Ayşe Ozil'in 'Anadolu Rumları - Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Döneminde Millet Sistemini Yeniden Düşünmek adlı kitabı, Rum tarihi üzerinden Osmanlı’da cemaat kavramını sorguluyor.
Millet sistemi olarak da bilinen ve gayrimüslimleri Osmanlı toplumunun dışında, kendi içlerine kapalı yekpare bir bütün olarak gören geleneksel cemaat kavramının tartışıldığı inceleme, Rum tarihinin çok-yönlülüğünü belgeleyerek hem son zamanlarda yapılan eleştirel çalışmalara eklemleniyor hem de bu çalışmaları bir adım ileri götürüyor.
Somut pratiklere dayanan çalışmanın odağında, üst sınıflardan çok, köy ve kasaba halkı ve yerel idareciler yer alıyor.
Osmanlı, Rum, Yunan ve İngiliz arşiv belgelerinin karşılaştırmalı bir incelemesiyle konuya yeni bir bakış açısı sunan bu kitap idari, mali, adli ve hukuki alanları bir araya getirerek Rumları Osmanlı tarihine yerleştirmeyi ve Anadolu geçmişini daha derinlemesine anlamayı amaçlıyor.
insan ve kültüre dair... : Alevi Arşivi... Alevi Antropolojisi ... Almancılar... Sanat
Bu Blogda Ara
Rumlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rumlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Mayıs 2016 Cuma
6 Şubat 2016 Cumartesi
Galata Rum Okulu... Apollon: Kehanet ve Şifa...
Toplumsal Tarih, şubat 2016'da 266. sayısında Savvas Çilenis'in 'Galata Rum Okulu' başlıklı yazısını kapağa taşıdı. Çilenis, farklı arşivlerden belgelerle okulun inşa sürecine ışık tutuyor ve cevap bekleyen soruların izini sürüyor.
Mehmet Ö. Alkan 'En Doğru Bildiğimizden Kuşkulanmak' dizisine 'Anıtkabir'in Unutulan Darbe (Hürriyet-İnkılap-Devrim-27 Mayıs) Şehitleri' başlıklı yazısıyla devam ediyor. Alkan, farklı dönemlerdeki olaylarda 'şehit' ilan edilerek Anıtkabir'e gömülen ve sonra mezarları farklı yerlere taşınan isimlerin öyküsünü anlatıyor.
Selim Deringil, 'Benedict Anderson'ın Türkiye İzdüşümü' başlıklı yazısında, aralık 2015'te vefat eden Benedict Anderson'ın sosyal bilimler ve tarih alanındaki serüvenini, Türkiye'deki yansımalarıyla birlikte takip ediyor.
Emre Yalçın da 'Anka Kuşu Misali Bir Meydan: Taksim Meydanı' başlıklı yazısında, İstanbul'un kalbi Taksim Meydanı'nın yıllar içinde yaşadığı dönüşümü ve tanıklık ettiği olayları anlatıyor.
Sinan Şanlıer, 'Aydınlık Dergisinde Unutulan Nâzım Şiirleri' başlıklı makalesinde, Nâzım Hikmet'in Aydınlık dergisinde farklı imzalarla yayımladığı şiirlerden örnekler aktarıyor; Nâzım'a ait olma ihtimali taşıyan diğer bazı şiirleri tartışmaya açıyor. 'Rüya ve Meşruiyet: Ardeşir'in Krallığı ve Kişiliği'nde Muhammet Yücel, Sasani Devleti'nin kurucusu Ardeşir'in idealize edilişinin kaynakları üzerinde duruyor.
Mehmet Ö. Alkan 'En Doğru Bildiğimizden Kuşkulanmak' dizisine 'Anıtkabir'in Unutulan Darbe (Hürriyet-İnkılap-Devrim-27 Mayıs) Şehitleri' başlıklı yazısıyla devam ediyor. Alkan, farklı dönemlerdeki olaylarda 'şehit' ilan edilerek Anıtkabir'e gömülen ve sonra mezarları farklı yerlere taşınan isimlerin öyküsünü anlatıyor.
Selim Deringil, 'Benedict Anderson'ın Türkiye İzdüşümü' başlıklı yazısında, aralık 2015'te vefat eden Benedict Anderson'ın sosyal bilimler ve tarih alanındaki serüvenini, Türkiye'deki yansımalarıyla birlikte takip ediyor.
Emre Yalçın da 'Anka Kuşu Misali Bir Meydan: Taksim Meydanı' başlıklı yazısında, İstanbul'un kalbi Taksim Meydanı'nın yıllar içinde yaşadığı dönüşümü ve tanıklık ettiği olayları anlatıyor.
Sinan Şanlıer, 'Aydınlık Dergisinde Unutulan Nâzım Şiirleri' başlıklı makalesinde, Nâzım Hikmet'in Aydınlık dergisinde farklı imzalarla yayımladığı şiirlerden örnekler aktarıyor; Nâzım'a ait olma ihtimali taşıyan diğer bazı şiirleri tartışmaya açıyor. 'Rüya ve Meşruiyet: Ardeşir'in Krallığı ve Kişiliği'nde Muhammet Yücel, Sasani Devleti'nin kurucusu Ardeşir'in idealize edilişinin kaynakları üzerinde duruyor.
22 Aralık 2015 Salı
Grigoris Oikonomidis - İstanbul’un Rum Mimarları | Γρηγόρης Οικονομίδης - Ρωμιοί Αρχιτέκτονες της Πόλης
Grigoris Oikonomidis'in yönetmenliğini yaptığı, “İstanbul’un Rum Mimarları” adlı belgeselin ana amacı 19. yüzyıl boyunca ve 20. yüzyılın ortalarına kadar faaliyet gösteren Rum diplomalı mühendislerin ya da “kalfa” dediğimiz ustaların İstanbul’un kentsel gelişimindeki katkılarını vurgulamak.
