[Havva Engin / İsmail Engin] Zafer Gündoğdu yönetiminde Stuttgart Alevi Kültür Merkezi (SAKM) Halk Müziği Korosu'nun Horasan'dan Anadolu'ya ve Avrupa'ya "göç hikayesi", "Uzun İnce Bir Yol | Ein langer seidener Weg". 11 Haziran 2011 günü Liederhalle Mozartsaal, Berliner Platz 1, 70184 Suttgart adresinde, saat 19'da başlayan, adı geçen derneğin, söz konusu etkinliğinin 16 sayfalık broşürünün de adı aynı zamanda.
"Yitirdiklerimizin anısına" | "Zum Gedenken an die Opfer" diye başlayan, broşürün, Basri Askin'ın yazdığı Almanca "Vorwort"u ve Zafer Gündoğdu'nun Türkçe kaleme aldığı "Önsöz"ü bulunuyor.
"Gönüllerden bağlamanın tellerine düşen ezgiler; Anadolu'nun yaylalarından, ovalarından, başı dumanlı dağlarından Avrupa'ya, Almanya'ya ulaşıyor.. (...) Gökkubbe altında cem olup, semah dönen canlar geliyor!... (...) Sınırlara bakmadan, kültürler arasında köprü oluyor türküler (...)" diyor usta şef, Gündoğdu.
Derya Bektaş, "SAKM Çocuk Korosu" başlığında "(...) Küçük yüreklerin büyük sesi. Bu akşam Çocuklarımızın hepsi birer Barış Güvercin'i (...)" kaydını düşüyor...
"SAKM Koro Komitesi" adına kaleme alınan yazıda "Bundan 50 yıl önce Babalarımızın Dedelerimizin çıktığı 'O Uzuuun Ince Yol'u anlatan, Gurbeti en derinden işleyen neredeyse Türkiye'nin bütün yörelerinden Türkülerin olduğu, Zeybeklerin oynandığı, Semahların dönüldügü, Deyişlerin şaha kalktığı, Çernobilin yuhalandığı, Sivasın acılarını haykıran, ağlanılan, gülünen, yani; Tamamıyla bizi, Anadolu'yu anlatan bir konser..." ibareleri yer alıyor.
insan ve kültüre dair... : Alevi Arşivi... Alevi Antropolojisi ... Almancılar... Sanat
Bu Blogda Ara
Göçmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Göçmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Mart 2017 Cuma
21 Eylül 2016 Çarşamba
Göç -müşüm, Göç -müştüm, Göç -müş, Göç -müşsünüz, Göç -müştünüz, Göç -müşlermiş...; Kreuzberg, Berlin (2015)
![]() |
| Ayşe Erkmen - Am Haus | On the House, 1994, Oranienstrasse 18, Heinrichplatz, Berlin © Foto: İsmail Engin, Kreuzberg, Berlin, 2015 |
siehe: http://www.ayseerkmen.com/ 1994: Am Haus; Ayse Erkmen - Flexibilität ist Programm, http://www.faz.net/aktuell/feuilleton/ayse-erkmen-flexibilitaet-ist-programm-123629.html
23 Haziran 2015 Salı
3. Sınıf Öğrencilerine Migration | Göç Olgusu Nasıl Anlatılır?
DAI – Deutsch Amerikanisches Institut – Erlebbare Wissenschaften – Sunum: Migration | Göç
Prof. Dr. Havva Engin, 24 Haziran 2016 günü, DAI’nin davetlisi olarak, kurumun PH Heidelberg ile yürüttüğü "Erlebbare Wissenschaften" (Bilimi Uygulayarak Öğrenmek) Projesi çerçevesinde, göç konulu bir sunum yapıyor.
Sözü edilen proje bağlamında, PH Heidelberg Eğitim Bilimlerinin değişik bölümlerinden öğretim üyeleri ve Öğretmenlik Bölümü öğrencileri, Heidelberg’in değişik okullarından katılan 3. sınıf öğrencileriyle beraber bilimsel bir konuyu teorik ve pratik olarak işliyor..
Prof. Dr. Havva Engin’in sunumu ve akabinde öğrencilerle gerçekleştirilecek çalışma guruplarının ana teması "Göç Olgusu".
Prof. Dr. Havva Engin göçü, insanoğlunun içinde bulunduğu sürekli bir durum olarak öğrencilerle işliyor. Sunumda çıkış noktası olarak, ilk insanların Afrika’dan çıkıp, değişik kıtalara göçü ele alınıyor. Onun akabinde, 18. - 20. yy arasında Almanya’dan Amerika'ya göç eden insanların tecrübelerine değiniliyor.
20. yy periyodunda, Almanya açısından en önemli göç olan, 2. Dünya Savaşı bitiminde 14 milyon Alman kökenli insanın – ki aralarında yüzbinlerce çocuğun öldüğü bir göç dalgası – Doğu Avrupa’nın değişik ülkelerinden kaçıp, bugünkü Almanya topraklarına sığınması işleniyor.
Prof. Dr. Havva Engin, 24 Haziran 2016 günü, DAI’nin davetlisi olarak, kurumun PH Heidelberg ile yürüttüğü "Erlebbare Wissenschaften" (Bilimi Uygulayarak Öğrenmek) Projesi çerçevesinde, göç konulu bir sunum yapıyor.
Sözü edilen proje bağlamında, PH Heidelberg Eğitim Bilimlerinin değişik bölümlerinden öğretim üyeleri ve Öğretmenlik Bölümü öğrencileri, Heidelberg’in değişik okullarından katılan 3. sınıf öğrencileriyle beraber bilimsel bir konuyu teorik ve pratik olarak işliyor..
Prof. Dr. Havva Engin’in sunumu ve akabinde öğrencilerle gerçekleştirilecek çalışma guruplarının ana teması "Göç Olgusu".
Prof. Dr. Havva Engin göçü, insanoğlunun içinde bulunduğu sürekli bir durum olarak öğrencilerle işliyor. Sunumda çıkış noktası olarak, ilk insanların Afrika’dan çıkıp, değişik kıtalara göçü ele alınıyor. Onun akabinde, 18. - 20. yy arasında Almanya’dan Amerika'ya göç eden insanların tecrübelerine değiniliyor.
20. yy periyodunda, Almanya açısından en önemli göç olan, 2. Dünya Savaşı bitiminde 14 milyon Alman kökenli insanın – ki aralarında yüzbinlerce çocuğun öldüğü bir göç dalgası – Doğu Avrupa’nın değişik ülkelerinden kaçıp, bugünkü Almanya topraklarına sığınması işleniyor.
6 Haziran 2015 Cumartesi
Bekleme Odasından Oturma Odasına - Suriyeli Mülteciler
[İsmail Engin] Anadolu Kültür ve Açık Toplum Vakfı desteğiyle, Zümray Kutlu tarafından "Bekleme Odasından Oturma Odasına - Suriyeli Mültecilere Yönelik Çalışmalar Yürüten Sivil Toplum Kuruluşlarına Dair Kısa Bir Değerlendirme" başlığıyla hazırlanan ve Suriyelilere yönelik çalışma yürüten STK’lara dair rapor yayınlandı.
Rapor, Suriyeli mültecilere destek veren sivil toplum kuruluşlarının ve yürüttükleri çalışmaların mutevazı bir dökümünü yapmayı amaçlıyor.
