[KanalKultur] - Toplumsal Tarih dergisi ocak 2014'te yayınlanan 241. sayısıyla 20. yılını doldurdu. Dergi 241. sayısında Edhem Eldem'in "Tersane Konferansı ve Rusya ile Savaş Tehlikesi" başlıklı yazısını kapağa taşıyor.
Edhem Eldem, 13 ocak 1877 tarihli L'Illustration'dan, dönemin büyük güçleri tarafından Osmanlı Balkanlarında bir müddettir süregelen istikrarsızlık ve çatışmalara çözüm olarak düşünülen ve Türk tarihçiliğinde "Tersane Konferansı" olarak bilinen uluslararası toplantının nasıl ele alındığına bakıyor, konferansa giden süreci değerlendiriyor.
Zeliha Etöz ve Taylan Esin, Kastamonu'da I. Dünya Savaşı'nda Ermeni Tehciri sırasında toplanan bağışlardan sağlanan kaynağın nasıl kamu binalarının inşasına aktarıldığını mercek altına alıyorlar.
İlkay Yılmaz, II. Abdülhamid döneminde devletin tehdit algısını, güvenlik merkezli inşa edilen modern devlet söylemini şekillendiren dinamikleri ve bu söylemin serseri, fesat vb. kavramların kullanımını nasıl dönüştürdüğünü inceliyor.
Cloé Drieu, I. Dünya Savaşı'na ilişkin tarihyazımında genellikle ihmal edilen doğu cephesindeki çatışmalardan birine, Rusya'daki Türkistan'a odaklanarak burada gelişen 1916 isyanlarına dikkat çekiyor.
İ. İzzet Bahar, 1933 Üniversite Reformu'yla İstanbul Üniversitesi'ne Alman akademisyenlerin alınmasından kısa süre sonra Einstein'in yeni akademisyenlerin kabulünü talep eden mektubunu ve hükümetin bu talep karşısında izlediği tutumu ele alıyor.
Ömür Şans ve Göksel Baş, "17. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nda Kriz ve Dönüşüm" başlıklı çalıştayın ardından "İktisadi Kriz ve Değişimler" temasında 7 - 9 şubat 2013 tarihlerinde gerçekleşen çalıştayın geniş bir özetini okuyucuyla paylaşıyorlar.
insan ve kültüre dair... : Alevi Arşivi... Alevi Antropolojisi ... Almancılar... Sanat
Bu Blogda Ara
Balkanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Balkanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Ocak 2014 Salı
17 Kasım 2013 Pazar
Manastır Kongresi
![]() |
| Toplumsal Tarih [Tarih Vakfı Yayınları] 179 (2008) 1300-7025-9-1 |
179. sayıda, Kristal-İş sendikasından Can Şafak'ın, Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası'ndaki ilk sendikanın kuruluşunu ve Paşabahçe'deki işçi hareketini konu edinen yazısı da yer alıyor. Can Şafak, Kristal-İş arşivinden belge ve fotoğraflarla desteklediği yazısında, Paşabahçe'de ilk sendikanın fabrika müdürüne milletvekillerinin talimatıyla nasıl kurdurulduğunu da anlatıyor. O yıllarda Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetenler, bu ülkede sendika kurulacaksa, herhalde onu da kendilerinin kurması gerektiğini düşünüyorlardı.
İsmet Üzen, I. Dünya Savaşı'nda güney cephesinde Büyük Britanya birliklerinin Bağdat'a girişini ve Osmanlı ordusunun çekildiği süreci ele alıyor.
Ahmet Mehmetefendioğlu ve Yasin Kayış, Ratip Tahir Burak ve karikatürlerini çizdiği Siyasi Halk Gazetesi'nin 1950'lerdeki macerasını anlatıyorlar.
4 Kasım 2013 Pazartesi
Güneydoğu Bulgaristan'da 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren boşaltılan ve artık harabe olan Müslüman-Türk köyleri
[KanalKultur] - Toplumsal Tarih'in 2008 yılında yayınlanan 175. sayısında dosya konusu II. Meşrutiyet'in 100. yılı vesilesiyle "Temmuz 1908 İlan-ı Hürriyet." Dosya büyük ölçüde Aykut Kansu'nun katkılarıyla oluşuyor. Kansu makalesinde, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Temmuz 1908'de iktidarı ele geçirmesinin bir devrim olduğu tezini öne sürüyor. Ona göre "Klasik bir liberal devrim modeli olarak 1789 Fransız Devrimi örnek gösterilecekse, 1908 Devrimi bir anlamda 'geç kalmış' liberal bir devrimdi."
