[KanalKultur] - Bağımsız, arınmış düşüncelerinin, fikre ve oradan heykele dönüşmesi ve bu sürecin varolmanın farkındalığıyla beslenmesi, Yücel Kale’nin 'Özgörü' sergisini oluşturuyor.
Yücel Kale, 10 şubat - 12 mart 2016 günleri arasında 'Özgörü' adını verdiği sergisiyle Galeri G-Art'ta sanatseverlerle buluşuyor.
Ahşap malzeme üzerinden sanatsal üslubunu oluşturan Yücel Kale’nin bu sergide cam, bakır gibi farklı malzemeleri ustalıkla kullanışı, denemeye ve yeniliğe açık, keşifçi yönünü gösteriyor.
Sergide görme eylemini, kendine has şiirsel üslubu ile fantastik öğerler ve masallar üzerinden anlatım yolunu seçmesi, bakmak ve görmek arasındaki büyük farka dikkat çekiyor.
insan ve kültüre dair... : Alevi Arşivi... Alevi Antropolojisi ... Almancılar... Sanat
Bu Blogda Ara
Galeri G-Art etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galeri G-Art etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Şubat 2016 Pazartesi
26 Mart 2014 Çarşamba
Yasemin Şenel - Maskeli Bebek ve Oyunlar
Doğu ile Batı arasında bir "Renk Virtüözü"... Yasemin Şenel uzun yıllar sonra, "Maskeli Bebek ve Oyunlar" ile 12 mart - 12 nisan 2014 tarihleri arasında G-art'ta sanatseverlerle buluşuyor...
Sezer Tansuğ, 1984'teki yazısında, yaşamını uzun yıllar Belçika'da sürdüren Yasemin Şenel'i bir renk virtüözü olarak tanımlamıştı. "Maskeli Bebek ve Oyunlar" serisi ile uzun yıllar sonra Türk izleyici ile tekrar buluşuyor, bu renk virtüözü.
Uluslararası sanat platformunda oldukça ses getiren "Maskeli Bebek" serisi 2011'de "Hello Baby" ile başladı, "Maskeli Bebekler"e dönüştü ve 2014'de ise "Maskeli Bebek ve Oyun" olarak devam edip G-art' ın Beyoğlu'ndaki yeni adresindeki sergi ile son buluyor.
Dünya çapındaki birçok sanatçının girmeye çalıştığı bir koleksiyon olan Reydan Weiss Collection (Almanya), "Maskeli Bebek serisi"nden iki adet işini koleksiyonuna kattı.
Şenel anlatımı figür üzerine temelleniyor ve kendisini hiç de gül bahçesi olmayan bir bebeğin gerçekliğine sokuyor. Kolaj ve boya. Aktarım ve gönderimler. Sonuç olarak bir seri yeşil, pembe, ocre ve mor, gülen ve ağlayan, sofistike ve özenli renklerden oluşan kağıt ve tual işler. Pürüzlü grafik stil ve akıcı boya Şenel'in işlerinde buluşuyor ve çakışıyor. Karmaşık ve hafif çizgiler, vahşi gözlü yaratıklar semboller yoğunluğu ve yoruma özgürlük tanıyan tarzı ile bunlar hassas ve fakat kuvvetli işlerin genel çizgisini oluşturuyor. Zaman akışını gençlik iksirine dönüştürme yeteneğiyle biraz Picasso'yu andırdığını düşünüyor, eleştirmen Daniele Gillemon.
Yasemin Şenel'in resimlerinde, sanatçının seyirciyle paylaştığından ötesine ulaşamayan göz, bu bütünleşmenin ötesinde özdeşlik kurmaya olanak tanımayan bir gerçeği görüp algılıyor ve bunu sanatçının dünyaya hep kapalı kalacak yanı olarak benimseyebiliyor. Belki çırılçıplak bir gerçek ve alabildiğine üşümüş, sayısız renk kırpıntısından yapılmış bir yorgan altında ısınmaya çalışıyor.
Yaşamının ürkek sessizliğini dinleyen Yasemin Şenel, zengin bir renk musikisinin tekdüzeliği kırılmış ritimleriyle bir virtüöz gibi çalışıyor...
