Bu Blogda Ara

Nasreddin Hoca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nasreddin Hoca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2013 Perşembe

Yaşar Kalafat: Eski Türk İnançları İtibariyle Nasreddin Hoca

Dr. Yaşar Kalafat
"Trabzon'un içine
Güvercinler uçayı

Kaynanası şaşırmış
Sanduğu ters açayı"


Giriş

Nasreddin Hoca şaşırdığı için binitine ters binmedi. İnsanların şaşkınlıklarını onlara güldürü ile anlatmak için merkebine ters bindi.

Türk halk inançlarında "dökülen saçları savurmamak"[1] "tırnağı ulu orta atmamak"[2] "gece aynaya bakmamak"[3] ve benzeri birçok inanç vardır. Bunlardan birisi de "ters motifi"dir.[4] Bu inançların mitolojik kökenlerine inilmesi gerektiği inancından hareketle toplanılan inanç içerikli malzemeyi anlamlandırmaya çalışılıyoruz. Günümüzden mitolojik döneme ulaşılmaya ve mitolojik dönemden günümüze ulaşan bulguları tartışmaya açıyoruz.

Bu münasebetle çalışmamızda, Türklerin Eski İnanç Sistemleri, bu sistemdeki kültlerden "kara" ve kodlardan "ters" üzerinde duracağız.. Böylece bilvesile ile yaptığı açıklamada Hoca'nın belirttiği gibi, hareket halinde iken ders verirken neden merkebine ters binmiş olduğunu açıklamış olacağız. Hoca, öğrencileri ile dolaşarak ders verirken böyle yapmak zorunda idi. Bu 'görüp ve gösterebilmek' aynı zamanda mecaz anlam taşıyordu. Nitekim insanlardan bir kısmı nedendir veya onları neden ters istikamete yönlendiriyorsun" denilmesi üzerine, dünyanın dengesi için bunun gerektiği mealinde bir cevap verir.

26 Temmuz 2013 Cuma

Eflâtun Cem Güney: Fıkralarına Göre: Nasreddin Hocanın Portresi

Nasreddin Hoca, yedi asırdır yedi dünyaya gülen koca adam... Ona, her yerde bir beşik, her devirde bir mezar gösteriliyor ama, o bunlardan hangisinde sallanarak büyüdü? Bugün de hangi toprağın altında yatıyor, orasını Allah bilir. Bizim bir bildiğimiz, duyduğumuz varsa, bugün de bir kolu maşrikte, bir kolu mağripte ve ruhu ebedîlikle bir baştadır, dünya durdukça, duracak O... Bu ne sihirdir, ne keramet; ne de el çabukluğu bir marifet! Hocayı bu ölmezliğe eriştiren güler yüzü, tatlı dilidir. Biri gönülün yaylası, biri de o yaylanın güneşidir. Zaten adam dediğin ya yüzünden belli olur, ya sözünden! Kötü adam; acı soğan sözlü, kara bulut yüzlüdür. Bu kara gülmezlerin yüzlerinden düşen yüz parça olur; dilleri dersen, saya yağıyla yağlar; çakır dikenle dağlar.. Oysa ki iyi adam tatlı dilli, güler yüzlüdür. Bu güleç insanların yüzlerinden nur mu dedin, nur akar; dillerinden de bal mı dedin, bal akar. Hele Hocanın, hele Hocanın... Ne gözünde bir karartı vardır, ne yüzünde bir morartı; alnının ortası bile güler. İlle dili, ille dili! Alimallah, kaymak çalar balın üstüne. Gayrı onun sözüne, sohbetine doyulur mu? Hanları, hanümanları değil, cümle âlemi ağzına baktırıyor. Her yiğitin bir yoğurt yiyişi var, onun da huyu bu, dobra dobra konuşmak! Bir lâf dilinin ucuna geldi mi, öyle vezir, vüzera gibi «yut gitsin!» etmiyor; ama, «parmağım gözüne, kör kadı!» hesabı değil; şöyle yarlı, yakışıklı; tam dengine getirerek taşı gediğine yerleştiriyor. (Kulun ayıbını yüzüne vurmak istemediği için, ya kendini onların yerine koyuyor; ya da onlar kendini nasıl görüyorlarsa, öyle görünüyor; gülünecekse kendine gülüyor; güldürülecekse, kendine güldürüyor. Velâkin, hani şu yanlarına tütsü ile varılmıyanlar, hele saman altından su yürütenler olursa, yine gülüyor, güldürüyor ama, ya iğneliyerek güldürüyor, ya da güldürerek iğneliyor; ama, bir ucunu kendine dokundurduğu için sözü öylelerine dahi batmıyor). Bundandır Hoca; her başın tacı, her gönülün ilâcıdır. Her meclisin gülü, her sohbetin bülbülüdür. Onsuz, ne düğünün tadı, ne bayramın adı olur; her ziyafetin baş köşesi onun. Çağırılsa da olur, çağırılmasa da gelip kurulur, gayrı ye, kürküm ye! Tok oturup, aç kalkacak hali yok ya, daha olmazsa karısının kulağından tutar gibi tutup tepsiyi çevirir önüne...

