Bu Blogda Ara

Galeri İlayda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galeri İlayda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Haziran 2016 Salı

Summer Collective II

Ardan Özmenoğlu - Ya Pehlivan | Oil Wrestler,
Post-it notlar üzeri karışık teknik | Mixed media on post-it notes,
82 x 150 x 5 cm., 2011
@kanalkultur - Galeri İlayda, 23 haziran – 18 eylül 2016 tarihleri arasında “Summer Collective II” isimli grup sergisine ev sahipliği yapıyor.

Sergide, Ardan Özmenoğlu, Atilla Galip Pınar, Aysel Alver, Barış Cihanoğlu, Caner Şengünalp, Damla Özdemir, Derya Özparlak, Didem Yağcı, Gazi Sansoy, Kerim Yetkin, Mehmet Turgut, Nurdan Likos ve Özcan Uzkur’un işleri izlenebilir.

Ardan Özmenoğu, geçtiğimiz aylarda, ilk müze sergisini Almanya, Hagen'deki Osthaus Müzesi'nde “Made in Istanbul” sergisiyle açan ve hayli ilgi ile karşılanan sanatçı, Türk Serisi’nden yapıtlarıyla sergide. Alışılmış kalıpların dışında özgün, orijinal fikir ve tekniği ile göz dolduran ender çağdaş sanatçılardan olan Ardan Özmenoğlu, özgün baskı tekniğiyle buluşturduğu post-it notlar ile yarattığı eserleri, cam heykelleri, neon kullanarak ürettiği eserleri ve enstalasyonlarıyla tanınıyor.
.
Atilla Galip Pınar, son dönem eserlerinde de, geçmişten günümüze süregelen varoluş karşısında insanın çaresizliğini, yalnızlığını, tedirginliğini, tutsaklığını, doğayla ilişkisini temel alarak yansıtmaya odaklı kavramsal altyapıya sadık kalıyor. Bununla birlikte, eserlerde kullanılan renklerde dengeli bir sadeleşme farkediliyor. Form ve imgelerde ise girift yapı artarak sürerken, doğada yer alan hayvan ve insan figürleriyle birlikte resmedilen düşsel varlıklarla kendini gösteren bir kişiselleşme göze çarpıyor.

1 Haziran 2016 Çarşamba

Didem Yağcı - Self Connection | İçsel Temas

Didem Yağcı - Michelle, tuval üzerine kumaş katmanları,
keçe ve mürekkep | Multi-layered fabrics,
felt and ink on canvas, 170 x 135 cm.
@kanalkultur - Didem Yağcı, Self Connection | İçsel Temas adını verdiği ve özellikle 'Kadın' figürünüön plana çıkardığı sergisiyle 18 mayıs – 19 haziran 2016 tarihleri arasında Galeri İlayda’da sanatseverlerle buluşuyor.

Sergide yer alan eserlerinde kumaşlardan, eski kitapların sayfalarından ve doğal keçeden faydalanan sanatçı, Şems-i Tebrizi’nin 'Ne yöne gidersen git, çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.' sözünden yola çıkıyor ve kişinin içine yaptığı yolculuğu betimliyor.

Özellikle 'Kadın' figürü üzerindeki dramatik etkileşimleri içselleştirerek ön plana çıkaran Didem Yağcı, insanın diğer canlı ve cansız nesnelerden farkının; düşünceleri, duyguları, bilinci, korkuları, endişeleri, içgüdüleri ve istekleri olması gerçeğinden yola çıkarak, evrende -insan denen varlığın -ona tahsis edilmiş bir beden aracılığıyla- deneyimlediği hislere vurgu yapıyor.

Çalışmalarında, felsefi ve sanatsal anlamda edindiği farklı bakış açılarını yenilikçi, yaratıcı bir şekilde dönüştürüp yeni formlar meydana getirirken, görsel kompozisyon, farklı malzeme kullanımı ve renk dengesi arasındaki ilişkiye özel bir önem veriyor. Bu yaklaşımıyla resim sanatının algısının geleneksel yollarını değiştirmeyi amaçlıyor.

13 Kasım 2015 Cuma

Galeri İlayda Contemporary Istanbul’da!

Özcan Uzkur - İnsanlığın Sonu Serisi 1 |
The End of Humanity Series 1,
karışık teknik | mixed media,  100x70 cm., 2015
[KanalKultur] - 10.’su organize edilen Contemporary Istanbul, 12 - 15 kasım 2015 tarihleri arasında İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı ve yanındaki İstanbul Kongre Merkezi'nde gerçekleştiriliyor.

Contemporary Istanbul,  İstanbul’u geniş bir sanat izleyicisi kitlesinin odak noktası yapıyor.

Contemporary İstanbul 2015’e Galeri İlayda, Lütfi Kırdar Rumeli Salonu A2-405 no’lu standında Atilla Galip Pınar, Caner Şengünalp, Damla Özdemir, Derya Özparlak, Gazi Sansoy, Nurdan Likos, Kerim Yetkin, Mehmet Turgut ve Özcan Uzkur’un Contemporary Istanbul 2015 için özel olarak hazırladıkları eserlerle katılıyor.

Atilla Galip Pınar, eserlerinde varoluş karşısındaki bilgisizliğinin, geçiciliğinin, çaresizliğinin, yalnızlığının ve tutsaklığının farkına varan birey, tedirgin bir ruh haline bürünür ve bu farkındalıkla derin bir yabancılaşmayla yüzleşiyor.. Bu bağlam, sanatçının eserlerinin kavramsal altyapısını oluşturuyor. Yapıtlarında, çoğunlukla bir kutuyu andıran iç mekanlarda, dönüşen insanlar, bağıran, ürkmüş hayvanlar, girift dallar, kökler, ağaçlar… vs. bu altyapıyla örtüşecek şekilde tasvir ediliyor.. Sonuçta, kaotik bir uyumun egemen olduğu, ontolojik düşünce katmanlarından oluşan, güçlü eserler ortaya çıkıyor. Resimlerinde çoğunlukla kendi iç yolculuğunun ve varoluş sorgulamalarının yansımalarını izleyiciyle paylaşıyor. İnsan ve doğa ilişkisini temel alan, duygusal anlamda loş olarak tanımlanabilecek fakat bütünüyle pesimist  olmayan  bir yaklaşımın görüldüğü eserler, özellikle günümüz insanının maddeselliğe indirgenmiş genel bilinç düzeyine eleştiriler yöneltiyor.

Caner Şengünalp, heykeli insan yaşamını süslemek için değil, değiştirmek ve bilgi aktarımını sağlamak için yapan sanatçı, uygulamalarını bu yönde tasarlıyor. Özellikle kentsel mekanlar için heykeli bir mekan kurucu öğe olarak üretir ve mekânsal bağlamın taşıdığı anlamı sorgulayarak, izleyicinin yapıtın aktif bir tamamlayıcısı olmasına, mekânsal belleğin yapıtın oluşum sürecine katılmasına dikkat ediyor. “Maket” ölçeğine indirgenmiş figürler, büyük bir tiyatro sahnesi gibi düşünülen, her gün daha da büyüyen ve dönüşen İstanbul’un birer aktörleri olarak bu dev sahnede yerlerini alıyor.

