Bu Blogda Ara

Din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2015 Salı

Gelenekten Geleceğe: İslami Düşüncede Yenilik

İslam bir dindir, ideoloji değildir. Bu nedenle İslam, toplumsal ve siyasal bir sistem olarak tasarlanamaz. Bu yapıldığı takdirde İslam sadece kavramsal bir kurgu olarak kalır.

İdeoloji olarak tasarlanan İslam anlayışında İslamın kendisi ikincil değerdedir. İslamcılar, Tanrı’yı gözleme dayalı dünyanın bir parçası olarak gören insanbiçimci Tanrı anlayışının sosyal planda temsilcileri gibidirler. Çünkü onlar Tanrı’yı, alelade sosyal olayların ve toplumsal durumların ayrılmaz bir “parçası” olarak görmektedirler. İslamcılar, her şeyi kapsadığını ve her sorunu halledebileceğini düşündükleri din anlayışlarıyla “ilkel bir din” resmi çizmektedirler.

Tanrı varlığı doğal olgularla özdeşleştirilemeyeceği gibi sosyal ve siyasal düzen iddiasına da indirgenemez. Dini sadece kurallar demeti, yasaklar ve tabulardan ibaret görmek, primitif kabile dini anlayışlarını çağrıştırmaktadır. Dinden teselli, umut, ruhsal teşvik, irade, sorumluluk, insan haklarına saygı gibi ahlaki ilkeler beklenebilir. Ama ondan insanların gündelik hayatlarında kamu yararına yönelik pratik bir iyileştirme konusunda derin bir adanma beklenmemelidir. Din, başta yönetim olmak üzere eylemler dünyasının merkezine yerleşirse “hidayet” özelliğini sürdüremeyecek ve yozlaşarak belli kalıp ve tutumlarda katılaşacaktır.

20 Ekim 2015 Salı

Aleviliğin Kimliği, Dayandığı Esaslar Gelenek ve Görenekleri

[İsmail Engin] Tahtacıların Hacı Emirli Ocağı'nın "dikme baba"sı olarak Kızılcapınar Germencik / Aydın'da yaşayan ve kendini İbrahim-i Sani evladlarından kabul eden, kemanla deyiş okuyan Bayram Kemancı'nın "Aleviliğin Kimliği, Dayandığı Esaslar Gelenek ve Görenekleri" adı verilen eseri, Aleviliğe yöneltilmiş olumsuz önyargıların giderilmesi gerektiğini belirten, birlik ve beraberliğe hitap eden bir "Ön söz" ile başlamaktadır.

Eserde, Kuranıkerim'deki Nebe', Hacc, Âl-i İmran, İsrâ gibi değişik sûrelerden alınan kimi ayetler ardı ardına Türkçe olarak zikredildikten sonra, Veda Haccı ile Gadîr-i hum olayı ve Hz. Muhammed'in vasiyeti üzerinde durulmaktadır.

Bunu Aleviliğin oluşumunun ve doğuşunun ele alındığı "Alevilik" ile "Aleviliğin Doğuşu" adlı kısımlar izlemektedir.

Kemancı'nın eserde ağırlıklı olarak irdelediği konu, "Alevinin Kimliği Gelenek ve Görenekleri Dayandığı Esaslar" başlığıyla okuyucuya sunulmaktadır.

Bu kısımda yine Âl-i İmran, Nûr, Bakara, Mâide sûrelerinden örnekler verilerek, hizmetler ve semboller (delil gibi) dini temellere oturtulmaya çalışılmaktadır.

Bu bağlamda "Delil", "Pervane (Haberci)" ile oniki hizmet sahipleri ve ayin-i cemle ilgili bilgiler veren eserde, dâr ve ikrar da ele alınmaktadır.

24 Eylül 2015 Perşembe

Kurban: Kurbanın Kökenleri ve Anadolu'da Kanlı Kurban Ritüelleri

[İsmail Engin] Antropolog-Folklorist Gürbüz Erginer'in (1945 – 2009), geride bıraktıklarından önemli bir yapıt "Kurban: Kurbanın Kökenleri ve Anadolu'da Kanlı Kurban Ritüelleri".

Yazar, "Önsöz"ünde "Bu kitap, Anadolu'da etnolojik amaçla ama amatörce çekilmiş bir kanlı kurban ritüeli belgesel filminin giderek sayıca çoğalmasıyla, ilgili ritüelin kökenlerine ilişkin bilgi ve bulguların neler olduğu konusundaki araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu araştırma, insanlık tarihi kadar eski olan ve insan düşüncesinin bir ürünü olarak karşımıza çıkan doğaüstü tasarımlar için çeşitli amaçlarla kan akıtma ritüelleri olarak adlandırabileceğimiz kurban olgusunun, genelde din dışı bir yaklaşımla kökenlerini ortaya koymaya ve bu olgunun günümüz Anadolu'sundaki durumunu saptamaya çalışmaktadır." diyor...

