Bu Blogda Ara

Yemek Kültürü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yemek Kültürü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Almanya'da Göçmen Ailelerde Beslenme Alışkanlıkları Tehlike Sinyalleri Veriyor...

Prof. Dr. Havva Engin, 7 temmuz 2015 günü, Baden-Württemberg Tüketici Bakanlığı'na bağlı olarak çalışan, "Tarımı Destekleme Dairesi"nin Schwäbisch Gmünd’te beslenme elemanları için gerçekleştirdiği çalıştayda, "Göçmen Ailelerde Beslenme Alışkanlıkları ve Veli Eğitimi" başlıklı bir sunum yaptı.

Prof. Havva Engin, sunumunda göçmen kökenli çocukların, Alman yaşıtlarına göre daha sağlıksız beslendiğinin altını çizerek, yapılan araştırmaların bu gidişatın en kısa zamanda önüne geçilmesi gerektiğini gösterdiğini vurguladı. Sağlıksız beslenme ve buna bağlı olarak okul öncesi yaşta bulunan obezite vakıasının en yoğun şekilde Türk, Arap ve Rus kökenli aileler arasında görüldüğünü ifade etti..

Prof. Havva Engin'e göre, bu bağlamda, kreş eğitmenlerine ve ailelere sağlıklı beslenme konusunda danışma hizmeti veren görevlilere büyük görevler düşüyor. Birçok ebeveynin, çocuğunu bilmeden veya iyi niyetle onun ihtiyaçlarının dışında beslenmeye teşvik ettiği görülüyor. Yapılan çalışmalar, göçmen ebeveynlerin azımsanmayacak bir kısmının, çocuklarının tükettiği gıdaların ne kadar çok enerji içerdiğini bilmediğini gösteriyor. Keza, sınırsız şekerli içecek tüketmenin ve abur cubur diye adlandırılan ara öğünlerin, çocuklar için ne denli büyük tehlikeler arz ettiği göçmen veliler arasında pek bilinmiyor. Göçmen velilerin, bu tür beslenme alışkanlıklarının; kalp hastalıklarına, yüksek tansiyona, karaciğer yağlanmasına, kemik ve eklem erimesine kadar ciddi rahatsızlıklara yol açtığından da pek haberleri bulunmuyor.

Kaynak: Veli Akademisi Heidelberg

8 Mayıs 2015 Cuma

Osmanlı Mutfağından Söz Edilebir mi? Haydi Sofraya! Mutfak Penceresinden Osmanlı Tarihi

Yemek varoluşun temel unsuru, aynı zamanda da bir kimlik, kültür ve sınıf göstergesi. Lakin tüketimi, üretimi, taksimi, tanzimi, sunumu, muhafazası ve temsiliyle yeme içme çalışmaları Osmanlı tarihi çalışmalarında henüz yeterince olgunlaşmış değil.

Amy Singer’in derlediği kitap, yemekler, gıda maddeleri, yemek tarifleri, yeme içme alışkanlıkları, öğünler ile mutfak ve sofra gereçlerini başlangıç noktası olarak alıp yemek çerçevesinde tarihsel bir incelemeye girişiyor.

Bunu yaparken de aslında yekpare ve durağan bir “Osmanlı mutfağı”ndan söz edemeyeceğimizi ortaya koyuyor.

Nicolas Trépanier’nin “Oruç ve Erken Dönem Mevlevi Tarikatı”nı ele aldığı makalesi, Mevleviliğin ilk dönemlerine ait kaynaklarda yemeğin (yemekten imtina etmenin) rolünü ele alıyor ve tarihsel değişimleri meydana çıkarıyor.

İklil Selçuk’un “Bursa’da Bozacılığa Dair Bir İnceleme”si, az miktarda alkol ihtiva eden bozanın 15. ve 16. yüzyıl Bursa’sının ticari ve toplumsal hayatında teşkil ettiği yeri ele alıyor.

Rachel Goshgarian “Kaynaşmak ve Ayrışmak”ta, 16. yüzyıl Anadolu Ermeni yemek ve ziyafet tasvirlerine başvurarak Sünni Osmanlı ile Şii Safevi imparatorlukları arasındaki savaşın kültürel bağlamında Ermeni Hıristiyan kimliğinin oluşum süreçlerine eğiliyor.

13 Mart 2015 Cuma

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Yemek Kültürü

Evliya Çelebi Seyahatname’sinde yer alan gıda maddeleri, yemek adları, mutfak-sofra araç gereçleri ve yiyecek-içecekle ilgili esnaf ve mekânlara dair bilgiler 17. yüzyıl Osmanlı dünyasının ve komşularının yemek kültürü için benzersiz bir veri tabanı oluşturuyor.