Aykut Kansu ve Zafer Çeler tarafından Türkçeye çevrilen bir başka değerli çalışma ise Yabancı Basında Türkiye'deki Devrim Sürecinin Görünümü üzerine derlemelerden oluşuyor. Balkan sorunu, Şemsi Paşa'nın katli, Selanik Merkez Kumandanı Nâzım Bey'e düzenlenen suikast girişimi, Jön Türk lideri Ahmet Rıza ile yapılan bir söyleşi, Makedonya'daki halk ayaklanması, İlan-ı Hürriyet gibi kimi kilit olayların yabancı basındaki yansımalarını okurlarla paylaşılıyor.
Necmettin Alkan'ın kaleme aldığı 1908 Jön Türk İhtilalinin Başlamasında Reval Buluşmasının Önemi başlıklı çalışmada Rus Çarı II. Nikolay ile İngiltere Kralı VII. Edward'ın Reval'de buluşup Makedonya sorununu görüşmelerinin Temmuz 1908'de Jön Türklerin harekete geçmesindeki payını ele alınıyor.
Aykut Kansu ve Zafer Çeler tarafından Türkçeye çevrilen bir başka değerli çalışma ise Yabancı Basında Türkiye'deki Devrim Sürecinin Görünümü üzerine derlemelerden oluşuyor. Balkan sorunu, Şemsi Paşa'nın katli, Selanik Merkez Kumandanı Nâzım Bey'e düzenlenen suikast girişimi, Jön Türk lideri Ahmet Rıza ile yapılan bir söyleşi, Makedonya'daki halk ayaklanması, İlan-ı Hürriyet gibi kimi kilit olayların yabancı basındaki yansımalarını okurlarla paylaşılıyor.
Necmettin Alkan'ın kaleme aldığı 1908 Jön Türk İhtilalinin Başlamasında Reval Buluşmasının Önemi başlıklı çalışmada Rus Çarı II. Nikolay ile İngiltere Kralı VII. Edward'ın Reval'de buluşup Makedonya sorununu görüşmelerinin Temmuz 1908'de Jön Türklerin harekete geçmesindeki payını ele alınıyor.
10 Ekim 2013 Perşembe
Roz Kohen: Varnalı Benshoam Ailesi
![]() |
| © Roz Kohen - İsaac [İsak] oğlu Nessim Benshoam; Trabzon, 13/16/II/1906 - Jaques Werup'un "Simonov'un Seyahatleri" adlı İsveççe romanının Türkçe baskısının kapağına konu olan fotoğrafın arkası. |
![]() |
| © Roz Kohen - Babaannem Devora'nın 2 erkek kardeşi görülüyor: Nessim ve Rafael Benshoham [Benshoam]; İstanbul ~ 1910. |
![]() |
| © Roz Kohen - Solda, Doudou Benshoam (babaannem Devora'nın annesi), sağdan ikinci Devora (babaannem); Varna ~ 1890. |
![]() |
| © Roz Kohen - Babaannem Devora Benshoham [Benshoam], büyükbabam Leon Kohen, yanındaki çocuk, babam İsak Kohen, babaannemin önündeki çocuk, amcam Nesim Kohen; İstanbul, 1910. |
![]() |
| © Roz Kohen - Babaannem Devora, kardeşi Jean Nessim ve eşi Karin; İstanbul ~ 1939 - Muhtemelen Tophane'deki çesmenin önündeler. |
![]() |
| © Roz Kohen - Kartpostal Nessim Benshoam'ın halı dükkanını gösteriyor. İstanbul'daki ablasına Malmö'den 1943'te kart gondermiş... |
![]() |
| © Roz Kohen - Kartın arkasından da görüleceği üzere, İstanbul'daki ablasına Malmö'den 1943'te kart gondermiş... |
![]() |
| Jaques Werup'un "Shimonoffs längtan" (1983) adlı İsveççe romanının kapağı. |
Üçüncü fotoğrafta (~ 1910) babaannem Devora'nın 2 erkek kardeşi görülüyor: Nessim ve Rafael Benshoham [Benshoam].
Benshoham kardeşler (Devora, Estreya, Nessim ve Rafael) Varna'da 19. yüzyılın sonunda 1875 - 1885 tarihleri arasında doğdular.
Babaannem Devora, Varna'dan Silivrili Leon Kohen ile evlenmek üzere İstanbul'a gelir, kardeşleri ile.