Eser, "Kurban Kavramı ve Kurbanın Tanımları Kurban Kavramı ve Kurbanın Tanımları", "Kurbana Değgin Tinsel Kültürün İlk Belgeleri Kurbana Değgin Tinsel Kültürün İlk Belgeleri", "Üç Kutsal Kitapta Kurban Konusu Uç Kutsal Kitapta Kurban Konusu", "Eski Türk Boylarında Kurban Eski Türk Boylarında Kurban", "Günümüz Anadolu'sunda Kanlı Kurban Ritüelleri Konuyla İlgili Ön Çalışma", "Uşak'ta Kurban Bayramı", "Çapar Köyünde Adak Kurbanı", "Hacı Bektaş Veli'yi Anma Törenlerinde Adak Kurbanları", "Anadolu'da Yağmur Duası ve Kurban" ile "Sonsöz" başlıklı on bölümden oluşuyor.

21 Temmuz 2015 Salı

Fotoğraflarla Edirne Mevlevileri - 19. yüzyılın sonu, 20. yüzyılın başı -

Edirne'de son Mevlevi Şeyhi Ahmet Selahattin Efendi

Edirne Mevlevileri 1900'lerin başları

Edirne Mevlevileri 1900'lerin başları:
Ali Eşref Dede, Kamil Dede, Selahattin (Şeyh)...

Edirne Muradiye Camii ve Mevlevihanesi

29 Haziran 2015 Pazartesi

Fazlullah Esterabâdî ve Hurufilik

14. yüzyılda yaşamış Müslüman dini önderlerden Fazlullah Esterabâdî kıyametin kopmak üzere olduğuna inanıyordu.

Rüyalarında Allah’ın doğrudan ilhamına mazhar olduğunu iddia ediyor, bu yüzden Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed ile aynı mertebede olduğunu düşünüyordu.

Ses ve harfin, âlemdeki tüm hakikati kapsadığını düşündükleri bir dili oluşturduğuna inanan takipçileri Hurufiler olarak anılıyordu.

Onlar, Fazlullah’ı Allah’ın insan bedenindeki tecessümü olarak görüyor ve hatta 1394’teki idamından sonra onun dünyaya bir kez daha gelip kıyametten önce dünyada adaleti tesis etmesini bekliyorlardı.

Fazlullah Esterabâdî’nin hayatı ve düşüncelerini ele alan bu kısa ve ilginç çalışma Hurufilik hareketinin tarihini ve Fazlullah’ın, kendisinden sonra yaşamış Müslümanlar üzerindeki etkisini gözler önüne seriyor.

15 Haziran 2015 Pazartesi

Almanya'dan Gençlerin Cihad'a Katılmaması İçin Ne Yapılabilir? | Was kann die Gesellschaft tun, damit keine Jugendlichen aus Deutschland in den Dschihad ziehen?

16 haziran 2015 günü saat 18'de Deutsch-Amerikanischen Institut Heidelberg'in (DAI) desteği ve uzmanların katılımıyla Heidelberg'te [Interkulturellen Zentrum (4.OG), Bergheimer Straße 147, 69115 Heidelberg] "Almanya'dan Gençlerin Cihad'a Katılmaması İçin Ne yapılabilir? | Was kann die Gesellschaft tun, damit keine Jugendlichen aus Deutschland in den Dschihad ziehen?" konulu bir panel düzenleniyor.

Panelin moderatörlüğünü Heidelberg'in Uyumdan Sorumlu Belediye Başkanı Wolfgang Erichson yapıyor.

Söz konusu panelin konuşmacıları arasında Thomas Köber (Präsident des Polizeipräsidiums Mannheim), Prof. Dr. Havva Engin (Leiterin des Heidelberger Zentrums für Migrationsforschung und Transkulturelle Pädagogik, Hei-MaT), İbrahim Etem Ebrem (Fachreferent für Extremismusprävention) ve Lamya Kaddor (slamwissenschaftlerin und Religionslehrerin) bulunuyor.

13 Mayıs 2015 Çarşamba

İsmail Engin: Haydar Kaya Alevilik Tanıtımı ve İlkeleri El Kitabı'nı yazmış..

[© İsmail Engin] Haydar Kaya tarafından, Türkiye'de ilk kez olarak Aleviliğin tanımını gerçekçi bir şekilde yapma ve ilkelerini de Kur'an-ı Kerim'deki esaslara göre açıklama iddiasıyla hazırlanmış olan bu eser, "Sunuş" kısmının dışında on bölümden oluşmaktadır.