Evliya Çelebi elli bir yıllık yolculukları sırasında şaşırtıcı bir titizlikle tam 2.246 gıda maddesi kaydetmiş. Bunlardan 480’i meyve; 303’ü tatlı; 255’i çorba, pilav, kebap turşu vb. yemekler; 241’i içecek; 232’si et, sakatat, tavuk ve yumurta; 193’ü hamur işi ve ekmek; 170’i sebze, tahıl ve baklagiller; 140’ı balık ve deniz mahlûkları; 105’i süt ürünleri; kalan 127’si de yağ, baharat ve çerez türü gıdalar.

Seyyahın olağanüstü hoş ve nüktedan üslubuyla yemeklere dair anlattıkları hem Osmanlı beslenme alışkanlıkları konusunda bildiklerimizi zenginleştirerek destekliyor, hem de bu bilgilerin bir bölümünü yeniden gözden geçirmeye, sorgulamaya ve sofra kültürümüzü daha iyi tanımamıza yardımcı oluyor. Ayrıca bizi İstanbul’un, sarayın, yüksek rütbelilerin mutfaklarından çıkarıp 17. yüzyılın yöresel mutfakları ve “sokak tatları” ile tanıştırıyor.

İstanbul, Trabzon, Bursa, Bitlis, Belgrat, Üsküp, Yanya, Saraybosna, Şam, Kahire, Kırım mutfaklarını ve sokak satıcılarını aktarırken, “Osmanlı mutfağı”nın sadece İstanbul saray mutfağıyla sınırlı olmadığını fısıldıyor, daha geniş bir coğrafyanın ve toplumsal kesimin mutfak anlayışıyla ilgili zengin ipuçları veriyor.

9 Aralık 2014 Salı

Osmanlı Mutfak İmparatorluğu

Bir toplumun mutfağı, tarihinin her yönünü yansıtır. Çünkü toplumun kültürü, inançları, ekonomisi ve siyaseti mutfağında izler bırakır. Başka toplumlarla yaptığı temas ve alışverişler de mutfak kültürünü etkiler.

Türkler Orta Asya'dan Batı'ya ilerlerken ilişki içinde oldukları halkların yemek kültürlerinden etkilendi ve onların yemek kültürlerini de etkiledi. Bu karşılıklı etkileşim Anadolu'ya yerleştikten sonra Selçuklu ve Beylikler dönemleriyle Osmanlı Devleti zamanında da devam etti. Osmanlı mutfağının olağanüstü çeşitliliğinin en önemli nedenlerden biri olan bu etkileşimin izleri Çin'den Amerika'ya, Rusya'dan Mısır'a kadar takip edilebilir.

Osmanlı mutfağının, olağanüstü zengin bir sentez olmasının ve yaratıcılığın önemli rol oynadığı bir mutfak olarak kendine özgü bir yapıya kavuşmasının birçok nedeni vardır. Bunların en önemlileri imparatorluğun çok kültürlü yapısı, çok farklı bitki türlerinin yetiştiği farklı iklimlere sahip geniş topraklarının bulunması, geniş ticaret ağı ve toplumun ileri gelenleri arasında gelişmiş damak tadına sahip, yeniliklere meraklı kişilerin bulunmasıdır.

Avusturyalı Profesör Bert Fragner, Osmanlı mutfağın etkisi altındaki geniş bölgeyi "Osmanlı mutfak imparatorluğu" olarak tarif eder. Ona göre Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihe karışmasına rağmen, "Osmanlı mutfak imparatorluğu adını verebileceğimiz geniş bir bölge yaşamaya devam ediyor." Fragner, Akdeniz mutfağını Akdeniz bölgesinin doğası ve ikliminden çok, önce Roma İmparatorluğuna sonra İspanyol ve Osmanlı devletlerine borçlu olduğumuzu söyler.

Osmanlı-Türk mutfağı araştırmacısı Priscilla Mary Işın bu kitapta birbirinden ilginç konuları ele alıyor:

Evliya Çelebi'nin Diliyle 17. yüzyıldan Yiyecek Manzaraları / Osmanlı'da Kadının Mutfaktaki Rolü / Mizaha Yansıyan Yemek Kültürü / Karagöz'de Yemek ve Mutfak / Osmanlı'da Meyvecilik / Kudret Helvası Gökten mi Yağıyor? / Havyar Hikâyesi / Osmanlı Mutfağında Av Etleri / Osmanlı Mutfağında Fıstık / Külünk Helvası / Şamama Kültürünün Tarihçesi / Kavatanın Peşinde / Yufka / Demir Tatlısı / Yemek Kültüründe Kalıplar.