İstanbul’un Rum mimarlarının faaliyetleri, bugünün Türkiye’sinde diğer cemaatlerin mimarî faaliyetleri kadar tanınmasa da İstanbul’un çehresine imzalarını atmış, kentin Avrupalılaşmasını sağlamıştır.
Hâlâ ayakta kalmayı başaran binaların ön cephelerinde bu mimarların isimlerine rastlamak mümkün ve bunların arasında apartmanlar, malikâneler, dükkânlar, okullar, kiliseler, jimnastik kulüpleri, bankalar ve oteller olmak üzere değişik işlevlerdeki birçok bina sayılabilir.
Belgeselde hangi Rum mimarın eseri olduğu tespit edilen 40’a yakın bina kaydediliyor, kameranın yardımıyla her birinin içi ve dış cepheleri detaylı bir şekilde aktarılıyor.
Yunanistan’dan ve İstanbul’dan seçkin tarihçiler, mimarlar, araştırmacılar ve akademisyenler İstanbul’da ve Prens Adaları’nda faaliyet gösteren onlarca Rum mimarın hayatına ve eserlerine ışık tutuyor, ayrıca eski fotoğraflardan, portrelerden, mimar listelerinden, belgelerden ve çizim planlarından oluşan önemli bir tarihsel arşiv gözler önüne seriliyor..
İstanbul’un Rum mimarlarının faaliyetleri, bugünün Türkiye’sinde diğer cemaatlerin mimarî faaliyetleri kadar tanınmasa da İstanbul’un çehresine imzalarını atmış, kentin Avrupalılaşmasını sağlamıştır.
Hâlâ ayakta kalmayı başaran binaların ön cephelerinde bu mimarların isimlerine rastlamak mümkün ve bunların arasında apartmanlar, malikâneler, dükkânlar, okullar, kiliseler, jimnastik kulüpleri, bankalar ve oteller olmak üzere değişik işlevlerdeki birçok bina sayılabilir.
Belgeselde hangi Rum mimarın eseri olduğu tespit edilen 40’a yakın bina kaydediliyor, kameranın yardımıyla her birinin içi ve dış cepheleri detaylı bir şekilde aktarılıyor.
Yunanistan’dan ve İstanbul’dan seçkin tarihçiler, mimarlar, araştırmacılar ve akademisyenler İstanbul’da ve Prens Adaları’nda faaliyet gösteren onlarca Rum mimarın hayatına ve eserlerine ışık tutuyor, ayrıca eski fotoğraflardan, portrelerden, mimar listelerinden, belgelerden ve çizim planlarından oluşan önemli bir tarihsel arşiv gözler önüne seriliyor..
12 Ekim 2015 Pazartesi
Mezhepçilik ve Oryantalizm - Türk İmajı
Toplumsal Tarih ekim 2015'te yayınlanan 262. sayısında Murat Bozluolcay’ın “Mezhepçilik ve Oryantalizm” başlıklı yazısını kapağa taşıyor. Bozluolcay “1860 Cebel-i Lübnan ve Şam Hadiseleri”ni kaleme alan Iskander Abkarius’un elyazmasının 1920’de Hollandalı Scheltama tarafından gün yüzüne çıkarılıp yorumlanmasını anlatıyor.
27 Ağustos 2015'te aramızdan ayrılan BÜ Tarih Bölümü Öğretim Görevlisi ve Tarih Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Vangelis Kechriotis, derginin sayfalarında bir makalesi ve ardından yapılan uğurlama törenindeki konuşmaların metinleriyle anılıyor. Kechriotis’in “Postkolonyal Eleştirilerin Gözüyle Geç Dönem Osmanlı Çalışmaları” başlıklı makalesini Emre Akın Pilgir çevirdi.
“ABD-Osmanlı İlişkilerinde 1903-1904 Krizi” başlıklı yazısında Adil Baktıaya, 23 Ağustos 1903’te Beyrut’taki Amerikan konsolos vekilinin bir saldırıyla öldürüldüğü haberinin ardından ABD ile Osmanlı arasında başlayan krizin izini sürüyor.
Mehmet Öznur Alkan, “Türkiye’de Sosyalizmin Baharı ve TİP Yayınları”nda Türkiye İşçi Partisi’nin 1961-1971 yılları arasındaki yayınlarını inceliyor.
Murat Koraltürk, “II. Dünya Savaşı’nda Akdeniz, Türk Şileplerinin Dönüş Maceraları ve Dış Seferler” başlıklı yazısında, II. Dünya Savaşı’nda gemilerin seyir güvenliğinin riskli hale gelmesi üzerine, tarafsız kalan Türkiye’nin kendi denizlerindeki tavrını aktarıyor.
“Malta’da Türk İmajı”nda Akın Öge, Osmanlı Devleti ile Malta arasında yaklaşık iki buçuk asır süren mücadelenin eğitime, sanata, gündelik hayata yansımalarını ele alıyor.
27 Ağustos 2015'te aramızdan ayrılan BÜ Tarih Bölümü Öğretim Görevlisi ve Tarih Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Vangelis Kechriotis, derginin sayfalarında bir makalesi ve ardından yapılan uğurlama törenindeki konuşmaların metinleriyle anılıyor. Kechriotis’in “Postkolonyal Eleştirilerin Gözüyle Geç Dönem Osmanlı Çalışmaları” başlıklı makalesini Emre Akın Pilgir çevirdi.
“ABD-Osmanlı İlişkilerinde 1903-1904 Krizi” başlıklı yazısında Adil Baktıaya, 23 Ağustos 1903’te Beyrut’taki Amerikan konsolos vekilinin bir saldırıyla öldürüldüğü haberinin ardından ABD ile Osmanlı arasında başlayan krizin izini sürüyor.