Aleviliği kapsayan o güne kadarki yayınları irdelediği "Sunuş" kısmında yazar, konu üzerine olan yayınları

a) yazarların kendi siyasi görüşlerini yansıtan ve Aleviliği kullanma yolunun seçildiği siyasi amaçlı;

b) gerçeklerden ziyade Alevilerin istemleri eğilimleri gözetilerek kaleme alınan kâr amaçlı ve

c) Alevilerin inancının, ibadetinin ve felsefesinin gözetilerek öz kaynaklara (Kur'an'a, Hz. Muhammede'e ve Ali'ye) dayanarak bilgilendirmeyi içeren gerçek amaçlı

olarak üçe ayırmakta (s. 5-9); eserini "gerçek amaçlı eserler" kategorisinde görmekte; Aleviliği "İslamın minhâc yolu, tasavvufu ve felsefesi" şeklinde algıladığını açıklamaktadır (s. 7).

Eserin birinci bölümünde (s. 11-30), Alevilikle ilgili kavramların genel bir tanımlamasını ve betimlemesini yapmaya çalışan Kaya, sırasıyla "Alevi", "Alevilik", "Kızılbaş", "Kızılbaşlık", "Râfizi", "Râfizilik", "Şii",  ve "Şiilik" üzerinde durmaktadır.

Yazara göre "Alevi", Hz. Ali'nin soyundan gelip, onun tasavvufi yolunu izleyenle; onun soyundan gelen seyyid, şerif ve hacegân kollarından herhangi bir mürşide ikrar verip, bağlanandır (s. 11).

Alevileri a) soydan gelenler ve b) soy dışından gelenler şeklinde iki grupta değerlendiren Kaya, soydan gelenleri de 1) "Evlâd-ı Resûl" ve 2) "Haşimiler" olarak ikiye ayırmakta; "Evlâd-ı Resûl"leri şeriflerle (ki yazar onların Zeydiyye mezhebine bağlı olduğunu belirtmektedir) seyyidler (Hüseynî, Musayî vb. gibi onları da İmamiyye mezhebine bağlamaktadır); "Haşimileri" de Hanefiyye ya da Keysaniyye mezhebine bağlı hacegânlar (Ahmet Yesevi gibi) ve evlâdanlar (İmamiyyeye bağlı) diye sınıflandırmaktadır (s. 13-14).

29 Mart 2015 Pazar

Osmanlı Dünyasında İhtida Anlatıları

15.-17. yüzyıllar. Osmanlı İmparatorluğu gücünün doruğunda.

Sultanın topraklarında muazzam bir gayrimüslim topluluk yaşıyor, Osmanlılar da bu topluluk içinden İslamiyeti kabul edecek olanlara zengin fırsatlar sunuyor.

İhtida edenlerin, yani Müslüman olanların sayısı gitgide artınca din değiştirmek cemaatler arasında tartışmalara yol açıyor.

Müslüman ve Müslüman olmayan Osmanlı yazarları bir yandan cemaatlerinin sınırlarını tanımlarken, bir yandan da kendi dini ve siyasi gündemleriyle uğraşıyorlar.

Tarihçi Tijana Krstić’e göre, İslamiyeti kabul edenlerle ilgili hikâyelerin üretilmesi ve yaygınlaşması, 16.-17. yüzyıllarda Osmanlı emperyal kimliğinin ve Sünni Müslüman bakış açısının dile getirilmesinde büyük bir önem kazanmıştı.

Krstić, Osmanlıların ihtida ve mühtediler karşısındaki tavırlarının geçirdiği evrimi Akdeniz ülkelerindeki dini eğilimlerin, ayrıca Osmanlıların hem Habsburglar hem de Safevilerle rekabetinin çerçevesine oturtuyor, yeni kaynaklarında peşinde koşarak bireyler, cemaatler, yerel ve merkezi yetkililer arasındaki ilişkilerin din değiştirme sürecini nasıl etkilediğini gözler önüne seriyor.

17 Şubat 2015 Salı

Bir Osmanlı Risalesi - Tütün İçmek Haram mıdır?

Osmanlılar Batılıları afyon, kahve ve lalelerin verdiği zevkle tanıştırdılar. Buna karşılık Avrupalılar 17. yüzyıl başında Osmanlılara tütün ihraç etti.

Osmanlı İmparatorluğu sakinleri kısa bir süre içinde kelimenin tam anlamıyla “dumanaltı” olunca ulema bu yeni icat nesnenin tehlikelerini fark ederek tütün içmeye karşı çıktıysa da, bir işe yaramadı.

Tütün içenlerin sayısı hızla arttı, kahvehaneler açıldı.

Tütün içmeye karşı çıkanlardan biri de 1631 ya da 1634’te doğmuş olan Ahmed er-Rûmî el-Akhisârî’ydi.

19. yüzyılda Hindistan’da bile etkisi hissedilen Anadolulu bu âlim, kendi ülkesinde unutulup gitti.

Akhisârî’nin yazdığı risale tütün içme karşıtı Arapça en eski metinlerden biridir.

Savları Kuran’a, hadislere ve tıbba dayanır.

Yahya Michot, risaleye yazdığı sunuşta bu savları yazarın diğer eserleri ve yaşadığı çağ bağlamında ele alıyor, Akhisârî’nin kişiliğini, Birgivî ve Kadızade’den Kâtip Çelebi ve Nabulusî’ye kadar diğer Osmanlı ulemasının görüşleriyle karşılaştırarak inceliyor.