Priscilla Mary Işın: Osmanlı Mutfak İmparatorluğu. Yayına Hazırlayan : Füsun Kiper, Kitap Yayınevi, İstanbul 2014, 285 S., ISBN : 978-605-105-136-9 

28 Kasım 2014 Cuma

Yemek kültürüne sanatsal bakış: Damak tadının toplumsal belleği ya da TUNCA - Desire

TUNCA - "İsimsiz | Untitled"
2 x 0,8cm, 3,5gr 24 ayar has altın
| 24 ct pure gold, 0,28 ct pırlanta,
0,28 ct brilliant, 2014
[KanalKultur] - TUNCA, 2 aralık 2014 - 3 ocak 2015 tarihleri arasında "Desire" adlı kişisel sergisiyle, art ON Istanbul'da sanatseverlerle buluşuyor.

art ON Istanbul'daki, TUNCA'nın "Desire" isimli kişisel sergisini "damak tadının" politik, sosyal ve kültürel açılımları olarak tanımlamak mümkün. Proje, izleyecilere farklı, yakası açılmadık görsel tecrübeler sunmayı hedefliyor. Sanatçının iki yıldan beri üzerine çalıştığı dizi, 20. yüzyılı şekillendirmiş önemli liderlerin en sevdikleri yemeklerden yola çıkıyor.

Projesini gerçekleştirebilmek için profesyonel aşçılık eğitimi alan sanatçı, liderlerin sevdikleri yemekleri detaylı bir araştırmayla ortaya çıkarıp onların resimlerini yaptıktan sonra tarifleri bizzat kendisinin pişirirken gerçekleştirdiği performans videolarıyla, dün ve bugün arasında ilginç köprüler kuruyor. Castro'dan Churchill'e, Atatürk'ten Mao'ya dek, dünya haritasını yeniden çizen oniki siyaset adamının sofralarını büyüteç altına alan TUNCA, resim, fotoğraf, video, performans ve heykel tekniklerini kullararak oluşturduğu "çok katmanlı" anlatım diliyle, hem disiplinlerarası bir diyalog kuruyor, hem de tarihin satır arasında kalmış olan önemli detaylarına eğiliyor.

TUNCA - "İsimsiz | Untitled"
08.29, 1920 x 1080p, video, 2014
TUNCA tutkunun odak noktasında olduğu görsel araştırmalarında farklı bir tarih yazmak iddasında değil. Proje, izleyenlere soyut düşüncenin en somut hallerinden biri olan "yeme içme kültürünün" ne kadar farklı anlamlar yüklü bir kavram denizi olduğunu hatırlatırken, belgesel ve eğitici olmadan "damak tadının" aynı zamanda toplumsal bir bellek olduğunu da hatırlatıyor.

* * *

TUNCA's solo exhibition "Desire", hosted by art ON Istanbul, may possibly be defined as the political, social and cultural expansions of ‘taste'. This project aims to present to viewers a very distinctive, unheard-of visual experience. The series, on which the artist has been working for the last two years, focuses on the favourite meals of the distinguished leaders of the 20th century.

TUNCA - "İsimsiz | Untitled"
70 x 100 cm, asitsiz kağıt üzerine grafit
| graphite on acid-free paper, 2014
The artist who undertook a culinary education so as to realize his project, carried out a profound research on the most desired meals of the leaders, painted their pictures and took a performance video in which he cooks the recipes of these meals. With such an ambitious project, TUNCA builds an incredible bridge between the past and the present. Closely examining the dinner tables of the twelve politicians who have redefined the world map from Castro to Churchill, Atatürk to Mao, TUNCA puts forward the significant details hidden between the lines of the history. Thanks to the ‘multi-layered' expression style he created by using painting, photography, video, performance and sculpture techniques, the artist establishes an interdisciplinary dialogue.

TUNCA does not purport to write a different history through his visual searches in which passion reveals itself as the focal point. This project reminds viewers that ‘food and drinking culture", that is the most tangible form of abstract thinking, is a sea of notions that is full of different meanings. What's more is that, TUNCA brings to mind the fact that ‘taste' is a social memory without adapting a didactic approach.

* * *

TUNCA

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü'nde 2010 yılında eğitimini tamamladı.. Çalışmalarına Kadıköy, Yeldeğirme'nindeki atölyesinde devam ediyor.

Seçilmiş Sergiler:

2014 4. Uluslararası Çanakkale Bienali
2013 Kalıntı, Pi Artworks Galeri, İstanbul
2011 Elgiz 10 İstanbul Sergisi, Proje 4L Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi, İstanbul
2010 Little Boy, Sanatorium Sivil Sanat İnisiyatifi-Çağdaş Sanat Galerisi, İstanbul [KanalKultur]

TUNCA - Desire / 2 aralık 2014 – 3 ocak 2015; art ON Istanbul, Şair Nedim Caddesi, No: 4, Akaretler - Beşiktaş - 34307 İstanbul