22 Temmuz 2013 Pazartesi

Roz Kohen: Annemin Nasreddin Hoca (Coha) Masalı / La Konseja de mi madre

Roz Kohen: Annemin Nasreddin Hoca (Coha) Masalı
/ La Konseja de mi madre
Roz Kohen "Yahudi İstanbul'unu / İstanbul Yahudileri'ni" çiziyor ve anlatıyor: İstanbul'da Yahudiler ve Yahudi Yaşamı

Annem, Yahudi Nasreddin Hoca  (Djoha - Türkçe okunuşu 'Coha') masalını anlatırken bana çok sevdiğim mercimeği yedirirdi: Masalda Coha dardadır ve zalim hükümdara en iyi yemeğin hangisi olduğunu söylemek zorundadır. Yaşlı babasından yardım ister ve hükümdara en iyi yemeğin "açlık" olduğunu söyler. Babasına göre insan ancak aç olunca yemeğin kıymetini bilir. Hiçbir yanıtla tatmin olamayan zalim hükümdar, bu yanıttan memnun kalır ve Coha'yı mükâfatlandırır.

19 Temmuz 2013 Cuma

Nasreddin Hoca: 'Böyle giderse, hiç'...


Metin Akar: "Nasreddin Hoca",
Lâle 4 (1986): 20 - 31]
[Minyatür ve tezhip:
Ahmet Yakupoğlu, agm, 28 - 29
[KanalKultur] - "Hoca merhum, bir rüzgârlı havada deve üstünde kavut yermiş. Fakat ağzına attıkça yel alır götürürmüş, hiç boğazına gitmek kısmet olmazmış. Arkadaşlarından biri: '- Hoca Efendi, nedir o yediğin?' dedikte, Hoca merhum '- Böyle giderse, hiç' demiştir."

[Metin Akar: "Nasreddin Hoca", Lâle 4 (1986): 20 - 31] [Minyatür ve tezhip: Ahmet Yakupoğlu, agm, 28 - 29]

Aydın Erkmen: Nasreddin Hoca - 'İllüstrasyon'

Nasreddin Hoca
- "İllüstrasyon" Aydın Erkmen,
bkz. Mehmet Özel: "1996 Nasrettin Hoca
 ve Dede Efendi Yılı'na Doğru"
Sanat 8 (1995): 4 - 11 [s. 5]
Aydın Erkmen

1943'de Aydın'da doğdu. 1968'de Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Grafik Sanatlar Bölümü'nden birincilikle mezun oldu. 1969 - 1972 yılları arasında Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü'nde serbest grafik ve illüstrasyon asistanı olarak; 1991 - 2002 yılları arasında Mimar Sinan Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü'nde eğitmen olarak görev yaptı. 1969-2000 yılları arasında Maya Reklam, Grafik Maya, Era Tanıtım, Kanguru gibi Türkiye'nin belli başlı reklam ajanslarında sanat direktörü olarak çalıştı. Tasarımını yaptığı ve resimlediği birçok kitap Kültür Bakanlığı tarafından yayınlandı. Milliyet Yayınları, Ada Yayınları, Turing ve Otomotiv Kurumu, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü yayınları dahil olmak üzere sayısız kitap resimledi, yüzlerce kitap kapağı yaptı.

Ödülleri

Grafikerler Meslek Kuruluşu Grafik Tasarım Birincilik Ödülleri, 1965 - 1990 arası; Genel Kurmay Başkanlığı Büyük Ödülü (Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi çalışmaları için), 26 Ağustos 2002;
Osmanlı Devleti 700'ncü Kuruluş Yıldönümü Amblem Yarışması Birincisi, 2000

Sergileri

"Cephelerden Kurtuluşa" İllüstrasyon Sergisi, Akşehir, 2003
"Cephelerden Kurtuluşa" İllüstrasyon Sergisi, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, 2006
Ömer Hayyam Şiir Resimleme Sergisi, Avusturya Kültür Ofisi, Yeniköy, İstanbul 2007
Posta Genel Müdürlüğü Tarafından Basılan Pul Çalışmaları
İstanbul'un Fethinin 550'nci Yıldönümü pulları (4 adet)
Cumhuriyetimizin 80'nci Yılı Anı Pulu
[KanalKultur]

Nasreddin Hoca, fincancı katırlarını ürkütüyor...


