Bu Blogda Ara

Etnoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Etnoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2016 Salı

Aleviler / Alewiten. Cilt 2 Band: İnanç ve Gelenekler / Glaube und Traditionen

İsmail Engin / Erhard Franz (Haz. | Hrsg.): 
Aleviler / Alewiten. Cilt 2 Band: 
İnanç ve Gelenekler / Glaube und Traditionen. 
Deutsches Orient-Institut, Mitteilungen 60, 
Hamburg 2001, 320 S., ISBN 3-89173-061-6
Deutsches Orient-Institut tarafından yayınlanan ve alanında uzman olan araştırmacıların makaleleriyle katkı yaptığı 3 ciltlik Türkçe ve Almanca (iki dilli) Aleviler / Alewiten adlı eserin 2. cildi, "İnanç Biçimleri ve Dini Hayat | Glaubensvorstellungen und religiöses Leben", "Halk İnançları ve Uygulamaları | Volkglaube und Riten", "Dini Yansıması Olarak Sanat ve Zanaat | Kunst und Handwerk als Spiegel des Glaubens" adlı üç ayrı bölümden ve toplam 22 makaleden oluşmaktadır.

Kitap, »Önsöz | Vorwort«un yanı sıra, makalelerde geçen kaynakların topluca sunulduğu »Kaynaklar | Bibliographie« kısmından sonra İsmail Engin ile Erhard Franz'ın kaleme aldığı »Alevilerde ve Bektaşilerde Dini Yapı | Zur religiösen Führungsstruktur bei Alewiten und Bektaschi« adlı bir detaylandırma; açıklamalı »Tarihsel Kişiler Dizini | Index historischer Persönlichkeiten« ve birinci cildin içindekilerle sona ermektedir. Çalışmada, yeri geldiğinde resimlere, çizimlere, tasarımlara ve karikatürlere yer verilmektedir.

"İnanç Biçimleri ve Dini Hayat | Glaubensvorstellungen und religiöses Leben" adını taşıyan ilk bölümde, beş makale vardır. Bu bölümde Musa Baran »Tahtacılarda Musahiplik Töreni | Die Musahiplik-Zeremonie bei den Tachtadschi« adlı makalesinde, genel bir girişten sonra, Tahtacılar üzerine kısa bilgiler vermekte; ardından musahiplik törenini betimlemektedir. Törende oniki hizmetliler üzerinde de duran yazar, "hayırlı" ve nefeslere açıklık getirmekte, örnekler sunmaktadır. Meydan döşeği, muhabbet ve erkân yetirmeyi de açıklayan yazar, aşına, peşine ve çiğildaş olma konularına da eğilmektedir. Mehmet Yaman, »Alevilikte Kurban Geleneği | Opferriten im Alewitentum« adını taşıyan makalesinde kurban ve dini özelliği ile Alevilikte içeri ve dışarı kurbanlarını, Kurban Bayramı'nın anlamını konu edinmektedir. »Alevi-Bektaşi Kültüründe Semahlar | Der Semah in der Kultur des Alewiten- und des Bektaschitums« başlığını taşıyan ve İlhan Cem Erseven tarafından yazılan makalede semah ve oyun, Anadolu kültürü ve oyun, İslam ve dans ilintilerini irdelenmekte; semahın çeşitleri, oynanışı ve türleriyle ilgili bilgiler verilmektedir...

"Halk İnançları ve Uygulamaları | Volkglaube und Riten" adlı ikinci bölümde altı makale yer almaktadır. Konuyla ilgili ilk makale Kutlu Özen'in »Sivas Alevilerinde Kutsal Yerler ve Yatır İnancı | Heilige Orte und Gräber in der Provinz Sivas« adlı makalesidir. Özen, burada adak, adak adamak, cöher, kurban vb. kavramları açıklamakta; adak yerlerinin fonksiyonlarını değerlendirmekte; yer-su, dağ, taş-kaya, orman-ağaç, evliya kültlerine bağlı adak yerleri üzerinde durmakta; Sivas ve Divriği örneğinde de konuyu ele almaktadır. »Seyyid Battal Gazi Külliyesi'nde Adak ve İnanç Gelenekleri | Wallfahrtsbräuche am Grab des Seyyid Battal Gazi« adlı makalesinde İlyas Küçükcan Battal Gazi ile külliyesi etrafında kümelenen adak, inanç ve sağaltma uygulamalarını aktarmaktadır. »Balıkesir Yöresinde Sağaltma İşlevli Bazı Bektaşi Ocakları ve Bazı Alevi Köylerinde Yatırlar, Kutsal Ağaçlar ve Sağaltma Ocakları | Heiligengräber, Kultstätten und Heilpraktiken der Bektaschi und der Alewiten in der Gegend von Balıkesir« adlı makalesinde Aydın Ayhan Barak Baba, Gazi İnebey Subaşı, Garip Dede, Çırpılı Dede, Uzandede yatırları ile bu yatırlar etrafında kümelenen adak, sağaltma uygulamaları ile yöredeki Alevi-Çepni köylerindeki sağaltma ocaklarını konu edinmektedir. Veli Asan »Tahtacılarda Cenaze Törenleri | Bestattungs- und Totenbräuche bei den Tachtadschi« adlı makalede Tahtacı kültüründe ölüm üzerinde durmakta; ağıtları betimlemekte ve örneklemekte; ölünün kaldırılması, onun yıkanması, giydirilmesi konularını irdelemekte; cenaze töreni ve ölü yemeğine de açıklık getirmektedir. Kemal Astare, »Glaubensvorstellungen und religiöses Leben der Zaza-Alewiten | Zaza Alevilerinin İnanç Biçimleri« başlıklı makalesinde Zazaların dini inançları ve bu inançta dini görevlerdeki hiyerarşi, ocaklar, cem, sanal akrabalık türü kirvelik, oruç geleneksel bayramlar ile değişme üzerinde durulmaktadır...