Raporda, Türkiye’de bulunan Suriyeliler Türkiye hukukundaki resmi statülerine bakılmaksızın "mülteci" olarak adlandırılıyor. Türkiye’nin 10 ilinde kurulan 24 kampta yaklaşık 256.000 mülteci kaldığı vurgulanıyor. Kamp dışında yaşayan yaklaşık 1.8 milyonu bulduğu belirtilen Suriyeli mülteciden söz ediliyor. Türkiye’nin Nisan 2011’den Kasım 2014’e kadar yaptığı harcamanın 4,5 milyar dolar; BM ve Avrupa ülkelerinden gelen miktarın ise 246 milyon dolar olduğuna atıf yapılıyor.
Büyük çoğunluğunun Hatay, Antep, Kilis, Urfa ve Mardin olmak üzere sınır şehirlerinde yoğunlaşan bu mültecilerin Türkiye’nin farklı şehirlerinde kendi imkanları ile hayatlarına devam ettiği; iş bulma ümidi ile daha büyük şehirlere göç edenlerin de bulunduğu ve İstanbul’da yaşayan Suriyeli mültecilerin sayısının 330.000’i bulduğu, İstanbul’un yanı sıra İzmir, Mersin, Adana gibi şehirlerin de mülteciler için bir çekim merkezi olduğu belirtiliyor.
Rapor, Suriyeli mültecilere destek veren sivil toplum kuruluşlarının ve yürüttükleri çalışmaların mutevazı bir dökümünü yapmayı amaçlıyor.
Raporda, Türkiye’de bulunan Suriyeliler Türkiye hukukundaki resmi statülerine bakılmaksızın "mülteci" olarak adlandırılıyor. Türkiye’nin 10 ilinde kurulan 24 kampta yaklaşık 256.000 mülteci kaldığı vurgulanıyor. Kamp dışında yaşayan yaklaşık 1.8 milyonu bulduğu belirtilen Suriyeli mülteciden söz ediliyor. Türkiye’nin Nisan 2011’den Kasım 2014’e kadar yaptığı harcamanın 4,5 milyar dolar; BM ve Avrupa ülkelerinden gelen miktarın ise 246 milyon dolar olduğuna atıf yapılıyor.
Büyük çoğunluğunun Hatay, Antep, Kilis, Urfa ve Mardin olmak üzere sınır şehirlerinde yoğunlaşan bu mültecilerin Türkiye’nin farklı şehirlerinde kendi imkanları ile hayatlarına devam ettiği; iş bulma ümidi ile daha büyük şehirlere göç edenlerin de bulunduğu ve İstanbul’da yaşayan Suriyeli mültecilerin sayısının 330.000’i bulduğu, İstanbul’un yanı sıra İzmir, Mersin, Adana gibi şehirlerin de mülteciler için bir çekim merkezi olduğu belirtiliyor.
28 Mart 2015 Cumartesi
Fransa’ya Türk Göçü Üzerine Genç Araştırmacıların Çalışmaları
Fransa ve Türkiye arasında 8 nisan 1965 tarihinde imzalanmış işgücü anlaşmasının ellinci yılı vesilesiyle, Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü (IFEA), Galatasaray Üniversitesi'nin işbirliği ile 9 nisan 2015 tarihinde, "Fransa’ya Türk Göçü Üzerine Araştırmacıların Çalışmaları" başlıklı bir çalıştay düzenliyor.
IFEA’daki çalıştay, Fransa’ya Türk göçü konusunda çalışan, Fransa ve Türkiye’deki yükseköğretim ve araştırma kurumlarına kayıtlı doktora ve yüksek lisans öğrencilerinin katılımına açık.
Çalıştayın amacı, Fransa’ya Türk Göçü hakkında farklı disiplinlerin buluştuğu, entellektüel paylaşım ve tartışma platformu oluşturmak olarak belirlenmiş. Çalıştay, IFEA’da, göç olgusuna geniş bir perspektiften bakılmasını destekleyen, "Göçler ve Hareketlilik" adlı araştırma biriminin (Axe de recherche « Migrations et Mobilités ») gelişimi kapsamında düzenleniyor. Çalıştayda gerçekleştirilecek Fransa’ya Türk göçü konusu odaklı sunumlar, Türkiye’ye ilişkin farklı göç olguları üzerine çalışan araştırmacılar tarafından tartışılıyor. Sunum dilleri Fransızca ve Türkçe.
Çalıştayın bilim ve organizasyon komitesinde şu isimler yer alıyor: Hafsa Afailal (Université Rovira i Virgil / Université Galatasaray / IFEA - Axe « Migrations et Mobilités »), Elif Aksaz (IFEA - Axe « Migrations et Mobilités »), Armand Aupiais - L’homme (Université Paris 7 - URMIS / IFEA - Axe « Migrations et Mobilités »), Kristen Biehl (Université Oxford - COMPAS / IFEA-Observatoire urbain d’Istanbul - Axe « Migrations et Mobilités »), Adeline Braux (IFEA - Observatoire du Caucase - Axe « Migrations et Mobilités »), Didem Danış (Université Galatasaray / IFEA - Axe « Migrations et Mobilités »), Clémence Scalbert - Yücel (IFEA - Pôles d’études contemporaines)
Adı geçen çalıştayda şu sunumlar tartışmaya açılıyor:
IFEA’daki çalıştay, Fransa’ya Türk göçü konusunda çalışan, Fransa ve Türkiye’deki yükseköğretim ve araştırma kurumlarına kayıtlı doktora ve yüksek lisans öğrencilerinin katılımına açık.
Çalıştayın amacı, Fransa’ya Türk Göçü hakkında farklı disiplinlerin buluştuğu, entellektüel paylaşım ve tartışma platformu oluşturmak olarak belirlenmiş. Çalıştay, IFEA’da, göç olgusuna geniş bir perspektiften bakılmasını destekleyen, "Göçler ve Hareketlilik" adlı araştırma biriminin (Axe de recherche « Migrations et Mobilités ») gelişimi kapsamında düzenleniyor. Çalıştayda gerçekleştirilecek Fransa’ya Türk göçü konusu odaklı sunumlar, Türkiye’ye ilişkin farklı göç olguları üzerine çalışan araştırmacılar tarafından tartışılıyor. Sunum dilleri Fransızca ve Türkçe.
Çalıştayın bilim ve organizasyon komitesinde şu isimler yer alıyor: Hafsa Afailal (Université Rovira i Virgil / Université Galatasaray / IFEA - Axe « Migrations et Mobilités »), Elif Aksaz (IFEA - Axe « Migrations et Mobilités »), Armand Aupiais - L’homme (Université Paris 7 - URMIS / IFEA - Axe « Migrations et Mobilités »), Kristen Biehl (Université Oxford - COMPAS / IFEA-Observatoire urbain d’Istanbul - Axe « Migrations et Mobilités »), Adeline Braux (IFEA - Observatoire du Caucase - Axe « Migrations et Mobilités »), Didem Danış (Université Galatasaray / IFEA - Axe « Migrations et Mobilités »), Clémence Scalbert - Yücel (IFEA - Pôles d’études contemporaines)
Adı geçen çalıştayda şu sunumlar tartışmaya açılıyor:
24 Mart 2015 Salı
Çocuğumu Okula Hazırlıyorum – Materyal Paketi / Ders Kâğıtları CD’si
![]() |
| Göçmen Türk Veliler İçin Veli Akademisi |
Heidelberg Eğitim Bilimleri Üniversitesi (Pädagogische Hochschule Heidelberg) bünyesinde faaliyet gösteren Heidelberg Göç Araştırmaları ve Kültürleraşırı Pedagoji Merkezi (Hei-MaT) ile Baden Türk Okul Birlikleri Dernekleri Federasyonu; T.C. Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı'nın malî desteğiyle 2013 yılı Aralık ayından itibaren "Göçmen Türk Veliler İçin Veli Akademisi" Projesi’ni yürütmeye başladı.