Kitapta er-Risâletü’d-duhâniye’nin Arapça tam metni ve Türkçeye çevirisi de yer alıyor.

12 Aralık 2014 Cuma

Handbuch Christentum und Islam in Deutschland

"So ist die Abhandlung über das Alevitentum die wohl beste Zusammenfassung zu dieser Thematik in deutscher Sprache, die sowohl auf die Geschichte, Lehren und rituelle Praxis als auch auf das Selbsverständnis als Muslime oder Nichtmuslime eingeht." [Prof. Dr. Dr. Peter Antes: "Rezension"]

Praktisches Arbeitsmittel und Grundlage für den Dialog: Im "Handbuch Christentum und Islam in Deutschland" analysieren christliche und muslimische Autoren, wie Zusammenleben gelingt.

Wie bestimmen die religiösen Grundhaltungen von Christen und Muslimen das Zusammenleben hierzulande? Wie ist die Situation der dauerhaft hier lebenden Muslime, die keine deutsche Staatsangehörigkeit besitzen? Was sagen Wissenschaftler zu den religiösen, sozialen und politischen Hintergründen konkreter Probleme und Konfliktfelder? Wo besteht akuter, wo langfristiger Handlungsbedarf? Gibt es gelungene und vorbildliche Integrationsprojekte - und was zeichnet sie aus? Experten muslimischer und christlicher Provenienz zeigen die gesellschaftlichen, rechtlichen und politischen Aspekte des Zusammenlebens von Muslimen und Christen aus muslimischer und christlicher Perspektive. Die grundlegende Orientierung.

Havva Engin, Mouhanad Khorchide, Mathias Rohe, Ömer Özsoy, Hansjörg Schmid (Hg.): Handbuch Christentum und Islam in Deutschland. Grundlagen, Erfahrungen und Perspektiven des Zusammenlebens. 1. Auflage, Verlag Herder, Freiburg im Breisgau 2014, 2 Bde., zus. 1297 Seiten, ISBN 978-3-451-31188-8

Weitere Informationen zum Buch erhalten Sie unter diesem Link: http://eugen-biser-stiftung.de/Handbuch_Christentum_und_Islam_in_Deutschland.594.0.html

30 Ekim 2014 Perşembe

Wandel durch Dialog

Der vorliegende zweite Band der Schriftenreihe "Interreligiöser Dialog in gesellschaftlicher Verantwortung" der Eugen-Biser-Stiftung beleuchtet unterschiedliche Aspekte des Wandels der deutschen und europäischen Gesellschaft im Zuge der zunehmenden Präsenz des Islam in Europa. Es zeigt sich, dass die wachsenden Konfliktpotenziale, die sich nicht zuletzt in einer dezidierten und politisch organisierten Islamfeindlichkeit niederschlagen, langfristig nur auf dem Wege des Dialogs überwunden werden können. In dem Band werden Gesprächsangebote von muslimischer wie von christlicher Seite vorgelegt, die es anzunehmen und weiterzuführen gilt.

Engin, Havva; Reder, Michael (Hrsg.): Wandel durch Dialog: Gesellschaftliche, politische und theologische Aspekte des Dialogs zwischen Islam und Christentum. Reihe: Interreligiöser Dialog in gesellschaftlicher Verantwortung, Hrsg. von Heiner Köster im Auftrag der Eugen-Biser-Stiftung, Stuttgart 2014, 258 S., ISBN 978-3-17-025614-9.

Weitere Informationen zum Buch (Inhaltsverzeichnis, Vorwort und Leseprobe) erhalten Sie unter folgendem Link:

http://www.kohlhammer.de/wms/instances/KOB/appDE/Neuerscheinungen/Wandel-durch-Dialog/

29 Ocak 2014 Çarşamba

Atatürk'ün Dine Bakışı, Cizvitler, Tıbbi Oryantalizm

[KanalKultur] - Toplumsal Tarih'in eylül 2006'da yayınlanan 153. sayısı, yıllardır tartışılan bir konuyu, ilk kez gün ışığına çıkan bir belge eşliğinde gündeme getiriyor: "Atatürk'ün Dine Bakışı".

Dergide ayrıca "Cizvitler", "Gemiler, İsimler", "1. Dünya Savaşı'nda Tıbbi Oryantalizm ve İngiliz Doktorlar", "Bir Elçi Katibinin Yasak Aşkı", "İsrail-Filistin Tarihine Bakış" gibi başlıklar altında birçok konu derinlemesine inceleniyor.

Pazarola Hasan Bey, Mezopotamya Haritası ve 20. Yüzyıl Başı Selanik Haritası gibi eklerle büyük ilgi uyandıran Toplumsal Tarih, 153. sayısında "18. Yüzyılın İlk Yarısı İstanbul Haritası"nı tüm okurlarına armağan ediyor.