28 Ekim 2016 Cuma

Alevilik

İsmail Engin / Havva Engin [Hazırlayanlar]: Alevilik. 
Kitap Yayınevi, İstanbul 2004, 581 S., 
ISBN: 975-8704-73-7
-Bu kitap Prof. Dr. Orhan Acıpayamlı'nın (1920-2003) aziz anısına yayınlandı-

“Babam Alevilik İslamdır, hatta hakiki  Müslüman biziz diyor. Ben Alevilik kendi başına bir inançtır, fakat İslamdan da etkilenmiştir diyorum. Oğlum da Alevilik yalnızca bir felsefe, bir yaşam biçimidir diyor. Ne yapacağız şimdi?”

1980’li yılların sonlarında dünyadaki hızlı siyasi ve ekonomik gelişmeler ile değişmelerden nasiplenen Alevilik bir yandan varsayılan “gizliliğini” parçalayıp “kamusal alana” taşınır, diğer yandan da buna paralel bir şekilde Alevilerde “kendini keşfetme süreci” yaşanırken, buna dayalı olarak da bir “kimlik bunalımı”yla karşı karşıya kalındı. Aleviler, giderek artan bir şekilde kendilerini, kim olduklarını; Aleviliğin de nereden gelip, nereye gittiğini, ne olduğunu sorgulamaya başladılar.

“Dışarıdan bakış” Alevilerin homojen ve kapalı olduğu yönündeydi. Aslında homojen değil, çoğulcu ve çeşitli (heterojen) bir yapıya, ilişkiler ağına / örüntüsüne, davranışlara ve doğal olarak siyasi tutumlara sahiptiler; ancak nedense “dışarıdan bakış” bunu bir türlü kavrayamıyordu veya kavramak istemiyordu. Her dinî yapıda görüldüğü üzere “cemaatlere” bölünmüşlerdi; cemaatler arası ilişkiler de stabil değil, kaygan bir zemine oturmuştu. Toplumdaki hızlı değişim ve dönüşüm, kamusallaşmaları / kamusal alanda tanınmaları açısından yeni olanaklar sağlarken, öbür taraftan cemaat içinde yaşanan farklılıkları ve bölünmüşlükleri de gözler önüne serdi. Cemaatler arası ilişkiler, siyasi tutumlardaki farklılaşmaların etkisiyle veya aleni bir şekilde ortaya çıkmasıyla daha da kayganlaştı. Kim oldukları ve ne olduklarına yönelik kendi içlerinde başlattıkları veya yürüttükleri tartışmalar da doğal olarak bun(lar)dan etkilendi / etkilenmektedir. “Dışarıdan bakış”ın Aleviler veya Alevi cemaatleri arasındaki farklılıkları keşfetmesi ve kavraması, uzun sürmediği gibi buna yeni bir ivme de verdi. Kuşkusuz, bu durum “paratonerlik”le açıklanamaz.

Kimlik bunalımının yaşandığı “kaos” döneminde ─ ki kendilerini siyasi hareket olarak gören ve siyasi hareketlerle dinî inancı özdeşleştiren kimi cemaatlerde, halen devam etmektedir ─ “kendilerinin” ne ve kim olduklarına yönelik cevaplar netleşmiş değil, bunun için ithal ideolojilere, ideolojik tezlere ve siyasi tutumlara başvurulmakta; onlardan “medet” umulmakta.

Kuşaklar arasında hayata bakıştaki farklılaşma, dine ve dolayısıyla inanca bakışa, onu değerlendirmeye de yansıyor. Bu bağlamda kim ve ne olduğuna yönelik sorun baba / anne, oğul / kız ve torunu kapsayan üç kuşakta had safhaya ulaşıyor. İnternet ortamında “post-modern Aleviliği” yaşayan ve onun dinamikleriyle haşir neşir olan bir e-mail grubunda, İsviçre’den katılan bir üyenin şu ifadeleri konuya yönelik dikkat çekici:

27 Ekim 2016 Perşembe

Tahtacılar (Tahtacı Kimliğine ve Demografisine Giriş)

İsmail Engin: Tahtacılar 
(Tahtacı Kimliğine ve Demografisine Giriş). 
Ant Yayınları, İstanbul 1998, 136 S., 
ISBN: 975-6954-05-1
[İsmail Engin] Tahtacılar, XIX. yüzyıldan beri, giderek giderek artan bir şekilde değişik bilimadamları, gezginler ve derlemecilerin dikkatini çekmiş; seyahatnamelerde, raporlarda, bilimsel araştırmalarda-çalışmalarda, derlemelerde bazen kısa, ama öz; bazen uzun ve detaylı, kısmen de yüzeysel olarak yer almış, bir etnik ve dinî topluluktur. Tahtacılar ve Tahtacı kültürü, zamanla tarih, türkoloji, etnoloji, antropoloji gibi bilim dallarında, yavaş yavaş yoğunlaşılan bir çalışma alanı haline gelmiş; onların üzerine değişik konu kümelerinde incelemeler-araştırmalar yapılmaya başlanmıştır.

Bu kitabın sonunda yer alan kaynakçaya kısaca bir göz atıldığında, Tahtacılar üzerinde oldukça fazla sayıda derleme, rapor, inceleme-araştırma olduğu görülecektir. Ancak, bu kaynakça, Tahtacılar üzerine yapılan sözü edilen nitelikteki çalışmaların küçük bir kısmını içermektedir. Bu bağlamda okuyucu, Tahtacıların ne kadar çok araştırılan-incelenen bir topluluk olduğu hissine kapılabilir. Bu his, okuyucuyu bir noktada yanıltmamalıdır: Hakkında yüzlerce yayın olan bu topluluk üzerine, hâlâ karanlıkta kalmış birçok konu vardır...

