Bu Blogda Ara

Veli Asan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Veli Asan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Kasım 2013 Çarşamba

Veli Asan: Tahtacılarda Musahiplik [Hazırlık Aşaması]

[© Veli Asan - KanalKultur] Giriş

İkrarla Aleviliğini ispatlayan Tahtacı genci, evlendikten sonra musahiplikle tarikatın ilk kapısından girmiş olur. Yanyatır Ocağı'na bağlı olanlar, daha sonra aşina, peşine, çiğildaş gibi üç kapıdan daha geçerek dört kapıyı böylece tamamlar. Biz şimdi birinci kapı olan musahiplikten konu edeceğiz.

Musahip sözcüğü Arapça olup, sohbet, arkadaşlık eden kimse anlamına gelmektedir. Bazı araştırmacı-yazarlar sözcüğün anlamını değişik açılardan, değişik anlatımla vermektedir. Örneğin bir yazar "Birbirine sahip çıkmak, maddi ve manevi yönlerde yardımda bulunmak, birbirlerini tehlikelere karşı kollamak ve korumaktır" derken, bir başkası, yazdığı Ansiklopedik Sözlük'te "Arkadaşlık eden, sohbeti güzel olan" şeklinde tanımlamaktadır. Aynı sözlük, musahip için, ikrar verecek, nasip alacak erkek ve kadının (karı-koca) seçtiği kefil anlamında eş, yol arkadaşı, yol kardeşi gibi açıklamalarda bulunmaktadır. Aynı sözlüğün bu konudaki açıklamalarının tamamını aldıktan sonra esas konumuza geçelim.

Musahip ayini: İkrar verme erkânı.
Musahip evi: Cemevi.
Musahip kavline girme: Alevi meydanı.
Musahip kurbanı: İkrar verme erkânı.
Musahip tutma: İkrar verme erkânı.
Musahipli: İkrar vermiş nasip almış olan.
Musahip olmak: İkrar vermiş nasip almış olmak.

Görüldüğü gibi sözlük ve ansiklopedik anlatımlarda, açıklık olmadığı gibi törenler birbirlerine karışmaktadır.

Tahtacı Türkmenler; cem törenlerinden tutun da çeşitli inanç ve törelerin uygulanışına değin yaptıkları hareketleri basite indirgemişlerdir. Onlara bu zorunluluğu yaşam koşulları getirmiştir. Anadolu halkı, zorunlu olmadıkça inanç ve törelerinden ödün vermez. Hatta bazı uygulamalar birbirine çok yakın bile olsa, doğrusunun kendisinin uyguladığı olduğunda sonuna değin direnir. Kolay kolay başka uygulamayı kabul etmez. Örneğin: Bir yazarımız musahiplik konusunda yazdığı bir kitabında "On-Oniki yaşlarında musahip tutulabilir" derken, bir başkası kesinlikle "olmaz öyle şey" deyip, işin içinden çıkıveriyor. Bunları da göz önünde tutarak, Tahtacı Türkmenlerdeki musahipliği, araştırmalarımı ve gözlemlerimi de katarak en gerçekçi şekilde anlatmaya çalışacağım.

7 Kasım 2013 Perşembe

Veli Asan: Tahtacı Türkmenlerde Baş Bağlama

[© Veli Asan - KanalKultur] - Baş bağlama, yeni gelinlere uygulanan bir törendir. Bazı yörelerde gerdeğin ikinci günü, bazı yörelerde kaçarak evlenmelerde, gelinin hamile kalmasından sonra, bazı yörelerde ise (bu çoğunluktur), ister kaçarak ister düğünle evlenilsin, kadının hamile kalıp genç kızlıktan ayrılıp kadınlığa adımını atmak anlamına gelir. O artık evinin kadını olacaktır. Hele işin içine çocuk da girince bu törenden sonra kadın kendisini evine ve kocasına verir. Çocuk, kadını eve bağlayan en güçlü unsur olduğu için, hamile kalmayan veya hamile olup da çocuğu canlanmayan (örneğin düşme tehlikesi olan veya ölü doğabileceği ihtimali olan hallerde) gelinin başı bağlanmaz.

Tahtacı Türkmenlerde baş bağlama töreninde birliktelik vardır. Örneğin, törenin başlangıcından bitişine değin yapılan uygulamalar aynıdır. Ancak başa takılan süslerde ufak tefek farklılıklar olabilir. Bu da çok önemli farklılık sayılmaz.