Amerikan Büyükelçisi Charles H. Sherrill'in Raporu - Atatürk'ün Dine Bakışı - Atatürk'ün hep spekülasyonlara konu olan İslam dinine bakışını daha önce hiç yayımlanmamış bir belge ile kendi ağzından öğreniyoruz: Atatürk'le ilgili bir biyografi kaleme alan Amerikan Büyükelçisi General Charles H. Sherrill onunla uzun süren mülakatlar yapar, ancak sözlerinin bir kısmını kitaba almaz. Bunu da "Din konusundaki şahsi görüşleri hususunda söylediklerinin tamamına burada yer vermek hiç doğru olmaz," satırlarıyla dile getirir. Ancak Sherrill bir diplomat ve tarihçinin, tarih önünde sorumlu olduğunu unutmaz ve "sakıncalı bölüm"ü Amerikan Dışişleri Bakanlığı'na gönderdiği raporda ayrıntılı bir şekilde yer vererek tarihe mal eder...

Başka dillere ve kültürlere açık bir tarikat: Cizvitler - Ayşe Çavdar "yürüyen rahipler"i anlatıyor: Ignatius Loyola, Cizvitliğin ilkelerini konu alan kitabını Barselona'ya yaklaşık 50 kilometre uzaklıkta bulunan Manresa kasabasındaki bir mağarada kaleme aldı. Kitabın adı: The Spiritual Exercises (Ruhsal Egzersizler) idi. Kendisiyle aynı yolu izleyecek olanlardan üç konuda yemin etmelerini istiyordu: Hayat boyu yoksulluk, itaat ve bekâret. Cizvit rahiplerin olgunlaşmak için yerine getirecekleri başlıca ibadet, yürümekti. Loyola'nın, "yürüyün rahiplerim" diyerek dünyanın dört bir yanına gönderdiği Cizvit rahipleri bir yandan dünyayı keşfedecek, bir yandan da ruhsal olgunluğa erişmeye çalışacaklardı. Cizvitlerin, 16. yüzyıldan bu yana kesintisiz olarak süren yürüyüşleri sayesinde pek çok yeni coğrafi bölge keşfedilmekle kalmadı, o bölgelerdeki insanlar Batılı kralların, askerlerin ve tüccarların kendileriyle iletişim kurabileceği bir dile ve üsluba kavuştu.

23 Ocak 2014 Perşembe

Yakın Tarihten Notlar: Seküler Toplumlarda ve Laik Devletlerde Din Eğitimi: Türkiye ve Almanya Örnekleri

[KanalKultur] - İstanbul Bilgi Üniversitesi AB Enstitüsü Almanya Çalışmaları Bölümü, Goethe Enstitüsü ile işbirliği içinde 7 - 8 kasım 2008 tarihleri arasında "Seküler Toplumlarda ve Laik Devletlerde Din Eğitimi: Türkiye ve Almanya Örnekleri" başlıklı sempozyumu düzenledi.

Sempozyum, farklı din dersi modelleriyle ilgili deneyimlerin aktarılmasını, bu modellerin bütün Avrupa'yı kapsayan bir perspektiften değerlendirilmesi ve din dersinin pedagojik ve gelişim psikolojisi boyutlarının ele alınmasını amaçladı.

Sempozyum "Din Eğitimi'nin Kurumsal, Hukuki ile Siyasi Çerçevesi", "Din Eğitimin Tarihsel Gelişimi ve Bugünkü Toplumsal Ortamı", "Almanya'da Din Eğitimi Ekseninde Güncel Tartışmalar" ile "Türkiye'de Seküler ve Çoğulcu Bir Toplumun Din Eğitimi Ekseninde Aktüel Tartışmalar" ve "Din Derslerinin Pratiği" şeklinde beş ana başlıktan oluştu.

"Seküler Toplumlarda ve Laik Devletlerde Din Eğitimi: Türkiye ve Almanya Örnekleri" sempozyumunun açılışını Açılış Claudia Hahn-Raabe (İstanbul Goethe Enstitüsü Müdürü) ve Gülperi Vural (AB Enstitüsü, İstanbul Bilgi Üniversitesi) yaptı. Oturum başkanlıklarını Prof. Dr. Recep Kaymakcan (Sakarya Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi), Prof. Dr.Tosun Terizoğlu (Sabancı Üniversitesi Rektörü, İstanbul), Prof. Cemal Tosun (Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi), Doç. Dr. Ayhan Kaya (AB Enstitüsü, İstanbul Bilgi Üniversitesi) ve Prof. H.-G. Ziebertz (Würzburg Üniversitesi, Din Eğitimi Bölümü) yürüttü.

Adı geçen toplantıda tartışmaya açılan bildiriler şunlardı:

1 Ocak 2014 Çarşamba

Vehhâbî - Suûdîler (1744 - 1819)

18. yüzyılın ortalarında Muhammed bin Abdülvehhâb tarafından temel ilkeleri belirlenen Vehhâbîlik hareketi, Türkiye'de az veya eksik bilinen ya da oldukça politik okunan bir tarihsel olgu.