Kitap, dokuz yıllık yoğun bir çalışmanın ürünüdür ve 1995-1998 yılları arasında Tahtacılar üzerine değişik dergilerde dizi halinde yayınlanmış beş makaleyle, Andrews tarafından sistematize edilen Tahtacıların yaşadığı yerleşim merkezlerini içeren bir ekten ibarettir.

Tahtacıların kim olduklarına, nereden geldiklerine ve kökenlerine ilişkin tezlerin karşılaştırıldığı; farklı mekân ve zamanlarda "değişen" Tahtacı kimliğinin, niçin ve nasıl değiştiğini ele alan ilk üç bölüm, aynı zamanda genelde incelenen-araştırılan topluma-kültüre bakışı içeren emik-etik yaklaşım(lar)ın, araştırmacılar tarafından nasıl kullanıldığını da örneklemektedir. Bu örnekleme, Tahtacılar -ve dolayısıyla Alevîler- üzerine yapılan araştırmalardaki-incelemelerdeki yöntem sorununa da kenarından köşesinden değinmektedir.

15 Şubat 2016 Pazartesi

İsmail Engin: Ön-Asya Etnografyası - Mezar Kültürü: Abidin Kuşçu (1971)

Ön-Asya Etnografyası - Mezar Kültürü:
Abidin Kuşçu (1892-1971) 
© Foto: İsmail Engin; 
Tahtakuşlar, Altınoluk, Edremit - Balıkesir, 2015
Allah Baki

Ustalar gelsin tabutu çatsın
Terziler gelsin kefenimi biçsin
Göğsümde gök çimenler bitsin
Bitmeyince inanmaz gönlüm
Yüzüme indi kefen bezleri
Meskân oldu süzüldü elâ gözlerim
Çatılsın tabut kazılsın mezar
Kazılmayınca inanmaz gönlüm

Abidin Kuşçu
D-1892.Ö.20.12.1971

[İsmail Engin - @kanalkultur]

15 Aralık 2015 Salı

Ölümünün 35. Yılında Sedat Veyis Örnek Anılıyor...

[KanalKultur] - Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Halkbilim Bölümü'ne bağlı Etnoloji Anabilim Dalı'nda yürütülmekte olan "TÜBİTAK SOBAG 114K576 Sedat Veyis Örnek Sözlü Tarih, Biyografi ve Belgelik Çalışması" projesi kapsamında, 21 aralık 2015 günü saat 14 - 17 arasında Ankara Üniversitesi Yüzüncü Yıl Salonu'nda (Tandoğan - Ankara) "Ölümünün 35. Yılında Sedat Veyis Örnek Anma Etkinliği" düzenleniyor.

Etkinliğin açılış konuşmalarını Prof. Dr. Erkan İbiş (AÜ Rektörü) ile Prof. Dr. Abdülkadir Gürer (AÜ DTCF Dekanı) yapıyor. Konuşmacılar arasında Prof. Dr. Kurtuluş Kayalı, Prof. Dr. Ali Rıza Balaman, Prof. Dr. Öğsev Dörtlemez ve Prof. Dr. Halis Dörtlemez bulunuyor.

Sedat Veyis Örnek (1927 - 1980)

1948'de Sivas Lisesi’nden mezun oldu. 1953'te "İsa’nın Son Günleri" başlıklı teziyle Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ndeki lisans eğitimi bitirdi. 1960'ta Almanya'da Tübingen Eberhard Karls Üniversitesi’nde dinler tarihi ve etnoloji alanında "Die religiösen, sozialen und kulturellen Reformen der neuen Türkei (1920-1938) verglichen mit der Modernisierung Japans" [Yeni Türkiye’deki Dinî, Kültürel ve Sosyal Reformların [1920’den 1938’e kadar Japonya’nın Modernleşmesiyle Karşılaştırılması] başlıklı teziyle doktorasını tamamladı. 1961'de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Antropoloji ve Etnoloji Kürsüsü'nde "Asistan" olarak göreve başladı. Aynı kürsüde 1966'da "Sivas ve Çevresinde Hayatın Çeşitli Safhalarıyla İlgili Batıl İnançların ve Büyüsel İşlemlerin Etnolojik Tetkiki" başlıklı çalışmasıyla doçent; 1971'de "Anadolu Folklorunda Ölüm" başlıklı çalışmasıyla da profesör oldu.

20 Ekim 2015 Salı

Aleviliğin Kimliği, Dayandığı Esaslar Gelenek ve Görenekleri

[İsmail Engin] Tahtacıların Hacı Emirli Ocağı'nın "dikme baba"sı olarak Kızılcapınar Germencik / Aydın'da yaşayan ve kendini İbrahim-i Sani evladlarından kabul eden, kemanla deyiş okuyan Bayram Kemancı'nın "Aleviliğin Kimliği, Dayandığı Esaslar Gelenek ve Görenekleri" adı verilen eseri, Aleviliğe yöneltilmiş olumsuz önyargıların giderilmesi gerektiğini belirten, birlik ve beraberliğe hitap eden bir "Ön söz" ile başlamaktadır.

Eserde, Kuranıkerim'deki Nebe', Hacc, Âl-i İmran, İsrâ gibi değişik sûrelerden alınan kimi ayetler ardı ardına Türkçe olarak zikredildikten sonra, Veda Haccı ile Gadîr-i hum olayı ve Hz. Muhammed'in vasiyeti üzerinde durulmaktadır.

Bunu Aleviliğin oluşumunun ve doğuşunun ele alındığı "Alevilik" ile "Aleviliğin Doğuşu" adlı kısımlar izlemektedir.

Kemancı'nın eserde ağırlıklı olarak irdelediği konu, "Alevinin Kimliği Gelenek ve Görenekleri Dayandığı Esaslar" başlığıyla okuyucuya sunulmaktadır.

