I. Dünya Savaşı’nda, İttifak Devletleri hanedan üyeleri ve ordu komutanları arasında kurulmuş olan “Silah Kardeşliği”nin ayrı dil, din ve geleneklerden gelen halklar arasında da mümkün olabildiğince geçerli kalabilmesi için propagandanın gücüne büyük ihtiyaç vardı.
Dolayısıyla, Alman İmparatoru II. Wilhelm, Avusturya-Macaristan İmparatoru I. Franz Joseph, Osmanlı Sultanı Mehmed Reşad ve yaklaşık bir yıl sonra da aynı cepheye katılacak olan Bulgar Kralı I. Ferdinand’ın yan yana portreleri Almanya ve Avusturya şehirlerinde neredeyse günlük yaşamın bir parçası haline gelmişlerdi.
Madalyalardan yardım rozetlerine, Kızılhaç bantlarından kartpostallara, porselen ve cam ev eşyalarından müzik notalarına kadar her yerde Osmanlı İmparatorluğu’nu simgeleyen motifler ve ay yıldızlı bayraklar Berlin’i ve bir zamanlar kuşatmalarla korku salmış oldukları Viyana sokaklarını süslüyorlardı.
Dönemin tüm yazılı basınında, gazete ve dergilerde, kitaplarda, bayrak ve flamalarda, duvar afişlerinde “İttifak”ı simgeleyen resimler, fotoğraflar ve birbirinden renkli desenler, ülke yönetimlerinin değişebilen politik çıkarlarının halklar arasındaki ilişkileri nasıl inişlere veya çıkışlara sürükleyebileceğinin eşsiz kanıtları olarak tarihe geçmekteydiler.
insan ve kültüre dair... : Alevi Arşivi... Alevi Antropolojisi ... Almancılar... Sanat
Bu Blogda Ara
Birinci Dünya Savaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Birinci Dünya Savaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Ekim 2015 Çarşamba
14 Ekim 2015 Çarşamba
Ana Hatlarıyla I. Dünya Savaşı Fotoğraf Sergisi
[KanalKultur] - Notre Dame de Sion Fransız Lisesi "La Galerie"de Belçika İstanbul Başkonsolosluğu işbirliğiyle 19 ekim – 3 kasım 2015 tarihleri arasında "Ana Hatlarıyla 1. Dünya Savaşı Fotoğraf Sergisi" açılıyor.
28 haziran 1914, Birinci Dünya Savaşı’nın ilk ateşi Saraybosna’da tutuşturulur. Hiç kimse, birkaç ay sonra Avrupa’nın alevler arasında kalacağını ve tüm dünyaya dört yıl boyunca yayılacağını düşünmemiştir.
Liège, Tannenberg, Gelibolu, Tabora, Tsingtao, Ypre, Selanik, le Chemin des Dames, ... Birinci Dünya Savaşı daha önce görülmemiş evrensel bir tutuşmadır. Şili’den Samoalara, Belçika, Fransa, Büyük Britanya, Rusya, Yeni Zelanda, Avustralya, Portekiz, Güney Afrika, Kongo, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Almanya, Avusturya, Türkiye, İtalya, Sırbistan gibi en az elli ülkeden askerler karada, denizde ve havada savaşmaktadır. Kamerun’un sıcaklarında, AlpIerin veya Kafkasya’nın karında, Westhoek’un çamurlarında, Çanakkale’nin sahillerinde... her yerde silahların gürültüsü, askerlerin açlığı, susuzluğu ve acıları...
Ülkenin içinde de durum daha iyi değildir. "Zavallı Küçük Belçika" savaşın ilk aylarında istila edilmiş ve yağmalanmıştır. Dört yıllık Alman işgali her seviyede hissedilmiş ve bu işgal sadece işsizlik, fakirlik ve açlık getirmiştir.
28 haziran 1914, Birinci Dünya Savaşı’nın ilk ateşi Saraybosna’da tutuşturulur. Hiç kimse, birkaç ay sonra Avrupa’nın alevler arasında kalacağını ve tüm dünyaya dört yıl boyunca yayılacağını düşünmemiştir.
Liège, Tannenberg, Gelibolu, Tabora, Tsingtao, Ypre, Selanik, le Chemin des Dames, ... Birinci Dünya Savaşı daha önce görülmemiş evrensel bir tutuşmadır. Şili’den Samoalara, Belçika, Fransa, Büyük Britanya, Rusya, Yeni Zelanda, Avustralya, Portekiz, Güney Afrika, Kongo, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Almanya, Avusturya, Türkiye, İtalya, Sırbistan gibi en az elli ülkeden askerler karada, denizde ve havada savaşmaktadır. Kamerun’un sıcaklarında, AlpIerin veya Kafkasya’nın karında, Westhoek’un çamurlarında, Çanakkale’nin sahillerinde... her yerde silahların gürültüsü, askerlerin açlığı, susuzluğu ve acıları...
Ülkenin içinde de durum daha iyi değildir. "Zavallı Küçük Belçika" savaşın ilk aylarında istila edilmiş ve yağmalanmıştır. Dört yıllık Alman işgali her seviyede hissedilmiş ve bu işgal sadece işsizlik, fakirlik ve açlık getirmiştir.
4 Haziran 2015 Perşembe
The Arab 'Alawis (Nusayris) of Cilicia, Hatay and Syria from WWI to the Turkish War of Liberation
The history of Syria’s ‘Alawi (Nusayri community) has become a key topic of Ottomanist research in recent years, due in no small part to the increasing sectarianization of the country’s civil conflict.
Much of this research has drawn on the central Ottoman archives in Istanbul to concentrate on the community’s changing relationship with the Ottoman state in the nineteenth century, and in particular on its inclusion in the tashih-i akaid (“rectification of belief”) initiative under sultan Abdülhamid in the 1890’s.
This paper, part of a larger project on the secular history of this ‘Alawis from the tenth to the twentieth century, will begin by considering late Ottoman policy towards the ‘Alawis as one of social integration rather than religious discrimination, and concentrate especially on the community’s situation during and immediately after World War One.
Drawing on Arabic chronicles, local accounts from Cilicia, French diplomatic reports as well as papers from the ATASE (military) archives in Ankara, it will show that the ‘Alawis were willing to forego their ties with the Arab nationalist movement and instead seek the support and leadership of the Kemalist movement during the Turkish War of Liberation (Kurtuluş Savaşı) in an attempt to maintain a maximum of autonomy in both northwestern Syria and southern Turkey after the dislocation of the Ottoman Empire.
Much of this research has drawn on the central Ottoman archives in Istanbul to concentrate on the community’s changing relationship with the Ottoman state in the nineteenth century, and in particular on its inclusion in the tashih-i akaid (“rectification of belief”) initiative under sultan Abdülhamid in the 1890’s.
This paper, part of a larger project on the secular history of this ‘Alawis from the tenth to the twentieth century, will begin by considering late Ottoman policy towards the ‘Alawis as one of social integration rather than religious discrimination, and concentrate especially on the community’s situation during and immediately after World War One.