23 Haziran 2015 Salı

Summer Collective

Atilla Galip Pınar - '12'ye 5 kala',
tuval üzeri akrilik | acrylic on canvas, 135 x 90 cm, 2015
Galeri İlayda 1 temmuz – 30 ağustos 2015 tarihleri arasında "Summer Collective" isimli grup sergisine ev sahipliği yapıyor.

Barış Cihanoğlu, Damla Özdemir, Atilla Galip Pınar, Ardan Özmenoğlu, Kerim Yetkin, Gazi Sansoy, Nurdan Likos, Özcan Uzkur, Aysel Alver, Caner Şengünalp ve Derya Özparlak’ın işlerinin yer aldığı sergide, sanatçıların son dönem işleri izlenebilir.

Barış Cihanoğlu, evrensel temaları kişisel üslubu ile irdeleyerek sanatına sürekli yenilikler katan, üretkenliği ve yaratıcılığı ile izleyenleri şaşırtmaya devam eden bir sanatçı olarak bu sene ilk defa tuval dışı bir yüzey üzerinde ürettiği resimleri ile izleyici karşısına çıkmıştı. Ali Gradiva Şimşek’in "Bölünemeyen Ayrılık" makalesinde kalame aldığı gibi "Sanatçı, uzun bir süreçte alt yapısını oluşturduğu yeni eserlerinde, yakarak kömürleştirdiği ahşapları tuvale dönüştürüyor, bu çalışmalarında yanmış ahşabın yüzeyi üzerinde oluşan isli siyah renk ve yanma sonucu belirginleşen dokular resimlerinin alt yapısını oluşturuyor. Resimlerinde siyah renk olarak görülen alanlar, yakılan ahşabın kömürleşmesi sonucu elde edilirken, figürlerin diğer kısımları yağlıboya tekniği ile renklendirilerek oluşturulmuş." Sanatçının hem ahşap hem tuval resimlerinde son yıllarda uyguladığı "kaymalar" ve sıra dışı "çekilmeler" sergilenen eserlerde görebileceksiniz. Figürlerin, sadece baş kısımlarından belirli bir yöne doğru çekilmeleri, geçen zaman ile birlikte insanın mental dönüşümüne işaret ediyor.

Damla Özdemir "Küçük Sabotaj" serisinde yer alan, sanatçının üç boyutlu & çok katmanlı kolajları ve geleneksel kolajları ile asamblaj çalışmalarının yer aldığı eserleri sergide görülebilen işler arasında… Marcus Graf sanatçıyı ve yeni eserlerini şöyle yorumluyor : "Kişisel hikayeleri sosyo-politik meselelerle harmanlayan, düşünsel anlamda sofistike ve zarif parçalar üretirken biçim ve içerik dengesini korumayı başaran Damla Özdemir'in çalışmaları mükemmel bir çağdaş sanat örneği. Ayrıca, günümüzün karmaşıklığına tepki olarak seçtiği metot olan kolaj sanatındaki ustalığı da Özdemir'in işlerinin bir başka güçlü yanı. Bu sanatsal yöntemin çoğulcu ve eklektik karakterini, kopuk parçalardan oluşan ve sürece yönelmiş dünyamıza bir tepki olarak nasıl kullanacağını da çok iyi biliyor. Son yıllardaki çalışmalarında dikkati çeken şey, bazı parçaların yüzeyden yükselerek üç boyutlu bir etki yaratması ve böylece çalışmanın bütününü rölyef gibi bir karaktere bürümesi."

1 Mayıs 2015 Cuma

Ardan Özmenoğlu - Değmesin Yağlıboya | Watch Out

Ardan Özmenoğlu - Rögarın Altındakiler (İstanbul)
 | Down in The Sewer (Istanbul),
Post-it notlar üzeri karışık teknik | Mixed
media on post-it papers, 120 x 90 x 5 cm., 2015 
Alışılmış kalıpların dışında özgün, orijinal fikir ve tekniği ile göz dolduran ender çağdaş sanatçılardan olan Ardan Özmenoğlu 17 nisan - 17 mayıs 2015 tarihleri arasında “Değmesin Yağlıboya | Watch Out”  isimli solo sergisiyle Galeri İlayda’da sanatseverler ile buluşuyor.

Ardan Özmenoğlu özgün baskı tekniğiyle buluşturduğu post-it notlar ile yarattığı eserleri ve enstalasyonlarıyla tanınıyor. Özmenoğlu kendisiyle özdeşleşen neon ve kavramsal işleriyle, bu sergide sanatseverlerin karşısına sergiye adini verdigi neon isi ve ve yeni çalışmaları ile çıkıyor.

Serginin adı, “Değmesin Yağlıboya” Gırgır dergisinin bir zamanlar en ünlü karakteri En Kahraman Rıdvan’dan sıkça rastladığımız bir replik, halk dilinde bir şey taşınırken kalabalıktan hızlı geçilmesi gerekiyorsa söylenen söz ve Barış Manço’nun değerli plaklarından biri; yedinci albümü. Sergiyle ayni ismi taşıyan eser, Barış Manço’nun aynı adlı albümüyle aynı karakterde yazıldı. Sergi bunlardan referans alıyor ama gerçekliğinde bir sanat görüsü var. Bu sanatta çokça rastladığımız, özellikle ressamların yağlıboya tablolarında önem verdiği ve eseri taşırken çokça söylediği, bütün bu anlamlarından çok başka bir yaklaşım. Aynı zamanda çağdaş sanatçıların günümüzdeki bir tutumu!

27 Mart 2015 Cuma

Atilla Galip Pınar - Öz | Essence

Atilla Galip Pınar - Hafıza | Memory,
tuval üzeri akrilik | acrylic on canvas, 135 x 90 cm., 2015
[KanalKultur] - Galeri İlayda, 6 mart – 12 nisan 2015 tarihleri arasında, Atilla Galip Pınar'ın 'Öz | Essence' adlı 4. kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor.

Sanatçı, son bir yıl içerisinde ürettiği resimlerinden oluşan sergisinde, çoğunlukla kendi iç yolculuğunun ve varoluş sorgulamalarının yansımalarını izleyiciyle paylaşıyor.

İnsan ve doğa ilişkisini temel alan, duygusal anlamda loş olarak tanımlanabilecek fakat bütünüyle pesimist olmayan bir yaklaşımın görüldüğü eserler, özellikle günümüz insanının maddeselliğe indirgenmiş genel bilinç düzeyine eleştiriler yöneltiyor.

Sanatçıya göre, belki her dönemden daha karmaşık bir karanlığın içerisinde debelenen insanoğlu maddesellikle avunmakta, kısa ömrünü daha da anlamsızlaştırmaktadır.

Kaosun, kısırdöngünün, kötülüğün alabildiğine hüküm sürdüğü günümüz dünyasında insanın yaşam dengesini sürdürebilmesi ise ancak öz-gerçekliğine doğru yönelmesiyle bir nebze mümkün olabilir. Fakat kişinin yapacağı bu yolculukta karşılaşacağı 'şey' muhtemelen beklediği saflıkta ve iyilikte olmayacaktır.

Atilla Galip Pınar, yapıtlarının merkezinde, her zaman olduğu gibi düşünceye ve sorgulamaya, resim dilini ıskalamadan yer veriyor.

* * *

Gallery İlayda will be hosting Atilla Galip Pınar’s 4 th solo show “Essence” between March 6 th- April 12th, 2015.