Bu kısımda yine Âl-i İmran, Nûr, Bakara, Mâide sûrelerinden örnekler verilerek, hizmetler ve semboller (delil gibi) dini temellere oturtulmaya çalışılmaktadır.

Bu bağlamda "Delil", "Pervane (Haberci)" ile oniki hizmet sahipleri ve ayin-i cemle ilgili bilgiler veren eserde, dâr ve ikrar da ele alınmaktadır.

24 Eylül 2015 Perşembe

Kurban: Kurbanın Kökenleri ve Anadolu'da Kanlı Kurban Ritüelleri

[İsmail Engin] Antropolog-Folklorist Gürbüz Erginer'in (1945 – 2009), geride bıraktıklarından önemli bir yapıt "Kurban: Kurbanın Kökenleri ve Anadolu'da Kanlı Kurban Ritüelleri".

Yazar, "Önsöz"ünde "Bu kitap, Anadolu'da etnolojik amaçla ama amatörce çekilmiş bir kanlı kurban ritüeli belgesel filminin giderek sayıca çoğalmasıyla, ilgili ritüelin kökenlerine ilişkin bilgi ve bulguların neler olduğu konusundaki araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu araştırma, insanlık tarihi kadar eski olan ve insan düşüncesinin bir ürünü olarak karşımıza çıkan doğaüstü tasarımlar için çeşitli amaçlarla kan akıtma ritüelleri olarak adlandırabileceğimiz kurban olgusunun, genelde din dışı bir yaklaşımla kökenlerini ortaya koymaya ve bu olgunun günümüz Anadolu'sundaki durumunu saptamaya çalışmaktadır." diyor...

Eser, "Kurban Kavramı ve Kurbanın Tanımları Kurban Kavramı ve Kurbanın Tanımları", "Kurbana Değgin Tinsel Kültürün İlk Belgeleri Kurbana Değgin Tinsel Kültürün İlk Belgeleri", "Üç Kutsal Kitapta Kurban Konusu Uç Kutsal Kitapta Kurban Konusu", "Eski Türk Boylarında Kurban Eski Türk Boylarında Kurban", "Günümüz Anadolu'sunda Kanlı Kurban Ritüelleri Konuyla İlgili Ön Çalışma", "Uşak'ta Kurban Bayramı", "Çapar Köyünde Adak Kurbanı", "Hacı Bektaş Veli'yi Anma Törenlerinde Adak Kurbanları", "Anadolu'da Yağmur Duası ve Kurban" ile "Sonsöz" başlıklı on bölümden oluşuyor.

13 Mart 2014 Perşembe

Ön-Asya Etnografyası - Köylerimiz: 1970'te Adıyaman'da Bir Kürt Köyü - Rezip ya da Bugünkü Adıyla, Kayatepe

Rezip [Kayatepe Köyü] - Kuyucak, Adıyaman (1970)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

[© KanalKultur] - Adıyaman merkez ilçesi Kuyucak bucağına bağlı Sünni bir Kürt köyü Rezip [Koord: 38° 16' 53'' D, 37° 52' 21'' K]. Temecük tepesinin güneyine bakan eteğinde, yaklaşık 350 yıl önce kurulduğu tahmin ediliyor. Köylünün anadili Kürtçe, tali dili Türkçe. "Rez" = "Bağ", "Rezip" = "Bağlık yer" anlamına geliyormuş.

Bir yerleşim birimi olması, köyde anlatılan Hasan Çelebi söylencesiyle örtüşüyor. Suriye'de kurak bir yerleşim yerinde Çelebikköyü'nde hayvancılıkla uğraşan Hasan Çelebi ve onun etrafında örülen söylencesi, köyün kuruluşunu anlatıyor:

Rezip [Kayatepe Köyü] - Kuyucak, Adıyaman (1970)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

Kuraklık ve susuzluk neticesinde göç eden Hasan Çelebi ve ailesinin yolu, önce Kuyucak  civarına düşer. Oradan Bağdat'a... Bağdat'tan tekrar Kuyucak yöresine dönen Hasan Çelebi, orada yeniden evlenir ve yeni eşinden beş çocuğu olur. Ailesiyle, bağlık bir yer olan Rezip köyünü kurar...

Kışları soğuk olan köy; Kır, Koda, Ömeran, Sıla ve Pir, Mumka, Cuma ve İrık mahallelerinden oluşuyor.

Sıcakpınar tepesinin eteğinde arada toprak kayması meydana geliyor...

Dağlık alandaki köy yerleşiminde evler, eski konutlar dışında genelde iki katlı. Konutlar ya birarada, bitişik ya da tek tek; ilk kat ahır, ikinci kat oturulacak alan şeklinde kullanılıyor.

Rezip Köyü'nün evlerinin dış duvarları tamamen taştan, iç duvarları kerpiçten yapılmış, yapılıyor...

Rezip [Kayatepe Köyü] - Kuyucak, Adıyaman (1970)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

Tek katlı olarak inşa edilmiş eski konutlar, tek odalı ve penceresiz... Pencere yerine bırakılmış iki veya üç delik, pencerenin işlevini görüyor. Ocak odanın ortasında bulunuyor ve bacada tabii ki, damın ortasında. Yavaş yavaş bu konutlar terkedilmeye başlanmış... Zahire ve araç-gereçin konulduğu yerler haline dönüştürülmüş.

İki katlı evlerde demir kafeslerle örülmüş pencereler var... İkinci kat genelde iki odalı yapılmış. Onun yanı sıra üç, dört odalı evler de göze çarpıyor...

Rezip [Kayatepe Köyü] - Kuyucak,
Adıyaman (1970)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

Konutların içinde hela nadiren görülüyor. Konuta bitişik bahçede helâ yer alıyor.

1955 yılından itibaren toprağın bölünmesi, kan davası gibi nedenlerle ova köylerine, Adıyaman, Adana ve Mersin'e göç veren köyün halkı rençberlikle yaşamını devam ettiriyor... Köyde ekime elverişli 350 dönüm toprak bulunuyor.

