmak, dün olmadan bugün, bugün olmadan yarın olamayacağı için onları yeni nesillere tanıtmak gerektiğine inanıyor. Bunu yaparken geçmişe özlem içinde düne takılı kalmadan, büyük emeklerle tarihsel süreçte gelişmiş desenlerin, formların deforme edilmeden kullanılmasını vurguluyor; yanlış restorasyonlara dikkat çekmek için, yeni formlar üzerinde desenleri yorum getirmeden kullanıyor.
Aydan Birdevrim'in, 'Zamana Yolculuk' ismini verdiği ve 5 ocak - 5 şubat 2016 tarihleri arasında Gölcük Belediyesi Sanat Galerisi'de sanatverserlerle buluşan sergisinde, eserlerin ana temasını Anadolu kapı tokmakları, minyatürler, çeşitli dönemlere ait çiniler ve gelenekler oluşturuyor.
1981'de beri seramik sanatıyla, son yıllarda da camla uğraşmakta olan sanatçı, camın transparan ve yalın görünüşüne karşın soğuk görünümünden kurtarmak için onu Osmanlı desenleriyle bütünleştirmeye çalışıyor. Böylelikle sıcak ve soğuk dengeyi sağlayarak, camın şeffaflığında desenleri görmek istiyor. Sanatçı, seramik eserlerinde eski ahşaplar, paslı demirler ve zincirlerle birlikte kilitler kullanarak, kapı tokmağının kendi özünü vurguluyor. Kapı tokmaklarının kendine özgü dilini eserlerinde gizemli mesajlar vererek, Anadolu insanının anlatmak istediği ince detayları, inançlarını, korkularını sosyal ve ekonomik yönünü gizemli bir şekilde kapılara yansıtmış olduğu duyarlılığı seramik ve camda yeni formlarda yaşatıyor.
20 Kasım 2015 Cuma
Déjà vu
![]() |
| Elif Aydoğdu Ağatekin |
Déjà vu; Anadolu Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi ve Muğla Üniversitesi’nden 8 genç akademisyenin [Elif Aydoğdu Ağatekin, Mustafa Ağatekin, Kaan Canduran, Tuğrul Emre Feyzoğlu, Vedat Kacar, Burcu Öztürk Karabey, Mürşit Cemal Özcan ve Kadir Sevim] eserlerinden oluşuyor..
Serginin ana teması Déjà vu, yaşanılan bir olayı daha önceden yaşamışlık veya görülen bir yeri daha önceden görmüş olma duygusu. Anı daha önceden yaşamışlık hali.
Sergiye katılan sanatçılar için de aslında bu yeniden biraraya geliş durumu temanın oluşumunu sağlıyor. Bu bağlamda, sergide yer alan eserler, geçmişten bugüne bu duygunun perspektifinde bir açılım sağlayıp izleyicilerle buluşuyor.
Elif Aydoğdu Ağatekin
1977'de Ankara’da doğdu. TED Ankara Koleji’nde lise eğitimini tamamladıktan sonra 2000’de Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü Seramik Ana Sanat Dalı’nda 2002’de; Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Seramik Anasanat Dalı’ında Sanatta Yeterlilik programını da 2012'de tamamladı. Atık seramikleri kullanarak biçimlendirdiği kavramsal ve politik içerikli eserleriyle yurtiçi ve dışında bir çok etkinliğe katıldı. İki kişisel sergi açtı. Alanında 5 ödül sahibi olan, farklı müze ve koleksiyonlarda eserleri bulunuyor. Halen Birecik Şeyh Edibali Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümü’nde Yardımcı Doçent olarak görev yapıyor.