Nessim Benshoam, İstanbul'da birkaç yıl kaldıktan sonra Malmö'ye gider ve başarılı bir halı tüccarı olur.
Nessim Benshoam, adını Jean Nessim olarak değiştirir ve İsveçli bir bayan, Karin ile evlenir.
Malmö'nün başarılı halı tüccarı Jean Nessim, ailesini ve kardeşlerini hiç unutmaz.
Jean Nessim, her firsatta İstanbul'a onları görmeye gelir.
Büyük abla Estreya, ailesi ile Lübnan'a yerleşir.
Rafael, Balkan Savaşı esnasında öldü diye bilinir.
Ailenin Türkiye'de kalan son fertleri ablam Dora ve ben, 1980'li yıllarda İstanbul'dan ayrıldıktan sonra, İsveçli meşhur yazar Jacques Werup, İstanbul'a gelir; "Shimonoffs längtan" (1983) [Shimonoff's Yearning, 1983] adlı romanı İsveççe [Svenska] yazar ve yayınlar.
Kitabın "Simonov'un Seyahatleri" (248 S., ISBN: 975-293-012-3) adıyla 2002'de İstanbul'da da Doğan Kitap tarafından Türkçe baskısı yapılır.
Halalarının adlarını kullanan Jacques Werup, halı tüccarı büyükbabası Nessim Benshoam'ı anlattığından, aile bağlarımızı sürmek kolaylaşır ve bu sayede İsveç'teki kuzenlerle tekrar temasa geçeriz... Bu yıllarda fotoğraftaki çocukların hepsi vefat etmiştir. Onların çocuklarıysa Kanada, İsveç, İngiltere, İsrail ve A.B.D.'dedir... [KanalKultur]
15 Eylül 2013 Pazar
Mübadeleden Sonra - Büyük Mübadele Sonrası Yaşananlar...
![]() |
| Toplumsal Tarih [Tarih Vakfı Yayınları] 190 (2009), 96 S., ISSN 1300-7025-9-1 |
Toplumsal Tarih 190. sayısında Türkiye ve Yunanistan'da büyük mübadelenin sosyopolitik, kültürel izlerini ve entegrasyon sürecini inceleyen ve editörlüğünü Nikos Sigalas ile Lisa Montmayeur'ün yaptığı "Mübadeleden Sonra" başlıklı dosyaya yer veriyor. Dosya içerisinde yer alan, Haris Theodorelis-Rigas'ın "Marjinalleşme Sesleri: Rembetiko Şarkıları Üzerinden Mübadele Deneyiminin Yunanistan'daki Yönleri" başlıklı makalesi mübadeleyle birlikte Yunanistan'a Anadolu'dan ve doğu Trakya'dan gelen mübadillerin yaşadıkları trajediyi rembetiko şarkılarını inceleyerek bize aktarıyor.
Yine dosya içerisinde, Mehmet Ö. Alkan "Selanik'ten İstanbul'a: Bir Muhacir ve Mübadil Olarak Terakki Okulları" isimli makalesinde Selanik'te kurulan Terakki Okulları'nın mübadele sürecinde İstanbul'a göçünün hikâyesini ele alıyor. Samim Akgönül "Soyadları Yoluyla Kimliğin Meşrulaştırılması: 1923 Türk Mübadilleri Örneği" başlıklı makalesinde Yunanistan'dan Türkiye'ye gelen mübadillerin soyadları aracılığıyla ulusal kimliğe dâhil olma süreçlerini inceliyor. E. Tutku Vardağlı ise "Birinci Kuşak Mübadillerin Siyasal Katılım Stratejileri Üzerine Bir Deneme" isimli makalesinde farklı sınıflardan gelen mübadillerin yeni geldikleri topraklarda nasıl bir siyasal örgütlenme içine girdiklerini ve siyasal katılım biçimlerini inceliyor.
Toplumsal Tarih'in 190. sayısında ayrıca, Nora Şeni'nin son 25 yılda İstanbul'un kültürel ve sanatsal peyzajını dönüştüren özel kuruluşlar ve büyük aileleri ele aldığı "Özel Müzeler Döneminde İstanbul: Mesen, Kentin Az Tanınan Aktörü" isimli makalesi de yer alıyor.