Eser, Vehhâbî hareketinin ortaya çıkış evresiyle 1819'a kadarki gelişimini tarihselleştirerek ele alıyor.

İslâm coğrafyasının farklı bölgelerinde içe dönük eleştiri mahiyetinde selefi bir hareket olarak ortaya çıkan, bir yandan da doğduğu bölge olan Necid özelinde Arabistan'ın sosyo-politik yapısını değiştiren ve bunu Suûd kabilesiyle gerçekleştirmeye çalışan Vehhabîlik, bu ikinci özelliğiyle siyasi bir nitelik de kazandı.

Selda Güner tarafından kaleme alınan eser, tam da bu bağlamda İslam'ın kutsal mekânlarının koruyucusu konumundaki Osmanlı sultanlarının 19. yüzyıl başlarında Hicaz'da Vehhâbî-Suûdîler karşısında yaşadığı otorite kaybına (1803-1804 ve 1806-1811) paralel olarak ortaya çıkan ayaklanmayı, bölge vâlileri ve âyân aracılığıyla bastırması sürecini ayrıntılı olarak inceliyor.

Vehhâbî - Suûdîler (1744 - 1819) adlı eser, Vehhâbîliğin Osmanlı İmparatorluğu'nun merkezinde nasıl algılandığı ve bu algının günümüze kadar nasıl geldiği konularını tartışmaya açacak bir nitelik de taşıyor.

Selda Güner: Vehhâbî - Suûdîler (1744 - 1819) (Osmanlı Arabistanı'nda Kıyam ve Tenkil). Tarih Vakfı Yurt Yayınları Tarih Dizisi, İstanbul 2013, 320 S., ISBN : 9789753332972

27 Aralık 2013 Cuma

Yakın Tarihten Notlar: Sekularizm ve Alevilik - Yakın ve Uzak Ötekileri: Dinlerde Heretikler ve İnançsızlar

[KanalKultur] - Dinler, bir hakikat iddiasındadır. Ancak, inanmayanlar veya "kendisine göre farklı" inanlar için de bir kavrama sahiptirler. Şayet, dinin kendi üyeleri, farklı bir yorumla kutsal metinleri ve ritüelleri kullanırsa, bunlar da "inanmayanlar" kategorisinde görülürler...

Almanya'nın teoloji alanındaki en ünlü kolokyumlarından biri "Yakın ve Uzak Ötekileri: Dinlerde Heretikler ve İnançsızlar" başlığını taşıyor ve 10 nisan - 17 temmuz 2012 tarihleri arasında "Dinbilimler Enstitüsü / Hıristiyanlık" öğretim üyesi Prof. Dr. Johann Ev. Hafner yönetiminde Potsdam Üniversitesi'nde yapıldı.

Kolokyum, dinlerin, ötekilestirmede ne gibi genelleştirici ve ya da farklılaştırılmış kavramlar geliştirdiğini sorguluyor ve "öteki"ne yönelik hangi bazda yaptırımlar uyguladığını ortaya koyuyor (hoşgörü, misyon, zulüm ... vb. gibi...)

"Yakın ve Uzak Ötekileri: Dinlerde Heretikler ve İnançsızlar" kolokyumunda Almanya'nın değişik üniversitelerinden akademisyenler tarafından şu başlıklar ele alındı:

Prof. Dr. Johann Hafner (Potsdam): Dinleriçi ve Arası Yabancılaşma Modelleri; Ercan Karakoyun (Berlin): Sünni İslam; Prof. Dr. Pedro Barceló (Potsdam): Doktriner Anlaşmazlıklar ve Geç-Antik Hıristiyanlık Devletinde Bağlılık; Prof. Dr. Rochus Leonhardt (Leipzig): Luther Hıristiyanlığı; Dr. Paul Hedges (Winchester): Çinî Dinler; Prof. Dr. Walter Homolka (Berlin): Liberal Yahudilik ve Kültür Protestanlığı; Yasin Çakır (Frankfurt a. M.): İslam'da Mezhepler; Dr. Amill Georgi / Murat Üzel (Berlin): Süryani Ortodoks Hıristiyanlar Örneğinde Birlik Denemeleri ve Bölünmeler; Prof. Dr. Havva Engin (Heidelberg): Sekularizm ve Alevilik; Prof. Dr. Rüdiger Liwak (Berlin): Eski İsrail'de Popüler Dindarlık ve Ortodoksluk; Heresi ya da Yeniden İnşa?; Şiilik ve Bahailik...; Budist Tolerans... vd.