Yasemin Şenel
1953'te Samsun'da doğdu. Belçika, Liège Académie Royale des Beaux-Arts'da resim, desen atölyelerinde eğitim aldı. Brüksel'de Ixelles Akademisi'nde 1984 ve 1994 tarihlerinde resim ve desen atölyelerinde ögretim görevlisi olarak çalıştı. Brüksel'de 2008-2011, "Point-b.Art" adı altında nisan ve eylül aylarında düzenlenen sanat aktivitelerini organize etti. Halen çalışmalarını Brüksel'de sürdürüyor...
Türkiye, Almanya, Londra, Fransa, Italya ve Belçikada özel koleksiyonlarda, Pasabahçe Cam Sanayii (Türkiye), Fondation pour l'Art Belge Contemporain (Belçika), Reydan Weiss Collection (Almanya) koleksiyonlarında işleri bulunuyor. Hollandalı sanat otoriterleri ve koleksiyoncularından bir grubun yayınladıkları "1000 Living Painters" listesinde 76.sırada yer alıyor.
Ödülleri
1976 Liard Resim Ödülü
1978 Jamar Resim Ödülü
Kişisel sergileri - Seçme
1984 Galerie Triangl – Bruxelles
1984 Galeri Urart – İstanbul
1985 Galerie 9a – Liège
1986 Galerie Triangl – Bruxelles
1986 Galeri Siyah-Beyaz – Ankara
1986 Foire d’art actuel (Galerie Triangl - Galerie Aube) – Montréal
1987 Galerie Aube – Montréal
1988 Centre culturel Le Botanique – Bruxelles
1991 Galerie d'Ursel – Bruxelles
1992 Galerie 31 – Lille
1992 Galerie V. Couttenier – Courtrai
1995 Teşvikiye Sanat Galerisi – İstanbul
1997 Galerie Aleph – Bruxelles
1998 Teşvikiye Sanat Galerisi – Istanbul
1999 Galerie Aleph – Bruxelles
1999 Galerie 31 – Lille
2003 Galerie d'YS – Bruxelles
2004 Galerie d'YS – Bruxelles
2005 Teşvikiye Sanat Galerisi – Istanbul
2007 Galerie Juvénal (Fondation Bolly-Charlier) – Huy
2009 Galerie d'YS – Bruxelles
2011 Galerie d'YS – Bruxelles
2013 Galerie d'YS – Bruxelles
Yasemin Şenel: Maskeli Bebek ve Oyunlar / 12 mart - 12 nisan 2014; Galeri G-art, Tomtom Mah. Kumbaracı Yokuşu, No:37/A Beyoğlu, İstanbul (0212) 243 66 22
23 Şubat 2014 Pazar
Rafet Arslan - Röntgenci | Peeping
![]() |
| Rafet Arslan - Röntgenci | Peeping [Rafet Arslan'ın 25 ocak – 22 şubat 2014 tarihleri arasındaki G-art / Galleryrooms Kumbaracı Yokuşu'ndaki (Tomtom Mah. Kumbaracı Yokuşu No: 37/A - 38/A, Beyoğlu - İstanbul; Tel.: 0212 243 66 22) Babil Kitaplığı 2: Ardışık Totemler ve Diğer Hikâyeler adlı kişisel sergisinden] |
Rafet Arslan
İlk kitabı "Çağdaş Sanat Manifestoları"nı 2010 yılında 6:45 yayınevinden çıkardı. İlk kişisel sergisi "Şuuraltı Operasyonları"nı 2012 yılında Sanatorium'da gerçekleştirdi. Kurucuları arasında yer aldığı Periferi Kolektif, Sürrealist Eylem Grubu ile birlikte Yıkım 2011, Ubik Project, Gerçeklik Terörü gibi bir çok sergi, performans ve kolektif etkinliğin içinde ve koordinasyonunda yer aldı. Siber Gnosis dergisinin editörlüğü yürütüyor.