Drawing on Arabic chronicles, local accounts from Cilicia, French diplomatic reports as well as papers from the ATASE (military) archives in Ankara, it will show that the ‘Alawis were willing to forego their ties with the Arab nationalist movement and instead seek the support and leadership of the Kemalist movement during the Turkish War of Liberation (Kurtuluş Savaşı) in an attempt to maintain a maximum of autonomy in both northwestern Syria and southern Turkey after the dislocation of the Ottoman Empire.
Cephede Osmanlı Askeri: Birinci Dünya Savaşı'nda Irak Cephesinde Sosyal Boyut
Tarih Vakfı Ankara Tartışmaları, Birinci Dünya Savaşı’nın 100. Yılı Etkinlikleri'nin 14.sünde Dr. Orhan Avcı'nın "Cephede Osmanlı Askeri: Birinci Dünya Savaşı'nda Irak Cephesinde Sosyal Boyut" adlı sunumuyla devam ediyor.
Ankara Tartışmaları’nın [Selanik Caddesi, 82/30, Tankut İş Merkezi, 5. Kat, Kızılay - Ankara] 5 haziran 2015 günkü konuğu, Kırıkkale Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Orhan Avcı, konuşmasında Birinci Dünya Savaşı’nda Irak cephesindeki Osmanlı askerinin savaş tecrübesinin farklı yönlerini ele alıyor.
Avcı, Birinci Dünya Savaşı’nın tarihyazımını farklı yönleriyle inceliyor.
Son yıllarda savaşın diplomatik ve siyasî yönlerinin yanısıra cephelerle cephe gerisindeki asker ve insan hikâyeleri de daha fazla çalışılmaya başlandı. Çünkü muharebe alanlarında istatistiki rakamlardan ibaret olmaması gereken bir yaşanmışlık da söz konusu. Osmanlı'nın Irak cephesindeki durum da bunun istisnası değildi.
Ankara Tartışmaları’nın [Selanik Caddesi, 82/30, Tankut İş Merkezi, 5. Kat, Kızılay - Ankara] 5 haziran 2015 günkü konuğu, Kırıkkale Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Orhan Avcı, konuşmasında Birinci Dünya Savaşı’nda Irak cephesindeki Osmanlı askerinin savaş tecrübesinin farklı yönlerini ele alıyor.
Avcı, Birinci Dünya Savaşı’nın tarihyazımını farklı yönleriyle inceliyor.
Son yıllarda savaşın diplomatik ve siyasî yönlerinin yanısıra cephelerle cephe gerisindeki asker ve insan hikâyeleri de daha fazla çalışılmaya başlandı. Çünkü muharebe alanlarında istatistiki rakamlardan ibaret olmaması gereken bir yaşanmışlık da söz konusu. Osmanlı'nın Irak cephesindeki durum da bunun istisnası değildi.
12 Mart 2015 Perşembe
Deutsch - Türkische Beziehungen während des Dardanellen Krieges | Çanakkale Savaşı Esnasında Türk - Alman İlişkileri
[KanalKultur] - Çanakkale Savaşı'nın 100, yıldönümü nedeniyle 20 mart 2015 günü saat 18:30'da Köln'de [AZIMUT Hotel Cologne, Hansaring 97, 50670 Köln adresinde] Yunus Emre Enstitüsü tarafından, "Deutsch - Türkische Beziehungen während des Dardanellen Krieges | Çanakkale Savaşı Esnasında Türk - Alman İlişkileri" başlıklı bir panel düzenleniyor.
Panele Prof. Dr. Wilfried Loth (Duisburg-Essen Üniversitesi), Prof. Dr. Paul Leidinger (Münster Westfälische Wilhelms Üniversitesi), Prof. Dr. Mustafa Gencer (Bolu Üniversitesi) ve Dr. habil. Fahri Türk (Trakya Üniversitesi) konuşmacı olarak katılıyor.
Panelin modertörlüğünü Dr. Ahmet Ünalan yapıyor. [KanalKultur]
Panele Prof. Dr. Wilfried Loth (Duisburg-Essen Üniversitesi), Prof. Dr. Paul Leidinger (Münster Westfälische Wilhelms Üniversitesi), Prof. Dr. Mustafa Gencer (Bolu Üniversitesi) ve Dr. habil. Fahri Türk (Trakya Üniversitesi) konuşmacı olarak katılıyor.
Panelin modertörlüğünü Dr. Ahmet Ünalan yapıyor. [KanalKultur]
16 Şubat 2015 Pazartesi
Çanakkale Bienali: Koordinatlar 40°9′0″N-26°24′0″E
Depo, 3. ve 4. Çanakkale Bienalleri'nden bir seçkiye ev sahipliği yapıyor. Çanakkale Bienali: Koordinatlar sergisi son iki bienalin açtığı kavramsal çerçeveden hareketle, Çanakkale kentinin sosyal ve kültürel dokusunu belirleyen tarihsel belleğini ele alıyor. Sergi militarizm, mitolojiler ve mikro-makro anlatılar, tarihin anıtlaştırılması gibi evrensel olguları, kentin özgün bağlamından hareketle irdeleyen yapıtları bir araya getiriyor.
Uluslararası Çanakkale Bienali için ilk günden bu yana seçilen kavramsal çerçeveler ülke, bölge ve dünyaya ilişkin siyasal, toplumsal, kültürel gerçekler ve sorunları irdeleyerek sanat üretimleri yoluyla yorumlayan ve eleştiren bir temelden besleniyor. Bienal, CABININ-Çanakkale Bienali İnisiyatifi tarafından, Çanakkale Belediyesi'nin destekleriyle hayata geçiriliyor. Çanakkale’nin tarihsel ve kültürel anlam taşıyan mekanlarında ve kent halkının yoğunlaştığı kamusal alanlarda gerçekleştirilen bienal, günümüz sanatının ilişkisel estetik söylemini yansıtan “kamusal alanda çağdaş sanat” olgusunu hayata geçiriyor.
Çanakkale, Troya ile başlayan ve 1. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında gerçekleşen ve yarım milyon insanın ölümüyle sonuçlanan Gelibolu Savaşları'na uzanan bir büyük anlatıyla, “savaş görüngüsü”yle anılan bir kenttir. 1. Dünya Savaşı'nın 100. yılı olan 2014'te düzenlenen 4. Uluslararası Çanakkale Bienali, çeşitli ideolojiler doğrultusunda “savaşı efsaneleştiren ve kutsallaştıran” büyük anlatıya günümüzdeki savaşların yarattığı sorunlar açısından eleştirel bakış açıları getiren sanatsal ve düşünsel bir alan açmayı hedefledi.
Uluslararası Çanakkale Bienali için ilk günden bu yana seçilen kavramsal çerçeveler ülke, bölge ve dünyaya ilişkin siyasal, toplumsal, kültürel gerçekler ve sorunları irdeleyerek sanat üretimleri yoluyla yorumlayan ve eleştiren bir temelden besleniyor. Bienal, CABININ-Çanakkale Bienali İnisiyatifi tarafından, Çanakkale Belediyesi'nin destekleriyle hayata geçiriliyor. Çanakkale’nin tarihsel ve kültürel anlam taşıyan mekanlarında ve kent halkının yoğunlaştığı kamusal alanlarda gerçekleştirilen bienal, günümüz sanatının ilişkisel estetik söylemini yansıtan “kamusal alanda çağdaş sanat” olgusunu hayata geçiriyor.