In his exhibition, which is composed of the paintings that has been created in last one year, the artist is sharing, mostly the reflections of his internal journey and his questioning the existence, with the art viewers.

17 Şubat 2015 Salı

Damla Özdemir - Küçük Sabotaj | Minor Sabotage

Damla Özdemir - Denizden Gelen | From The Sea,
Ahşap ve Fine Art Baskı - 3 Boyutlu Kolaj | Wood
and Fine Art Print - 3 Dimensional Collage,
113 x 170 x 5 cm., 2014
Damla Özdemir - “Küçük Sabotaj | Minor Sabotage”,  adlı solo sergisiyle  5 şubat  - 1 mart 2015; Gallery İlayda'da sanatseverlerle buluşuyor.

Marcus Graf sanatçıyı ve yeni eserlerini şöyle yorumluyor:

“Kişisel hikayeleri sosyo-politik meselelerle harmanlayan, düşünsel anlamda sofistike ve zarif parçalar üretirken biçim ve içerik dengesini korumayı başaran Damla Özdemir'in çalışmaları mükemmel bir çağdaş sanat örneği. Kendisini bir feminist olarak tanımlamasa da, külliyatı - kadınların erkek egemen toplumlardaki statükosuyla ilgili kendi kritiğiyle - feminist eleştiriye paralel özellikler gösteriyor. Bunu yaparken kesinlikle sıkıcı bir politik kavramcılığa veya didaktik bir anlatıma yönelmiyor; bunun yerine ironi ve güzelliğin çekici bir estetik görünüm yarattığı sanatsal biçimler sunuyor. Özdemir'in çalışmalarının en güçlü yanlarından biri bu. Ayrıca, günümüzün karmaşıklığına tepki olarak seçtiği metot olan kolaj sanatındaki ustalığı da Özdemir'in işlerinin bir başka güçlü yanı. Bu sanatsal yöntemin çoğulcu ve eklektik karakterini, kopuk parçalardan oluşan ve sürece yönelmiş dünyamıza bir tepki olarak nasıl kullanacağını da çok iyi biliyor. Son yıllardaki çalışmalarında dikkati çeken şey, bazı parçaların yüzeyden yükselerek üç boyutlu bir etki yaratması ve böylece çalışmanın bütününü rölyef gibi bir karaktere bürümesi.

17 Ekim 2014 Cuma

Barış Cihanoğlu - Kül | Ash

Barış Cihanoğlu, "Dönüşüm | Transformation",
yanmış ahşap üzeri yağlı boya,
200 x 200 x 2 cm., 2014
[KanalKultur] - Barış Cihanoğlu, 23 ekim - 30 kasım 2014 tarihleri arasında "Kül | Ash" isimli 16. solo resim sergisiyle Gallery İlayda'da sanatseverlerle buluşuyor.

Daha önceki sergilerinde tuval üzerine yaptığı figüratif eserleri ile tanınan sanatçı "Kül" isimli yeni sergisi ile ilk defa tuval dışı bir yüzey üzerinde ürettiği resimleri ile izleyici karşısına çıkıyor. Sanatçı, uzun bir süreçte alt yapısını oluşturduğu yeni eserlerinde, yakarak kömürleştirdiği ahşapları tuvale dönüştürüyor, bu çalışmalarında yanmış ahşabın yüzeyi üzerinde oluşan isli siyah renk ve yanma sonucu belirginleşen dokular resimlerinin alt yapısını oluşturuyor. Resimlerinde siyah renk olarak görülen alanlar, yakılan ahşabın kömürleşmesi sonucu elde edilirken, figürlerin diğer kısımları yağlıboya tekniği ile renklendirilerek oluşturulmuş. Sanatçı, altı farklı aşamadan geçirerek ürettiği sıra dışı eserlerini yaklaşık bir yıllık bir çalışma sonucunda tamamlamış.

Cihanoğlu "Kül" isimli yeni sergisinde, ahşaplarda ki yanma sonrasında külleşmiş yüzey üzerine yaptığı yeni resimleri ile bir anlamda küllerinden yeniden varolma sürecine de gönderme yapıyor.

Sanatçı resimlerinde son yıllarda uyguladığı "kaymalara" ve sıra dışı "çekilmelere" bu serisinde de devam ediyor. Figürlerin, sadece baş kısımlarından belirli bir yöne doğru çekilmeleri, geçen zaman ile birlikte insanın mental dönüşümüne işaret ediyor.

Sanat yazarı, Özcan Türkmen, sanatçı ve eserleri için şöyle bir saptamada bulunuyor: "Son eserlerinde Barış Cihanoğlu, farklı yasalarla işleyen bir evrenin kapısını açmış oldu bizlere. Sanat bilinci, şayet bir parça zahmetle buluşursa, bu evren karşısında heyecan duyacak ve onun yasalarına, iç yüzüne dair kendine sorular soracaktır."

Barış Cihanoğlu, "Gelin Damat | Bride Groom",
yanmış ahşap üzeri yağlı boya,
183 x 80 x 2 cm., 2014
* * *

Galeri İlayda will be hosting Barış Cihanoğlu's solo show "Ash" between October 23rd , November 30th, 2014.

One of the accomplished contemporary artists of the young generation, Barış Cihanoğlu will be holding his new show in Gallery Ilayda between the dates October 23rd – November 30th. Renowned for his figurative works on canvas from his previous exhibitions, the artist will present for the first time his absorbing works created on something other than canvas in his new show "Ash". The new works are based on the result of a long process: Cihanoğlu burns and carbonizes wood, turning it into his working surface – the fumed black color and the textures that result on the burnt wood surface are then used as a foundation for his paintings. While the black areas in the paintings are the results of such carbonization, other areas are painted with oil colors. The products of a six stage process, these unusual works were created in the course of a year.

With this series, Cihanoğlu proceeds with the shifts and stretches he's been applying to his paintings over the last few years.

The fact that it's only the heads of the figures that are pulled and stretched, points out the incapability of a person to stay the same as time passes, and the mental transformation that takes place.

The art writer Özcan Türkmen makes the following statement concerning the artist and his works: "In his most recent works, Barış Cihanoğlu opens the doors of a universe that obeys different laws. When artistic consciousness meets a piece of effort, it will be thrilled by this universe and ask itself questions about its laws and the real truth behind it."

Barış Cihanoğlu

1975'te Ankara'da doğdu. 1997'de yılında kendi resim atölyesini kurdu. 1999 yılında Hacettepe Üniversitesi Resim Bölümü'nden mezun oldu.