29 Ekim 2015 Perşembe
Ünal Cimit'i Anma Sergisi
“Seramik yapımı için gerekli tüm kil ve mineraller Anadolu toprağında dopdolu... Özellikle boraks ve türevleri yönünden dünyanın en zengin ülkesi Türkiye’dir... Ondandır Anadolu insanı evrende seramik tutkusuna ilk tutulan insanlardandır... Böyle güzel topraklara borcumuzu, onları daha iyi değerlendirerek, daha güzel yapıtlar vererek ödemeliyiz... Çalışmalarımda özenle dikkat ettiğim nokta tümüyle yerli malzeme kullanmaktır. Çanaklarımda bu daha belirgin vurgulanır. Rölyef ve heykellerimde aynı olguya, kişiyi yorumlamayı da ekliyorum. Sevinçler üzüntüler coşkular, sevgiler bazen iç içe, bazen yan yana benim için. Bir çanak, bir rölyef veya bir heykel bir şiir olmalı.” [Ünal Cimit ]
[KanalKultur] - 17 kasım - 6 aralık 2015 tarihleri arasında "Ünal Cimit'i Anma Sergisi" isimli seramik sergisi, Galeri Selvin 2'de sanatseverlerle buluşuyor.
Ünal Cimit (1934-1993)
1934’de Karadeniz Ereğli’de doğdu. İlk ve orta eğitimini Ereğli’de, lise eğitimini Bursa Ziraat Lisesi’nde tamamladı.
Liseden sonra 1952 de başladığı Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü'nde, üç yıl Halil Dikmen ve Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyelerinde öğrenim gördü.
Daha sonra Avrupa’ya gitti. Üç sömestr Offenbach/Main Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu’na devam etti.
Ardından Höhr Grenzhausen Staatliche Keramische Schule’ye geçti. Buradaki eğitimini üstün başarı diploması ile bitirerek, bir süre heykeltraş Fr. Schmit Rueter’in asistanlığını yaptı.
[KanalKultur] - 17 kasım - 6 aralık 2015 tarihleri arasında "Ünal Cimit'i Anma Sergisi" isimli seramik sergisi, Galeri Selvin 2'de sanatseverlerle buluşuyor.
Ünal Cimit (1934-1993)
1934’de Karadeniz Ereğli’de doğdu. İlk ve orta eğitimini Ereğli’de, lise eğitimini Bursa Ziraat Lisesi’nde tamamladı.
Liseden sonra 1952 de başladığı Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü'nde, üç yıl Halil Dikmen ve Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyelerinde öğrenim gördü.
Daha sonra Avrupa’ya gitti. Üç sömestr Offenbach/Main Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu’na devam etti.
Ardından Höhr Grenzhausen Staatliche Keramische Schule’ye geçti. Buradaki eğitimini üstün başarı diploması ile bitirerek, bir süre heykeltraş Fr. Schmit Rueter’in asistanlığını yaptı.
10 Temmuz 2015 Cuma
Gelenek / Bellek: Ferhan Taylan Erder ve Hıdırellez'in Seramik Kiliyle Tasarımı
![]() |
| © Ferhan Taylan Erder'in 'Gelenek / Bellek' isimli seramik sergisinden [5 – 23 mayıs 2011; Galeri Selvin, Arnavutköy Dere Sok. No:3, Arnavutköy, Beşiktaş - İstanbul; Tel.: (0212) 263 74 81] |
Uçurtmaların rüzgarda salındığı, dileklerin, çakıl taşları üzerine yazılıp gül ağacı altına bırakıldığı, doğum / yaşam simgesi renkli yumurtaların yeşillik arasına saklandığı, doğanın toprakla yeniden canlanma enerjisinin paylaşıldığı şarkılı, oyunlu şenlikler..." Ferhan Taylan Erder ["Gelenek / Bellek" sergisi]
1968 Roma Siyasal Bilgiler Fakültesi, İletişim Bilim ve Teknikleri Bölümünü bitiren Ferhan Taylan Erder, 1959 yılında kurulan Taylan Seramik Fabrikasında seramik kilini görsel tasarım ve sanat malzemesi olarak benimsedi. 1985 yılı İtalya Gualdo Tadino Uluslararası Büyük ödülünün sahibi. Faenza Uluslararası Sanat Seramiği sergisine katıldı..
