Bu Blogda Ara

Neşet Ertaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Neşet Ertaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2014 Pazartesi

Yakın Tarihten Notlar: Neşet Ertaş ve Sanat Anlayışı; Müslüm Gürses ve Müslümcüler...

[KanalKultur] - "Ahmet Yesevi'nin Aşkın (Müteal) Dünyasına Bir Bakış", "Günümüz Türkoloji Bilimi ve "Türki Akademiyası", "Müslüm Gürses ve Müslümcüler", "Kazak Âşık Şiirinde Atışma Geleneği", "Çora Batır Destanı", "Oğuzname'de Kadın", "Jambıl Jabayev", "Türk Mitolojisinde Göğün Direği", "Venedik'te Bir Türk Hanı", "Osmanlı'da Rüya Görmek Üzerine", "Türk Minyatür Sanatı", Muhtar Avezov", "Kasım Tınıstanoğlu", "Kırgızlarda Ölü Gömme Gelenekleri"; "Ragıp Hulusi Özden", "Neşet Ertaş ve Sanat Anlayışı", "Dobruca Tatarlarında Halk Kültürü", "Türkiye ve Azerbaycan'da Köroğlu Havaları"...

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü 8 - 10 mayıs 2013 tarihleri arasında "II. Türk Dünyası Bilim ve Kültür Şöleni"ni düzenledi.

Söz konusu bilim ve kültür şöleninin "Açılış Konuşmaları"nı Yrd. Doç. Dr. Ali Abbas Çınar (Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Başkanı V.), Prof. Dr. Pervin Çapan (Edebiyat Fakültesi Dekanı), Prof. Dr. Mansur Harmandar (Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Rektörü), Dr. Osman Gürün (Muğla Belediye Başkanı) ve Fatih Şahin (Muğla Valisi) gerçekleştirdi.

"Açılış Konferansı"nda Kazakistan Büyükelçisi Prof. Dr. Canseyit Tüymebayev "Kazakistan: Dünyadaki Yeri, İşbirliği Olanakları" ve Büyükelçi Halil Akıncı da "Türk Dünyasında Bütünleşme Çabaları: Türk Keneşi" konularında bilgiler sundu.

27 Ekim 2013 Pazar

Celal Necati Üçyıldız: Neşet Ertaş ve Abdallar

"Dost elinden gel olmazsa varılmaz /
Rızasız bahçanın gülü derilmez /
Kalpten kalbe bir Yol vardır görülmez /
Gönülden, gönüle Yar. Oy Yar Oy Yol gizli.." //

[© Celal Necati Üçyıldız - KanalKultur] - Bir köy vardı uzakta. Gidildi, görüldü. O köy "Kırtıllar" (Gırtıllar) köyü. Eski adı "Abdallar Köyü". Bir sel gelmiş, sonra birkaç km. öteye yeniden köy kurmuşlar. İşte ozanımız Neşet Ertaş bu köyde doğmuş. Eli saz tutan, keman tutan, zurna tutan çalmış, söylemiş. Ekmek tekneleri bunlar. Keskin'in bir köyü iken şimdilerde bir mahalle.

Açlık, yokluk. Göç etmişler: Kaman, Kırşehir, Çiçekdağı, İzmir, Ankara, İstanbul. Kaman'da belediye arsa vermiş, onları iskan etmişler. Her yıl Kaman'da "Abdallar Şenliği" yapıyorlar.

Geçen yıl katıldığım "2. Abdallar Şenliği"nde; pankart asılmıştı. Muharrem Ertaş, Hacı Taşan, Neşet Ertaş. Onlar İç Anadolu'da Dadaloğlu'nu yeniden yaşatmaya başlamışlardı. O yürekli sesleri Dalaoğlu'nun "bozlaklar"ından geliyordu. O kendilerine has; gırtlak namelerinin iç dünyasında Toroslar'da Türkmenlerin yaşamları sergileniyordu. Ağıtlar, bozlaklar İç Anadolu'dan Toroslar'a uzanıyor. Köyde, kentte yaşlı, genç onların türkülerinde kendini buluyordu.