1999'da Hacettepe Üniversitesi Mezuniyet Sergisi Resim Bölümü, Başarı Ödülü'nü (Ankara); 2004'te TJK 6. Resim Yarışması Sergisi İkincilik Ödülü'nü (İstanbul); 2005'te Polonya Karikatür Yarışması'nda "sergileme"yi (Polonya); 2006'da Rh+ Sanat Dergisi "Yılın Genç Ressamı 2005 finalisti ödülü"nü (İstanbul); 2006'da Adana Çukurova Üniversitesi Resim Yarışması Birincilik Ödülü'nü (Adana), Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Resim Yarışması İkincilik Ödülü'nü (Maraş), Evin Sanat Galerisi 1 .Nuri İyem Resim Yarışması Jüri Özel Ödülü'nü (İstanbul), Art Academi Resim Yarışması Jüri Özel Ödülü'nü (İstanbul), Ankara Art Forum Resim Yarışması Birincilik Ödülü'nü (Ankara); 2008'de Evin Sanat Galerisi 3. Nuri İyem Resim Yarışması Jüri Özel Ödülü'nü (İstanbul) aldı. [KanalKultur]

Barış Cihanoğlu - Kül | Ash / 23 ekim – 30 kasım 2014; Galeri İlayda, Hüsrev Gerede Cad. No:37, Teşvikiye - 34330 İstanbul; Tel.: 0.212.227 92 92 

12 Eylül 2014 Cuma

Gazi Sansoy - Pop

[KanalKultur] - Galeri İlayda,7 Ağustos – 28 Eylül 2014 tarihleri arasında Gazi Sansoy'un "Pop" isimli solo sergisini Zorlu Center PSM Sanat Galerisi [34340, Beşiktaş, İstanbul] alanında gerçekleştiriyor.

Rönesans resminde soylu ve güçlü sınıflara karşı eleştiri ve karikatürizasyonla da karşılaşırız. Sanatçılar, resimlerinde iktidar sahibi ailelerin şatafatlı yaşamlarını daha da abartılı ve biraz da hicivli resmederek yumuşak tonlu eleştirilerde bulunurlar. Bu, Sansoy'un, Rönesans sanatçıları ile buluştuğu zaman-ötesi bir noktadır. Sansoy, sözkonusu eserlere resimsel değerleri açısından büyük hayranlık duyarken konuları açısından eleştiri ile yaklaşır. Din, soylu sınıf, zengin ve gösterişli hayatların kahramanlarını ait oldukları yerden bu şekilde silerek, kendi deyişiyle onlarla "dalga geçer".

Sansoy, üzerinde çalıştığı tabloları dünyanın farklı müzelerinde kendisi fotoğraflar. Tuvale baskı alırken eserlerin çerçevelerini de kapsaması, hatta bazılarına ahşap taklidi plastik çerçeve yaptırması, onlara yaptığı müdahalenin absürt yanını güçlendirirken aynı zamanda onların müze objesi kimliğini de vurgular. Ciddi bakışlı müzelerin başyapıtlarına yaptığı bu muzipçe müdahale, bir yanıyla da sanat tarihine dokunur. Kutsal kişiler, mitolojik karakterler, soylular sanatın öyküsünü oluşturan kahramanlardır. Sanat tarihi onları anlatır, yorumlar, yargılar, öyküleştirir, yaşatır ya da öldürür. Onların imgelerinin sanat tarihsel olmayan bir müdahale ile yerinden edilmesi, bir anlamda kimliksizleştirilmeleri sanatın tarihinin de yeniden yorumlanmasını, değerlendirilmesini provake eder. İzleyici bir kez daha, bu kez sanatın tarihinde oluşmuş boşlukları doldurmaya davet edilir.

Gazi Sansoy'un Avrupa Rönesans resmine duyduğu büyük hayranlık ve içlerinde varolma isteği, onların tuval üzerindeki dijital baskı kopyalarına yaptığı yalın ve özgün müdahalede vücut bulur.

Bu çıkış noktasından doğan Yüzsüzler Serisi, içine sızdığı konular, alanlar ve kullandığı teknik itibari ile çok yönlü okumalara olanak veren zengin bir seyir fırsatı sunar.

* * *

Gallery Ilayda Tesvikiye is pleased to present "Pop" a solo exhibition by Gazi Sansoy August 7th – September 28th, 2014 at Zorlu PSM gallery venue.

Renaissance paintings involve criticism and caricaturing of noble and powerful classes. Artists picture ostentatious lives of dominant families in their paintings in a more exaggerated and more satiric way; and by doing so they make soft criticisms. This is a point beyond time in which Sansoy meets with Renaissance artists. While Sansoy has great admiration to these works in terms of their value as paintings, he criticizes their themes. By erasing the heroes of religion, noble, rich and pretentious lives from where they belong to, he "ridicules" them, in his own words.

Sansoy takes photos of the paintings he works on in different museums around the world. He takes the frames of the painting into to scope while he is printing on canvas. He even gets some of them framed with plastic frames which look like wood. As well as strengthening the absurd part of his intervention, he also emphasizes their identity as museum objects. This tricky intervention to masterpieces of serious looking museums also touches to the history of art. Holy personalities, mythological characters, and noblemen are heroes who compos the story of art. History of art speaks about them, interprets, judges, and narrates them, keeps them alive or kills them. Replacing their images with a non-artistic intervention and their de-identification in a way provoke the reinterpretation and evaluation of history of art. Spectators are invited once more to fill in the gaps in the art history.

Gazi Sansoy's great admiration to European Renaissance painting and his desire to exist within them come into being in his simple and unique intervention to digitally printed copies of these paintings on canvas. As a result of the topics and areas it infiltrates in and the technique used, Faceless Series, rising from this starting point, provides a very rich sight enabling a multidimensional reading. [KanalKultur]

30 Nisan 2014 Çarşamba

Aysel Alver - Agoni | Agony

Aysel Alver, Binil-mez I 
| Not  to be ridden I, 
metal konstrüksiyon -
kağıt hamuru-kolaj,
Metal construction -
papier mache-collage,
65 x 145 x 70 cm., 2014
[KanalKultur] - Galeri İlayda 9 mayıs – 8 haziran 2014 tarihleri arasında Aysel Alver’in  "Agoni | Agony" isimli solo heykel sergisine ev sahipliği yapıyor.

Beşinci solo sergisinde Aysel Alver "agoni" kavramı üzerinde duruyor. Temelde tıp alanında kullanılan, "ölmeden önceki an" anlamına gelen bu terimi Alver, yaşadığımız tarihsel süreçte ahlaki ve etik değerleri betimlemek için kullanıyor.

Sergisinin hazırlıklarına "Ahlaki çürüme ne zaman ve nasıl başlar?" sorusuyla yola çıkan Alver, bu çürüme sürecini insan ve değerleri bağlamında "agoni" bir zaman dilimi olarak yorumluyor. Alver kesintiye uğrayan modernleşme ve aydınlanma sürecini dengesi bozulmuş hümanizm anlayışı ve deforme olmuş ahlaki ve etik değerler üzerinden tarif ediyor.

"Yozlaşma olarak da ifade edilebilecek bu sürecin oluşumunda, hükümetlerin ideolojik yapıları veya dini yaptırımları ile aile yapılarının çok büyük etkisi var. Bireylerin çocukluktan itibaren psikoseksüel gelişim süreçlerinin baskılanması  veya müdahaleye uğraması ve evrensel ahlaktan mahrum bırakılarak yetiştirilmesi bu sürecin koşullarını hazırlıyor. Toplumsal bir mesele haline gelen bu türden müdahalelerin yarattığı deformasyon ile ortaya çıkan patolojik denilebilecek kişiliklere dikkat çekmek gerekiyor. Benzer biçimde, bu yaptırımların daha sonraki süreçlerde özel ve kamusal alanlarda pekiştirilmesi yaşanan tahribatı derinleştiriyor." diyen Alver "agoni" bir zaman dilimi olarak betimlediği bu türden ahlaki ve etik değerlerin yitimini galeri mekanında sergilediği eserlerde gerçekleştirdiği psikanalitik bir yaklaşımla izleyiciye deneyimletmek istiyor...