Mehmet Öznur Alkan, “Türkiye’de Sosyalizmin Baharı ve TİP Yayınları”nda Türkiye İşçi Partisi’nin 1961-1971 yılları arasındaki yayınlarını inceliyor.
Murat Koraltürk, “II. Dünya Savaşı’nda Akdeniz, Türk Şileplerinin Dönüş Maceraları ve Dış Seferler” başlıklı yazısında, II. Dünya Savaşı’nda gemilerin seyir güvenliğinin riskli hale gelmesi üzerine, tarafsız kalan Türkiye’nin kendi denizlerindeki tavrını aktarıyor.
“Malta’da Türk İmajı”nda Akın Öge, Osmanlı Devleti ile Malta arasında yaklaşık iki buçuk asır süren mücadelenin eğitime, sanata, gündelik hayata yansımalarını ele alıyor.
23 Temmuz 2015 Perşembe
Biz İstanbullular Böyleyiz! Fener’den Anılar
Haris Spataris, 1906, İstanbul Fener doğumlu. Ailesi 1922’de Yunanistan’a göç etmiş.
Çocukluğuna ait ilk anılar Balkan Savaşı’nın mahallesinde yarattığı gerginliklere, İstanbul’a yığılan muhacirlere ilişkin. Sonra Birinci Dünya Savaşı patlıyor, İstanbul işgal ediliyor, Yunan kuvvetleri İzmir’e çıkıyor.
Bu siyasi gelişmeler İstanbul Rum cemaatinin milliyetçiliğini körüklüyor. Yunan ordusunun Anadolu’da yenilgiye uğraması cemaatin umutlarının yıkılmasına yol açıyor.
“Küçük Asya Felaketi”nden sonra, Mübadele İstanbul Rumlarını kapsamasa da, artık kendileri için bir gelecek olmadığını düşünen bazı Rumlar doğdukları şehri terk ediyorlar.
İşte böyle bir siyasi geri planda dikkatli bir gözlemci Spataris. Bizlere, binaları yerinde kalsa da artık var olmayan bir dünyayı anlatıyor: Fener’in ara sokakları, evler, insanlar, vapurlar, sandallar, sandalcılar, patrikhanenin papazları, sokaklardaki havagazı lambalarını yakıp söndüren memurlar, mahallede yanan ilk elektrik ampulü, “dünyanın merkezi” Galata, gençliğinde onu heyecanlandıran Galata’nın kötü şöhretli evleri, Bolşevik devrimi sırasında Rus elçiliği önünde çatışan Ruslar, Rumların “tavan taburu” (askere gitmemek için tavan arasında saklananlar), Tünel’in onarılması, Rum cemaatinin ileri gelenleri. Rumların yemekleri, eğlenceleri, bayramları, hamam sefaları… Ayazmalar, yangınlar, tulumbacılar, sokak satıcıları, Ermeniler, Kürtler, Yahudiler…
Bu anılar eski İstanbul’la ilgili bir çok ayrıntıyı gözler önüne seriyor. Örneğin 1873’te yapılan Galata Tüneli’nin eski vagonları hakkında şöyle yazmış:
Çocukluğuna ait ilk anılar Balkan Savaşı’nın mahallesinde yarattığı gerginliklere, İstanbul’a yığılan muhacirlere ilişkin. Sonra Birinci Dünya Savaşı patlıyor, İstanbul işgal ediliyor, Yunan kuvvetleri İzmir’e çıkıyor.
Bu siyasi gelişmeler İstanbul Rum cemaatinin milliyetçiliğini körüklüyor. Yunan ordusunun Anadolu’da yenilgiye uğraması cemaatin umutlarının yıkılmasına yol açıyor.
“Küçük Asya Felaketi”nden sonra, Mübadele İstanbul Rumlarını kapsamasa da, artık kendileri için bir gelecek olmadığını düşünen bazı Rumlar doğdukları şehri terk ediyorlar.
İşte böyle bir siyasi geri planda dikkatli bir gözlemci Spataris. Bizlere, binaları yerinde kalsa da artık var olmayan bir dünyayı anlatıyor: Fener’in ara sokakları, evler, insanlar, vapurlar, sandallar, sandalcılar, patrikhanenin papazları, sokaklardaki havagazı lambalarını yakıp söndüren memurlar, mahallede yanan ilk elektrik ampulü, “dünyanın merkezi” Galata, gençliğinde onu heyecanlandıran Galata’nın kötü şöhretli evleri, Bolşevik devrimi sırasında Rus elçiliği önünde çatışan Ruslar, Rumların “tavan taburu” (askere gitmemek için tavan arasında saklananlar), Tünel’in onarılması, Rum cemaatinin ileri gelenleri. Rumların yemekleri, eğlenceleri, bayramları, hamam sefaları… Ayazmalar, yangınlar, tulumbacılar, sokak satıcıları, Ermeniler, Kürtler, Yahudiler…
Bu anılar eski İstanbul’la ilgili bir çok ayrıntıyı gözler önüne seriyor. Örneğin 1873’te yapılan Galata Tüneli’nin eski vagonları hakkında şöyle yazmış:
12 Mart 2015 Perşembe
Ayasofya: Kimlik, Hafıza ve Mekân
Toplumsal Tarih, şubat 2015'te yayınlanan 254. sayısında Nevra Necipoğlu ve Çiğdem Kafescioğlu’nun editörlüğünü yaptığı dosyayla, Bizans’tan bu yana İstanbul’un belleğini kaydeden Ayasofya’ya sayfalarını açıyor.
Giriş yazısının başlığı, dosyanın hazırlanma amacını içinde taşıyor: “Ayasofya: Kimlik, Hafıza ve Mekân Üzerine Binbeşyüz Yıllık Bir Tartışma”.