Çanakkale, Troya ile başlayan ve 1. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında gerçekleşen ve yarım milyon insanın ölümüyle sonuçlanan Gelibolu Savaşları'na uzanan bir büyük anlatıyla, “savaş görüngüsü”yle anılan bir kenttir. 1. Dünya Savaşı'nın 100. yılı olan 2014'te düzenlenen 4. Uluslararası Çanakkale Bienali, çeşitli ideolojiler doğrultusunda “savaşı efsaneleştiren ve kutsallaştıran” büyük anlatıya günümüzdeki savaşların yarattığı sorunlar açısından eleştirel bakış açıları getiren sanatsal ve düşünsel bir alan açmayı hedefledi.
13 Kasım 2014 Perşembe
Atatürk Türbesi'nden Anıtkabir'e
Toplumsal Tarih Kasım 2014'te yayınlanan 251. sayısında kapakta Mehmet Ö. Alkan'ın "Anıtkabir'in Tekke Zaviyeler Kanunu'na Aykırılığı: 'Atatürk Türbesi'nden Anıtkabir'e" başlıklı yazısı yer alıyor.
Mehmet Ö. Alkan, 1948'de Anıtkabir'in bir inkılâp düzenlemesi olan tekke ve zaviyeler ile türbelerin kapatılmasıyla ilgili kanuna aykırı inşa edildiğinin gündeme getirilmesini ve bunun etrafında gerçekleşen tartışmaları konu ediyor.
Vangelis Kechriotis aslen Kapadokyalı olan ancak II. Meşrutiyet'in ilan edildiği yıllarda İzmir'de yaşayan Emmanouil Emmanouilidis'e ve onun dâhil olduğu Karamanlı Rum Ortodoks cemaatine odaklanıyor. Milliyetçi akımların hızla yükseldiği bir dönemde Karamanlıların özel bir durumu, bir sıkışmışlığı var. Karamanlılar Osmanlı Devleti'ne bağlı kalarak, onun Bizans'tan devralınmış kurumları içinde çalışarak ve onları ıslah ederek devam edebileceklerini düşünüyorlar.
Çiğdem Oğuz, büyük dedesi İsmail Ekmekçioğlu'nun I. Dünya Savaşı'nda bulunduğu yerleri kaydettiği anılar ve savaşa dair aldığı notlardan oluşan defteri merkeze alıyor. Osmanlı Ordusu'nun bir neferi olan İsmail Ekmekçioğlu'nun anıları Kanal Harekâtı'ndan Hindistan'a Thayetmyo Esir Kampı'na uzanıyor.
Ümit Kurt, 1915'te tehcir edilen ve kıyıma uğrayan Ermenilerin geride bıraktıkları malların iadesi konusunda Cebel-i Bereket kazasına (Osmaniye) bakıyor. Fransız işgali döneminde kazadaki askeri valinin tuttuğu defter geri dönebilen Ermenilere iade edilen malların listesini içeriyor.
Hristian Georgiyeviç Rakovski tarafından Ekim 1912'de kaleme alınan, Balkan savaşlarının Osmanlı İmparatorluğu ve öteki Balkan devletlerine etkisini de okuyabildiğimiz bildirinin tam metnini Mete Tunçay çevirisi ile sunuyoruz.
Işıl Çakan Hacıibrahimoğlu ve Mehmet Perinçek, Sovyet Rusya'nın önde gelen komutanlarından M. V. Frunze'nin 1920'lerin başında ziyareti sırasında gerçekleşen yemekte dolaştırılan anı defterinin tam metnini yayınlıyorlar.
Mehmet Ö. Alkan, 1948'de Anıtkabir'in bir inkılâp düzenlemesi olan tekke ve zaviyeler ile türbelerin kapatılmasıyla ilgili kanuna aykırı inşa edildiğinin gündeme getirilmesini ve bunun etrafında gerçekleşen tartışmaları konu ediyor.
Vangelis Kechriotis aslen Kapadokyalı olan ancak II. Meşrutiyet'in ilan edildiği yıllarda İzmir'de yaşayan Emmanouil Emmanouilidis'e ve onun dâhil olduğu Karamanlı Rum Ortodoks cemaatine odaklanıyor. Milliyetçi akımların hızla yükseldiği bir dönemde Karamanlıların özel bir durumu, bir sıkışmışlığı var. Karamanlılar Osmanlı Devleti'ne bağlı kalarak, onun Bizans'tan devralınmış kurumları içinde çalışarak ve onları ıslah ederek devam edebileceklerini düşünüyorlar.
Çiğdem Oğuz, büyük dedesi İsmail Ekmekçioğlu'nun I. Dünya Savaşı'nda bulunduğu yerleri kaydettiği anılar ve savaşa dair aldığı notlardan oluşan defteri merkeze alıyor. Osmanlı Ordusu'nun bir neferi olan İsmail Ekmekçioğlu'nun anıları Kanal Harekâtı'ndan Hindistan'a Thayetmyo Esir Kampı'na uzanıyor.
Ümit Kurt, 1915'te tehcir edilen ve kıyıma uğrayan Ermenilerin geride bıraktıkları malların iadesi konusunda Cebel-i Bereket kazasına (Osmaniye) bakıyor. Fransız işgali döneminde kazadaki askeri valinin tuttuğu defter geri dönebilen Ermenilere iade edilen malların listesini içeriyor.
Hristian Georgiyeviç Rakovski tarafından Ekim 1912'de kaleme alınan, Balkan savaşlarının Osmanlı İmparatorluğu ve öteki Balkan devletlerine etkisini de okuyabildiğimiz bildirinin tam metnini Mete Tunçay çevirisi ile sunuyoruz.
Işıl Çakan Hacıibrahimoğlu ve Mehmet Perinçek, Sovyet Rusya'nın önde gelen komutanlarından M. V. Frunze'nin 1920'lerin başında ziyareti sırasında gerçekleşen yemekte dolaştırılan anı defterinin tam metnini yayınlıyorlar.
23 Nisan 2014 Çarşamba
Geç Dönem Osmanlı Tarihçiliği; Ulus-aşırı (Transnational) Tarih Yaklaşımı; Gayrimüslim Arazilerinin ve Mezar Taşlarının İstismarı
[KanalKultur] - Toplumsal Tarih dergisi Nisan 2014'te yayınlanan 244. sayısında "Geç Dönem Osmanlı Tarihçiliği Üzerine Düşünmek" dosyasını kapağa taşıyor.
Toplumsal Tarih'in 244. sayısında, Meltem Toksöz editörlüğünde derlenen dosyada Uğur Bahadır Bayraktar, Enis Erdem Aydın, Egecan Erdoğan, Can Veyselgil, Ömer Faruk Köse, Kazım Baycar Geç Dönem Osmanlı tarihçiliğini ele alıyorlar.