* * *

Aysel Alver, Emme | Don't Suck,
Metal konstrüksiyon - kağıt hamuru-kolaj,
Metal construction - papier mache - collage,
65 x 68 x 52 cm., 2014
Aysel Alver points to the concept of "agony" at her fifth solo exhibition. Alver uses this term, which is generally used in medicine and means "the moment before death", to describe moral and ethical values in the historical process we live in.

Alver, starting preparations for the "Agony" exhibition with the question "When and how does ethical corruption begin?" interprets this corruption process as an "agony" period of time in terms of human beings and their values. Alver describes the interrupted modernization and enlightenment process over unbalanced perception of humanism and deformed moral and ethical values.

Alver states "Ideological structures or religious sanctions of governments and family structures had a great impact on the emergence of this process which can also be defined as corruption. Psychosexual development processes of individuals since their childhood being under pressure or intervened with and growing deprived of universal ethics accelerated the conditions for this process. It is required to give attention to personalities that might be called pathologic, emerging from the deformation of such kind of interventions which have become a social issue. Similarly, strengthening these sanctions in public and private areas in the upcoming processes deepens this distortion and wants the audience to experience the loss of these moral and ethical values she describes as an "agony" period of time through a psychoanalytic approach in the art pieces exhibited at the gallery.

2 Nisan 2014 Çarşamba

Nurdan Likos - Serbest Düşüş | Free Fall

Nurdan Likos - "Ağlama Anneciğim Acımıyor",
tuval üzeri akrilik, 180 x 150 cm., 2013
[KanalKultur] - Nurdan Likos, "Serbest Düşüş / Free Fall" isimli ikinci solo resim sergisiyle 4 nisan – 4 mayıs 2014 tarihleri arasında Galeri İlayda'da sanatseverlerle buluşuyor.

Hülya Küpçüoğlu, sanatçı ve eserleri hakkında şunları kaydediyor:

"Nurdan Likos, sergisinde başkalarının hayatlarından yola çıkıyor. O kişilerin portrelerini kullanarak, kişiye ait özel bir durumu vurgulamış oluyor. Bu resimlerinde sanatçı önce bir psikolog gibi etrafındaki insanları dinliyor; yaşadıkları olaylardan nasıl etkilendiklerini ve bu olaylar sonrasında kendilerini nasıl özgürleştirdiklerini öğreniyor. Ardından, kendi akıl süzgecinden, olayın ya da olayların kendi üzerindeki yansımasından yola çıkarak, onların, yaşam gerçeklikleri üzerinden yeni bir kurgu oluşturuyor. Ancak bu yeni kurgu, sanatçının tuvalinde tekrarlar ile karşımıza çıkıyor. Daha önceki çalışmalarında karşımıza çıkmayan bu yinelemelerin nedeni, sadece sanatçının plastik bir düşünceyi vurgulaması değil, aynı zamanda içerikle ilgili bir gerçekliğe de işaret etmektir. Bu gerçekliği anlamak için, Likos'un konuştuğu ve resimlerinin içeriğinde yer verdiği kişilerin hayatlarına bakmak gerek. Genelde uzun süreçler halinde geçirilen olumlu ya da olumsuz deneyimler vardır resimlerin arka planında. Gerçeğe olan paralellik, içerikte devam ederken, sanatçının yorumu ile farklı boyutlara ulaşmakta ve yinelemeler de bu noktada yerini almaktadır. Artık yola çıkılan o gerçeklik bozulmuştur, başka bir evrende ya da başka bir boyutta günümüzün moda deyimiyle ‘paralel' bir gerçeklik yaratmıştır sanatçı. Bu paralel gerçeklik, başka bir evrende yaşanan aynı olayın farklı bir sonucu ya da etkisi gibi fantastik bir konumlandırma ile karşımıza çıkmaktadır. Zaman ve mekanın hissedilmediği bu dünyada sadece o çevreden alınmış bir detay etkisi ile Likos, kendi sanatı için yeni ve uzun bir koşunun da başlangıcını yapmıştır. Ancak sanatçının kompozisyonlarında kurgulamış olduğu figürlerin gerek duruşları ve gerekse nesnelerin yorumu, bize, fantastik dünyanın kapılarını açar. Kadın figürleri konumları itibariyle kimi zaman bir aristokrat ya da kraliçe gibi dururlar. Hiçbirinde sıradan bir insan izlenimi yoktur. Sorunlarıyla baş edebilen, bu yolda çeşitli çözümler geliştirmiş olan kadınlardır onlar.

Nurdan Likos - "Su Perisi",
tuval üzeri akrilik, 175 x 145 cm., 2013
Sanatçı, sergisi çerçevesinde gerçeklik ve algıyı da gündeme getirmektedir. Herkes etrafındaki gerçekliği farklı bir biçimde algılar, bu sebeple tek bir algı yoktur. Söyleyebiliriz ki gerçeklik, serbestçe ve olanca ağırlığı veya hafifliği ile düşerken, 'algı' kavramına bir vurgu da vardır.

Likos bütün resimlerinde obsesif bir şekilde aynı 6 rengi kullanmaktadır. Bunlar, pembe, mavi, sarı, yeşil, siyah ve beyazdır. Geleneksel kültür kodlarından yola çıkmasa bile, almış olduğu toplumsal kültür sonucunda, kadını pembe ile erkeği ise mavi ile simgeler. Kadın aynı zamanda Likos için coğrafyayı temsil eder. Sanatçı resimlerini koyu-açık düzeni içerisinde dengede tutmak ister. Siyah ve beyaz Likos için yin-yang'ı, iyi ve kötü kavramlarının birbiri ardına, birbirini izleyerek gelmesi, hayatın içindeki dengeyi temsil etmektedir. Ritm, sadece renklerle alakalı değil aynı zamanda yaşamın ritmine de bir göndermedir.

Nurdan Likos, bir hikaye anlatıcısı gibidir. O hikayeyi her figürde, her tuvalde baştan yazar. Kendi zihin salonlarından geçirdiği duygularını, düşüncelerini, yorumlarını sunar. Kadın hikayelerinden yola çıkar sanatçı. Feminist bir bakış açısı yoktur ama kadın ve hayat üzerine kısa, derin ve öz farkındalıklar yaratmaya çalışır. Etkili bir sunum ile onları ön plana çıkartır ve vurgular. İzleyicilere onların hikayeleri üzerinden çözümleri anımsatarak, olaylar karşısındaki duruşunu da sergilemiş olur."

Nurdan Likos

1985'te Sakarya'da doğdu. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Resim Anasanat Dalı'ndan 2011 yılında mezun oldu. Eğitim kurumlarında Sanat Eğitmeni olarak çalışıyor ve kendi atölyesinde resim çalışmalarına devam ediyor..