19 Şubat 2014 Çarşamba
Rafet Arslan - Bilinçaltı Mekanizması
![]() |
| Rafet Arslan - Bilinçaltı Mekanizması [Rafet Arslan'ın 25 ocak – 22 şubat 2014 tarihleri arasındaki G-art / Galleryrooms Kumbaracı Yokuşu'ndaki (Tomtom Mah. Kumbaracı Yokuşu No: 37/A - 38/A, Beyoğlu - İstanbul; Tel.: 0212 243 66 22) Babil Kitaplığı 2: Ardışık Totemler ve Diğer Hikâyeler adlı kişisel sergisinden] |
Rıfat Arsen: Rafet Arslan Hakkında
Rafet Arslan; ilk kitabı "Çağdaş Sanat Manifestoları"nı 2010 yılında 6:45 yayın evinden çıkarmış, ilk kişisel sergisi "Şuuraltı Operasyonları"nı ise 2012 yılında Sanatorium'da gerçekleştirmişti. Arslan kurucuları arasında yer aldığı Periferi Kolektif, Sürrealist Eylem Grubu ile birlikte Yıkım 2011, Ubik Project, Gerçeklik Terörü gibi bir çok sergi, performans ve kolektif etkinliğin içinde ve koordinasyonunda yer almıştır. Ayrıca Siber Gnosis dergisinin editörlüğü yürütmektedir.
Arslan'a göre 21. yüzyılın "yeni" sanatçısı sürekli denemek, yeni ifade yolları bulmak, çağın akışkan ruhu ile uyum içinde olmalıdır. Bunun Arslan için neticesi; 21. yüzyıl sanatçısı "mutant" bir sınır ihlalcisi olmalı, hiç bir disipline bağlı kalmadan ruhsal ilişki kurduğu alanlarda üretmekten çekinmemelidir. Farkındalığın ve empatinin arttığı bir çağda sanatçı kendini gerçekleştirme düşü yanında, sanatın herkesçe yapılabileceği bir dünyanın da düşünü içinde büyütebilmelidir.
23 Ocak 2014 Perşembe
Rafet Arslan - Babil Kitaplığı 2: Ardışık Totemler ve Diğer Hikâyeler veya Ayna Aksinde Bu-dünkü Gündelik Hayat
[KanalKultur] - Rafet Arslan'ın Babil Kitaplığı 2: "Ardışık Totemler ve Diğer Hikâyeler" adlı sergisi, 25 ocak – 22 şubat 2014 tarihleri arasında G-art'ın yeni sanat alanı Galleryrooms Kumbaracı Yokuşu'nda izleyiciyle buluşuyor.
Çağdaş sanat sahnesinin modern (ya da postmodern) bir hikâye anlatıcısı Rafet Arslan; 10 yılı aşkın süredir hikâyelerini kolajlarına, öykülerine, resimlerine, ses kayıtlarına, performanslara döküyor.
Arslan'ın birer imge formuna döktüğü "yeni" hikâyeleri Babil Kitaplığı serisi başlığıyla ve iki ayrı etkinlik şeklinde yeni izleyici ile buluşuyor.
Rafet Arslan'nın Babil Kitaplığı serisinin ilk ayağı, "Ziggurat Terbiyicesi" kitap lansmanı ve sergisi Çukurcuma HAYAKA ARTI'da gerçekleşiyor. İkinci "Babil Kitaplığı" sergisi "Ardışık Totemler ve Diğer Hikâyeler" ise G-Art / Galleryrooms'da...
"Ardışık Totemler ve Diğer Hikâyeler" sergisinin merkezinde sanatçının "ardışık totemler", "ayna aksinde bu-dünkü gündelik hayat", "Babil kitaplığına giriş" başlıklı 3 serisi ve onlara eşlik eden yeni Hikâye fragmanları / girizgahları olan yapıtları yer alıyor.
Arslan'ın sanatında totem kavramı sonsuzlukla ilişkideki kadim olan ile gündelik hayatı işgal eden bitimsiz tüketim arasındaki zıtlığı açığa çıkaran bir metafor. Ürettiği yapıtlar ile sanatçı şu soruyu soruyor; "Totem bir işaret, alamet ise 21. yüzyıl için tahayyül ettiği totemler neyin sembolüdür? Selametin mi kıyametin mi?"
Sonsuzluğun bengi döngüsü ile gündelik olanı sürekli tüketilip hemen çöpe dönüşü, sonra geri dönüşümü ve yeniden ve yeniden üretimi ve tüketimi- döngüsü...
Kadim olanın tinsel kutsiyeti ile ve sanatın onla kurduğu etik ilişkinin karşısında tüketimin atık olma hali, geçiciliği..