4 Mart 2014 Salı

Ön-Asya Etnografyası - Köylerimiz: Filibe, Lofça, Eski Zağra ve Karlıova'dan Kırklareli'ye - Dolhan Köyü

Dolhan Köyü - İnece, Merkez, Kırklareli (1972)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

[© KanalKultur] - Kırklareli, Merkez İnece bucağına bağlı bir köy Dolhan [Koord: 27° 1' 26'' D, 41° 44' 58'' K].

"93 Harbi" olarak anılan Osmanlı - Rus Savaşı'nın akabinde (1878'den sonra) Bulgaristan'dan Filibe [Област Пловдив], Lofça [Област Ловеч], Eski Zağra [Стара Загора] ve Karlıova'dan [Карлово]; Balkanlar'dan Ön-Asya'ya ricat eden Türkler, "eski" Bulgaristan Türkleri, köyü kurmuş.

Dolhan Köyü - İnece, Merkez, Kırklareli (1972)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

Kökenlerinin Oğuzların Kayı Boyu'ndan geldiğini belirtiyorlar ya da buna "inanıyorlar"... Sünni ve Hanefiler...

İlk köyü kuranlar arasında Filibeli Mahmut Ağa ile Lofçalı Raşit Ağa sayılıyor... Sonra (Eski) Zağralı Eyüp Ağa ile Karlıovalı İsmail Ağa onlara ekleniyor...

Köyün yerleşim yerinde, önceleri "Dul Kadın Hanı" varmış. Kırklareli'den Edirne'ye giden veya Edirne'den Kırklareli'ye gelen yolcular, buradaki handa konaklarmış. Han da sahibiyle anılıyormuş... Mahmut ve Raşit Ağalar, Dul Kadın Hanı mevkiini yerleşim yeri olarak mesken tutunca, kurulan yeni köyün adını oradaki han vermiş. Zamanla "Dul Karı Hanı", "Dulhan"a dönüşmüş...

Dolhan Köyü - İnece, Merkez, Kırklareli (1972)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

Köy, "Milli Mücadele" esnasında Yunanlılar tarafından işgal edilince, Yunan çeteciler tarafından yakılmış. Bunun üzerine halkı veya ahalisi de köyü bir süre terketmiş; bir kısmı Anadolu'ya, Çanakkale'ye Biga kasabasının köylerine göçmüş... Kalan kısmı da ormanlık alanda geçici bir süre için barınmış; savaş sona erince yeniden köye dönmüş...

24 Şubat 2014 Pazartesi

Ön-Asya Etnografyası - Köylerimiz: Diyarbakır'da Bugünkü Bir Kürt Köyü - Seren

Seren [Köyü] - Hani, Diyarbakır (1980)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

[© KanalKultur] - Diyarbakır'ın Hani ilçesine bağlı, dağlık bir alanda kurulmuş bir köy Seren [Koord: 40° 30' 28'' D, 38° 24' 14'' K]. Bugün Sünnî - Şâfiî Kürtlerle meskûn… Seren'de konuşulan anadil "Kürtçe", tâlî dil "Türkçe"... Tâlî dil, okulda ve askerlik döneminde öğreniliyor...

Köy, 1925 yılındaki Şeyh Said İsyanı'na etkin olarak katılımıyla dikkati çekmiş.

Eski adı "Serder"miş ["Serdê"]... 1964 yılına gelindiğinde ismi Hükümet tarafından değiştirilmiş, "Seren" olmuş.

Aslında bir Ermeni yerleşimi...

İlk yerleşimin ne zaman olduğu, nasıl olduğu ve yerleşim yerinin kimler tarafından kurulduğu bilinmiyor. Bilinen şey; Ermenilerin köy halkını oluşturduğu; zamanla Sünnî - Şâfiî Kürtlerin de yerleşik nüfus arasına katıldığı.

Seren [Köyü] - Hani, Diyarbakır (1980)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

"Büyük Felaket" sonucunda Ermeni nüfus azalmış. 1921 yılına gelindiğinde Sünnî - Şâfiî Kürtlerle Ermeniler arasındaki "çatışmalar"ın ardından köyde Ermeni nüfustan sadece kimi "coğrafi" isimler dışında eser bile kalmamış... "Garo", "Sarkis", "Mahle" gibi Ermenice isimler, artık "yeni sahipleri"nce, "tarlaları"nın coğrafi  sınırlarını ve yerlerini belirtir olmuş.

1925 Şeyh Said İsyanı, köyde yeni bir göç dalgasını getirmiş. Şeyh Said'e aktif destek veren köy halkı, bu desteğinin bedelini de bir şekilde ödemiş. Köyün mâkûs tâlihi bu kez Hükümet güçlerinin müdahalesine maruz kalmış. Köy 3 kez ard arda yakılmış.

Hükümetin gazabına uğrayanlar, köy mezarlığında ebedî istirahatla cezalandırılmış. Kaçabilenler dağa sığınmış. İsyan yatıştıktan sonra, dağa sığınanların bir kısmı; köyüne geri dönmüş; yıkılan - yakılan konutlar yeniden yapılmış... Dağa sığınanlardan geriye dönmeyenleri de 1928'de Suriye'de ve Irak'ta soluğu almışlar. Günümüzde köyün Suriye ve Irak'taki birinci dereceden akrabaları da bu şekilde oluşmuş...