Sanatçı neden seramik yaptığını şu cümlelerle anlatıyor:
29 Ekim 2013 Salı
Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn-i Sultan Süleyman Han, Seramiğe Konu Oldu
Hayatı ve eserleri hakkında henüz yeterli bilgi bulunmuyor. Aynı zamanda nesih yazı stilinde değişiklikler yapan, divanî yazı stilinde önde gelen isimler arasında yer alan ünlü bir hattat. Kendine has üslubuyla, eserlerinde var olan minyatürlerle bir döneme görsel olarak da ayna tutuyor. Eserlerinde yeryüzünün kuşbakışı görünümünü resmediyor. Buna karşın şekilleri tepeden değil, sanki karşıdan görüyormuş gibi çiziyor. Bu resimlerde kuş ve tavşan gibi hayvanlar olsa da insanlar asla belirmiyor. Şehirlerdeki binalar tek tek seçilebiliyor.[*]
Matrakçı, Mecmaü't-Tevârih adıyla Taberî Tarihi'ni Türkçe'ye çevirmiş. Kanuni Sultan Süleyman'ın Irak seferini "Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn-i Sultan Süleyman Han" ismiyle kaleme almış. Bilinen kitapları arasında Cemâlü'l-Küttâb, Kemâlü'l- Hisâb, Umdetü'l-Hisâb, Mecmaü't-Tevârih, Süleymannâme, Fetihname-i Karabuğdan, Beyan-ı Menazil-i Sefer-ul Irakeyn ve Tuhfet-ul Guzat bulunuyor.
16 Ekim 2013 Çarşamba
Aydan Birdevrim: Anadolu Kapı Tokmakları ve Bu Formlardan Yola Çıkarak Üretilen Çağdaş Seramik Formlar
[© Aydan Birdevrim - KanalKultur] - Mimarlık yapısı sadece üstü örtülmüş duvarlarıın hapsettiği barınacak yer değildir. Birtakım yollara başvurularak daha hareketli, daha yaşamı güzelleştirecek biçimlere ulaştırılabilir. Bunun çeşitli örneklerinden biri de kapı tokmaklarıdır.
Kapıyı çalıp ziyareti evdekilere haber vermeye, tutup çekerek kapatmaya yarayan halka ve tokmaklar; yalnızca fonksiyonlarıyla değil, estetik değerleri bakımından da bir devrin sanat görüşünü, anlayışını dile getiren eserlerdir.
Tokmak adını verdiğimiz aksam, belirttiğimiz gibi ses duyurmada kullanılır.
Tek parçadan oluşan tokmak, köçek adı verilen bağlantı halkası ile kapıya takılır.
Tokmağın altında ayna dediğimiz süsler bulunmaktadır. Bazen de tokmak olduğu gibi takılır.
Tokmak kolu vurulduğunda ses çıkarılması için alt ucunda yine kanat tahtasına çakılmış bir kabaraya vurulur.
Kapı kanatları üzerinde yardımcı unsur olarak görev alan halkalar, yuvarlak bir halka aynasının ortasına çakılır. Bunların da tokmak yerine geçen çeşitleri vardır. Bu halkalara şakşak veya çekecek de denilmektedir.
Tokmaklardaki Figürlerin Kökeni
Kapı tokmaklarının her biri değişik biçimlerde yapılmış olup üzerlerinde kartal, kuş, yılan, ejder gibi hayvan şekilleri, insan ve Medusa figürleri, stilize edilmiş bitki motifleri ile birlikte geometrik desenler bulunmaktadır.
Bu figürler zaman içinde değişime uğramışlar, Müslümanlığın kabulünden sonra hayvan ve insan tasvirleri azalmaya başlamış bir süre sonra da yok olarak yerlerini sade şekillere, halkalara, oval ve yuvarlak formlara bırakmışlardır.