"Ardışık totemler" imgeleyerek sanatçı, insan uygarlığının ard arda gelişen, döngüsüne dair yeni sorular ortaya atıyor.
Sanatçı bu karşıtlığın arkeolojisine soyunurken, aynı zamanda gündelik hayatın insan ruhu üzerine çöken ağırlığının da bir hassas terazisi. Bugünü işgal eden dünün karanlık hayaletlerinin gezindiği köhne dehlizlere girmekten, karanlık içinde ışık aramaktan ve karanlığın kendisi ile dalga geçmekten ve estetik "kara mizah" ile kahkaha atmaktan çekinmiyor. "Ayna aksinde bu-dünkü gündelik hayat"larımızın aksini bize geri çeviriyor.
Sanatçı; son durağı belli bu hayatlar içinde, sonsuzluğa dair ışık huzmelerini de sürekli arıyor. Bu arayış sanatçıyı insan kültürünün tüm barbarlığı içinde parıldayan en naif arzularının kütüphaneciliğine soyunduruyor. Ansiklopedi ya da kitap ciltlerinden sonsuzluk ile iletişim kapısını çalmasını arzuladığı, kendi kitaplığını yaratmaya çalışıyor. Bu çabanın imkansızlığı ve sonsuzluğunun cazibesi ile büyülenerek, kendi "Babil kitaplığına giriş" yapıyor.
"Babil Kitaplığı" serileri Borges'in aynı adlı öyküsündeki; sürekli yenilenen ve böylece sonsuza değin kendi içinde büyüyen bir kitap / hikâye evreninden esinleniyor. Arslan'ın yazar olarak yarattığı kitaplar yanında, kült bir nesne olarak "kitap" da kendi üretimi içinde önemli bir yere sahip. Kitapla, onun sayfaları, kağıdı, cildi, kokusu duyusal bir ilişkiye geçiyor ve onu kendi sezgisel üretimi içine yediriyor.
Sanatçı; sonsuzluk ile kurduğu bu bağlantıyı, yine sonsuzluğun birer simgeleri olan Ziggurat, Totem gibi yapıların kendisinde yarattığı tinsel çarpışmalar ve bu düş evreninin bir zuhuru olarak resimler, kolajlar, asamblaj ve heykeller ile ifade ediyor.
Basılı mataryeli yeniden kurgulayarak üretilen bir sanat olarak kolaj, bunu nesneler ile yeni ilişkiler kurarak yaratan asamblaj; montaj sanatı ustası olarak nitelendirilebilecek sanatçının Türkiye'de sanat içinde özgün konumunun altını çizen unsurlar. [KanalKultur]
Rafet Arslan - Babil Kitaplığı 2: Ardışık Totemler ve Diğer Hikâyeler / 25 ocak – 22 şubat 2014; G-art / Galleryrooms Kumbaracı Yokuşu, Tomtom Mah. Kumbaracı Yokuşu No: 37/A - 38/A, Beyoğlu - İstanbul; Tel.: (0212) 243 66 22
Çağdaş sanat sahnesinin modern (ya da postmodern) bir hikâye anlatıcısı Rafet Arslan; 10 yılı aşkın süredir hikâyelerini kolajlarına, öykülerine, resimlerine, ses kayıtlarına, performanslara döküyor.
Arslan'ın birer imge formuna döktüğü "yeni" hikâyeleri Babil Kitaplığı serisi başlığıyla ve iki ayrı etkinlik şeklinde yeni izleyici ile buluşuyor.
Rafet Arslan'nın Babil Kitaplığı serisinin ilk ayağı, "Ziggurat Terbiyicesi" kitap lansmanı ve sergisi Çukurcuma HAYAKA ARTI'da gerçekleşiyor. İkinci "Babil Kitaplığı" sergisi "Ardışık Totemler ve Diğer Hikâyeler" ise G-Art / Galleryrooms'da...
"Ardışık Totemler ve Diğer Hikâyeler" sergisinin merkezinde sanatçının "ardışık totemler", "ayna aksinde bu-dünkü gündelik hayat", "Babil kitaplığına giriş" başlıklı 3 serisi ve onlara eşlik eden yeni Hikâye fragmanları / girizgahları olan yapıtları yer alıyor.