Projenin ana hedefi, Baden Türk Okul Birlikleri Dernekleri Federasyonu ile birlikte, Almanya'nın Baden bölgesinde yaşayan Türkiye kökenli velileri, Alman eğitim sisteminin yapısı, işleyişi ve beklentileri konularında bilgilendirmek, veli hakları ve okulda veli çalışmalarına aktif katılma temelinde kendilerini eğitmek olarak belirlendi.
İlgili proje 30.11.2014 tarihinde nihayetlendi.
Projeyle ilgili ilk geçici sonuçlar "Abschulusskonferenz" başlığıyla düzenlenen Konferans ile 22. Kasım 2014 günü PH Heidelberg'de açıklandı...
Proje kapsamında Prof. Dr. Havva Engin tarafından hazırlanan "Çocuğumu Okula Hazırlıyorum – Materyal Paketi / Ders Kâğıtları CD’si" yayınladı.
CD'de, şu konular ele alınıyor:
13 Aralık 2014 Cumartesi
Karikatürlerle İnsan Hakları - Göçmen Hakları
Tan Oral, Eray Özbek, Nezih Danyal, Recep Bayramoğlu, Ümit Öğmel, İzel Rozental, Emre Yılmaz, Ferit Avcı, Sait Munzur, Şevket Yalaz, Mustafa Saryal, Musa Gümüş, Muhammet Şengöz, Oğuz Gürel, Hicabi Demirci ve Erdem Çelik karikatürleriyle sergiye katkı veriyor.
5 Aralık 2014 Cuma
Elternakademie für Eltern mit türkischem Migrationshintergrund ging mit Abschlusskonferenz zu Ende
Mit einer großen Abschlusskonferenz am vergangenen Samstag, den 22.11.2014 ging das erfolgreiche Kooperationsprojekt des Heidelberger Zentrums für Migrationsforschung und Transkulturelle Pädagogik (Hei-MaT) mit der Föderation der Vereine türkischer Elternbeiräte in Baden zu Ende.
Neben Vertreter/innen der beiden Projektpartner, nahmen auch der Erziehungsattaché des Generalkonsulats der Republik Türkei in Karlsruhe , Herr Hasan Ünsal sowie Herr Erhan Sengül und Herr Ünal Koyuncu vom Präsidialamt für die Belange der im Ausland lebenden Türken und verwandter Volksgruppen, dem türkischen Migrationsministerium, an der Konferenz teil.
In Ihren Ansprachen betonten sowohl der Erziehungsattaché als auch die Ministeriumsvertreter die Bedeutung des Projekts und gaben ihrer Hoffnung Ausdruck, dass die begonnene erfolgreiche Arbeit mit türkischstämmigen Familien und Eltern unbedingt weitergeführt wird.
Im Rahmen der Projektaktivitäten von Januar bis August 2014 nahmen in verschiedenen Regionen des Landesteils Baden Eltern mit türkischer Zuwanderungsgeschichte an den Informations- und Bildungsseminaren zu den Themen „deutsches Bildungssystem, Lernen, Elternbeteiligung“ teil.
Darüber hinaus wurden im Rahmen der wissenschaftlichen Begleitung durch das Hei-MaT empirische Erhebungen mit Eltern, Muttersprachenlehrkräften sowie mit deutsch-türkischen Schüler/innen zu ihrer Sprach(en)praxis durchgeführt.
Auf der Abschlusskonferenz wurden von Frau Prof. Dr. Havva Engin die Zwischenergebnisse der Untersuchung mit türkischen Muttersprachenlehrkräften präsentiert, die deutlich machen, dass diese Lehrergruppe für viele Migrationseltern eine zentrale Brückenfunktion zwischen Familie und Schule einnimmt und sie in vielen Fällen konkrete Unterstützung geben.
Darüber hinaus zeigte die Untersuchung auf, dass türkische Muttersprachenlehrkräfte die gezielt mehr Kooperationsmöglichkeiten mit einheimischen Lehrkräften fordern und sich für die Etablierung von flächendeckenden Elternberatungsangeboten aussprechen.
Im kommenden Jahr sollen die Ergebnisse der umfangreichen Elternbefragung ebenfalls im Rahmen einer internationalen Konferenz der interessierten Öffentlichkeit vorgestellt werden.
Neben Vertreter/innen der beiden Projektpartner, nahmen auch der Erziehungsattaché des Generalkonsulats der Republik Türkei in Karlsruhe , Herr Hasan Ünsal sowie Herr Erhan Sengül und Herr Ünal Koyuncu vom Präsidialamt für die Belange der im Ausland lebenden Türken und verwandter Volksgruppen, dem türkischen Migrationsministerium, an der Konferenz teil.
In Ihren Ansprachen betonten sowohl der Erziehungsattaché als auch die Ministeriumsvertreter die Bedeutung des Projekts und gaben ihrer Hoffnung Ausdruck, dass die begonnene erfolgreiche Arbeit mit türkischstämmigen Familien und Eltern unbedingt weitergeführt wird.
Im Rahmen der Projektaktivitäten von Januar bis August 2014 nahmen in verschiedenen Regionen des Landesteils Baden Eltern mit türkischer Zuwanderungsgeschichte an den Informations- und Bildungsseminaren zu den Themen „deutsches Bildungssystem, Lernen, Elternbeteiligung“ teil.
Darüber hinaus wurden im Rahmen der wissenschaftlichen Begleitung durch das Hei-MaT empirische Erhebungen mit Eltern, Muttersprachenlehrkräften sowie mit deutsch-türkischen Schüler/innen zu ihrer Sprach(en)praxis durchgeführt.
Auf der Abschlusskonferenz wurden von Frau Prof. Dr. Havva Engin die Zwischenergebnisse der Untersuchung mit türkischen Muttersprachenlehrkräften präsentiert, die deutlich machen, dass diese Lehrergruppe für viele Migrationseltern eine zentrale Brückenfunktion zwischen Familie und Schule einnimmt und sie in vielen Fällen konkrete Unterstützung geben.
Darüber hinaus zeigte die Untersuchung auf, dass türkische Muttersprachenlehrkräfte die gezielt mehr Kooperationsmöglichkeiten mit einheimischen Lehrkräften fordern und sich für die Etablierung von flächendeckenden Elternberatungsangeboten aussprechen.
Im kommenden Jahr sollen die Ergebnisse der umfangreichen Elternbefragung ebenfalls im Rahmen einer internationalen Konferenz der interessierten Öffentlichkeit vorgestellt werden.
19 Eylül 2014 Cuma
Panel: Wandel durch Dialog | Diyalog Aracılığıyla Değişim
[KanalKultur] - Heidelberg Eğitim Bilimleri Üniversitesi (Pädagogische Hochschule Heidelberg) bünyesinde faaliyet gösteren Heidelberg Göç Araştırmaları ve Kültürleraşırı Pedagoji Merkezi (Hei-MaT) "Wandel durch Dialog | Diyalog Aracılığıyla Değişim" başlığıyla 1 ekim 2014 günü saat 15 - 18 arasında "Pädagogische Hochschule Heidelberg, AULA, Keplerstr. 87, 69120 Heidelberg" adresinde bir panel düzenliyor.
