[İsmail Engin] Alevilik üzerine yürütülen tartışmaların temel açmazlarından biri, onu önceden tanımlanmış dinsel, kültürel veya siyasal kategoriler içine yerleştirme eğilimidir.
O nedenle, Alevilik, kimi zaman İslam içindeki “mezhepsel bir yorum - tasavvufî bir yapı veya eğilim”, kimi zaman Anadolu’nun “kadim kültürel mirası”nın devamı, kimi zaman ise modern dönemde şekillenen bir “kimlik hareketi” olarak tanımlanmaktadır.
Yaklaşımların her biri Aleviliğin belirli yönlerini açıklama gücüne sahip olmakla birlikte, Alevi topluluklarının tarihsel deneyimini, kendi anlam evrenlerini ve toplumsal yeniden üretim süreçlerini tek başına açıklamaya yetmemektedir.
Alevilik kuşkusuz bir “inanç sistemi”dir; ve fakat, yalnızca doktriner ilkelerden oluşan bir dinî yapı değildir. Aynı zamanda, tarih boyunca farklı topluluklar tarafından üretilen, aktarılan, yorumlanan ve yeniden kurulan kolektif bir bellek, ahlâkî bir yaşam düzeni ve özgün bir toplumsallık biçimidir.
Aleviliği anlamak, yalnızca inanç esaslarını veya teolojik sınıflandırmaları incelemekle sınırlı kalamaz; ritüellerin, sembollerin, anlatıların, otorite biçimlerinin ve gündelik pratiklerin nasıl işlediğini de araştırmayı gerektirir.
Bu çerçevede “Alevi antropolojisi”, Aleviliği bağımsız bir antropoloji alt disiplini olarak tanımlama iddiasından ziyade, Alevi dünyasını kendi tarihsel deneyimleri, kavramları ve anlam sistemleri üzerinden çözümlemeyi amaçlayan eleştirel bir antropolojik perspektifi ifade eder.

