[İsmail Engin] “Re-thinking”, yani yeniden düşünmek, Alevi antropolojisi açısından sadece geçmişe yeniden bakma anlamına gelmiyor; Aleviliği bilme, yorumlama ve temsil etme biçimlerini sorgulamayı ifade ediyor.
Yeniden düşünmenin konusu, Alevilik ile onun hakkında üretilen bilgi, kullanılan kavramlar, temsil biçimleri ve araştırmacının bu süreçteki konumu da sorgulamanın parçası oluyor : “Re-thinking” ile değişmez ve “gerçek Alevilik” tanımı bulmakla uğraşılmıyor; Aleviliğin farklı tarihsel, toplumsal ve mekânsal bağlamlarda nasıl anlamlandırıldığı, yaşandığı, aktarıldığı, tartışıldığı ve yeniden kurulduğunu ortaya koymak amaçlıyor...
Bu yaklaşım, Aleviliği donmuş bir gelenek, tamamlanmış bir inanç sistemi veya homojen bir kimlik olmanın ötesinde; bellek, ritüel, söz, mekân, aidiyet, toplumsal ilişkiler ve iktidar içerisinde sürekli yeniden oluşan çoğul bir yaşam dünyası olarak ele alıyor.
“Alevilik nedir?” sorusuyla sınırlı kalmıyor; Aleviliğin kimler tarafından, hangi tarihsel koşullarda, hangi kavramlarla ve hangi anlamlar üzerinden tanımlandığı üzerinde duruyor.
Alevi antropolojisi de Aleviliği; onun nasıl bilindiği ve nasıl temsil edildiğini ele alıyor.
Bu noktada, anlamın nasıl anlaşılabileceğini ve yorumlanabileceğini sorgulayan bir düşünce geleneği olan hermenötik önemli bir teorik zemin sunuyor. Zira, insanın dünyası, yalnızca dışarıdan gözlemlenebilen davranışlardan oluşmuyor; insanlar, dünyalarını anlamlandırıyor ve bu anlamlar içerisinde yaşıyorlar. O nedenle, toplumsal gerçekliği anlamak, “ne oluyor?” ve beraberinde “bu, onu yaşayan insanlar açısından ne ifade ediyor?” sorularına cevap aramakla mümkün gözüküyor.
Alevi antropolojisi açısından bu ayrım özellikle önemlidir.
Bir cem gözlemlenebiliyor, bir semah kaydedilebiliyor, bir nefes yazıya geçirilebiliyor, bir ziyaret mekânı belgelenebiliyor. Ancak, bunların fiziksel biçimini kaydetmekle, kültürel anlamları açıklanamıyor. Çünkü, aynı davranış farklı bağlamlarda farklı anlamlar kazanabiliyor; aynı sembol farklı aktörler tarafından farklı biçimlerde yorumlanabiliyor. Dolayısıyla antropolog, davranışı kaydetmek ve davranışın anlamlı hâle geldiği tarihsel ve toplumsal bağlamı anlamakla mükellef oluyor.