Neşet Ertaş, don değiştirdi. Ama onun adı yaşıyor. Her kentte bir Neşet; her kente bir Ertaş var. Silifke'de Ali Topuz dostumuz, Neşet Ertaş sevgisi ile oğluna Neşet adını koydu. Gitti mahkeme kararı ile soyadını Ertaş yaptırdı. Şimdi oğlu Neşet Ertaş yaşamına devam ediyor. Onun sevgisi yüreklerinde.

Silifke demişken, bir gün Neşet Ertaş, Silifke'ye konsere geldi. Rahmi Doğanlar Sineması yeni yapılmıştı. Yaklaşık 1968-1969 yılları olmalı. Salon tıka basa dolu idi. O gece "ben otelde yatmam, beni topraklarım ile buluşturun" dedi. Say mahallesinde yaşayan Abdal hısımlarının yanına gitti. Hüseyin Say'ın (Foforlu Hüseyin) konuğu oldu. O dostlarını sevdi. Bir hafta kaldı. Akşamları oturuyorlardı; kemanını, gırnatasını alan geliyordu. Sabahlara kadar muhabbet ettiler. Sabahları kalkıyordu, Ağa'nın Kahvesi'nde kahvesini içiyor, sohbet burada devam ediyordu. Küçük Hüseyin Say onun mihmandarı idi. Yanından ayrılmıyordu. "Hüseyin oğlum, sazımı getir." Hüseyin bir çırpıda gidiyor, evden sazını alıp, geliyordu. Kahvede onlara saz çalıp, türkü çığırıyordu. Sonra birlikte eve gidiyorlardı. Bir hafta sonra Ankara'dan bir telefon geldi. "Artık gel gayri dediler" o da Ankara'nın yolunun tuttu. Sonra ne olsun biliyor musunuz? Hiç baba mesleği ile ilgilenmeyen oğul Hüseyin Say'a bir ilham geldi; saz çalıp, türkü çağırmaya başladı. Şimdi hâlâ çalıyor.

2 Ekim 2013 Çarşamba

Necati Şahin: Hakk'a Yürüyen Neşet Ertaş Üstadı Kimler Öldürdü?

[© Necati Şahin - KanalKultur] - "Ölürse ten ölür, can ölesi değil..." der Koca Yunus...

Koca Yunus'un yolunda gelen "Garip" Neşet Ertaş "Hakk'a yürüdü".

O, "Hakk'a yürüdükten" sonra; O, "ölesi olmayan Can"ı öldürdüler ama...

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Selahattin Özel ve Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı sevgili kardeşimiz Engin Gündük İzmir'de hastane önündeki çadırda feryat ediyorlar:

"Devlet Sanatçılığı'nı ret eden Neşet Ertaş canımıza devlet töreni züldür. Alevi Bektaşi olan üstat cemevinden kaldırılmalıdır."

Neşet Babanın yakınları cevap veriyor koro halinde: "Camii, camiii, camiiiii..."

Hatta hızlarını alamıyorlar arkadaşlarımıza saldırıyorlar da...

Hayır, hayır ailesi öldürdü demeyeceğim. Diyemeyeceğim, çünkü o aile de, o yakınları da en az Neşet Baba kadar "Garip"ler... Sadece o garipler "O Garibi" garipçe yolcu etmek zorundaydılar...

Öldürenlerin biri de biz Alevileriz. Alevi kurum ve kuruluşlarıyız. En başa kendimi koyarak yazıyorum. Almanya'da Bin Yılın Türküsü'nü yaparken 30 km. ötemizdeki bu büyük üstadı ikna edip getiremedik ya... Sahiplenemedik ya... O'nu Almanya'da düğünlerden geçinmek zorunda bıraktık ya... Kültürümüzü yozlaştıran ama başkanlarımıza yağcılık yapan "popüler sanatçılara" büyük paralar ödedik ya... Evet evet O'nu biz Aleviler de öldürdük... Ama biz de yan unsurduk.