Uğur Bahadır Bayraktar, Arnavut milliyetçiliği ve Osmanlı bürokratı kimlikleri arasında yalpalayan Vasa Efendi'nin tarih anlayışını irdeliyor.
Enis Erdem Aydın, kısmen Ali Fürûgi'nin Tarih-e İran-e Bozorg'unu tercüme ederek kısmen de Ömer Hâlis'in kendisinin kaleme aldığı Büyük İran Tarihi başlıklı kitaba ve bu kitaptaki tarih anlayışına odaklanıyor.
Can Veyselgil, Ahmed Midhat'ın kaleme aldığı Mufassal Tarih-i Kurun-ı Cedide'sine bakarak yazarın kutsal tarih ve medeniyet kavramlarıyla nasıl ilişkilendiğine odaklanıyor.
Kazım Baycar, 19.yy sonu ve 20. yy başında pek çok tarih ders kitabı kaleme alan Ali Reşad'ın tarih anlayışına ve güncel politikanın yazar üzerindeki etkisine bakıyor.
Egesan Erdoğan, Hayrullah Efendi'nin 1854'ten sonra defalarca basılan ve bir geçiş dönemi eseri olan Tarih-i Devlet-i Aliye-i Osmâniyye'sinin nasıl bir değişimi temsil ettiğini analiz ediyor.
Ömer Faruk Köse, Ali Reşad ve Ali Seydi'nin birlikte yazdıkları Tarih-i Umûmî'ye odaklanarak 20. yüzyıl başında Osmanlı tarih yazımındaki değişimi anlamayı amaçlıyor.
Zeliha Etöz ve Taylan Esin, I. Dünya Savaşı'ndaki Ankara ve Keskin'le ilgili Hilal-i Ahmer belgelerini ele alarak Birinci Meclis'in arsası ve inşaatında gayrimüslim arazilerinin ve mezar taşlarının istismarı üzerinde duruyor.
Toplumsal Tarih'in 244. sayısında, Meltem Toksöz editörlüğünde derlenen dosyada Uğur Bahadır Bayraktar, Enis Erdem Aydın, Egecan Erdoğan, Can Veyselgil, Ömer Faruk Köse, Kazım Baycar Geç Dönem Osmanlı tarihçiliğini ele alıyorlar.
Uğur Bahadır Bayraktar, Arnavut milliyetçiliği ve Osmanlı bürokratı kimlikleri arasında yalpalayan Vasa Efendi'nin tarih anlayışını irdeliyor.
Enis Erdem Aydın, kısmen Ali Fürûgi'nin Tarih-e İran-e Bozorg'unu tercüme ederek kısmen de Ömer Hâlis'in kendisinin kaleme aldığı Büyük İran Tarihi başlıklı kitaba ve bu kitaptaki tarih anlayışına odaklanıyor.
Can Veyselgil, Ahmed Midhat'ın kaleme aldığı Mufassal Tarih-i Kurun-ı Cedide'sine bakarak yazarın kutsal tarih ve medeniyet kavramlarıyla nasıl ilişkilendiğine odaklanıyor.
Kazım Baycar, 19.yy sonu ve 20. yy başında pek çok tarih ders kitabı kaleme alan Ali Reşad'ın tarih anlayışına ve güncel politikanın yazar üzerindeki etkisine bakıyor.
Egesan Erdoğan, Hayrullah Efendi'nin 1854'ten sonra defalarca basılan ve bir geçiş dönemi eseri olan Tarih-i Devlet-i Aliye-i Osmâniyye'sinin nasıl bir değişimi temsil ettiğini analiz ediyor.
Ömer Faruk Köse, Ali Reşad ve Ali Seydi'nin birlikte yazdıkları Tarih-i Umûmî'ye odaklanarak 20. yüzyıl başında Osmanlı tarih yazımındaki değişimi anlamayı amaçlıyor.
Zeliha Etöz ve Taylan Esin, I. Dünya Savaşı'ndaki Ankara ve Keskin'le ilgili Hilal-i Ahmer belgelerini ele alarak Birinci Meclis'in arsası ve inşaatında gayrimüslim arazilerinin ve mezar taşlarının istismarı üzerinde duruyor.
4 Nisan 2014 Cuma
Osmanlı Cephesinde Yeni Bir Şey Var: Cihan Harbi'ne Yeniden Bakmak (1914-1918)
I. Dünya Savaşı'nın yüzüncü yıldönümü dolayısıyla, Tarih Vakfı ve Orient-Institut İstanbul tarafından düzenlenen uluslararası konferans, 8 – 12 nisan 2014 tarihleri arasında gerçekleşiyor.
20. yüzyılı tesis eden başlıca tecrübelerden biri olan Cihan Harbi'nin 100. yıldönümünde, konuya dair bilgilerimizin dayandığı temelleri gözden geçirmeyi ve son 30 yılda gelişen yeni askeri tarih anlayışı temelinde Osmanlı İmparatorluğu'nun I. Dünya Savaşı tecrübesine dair yeni araştırmaları bir araya getirmeyi amaçlayan konferansta, 20 oturumda 70'i aşkın bildiri sunuluyor.
Benjamin Fortna, Christina Koulouri, Elisabeth Thompson, Engin Akarlı, Eyal Ginio, Fikret Adanır, Fuat Dündar, Hamit Bozarslan, Hans-Lukas Kieser, Heghnar Watenpaugh, Holly Shissler, Margaret Anderson, Mete Tunçay, Mustafa Aksakal, Nathalie Clayer, Oliver Janz, Salim Tamari, Selçuk Esenbel, Şevket Pamuk, Taner Akçam, Wolfgang Gust gibi alanlarının önde gelen isimlerinin katılacağı konferans, 8 nisan çarşamba günü saat 9:30'da açılış konuşmalarıyla başlıyor ve 12 Nisan Cumartesi günü 11:00-12:30 arasındaki kapanış paneliyle sona eriyor.
Almanya Başkonsolosluğu, konferans katılımcıları için 8 nisan 2014 akşamı Eric-Jan Zürcher'in konuşma yapacağı bir kapalı resepsiyon düzenliyor. Ayrıca, I. Dünya Savaşı'nın yüzüncü yılı dolayısıyla dört yıla yayılmış bir dizi olarak planlanan Thyssen Lectures konferanslar serisinin ikincisi, konferans kapsamında 10 nisan Salı günü saat 11:00-12:30 arasında Prof. Jay Winter tarafından veriliyor.
20. yüzyılı tesis eden başlıca tecrübelerden biri olan Cihan Harbi'nin 100. yıldönümünde, konuya dair bilgilerimizin dayandığı temelleri gözden geçirmeyi ve son 30 yılda gelişen yeni askeri tarih anlayışı temelinde Osmanlı İmparatorluğu'nun I. Dünya Savaşı tecrübesine dair yeni araştırmaları bir araya getirmeyi amaçlayan konferansta, 20 oturumda 70'i aşkın bildiri sunuluyor.