Hamile kalan gelinin çocuğunun rahminde canlandığını haber alan kaynana sevinçlidir. Hemen hazırlığa girişir. Gerekli olan giysi ve takıları temin edebileceği zamanı hesap ederek, baş bağlayacağı günü ev halkıyla birlikte kararlaştırır.

Baş bağlama törenini "Anabacı" yönetir. Anabacı, dede veya mürebbi karısıdır. Anabacı yoksa, kocası sağ, ilk çocuğu ölmemiş, sözü dinlenir, görmüş geçirmiş kişilik sahibi bir kadın da yönetebilir. Bu nitelikleri olmayan kadın baş bağlama töreni yönetemez.

Törene salt evli kadınlar katılırlar. Bir yandan o gün için özel hazırlanmış yemekler pişerken, bir yandan da baş bağlama törenine geçilir. Gelinin bütün iç giysileri yeni dikilmiştir. Başı bağlanacak olan gelin uzun elbisesi ile ortaya gelir. Endamı güzel olanlar için, o ortaya gelirken sağdan soldan "Maşallah" sesleri duyulur. Anabacı, önce, gelinin topuğuna kadar inen iç köyneğini giydirir. Ancak, köyneğe eteğinden toplayıp başından geçireceği sırada durur ve "Selavat, sallala Muhammad'e selavat" der; "Kutlu olsun" diye yanıt verirler. Giydirmeyi geciktiren anabacı "Ya Ali" diyerek gömleği giydirir. Selavatla giydirilen her giyside, aynı yol izlenir. Sıra ile şunlar giydirilir:

5 Kasım 2013 Salı

Veli Asan: Aşina-Peşine-Çiğildaş

[© Veli Asan - KanalKultur] - Musahiplik, Aşina, Peşine ve Çiğildaşlık gibi dört kapının yalnız Yanyatır Ocağı'na bağlı olan Tahtacı Türkmenlerde vardır. Hacıemirli Ocağı'na bağlı Tahtacılarda ise, musahiplikten sonrası yoktur. Halen dedelik yapmakta olan, Hacıemirli rehberi Bayram Kemancı'yı Aydın'ın Kızılcapınar Köyü'ndeki evinde geçen ay ziyaret ettim. Konuyu açtım. Doğruladı; ancak savunmasını da yapmayı ihmal etmedi:
"Musahiplikten sonrası yoktur. Her insanın bir yol kardeşi (ahratlığı) olur. Buna musahip denir. Sahip olmaktan gelir. İki aile birbirlerini kardeş olarak seçerler. Bunun töreni, tüm Alevi oymaklarında aynıdır. Musahip olan iki aile birbirini iyi tanıyacak ki, Aşina olacaklar. Yorum yapmaksızın birbirlerinin peşinden gidecekler, yani birlikte iş yapacaklar, birlikte ağlayıp birlikte gülecekler buna da peşinde olma anlamında Peşine denmiştir. Çiğildaş denmesinin sebebi de bu kurulan yoldaşlıktan üreyen kişiler çağıl taşları gibi çoğalacak, akrabalık katarı genişleyecektir.''
diye bir savunma yaptı ama bizce tutarlı değil. Zira Yanyatırlar bunu Buyruk hükümlerine göre yürüttükleri gibi diğer üç kapıyı kurumlaştırmışlardır. O halde bu dört kapı yalnız Yanyatır Ocağı'na bağlı Tahtacıları kapsamaktadır.

Özverme

Özverme, Aşina olmak isteyen ailelerin, bağımsız kalmaları için, yapılan törene denir. Musahiplikte yeterince kaldıktan sonra, ikinci kapıya geçmek isteyen aileler biraraya gelirler. Belli bir törenden geçtikten sonra, birbirlerine Aşina olabilmeleri için, izin verirler. Bu bir nevi ayrılmadır. Ama, özdeki kardeşlik ve diğer akrabalarına olan yakınlık sürer. Bir kimse, dört kapının tamamını bile geçse, gene de musahibinden kopmaz. Dolayısıyla dört kapıda buluşan canlar, büyük bir halka oluştururlar. Bu halka o kadar büyür ki, bir aile dört kapıdaki tüm canların kendileri ve yakın akrabalarıyla bütünleşir. Bu bütünleşme sonunda, yüzlerce, binlerce kişi aynı duyguya sahip katarlar oluştururlar.