13 Eylül 2013 Cuma
'Kur'an Yazılırken 'Arş-ı Rahman'da' - 'Çerağlar Uyanırken' Deliorman Alevileri
12 Eylül 2013 Perşembe
Ahmet Hezarfen: Bulgaristan'da Doğu Rodop Sıradağları Bölgesi'nde (Edirne'ye yakın) Bulunan Alevi-Bektaşi Tekke ve Türbeleri
[KanalKultur] - Bulgar araştırmacılardan Mariya P. Nikolçovska yukarıda adı geçen Doğu Rodop Sıradağları Bölgesi'nde birçok tekke ve türbe bulunduğunu; bunların çoğunun Alevi-Bektaşilere çok azının da Sünnilere ilişkin olduğunu; Sünnilerin köylerindeki Alevi-Bektaşi tekkelerinin pek bakımsız bulunduğunu, Bektaşilere de bakım ve onarımlarına izin vermediklerini; bu tekke ve türbelerde yılın belirli günlerinde Alevi-Bektaşilerin toplanarak Nevruz'da İmam Ali'nin doğum gününü, 10 Muharrem'de İmam Hüseyin'in Kerbela'da şehit edilmesini, "Aşure günü"nü, "Hıdırellez"i, "Kasım Doksanı-Acı-Su"yu, "Yedi Kızlar Aşı"nı, "Sayacılar-Camalcılar" (erkek karnavalı) törenlerini yaparken saz çalıp, nefes söylediğini belirtiyor.
a) Mestanlı (Momçilgrad / Момчилград) Yöresindeki Tekke ve Türbeler
1. Dambala (Damla Taş) Akçeli tepe eteğinde Akçeli Baba Türbesi
2. Şifalı kaplıcalara yakın Dambala'nın Yaran Baba Türbesi
3. Çomakovo (Broş) köyü arazisinde Balım Baba Türbesi
4. Bivolyane (Mandacılar) köyü civarında Kilise Tepe'de Hüseyin Baba
a) Mestanlı (Momçilgrad / Момчилград) Yöresindeki Tekke ve Türbeler
1. Dambala (Damla Taş) Akçeli tepe eteğinde Akçeli Baba Türbesi
2. Şifalı kaplıcalara yakın Dambala'nın Yaran Baba Türbesi
3. Çomakovo (Broş) köyü arazisinde Balım Baba Türbesi
4. Bivolyane (Mandacılar) köyü civarında Kilise Tepe'de Hüseyin Baba
11 Eylül 2013 Çarşamba
Ali Lüftü Piroğlu: Deliorman ve Dobruca'da Alevilik - Aşk Ateşine Düşen Canlar
[KanalKultur] - Yüzyıllardan beri bir sır olarak tutulan Alevi-Bektaşi ayinlerimiz artık eşkarelenmiş, dünyaya açılmış bulunuyor. Bu konuda, ser veririm sır vermem, deyimi de görevini tamamlamıştır. Hani canlarımızın yüreğinde Hakk-Muhammed-Ali aşkı, Hasan, Hüseyin aşkı, Hünkâr Hacı Bektaş Veli aşkı olmasaydı, belki bu deyimin de hiç bir değeri kalmayacaktı. Zakirlerimiz bu aşkı sazıyla sesiyle, büyük Bektaşi ozanımız Yunus Emre'nin ağzından şöyle dile getirmiştir.
Ben bu yolu bilmez idim
Aşk oduna düştü gider
Aşk elinden dertli yürek
Kaynayayım ben taştı gider
...
Yunus okur diller ile
Kumrular bülbüller ile
Hakkı sever kullar ile
Ol cennete düştü gider
Cemlerimize konuk ettiğimiz canların edindikleri izlenimlere göre Deliorman ve Dobruca'da Alevilik, yüzyılların ötesinden gelen ibadet kuralları ve gülbanklarıyla ayrıntılı olarak muhafaza edilmiş ve hiç değişmemiştir. Biz başka bir Alevi erkânı görmediğimiz için şimdiye dek böyle bir düşüncede bulunmamıştık. Sadece bazı yaşlılar Bektaşiliğin su katılmamışı, burada bizim yörelerde bulunduğu yargısına vardıkları zaman, onlara önem vermiyorduk. "Sivrisinek de kendini kırk okka tartıyormuş" atasözü ile onlara karşılık veriyorduk. Meğer artık aramızda olmayan bu dedelerimizin bir parça hakkı varmış.
Yörelerimizde Aleviliğin nispeten ayrıntılı bir biçimde ayakta kalabilmesi konusunu şöyle görüşelim:
Ben bu yolu bilmez idim
Aşk oduna düştü gider
Aşk elinden dertli yürek
Kaynayayım ben taştı gider
...