Benjamin Fortna, Christina Koulouri, Elisabeth Thompson, Engin Akarlı, Eyal Ginio, Fikret Adanır, Fuat Dündar, Hamit Bozarslan, Hans-Lukas Kieser, Heghnar Watenpaugh, Holly Shissler, Margaret Anderson, Mete Tunçay, Mustafa Aksakal, Nathalie Clayer, Oliver Janz, Salim Tamari, Selçuk Esenbel, Şevket Pamuk, Taner Akçam, Wolfgang Gust gibi alanlarının önde gelen isimlerinin katılacağı konferans, 8 nisan çarşamba günü saat 9:30'da açılış konuşmalarıyla başlıyor ve 12 Nisan Cumartesi günü 11:00-12:30 arasındaki kapanış paneliyle sona eriyor.
Almanya Başkonsolosluğu, konferans katılımcıları için 8 nisan 2014 akşamı Eric-Jan Zürcher'in konuşma yapacağı bir kapalı resepsiyon düzenliyor. Ayrıca, I. Dünya Savaşı'nın yüzüncü yılı dolayısıyla dört yıla yayılmış bir dizi olarak planlanan Thyssen Lectures konferanslar serisinin ikincisi, konferans kapsamında 10 nisan Salı günü saat 11:00-12:30 arasında Prof. Jay Winter tarafından veriliyor.
2 Nisan 2014 Çarşamba
Elif Mahir Metinsoy - Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Kadınları ve Ekonomik Şiddet
Tarih Vakfı Perşembe Konuşmaları'nın "Birinci Dünya Savaşı" temalı 2014 bahar dönemi, 3 nisan 2014 günü dördüncü buluşmayla devam ediyor.
Dizinin ilk konuşmasında Mehmet Beşikçi seferberliği, ikinci konuşmasında Zeynep Kutluata arzuhaller üzerinden Osmanlı kadınlarının savaş deneyimini, üçüncüsünde de Nazan Maksudyan Almanya'ya gönderilen Osmanlı yetimlerini anlatmışlardı. Bu defaki buluşmada Elif Mahir Metinsoy yine kadınların deneyimine, özellikle maruz kaldıkları ekonomik şiddetle mücadelelerine yoğunlaşıyor.
Savaş döneminde şiddet olgusunun, genelde cephede ve kısmen cephe gerisinde yaşanan askeri ve fiziksel şiddetle sınırlı olduğuna inanılır. Oysa savaşın getirdiği olumsuz ekonomik koşullar da cephe gerisindeki kadın ve çocukları bir şiddet biçimi olarak etkiler. Nitekim Osmanlı'da da erkekleri 1914'te askere alınınca geçim derdine düşen kadınlar, savaşın getirdiği yüksek enflasyon ve karaborsacılıkla tanıştılar. İş bulmakta zorlanan kadınların bir kısmı fuhuş, dilencilik ve hırsızlık yapmak zorunda kaldı. Tarımla uğraşan köylü kadınlar da savaşın getirdiği ağır vergilerin altında ezilmekteydi. Savaş boyunca pek çok kadın açlığa, iş yerinde sömürü ve tacize, vergi memurları ile askerlerin kötü ve kanunsuz muamelelerine, kısacası fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddete maruz kaldılar.
Sıradan ve çoğunluğu yoksul Osmanlı kadınları ekonomik şiddete hangi yöntemlerle direndiler?
Direnirken yetkililere ne türden ve hangi yollardan şikayette bulundular?
Elif Mahir Metinsoy, bu soruların yanıtlarına, aşağıdan tarih yaklaşımıyla ve yeni arşiv kaynakları üzerinden ulaşmamıza yardım ediyor...
Elif Mahir Metinsoy - Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Kadınları ve Ekonomik Şiddet / 3 nisan 2014, 18:30 - 20:30; Aynalı Geçit, Meşrutiyet Caddesi, Avrupa Pasajı, No:8, Kat:2, Galatasaray - Beyoğlu - İstanbul
Dizinin ilk konuşmasında Mehmet Beşikçi seferberliği, ikinci konuşmasında Zeynep Kutluata arzuhaller üzerinden Osmanlı kadınlarının savaş deneyimini, üçüncüsünde de Nazan Maksudyan Almanya'ya gönderilen Osmanlı yetimlerini anlatmışlardı. Bu defaki buluşmada Elif Mahir Metinsoy yine kadınların deneyimine, özellikle maruz kaldıkları ekonomik şiddetle mücadelelerine yoğunlaşıyor.
Savaş döneminde şiddet olgusunun, genelde cephede ve kısmen cephe gerisinde yaşanan askeri ve fiziksel şiddetle sınırlı olduğuna inanılır. Oysa savaşın getirdiği olumsuz ekonomik koşullar da cephe gerisindeki kadın ve çocukları bir şiddet biçimi olarak etkiler. Nitekim Osmanlı'da da erkekleri 1914'te askere alınınca geçim derdine düşen kadınlar, savaşın getirdiği yüksek enflasyon ve karaborsacılıkla tanıştılar. İş bulmakta zorlanan kadınların bir kısmı fuhuş, dilencilik ve hırsızlık yapmak zorunda kaldı. Tarımla uğraşan köylü kadınlar da savaşın getirdiği ağır vergilerin altında ezilmekteydi. Savaş boyunca pek çok kadın açlığa, iş yerinde sömürü ve tacize, vergi memurları ile askerlerin kötü ve kanunsuz muamelelerine, kısacası fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddete maruz kaldılar.
Sıradan ve çoğunluğu yoksul Osmanlı kadınları ekonomik şiddete hangi yöntemlerle direndiler?
Direnirken yetkililere ne türden ve hangi yollardan şikayette bulundular?
Elif Mahir Metinsoy, bu soruların yanıtlarına, aşağıdan tarih yaklaşımıyla ve yeni arşiv kaynakları üzerinden ulaşmamıza yardım ediyor...
Elif Mahir Metinsoy - Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Kadınları ve Ekonomik Şiddet / 3 nisan 2014, 18:30 - 20:30; Aynalı Geçit, Meşrutiyet Caddesi, Avrupa Pasajı, No:8, Kat:2, Galatasaray - Beyoğlu - İstanbul
19 Mart 2014 Çarşamba
Birinci Dünya Savaşı'nda Almanya'ya Gönderilen Osmanlı Yetimleri
Tarih Vakfı Perşembe Konuşmaları'nın "Birinci Dünya Savaşı" temalı 2014 bahar dönemi, 20 mart 2014 günü üçüncü buluşmayla devam ediyor. Dizinin ilk konuşmasında Mehmet Beşikçi seferberliği, ikinci konuşmasında Zeynep Kutluata arzuhaller üzerinden Osmanlı kadınlarının savaş deneyimini tartışmışlardı. Bu defaki buluşmada Nazan Maksudyan çocukların deneyimlerine, özellikle de yetim kalan çok sayıda çocuğun çırak olarak Almanya'ya gönderilmeleri konusu üzerine yoğunlaşıyor.
Birinci Dünya Savaşı sırasında çok sayıda yetim erkek çocuk, zanaat, maden ve ziraat alanlarında çıraklık yapmak üzere, Osmanlı İmparatorluğu'ndan Almanya'ya gönderilmişti.