Buket Kitapçı Bayrı, Hayrettin Yücesoy, Gülru Necipoğlu ve Edhem Eldem’in yazıları yapının tarihsel ve fiziksel olarak geçirdiği değişimi, yüklendiği simgesel anlamdaki dönüşümü farklı açılardan incelerken, Zeynep Ahunbay da bir dünya mirası olan Ayasofya’daki koruma sorunlarının üzerinde duruyor.
Dosya dışı sayfalarda Stefo Benlisoy, “Patrik III. Yuvakim ve Anadolulu Ortodokslar” başlıklı yazısıyla Anadolulu Ortodoksların Patrikhane seçimlerinde neden iki dönem patrik seçilen III. Yuvakim’i destekledikleri sorusunu ortaya atıyor ve bu soruya, sınıfsal ve etnik meseleleri ve Ortodoks ruhban hiyerarşisindeki sorunları göz önünde tutarak cevap arıyor.
“İstanbul’da Rus Arkeoloji Enstitüsü (1897-1914)” başlıklı yazısında Pınar Üre 19. yüzyılda kurulan ve Osmanlı ülkesinde arkeoloji alanında önemli işler yapan Rus enstitüsünün emperyal bir amaçla kuruluşunu, faaliyetlerine hangi motivasyonun yön verdiğini ve bu faaliyetlerin sonuçlarını anlatıyor.
Giriş yazısının başlığı, dosyanın hazırlanma amacını içinde taşıyor: “Ayasofya: Kimlik, Hafıza ve Mekân Üzerine Binbeşyüz Yıllık Bir Tartışma”.
Buket Kitapçı Bayrı, Hayrettin Yücesoy, Gülru Necipoğlu ve Edhem Eldem’in yazıları yapının tarihsel ve fiziksel olarak geçirdiği değişimi, yüklendiği simgesel anlamdaki dönüşümü farklı açılardan incelerken, Zeynep Ahunbay da bir dünya mirası olan Ayasofya’daki koruma sorunlarının üzerinde duruyor.
Dosya dışı sayfalarda Stefo Benlisoy, “Patrik III. Yuvakim ve Anadolulu Ortodokslar” başlıklı yazısıyla Anadolulu Ortodoksların Patrikhane seçimlerinde neden iki dönem patrik seçilen III. Yuvakim’i destekledikleri sorusunu ortaya atıyor ve bu soruya, sınıfsal ve etnik meseleleri ve Ortodoks ruhban hiyerarşisindeki sorunları göz önünde tutarak cevap arıyor.
“İstanbul’da Rus Arkeoloji Enstitüsü (1897-1914)” başlıklı yazısında Pınar Üre 19. yüzyılda kurulan ve Osmanlı ülkesinde arkeoloji alanında önemli işler yapan Rus enstitüsünün emperyal bir amaçla kuruluşunu, faaliyetlerine hangi motivasyonun yön verdiğini ve bu faaliyetlerin sonuçlarını anlatıyor.
13 Mart 2014 Perşembe
İstanbul'un Son Sürgünleri
İstanbul'da yaşayan Rum cemaati 1964 yılına kadar Türk ve Yunan uyruklular olmak üzere iki kesimden oluşuyordu. Bu uyruğun onlar için bir önemi yokken, Kıbrıs meselesinde devlet tarafından siyasi bir koz olarak kullanıldılar. Yıllar içinde kendilerine İstanbul'da bir hayat kuran, mal - mülk edinen yaklaşık 12 bin Rum, medyanın yoğun kara propagandası altında Kıbrıs sorunu bahane gösterilerek, çok kısa bir süre içinde sınırdışı edildi; bankalardaki hesapları ve gayrimenkulleri bloke edildi, eğitim kurumları kapatıldı.
Büyük çoğunluğu Yunanistan'ı hayatlarında hiç görmemiş binlerce Rum ülkeden sürgün edilirken yanlarına sadece 20 kilo eşya ile 20 dolar para almalarına izin verildi. Sürgüne gönderilenlere eşleri, çocukları, ortakları, sevgilileri de katıldı. Türkiye'de Rum; Yunanistan'da ise Türk olmakla suçlanan 50 bine yakın kişi birkaç ay içinde bir daha geri dönmemek üzere şehirlerini terk etti...
"20 Dolar 20 Kilo" projesi kapsamında, yakın geçmişin pek bilinmeyen bu sürgün hikâyesini konuşmak üzere Cengiz Aktar (Araştırmacı yazar), Ceren Sözeri (Akademisyen), Dionysinos Angelopoulos (1964'te Sürgün Edilenlerden), Eirini Fragkou (1964'te Sürgün Edilenlerden), İlay Örs (Akademisyen), Mihail Mavropoulos (İstanbullu Rumların Evrensel Federasyonu), Rıdvan Akar (Gazeteci Yazar), Samim Akgönül (Akademisyen) ve Taso Bulmeti (Politiki Kuzina filmi Yönetmeni) 15 mart 2014 günü saat 16'da Tütün Deposu'nda biraraya geliyor...
İstanbul'un Son Sürgünleri / 15 mart 2014, 16:00; Tütün Deposu, Lüleci Hendek Cad. No:12, Tophane - 34425 İstanbul; (0212) 292 39 5
Büyük çoğunluğu Yunanistan'ı hayatlarında hiç görmemiş binlerce Rum ülkeden sürgün edilirken yanlarına sadece 20 kilo eşya ile 20 dolar para almalarına izin verildi. Sürgüne gönderilenlere eşleri, çocukları, ortakları, sevgilileri de katıldı. Türkiye'de Rum; Yunanistan'da ise Türk olmakla suçlanan 50 bine yakın kişi birkaç ay içinde bir daha geri dönmemek üzere şehirlerini terk etti...