Yunus okur diller ile
Kumrular bülbüller ile
Hakkı sever kullar ile
Ol cennete düştü gider
Cemlerimize konuk ettiğimiz canların edindikleri izlenimlere göre Deliorman ve Dobruca'da Alevilik, yüzyılların ötesinden gelen ibadet kuralları ve gülbanklarıyla ayrıntılı olarak muhafaza edilmiş ve hiç değişmemiştir. Biz başka bir Alevi erkânı görmediğimiz için şimdiye dek böyle bir düşüncede bulunmamıştık. Sadece bazı yaşlılar Bektaşiliğin su katılmamışı, burada bizim yörelerde bulunduğu yargısına vardıkları zaman, onlara önem vermiyorduk. "Sivrisinek de kendini kırk okka tartıyormuş" atasözü ile onlara karşılık veriyorduk. Meğer artık aramızda olmayan bu dedelerimizin bir parça hakkı varmış.
Yörelerimizde Aleviliğin nispeten ayrıntılı bir biçimde ayakta kalabilmesi konusunu şöyle görüşelim:
10 Eylül 2013 Salı
Ali Lütfü Piroğlu: Deliorman Alevilerinde Musahiplik
[KanalKultur] - Önce mahallede bir dedikodu söylendi. Razgrat'tan bir işadamı, Halil Mümün ile Selman Ahmet musahip olacaklarmış diye. Halil, eşimin kardeşi olduğu için, ilk pazar gezisine gelmelerinde kendilerine soracaktık, sormaya kalmadı. Hafta sonunda gelinimiz Ümmügülsüm ile bize damlayı verdiler. Hoş beşe kalmadan Halil;
"Enişte, abla, biz Salman ile kafadar olmaya karar aldık, hem de bu iş hemen olacak. Hazırlık işlerinde siz de yardım edeceksiniz"
dediler.
Aslında musahip olan canlar, emeklilik yıllarını henüz tamamlamamış kimselerdir. İnsanlarımızın köyle kent arasında aralıksız harekette bulunmaları, birçoğunun ise memleketten uzak düşmesi, Aleviliğe vermek istedikleri hizmeti bir hayli aksatmış bulunuyor. Köyden ayrılanların Aleviliği umurunda bile değil, diyesi geliyor insanın. Ama er geç anlaşıldı ki hepten öyle değil. Şehirde oturup da köyde ceme girerek musahipliğe bağlanan yol ehlisi olan ve olmak isteyen sadece Halil ile Ümmügülsüm değil, bu gerek gençlerin gerek yaşlıların arasında bir gelenek durumuna gelmiş bulunuyor. Şu anda bile Türkiye'de oturan göçmen kardeşlerimizden Bulgaristan'a gelerek ceme giren, hatta musahipliğe bağlananlar var. Demek istediğim şu ki, bizim Halil kaynın Razgratlı olduğu halde köyde babadan dededen kalma Aliş Baba'nın cemine talip olması, sonra da musahipliğe bağlanması, bu koşullarımızda gayet normaldir. Hani Razgrat'ta cemevi olsa, istatistik verilere göre 150 Alevi ailenin buraya vereceği hizmetin ne değin büyük ve değerli olacağını bir tasavvur edelim.
"Enişte, abla, biz Salman ile kafadar olmaya karar aldık, hem de bu iş hemen olacak. Hazırlık işlerinde siz de yardım edeceksiniz"
dediler.
Aslında musahip olan canlar, emeklilik yıllarını henüz tamamlamamış kimselerdir. İnsanlarımızın köyle kent arasında aralıksız harekette bulunmaları, birçoğunun ise memleketten uzak düşmesi, Aleviliğe vermek istedikleri hizmeti bir hayli aksatmış bulunuyor. Köyden ayrılanların Aleviliği umurunda bile değil, diyesi geliyor insanın. Ama er geç anlaşıldı ki hepten öyle değil. Şehirde oturup da köyde ceme girerek musahipliğe bağlanan yol ehlisi olan ve olmak isteyen sadece Halil ile Ümmügülsüm değil, bu gerek gençlerin gerek yaşlıların arasında bir gelenek durumuna gelmiş bulunuyor. Şu anda bile Türkiye'de oturan göçmen kardeşlerimizden Bulgaristan'a gelerek ceme giren, hatta musahipliğe bağlananlar var. Demek istediğim şu ki, bizim Halil kaynın Razgratlı olduğu halde köyde babadan dededen kalma Aliş Baba'nın cemine talip olması, sonra da musahipliğe bağlanması, bu koşullarımızda gayet normaldir. Hani Razgrat'ta cemevi olsa, istatistik verilere göre 150 Alevi ailenin buraya vereceği hizmetin ne değin büyük ve değerli olacağını bir tasavvur edelim.