Osmanlı ve Alman İmparatorlukları arasındaki bu tek yönlü çırak eğitim programı tam olarak nasıl işliyordu?
Böylesi uzun mesafeli ve geniş tabanlı bir çocuk sevkıyatı savaşın ortasında nasıl hayata geçirilmişti?
Hepsinden önemlisi Osmanlı ve Alman hükümetleri hangi saiklerle bu uygulamaya yönelmişlerdi?
Maksudyan konuşmasında bu ve benzeri soruları ele alırken, çocukları yerinden eden bu projeyi bizatihi onların deneyimleri üzerinden de değerlendirmeye öncelik veriyor. Alman Dışişleri ve Başbakanlık Osmanlı arşivlerinin yanı sıra, biyografik ve sözlü kaynakları da dikkate alan araştırma, Almanya'ya gönderilen bu "ilk kuşak göçmen işçilerin" yoksunluklarına, mutsuzluklarına, ama öte yandan da hayatlarını değiştiren yeni fırsatlara yoğunlaşıyor.
Nazan Maksudyan - Birinci Dünya Savaşı'nda Almanya'ya Gönderilen Osmanlı Yetimleri / 20 mart 2014, 18:30 - 20:30; Aynalı Geçit, Meşrutiyet Caddesi, Avrupa Pasajı, No: 8, Kat: 2, Galatasaray - Beyoğlu - İstanbul
Birinci Dünya Savaşı sırasında çok sayıda yetim erkek çocuk, zanaat, maden ve ziraat alanlarında çıraklık yapmak üzere, Osmanlı İmparatorluğu'ndan Almanya'ya gönderilmişti.
Osmanlı ve Alman İmparatorlukları arasındaki bu tek yönlü çırak eğitim programı tam olarak nasıl işliyordu?
Böylesi uzun mesafeli ve geniş tabanlı bir çocuk sevkıyatı savaşın ortasında nasıl hayata geçirilmişti?
Hepsinden önemlisi Osmanlı ve Alman hükümetleri hangi saiklerle bu uygulamaya yönelmişlerdi?
Maksudyan konuşmasında bu ve benzeri soruları ele alırken, çocukları yerinden eden bu projeyi bizatihi onların deneyimleri üzerinden de değerlendirmeye öncelik veriyor. Alman Dışişleri ve Başbakanlık Osmanlı arşivlerinin yanı sıra, biyografik ve sözlü kaynakları da dikkate alan araştırma, Almanya'ya gönderilen bu "ilk kuşak göçmen işçilerin" yoksunluklarına, mutsuzluklarına, ama öte yandan da hayatlarını değiştiren yeni fırsatlara yoğunlaşıyor.
Nazan Maksudyan - Birinci Dünya Savaşı'nda Almanya'ya Gönderilen Osmanlı Yetimleri / 20 mart 2014, 18:30 - 20:30; Aynalı Geçit, Meşrutiyet Caddesi, Avrupa Pasajı, No: 8, Kat: 2, Galatasaray - Beyoğlu - İstanbul
4 Mart 2014 Salı
Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Posta Sansürü
[KanalKultur] - Toplumsal Tarih, mart 2014'te yayınlanan 243. sayısında "Birinci Dünya Savaşı'na Yeni Yaklaşımlar" dosyasını kapağa taşıyor.
Toplumsal Tarih dergisi, Birinci Dünya Savaşı'nın yüzüncü yıldönümünün dünyada olduğu gibi Osmanlı-Türk tarihyazımında da yeni araştırmalar ve yeni yaklaşımlar için bir fırsata dönüştürülmesi fikrinden hareket ediyor ve savaşı en çok acı çekenlerin, siperlerdeki erlerin, açlık çeken kadınların, yetimlerin gözünden anlatıyor.
Yücel Yanıkdağ, I. Dünya Savaşı'na katılan askerleri motive etmeye yönelik söylemler ile bu kültürel ve ideolojik erkeklik kodunun, askerlerin cephede yaşadığı "korkuyu" bastırıp bastırmadığını tartışmaya açıyor.
Elif Mahir Metinsoy, savaş yıllarında Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşanan açlıktan, sefaletten etkilenen yoksul kadınların gıda ve erzak dağıtımından paylarına düşeni almak için verdikleri mücadeleyi konu ediyor.
Yiğit Akın, yardım toplama amaçlı bir Orta Avrupa ortaçağ geleneği olan çivi anıtlarını tanıtıyor; bu geleneğin Almanya ve Avusturya etkisiyle Osmanlı'ya gelmesini ve 1916 Nisan'ında İstanbul'da açılan yerli çivi anıt Hatıra-i Celadet topuyla başlayan yardım kampanyasını ele alıyor.
Nazan Maksudyan, savaş yıllarında Almanya'ya muhtelif dallarda çırak olmaları için gönderilen yüzlerce Darüleytam talebesinin durumunu, yetim çocukların yolculuk şartlarını ve çocukların Almanya'da yaşadığı zorlukları değerlendiriyor.
Polat Safi, I. Dünya Savaşı tartışmalarının en hassas konularından biri olan Teşkilat-ı Mahsusa'yı kavramsal bir çerçeveye oturtmaya, konuyla ilgili çok az kaynak olmasına rağmen Trablusgarb Harbi'nden itibaren bir gayri nizami harp örgütü olarak geçirdiği evrimi özetlemeye çalışıyor.
Toplumsal Tarih dergisi, Birinci Dünya Savaşı'nın yüzüncü yıldönümünün dünyada olduğu gibi Osmanlı-Türk tarihyazımında da yeni araştırmalar ve yeni yaklaşımlar için bir fırsata dönüştürülmesi fikrinden hareket ediyor ve savaşı en çok acı çekenlerin, siperlerdeki erlerin, açlık çeken kadınların, yetimlerin gözünden anlatıyor.
Yücel Yanıkdağ, I. Dünya Savaşı'na katılan askerleri motive etmeye yönelik söylemler ile bu kültürel ve ideolojik erkeklik kodunun, askerlerin cephede yaşadığı "korkuyu" bastırıp bastırmadığını tartışmaya açıyor.
Elif Mahir Metinsoy, savaş yıllarında Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşanan açlıktan, sefaletten etkilenen yoksul kadınların gıda ve erzak dağıtımından paylarına düşeni almak için verdikleri mücadeleyi konu ediyor.
Yiğit Akın, yardım toplama amaçlı bir Orta Avrupa ortaçağ geleneği olan çivi anıtlarını tanıtıyor; bu geleneğin Almanya ve Avusturya etkisiyle Osmanlı'ya gelmesini ve 1916 Nisan'ında İstanbul'da açılan yerli çivi anıt Hatıra-i Celadet topuyla başlayan yardım kampanyasını ele alıyor.
Nazan Maksudyan, savaş yıllarında Almanya'ya muhtelif dallarda çırak olmaları için gönderilen yüzlerce Darüleytam talebesinin durumunu, yetim çocukların yolculuk şartlarını ve çocukların Almanya'da yaşadığı zorlukları değerlendiriyor.