Bütün bunların tesadüf olmadığı insanların inanışları ve töreleri doğrultusunda geliştiği ortadadır.
Türk sanatının geçirdiği evrimlere bakıldığında pazarlık, şibe, karakol ve katanda kurganlarından çıkan bulgulardan göçer Hunların günlük hayatta kullandıkları eşyaların üzerine resim ve kabartmalar yaptıkları görülmektedir. Yaşam şekillerinden dolayı bunlar hayvan ve bitki figürlerinden oluşmaktadır. Bunun bir nedeni de batıl inanışlarının olmasındandır. Maddi yaşantılarının dışında manevi değerlere bağlanırlar ve bu değerlere ancak sihir ve tılsımla ulaşabileceklerini sanırlardı. Kuvvetli bir hayvana ait biçimlendirilmiş nesneyi üzerlerinde veya yakınlarında bulundurmakla o kuvvetin kendilerine geçmesini ümit ediyorlardı. O yüzden İç-Asyalı sanatçı için işlenecek en popüler konu hayvan uslubuydu.
Kapıyı çalıp ziyareti evdekilere haber vermeye, tutup çekerek kapatmaya yarayan halka ve tokmaklar; yalnızca fonksiyonlarıyla değil, estetik değerleri bakımından da bir devrin sanat görüşünü, anlayışını dile getiren eserlerdir.
Tokmak adını verdiğimiz aksam, belirttiğimiz gibi ses duyurmada kullanılır.
Tek parçadan oluşan tokmak, köçek adı verilen bağlantı halkası ile kapıya takılır.
Tokmağın altında ayna dediğimiz süsler bulunmaktadır. Bazen de tokmak olduğu gibi takılır.
Tokmak kolu vurulduğunda ses çıkarılması için alt ucunda yine kanat tahtasına çakılmış bir kabaraya vurulur.
Kapı kanatları üzerinde yardımcı unsur olarak görev alan halkalar, yuvarlak bir halka aynasının ortasına çakılır. Bunların da tokmak yerine geçen çeşitleri vardır. Bu halkalara şakşak veya çekecek de denilmektedir.
Tokmaklardaki Figürlerin Kökeni
Kapı tokmaklarının her biri değişik biçimlerde yapılmış olup üzerlerinde kartal, kuş, yılan, ejder gibi hayvan şekilleri, insan ve Medusa figürleri, stilize edilmiş bitki motifleri ile birlikte geometrik desenler bulunmaktadır.
Bu figürler zaman içinde değişime uğramışlar, Müslümanlığın kabulünden sonra hayvan ve insan tasvirleri azalmaya başlamış bir süre sonra da yok olarak yerlerini sade şekillere, halkalara, oval ve yuvarlak formlara bırakmışlardır.
Bütün bunların tesadüf olmadığı insanların inanışları ve töreleri doğrultusunda geliştiği ortadadır.
Türk sanatının geçirdiği evrimlere bakıldığında pazarlık, şibe, karakol ve katanda kurganlarından çıkan bulgulardan göçer Hunların günlük hayatta kullandıkları eşyaların üzerine resim ve kabartmalar yaptıkları görülmektedir. Yaşam şekillerinden dolayı bunlar hayvan ve bitki figürlerinden oluşmaktadır. Bunun bir nedeni de batıl inanışlarının olmasındandır. Maddi yaşantılarının dışında manevi değerlere bağlanırlar ve bu değerlere ancak sihir ve tılsımla ulaşabileceklerini sanırlardı. Kuvvetli bir hayvana ait biçimlendirilmiş nesneyi üzerlerinde veya yakınlarında bulundurmakla o kuvvetin kendilerine geçmesini ümit ediyorlardı. O yüzden İç-Asyalı sanatçı için işlenecek en popüler konu hayvan uslubuydu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