Panele ilgi duyan herkes ücret ödemeden katılabiliyor.
Toplantının hedefi, "Wandel durch Dialog" [Diyalog Aracılığıyla Değişim] (Verlag Kohlhammer, Stuttgart 2014, ISBN 978-3-17-025614-9) adlı kitap başlığından yola çıkarak, toplumdaki kültürel ve inançsal çoğulcu yapıyı içeren aktüel duruma yönelik ipuçlarını tespit etmek ve barış içinde beraber yaşamanın çerçevesinin muhtevasını çizmek olarak belirlenmiş.
Toplantının moderatörlüğünü Dr. Katja Thörner (Eugen-Biser-Stiftung, München) ve Prof. Dr. Havva Engin (PH Heidelberg) yürütüyor.
Panelle ilgili duyuruda şu hususlara yer veriliyor:
"Son zamanda, Müslümanlık ve Müslümanlar; a) bir yandan değişik Müslüman ülkelerinde başgösteren politik – toplumsal değişimlerden, çatışma ve savaşlardan dolayı, b) diğer yandan Müslüman gençler arasında Musevilere yönelik olumsuz önyargıların arttığı savıyla, c) birkaç Alman kentinde kimi "Müslüman grupların" sokaklarda "Şeriat Polisi" olarak devriye gezmeye başlaması ve d) Selefiler tarafından işlenen suçlardan dolayı, medyanın odağında bulunuyor. Kısaca, Müslümanlık ve Müslümanlara yönelik olumsuz haberlerin dozajı medyada giderek artıyor.
Böyle bir zamanda;
• Müslümanlar ve toplumun değişik kesimine mensup aktörler arasında diyalog nasıl gerçekleştirilebilinir?
• Günümüze kadar bilinen diyalog şekilleri geçerliliğini korumakta mı ya da diyalog için yeni içerik ve çerçeve mi gerekli?
• Gelecekte, Almanya’da Müslümanlar ve Hıristiyan toplum arasındaki ilişkilerin çerçevesini artarak devletin güvenlik politikaları ve önlemleri mi belirleyecek?
• Müslüman dernek temsilcileri, ülkedeki genel durumu nasıl algılıyor?
• Yerel toplumsal temsilciler konuyla ilgili ne gibi gözlemler yapıyor?
* * *
In letzter Zeit stehen Islam und Muslime durch politische Umbrüche, Konflikte und Kriege in verschiedenen Ländern mit muslimischer Bevölkerung, aber auch durch Diskurse wie die Zunahme von Antisemitismus unter muslimischen Jugendlichen, dem Aufkommen einer so genannten "Scharia-Polizei" auf deutschen Straßen oder dem religiösen Extremismus der Salafiten im Fokus medialer Öffentlichkeit, deren Grundton sich zunehmend verschärft.
Wie kann in diesen Zeiten ein Dialog zwischen Muslimen und den gesellschaftlichen und politischen Akteuren der hiesigen (Mehrheits-)Gesellschaft gestaltet werden? Macht ein Dialog in der angespannten Lage überhaupt Sinn oder muss er ganz anders geführt werden? Werden künftig in immer stärkerem Maße sicherheitspolitische Fragen das Verhältnis und das Zusammenleben von Bürger/innen muslimischer und christlicher Zugehörigkeit bestimmen? Wie erleben Vertreter/innen muslimischer Verbände die Stimmung im Land? Welche Beobachtungen und Feststellungen machen hiesige gesellschaftliche und politische Akteure?
Die Veranstaltung des Heidelberger Zentrum für Migrationsforschung und Transkulturelle Pädagogik in Kooperation mit der Eugen-Biser Stiftung München setzt sich zum Ziel, anknüpfend an der aktuellen Buchpublikation "Wandel durch Dialog" (Verlag Kohlhammer, Stuttgart 2014, ISBN 978-3-17-025614-9 2014), herausgegeben im Auftrag der Eugen-Biser-Stiftung von Havva Engin und Michael Reder gegenwärtigen gesellschaftlichen Befindlichkeiten im Hinblick auf kulturelle und religiöse Vielfalt nachzugehen und auszuloten, welche Rahmenbedingungen unerlässlich für ein friedliches Miteinander sind.
Programm:
Begrüßung und einleitendes Inputreferat
• Dipl. theol. Stefan Zinsmeister M.A., Geschäftsführer der Eugen-Biser-Stiftung, München
Teilnehmende des Podiumsgesprächs (alphabetisch):
• Dr. Bekir Alboğa, Beauftragter für interreligiösen Dialog der "Türkisch-Islamische Union der Anstalt für Religion" (DITIB), Köln
• Dr. Max Bernlochner, Ministerium für Integration Baden-Württemberg, Referat Interkulturelle Angelegenheiten, Stuttgart
• Yakup Divrak, Alevi Bektaşi Gemeinde Heidelberg und Umgebung e.V., HABT, Heidelberg
• Dr. Jens Hildebrandt, Dez. III, Bildung, Jugend, Gesundheit, Mannheim
• Ayhan Kuzu, Vorsitzender, Defne Kulturverein Mannheim
• Şafak Öztürk, Turkuaz Plattform, Düsseldorf
Moderation:
• Dr. Katja Thörner, Eugen-Biser-Stiftung, München
• Prof. Dr. Havva Engin, PH Heidelberg
Ort: Pädagogische Hochschule Heidelberg, AULA, Keplerstr. 87, 69120 Heidelberg
Datum: 01.10.2014
Zeit: 15:00-18:00 Uhr
Die Teilnahme ist kostenlos. Wir bitten um eine Anmeldung per Mail unter: mail@hei-mat-online.de
Panele ilgi duyan herkes ücret ödemeden katılabiliyor.
Toplantının hedefi, "Wandel durch Dialog" [Diyalog Aracılığıyla Değişim] (Verlag Kohlhammer, Stuttgart 2014, ISBN 978-3-17-025614-9) adlı kitap başlığından yola çıkarak, toplumdaki kültürel ve inançsal çoğulcu yapıyı içeren aktüel duruma yönelik ipuçlarını tespit etmek ve barış içinde beraber yaşamanın çerçevesinin muhtevasını çizmek olarak belirlenmiş.
Toplantının moderatörlüğünü Dr. Katja Thörner (Eugen-Biser-Stiftung, München) ve Prof. Dr. Havva Engin (PH Heidelberg) yürütüyor.
Panelle ilgili duyuruda şu hususlara yer veriliyor:
"Son zamanda, Müslümanlık ve Müslümanlar; a) bir yandan değişik Müslüman ülkelerinde başgösteren politik – toplumsal değişimlerden, çatışma ve savaşlardan dolayı, b) diğer yandan Müslüman gençler arasında Musevilere yönelik olumsuz önyargıların arttığı savıyla, c) birkaç Alman kentinde kimi "Müslüman grupların" sokaklarda "Şeriat Polisi" olarak devriye gezmeye başlaması ve d) Selefiler tarafından işlenen suçlardan dolayı, medyanın odağında bulunuyor. Kısaca, Müslümanlık ve Müslümanlara yönelik olumsuz haberlerin dozajı medyada giderek artıyor.