Kişisel Sergi

2012 "Aklımdakiler", Galeri İlayda, İstanbul [KanalKultur]

Nurdan Likos - Serbest Düşüş | Free Fall / 4 nisan – 4 mayıs 2014; Galeri İlayda, Hüsrev Gerede Cad. No:37, Teşvikiye - İstanbul; Tel.: (0212) 227 92 92 

3 Mart 2014 Pazartesi

Seçilmiş İşler | Selected Works

© Barış Cihanoğlu [sanatçının ve Galeri İlayda'nın izniyle]

[KanalKultur] - Galeri İlayda 7 – 30 mart 2014 tarihleri arasında "Galeri Sanatçılarının Seçilmiş İşleri" isimli grup sergisine ev sahipliği yapıyor.

Sergide Aysel Alver, Barış Cihanoğlu, Atilla Galip Pınar, Elvin Karaaslan, Nurdan Likos, Damla Özdemir, Gazi Sansoy, Caner Şengünalp, Işıl Ulaş ve Özcan Uzkur'un son dönem işleri sanatseverlerle buluşuyor.

Aysel Alver, heykellerinde 'güzellik-çirkinlik' , 'moda' ve 'trend' kavramlarını sorguluyor.

Barış Cihanoğlu, genç kuşak çağdaş ressamlar arasında, özgün figürlü resimleriyle farklı bir yere sahip, açtığı her sergisinde farklı konseptler yaratıyor ve bunları kendine özgü resim dili ve sıra dışı bakış açısı ile üretiyor.

Atilla Galip Pınar, resimlerinde son dönemin popüler konusu olan "farkındalık"ı irdeliyor.

Elvin Karaaslan, günlük yaşamdan aldığı görselleri parça-bütün ilişkisi çerçevesinde inceleyerek 'algı' kavramını ele alıyor.

Nurdan Likos, çalışmalarında kendinden yola çıkarak kadınlık hallerini vurguluyor.

© Özcan Uzkur - Kaçış II / Escape II,
kişisel teknik, own technique, 90 x 65
[sanatçının ve Galeri İlayda'nın izniyle]

Damla Özdemir, üç boyutlu dijital kolajlarıyla dikkat çekiyor.

Gazi Sansoy, görsel dilleri ve kurguları oldukça farklı olan ve birkaç yıldır birbirine paralel olarak götürdüğü 'Minyatürler' ve 'Yüzsüzler' serileri ile sergiye katılıyor.

Caner Şengünalp, heykellerinde göçün tetiklediği sosyo kültürel ve toplumsal değişimlerin sonuçları ve neden olduğu durumları bronz, taş, ahşapla biçimlenerek 3 boyutlu anlatıma dönüştürüyor.

Işıl Ulaş'ın resimlerinde çocukluğundan veya şimdiden izler taşıyan 'karakterler'in hikayelerine tanıklık ediliyor.

Özcan Uzkur, iplikleri kullanarak simülasyon bedenler inşa ediyor.

* * *

One of İstabul's most respected representational art galleries displays a selection of works that visualizes the exciting and eclectic nature of contemporary figurative art. A new group exhibition at Gallery İlayda in Istanbul opens March 7 and will remain on view through March 30.

The present exhibition showcases new works from gallery artists Aysel Alver, Barış Cihanoğlu, Atilla Galip Pınar, Elvin Karaaslan, Nurdan Likos, Damla Özdemir, Gazi Sansoy, Caner Şengünalp, Işıl Ulaş and Özcan Uzkur.

21 Şubat 2014 Cuma

Atilla Galip Pınar - Yüzleşme | Face off

Atilla Galip Pınar - Yüzleşme  | Face off,
tuval üzeri akrilik | acrylic on canvas,
60 x 144 cm., 2013 [Atilla Galip Pınar'ın
24 ocak – 23 şubat 2014 tarihleri arasında
Galeri İlayda'daki (Hüsrev Gerede Cad.
No:37, Teşvikiye - İstanbul; Tel.: 0212 227 92 92)
"Farkında | Aware" adlı kişisel sergisinden]

24 Ocak 2014 Cuma

Atilla Galip Pınar - Farkında | Aware

Atilla Galip Pınar - Farkında | Aware,
tuval üzerine akrilik | acryclic on canvas,
100 x 190 cm., 2013
[KanalKultur] - Atilla Galip Pınar, "Farkında" isimli üçüncü solo resim sergisiyle 4 ocak – 23 şubat 2014 tarihleri arasında Galeri İlayda'da sanatseverlerle buluşuyor.

Varoluş karşısındaki bilgisizliğinin, geçiciliğinin, çaresizliğinin, yalnızlığının ve tutsaklığının farkına varan birey, tedirgin bir ruh haline bürünür. Farkındalık, sürekli ve daha yoğun bir hal aldıkça kişi, derin bir iç bulantısı ve yabancılaşmayla yüzleşir. Artık geriye dönüşü olmayan bir yola girmiş demektir… Bu farkındalıktan yoksun, etrafını sarmalayan maddesellikle körleşmiş, kibirli günümüz insanı ise giderek doğadan kopmakta ve sığ bir karanlığa sürüklenerek kaçınılmaz sonunu erkenleştirmektedir.

Bu düşünceler, sanatçının eserlerinin kavramsal altyapısını oluşturuyor. Yapıtlarında, çoğunlukla bir kutuyu andıran iç mekanlarda, dönüşen insanlar, bağıran, ürkmüş hayvanlar, girift dallar, kökler, ağaçlar… vs. bu altyapıyla örtüşecek şekilde tasvir ediliyor.

Atilla Galip Pınar
- Portre | Portrait,
tuval üzerine akrilik
| acryclic on canvas,
135 x 90 cm., 2013
Sanatçı, tüm bu unsurların birlikteliğini betimlerken kullanacağı renkleri ve formları, psikolojik yansımalarını dikkate alarak titizlikle seçiyor. Sonuçta, kaotik bir uyumun egemen olduğu, ontolojik düşünce katmanlarından oluşan, güçlü eserler ortaya çıkıyor.

* * *

The individual who is aware of his/her ignorance against the existence, his temporality, hopelessness, solitude and captivity becomes nervous. As the awareness become constant and more intense, the person will face a deep inside nausea and estrangement. Now he is on an irreversible way…Deprived of this awareness, the arrogant people of today, who is blind because of the materiality surrounding himself, will depart from nature and he /she will make earlier of his unavoidable end, by drifting to a shallow darkness…

These thoughts constitute the substructure of the artist's works. In his works, transforming humans, shouting, scared animals, intricate branches, roots, trees..etc. mostly in an interior, like a box ,are described to overlap with this substructure.

For describing all this ingredients' cooperation, the artist chooses the colours and forms very fastidious and considers the psychological reflections of them. As a result, chaoticly harmonious, powerfull works has been occurred, which has created of ontological thought layers.

Atilla Galip Pınar's show which is the result of an detailed and intense questioning, can be seen at Gallery İlayda, between January 24th and February 23rd, 2014.

* * *

Atilla Galip Pınar
- Portre II | Portrait II,
tuval üzeri akrilik
| acrylic on canvas,
150 x 90 cm., 2013
Atilla Galip Pınar

1978 yılında Ankara'da doğdu; 1996 -1997 yılları arası Marmara Üniversitesi A.E.F Resim Bölümü'nde; 1997- 2003 yılları arası Mimar Sinan Üniversitesi G.S.F. Heykel Bölümü'nde öğrenim gördü. Mezun olduktan sonra resim çalışmalarına ağırlık verdi. 2004 yılında Umut Vakfı'nın düzenlediği 'Bireysel Silahsızlanma' konulu resim yarışmasında Birincilik Ödülü'nü kazandı.