29 Temmuz 2013 Pazartesi
Balkan Halkları Mozaiğinde Hayatın Döngüleri
"Hayatın Evreleri" / Hespèrion XXI & Jordi Savall - Montserrat Figueras: konsept; Hespèrion XXI: Marc Mauillon, Lior Elmaleh, Gürsoy Dinçer, Irini Derebet: vokaller; Nedyalko Nedyalkov: kaval; Hakan Güngör: kanun; Yurdal Tokcan; ud; Haïg Sarikouyoumdjian: duduk; Dimitri Psonis: santur, morisca; Fahrettin Yarkin, Pedro Estevan: vurmalı çalgılar; Valeri Dimchev: tambur; Zacharias Spyridakis: lira; Jordi Savall: rebap, vielle, şef
"Balkan Halkları Mozaiğinde Hayatın Döngüleri"
Giriş: Evrenin Yaratılışı
1. Doğum, Bebeklik ve Bahar
2. Gençlik, Öğrenme ve Ergenlik
3. Aşk, Karşılaşma
4. Evlilik, Aile
5. İş, Olgunlaşma ve Sürgün
6. Tecrübe, Bilgelik
7. Maneviyat, Ölüm
Postlüd
Doğuyoruz, büyüyoruz, yaş alıyoruz ve yitip gidiyoruz... Gerçekten yitip gidiyor muyuz, yoksa deneyimlerimiz zamana iz mi bırakıyor? İstanbul Müzik Festivali, "Zaman ve Değişim" temasını işlediği 41. yılında, bu konsept üzerine özel tasarlanmış bir program sunuyor: Konseptini iki yıl önce hayata gözlerini yuman Montserrat Figueras'ın tasarladığı "Hayatın Evreleri", 2008 yılında festivalin Yaşam Boyu Başarı Ödülü'nü alan Jordi Savall ve kurucusu olduğu "Hespèrion XXI" ile festivalde... Erken dönem müziğinin süper starı olarak tanımlanan, kurduğu üç müzik topluluğuyla da istisnai bir yere sahip olan Savall, tarihi müziğin günümüzde yeniden değerlenmesinin de başaktörleri arasında yer alıyor. Hespèrion XXI ise üyelerinin enerjisi ve tutkulu uğraşısı sayesinde Avrupa'nın müzik geleneklerinin cevherini keşfedip çıkaran, duygu ve güzellik dünyasını paylaşmasındaki samimiyeti ve dolaysızlığıyla tanınan bir topluluk. Jordi Savall ve Hespèrion XXI, çokkültürlü Balkanlar coğrafyasının müziğinde, kaynağından sonuna kadar hayatın tüm döngülerine odaklanıyor; güzellikleri ve ruhanilikleri ile büyüleyici müzikal gelenekleri keşfe çıkıyor. [KanalKultur]
21 Temmuz 2013 Pazar
Bozidar Jezernik: Hayallerdeki "Türk
![]() |
| Bozidar Jezernik (Ed.): Hayallardeki "Türk". Çev.: Ali Özdamar, Kitap Yayınevi, İnsan ve Toplum Dizisi, İstanbul 2012, 238 S., ISBN : 978-605-105-101-7 |
Tarihyazımı milli ideolojinin esaretinden doğdu ve birçok yerde tarihçiler, milliyetçiliğin en seçkin başkarakterleri olarak statülerini korudular. Yazarlar ile şairler de ister hayali ister gerçek olsun, kahramanlık mücadelelerinin anılarını sundular. İşte bunun için edebiyat bir milletin tarihini kökten değiştirecek güce sahiptir. Bugün bile tarihyazımı ve daha da büyük ölçüde geçmişin diğer anlatıları tarihsel mitlerle doludur. Milli tarih için geçmişin anlatılarına tarihsel mitlerin dahil edilmesinden kaçınmak güçtür, çünkü her "milletin bir milli tarihi olmak zorundadır, ama doğası gereği milli olmalıdır, bu tarih gerçek olamaz, daha ziyade mitolojik, yurtsever, insanları duygusal olarak milletine bağlayacak ve hâkim yapıların meşrutiyetini sağlama alacak şekilde yaratılmış olmalıdır."