Böyle bir zamanda;
• Müslümanlar ve toplumun değişik kesimine mensup aktörler arasında diyalog nasıl gerçekleştirilebilinir?
• Günümüze kadar bilinen diyalog şekilleri geçerliliğini korumakta mı ya da diyalog için yeni içerik ve çerçeve mi gerekli?
• Gelecekte, Almanya’da Müslümanlar ve Hıristiyan toplum arasındaki ilişkilerin çerçevesini artarak devletin güvenlik politikaları ve önlemleri mi belirleyecek?
• Müslüman dernek temsilcileri, ülkedeki genel durumu nasıl algılıyor?
• Yerel toplumsal temsilciler konuyla ilgili ne gibi gözlemler yapıyor?
* * *
In letzter Zeit stehen Islam und Muslime durch politische Umbrüche, Konflikte und Kriege in verschiedenen Ländern mit muslimischer Bevölkerung, aber auch durch Diskurse wie die Zunahme von Antisemitismus unter muslimischen Jugendlichen, dem Aufkommen einer so genannten "Scharia-Polizei" auf deutschen Straßen oder dem religiösen Extremismus der Salafiten im Fokus medialer Öffentlichkeit, deren Grundton sich zunehmend verschärft.
Wie kann in diesen Zeiten ein Dialog zwischen Muslimen und den gesellschaftlichen und politischen Akteuren der hiesigen (Mehrheits-)Gesellschaft gestaltet werden? Macht ein Dialog in der angespannten Lage überhaupt Sinn oder muss er ganz anders geführt werden? Werden künftig in immer stärkerem Maße sicherheitspolitische Fragen das Verhältnis und das Zusammenleben von Bürger/innen muslimischer und christlicher Zugehörigkeit bestimmen? Wie erleben Vertreter/innen muslimischer Verbände die Stimmung im Land? Welche Beobachtungen und Feststellungen machen hiesige gesellschaftliche und politische Akteure?
Die Veranstaltung des Heidelberger Zentrum für Migrationsforschung und Transkulturelle Pädagogik in Kooperation mit der Eugen-Biser Stiftung München setzt sich zum Ziel, anknüpfend an der aktuellen Buchpublikation "Wandel durch Dialog" (Verlag Kohlhammer, Stuttgart 2014, ISBN 978-3-17-025614-9 2014), herausgegeben im Auftrag der Eugen-Biser-Stiftung von Havva Engin und Michael Reder gegenwärtigen gesellschaftlichen Befindlichkeiten im Hinblick auf kulturelle und religiöse Vielfalt nachzugehen und auszuloten, welche Rahmenbedingungen unerlässlich für ein friedliches Miteinander sind.
Programm:
Begrüßung und einleitendes Inputreferat
• Dipl. theol. Stefan Zinsmeister M.A., Geschäftsführer der Eugen-Biser-Stiftung, München
Teilnehmende des Podiumsgesprächs (alphabetisch):
• Dr. Bekir Alboğa, Beauftragter für interreligiösen Dialog der "Türkisch-Islamische Union der Anstalt für Religion" (DITIB), Köln
• Dr. Max Bernlochner, Ministerium für Integration Baden-Württemberg, Referat Interkulturelle Angelegenheiten, Stuttgart
• Yakup Divrak, Alevi Bektaşi Gemeinde Heidelberg und Umgebung e.V., HABT, Heidelberg
• Dr. Jens Hildebrandt, Dez. III, Bildung, Jugend, Gesundheit, Mannheim
• Ayhan Kuzu, Vorsitzender, Defne Kulturverein Mannheim
• Şafak Öztürk, Turkuaz Plattform, Düsseldorf
Moderation:
• Dr. Katja Thörner, Eugen-Biser-Stiftung, München
• Prof. Dr. Havva Engin, PH Heidelberg
Ort: Pädagogische Hochschule Heidelberg, AULA, Keplerstr. 87, 69120 Heidelberg
Datum: 01.10.2014
Zeit: 15:00-18:00 Uhr
Die Teilnahme ist kostenlos. Wir bitten um eine Anmeldung per Mail unter: mail@hei-mat-online.de
1 Temmuz 2014 Salı
Okul Bitti - Ya Sonra?
Heidelberg Eğitim Bilimleri Üniversitesi (Pädagogische Hochschule Heidelberg) bünyesinde faaliyet gösteren Heidelberg Göç Araştırmaları ve Kültürleraşırı Pedagoji Merkezi (Hei-MaT) ile Baden Türk Okul Birlikleri Dernekleri Federasyonu'nun; T.C. Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı'nın malî desteğiyle 2013 yılı Aralık ayından itibaren başlattıkları "Göçmen Türk Veliler İçin Veli Akademisi" Projesi kapsamında [PH Heidelberg, Keplerstr. 87, 69120 Heidelberg, Salon 222 adresinde] "Okul Bitti – Ya Sonra? Meslek Eğitiminin Önemi ve Yapılan Hatalar" konusunda 5 Temmuz 2014 günü saat 11:30 - 14:30 arasında Göçmen Türk Veliler İçin Veli Akademisi (Ara) Konferansı düzenleniyor.
Konferansta Pädagogische Hochschule Heidelberg Rektörü Prof. Dr. Anneliese Wellensiek (Heidelberg) "Selamlama Konuşması" yapıyor.
Eğitimbilimci ve Medya Pedagogu Betül Özdemir "Öğrenciler İçin Sosyal Medya Ağlarının Tehlikeleri" üzerinde duruyor.
Pedagog ve Meslek Eğitimi Uzmanı Kaan Öztürk (Mannheim) ile Lojistik Uzmanı Erhan Sönmez (Heidelberg) "Okul Bitti – Ya Sonra? Meslek Eğitiminin Önemi ve Yapılan Hatalar" konusunu ele alıyor.
Ayrıca, "Türkiye Gözüyle Alman Eğitim Sistemine Bakış" başlığında Pädagogische Hochschule Heidelberg'te Eğitim Alan ve Türkiye'den Gelen ERASMUS Öğrencileri (Heidelberg) değerlendirmelerde bulunuyor...
Konferansa katılım ücretsiz...
12 Haziran 2014 Perşembe
Asfur - Göç yolunda ve göç ettikten sonra yaşadığımız coğrafyada...
"Bir kuş göründü pencereden
"Nunu" dedi.
"Sakla beni yanında"
"Ne olursun sakla"
Dedim nerden geliyorsun
Dedi komşuların evlerinden.
Dedim bu korkun nedendir
Dedi bozuk bir kafestendir.
...
Yürüyeceğim dedi ama gücüm yok yürümeye
Korkma!
Bak, gör doğacak güneş!"
[Marcel Khalife]
Adını Marcel Khalife'nin şiirinden alan Asfur, Suriye'den Hatay'a, İstanbul'a, İzmir'e... göç etmek zorunda kalan Kürt, Bedevi, Ermeni, Ezidi halkların karşı karşıya kaldıkları yaşamı görünür kılıyor.
Asfur - Yapım, Yönetim, Kurgu: Eylem Şen; Kamera Eylem Şen, Ferhat Sayım, İzmir, 19'38'', Renkli, Türkçe, 2014
26 Mayıs 2014 Pazartesi
Migranten-Eltern-Bildung | Göçmenler-Veliler-Eğitim
Heidelberg Eğitim Bilimleri Üniversitesi (Pädagogische Hochschule Heidelberg) bünyesinde faaliyet gösteren Heidelberg Göç Araştırmaları ve Kültürleraşırı Pedagoji Merkezi (Hei-MaT), Mannheim Okul Dairesi'nin projesi "Migranten machen Schule" ve Baden Türk Okul Birlikleri Dernekleri Federasyonu ile 5 Haziran 2014 Perşembe günü, PH Heidelberg salonlarında saat 14 - 17 arasında (AULA, Kepler Str. 87, 69120 Heidelberg) bir konferans düzenliyor.