[Metin Akar: "Nasreddin Hoca",
Lâle 4 (1986): 20 - 31]
[Minyatür ve tezhip:
Ahmet Yakupoğlu, agm, 22 - 23]
[KanalKultur] - "Birgün Hoca, kabristan civârında gezerken, nasılsa ayağı kayar. Bir eski kabrin içine düşer. Çıplak tenine, gömleğine varınca (ya kadar) toz toprak içinde kalan elbisesini çıkarıp, üstünü başını temizlemeye, düzeltmeye uğraşır. O anda hatırına gelir ki, şurada ölü sanarak acaba Münkir-Nekir gelir mi? Hoca bu hâldeyken, ileriden katırcılar hayvanlarını sür'atle sürerek mezaristana erişmiş bulunurlar. Hoca, yüzlerce çan sesini, hayvan gürültüsünü, katırcı şamatasını birdenbire anlamayarak: '- Eyvâh! Ne aksi zamâna tesadüf ettim.. Kıyâmet kopuyor!.' diyerek şaşkınlıkla biraz öteye beriye çabalanıp, nihâyet mezardan dışarı fırlar, kaçmak ister. Katırlar da tam o hizaya tasadüf eylediklerinden, Hoca'nın böyle alel-acâip bir kıyafetle mezardan fırlamasından katırlar ürkerek karmakarışık olur, birbiri üstüne yığılırlar. Yükleri olan kâse, billur, fincan, tabak makûlesi eşya bütün hurd ü hâş olur. Katırcılar şaşalayıp, sopalarıyla Hoca'nın üzerine hücûm eylerler. '- Sen kimsin, burada ne ararsın?' derler. Hoca, fıtrî tuhaflığı îcâbı olarak: '- Ehl-i âhıret'im, dünyâyı seyre çıkmıştım' demekle, yobaz herifler '- Dur!. Biz sana hoşca seyrân ettirelim.' diye Hoca'yı bir iyi dövüp, başını-gözünü yarmışlar. Hoca, bin zahmet ve meşakkatle geceyarısı evine dönmüş. Karısı: 'Bu ne hâl?. Şimdiye kadar nerde kaldın?..' diye sormağla: '- Mezara düştüm, ölülere karıştım' demiş. Karısı olanca safvetiyle: '- Öteki dünyada ne var ne yok?' diye sorunca, Hoca cevâben: '- Fincancı katırlarını ürkütmezsen, birşey yokdur' demiştir."

[Metin Akar: "Nasreddin Hoca", Lâle 4 (1986): 20 - 31] [Minyatür ve tezhip: Ahmet Yakupoğlu, agm, 22 - 23] [KanalKultur]

18 Temmuz 2013 Perşembe

Nasreddin Hoca, kürsüden cemaate hitap ediyor...

 
[Metin Akar: "Nasreddin Hoca",
Lâle 4 (1986): 20 - 31]
[Minyatür ve tezhip:
Ahmet Yakupoğlu, agm, 20 - 21]
[KanalKultur] - "Hoca Nasreddin Efendi, Akşehir'de birgün vaaz için kürsüye çıkıp: '- Ey mü'minler! Ben size ne söyleyeceğim bilir misiniz?' demiş. Cemâat '- Bilmeyiz..' demeleriyle, Hoca: '- Siz bilmeyince ben size ne söyleyim?' deyip kürsüden iner, bırakır gider. Yine birgün kürsüye çıkıp evvelki suâlini tekrar edince, bu sefer de cemâat, '- Biliriz..' derler. Hoca: '- Mâdem ki biliyorsunuz, o surette benim söylemekliğime ne lüzum kalır?' der, yine çekilir gider. Cemâat hayrette kalarak: '-Efendi bir daha kürsüye çıkarsa, kimimiz bilir, kimimiz bilmeyiz' demeye karar verirler. Hoca yine birgün kürsüye çıkıp, ahâliye evvelki suâli tekrar ederek: 'Kimimiz biliriz, kimimiz bilmeyiz' cevabını alınca, Hoca ciddiyetine hiç halel getirmeyerek: '- Ne kadar âlâ, öyleyse bileniniz, bilmeyeninize öğretsin' demiş."

[Metin Akar: "Nasreddin Hoca", Lâle 4 (1986): 20 - 31] [Minyatür ve tezhip: Ahmet Yakupoğlu, agm, 20 - 21]