2006 yılında RH sanat dergisinin düzenlediği 'yılın genç ressamı' yarışmasının finalistlerinden biri oldu.2012 yılında Küçükçekmece Belediyesi'nin düzenlediği resim yarışmasında Üçüncülük Ödülü'nü kazandı .Açtığı kişisel sergilerin yanı sıra, eserleri birçok karma ve yarışmalı sergilerde yer aldı . Ulusal ve uluslararası heykel sempozyumlarına katıldı.

Sanatçı çalışmalarını İstanbul'da sürdürüyor.

* * *

Atilla Galip Pınar was born in Ankara in 1978. He studied painting at Marmara University between 1996 and 1997, and then transferred to the Mimar Sinan University of Fine Arts,Sculpture deparmant.After graduating from Mimar Sinan University in 2003, he mostly concentrated on painting. In 2004, He received the first prize in the "Individual Disarmament" painting competition, which was organized by the Umut Foundation.

In 2006, he became one of the finalists in the "Young Painters of the Year" competition, which was organized by RH art magazine. In 2012,He won the third prize in Küçükçekmece municipality painting competition.Beside his personal exhibitons,he also participated many group exhibitions,national and international sculpture symposiums …

He works and lives in Istanbul.

* * *

Kişisel Sergileri

2012 "Yakın Tehlike" ArtPoint Gallery, İstanbul
2011 "Tutsak" Gallery Ihlamour, İstanbul [KanalKultur]

Atilla Galip Pınar - Farkında | Aware / 24 ocak – 23 şubat 2014; Galeri İlayda, Hüsrev Gerede Cad. No:37, Teşvikiye - İstanbul; Tel.: (0212) 227 92 92 

7 Kasım 2013 Perşembe

Işıl Ulaş - Ürkütücü Tatlı Şeyler | Creepy Pretty Things

Işıl Ulaş - "İsimsiz" - "untitled",
tuval üzeri karışık teknik, 130 x 200 cm., 2013

Işıl Ulaş - "Disturbing twins", tuval üzerine
akrilik ve yağlı boya, 120 x 150 cm., 2013
 
Işıl Ulaş - "Hide and seek",
tuval üzerine akrilik ve yağlı boya,
200 x 130, 2013
[KanalKultur] - Işıl Ulaş, "Ürkütücü Tatlı Şeyler" isimli 2. solo resim sergisiyle, 14 kasım - 15 aralık 2013 tarihleri arasında Galeri İlayda'da sanatseverlerle buluşuyor.

Işıl Ulaş, korku filmleri ve resimleri arasında  tuhaf bir bağlantı kurmuş. Sanatçının kompozisyonlarındaki esrarengizlik, huzursuz edici bir sevimlilikle büyüleyici bir tekinsizliğe dönüşmüş. Sanatçının resimlerinde sevimli ama şeytani karakterlerle karşılaşılıyor, onlar kocaman gözleriyle bakıyor. Ürküten bakışları çocuk masumiyetiyle gizlenmiş. Korku, endişe, yalnızlık ve hüzün  gibi duyguları figürlerin yüzlerinde hissediliyor. Ürkütücü kızlar, keskin aletler, kan ve oyuncak bebeklerle korkuyu anlatıyor...

Sanatçı, her çalışmasında farklı karakterler kullanıyor ve hepsinin farklı hikayeleri var. Kimi zaman sevimli kimi zaman ürkütücü görünüyorlar.

Çalışmalarında  kullandığı konu başlıkları ise  güzellik, çirkinlik, düş, gerçek, doğum, ölüm, iyilik ve kötülük gibi kavramlardan oluşuyor. Keza, sıradışılığa varan mekanlar kullanıyor, dar penceresiz oda, ıssız bir orman ya da bir  hastahane odası gibi... Neden böyle bir konuyu seçtiğine gelince; birçok nedeni var; ama en önemlisi insanların ilgisini çekmek ve merak uyandırmak...

Figürlerin  ellerinde makas, bıçak gibi kesici aletler tutuşturuyor. Bunları  kullanmasının nedeni, kimi zaman araç olarak kullanılan nesnelerin insanlar tarafından amacından  çıkarılarak nasıl kötüye dönüştürüldüğünü hatta insanlara zarar bile  vermesini göstermesi.

Işıl Ulaş - "Where am I",
tuval üzerine akrilik ve yağlı boya,
180 x 130 cm., 2013
Görülmemiş başka bir şey ise sergi salonunda kullandığı ses... Bununla birlikte bizi resimlerinin içine çekmeyi amaçlıyor..

* * *

Galeri İlayda is to present “Creepy Pretty Things” the second solo exhibition of artist Işıl Ulaş, to take place from 15 November to 15 December 2013.

Ulaş creates a dialogue between her paintings and the horror film genre, with the artist producing pieces which aim to provoke a sense of unease. Her pieces incorporate both saccharine and frightening characters, whose wide eyes frequently appear to convey fear of anxiety. There is an obvious horror connected with the creepy girls, sharp edged tools, the blood and toys. Every work has different characters and they have different stories. Sometimes they loook cute sometimes creepy.

Ulaş's works confront the dichotomies of beauty and ugliness, birth and death, and good and evil, with her pieces often set in specific locations, including deserted forests and hospital rooms — an approach which follows the artist's interest in dream and dreaming.

The scene theme is expressed with sharp edged tools. These tools such as the scissors, knife and hand held guns are used in human daily adventures. In some cases the primary functions of these tools are misconstrued and diverted into an unintended use such as using these tools to inflict pains on other humans.
The exhibition is to be accompanied by a sound piece, featuring the voice of a young girl — a feature which, the gallery has stated, will increase the works' eery potential.

Işıl Ulaş - "Gun and baby head",
tuval üzerine akrilik ve yağlı boya,
100 x 120 cm., 2013
Işıl Ulaş

2003'de Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü'nü bitirdi. 2006'da 'Select English' Cambridge'de bir yıl İngilizce dil eğitimini; 2007'de Cavendish College'de sanat ve tasarım eğitimini başarıyla tamamladı. 2010'da Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Plastik Sanatlar Bölümü'nden yüksek linansını bitirerek, yüksek onurla mezun oldu.

2000'de Vehbi Koç Suna İnan Kıraç Müzesi'nin düzenlediği "Akdeniz" konulu heykel yarışmasında başarı ödülü kazandı.

2004'te ilk kişisel sergisini Aydın\Söke Fatma Suat Orhon Müzesi'nde açtı. [KanalKultur]

Işıl Ulaş - Ürkütücü Tatlı Şeyler | Creepy Pretty Things / 14 kasım - 15 aralık 2013; Galeri İlayda, Hüsrev Gerede Cad. No:37, Teşvikiye - 34330 İstanbul; Tel.: (0212) 227 92 92

26 Eylül 2013 Perşembe

Barış Cihanoğlu - Kendini Bul | Find Yourself

Barış Cihanoğlu - Kendini Bul | Find Yourself
/ 4 ekim - 10 kasım 2013; Galeri İlayda,
Hüsrev Gerede Cad. No:37, Teşvikiye - İstanbul;
Tel.: (0212) 227 92 92
[KanalKultur] - Barış Cihanoğlu, "Kendini Bul | Find Yourself" isimli 15. solo resim sergisiyle Galeri İlayda'da 4 ekim - 10 kasım 2013 tarihleri arasında sanatseverle buluşuyor.