Konferansın konusu: Migranten-Eltern-Bildung | Göçmenler-Veliler-Eğitim
Konferansın ana konusunu Almanya'da ve Baden bölgesinde yapılan veli çalışmalarında, göçmen velilerin yerini ve önemini irdelemek oluşturuyor.
Akademik çalışmalar, Alman eğitim sisteminde, velilerin çocuklarının eğitim sisteminde gösterdiği performanstan yarı yarıya sorumlu olduğunu ortaya koyuyor. Bunun için bilgili ve bilinçli veliler çocuklarını baştan itibaren daha iyi bir şekilde eğitim kurumlarına hazırlayabiliyor.
Konferansta irdenecek konulardan birisi, göçmen ailelerde bu durumun hangi düzeyde olduğu. Bu yönde bilimsel çalışmalar ve veriler var mı? Varsa, göçmen veliler hangi konularda sisteme yönelik zorluk çekiyorlar?
İkinci bir konu, eğitim kurumlarının göçmen velilere yaklaşımı ve onlara yönelik hazırla(ya)madığı özel danışma ve bilgilendirme programları.
Giriş ücretsiz olup, önkayıt yaptırmadan doğrudan katılınabilinir...
Ayrıntılı bilgi için bkz. Migranten-Eltern-Bildung | Göçmenler-Veliler-Eğitim
13 Nisan 2014 Pazar
Heidelberg: Baden Bölgesi Türk Dili ve Kültürü Öğretmenleri ile Göçmen Türk Veliler İçin Veli Akademisi Seminerleri Yapıldı
Heidelberg'te (PH- Heidelberg, Keplerstr. 87, Salon 222, 69120 Heidelberg) 12 Nisan 2014 günü; saat 11:30 - 13:30 arasında "Göç Sürecinde İki Dilli Yetişme ve Velilerin Eğitim Sistemindeki Sorumlulukları" başlıklı, "Baden Bölgesi Türk Dili ve Kültürü Öğretmenleri İçin Veli Akademisi Semineri" ile saat 14:30 - 17:00 arasında "Çocuğumun iki dilli yetişmesine nasıl katkı sağlayabilirim ve veli olarak eğitim sürecini nasıl takip edebilirim?" başlıklı "Veli Semineri" yapıldı.
31 Mart 2014 Pazartesi
Heidelberg: Göçmen Türk Veliler İçin Veli Akademisi Semineri - Çocuğumun iki dilli yetişmesine nasıl katkı sağlayabilirim ve veli olarak eğitim sürecini nasıl takip edebilirim?
Göçmen Türk Veliler İçin Veli Akademisi 12 Nisan 2014 günü saat 14:30 - 17:00 arasında Heidelberg'te (PH Heidelberg, Keplerstr. 87, Salon 222, 69120 Heidelberg) "Çocuğumun iki dilli yetişmesine nasıl katkı sağlayabilirim ve veli olarak eğitim sürecini nasıl takip edebilirim?" başlıklı bir seminer düzenliyor. Katılım ücretsizdir...
19 Mart 2014 Çarşamba
Birinci Dünya Savaşı'nda Almanya'ya Gönderilen Osmanlı Yetimleri
Tarih Vakfı Perşembe Konuşmaları'nın "Birinci Dünya Savaşı" temalı 2014 bahar dönemi, 20 mart 2014 günü üçüncü buluşmayla devam ediyor. Dizinin ilk konuşmasında Mehmet Beşikçi seferberliği, ikinci konuşmasında Zeynep Kutluata arzuhaller üzerinden Osmanlı kadınlarının savaş deneyimini tartışmışlardı. Bu defaki buluşmada Nazan Maksudyan çocukların deneyimlerine, özellikle de yetim kalan çok sayıda çocuğun çırak olarak Almanya'ya gönderilmeleri konusu üzerine yoğunlaşıyor.
Birinci Dünya Savaşı sırasında çok sayıda yetim erkek çocuk, zanaat, maden ve ziraat alanlarında çıraklık yapmak üzere, Osmanlı İmparatorluğu'ndan Almanya'ya gönderilmişti.
Osmanlı ve Alman İmparatorlukları arasındaki bu tek yönlü çırak eğitim programı tam olarak nasıl işliyordu?
Böylesi uzun mesafeli ve geniş tabanlı bir çocuk sevkıyatı savaşın ortasında nasıl hayata geçirilmişti?
Hepsinden önemlisi Osmanlı ve Alman hükümetleri hangi saiklerle bu uygulamaya yönelmişlerdi?
Maksudyan konuşmasında bu ve benzeri soruları ele alırken, çocukları yerinden eden bu projeyi bizatihi onların deneyimleri üzerinden de değerlendirmeye öncelik veriyor. Alman Dışişleri ve Başbakanlık Osmanlı arşivlerinin yanı sıra, biyografik ve sözlü kaynakları da dikkate alan araştırma, Almanya'ya gönderilen bu "ilk kuşak göçmen işçilerin" yoksunluklarına, mutsuzluklarına, ama öte yandan da hayatlarını değiştiren yeni fırsatlara yoğunlaşıyor.
Nazan Maksudyan - Birinci Dünya Savaşı'nda Almanya'ya Gönderilen Osmanlı Yetimleri / 20 mart 2014, 18:30 - 20:30; Aynalı Geçit, Meşrutiyet Caddesi, Avrupa Pasajı, No: 8, Kat: 2, Galatasaray - Beyoğlu - İstanbul
Birinci Dünya Savaşı sırasında çok sayıda yetim erkek çocuk, zanaat, maden ve ziraat alanlarında çıraklık yapmak üzere, Osmanlı İmparatorluğu'ndan Almanya'ya gönderilmişti.
Osmanlı ve Alman İmparatorlukları arasındaki bu tek yönlü çırak eğitim programı tam olarak nasıl işliyordu?
Böylesi uzun mesafeli ve geniş tabanlı bir çocuk sevkıyatı savaşın ortasında nasıl hayata geçirilmişti?
Hepsinden önemlisi Osmanlı ve Alman hükümetleri hangi saiklerle bu uygulamaya yönelmişlerdi?
Maksudyan konuşmasında bu ve benzeri soruları ele alırken, çocukları yerinden eden bu projeyi bizatihi onların deneyimleri üzerinden de değerlendirmeye öncelik veriyor. Alman Dışişleri ve Başbakanlık Osmanlı arşivlerinin yanı sıra, biyografik ve sözlü kaynakları da dikkate alan araştırma, Almanya'ya gönderilen bu "ilk kuşak göçmen işçilerin" yoksunluklarına, mutsuzluklarına, ama öte yandan da hayatlarını değiştiren yeni fırsatlara yoğunlaşıyor.