"20 Dolar 20 Kilo" projesi kapsamında, yakın geçmişin pek bilinmeyen bu sürgün hikâyesini konuşmak üzere Cengiz Aktar (Araştırmacı yazar), Ceren Sözeri (Akademisyen), Dionysinos Angelopoulos (1964'te Sürgün Edilenlerden), Eirini Fragkou (1964'te Sürgün Edilenlerden), İlay Örs (Akademisyen), Mihail Mavropoulos (İstanbullu Rumların Evrensel Federasyonu), Rıdvan Akar (Gazeteci Yazar), Samim Akgönül (Akademisyen) ve Taso Bulmeti (Politiki Kuzina filmi Yönetmeni) 15 mart 2014 günü saat 16'da Tütün Deposu'nda biraraya geliyor...
İstanbul'un Son Sürgünleri / 15 mart 2014, 16:00; Tütün Deposu, Lüleci Hendek Cad. No:12, Tophane - 34425 İstanbul; (0212) 292 39 5
28 Şubat 2014 Cuma
20 Dolar 20 Kilo | 20 Dollars 20 Kilos
İstanbul'da yaşayan Rum cemaati 1964 yılına kadar Türk ve Yunan uyruklular olmak üzere iki kesimden oluşuyordu. Bu uyruğun onlar için bir önemi yokken, Kıbrıs meselesinde devlet tarafından siyasi bir koz olarak kullanıldılar. Yıllar içinde kendilerine İstanbul'da bir hayat kuran, mal mülk edinen yaklaşık 12 bin Rum, medyanın yoğun kara propagandası altında Kıbrıs sorunu bahane gösterilerek çok kısa bir süre içinde sınırdışı edildi, bankalardaki hesapları ve gayrimenkulleri bloke edildi, eğitim kurumları kapatıldı.
Büyük çoğunluğu Yunanistan'ı hayatlarında hiç görmemiş binlerce Rum ülkeden sürgün edilirken yanlarına sadece 20 kilo eşya ile 20 dolar para almalarına izin verildi. Sürgüne gönderilenlere eşleri, çocukları, ortakları, sevgilileri de katıldı. Türkiye'de Rum; Yunanistan'da ise Türk olmakla suçlanan 50 bine yakın kişi birkaç ay içinde bir daha geri dönmemek üzere şehirlerini terk etti.
20 Dolar 20 Kilo projesi kapsamında Atina, İmroz ve İstanbul'da zorunlu göç mağduru olmuş veya ailelerinde bu dramatik olayı yaşamış olan kişilerle derinlemesine görüşmeler yapıldı.
Sözlü tarih çalışmasının yanı sıra döneme ait belge, arşiv taramaları ve çeşitli görsel ve yazılı malzemenin de yer alacağı sergi, terk etme, terk edilme, ortada kalma gibi temalar üzerinden geçmiş, şimdi ve gelecek arasında Cumhuriyet tarihinin gördüğü en büyük sürgün hikâyelerinden birini konu ediniyor. Yakın tarihin bilinen ancak az konuşulan bu hadisesini 50. yılında yeniden tartışmaya açan projenin koordinatörlüğünü Salih Erturan, küratörlüğünü Hera Büyüktaşcıyan yapıyor.
* * *
The ethnic Greek community in Istanbul had largely consisted of Turkish and Greek citizens up until 1964. Although their citizenship hardly mattered for them, the Turkish state used it as political leverage during the Cyprus dispute. The twelve thousand or so Greeks who had built a life and acquired property in Istanbul were soon expelled from the country as a result of black propaganda campaigns launched by the media under the false pretense of the Cyprus dispute. Their bank accounts were frozen, properties seized, private schools closed...
While thousands of Istanbul Greeks—who, by and large, had never been to Greece in their entire lives—were being deported, they were only allowed to take 20 kilos of baggage and 20 dollars with them. The exiles were accompanied by their spouses, children, partners, and loved ones. Fifty thousand exiles, who were accused of being too Greek in Turkey and too Turkish in Greece, would soon abandon their home and citizenship, never to return.
The project 20 Dollars 20 Kilos coordinated by Salih Erturan and curated by Hera Büyüktaşcıyan, focuses on this forced deportation.
Extensive interviews with the victims and/or their family members were conducted in Athens, Imbros and Istanbul. In addition to the oral history activities, documents, archive scans and various printed and visual materials pertaining to the period will be exhibited to explore and to open up a debate on concepts such as separation, abandonment, defenselessness and stigmatization for the 50th anniversary of this incident.
20 Dolar 20 Kilo | 20 Dollars 20 Kilos / 5 – 30 mart 2014; Tütün Deposu, Lüleci Hendek Cad. No:12, Tophane - 34425 İstanbul; Tel.: (0212) 292 39 56
Büyük çoğunluğu Yunanistan'ı hayatlarında hiç görmemiş binlerce Rum ülkeden sürgün edilirken yanlarına sadece 20 kilo eşya ile 20 dolar para almalarına izin verildi. Sürgüne gönderilenlere eşleri, çocukları, ortakları, sevgilileri de katıldı. Türkiye'de Rum; Yunanistan'da ise Türk olmakla suçlanan 50 bine yakın kişi birkaç ay içinde bir daha geri dönmemek üzere şehirlerini terk etti.
20 Dolar 20 Kilo projesi kapsamında Atina, İmroz ve İstanbul'da zorunlu göç mağduru olmuş veya ailelerinde bu dramatik olayı yaşamış olan kişilerle derinlemesine görüşmeler yapıldı.
Sözlü tarih çalışmasının yanı sıra döneme ait belge, arşiv taramaları ve çeşitli görsel ve yazılı malzemenin de yer alacağı sergi, terk etme, terk edilme, ortada kalma gibi temalar üzerinden geçmiş, şimdi ve gelecek arasında Cumhuriyet tarihinin gördüğü en büyük sürgün hikâyelerinden birini konu ediniyor. Yakın tarihin bilinen ancak az konuşulan bu hadisesini 50. yılında yeniden tartışmaya açan projenin koordinatörlüğünü Salih Erturan, küratörlüğünü Hera Büyüktaşcıyan yapıyor.