Genç kuşak çağdaş ressamlar arasında, kendine özgü resim dili ve sıra dışı bakış açısı ile bilinen Barış Cihanoğlu, "Kendini Bul | Find Yourself" adını verdiği son serisinde, yaşam içindeki bireyin kararsızlıklarını, benlik arayışlarını, bulunduğu dünya ile kendi iç dünyaları arasında kalışları ile araf'ta kalmanın yarattığı sorunları ve aidiyet meselesini irdeliyor.

Sanatçı resmine son dönemde eklediği deformasyonlara ve sıra dışı çekilmelere bu serisinde de devam ediyor. Portrelerde uyguladığı deformasyonlarda, figürler adeta tuvalin dışındaki başka bir kütlenin çekim etkisi altında kalarak belirli bir yöne doğru sistemli bir şekilde çekiliyor. Buradaki çekilmeler bazen, aynı kompozisyondaki iki farklı figürü aynı çizgide buluşturabiliyor ve bir anlamda onların kader ortaklığına gönderme yapıyor. Bazı kompozisyonlarda benzer konumdaki figürler birbirleriyle kaynaşıp, adeta "aynılaşıyor". Figürler durağan konumda iken sadece baş kısımlarından belirli bir yöne doğru çekilmeleri ise yaşam içindeki bireyin kendini bulmaya çabalarken istem dışı olarak sisteme entegre olma sürecine işaret ediyor.

11 Temmuz 2013 Perşembe

Tema(s)sız - 3

Engin Beyaz
[KanalKultur] - Galeri İlayda, 19 haziran - 1 eylül 2013 tarihleri arasında, gelenekselleşmeye başlayan "Tema(s)sız" sergilerinin üçüncüsüne ev sahipliği yapıyor.
 
Sergide Aysel Alver, Damla Özdemir, Derya Altınel, Elvin Karaaslan, Gazi Sansoy, Işıl Ulaş, Nurdan Likos ve Özcan Uzkur resim, heykel ve enstalasyon çalışmalarıyla yer alıyor. Sergiye davet edilmiş, herbiri kendi alanında farklı işler üreten sanatçıların galeri mekanını bir deneyim alanına dönüştürmesi hedefleniyor. Sanatçıların kendi söylemlerini ortaya koyması önem kazanıyor. Sergide yer alan sanatçılar müdahale edilmeksizin farklı söylemler ve yaratım biçimleriyle izleyici arasında saf bir köprü inşa etmeye çalışıyor. Serginin; günümüzün tek tipleşmiş yaşam şartları içerisinde, sanatçıların kendi farklı görüşlerini ortaya koyması, yapay ve aynılaşmış sisteme temas etmeden, herhangi bir başlık altında sınırlanmadan, temasız bir şekilde gerçekleştirilmesi amaçlanıyor.

Özcan Uzkur
Aysel Alver, heykellerinde 'güzellik-çirkinlik' , 'moda' ve 'trend' kavramlarını sorguluyor.

Damla Özdemir, üç boyutlu dijital kolajlarıyla dikkat çekiyor.

Derya Altınel, modern hayat ile hesaplaşırken, posta pullarını kendisine araç ediniyor.

Elvin Karaaslan, günlük yaşamdan aldığı görselleri parça-bütün ilişkisi çerçevesinde inceleyerek 'algı' kavramını sorguluyor.

Gazi Sansoy, görsel dilleri ve kurguları oldukça farklı olan ve birkaç yıldır birbirine paralel olarak götürdüğü 'Minyatürler' ve 'Yüzsüzler' serileri ile sergiye katılıyor.

Işıl Ulaş'ın resimlerinde çocukluğundan veya şimdiden izler taşıyan 'karakterler'in öykülerine şahitlik ediliyor.

Nurdan Likos, çalışmalarında kendinden yola çıkarak kadınlık hallerini vurguluyor.

Derya Altınel
Özcan Uzkur, iplikleri kullanarak simülasyon bedenler inşa ediyor.

"Derya Altınel'den İletişimin Küçük Hayaletleri" başlıklı yazısında Prof. Dr. Balkan Naci İslimyeli şunları kaydediyor:

"Modernite, geleneksel sanat algılamalarının bütününü yeniden gözden geçirirken bu algılamaların oluştuğu görsel buluşma alanlarını da değiştirdi. Resim, öncelikle tuval, kâğıt ve duvarların yüzeylerinden kurtularak yaşamın ve üretimin yarattığı yeni izlenme "yüzeyler"ine sıçradı. Teklik, biriciklik sanatın temel değerlerinden biriyken endüstri toplumlarıyla birlikte gelişen çoğalma, çoğalma ve çokluk fikri, sanatın konuşabileceği yeni düzlemler bulmasıyla gelişti. Bu yeni alanlar hayatın ve kullanımın tam da içindeydi, herkesin elinden, herkesin gözünden geçiyordu ve en önemlisi ulaşılabilir açık alanlardı bunlar. Seri üretimin tüketimi kışkırtmak amacıyla kullandığı bu toplumsal odaklar giderek salt tanıtım ve reklam alanları olmaktan kurtularak sanatın konuşabildiği yüzeyler oldular. Toplumsal dinamiklere paralel gelişen özgürleşme bilinci, karşıtlıkların sözcülerinden biri haline gelen sanatın kendini toplumsal hayatın "aktığı" yüzeylerde ifade etmek isteğiyle sonuçlandı. Kamusal alanlara sınırsız açılma, bir anlamda yaşama açılma anlamı da taşıyordu. Bu alanlarla birlikte sanat yalnızca müzelerin ve özel koleksiyonların kapalı mekan sınırlarından kurtulmuyor, geleneksel "kibrinden"de kurtularak popüler deyişle halka iniyordu. Böylece günün yirmi dört saatini tüketimin ve üretimin seyir alanına çeviren kent kışkırtıcıları olan neonlar, digital yazın alanları, dev perdeler, billboardlar sanatın özel sözcükleri ile konuştuğu alanlar oldular. Bu uyarıcılar genelde maksimal ölçekli alanlardı. Bunların dışında düşünceyi minimal ölçekte dışlaştırabilen yüzeyler de bulmak olasıydı; örneğin pullar da geleneksel vurgularıyla sanatın çağdaş amaçlarından olan iletişimin araçlarından biriydi. Hemen herkesin herkese yolladığı milyonlarca duygu zarflanarak pullarla taçlandırılıyordu. Seri üretimin en belirgin sınırı işlev ise pullardaki sınırı da resmi ideolojilerdi. Devletlerin ve rejimlerin değerlerine açık bu kadrajlarda yönetimin putlaştırdığı "resmi" alanlar ve kişiler yer alıyordu. Bir anlamda toplumsal fetişlerin seyir alanı olarak da okuyabileceğimiz pul yüzeyleri, aynı para yüzeylerinde olduğu gibi tartışılmaz değerleri vurguluyordu. Bu görsel dayatma toplumsal bilinç altının katmanlarında bir tortu olarak birikmeliydi. Bu kadarı bile sanatçının herkesin elinden geçen bu zarif yüzeylere "yeniden" bakması için yeterlidir.