Polat Safi, I. Dünya Savaşı tartışmalarının en hassas konularından biri olan Teşkilat-ı Mahsusa'yı kavramsal bir çerçeveye oturtmaya, konuyla ilgili çok az kaynak olmasına rağmen Trablusgarb Harbi'nden itibaren bir gayri nizami harp örgütü olarak geçirdiği evrimi özetlemeye çalışıyor.
28 Şubat 2014 Cuma
Savaş Döneminde Kadınların Vatandaşlık Deneyimleri: Birinci Dünya Savaşı'nda Kadınların Yazdıkları Arzuhaller
[KanalKultur] - Tarih Vakfı Perşembe Konuşmaları'nın "Birinci Dünya Savaşı" temalı 2014 bahar dönemi, 6 Mart'taki ikinci buluşmayla devam ediyor. Mehmet Beşikçi'nin seferberlik konusuna odaklanan ilk konuşmasının ardından, bu defa Zeynep Kutluata, kadınların Birinci Dünya Savaşı'nı nasıl deneyimlediklerine yoğunlaşıyor.
Birinci Dünya Savaşı boyunca Osmanlı Devleti ve vatandaşları arasındaki ilişki kırılgan / hassas bir hat üzerinde ilerlemişti. Bir taraftan savaş sonrasında nasıl bir devlet ve nüfus yapısının oluşacağı belirsizliğini koruyordu, diğer taraftan da yeni bir oluşumun sinyalleri hissediliyordu. Bu sinyaller özellikle vatandaşlık pratiklerinin toplumsal cinsiyet açısından şekillenmesinde görülmekteydi. Savaş döneminde devlet ve kadınlar arasındaki ilişki savaş sonrasında kurulacak yeni devlet yapısına, bu yapıdaki devlet vatandaş ilişkilerine ve vatandaşlığın nasıl cinsiyetlendirileceğine dair ipuçları sunmaktaydı.
Zeynep Kutluata, bu çarpıcı ama geniş araştırma konusuna özellikle kadınların savaş sırasında yazdıkları arzuhaller üzerinden yaklaşıyor:
Osmanlı kadınları hangi kadınlık kategorileri ve konularda şikayet ve taleplerini dile getirmişlerdi?
Devlet kurumlarının bu arzuhallere verdikleri yanıtlar, kadınların vatandaşlık deneyimlerini ne türden kadınlık durumları ve kimlikleri bağlamında açığa çıkarmaktaydı?
Kadınlar arasındaki etnik, sınıfsal ve dinsel farklılıklar ile annelik, zevcelik, dulluk, fahişelik gibi farklı kadınlık durumları vatandaşlık deneyimlerini nasıl etkiliyordu?
Zeynep Kutluata'nın konuşmasında bunlar gibi sorular üzerinden kadınların yazdığı arzuhalleri okuyarak savaş yıllarında hangi kadınların "makbul" vatandaş kabul edildiğinin ve savaş sonrasında da "makbul" sayılmaya devam edeceğinin izi sürülebiliyor...
Zeynep Kutluata
Lisans derecesini Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde tamamladıktan sonra, Boğaziçi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde yüksek lisans yaptı. Daha sonra Sabancı Üniversitesi Tarih Bölümü'nden 2006 yılında yüksek lisans derecesini aldı. Aynı üniversitede "Birinci Dünya Savaşı ve Toplumsal Cinsiyet" başlıklı doktora çalışmasını bitirmek üzere... [KanalKultur]
Zeynep Kutluata - "Savaş Döneminde Kadınların Vatandaşlık Deneyimleri: Birinci Dünya Savaşı'nda Kadınların Yazdıkları Arzuhaller" [Tarih Vakfı Perşembe Konuşmaları] / 6 Mart 2014, Saat: 18:30-20:30; Aynalı Geçit, Meşrutiyet Caddesi, Avrupa Pasajı, No:8, Kat:2, Galatasaray - Beyoğlu - İstanbul
Birinci Dünya Savaşı boyunca Osmanlı Devleti ve vatandaşları arasındaki ilişki kırılgan / hassas bir hat üzerinde ilerlemişti. Bir taraftan savaş sonrasında nasıl bir devlet ve nüfus yapısının oluşacağı belirsizliğini koruyordu, diğer taraftan da yeni bir oluşumun sinyalleri hissediliyordu. Bu sinyaller özellikle vatandaşlık pratiklerinin toplumsal cinsiyet açısından şekillenmesinde görülmekteydi. Savaş döneminde devlet ve kadınlar arasındaki ilişki savaş sonrasında kurulacak yeni devlet yapısına, bu yapıdaki devlet vatandaş ilişkilerine ve vatandaşlığın nasıl cinsiyetlendirileceğine dair ipuçları sunmaktaydı.
Zeynep Kutluata, bu çarpıcı ama geniş araştırma konusuna özellikle kadınların savaş sırasında yazdıkları arzuhaller üzerinden yaklaşıyor:
Osmanlı kadınları hangi kadınlık kategorileri ve konularda şikayet ve taleplerini dile getirmişlerdi?
Devlet kurumlarının bu arzuhallere verdikleri yanıtlar, kadınların vatandaşlık deneyimlerini ne türden kadınlık durumları ve kimlikleri bağlamında açığa çıkarmaktaydı?
Kadınlar arasındaki etnik, sınıfsal ve dinsel farklılıklar ile annelik, zevcelik, dulluk, fahişelik gibi farklı kadınlık durumları vatandaşlık deneyimlerini nasıl etkiliyordu?
Zeynep Kutluata'nın konuşmasında bunlar gibi sorular üzerinden kadınların yazdığı arzuhalleri okuyarak savaş yıllarında hangi kadınların "makbul" vatandaş kabul edildiğinin ve savaş sonrasında da "makbul" sayılmaya devam edeceğinin izi sürülebiliyor...
Zeynep Kutluata
Lisans derecesini Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde tamamladıktan sonra, Boğaziçi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde yüksek lisans yaptı. Daha sonra Sabancı Üniversitesi Tarih Bölümü'nden 2006 yılında yüksek lisans derecesini aldı. Aynı üniversitede "Birinci Dünya Savaşı ve Toplumsal Cinsiyet" başlıklı doktora çalışmasını bitirmek üzere... [KanalKultur]
Zeynep Kutluata - "Savaş Döneminde Kadınların Vatandaşlık Deneyimleri: Birinci Dünya Savaşı'nda Kadınların Yazdıkları Arzuhaller" [Tarih Vakfı Perşembe Konuşmaları] / 6 Mart 2014, Saat: 18:30-20:30; Aynalı Geçit, Meşrutiyet Caddesi, Avrupa Pasajı, No:8, Kat:2, Galatasaray - Beyoğlu - İstanbul
18 Şubat 2014 Salı
Seferberlik Devletinden Ulus-Devlete: Cihan Harbi'nde Osmanlı İnsangücü Seferberliğine Eleştirel Bakışlar - Türk Ulus-Devletinin Demografik Temeli
[KanalKultur] - Geçtiğimiz dönem "Kent, Bellek, Hareket" temasına odaklanan Tarih Vakfı Perşembe Konuşmaları, bu yıl Bahar Dönemi'nin ilk yarısında "Birinci Dünya Savaşı"nı ele alıyor. 20 şubat 2014'te başlayacak serinin ilk konuşmasını Mehmet Beşikçi gerçekleştiriyor.