Bozidar Jezernik'in editörlüğünü üstlendiği "Hayallerdeki 'Türk'" adlı eser, Ali Özdamar'ın çevirisiyle okurla buluşuyor...
Eserde Bozidar Jezernik, Rajko Muršic, Özlem Kumrular, Miha Pintaric, Nedret Kuran Burçoğlu, Peter Simonic, Jale Parla, Bojan Baskar, Alenka Bartulovic, Nazan Aksoy, Aleksandra Niewiara, Bülent Aksoy, Svanibor Pettan ve Ayhan Kaya tarafından yer alan şu 14 makale yer alıyor:
Bozidar Jezernik: "Türk" İmgesi; Rajko Muršic: Simgesel Ötekileştirme: Tehditkâr Bir Öteki Olarak "Türk"; Özlem Kumrular: 16. yüzyılda Akdeniz'de "Türk" İmgesinin Yaratılması; Miha Pintaric: Panurge'ün "Türkler"i; Nedret Kuran Burçoğlu: Erken Modern Çağdan Aydınlanmaya Kadar Alman Medyasındaki "Türk" Tasvirleri; Peter Simonic: Valvasor'un Ezeli; Jale Parla: Byron'ın Gâvur'undan Jezernik'in Vahşi Avrupa'sına: Teori mi yoksa Tarih mi?; Bojan Baskar: Bir Camiye Giren İlk Sloven Şairi; Nazan Aksoy: Erken Türk Romanında Öteki; Aleksandra Niewiara: Leh Dili ve Kültüründe "Türk" İmgesi; Bülent Aksoy: Batılı Gözüyle Osmanlılarda Musiki; Svanibor Pettan: Balkanlar'da Alaturka-Alafranga Sürekliliği, Etnomüzikolojik Perspektifler; Ayhan Kaya: Güvenlikleştirme Çağı: Çokkültürcü ve Cumhuriyetçi Entegrasyon Politikalarına Yönelik Meydan Okumalar... [KanalKultur]
Bozidar Jezernik (Ed.): Hayallardeki "Türk". Çev.: Ali Özdamar, Kitap Yayınevi, İnsan ve Toplum Dizisi, İstanbul 2012, 238 S., ISBN : 978-605-105-101-7
15 Temmuz 2013 Pazartesi
Ricat - Türk Kadınları, Balkan Savaşı (1912)
10 Temmuz 2013 Çarşamba
Kadınların Barış Süreçlerindeki Deneyimleri
[KanalKultur] - Kadınlar, barış süreçlerindeki deneyimlerini anlatıyorlar. 12 temmuz 2013'te, saat 14 -17 arasında Cezayir Restoran'daki deneyim paylaşımı toplantısında, Hırvatistan'da savaş süresince ve sonrasında barışın inşasında farklı şekillerde katkıda bulunmuş üç sivil toplum inisiyatifinden temsilciler, Türkiye'den aktivistler ile bir araya geliyor...
Toplumsal uzlaşma ve barışın inşası süreçlerinde sivil inisiyatiflerin oynadığı rol, demokrasinin gelişimi ve toplumsal sahiplenme açısından çok önemli. Deneyim paylaşımı toplantısının amacı, Türkiye'de bu alanda çalışan sivil aktivistlerle, yakın zamanda AB üyesi olan Hırvatistan'daki aktivistlerin deneyim paylaşımlarına olanak sağlamak.
TACSO'nun desteği ile Türkiye'de düzenlenen toplantıda, Savaş Karşıtı Kampanya Hırvatistan (Antiwar Campaign Croatia) kurucularından Aida Bagić ve Vesna Janković, Savaş Mağduru Kadınlar Merkezi (Center for Women War Victims) kurucularından Vesna Kesić ve Barış Araştırmaları Merkezi (Center for Peace Studies) ortaklarından Sara Lalić, tecrübelerini paylaşıyor ve Türkiye'de bu alanda çalışan STK'larla buluşuyor. 1990'larda Balkan coğrafyasının merkezi olan Yugoslavya'da, savaş sürerken sesini yükselten barış hareketinin merkezinde olan bu kurumlar, savaş sonrasında da barış inşası, toplumsal uzlaşma ve barış eğitimi alanlarında çalışmalarını sürdürdüler.
Deneyim paylaşımı toplantısının dili İngilizce; toplantı sırasında ardıl tercüme sağlanıyor..