19 Şubat 2014 Çarşamba

Rafet Arslan - Bilinçaltı Mekanizması

Rafet Arslan - Bilinçaltı Mekanizması
[Rafet Arslan'ın 25 ocak – 22 şubat 2014 tarihleri
arasındaki G-art / Galleryrooms Kumbaracı Yokuşu'ndaki
(Tomtom Mah. Kumbaracı Yokuşu No: 37/A - 38/A,
Beyoğlu - İstanbul; Tel.: 0212 243 66 22) 

Babil Kitaplığı 2: Ardışık Totemler ve Diğer Hikâyeler
adlı kişisel sergisinden]

Rıfat Arsen: Rafet Arslan Hakkında 

Rafet Arslan; ilk kitabı "Çağdaş Sanat Manifestoları"nı 2010 yılında 6:45 yayın evinden çıkarmış, ilk kişisel sergisi "Şuuraltı Operasyonları"nı ise 2012 yılında Sanatorium'da gerçekleştirmişti. Arslan kurucuları arasında yer aldığı Periferi Kolektif, Sürrealist Eylem Grubu ile birlikte Yıkım 2011, Ubik Project, Gerçeklik Terörü gibi bir çok sergi, performans ve kolektif etkinliğin içinde ve koordinasyonunda yer almıştır. Ayrıca Siber Gnosis dergisinin editörlüğü yürütmektedir.

Arslan'a göre 21. yüzyılın "yeni" sanatçısı sürekli denemek, yeni ifade yolları bulmak, çağın akışkan ruhu ile uyum içinde olmalıdır. Bunun Arslan için neticesi; 21. yüzyıl sanatçısı "mutant" bir sınır ihlalcisi olmalı, hiç bir disipline bağlı kalmadan ruhsal ilişki kurduğu alanlarda üretmekten çekinmemelidir. Farkındalığın ve empatinin arttığı bir çağda sanatçı kendini gerçekleştirme düşü yanında, sanatın herkesçe yapılabileceği bir dünyanın da düşünü içinde büyütebilmelidir.

23 Ocak 2014 Perşembe

Rafet Arslan - Babil Kitaplığı 2: Ardışık Totemler ve Diğer Hikâyeler veya Ayna Aksinde Bu-dünkü Gündelik Hayat

[KanalKultur] - Rafet Arslan'ın Babil Kitaplığı 2: "Ardışık Totemler ve Diğer Hikâyeler" adlı sergisi, 25 ocak – 22 şubat 2014 tarihleri arasında G-art'ın yeni sanat alanı Galleryrooms Kumbaracı Yokuşu'nda izleyiciyle buluşuyor.

Çağdaş sanat sahnesinin modern (ya da postmodern) bir hikâye anlatıcısı Rafet Arslan; 10 yılı aşkın süredir hikâyelerini kolajlarına, öykülerine, resimlerine, ses kayıtlarına, performanslara döküyor.

Arslan'ın birer imge formuna döktüğü "yeni" hikâyeleri Babil Kitaplığı serisi başlığıyla ve iki ayrı etkinlik şeklinde yeni izleyici ile buluşuyor.

Rafet Arslan'nın Babil Kitaplığı serisinin ilk ayağı, "Ziggurat Terbiyicesi" kitap lansmanı ve sergisi Çukurcuma HAYAKA ARTI'da gerçekleşiyor. İkinci "Babil Kitaplığı" sergisi "Ardışık Totemler ve Diğer Hikâyeler" ise G-Art / Galleryrooms'da...

"Ardışık Totemler ve Diğer Hikâyeler" sergisinin merkezinde sanatçının "ardışık totemler", "ayna aksinde bu-dünkü gündelik hayat", "Babil kitaplığına giriş" başlıklı 3 serisi ve onlara eşlik eden yeni Hikâye fragmanları / girizgahları olan yapıtları yer alıyor.

Arslan'ın sanatında totem kavramı sonsuzlukla ilişkideki kadim olan ile gündelik hayatı işgal eden bitimsiz tüketim arasındaki zıtlığı açığa çıkaran bir metafor. Ürettiği yapıtlar ile sanatçı şu soruyu soruyor; "Totem bir işaret, alamet ise 21. yüzyıl için tahayyül ettiği totemler neyin sembolüdür? Selametin mi kıyametin mi?"

Sonsuzluğun bengi döngüsü ile gündelik olanı sürekli tüketilip hemen çöpe dönüşü, sonra geri dönüşümü ve yeniden ve yeniden üretimi ve tüketimi- döngüsü...

Kadim olanın tinsel kutsiyeti ile ve sanatın onla kurduğu etik ilişkinin karşısında tüketimin atık olma hali, geçiciliği..

"Ardışık totemler" imgeleyerek sanatçı, insan uygarlığının ard arda gelişen, döngüsüne dair yeni sorular ortaya atıyor.

Sanatçı bu karşıtlığın arkeolojisine soyunurken, aynı zamanda gündelik hayatın insan ruhu üzerine çöken ağırlığının da bir hassas terazisi. Bugünü işgal eden dünün karanlık hayaletlerinin gezindiği köhne dehlizlere girmekten, karanlık içinde ışık aramaktan ve karanlığın kendisi ile dalga geçmekten ve estetik "kara mizah" ile kahkaha atmaktan çekinmiyor. "Ayna aksinde bu-dünkü gündelik hayat"larımızın aksini bize geri çeviriyor.

Sanatçı; son durağı belli bu hayatlar içinde, sonsuzluğa dair ışık huzmelerini de sürekli arıyor. Bu arayış sanatçıyı insan kültürünün tüm barbarlığı içinde parıldayan en naif arzularının kütüphaneciliğine soyunduruyor. Ansiklopedi ya da kitap ciltlerinden sonsuzluk ile iletişim kapısını çalmasını arzuladığı, kendi kitaplığını yaratmaya çalışıyor. Bu çabanın imkansızlığı ve sonsuzluğunun cazibesi ile büyülenerek, kendi "Babil kitaplığına giriş" yapıyor.