Arslan'ın sanatında totem kavramı sonsuzlukla ilişkideki kadim olan ile gündelik hayatı işgal eden bitimsiz tüketim arasındaki zıtlığı açığa çıkaran bir metafor. Ürettiği yapıtlar ile sanatçı şu soruyu soruyor; "Totem bir işaret, alamet ise 21. yüzyıl için tahayyül ettiği totemler neyin sembolüdür? Selametin mi kıyametin mi?"
Sonsuzluğun bengi döngüsü ile gündelik olanı sürekli tüketilip hemen çöpe dönüşü, sonra geri dönüşümü ve yeniden ve yeniden üretimi ve tüketimi- döngüsü...
Kadim olanın tinsel kutsiyeti ile ve sanatın onla kurduğu etik ilişkinin karşısında tüketimin atık olma hali, geçiciliği..
"Ardışık totemler" imgeleyerek sanatçı, insan uygarlığının ard arda gelişen, döngüsüne dair yeni sorular ortaya atıyor.
Sanatçı bu karşıtlığın arkeolojisine soyunurken, aynı zamanda gündelik hayatın insan ruhu üzerine çöken ağırlığının da bir hassas terazisi. Bugünü işgal eden dünün karanlık hayaletlerinin gezindiği köhne dehlizlere girmekten, karanlık içinde ışık aramaktan ve karanlığın kendisi ile dalga geçmekten ve estetik "kara mizah" ile kahkaha atmaktan çekinmiyor. "Ayna aksinde bu-dünkü gündelik hayat"larımızın aksini bize geri çeviriyor.
Sanatçı; son durağı belli bu hayatlar içinde, sonsuzluğa dair ışık huzmelerini de sürekli arıyor. Bu arayış sanatçıyı insan kültürünün tüm barbarlığı içinde parıldayan en naif arzularının kütüphaneciliğine soyunduruyor. Ansiklopedi ya da kitap ciltlerinden sonsuzluk ile iletişim kapısını çalmasını arzuladığı, kendi kitaplığını yaratmaya çalışıyor. Bu çabanın imkansızlığı ve sonsuzluğunun cazibesi ile büyülenerek, kendi "Babil kitaplığına giriş" yapıyor.
"Babil Kitaplığı" serileri Borges'in aynı adlı öyküsündeki; sürekli yenilenen ve böylece sonsuza değin kendi içinde büyüyen bir kitap / hikâye evreninden esinleniyor. Arslan'ın yazar olarak yarattığı kitaplar yanında, kült bir nesne olarak "kitap" da kendi üretimi içinde önemli bir yere sahip. Kitapla, onun sayfaları, kağıdı, cildi, kokusu duyusal bir ilişkiye geçiyor ve onu kendi sezgisel üretimi içine yediriyor.
Sanatçı; sonsuzluk ile kurduğu bu bağlantıyı, yine sonsuzluğun birer simgeleri olan Ziggurat, Totem gibi yapıların kendisinde yarattığı tinsel çarpışmalar ve bu düş evreninin bir zuhuru olarak resimler, kolajlar, asamblaj ve heykeller ile ifade ediyor.
Basılı mataryeli yeniden kurgulayarak üretilen bir sanat olarak kolaj, bunu nesneler ile yeni ilişkiler kurarak yaratan asamblaj; montaj sanatı ustası olarak nitelendirilebilecek sanatçının Türkiye'de sanat içinde özgün konumunun altını çizen unsurlar. [KanalKultur]
Rafet Arslan - Babil Kitaplığı 2: Ardışık Totemler ve Diğer Hikâyeler / 25 ocak – 22 şubat 2014; G-art / Galleryrooms Kumbaracı Yokuşu, Tomtom Mah. Kumbaracı Yokuşu No: 37/A - 38/A, Beyoğlu - İstanbul; Tel.: (0212) 243 66 22
25 Eylül 2013 Çarşamba
OnstOn / Can Yeşiloğlu - Ottomanik Düşler: Otomatizmden Ottomatizme
Ottomatik Düşler" sergisi ile sezonu açıyor. Sergi, 26 eylül - 13 kasım 2013 tarihleri arasında..