Savaş Karşıtı Kampanya Hırvatistan (ARK), 20'nin üzerinde kurumdan oluşan sivil bir barış hareketi olarak Hırvatistan'da sivil toplumun gelişmesinde büyük rol oynadı. ARK, şiddetsiz çatışma çözümü için eğitim, insan haklarının korunması, sosyal uzlaşma, mültecilere ve savaşta travma yaşayanlara destek, vicdani ret ve sivil bir ordu için çalışmalar yapıyor.
Savaş Mağduru Kadınlar Merkezi, savaş sırasında savaşa karşı mücadele verirken, aynı zamanda mültecilerin evlerine dönmeleri, tecavüzün bir savaş suçu olarak tanınması için çalışmalar yürüttü; bununla ilgili hukuki sorunlarla da ilgilendi. Savaş sonrasında da savaş suçluların ceza alması için de çalışmalarını sürdürüyor.
Barış Araştırmaları Merkezi, şiddetsizlik ve eğitim, araştırma ve aktivizm aracılığı ile sosyal değişimi destekleyen bir sivil toplum örgütü. Barış eğitimi alanında politika geliştirilmesi, yeni modellerin denenmesi ve uygulanması konusunda çalışmalar yapıyor. [KanalKultur]
Kadınların Barış Süreçlerindeki Deneyimleri / 12 temmuz 2013, saat 14 -17; Cezayir Restoran, Firuzağa Mah. Hayriye Cad. No. 16, Beyoğlu - İstanbul; Tel. (0212) 245 9980
Toplumsal uzlaşma ve barışın inşası süreçlerinde sivil inisiyatiflerin oynadığı rol, demokrasinin gelişimi ve toplumsal sahiplenme açısından çok önemli. Deneyim paylaşımı toplantısının amacı, Türkiye'de bu alanda çalışan sivil aktivistlerle, yakın zamanda AB üyesi olan Hırvatistan'daki aktivistlerin deneyim paylaşımlarına olanak sağlamak.
TACSO'nun desteği ile Türkiye'de düzenlenen toplantıda, Savaş Karşıtı Kampanya Hırvatistan (Antiwar Campaign Croatia) kurucularından Aida Bagić ve Vesna Janković, Savaş Mağduru Kadınlar Merkezi (Center for Women War Victims) kurucularından Vesna Kesić ve Barış Araştırmaları Merkezi (Center for Peace Studies) ortaklarından Sara Lalić, tecrübelerini paylaşıyor ve Türkiye'de bu alanda çalışan STK'larla buluşuyor. 1990'larda Balkan coğrafyasının merkezi olan Yugoslavya'da, savaş sürerken sesini yükselten barış hareketinin merkezinde olan bu kurumlar, savaş sonrasında da barış inşası, toplumsal uzlaşma ve barış eğitimi alanlarında çalışmalarını sürdürdüler.
Deneyim paylaşımı toplantısının dili İngilizce; toplantı sırasında ardıl tercüme sağlanıyor..
Savaş Karşıtı Kampanya Hırvatistan (ARK), 20'nin üzerinde kurumdan oluşan sivil bir barış hareketi olarak Hırvatistan'da sivil toplumun gelişmesinde büyük rol oynadı. ARK, şiddetsiz çatışma çözümü için eğitim, insan haklarının korunması, sosyal uzlaşma, mültecilere ve savaşta travma yaşayanlara destek, vicdani ret ve sivil bir ordu için çalışmalar yapıyor.
Savaş Mağduru Kadınlar Merkezi, savaş sırasında savaşa karşı mücadele verirken, aynı zamanda mültecilerin evlerine dönmeleri, tecavüzün bir savaş suçu olarak tanınması için çalışmalar yürüttü; bununla ilgili hukuki sorunlarla da ilgilendi. Savaş sonrasında da savaş suçluların ceza alması için de çalışmalarını sürdürüyor.
Barış Araştırmaları Merkezi, şiddetsizlik ve eğitim, araştırma ve aktivizm aracılığı ile sosyal değişimi destekleyen bir sivil toplum örgütü. Barış eğitimi alanında politika geliştirilmesi, yeni modellerin denenmesi ve uygulanması konusunda çalışmalar yapıyor. [KanalKultur]
Kadınların Barış Süreçlerindeki Deneyimleri / 12 temmuz 2013, saat 14 -17; Cezayir Restoran, Firuzağa Mah. Hayriye Cad. No. 16, Beyoğlu - İstanbul; Tel. (0212) 245 9980
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