Mehmet Beşikçi, Birinci Dünya Savaşı'ndaki insangücü seferberliği tecrübesinin Osmanlı Devleti'ni nasıl daha merkezî, otoriter ve milliyetçi bir çizgiye ittiği üzerinde duruyor.
Sürekli ve büyük ölçekli seferberlik tecrübesi, Birinci Dünya Savaşı'nda devleti, gerek mevcut mekanizmaları takviye ederek, gerekse ihtiyaç duyulduğunda yeni mekanizmalar tesis ederek yerel düzeydeki kontrol gücünü artırmaya ve taşraya daha derinlemesine nüfuz etmeye zorluyordu.
Öte yandan, savaş gayreti için devletin kendi halkına bağımlılığının artması, paradoksal bir biçimde halkın devletle münasebetinde ona daha geniş bir hareket alanı da açıyordu.
Bu anlamda, toplumsal aktörlerin, Osmanlı seferberlik tecrübesi esnasında devlete karşı tamamen edilgen ve pasif olmadıkları, devletin seferber edici politikalarının hedefi olan insanların fail oldukları ve kendilerini etkileyen politikaları yeniden şekillendirebilen tepkiler ürettikleri üzerinde durmak elzem.
Bu sürecin, Birinci Dünya Savaşı'nın sonrasına ve Türk ulus-devletinin inşası sürecine tesir eden önemli sonuçları oldu.
Devlet otoritesinin Anadolu'da yerel birimlerde etkin kılınması çabası, pürüzlerle de olsa Birinci Dünya Savaşı'nın son anına dek işleyen bir insangücü seferberliğini sürekli kıldığı gibi, Milli Mücadele dönemindeki (1919-1922) yeniden-seferberlik çabasını da görece kolaylaştırdı.
Mehmet Beşikçi, bu çerçevede Birinci Dünya Savaşı esnasında devletle Anadolu'daki çeşitli Müslüman nüfus arasında yeniden şekillenen ve tazelenen bağlar ile yeni Türk ulus-devletinin demografik temelinin atılması üzerinde duruyor.
Mehmet Beşikçi
Lisans derecesini Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde tamamladıktan sonra aynı üniversitenin Tarih Bölümü'nden 1999 yılında yüksek lisans ve 2009 yılında doktora derecesini aldı. Doktora tezini temel alan çalışması 2012 yılında Brill Yayınevi tarafından "The Ottoman Mobilization of Manpower in the First World War: Between Voluntarism and Resistance" başlığıyla kitap olarak yayınlandı. Başlıca ilgi alanı son dönem Osmanlı askerî tarihi. Bu alanda Türkçe ve İngilizce olarak yayınlanmış çeşitli makaleleri bulunuyor. Yeni Askerî Tarihçilik olarak adlandırılan perspektif içerisinde askerî tarihle sosyal ve kültürel yaklaşımlar arasında bir sentez arayışı içerisinde. Halen Yıldız Teknik Üniversitesi İnkılap Tarihi Bölümü'nde çalışıyor. [KanalKultur]
Seferberlik Devletinden Ulus-Devlete: Cihan Harbi'nde Osmanlı İnsangücü Seferberliğine Eleştirel Bakışlar / 20 şubat 2014, Saat: 18:30-20:30; Aynalı Geçit, Meşrutiyet Caddesi, Avrupa Pasajı, No:8, Kat:2, Galatasaray - Beyoğlu - İstanbul
Mehmet Beşikçi, Birinci Dünya Savaşı'ndaki insangücü seferberliği tecrübesinin Osmanlı Devleti'ni nasıl daha merkezî, otoriter ve milliyetçi bir çizgiye ittiği üzerinde duruyor.
Sürekli ve büyük ölçekli seferberlik tecrübesi, Birinci Dünya Savaşı'nda devleti, gerek mevcut mekanizmaları takviye ederek, gerekse ihtiyaç duyulduğunda yeni mekanizmalar tesis ederek yerel düzeydeki kontrol gücünü artırmaya ve taşraya daha derinlemesine nüfuz etmeye zorluyordu.
Öte yandan, savaş gayreti için devletin kendi halkına bağımlılığının artması, paradoksal bir biçimde halkın devletle münasebetinde ona daha geniş bir hareket alanı da açıyordu.
Bu anlamda, toplumsal aktörlerin, Osmanlı seferberlik tecrübesi esnasında devlete karşı tamamen edilgen ve pasif olmadıkları, devletin seferber edici politikalarının hedefi olan insanların fail oldukları ve kendilerini etkileyen politikaları yeniden şekillendirebilen tepkiler ürettikleri üzerinde durmak elzem.
Bu sürecin, Birinci Dünya Savaşı'nın sonrasına ve Türk ulus-devletinin inşası sürecine tesir eden önemli sonuçları oldu.
Devlet otoritesinin Anadolu'da yerel birimlerde etkin kılınması çabası, pürüzlerle de olsa Birinci Dünya Savaşı'nın son anına dek işleyen bir insangücü seferberliğini sürekli kıldığı gibi, Milli Mücadele dönemindeki (1919-1922) yeniden-seferberlik çabasını da görece kolaylaştırdı.
Mehmet Beşikçi, bu çerçevede Birinci Dünya Savaşı esnasında devletle Anadolu'daki çeşitli Müslüman nüfus arasında yeniden şekillenen ve tazelenen bağlar ile yeni Türk ulus-devletinin demografik temelinin atılması üzerinde duruyor.
Mehmet Beşikçi
Lisans derecesini Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde tamamladıktan sonra aynı üniversitenin Tarih Bölümü'nden 1999 yılında yüksek lisans ve 2009 yılında doktora derecesini aldı. Doktora tezini temel alan çalışması 2012 yılında Brill Yayınevi tarafından "The Ottoman Mobilization of Manpower in the First World War: Between Voluntarism and Resistance" başlığıyla kitap olarak yayınlandı. Başlıca ilgi alanı son dönem Osmanlı askerî tarihi. Bu alanda Türkçe ve İngilizce olarak yayınlanmış çeşitli makaleleri bulunuyor. Yeni Askerî Tarihçilik olarak adlandırılan perspektif içerisinde askerî tarihle sosyal ve kültürel yaklaşımlar arasında bir sentez arayışı içerisinde. Halen Yıldız Teknik Üniversitesi İnkılap Tarihi Bölümü'nde çalışıyor. [KanalKultur]
Seferberlik Devletinden Ulus-Devlete: Cihan Harbi'nde Osmanlı İnsangücü Seferberliğine Eleştirel Bakışlar / 20 şubat 2014, Saat: 18:30-20:30; Aynalı Geçit, Meşrutiyet Caddesi, Avrupa Pasajı, No:8, Kat:2, Galatasaray - Beyoğlu - İstanbul
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