"Babil Kitaplığı" serileri Borges'in aynı adlı öyküsündeki; sürekli yenilenen ve böylece sonsuza değin kendi içinde büyüyen bir kitap / hikâye evreninden esinleniyor. Arslan'ın yazar olarak yarattığı kitaplar yanında, kült bir nesne olarak "kitap" da kendi üretimi içinde önemli bir yere sahip. Kitapla, onun sayfaları, kağıdı, cildi, kokusu duyusal bir ilişkiye geçiyor ve onu kendi sezgisel üretimi içine yediriyor.

Sanatçı; sonsuzluk ile kurduğu bu bağlantıyı, yine sonsuzluğun birer simgeleri olan Ziggurat, Totem gibi yapıların kendisinde yarattığı tinsel çarpışmalar ve bu düş evreninin bir zuhuru olarak resimler, kolajlar, asamblaj ve heykeller ile ifade ediyor.

Basılı mataryeli yeniden kurgulayarak üretilen bir sanat olarak kolaj, bunu nesneler ile yeni ilişkiler kurarak yaratan asamblaj; montaj sanatı ustası olarak nitelendirilebilecek sanatçının Türkiye'de sanat içinde özgün konumunun altını çizen unsurlar. [KanalKultur]

Rafet Arslan - Babil Kitaplığı 2: Ardışık Totemler ve Diğer Hikâyeler / 25 ocak – 22 şubat 2014; G-art / Galleryrooms Kumbaracı Yokuşu, Tomtom Mah. Kumbaracı Yokuşu No: 37/A - 38/A, Beyoğlu - İstanbul; Tel.: (0212) 243 66 22

16 Temmuz 2013 Salı

Erginer, Gürbüz [Gürbüz Erginer]

 Prof. Dr. Gürbüz Erginer
(1945 – 2009)
[İsmail Engin - KanalKultur] - Prof. Dr. Gürbüz Erginer (1945 – 2009): Türk antropolog-folklorist. 1 mart 1945'te İstanbul Kartal'da doğdu. Ankara / Mamak İlkokulu'nda başladığı ilköğrenimini Aydın Gazipaşa İlkokulu'nda 1952'de tamamladı. 1964'te Aydın lisesinden mezun oldu.

1970'te Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Etnoloji Kürsüsü'nü bitirdi. 1970-1971 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı Milli Folklor Enstitüsü'nde araştırmacı olarak çalıştı. 1973-1974 yılları arasında da Ankara Etnografya Müzesi'nde asistan olarak görev yaptı.

1974'te TRT Ankara Televizyonu'nun açtığı film kamera asistanlığı sınavını kazanarak, TRT Ankara Televizyonu'nda kameramanlık yapmaya başladı. Bu arada Fransa'da optik bakım ve onarım kursu ile TRT ve Avusturya Kültür Ofisi'nin ortaklaşa düzenlediği "Etnografik Filmler Kursu"na katıldı. 1976 yılına kadar TRT'de kameramanlık yaptı.

1976'da Ankara Üniversitesi DTCF Etnoloji Kürsüsü'nde asistan oldu. 1978'de yüksek lisansını tamamladı.14 mart 1979'da "Halk Takvimi ve Halk Meteorolojisi" konusunda başladığı doktora çalışmasını "Uşak Halk Takvimi Halk Meteorolojisi" ana başlığıyla 15 nisan 1982'de bitirdi ve "edebiyat doktoru" oldu. 1985'te aynı fakültede Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Halkbilim Anabilim Dalı'nda yardımcı doçentliğe atandı.


1993'te etnoloji ve sosyal antropoloji doçenti ünvanını aldı. 1998'de profesör oldu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Halkbilim Bölümü Etnoloji Anabilim Dalı'nda görev yaptı ve bölüm başkanlığı yürüttü.

Erdentuğ, Nermin [Nermin Erdentuğ]

Prof. Dr. Nermin Erdentuğ
(1917 - 2000)
[KanalKultur] - Prof. Dr. Nermin Erdentuğ (1917 - 2000): Nermin (Asaf Aygen) Erdentuğ, Türk antropolog.* Birinci Dünya Savaşı'nda, Arabistan'da görevli doktor babasının İngiliz esiri olarak getirildiği Malta'da 25.12.1917'de doğdu.

İlkokul ve ortaokulu Çanakkale'de, liseyi İstanbul’da (İstanbul Kız Lisesi), 1936'da bitirdi. 1940 yılında Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi "Antropoloji Kürsüsü"nden mezun olduktan sonra, Atatürk'ün, ilk mezunlardan uygun olanların kürsülerde asistan kalması talimatı üzerine, asistanlığa atandı ve burada "fizik antropoloji" dalında doktorasını 1942'de tamamladı. Daha sonra da, aynı kürsüde, 1944'de, Türk üniversitelerinde "etnoloji" alanında "doçent" ünvanını alan ilk Türk bilim kadını oldu.

1949 - 1951 yılları arasında görgü ve bilgisini artırmak üzere İngiltere ve İskandinav ülkelerinde buldu. Oxford Üniversitesi Sosyal Antropoloji Enstitüsü'nde bir yıl, diğer İngiliz üniversitelerinde kısa sürelerle ve dokuz ay kadar da İskandinav (Kopenhag, Oslo, Stockholm) müze ve üniversitelerinde alanı ile ilgili araştırmalar yaptı. Türkiye'ye döndükten sonra, Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Antropoloji kürsüsünde ilk defa olarak "sosyal antropoloji" ve "alan araştırması" (field work) derslerini açarak, sosyal antropolojinin D.T.C.F.'de kurucusu oldu ve "uygulamalı antropoloji" şeklinde yorumladığı bu alanın "etnoloji"ye bağlı bir yan disiplin olarak gelişmesini sağladı.

1956'da gittiği Amerika Birleşik Devletleri'ndeki çeşitli üniversitelerde (Vanderbilt, Wichita, California ve Philadelphia) alanı ile ilgili incelemelerde bulundu, seminerler ve konferanslar verdi.

1959'da memlekete döndükten bir yıl kadar sonra da Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi'nde "etnoloji profesörlüğü"ne yükseldi.