Sanat hayatında 10 yılı demlendirmiş ve kendi düş dünyasını kurmayı başarmış genç sanatçı Can Yeşiloğlu / OnstOn, şimdi yaşadığımız ve yarattığımız gelecek içinde; dün, bugün ve yarının aynı anda buluştuğu, zamansal ve uzaysal bir kayma yaratarak geçmişin Osmanlı imgesi ile bugünün megapol İstanbul'u arasında yeni köprüler oluşturarak, bir paralel evren ve yeni köprüler kuruyor. Bu düş aleminde; yapılar hayvanlarla, makineler insan bedenleri ile iç içe girip, yeni ve mutant diyebileceğimiz formlar yaratıyor. Bu dünyanın iş makineleri etsel formalara, fesli "neo Osmanlı" beyleri ise sokak punk'larına karışıyor.
Yaklaşık 100 yıl önce gerçeküstücü sanatçılar, Freud'un psikanalizinin etkisi ile "Otomatizm" denen yazı ve resim tekniğini keşfettiler. Otomatizm en basit tanımı ile aklın her türlü oto - sansürünün ötesinde, zihnin "saf" imgelerinin yazıya ve resme dönüşme serüveniydi. Avangard sanatçı Can Yeşiloğlu; gerçeküstücü Otomatizm kavramını sürekli yeniden ürettiğimiz (ve de tükettiğimiz) Osmanlı imgesi ile birleştirip; bir neoloji yaratıyor: Ottomatik Düşler..
Can Yeşiloğlu için Otomatizm (daha doğrusu Ottomatizm); yatışmış, sakin bir bilinçdışının değil; çatışmalı, merkezsizleşmiş, mekansızlaşmış, kaotik bir bilinçdışının sözcüsü. Onun imgesinde Otomatizmin tedirgin edici, tekinsiz atmosferiyle; çocuksu düşlerin ve yetişkin ütopyaların büyüsü iç içe giriyor. Şansın resme kattığı bu cazibe ile sanatçının ince ince kurguladığı düşler portreler ile iç içe geçiyor. Ve kuşkusuz ressamın kendi şahsına münhasır bu düş dünyası, heyecan kadar meraka, kaos kadar neşeye de ev sahipliği yapıyor.
Sanat hayatında 10 yılı demlendirmiş ve kendi düş dünyasını kurmayı başarmış genç sanatçı Can Yeşiloğlu / OnstOn, şimdi yaşadığımız ve yarattığımız gelecek içinde; dün, bugün ve yarının aynı anda buluştuğu, zamansal ve uzaysal bir kayma yaratarak geçmişin Osmanlı imgesi ile bugünün megapol İstanbul'u arasında yeni köprüler oluşturarak, bir paralel evren ve yeni köprüler kuruyor. Bu düş aleminde; yapılar hayvanlarla, makineler insan bedenleri ile iç içe girip, yeni ve mutant diyebileceğimiz formlar yaratıyor. Bu dünyanın iş makineleri etsel formalara, fesli "neo Osmanlı" beyleri ise sokak punk'larına karışıyor.
Yaklaşık 100 yıl önce gerçeküstücü sanatçılar, Freud'un psikanalizinin etkisi ile "Otomatizm" denen yazı ve resim tekniğini keşfettiler. Otomatizm en basit tanımı ile aklın her türlü oto - sansürünün ötesinde, zihnin "saf" imgelerinin yazıya ve resme dönüşme serüveniydi. Avangard sanatçı Can Yeşiloğlu; gerçeküstücü Otomatizm kavramını sürekli yeniden ürettiğimiz (ve de tükettiğimiz) Osmanlı imgesi ile birleştirip; bir neoloji yaratıyor: Ottomatik Düşler..
Can Yeşiloğlu için Otomatizm (daha doğrusu Ottomatizm); yatışmış, sakin bir bilinçdışının değil; çatışmalı, merkezsizleşmiş, mekansızlaşmış, kaotik bir bilinçdışının sözcüsü. Onun imgesinde Otomatizmin tedirgin edici, tekinsiz atmosferiyle; çocuksu düşlerin ve yetişkin ütopyaların büyüsü iç içe giriyor. Şansın resme kattığı bu cazibe ile sanatçının ince ince kurguladığı düşler portreler ile iç içe geçiyor. Ve kuşkusuz ressamın kendi şahsına münhasır bu düş dünyası, heyecan kadar meraka, kaos kadar neşeye de ev sahipliği yapıyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