* * *
The ethnic Greek community in Istanbul had largely consisted of Turkish and Greek citizens up until 1964. Although their citizenship hardly mattered for them, the Turkish state used it as political leverage during the Cyprus dispute. The twelve thousand or so Greeks who had built a life and acquired property in Istanbul were soon expelled from the country as a result of black propaganda campaigns launched by the media under the false pretense of the Cyprus dispute. Their bank accounts were frozen, properties seized, private schools closed...
While thousands of Istanbul Greeks—who, by and large, had never been to Greece in their entire lives—were being deported, they were only allowed to take 20 kilos of baggage and 20 dollars with them. The exiles were accompanied by their spouses, children, partners, and loved ones. Fifty thousand exiles, who were accused of being too Greek in Turkey and too Turkish in Greece, would soon abandon their home and citizenship, never to return.
The project 20 Dollars 20 Kilos coordinated by Salih Erturan and curated by Hera Büyüktaşcıyan, focuses on this forced deportation.
Extensive interviews with the victims and/or their family members were conducted in Athens, Imbros and Istanbul. In addition to the oral history activities, documents, archive scans and various printed and visual materials pertaining to the period will be exhibited to explore and to open up a debate on concepts such as separation, abandonment, defenselessness and stigmatization for the 50th anniversary of this incident.
20 Dolar 20 Kilo | 20 Dollars 20 Kilos / 5 – 30 mart 2014; Tütün Deposu, Lüleci Hendek Cad. No:12, Tophane - 34425 İstanbul; Tel.: (0212) 292 39 56
20 Ocak 2014 Pazartesi
Nasıl Bir Arada Yaşamalıyız?, Erzurum Şehidi Vasil Harizanos, Antik Depremler...
[KanalKultur] - Toplumsal Tarih'in, mayıs 2007'de yayınlanan 161. sayısında Türkiye'nin son dönemde en çok tartışılan konularından biri olan "bir arada yaşama"yı ele alıyor. "Vatandaşlık", "Türk kimliği", "Türkiyelilik" gibi konularda kafa yormak isteyenlere yeni açılımlar sağlayacak bir başka çarpıcı konu da derginin kapağına taşınıyor: Erzurum ordugâhındaki bir yangın sırasında arkadaşlarını kurtarırken ölen Rum asıllı er Vasil Harizanos'un hikâyesi.
Seyahatname dışında kimliğine ilişkin neredeyse hiçbir bilgi bulunmayan Evliya Çelebi'ye ait bir "papinta kağız"ın (sorunsuz yolculuk yapılabilmesi için verilen bir tavsiye mektubu) bulunması, Japon emperyalizminin yükselişi ve Çin-Japon savaşı, Sagalassos arkeolojik ören yerinin 6-7. yüzyıllarda yaşadığı şiddetli depremler, 16. yüzyılda Akdeniz'de kürek mahkûmları, 19. yüzyıl ortalarında Manisa Ermenilerinin sosyal ve ekonomik durumları, Demokrat Parti'nin iktidara geldiği 14 Mayıs tarihini "demokrasi bayramı"na dönüştürme çabaları, Winston Churchill ve Çanakkale muharebeleri, altın ve gümüş vefkler üzerine ve daha pek çok konuda nitelikli araştırmalar Toplumsal Tarih'in 161. sayısının makaleleri arasında..
Toplumsal Tarih 161 sayıda geniş bir 'güncel' yelpazeyle de okurlarıyla buluşuyor: Mete Tunçay'ın kaleminden "300 Spartalı" filmi üzerine bir eleştiri, Herkül Millas'dan okul kitaplarında Yunan kimliği değerlendirmesi, Oğuz Tekin'in Kadıköy'e sokak anıtı olarak yerleştirilen sikkeler üzerine eleştirisi, Semih Aktekin'in Euroclio Slovenya toplantısı izlenimleri...
Erzurum Ordugâhındaki Yangında Arkadaşlarını Kurtarırken Ölen Rum Asıllı Erin Hikâyesi: "Erzurum Şehidi Vasil Harizanos" - Rıfat N. Bali'nin kaleminden, 27 Mayıs 1960 darbesinden 6 ay sonra Erzurum'da ordugâh yangınında ölen Vasil Harizanos'un cenazesi ve sonrasında "azınlık" ve "vatandaşlık" kavramları üzerinden basında çıkan haber ve tartışmalar: "Vasil Harizanos, asker arkadaşlarıyla birlikte Erzurum Orduevi'nin salonunu, yaklaşmakta olan yılbaşı gecesi kutlamasına hazırlarken aniden çıkan yangında, alevlerin içine dalıp, mahsur kalan üç asker arkadaşını kurtaracak, dördüncü arkadaşını kurtarmaya çalışırken dumandan boğulacak ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybedecektir. Cenazesi, İstanbul Kurtuluş'ta Rum cemaatinin, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, CHP'nin ve vatandaşların katılımıyla büyük bir kalabalık eşliğinde kaldırılır. Bu olayın ardından basında, içinde Bülent Ecevit'in de yer aldığı 'azınlık', 'vatandaşlık' vb. kavramlar üzerinden 'Nasıl bir arada yaşamalıyız?' şeklinde özetlenebilecek bir tartışma başlar."