Nazan Maksudyan - Birinci Dünya Savaşı'nda Almanya'ya Gönderilen Osmanlı Yetimleri / 20 mart 2014, 18:30 - 20:30; Aynalı Geçit, Meşrutiyet Caddesi, Avrupa Pasajı, No: 8, Kat: 2, Galatasaray - Beyoğlu - İstanbul
28 Şubat 2014 Cuma
Osmanlıda Göçebeler, Göçmenler ve Sığınmacılar
"Bir Konargöçer İmparatorluk", Osmanlı İmparatorluğu tarihine yeni bir mercekle bakıyor ve Osmanlı sınırları içinde yaşayan göçer gruplara ve onların merkezi devletle değişen ilişkilerine odaklanıyor.
Kitapta daha önceki çalışmalardan farklı olarak göçer grupların Osmanlı kurumlarını ve sonuçta modern Türkiye'nin cumhuriyetçi yapılarını biçimlendirmekte önemli bir rol oynadığı savunuluyor.
Uzun imparatorluk tarihinin büyük bölümü boyunca Osmanlı devlet yetkililerinin bölgedeki çeşitli göçer grupları saflarına katmaya ve memnun etmeye çalışmalarına bağlı olarak yerel çıkarlar Osmanlı devletinin gelişimini etkiledi.
İmparatorluğun erken döneminde, özellikle sınır bölgelerinde göçebelerin var olması devlet için önemli bir güç kaynağıydı.
İmparatorluğun merkezi ile aşiret reisleri arasındaki işbirliği, merkezi devlete imparatorluğun uzak kesimlerine etkili bir erişim biçimi sağlarken, aşiret reislerinin de kendi otoritelerini pekiştirmelerine ve aşiretlerin, ayrı kültür ve kimliklerin taşıyıcıları olarak varlıklarını sürdürmelerine olanak verdi.
18. ve 19. yüzyıllarda yerel toplulukların mahalli, bölgesel ve hatta küresel fırsatları değerlendirerek ekonomik ve siyasal güçlerini merkezi devletten bağımsız olarak genişletecek yeni olanakları keşfetmesiyle bu ilişki değişti. Osmanlı merkezi devleti ile göçebe topluluklar arasındaki esnek ilişki bu değişen koşularda bir zaafa dönüştü ve Osmanlı devleti aşiretleri yerleştirmeye ve göçü denetim altına almaya yönelik ilk adımlarını attı.
Sonunda, 20. yüzyıl başlarında hareketlilik tümüyle farklı bir biçime büründü ve etnik temelli milliyet anlayışları zorunlu göçlere yol açtı...
Kitapta daha önceki çalışmalardan farklı olarak göçer grupların Osmanlı kurumlarını ve sonuçta modern Türkiye'nin cumhuriyetçi yapılarını biçimlendirmekte önemli bir rol oynadığı savunuluyor.
Uzun imparatorluk tarihinin büyük bölümü boyunca Osmanlı devlet yetkililerinin bölgedeki çeşitli göçer grupları saflarına katmaya ve memnun etmeye çalışmalarına bağlı olarak yerel çıkarlar Osmanlı devletinin gelişimini etkiledi.
İmparatorluğun erken döneminde, özellikle sınır bölgelerinde göçebelerin var olması devlet için önemli bir güç kaynağıydı.
İmparatorluğun merkezi ile aşiret reisleri arasındaki işbirliği, merkezi devlete imparatorluğun uzak kesimlerine etkili bir erişim biçimi sağlarken, aşiret reislerinin de kendi otoritelerini pekiştirmelerine ve aşiretlerin, ayrı kültür ve kimliklerin taşıyıcıları olarak varlıklarını sürdürmelerine olanak verdi.
18. ve 19. yüzyıllarda yerel toplulukların mahalli, bölgesel ve hatta küresel fırsatları değerlendirerek ekonomik ve siyasal güçlerini merkezi devletten bağımsız olarak genişletecek yeni olanakları keşfetmesiyle bu ilişki değişti. Osmanlı merkezi devleti ile göçebe topluluklar arasındaki esnek ilişki bu değişen koşularda bir zaafa dönüştü ve Osmanlı devleti aşiretleri yerleştirmeye ve göçü denetim altına almaya yönelik ilk adımlarını attı.
Sonunda, 20. yüzyıl başlarında hareketlilik tümüyle farklı bir biçime büründü ve etnik temelli milliyet anlayışları zorunlu göçlere yol açtı...
20 Şubat 2014 Perşembe
Roz Kohen: Fotoğrafın göçü - 116 yaşındaki bir fotoğrafın St. Louis'e varışının öyküsü... - Balat'lı Baruh Romano
![]() |
| © Roz Kohen - Balat'lı Baruh Romano, Abdullah Biraderler Fotoğraf Stüdyosu, ~ 1897 |
Roz Kohen "Yahudi İstanbul'unu / İstanbul Yahudileri'ni" anlatıyor: İstanbul'da Yahudiler ve Yahudi Yaşamı
[KanalKultur] - Rahmetli ablamın fotoğraf koleksiyonunda bizler doğmadan vefat etmiş olan büyük babamız Baruh Romano'nun daha önce görmediğim bir fotoğrafını buldum.
Fotoğrafta Baruh yirmi yaşlarında görünüyor. 1877 doğumlu olduğuna göre fotoğrafın 19. yüzyılın sonlarında, 1897 civarında çekildiğini tahmin ediyorum.
Fotoğrafın eski ve yıpranmış görünüşü, Osmanlıca ve Fransızca arka kapağı, bu belgeyi diğer aile fotoğraflarından ayrı ve özel kılıyor.
Baruh'un elimizde olan en eski fotoğrafı ve diğer gördüğüm fotoğraflarından çok farklı: Gözleri ışıldıyor, ümitli, kıyafeti özenli. Fotoğrafın ön yüzündeki "Abdullah Frères" (Abdullah Biraderler) adı özenle konmuş ve dikkati çekiyor.
Araştırdığımda umduğumdan çok daha fazlasını buluyorum:
18 Şubat 2014 Salı
Elternakademie Heidelberg – Informationsveranstaltung in Gaggenau
Die Informationsveranstaltung der Elternakademie Heidelberg am 15.02.2014 in Gaggenau, bei der die Ziele und Teilnahmebedingungen durch die Projektleiter/innen vorgestellt wurden, stieß bei den dortigen türkischsprachigen Eltern auf deutliches Interesse. Bemerkenswert rege verlief die Diskussionsrunde nach dem Vortrag von Frau Prof. Dr. Havva Engin zum Thema "Die Rolle des Elternhauses in der Bildungsbiografie der Kinder". Viele Teilnehmer/innen beklagten, dass für viele Migranteneltern der Aufbau des deutschen Bildungssystems schwer verständlich bliebe und an den Schulen Personen, die ihnen kultur- und sprachsensibel helfen könnten, fehlten. Besonders schwierig sei es für Eltern, die als Heiratsmigranten nach Deutschland gekommen seien und das Bildungssystem aus der eigenen Biografie nicht kennen würden.
Einige Väter regten an, künftige Informationsveranstaltungen auch in den Veranstaltungsräumlichkeiten von Moscheeverbänden anzubieten, um so noch einen größeren Kreis an interessierten Eltern zu erreichen, was von den Projektverantwortlichen positiv aufgenommen wurde und künftig entsprechend berücksichtigt werden wird.
29 Ocak 2014 Çarşamba
Göç ve Kültürel Sermaye - Türkiye, Almanya, Kanada ve Büyük Britanya'da Yüksek Vasıflı Göçmenler
Türkiye Cumhuriyeti, homojen bir ulus devlet kurma çabasının sonucu olan nüfus değişimleriyle ve yakın tarihindeki yoğun kentleşme nedeniyle yüksek oranda göç hareketlerine tanık oldu.