1961'de bağımsız bir kürsüye dönüşen "Etnoloji Kürsüsü"ndeki ders programını, bu sefer Amerikan kültürel antropolojisinin özelliklerini ve yaklaşımlarını yansıtacak şekilde güncelleştirdi.

1960'lı yıllarda, Sosyal Hizmetler Akademisi'nin kuruluşuna katkı yaptı ve bu arada, Akademi'nin temel dersleri arasına alınmasını sağladığı "sosyal antropoloji" derslerini başlattı. Aynı şekilde, 1968'de A.Ü. Eğitim Fakültesi, 1970 yılında da Diyarbakır Tıp Fakültesi Halk Sağlığı kürsüsünde açtığı "sosyal antropoloji" derslerinin bu kuruluşların öğretim programlarına alınmasını sağladı. Daha sonraki yıllarda, bu konudaki bir dersin S.S.Y.B. Yüksek Sağlık Meslek Okulları ders programlarına dahil edilmesi de yine onun bu konudaki çabaları sonucu gerçekleşti.

Nermin Erdentuğ, 1952 - 1955 yıllarında yaptığı Hal ve Sün köyleri (Elazığ) incelemeleri ile Türkiye'de anket metodu dışında, "katılarak gözlem" tekniğini alan araştırmasında ilk uygulayan Türk bilim kadını oldu. Ayrıca, kendi zamanının geçerli ekolü olan fonksiyonalizm çerçevesinde, bu ülkedeki Türk kültürü ve köy incelemelerine önemli ölçüde katkılarda bulundu.

Hem kendi çalışmalarında hem de yönetmiş olduğu lisans, yüksek lisans ve doktora tezlerinde, Türkiye'de kırsal kesiminde kültür değişmesi ve sorunlarına, kültür-eğitim ilişkisine, kırsal kesimde kalkınma çalışmalarında hizmet ve personel açısından (özellikle sağlık hizmetleriyle ilgili olarak) sorunlara öncelik verdi.

Nermin Erdentuğ, 1960'lı yılların başından beri, Uluslararası Antropoloji ve Etnoloji Bilimleri Daimi Konseyi'nin, Şevket Aziz Kansu'dan sonra ikinci Türk üyesi oldu ve uluslararası düzeyde çeşitli ülkelerde düzenlenen toplantılarda ülkesini temsil etti.

A.Ü.D.T.C.F'deki Etnoloji kürsüsü, 1980 yılında "Sosyal Antropoloji Birimi" ve "Halkbilim" diye ikiye ayrılana kadar, 1961- 1980 yılları arasında bu kürsünün, bölünme ile de "Sosyal Antropoloji Birimi"nin başkanlığını üstlendi.

1981'de kurulan Yükseköğretim Kurulu'nun Türk üniversitelerine getirdiği yeni örgütlenme ile bu birimin "Antropoloji Bölümü"nün bir alt birimine dönüşmesi üzerine de 1982'de hem "Sosyal Antropoloji Anabilim Dalı" hem de "Antropoloji Bölümü" başkanlığına atandı. "Sosyal Antropoloji Anabilim Dalı" Başkanlığı’nı 1983'de, kendi isteği ile başkasına devretti; ama emekli olduğu Ocak 1985 tarihine kadar Bölüm’ünün başkanlığını sürdürdü.


İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü 50. Yılını Kutladı

[KanalKultur] - İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü 50. yılını 01 - 03 kasım 2010 günleri arasında düzenlediği bir etkinlik ile kutladı.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü, 1960 yılında Prof. Dr. Mümtaz Turhan'ın çabası ile "Sosyal Antropoloji ve Etnoloji Kürsüsü" adıyla 01.06.1960'ta kuruldu. İlk kürsü başkanlığını Prof. C. W. M. Hart yaptı. 1969 - 1987 yılları arasında Prof. Dr. Nephan Saran kürsü ve bölüm başkanlığını sürdürdü. 1987'den itibaren de Prof. Dr. Taylan Akkayan tarafından yönetiliyor. Halihazırda Sosyal Antropoloji, Fizik Antropoloji ve Paleoantropoloji Anabilim Dallarında eğitim ve öğretim faaliyetlerinde bulunuyor.

01 kasım 2010 günü Fakülte Kurul Odası'nda başlayan etkinlikte "Tanıtım ve CD Gösterisi"nin yanı sıra, Prof. Dr. Taylan Akkayan "Antropoloji Bölümünün Elli Yılı" başlıklı bir konuşma yaptı. Onur konuklarının konuşmalarının ardından "Doğanın Sunduğu, İnsanın Bulduğu, Kültürün Yücelttiği Gümüş" adlı belgesel fotoğraf sergisi açıldı ve "İnsanın Eli Gümüş'ün Dili" başlıklı bir gösteri düzenlendi.

Bölüm Başkanı Prof. Dr. Taylan Akkayan'ın "Antropoloji Bölümünün 50 Yıllık Birikimi", Prof. Dr. Yüksel Kırımlı'nın "Toplumsal Cinsiyet", Prof. Dr. İzzet Duyar'ın "Yaşam Kalitesini Yükselten Ergonomi", Prof. Dr. Akile Gürsoy'un "Antropoloji ve Mizah", Prof. Dr. Zafer İlbars'ın "Suç Antropolojisi", Prof. Dr. Yaşar İşcan'ın "Adli Antropoloji ve yine Prof. Dr. Taylan Akkayan'ın "Kültürel Engellerimiz" başlıklı sunumları 02 kasım 2010 günü devam eden etkinliğin bir dizi sunumu arasındaydı.

03 kasım 2010 günü sona eren etkinlikte, "Ayasofya Müzesi" ve "Sultanahmet Camii"yle birlikte Feyhamam Duran Resim Galerisi ziyareti yer aldı. [KanalKultur]