Seyahatname dışında kimliğine ilişkin neredeyse hiçbir bilgi bulunmayan Evliya Çelebi'ye ait bir "papinta kağız"ın (sorunsuz yolculuk yapılabilmesi için verilen bir tavsiye mektubu) bulunması, Japon emperyalizminin yükselişi ve Çin-Japon savaşı, Sagalassos arkeolojik ören yerinin 6-7. yüzyıllarda yaşadığı şiddetli depremler, 16. yüzyılda Akdeniz'de kürek mahkûmları, 19. yüzyıl ortalarında Manisa Ermenilerinin sosyal ve ekonomik durumları, Demokrat Parti'nin iktidara geldiği 14 Mayıs tarihini "demokrasi bayramı"na dönüştürme çabaları, Winston Churchill ve Çanakkale muharebeleri, altın ve gümüş vefkler üzerine ve daha pek çok konuda nitelikli araştırmalar Toplumsal Tarih'in 161. sayısının makaleleri arasında..
Toplumsal Tarih 161 sayıda geniş bir 'güncel' yelpazeyle de okurlarıyla buluşuyor: Mete Tunçay'ın kaleminden "300 Spartalı" filmi üzerine bir eleştiri, Herkül Millas'dan okul kitaplarında Yunan kimliği değerlendirmesi, Oğuz Tekin'in Kadıköy'e sokak anıtı olarak yerleştirilen sikkeler üzerine eleştirisi, Semih Aktekin'in Euroclio Slovenya toplantısı izlenimleri...
Erzurum Ordugâhındaki Yangında Arkadaşlarını Kurtarırken Ölen Rum Asıllı Erin Hikâyesi: "Erzurum Şehidi Vasil Harizanos" - Rıfat N. Bali'nin kaleminden, 27 Mayıs 1960 darbesinden 6 ay sonra Erzurum'da ordugâh yangınında ölen Vasil Harizanos'un cenazesi ve sonrasında "azınlık" ve "vatandaşlık" kavramları üzerinden basında çıkan haber ve tartışmalar: "Vasil Harizanos, asker arkadaşlarıyla birlikte Erzurum Orduevi'nin salonunu, yaklaşmakta olan yılbaşı gecesi kutlamasına hazırlarken aniden çıkan yangında, alevlerin içine dalıp, mahsur kalan üç asker arkadaşını kurtaracak, dördüncü arkadaşını kurtarmaya çalışırken dumandan boğulacak ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybedecektir. Cenazesi, İstanbul Kurtuluş'ta Rum cemaatinin, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, CHP'nin ve vatandaşların katılımıyla büyük bir kalabalık eşliğinde kaldırılır. Bu olayın ardından basında, içinde Bülent Ecevit'in de yer aldığı 'azınlık', 'vatandaşlık' vb. kavramlar üzerinden 'Nasıl bir arada yaşamalıyız?' şeklinde özetlenebilecek bir tartışma başlar."
8 Kasım 2013 Cuma
Geçmişten Günümüze Azınlık Okulları: Sorunlar ve Çözümler
[KanalKultur] - Ekim 2011 - Mayıs 2013 arasında yürüttüğü "Geçmişten Günümüze Azınlık Okulları: Sorunlar ve Çözümler" adlı araştırmayı bir rapor haline getiren Tarih Vakfı, hem eğitimi hem de Türkiye'deki eşitsiz uygulamalar ile insan hakları ihlalleri alanına ilişkin eleştirel düşünceyi destekleyecek çalışmasının sonuçlarını kamuoyuna açıkladı.
Anadolu'da yüzyıllardır ana dilde eğitim veren azınlık okullarının dünü ve bugününe ışık tutan rapor, azınlık okullarının sorunlarına getirilecek çözümlerin Türkiye'deki ana dilde eğitim tartışmaları için de bir rehber teşkil edeceği tespitinde bulunuyor.
Yrd. Doç. Dr. Selçuk Akşin Somel ve Nurcan Kaya tarafından hazırlanıp 3 cilt kitap olarak yayımlanan raporda azınlık okullarının yaşadığı sorunlar gözler önüne seriliyor.
"Ana dilde eğitim Anadolu'da yüzyıllardır yapılıyor!"
Türkiye'de son dönemlerde yaşanan ana dilde eğitim tartışmalarına ışık tutacağı düşünülen rapor, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Musevilerin, Ermenilerin, Rumların, Bulgarların, Keldanilerin, Süryanilerin, Marunilerin ve başka toplulukların ana dilde eğitim yapan okullarının bulunduğuna dikkat çekiyor. Cumhuriyet kurulduktan sonra Ermeniler, Rumlar ve Musevilere ait olanların dışındaki tüm gayrimüslim okulları kapatıldığını vurgulayan rapor ana dilde eğitimin Anadolu topraklarında yüzyıllardır yapıldığına dikkat çekiyor.
"Gayrimüslim okulları fesat yuvası olarak görüldü"
Rapor, 1894 yılı verilerine göre İmparatorluk bünyesinde 6437 gayrimüslim okulu olduğunu söylerken yalnızca İstanbul'da 302 gayrimüslim okulu olduğuna dikkat çekiyor. Bugün ise Türkiye'de, tamamı İstanbul'da 22 azınlık okulu bulunuyor. Bunların 16'sı Ermenilere, 5'i Rumlara 1'i de Musevilere ait. 20. yüzyılda kapanan binin üzerinde Ermeni okulundan yalnızca birinin Cumhuriyet kurulduktan sonra yeniden açıldığına dikkat çeken rapor, iki dilli eğitim vermek dışında devlet okullarından farkları olmayan gayrimüslim okullarının bölücü fikirlerin aşılandığı fesat yuvaları olarak görüldüğü tespitini yapıyor. Milli Eğitim Bakanlığı ve kamu görevlilerinin önyargılı tutumları nedeniyle hukuki ve bürokratik açıdan ayrımcılığa maruz bırakıldığı düşünülen okulların sayısının azalmasında bu olumsuz tavrın oynadığı vurguluyor.