Cumhuriyetin ilk yıllarında Nazi Almanyası'ndan kaçan ve Türkiye'nin bilim camiasında yer alan Yahudi ve rejim karşıtı bilim insanları, eski Doğu Bloku ülkelerinden geçimlerini sağlamak için Türkiye'ye gelen küçük tüccarlar, ev hizmetlileri ve vasıfsız işçiler, özel üniversitelerin kurulmasından sonra ihtiyaç duyulan yabancı öğretim üyeleri, uluslararası şirketlerde ve projelerde iş bulan yabancı uzmanlar ve yöneticiler bu göç resmini tamamlıyor.
Türkiye tarihinde önemli bir yer tutmasına karşın, göç olgusuna ilişkin toplumsal süreçlerin bilimsel olarak çözümlenmesi için sarf edilen çabalar henüz çok yeni.
Türkiye'deki araştırmacılar uzun yıllar daha çok "misafir işçi" ya da "Almancı" adı altında Avrupa'ya göç etmek üzere ülkeden ayrılanlarla ilgilenmiş ya da Batı Anadolu'nun süratle büyüyen metropollerinin tablosunu değiştiren iç göç sorunlarını ele almıştır.
Türkiye'ye yönelik göç hareketlerinin tartışılması ancak 2000'li yıllarda gündeme gelmiştir. Göçmenlerin, özellikle de yüksek vasıflıların deneyimlerine çok az ilgi gösterilmiştir.
Eser, göçmenlerin dört ayrı ülkedeki (Türkiye, Büyük Britanya, Kanada ve Almanya) yaşam seyirlerini karşılaştırıyor ve yüksek vasıflı göçmenlerin yönelim ve deneyimlerini ayrıntılı mülakatlar yoluyla çözümlemeye çalışıyor.
Arnd-Mizhael Nohl, Karin Schittenhelm, Oliver Schmidtke, Anja Weib [Ed.]: Göç ve Kültürel Sermaye - Türkiye, Almanya, Kanada ve Büyük Britanya'da Yüksek Vasıflı Göçmenler. Çev.: Türkis Noyan, Kitap Yayınevi, İstanbul 2011, 447 S., ISBN : 978-605-105-087-4
Cumhuriyetin ilk yıllarında Nazi Almanyası'ndan kaçan ve Türkiye'nin bilim camiasında yer alan Yahudi ve rejim karşıtı bilim insanları, eski Doğu Bloku ülkelerinden geçimlerini sağlamak için Türkiye'ye gelen küçük tüccarlar, ev hizmetlileri ve vasıfsız işçiler, özel üniversitelerin kurulmasından sonra ihtiyaç duyulan yabancı öğretim üyeleri, uluslararası şirketlerde ve projelerde iş bulan yabancı uzmanlar ve yöneticiler bu göç resmini tamamlıyor.
Türkiye tarihinde önemli bir yer tutmasına karşın, göç olgusuna ilişkin toplumsal süreçlerin bilimsel olarak çözümlenmesi için sarf edilen çabalar henüz çok yeni.
Türkiye'deki araştırmacılar uzun yıllar daha çok "misafir işçi" ya da "Almancı" adı altında Avrupa'ya göç etmek üzere ülkeden ayrılanlarla ilgilenmiş ya da Batı Anadolu'nun süratle büyüyen metropollerinin tablosunu değiştiren iç göç sorunlarını ele almıştır.
Türkiye'ye yönelik göç hareketlerinin tartışılması ancak 2000'li yıllarda gündeme gelmiştir. Göçmenlerin, özellikle de yüksek vasıflıların deneyimlerine çok az ilgi gösterilmiştir.
Eser, göçmenlerin dört ayrı ülkedeki (Türkiye, Büyük Britanya, Kanada ve Almanya) yaşam seyirlerini karşılaştırıyor ve yüksek vasıflı göçmenlerin yönelim ve deneyimlerini ayrıntılı mülakatlar yoluyla çözümlemeye çalışıyor.
Arnd-Mizhael Nohl, Karin Schittenhelm, Oliver Schmidtke, Anja Weib [Ed.]: Göç ve Kültürel Sermaye - Türkiye, Almanya, Kanada ve Büyük Britanya'da Yüksek Vasıflı Göçmenler. Çev.: Türkis Noyan, Kitap Yayınevi, İstanbul 2011, 447 S., ISBN : 978-605-105-087-4
21 Ocak 2014 Salı
Roz Kohen: Annemin Mektupları
![]() |
| © Roz Kohen |
[KanalKultur] - Mektup yazma alışkanlığını elektronik yazışmanın başlangıcı ile herkes gibi bende de yıllar önce kaybetmeğe başladım.
Postacının gelişini heyecanla beklediğim günleri hatırlarım...
O zamanlar mektup almak, dost ve yakınlardan haber almak anlamına gelirdi. Şimdi ise, postacının getirdiği fatura ve reklam evrakından ibaret.
Dost haberlerimizi, internet üzerinden yüzlerce kıymetsiz mesajın arasında, kısa haberler şeklinde ve anında alıyoruz.
Bu mesajların bir kısmı elden ele dolaşıp tekrarlanan fıkra, söylenti ve reklamlardan ibaret. Çoğunu da hiç okumadan siliyoruz.
Birkaç hafta önce temizlik yapma niyeti ile açtığım bir ayakkabı kutusunda, aile fertlerinden ve dostlardan seneler önce gönderilmiş mektupları buldum.
Her mektup, el yazısı ve değişik renk mürekkeplerle ve ayrı ayrı lisanlarda; kimisi Türkçe, kimisi İngilizce, kimisi de İbranice yazılmış... Mektupları geldikleri zarflarda tutmuşum. Hepsinde de özenle seçilmiş pullar var.
![]() |
| © Roz Kohen |
Annemin yaşıtları, İstanbul'un Yahudileri arasında kendilerini Yahudi İspanyolcası ile en iyi ifade eden son nesil. O yüzden duygusal değerleri çok yüksek.
Annem üşenmeden bana İsrail ve Amerika'da yaşadığım uzun yıllar boyunca, mektup yazmaya devam etmişti.
Heyecanla benden mektup beklemiş; yıllarca postacının yolunu kollamıştı. Birbirimize her hafta bir mektup yazmağa söz vermiştik. Onun mektupları hep dualarla başlardı: "Sevgili kızım, Allah ne muradın varsa versin, bolluk içinde, mutlu olmanı diler hayırlı bayramlar temenni ederim."
Bu süre içinde ben, bir ülkeden ötekine göç ederken; arkadaş, komşu, okul, iş değiştirip, farklı lisanlar konuşup, değişik kültürlerde çocuk yetiştirirken; annem bana aynı temaları, annesinin kullandığı biçimde Musevi İspanyolcası ile aktardı. Konular onun ve benim için bu konuştuğumuz dilde duygusallığını da korudu.
Bana arkadaş, komşu ve aile fertleri ile ilgili haberleri; beni ilgilendireceğini bildiği için haber verdi... Bazen de bana değişen İstanbul'u; gelip giden iklim değişikliklerini, açılan yeni sinemaları, kapanan eski pasajları; aileye katılan yeni fertleri ve kaybettiğimiz aile büyüklerini anlattı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




