Kolokyum, Prof. Dr. Johann Ev. Hafner (Universität Potsdam, Institut für Religionswissenschaft / Christentum) ve Ercan Karakoyun (Forum für Interkulturellen Dialog e.V., Berlin) tarafından ortaklaşa organize ediliyor. [KanalKultur]

"Öffentliche Ringvorlesung - Der nahe und ferne Andere. Häretiker und Heiden in den Religionen" / 10 nisan - 17 temmuz 2012; Universität Potsdam, Neuen Palais, Haus 9, Raum 1.14, Potsdam

26 Aralık 2013 Perşembe

Türklerde Din ve Devlet Yönetimi

[KanalKultur] - Christoph Wilhelm Lüdeke İzmir Protestan Kilisesi'ni kurmak üzere atandı ve 19 Nisan 1759'da kente ulaştı.

Üç yıl sonra kilisesine destek bulma amacıyla Protestan ülke büyükelçilerini ziyaret etmek üzere İstanbul'a gitti ve burada altı ay kaldı.

Bu süre zarfında kentin sokaklarında dolaştı, kentin anıtları, cami ve kiliseleri, konak ve köşkleri hakkında notlar tuttu ve bunları seyahatnamesinde yayınladı. Padişah alaylarını izledi, Venedik Elçisi Correri'nin padişahın huzuruna kabul töreninde hazır bulundu ve elçi kabul törenlerini ayrıntılaryla betimledi.

Hıristiyanların durumunu, âdetlerini, giyinilerini, aile yaşamlarını, ticari uğraşlarını, Rum ve Ermeni kilislerini gözlemledi.

Seyahatnamesinde bu konuyla ilgili şu başlıklar yer alıyor: Osmanlı'da Hıristiyanlara tanınan din özgürlüğü; Türklerin arasında yaşayan Hıristiyanların durumu; Osmanlı'da Hıristiyan dininin övgüye değer korunmuşluğu, Rum Kilisesi, Rumların dini gelenekleri, karakter yapısı, Ermeni Kilisesi ve dini gelenekleri, diğer Hıristiyanlardan farkları...

Ama Lüdeke seyahatnamesinde en geniş yeri Müslümanlık ve Osmanlı devlet yönetimine veriyor. Zaten kitabının adı da bu yüzden "Türklerde Din ve Devlet Yönetimi".

Kitabında din konusuna ayrılmış şu bölümler ilgi çekici: [Hz.] Muhammed, Kuran, tarikatlar, İslam gelenekleri, din görevlileri, dinden dönme ve dine katılmanın zorlukları...

Velilik ile Delilik Arasında - Muvelleh Dervişler

[KanalKultur] - İbnu's-Serrâc 14. yüzyılın ortalarına doğru vefat ettiğinde arkasında "Teşvîku'l-Ervâh ve'l-Kulûb ilâ Zikri Allâmi'l-Guyûb" ismini verdiği oldukça önemli bir eser bıraktı.

Eserin önemi 13. yüzyılda Şam ve Anadolu dolaylarında yaşamış sufiler hakkında verdiği bilgilerden kaynaklanmaktaydı.

İbnu's-Serrâc hayatını Şam-Anadolu hattında mekik dokuyarak geçirmiş ve bu süreçte bölgede yaşayan tasavvuf mensupları hakkında önemli bilgiler derlemişti.

Esas olarak medrese mensubu bir kadı olan İbnu's-Serrâc'ın zamanının sufilerine ilgisi tasavvufi meşrebinden kaynaklanmaktaydı. O da bir sufi idi ve yoluna aşkla bağlıydı.

Yaşadığı zaman diliminde fukaha kesimi, tasavvuf mensuplarının bazı uygulamalarını şiddetle eleştiriyor ve onları din dışı olmakla itham ediyordu. Özellikle Kalenderi, Haydari ve Rıfai dervişleri bu eleştirilerden en büyük payı alıyorlardı. Bu sufilerin, alışılmadık bazı uygulamaları sebebiyle, veli olmadıkları dile getiriliyordu.

İbnu's-Serrâc eserini bu tarz eleştirilere karşı tasavvufu savunmak amacı ile kaleme aldı.

O, tasavvufu savunurken mensupları hakkında çok değerli bilgiler veriyor ve suçlamalarda bulunan fukahanın ne kadar insafsız olduğunu gözler önüne sermeye çalışıyordu.

Bunu yaparken o dönemde tasavvuf mensupları ile fukaha arasında süregiden mücadelenin nasıl seyrettiğine dair dikkate değer savlar da öne sürüyordu.

22 Aralık 2013 Pazar

İsmail Engin: Türkiye'de İnanç Coğrafyası Çalışmaları Üzerine

[İsmail Engin] Türkiye'de "İnanç Coğrafyası"na ilişkin demografik veriler, zaman zaman merak edilir. Buna yönelik olarak, gerek medya ve sivil toplum kuruluşları, gerekse kimi akademik çevrelerde, veri tabanı oluşturma çabaları görülür.

Söz konusu 'çabalar', bugün 'kimiz, neyiz' sorusu / sorunu üzerine yoğunlaşıp, anketler hazırlatan medyanın ve kimi sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra, Osmanlı döneminde de 'kimdirler, nedirler' konusuna eğilen yabancı seyyahlar aracılığıyla vardı.