"Azınlık okulları 90 yıldır eşitsizliğe ve yok olmaya karşı direniyor"
Azınlık okullarının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı müdürler tarafından yönetilmesine rağmen devlet gözünde "yabancı" olarak sınıflandırıldığına dikkat çeken rapor, okulların hak ve yükümlülükleri belirlenirken hala "mütekabiliyet" ilkesinin uygulandığına ve dış ülkelerin gösterdikleri tavra göre politika belirlendiğini vurguluyor. Azınlık okullarının 90 yıldır eşitsizliğe ve yok olmaya karşı mücadele ettiğini verilerle açıklayan rapor, azınlık okullarının öğretmen yetiştirmek ve ders materyali hazırlamak konusunda kaderleri ile baş başa bırakılmış durumda oldukları tespitini yapıyor:
Yasalara göre bugün bir çocuğun azınlık okulunda okuyabilmesi için, çocuğun anne ya da babasının T.C. vatandaşı olmasının yanında Ermeni, Rum ya da Musevi olduğunun ispatı gerekiyor. Nüfus kayıtlarında Müslüman olarak görünen bir Ermeni veya Rum çocuğunun azınlık okullarına kaydolması yasalar çerçevesinde imkânsız kılınıyor. Ayrıca azınlık okullarında T.C Devleti vatandaşı olmayan Ermeniler, Rumlar ve Museviler sadece 'misafir öğrenci' statüsünde okuyabiliyorlar.
Anadolu'da yüzyıllardır ana dilde eğitim veren azınlık okullarının dünü ve bugününe ışık tutan rapor, azınlık okullarının sorunlarına getirilecek çözümlerin Türkiye'deki ana dilde eğitim tartışmaları için de bir rehber teşkil edeceği tespitinde bulunuyor.
Yrd. Doç. Dr. Selçuk Akşin Somel ve Nurcan Kaya tarafından hazırlanıp 3 cilt kitap olarak yayımlanan raporda azınlık okullarının yaşadığı sorunlar gözler önüne seriliyor.
"Ana dilde eğitim Anadolu'da yüzyıllardır yapılıyor!"
Türkiye'de son dönemlerde yaşanan ana dilde eğitim tartışmalarına ışık tutacağı düşünülen rapor, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Musevilerin, Ermenilerin, Rumların, Bulgarların, Keldanilerin, Süryanilerin, Marunilerin ve başka toplulukların ana dilde eğitim yapan okullarının bulunduğuna dikkat çekiyor. Cumhuriyet kurulduktan sonra Ermeniler, Rumlar ve Musevilere ait olanların dışındaki tüm gayrimüslim okulları kapatıldığını vurgulayan rapor ana dilde eğitimin Anadolu topraklarında yüzyıllardır yapıldığına dikkat çekiyor.
"Gayrimüslim okulları fesat yuvası olarak görüldü"
Rapor, 1894 yılı verilerine göre İmparatorluk bünyesinde 6437 gayrimüslim okulu olduğunu söylerken yalnızca İstanbul'da 302 gayrimüslim okulu olduğuna dikkat çekiyor. Bugün ise Türkiye'de, tamamı İstanbul'da 22 azınlık okulu bulunuyor. Bunların 16'sı Ermenilere, 5'i Rumlara 1'i de Musevilere ait. 20. yüzyılda kapanan binin üzerinde Ermeni okulundan yalnızca birinin Cumhuriyet kurulduktan sonra yeniden açıldığına dikkat çeken rapor, iki dilli eğitim vermek dışında devlet okullarından farkları olmayan gayrimüslim okullarının bölücü fikirlerin aşılandığı fesat yuvaları olarak görüldüğü tespitini yapıyor. Milli Eğitim Bakanlığı ve kamu görevlilerinin önyargılı tutumları nedeniyle hukuki ve bürokratik açıdan ayrımcılığa maruz bırakıldığı düşünülen okulların sayısının azalmasında bu olumsuz tavrın oynadığı vurguluyor.
"Azınlık okulları 90 yıldır eşitsizliğe ve yok olmaya karşı direniyor"
Azınlık okullarının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı müdürler tarafından yönetilmesine rağmen devlet gözünde "yabancı" olarak sınıflandırıldığına dikkat çeken rapor, okulların hak ve yükümlülükleri belirlenirken hala "mütekabiliyet" ilkesinin uygulandığına ve dış ülkelerin gösterdikleri tavra göre politika belirlendiğini vurguluyor. Azınlık okullarının 90 yıldır eşitsizliğe ve yok olmaya karşı mücadele ettiğini verilerle açıklayan rapor, azınlık okullarının öğretmen yetiştirmek ve ders materyali hazırlamak konusunda kaderleri ile baş başa bırakılmış durumda oldukları tespitini yapıyor:
- Türkiye'de azınlık okullarında çalışacak Ermenice ve İbranice öğretmeni yetiştiren eğitim fakülteleri bulunmuyor.
- Türkiye'de azınlık okullarına ders kitapları ve materyalleri hazırlayan bir kamu kurumu veya özel kurum bulunmuyor.
- Uluslararası insan hakları hukuku, anayasa tarafından güvenceye alınmış olan eşitlik ilkesi ve Lozan Antlaşması'ndaki açık düzenlemeye rağmen azınlık okullarına devlet bütçesinden pay ayrılmıyor.
Yasalara göre bugün bir çocuğun azınlık okulunda okuyabilmesi için, çocuğun anne ya da babasının T.C. vatandaşı olmasının yanında Ermeni, Rum ya da Musevi olduğunun ispatı gerekiyor. Nüfus kayıtlarında Müslüman olarak görünen bir Ermeni veya Rum çocuğunun azınlık okullarına kaydolması yasalar çerçevesinde imkânsız kılınıyor. Ayrıca azınlık okullarında T.C Devleti vatandaşı olmayan Ermeniler, Rumlar ve Museviler sadece 'misafir öğrenci' statüsünde okuyabiliyorlar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