Justin McCarthy bu meyanda, Osmanlı'nın özellikle İslamiyet içindeki farklılıkları kaydetmekten kaçındığını ve istatistiksel olarak bütün Müslümanları bir grupta toplayarak gösterme yoluna gittiğini; gayrimüslimleri Rum, Ermeni, Yahudi veya Rum Ortodoks, Ermeni Gregoryen, Katolik, Protestan gibi sınıflandırdığını vurgular.

'Müslümanlar içindeki farklılıklar' gözetilerek Sünni, Alevi ve Şii nüfusun kaydedilme çalışmaları, 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı coğrafyasını gezen yabancı seyyahların gezi raporlarıyla ortaya çıkar. Bunlar bilhassa belirli bölge veya yöreyi kapsar.

Cumhuriyet döneminde, önceleri Anadolu, ardından da Türkiye geneline yönelik "inanç coğrafyası"yla ilgili veri tabanlarını "genellemeler" oluşturur. Burada özellikle Alevi nüfusa yönelik olanlar kaydedilmelidir. Ardından akademik analiz amacıyla yapılan ve belli yerleşim yerlerini veya birimlerini doğrudan konu edinen monografilerde, daha ziyade 'İslamiyet içindeki farklılıkların' demografik yapıya yansımaları doğrudan konu edinilmese de not edilir.

Monografilerdeki veri tabanının güncelleştirilmesi, hane halkı büyüklüğü, doğum – ölüm oranları, nüfus piramidindeki ve nüfus hareketlerindeki olası değişikliklerin ortaya konulması için karşılaştırmalar yapılması olanağını sunabilir. Ancak, hızlı kentleşme ve özellikle de demografik yapının yer değiştirmesini içeren göçler (iç ve dış göçler) bunu bugün için 'metodolojik' anlamda 'sorunlu' kılıyor.

5 Aralık 2013 Perşembe

Yakın Tarihten Notlar: Feminist Teoloji, Kaos ve Kadın - Beden Politikası ve Din, Devlet ve Kapitalizm Kıskacında Kadınlar...

[KanalKultur] - "Geçim ekonomisinden tüketim ekonomisine kadın emeğinin devşirilmesi", "Değişen tüketim kültürü bağlamında kadın", "Varoşta kadın olmak ve ötesi", "Değişim ve oluşum sürecinde kadının varlığına feminist teoloji açısından bakış", "Kültürel değişim süreçleri ve ötekileştirilen kadın", "Modernleşme sürecinde kentsel yalnızlaşma ve kadın", "Beden politikası ve din, devlet ve kapitalizm kıskacında kadınlar", "Din dili bağlamında kadın bilincinin özgürleşmesi sorunu"... "Kaos ve Kadın" konulu sempozyumda tartışmaya açılan kimi bildirilerin başlıkları...

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü ve İBB Kültür A.Ş. işbirliği ile düzenlenen, Türkiye'nin ve dünyanın çok yönlü değişim sürecinde kadınların konumu, içinde bulundukları kaos ortamı ve kaosla beraber ortaya çıkan oluşum, fikir ve fırsatların ele alındığı "Kaos ve Kadın" başlıklı sempozyum 6-7 aralık 2010'da Malta Köşkü'nde yapıldı.

Bir yönüyle "kaos"un tarafı olan kadının her yönüyle irdelendiği sempozyum, "Ekonomik Kaos Alanında Kadın", "Toplumsal Kriz ve Kültürel Çatışma Alanlarında Kadın", "Modernleşme –Toplumsal Değişme Kaos ve Kadın" ve "Siyaset ve Kadın" ana başlıklarından oluştu. Sempozyumda 18 bildiri sunuldu.

Prof. Dr. Naz Çavuşoğlu, Zeki Coşkun, Prof. Dr. Beylü Dikeçligil ve Prof. Dr. Nilüfer Narlı'nın oturum başkanlığı yaptığı sempozyumda; Bejan Matur, Banu Güven, Sibel Eraslan, Hidayet Şefkatli Tuksal, Yaprak Özer, Fatma Barbarosoğlu, Prof. Dr. Nükhet Sirman, İpek Çalışlar, Doç. Dr. Beybin Kejanlıoğlu, Prof. Dr. Nevin Ateş, Doç. Dr. Serpil Çakır, Prof. Dr. Ayşe Durakbaşa, Doç. Dr. Aliye Çınar, Doç. Dr. Sevgi Uçan Çubukçu, Petra Holzer, Nalan Türkeli, Dr. Sevim Can ve Dr. Hafsa Fidan bildirileriyle yer aldı.

Ayrıca, sempozyum kapsamında ayrıca ressam İsmail Acar kadın temalı eserlerini sergiledi.

"Kaos ve Kadın Sempozyumu"nda şu bildiriler tartışmaya açıldı: