Bu Blogda Ara

30 Nisan 2014 Çarşamba

Ramazan Çakıroğlu: Bir Bilge Ağaç

Ramazan Çakıroğlu
[© Ramazan Çakıroğlu - KanalKultur] - İnsanlar gibi "anıt ağaçlar" da tarihin taşıyıcısıdır. Sadece anıt olanlar mı? Özünde tüm varlıkların tarihi taşıma ve yaşatma görevi vardır... Tarih demek, özünde yaşadığımız demektir... Yoksa; yaşadığımız ve elimizden tutan gelecek neyin üstünde duruyor?... Canlı ve cansız tüm varlıklarıyla bu dünyanın ve evrenin değil mi?...

Öyleyse, insanoğlu hem kendi türüne hem de bu varlıklara çok yakın ve anlayışlı davranmak zorundadır... Gün gelir, bastığı toprak, üstünde yaşadığı dünya ayağının altından, gelecek de ellerinden kayar gider...

Anlatacağımız, her seferinde daha da geniş ve güçlü şeyler düşündüren bir ağacın kısa öyküsüdür... İnsanlar ve ağaçlar arasındaki bağı tanımlayan, ender örneklerden biridir...

Sözümüze konu olan, meşe ağacı, Dünya üzerinin Zonguldak coğrafyasının, Gökçebey ilçesi Veyisoğlu Köyü'ndedir... Kahramanımız, eski bir Roma mezarlığı içinde yer alan bir meşe ağacıdır... Kahraman diyoruz, çünkü bir ağaç için, kara yağmura, çamura ve insan baltasına karşı beş yüz yıldan fazla direnmek kolay değildir... İnsan dediğin en fazla yüze kadar yaşar...

Başlangıçta, bu direngen ağacı doğa gönüllüsü Nail Yurtaçan ve eğitimci Ali Rıza Yılmaztürk fark ederler... Bu iki insanla birlikte ilçeden bir çok kafadarın da el ele vererek "anıt ağaç" olarak tescil ettirdikleri, çevre düzenini yaptıkları bir meşe ağacıdır bu... Dile kolay, beş yüz yıldan fazla yaşı olan, devirler görmüş bu ağaç, geçmişte de şimdi de insanların önemli bir buluşma yeri olmuştur...

Bilge bir ağaç dedik. Belki "ağacın da bilgesi mi olurmuş?" diyenler çıkacaktır. Öykümüzü yine de anlatalım...

Bilge ağacın; yöre halkından ve çok uzaklardan ziyaretçileri geliyor. Öğretmenler, öğrenciler, akademisyenler, aydınlar geliyor... Ağaçla birlikte vadiyi, dağları seyrediyorlar... Karşı tepede ormanlarla kaplı tepeleri... Karasalih Dağı'nı... Kara Salih Efsanesi'nin geçtiği yerleri.... Aloğlu Kalesi'ni... Ufuk çizgisinin yakınında, solunda ve sağında serpilmiş insan emeği kokan köyleri... Güneyden Kuzeye doğru akıp giderken, ana rahmi gibi yatağında tarih ve arkeoloji barındıran milyon yılların Filyos ırmağını...

O insanları buluşturuyor bu bilge ağaç... Bilge ağacın yanında en son görülen; tarihçi bir bilim kadını, bir arkeoloji doçenti ve Ispartalı bir orman mühendisiyle biyolog eşi idi...

Aysel Alver - Agoni | Agony

Aysel Alver, Binil-mez I 
| Not  to be ridden I, 
metal konstrüksiyon -
kağıt hamuru-kolaj,
Metal construction -
papier mache-collage,
65 x 145 x 70 cm., 2014
[KanalKultur] - Galeri İlayda 9 mayıs – 8 haziran 2014 tarihleri arasında Aysel Alver’in  "Agoni | Agony" isimli solo heykel sergisine ev sahipliği yapıyor.

Beşinci solo sergisinde Aysel Alver "agoni" kavramı üzerinde duruyor. Temelde tıp alanında kullanılan, "ölmeden önceki an" anlamına gelen bu terimi Alver, yaşadığımız tarihsel süreçte ahlaki ve etik değerleri betimlemek için kullanıyor.

Sergisinin hazırlıklarına "Ahlaki çürüme ne zaman ve nasıl başlar?" sorusuyla yola çıkan Alver, bu çürüme sürecini insan ve değerleri bağlamında "agoni" bir zaman dilimi olarak yorumluyor. Alver kesintiye uğrayan modernleşme ve aydınlanma sürecini dengesi bozulmuş hümanizm anlayışı ve deforme olmuş ahlaki ve etik değerler üzerinden tarif ediyor.

"Yozlaşma olarak da ifade edilebilecek bu sürecin oluşumunda, hükümetlerin ideolojik yapıları veya dini yaptırımları ile aile yapılarının çok büyük etkisi var. Bireylerin çocukluktan itibaren psikoseksüel gelişim süreçlerinin baskılanması  veya müdahaleye uğraması ve evrensel ahlaktan mahrum bırakılarak yetiştirilmesi bu sürecin koşullarını hazırlıyor. Toplumsal bir mesele haline gelen bu türden müdahalelerin yarattığı deformasyon ile ortaya çıkan patolojik denilebilecek kişiliklere dikkat çekmek gerekiyor. Benzer biçimde, bu yaptırımların daha sonraki süreçlerde özel ve kamusal alanlarda pekiştirilmesi yaşanan tahribatı derinleştiriyor." diyen Alver "agoni" bir zaman dilimi olarak betimlediği bu türden ahlaki ve etik değerlerin yitimini galeri mekanında sergilediği eserlerde gerçekleştirdiği psikanalitik bir yaklaşımla izleyiciye deneyimletmek istiyor...

* * *

Aysel Alver, Emme | Don't Suck,
Metal konstrüksiyon - kağıt hamuru-kolaj,
Metal construction - papier mache - collage,
65 x 68 x 52 cm., 2014
Aysel Alver points to the concept of "agony" at her fifth solo exhibition. Alver uses this term, which is generally used in medicine and means "the moment before death", to describe moral and ethical values in the historical process we live in.

Alver, starting preparations for the "Agony" exhibition with the question "When and how does ethical corruption begin?" interprets this corruption process as an "agony" period of time in terms of human beings and their values. Alver describes the interrupted modernization and enlightenment process over unbalanced perception of humanism and deformed moral and ethical values.

Alver states "Ideological structures or religious sanctions of governments and family structures had a great impact on the emergence of this process which can also be defined as corruption. Psychosexual development processes of individuals since their childhood being under pressure or intervened with and growing deprived of universal ethics accelerated the conditions for this process. It is required to give attention to personalities that might be called pathologic, emerging from the deformation of such kind of interventions which have become a social issue. Similarly, strengthening these sanctions in public and private areas in the upcoming processes deepens this distortion and wants the audience to experience the loss of these moral and ethical values she describes as an "agony" period of time through a psychoanalytic approach in the art pieces exhibited at the gallery.

29 Nisan 2014 Salı

Psikanaliz ve Sanat Karşılaşmaları! Gerçek, Fantezi ve İdeoloji

Orlan'ın Metamorfoz adlı işi psikanalize doğrudan bir meydan okumayı içeriyor. Beden üzerinde bir hakkımız var mı?

Boşluk, hiçlik ve eksik sanatta nasıl bir yer tutuyor?

Gündelik hayatın dokusunun içine sızmış olan fantezi nesneleri sanatta nasıl ortaya çıkıyor?

Arzudan kaçarken arzuya yakalanmak ne demek?

Psikanaliz, sanat ve politika, sanat ve özgürlük arasındaki ilişki nedir?

Dr. Özgür Öğütcen ve Ezgi Bakçay Çolak, 2, 9, 16 ve 23 mayıs 2014 tarihlerinde Karşı Sanat - Versus Art'ta "Psikanaliz ve Sanat Karşılaşmaları! Gerçek, Fantezi ve İdeoloji" başlıklı bir dizi seminer veriyor.

Dr. Özgür Öğütcen ve Ezgi Bakçay Çolak seminer çağrısında şunları kaydediyor:

"Psikanaliz ve sanat pek çok açıdan birbirine açılabilir, karşılıklı olarak birbirini açabilir. Sanatçılar kendi yolculukları sırasında psikanalizden ipuçları alabilirler ya da ondan büsbütün uzak durmayı tercih edebilirler. Bu seminerlerde amacımız psikanaliz ve sanatın olası bir karşılaşmasının nasıl olabileceği sorusunun peşinden gitmek. Psikanaliz sanat hakkında konuştuğunda ne söyleyebilir? Sanat psikanalizi nasıl eleştirip dönüştürebilir? Sanatı hangi psikanalitik kavramlar aracılığıyla düşünebiliriz? Sanatın psikanalize ihtiyacı var mı? Terapi ve sanatsal üretim süreci karşılaştırılabilir mı? "Süblimasyon" kavramı sanatsal yaratıcılığı açıklamakta yeterli mi? Sanatçının biyografisi onun yaratıcılığına nasıl etki eder? Peki ya terapist sanattan ne öğrenebilir, kendi pratiği sanatın sınavından geçebilir mi? Sizi Orlan, Duchamp, Warhol ve Beuys üzerinden sanat ve psikanaliz karşılaşmasına davet ediyoruz."

Dr. Özgür Öğütcen ve Ezgi Bakçay Çolak - Psikanaliz ve Sanat Karşılaşmaları! Gerçek, Fantezi ve İdeoloji / 2, 9, 16 ve 23 mayıs 2014; Karşı Sanat - Versus Art, Gazeteci Erol Dernek Sokak No:11 / 3-4 Hanif Han, Beyoğlu - İstanbul

Bir Daha Asla! Geçmişle Yüzleşme ve Özür | Never Again! Apology and Coming to Terms with the Past

"Bir Daha Asla!: Geçmişle Yüzleşme ve Özür", Açık Toplum Vakfı ve Anadolu Kültür'ün ortak projesi...

Geçmiş üzerine tartışmalar, son yıllarda hem yaşadığımız coğrafyada hem de dünyanın başka yerlerinde, politik ve sosyal alanda gitgide daha fazla yer kaplıyor. Geçmişle yüzleşme ve özür talebi, bu tartışmaların çatışma noktalarından en önemlisi.

Geçmişle yüzleşme, Türkiye'nin 'başına açılmış bir belâ' değil dünyanın gündemindeki bir mesele, evrensel bir dava. Bu nedenle uluslararası örneklere bakarak karşılaştırma yapmak; Türkiye'deki unutma kültürünü dönüştürmek ve adalet duygusunu onarıcı bir hatırlama kültürünün uygarlık sürecinin bir parçası olduğunu kabul etmek açısından önemli. Bu yönüyle geçmişle yüzleşme ve özür, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimiz ve nasıl bir ortak gelecek kurmak istediğimizle de ilgili.

"Bir Daha Asla!: Geçmişle Yüzleşme ve Özür" sergisi, geçmişle yüzleşme deneyimlerini ve özür dileme eylemini, toplumların ortak demokrasi kültürünü oluşturma mücadelesi bağlamında ilişkisel olarak ele almaya çalışıyor. Sergi, sekiz vakaya yakından bakarak geçmişte yaşanan hak ihlalleri, katliamlar, soykırım ve insanlık suçlarıyla devletlerin nasıl yüzleştikleri, hangi süreçlerden geçtikleri, nasıl özür diledikleri ve dilenen özrün anlamı üzerine düşünmeye çalışıyor.

Sergide özel olarak incelediğimiz vakaların yanı sıra, günümüze kadar dilenmiş olan resmî özürlerin kapsamlı bir haritası da yer alıyor. Elazar Barkan ve Graham G. Dodds'un danışmanlığında hazırlanan, tasarımcı ve sanatçı Mahir M. Yavuz'un görselleştirdiği bu özel proje, resmî özürleri, tarihsel bağlam ve mekân ilişkisi üzerinden ele alıyor.

Proje dâhilinde iki de kitap hazırlandı. Serginin tamamlayıcısı niteliğindeki katalog, sergi boyunca İzmir Resim Heykel Müzesi Kültürpark Sanat Galerisi'nden ücretsiz edinilebilir. Sergi kapsamında ele alınan vakaların ayrıntılı olarak incelendiği metinlerle beraber, geçmişle yüzleşme üzerine çalışan yazar ve akademisyenlerin katkılarının yer aldığı kitap ise "Bir Daha Asla!: Geçmişle Yüzleşme ve Özür" adıyla İletişim Yayınları tarafından basıldı.

24 Ekim – 15 Aralık 2013 tarihleri arasında İstanbul DEPO'da açılan ve basının ve izleyicinin yoğun ilgisiyle karşılanan sergi Anadolu turnesine İzmir'den başlıyor. Sergi, daha sonra Ankara, Samsun ve Diyarbakır'da izleyiciyle buluşacak.

Proje koordinatörleri: Asena Günal (editör), Önder Özengi (küratör), Özlem Yalçınkaya, Kubilay Özmen; Vaka metinleri: Mehmet Sinan Birdal, Derviş Aydın Akkoç; Akademik danışman Elazar Barkan; Resmî özürler listesi: Graham G. Dodds; Sergi tasarım: Sarper Takkeci; Sergi ve katalog grafik tasarım ve uygulama: Fevkalade; Prodüksiyon: Ahmet Aküzüm, Erdal Sezer; Veri haritalama: Mahir M. Yavuz; Video montaj: Sevgi Ortaç; Fotoğraf baskıya hazırlama: Derin Korman; Çeviriler: Irazca Geray, Liz Amado, Barış Yıldırım, Aslı Çetinkaya, Aylin Ülçer, Çiçek Öztek, Balca Ergener; Sergi tasarım uygulama: Şantiye Destek; Fotoğraf baskı: DAKA A.Ş.; Folyo baskı: 3T Reklam; Baskı: Mas Matbaacılık A.Ş.

* * *

"Never Again!: Apology and Coming to Terms with the Past", is a joint project of Open Society Foundation and Anadolu Kültür.

Issues around the past have increasingly become a topic of discussion in the political and social spheres both in our geography and at other places in the world in recent years. Confronting the past and the demand for apology is the major point of controversy in this discussion.

Confronting the past is not a predicament that befell Turkey; it is an issue on the world's agenda, a universal cause. This is why looking at comparative international case studies from around the world will contribute to transforming the culture of forgetting in Turkey and acknowledging that a remembering culture that would restore a sense of justice is a part of the civilization process. In this respect confronting the past and apology is also about what kind of a society we want to live in and the kind of shared future we want to build.

The exhibition "Never Again!: Apology and Coming to Terms with the Past" aims to explore experiences of coming to terms with the past and the act of apologizing in scope of societies' efforts to constitute a common culture of democracy from a relational perspective. Looking closely at eight cases from around the world, the exhibition contemplates how states have come to terms with past rights violations, massacres, genocide and crimes of humanity, and the meaning of the issued apology.

In addition to the specifically presented case studies, the exhibition also includes a comprehensive map of the official apologies issued up to date. This special project realized in consultancy with Elazar Barkan and Graham G. Dodds and visually designed by designer and artist Mahir M. Yavuz, explores official apologies via the relation of the historical context and given space.

Two books were also published in scope of the project. The catalogue, which is a complementary volume to the exhibition, can be obtained free of charge from Depo throughout the exhibit. The second volume, titled Never Again!: Apology and Coming to Terms with the Past, comprised of texts examining the case studies presented in the exhibition in detail and featuring contributions by authors and academicians working on issues of confronting the past, has been published by Iletişim Publishing.

"Never Again! Apology and Coming to Terms with the Past” was first opened in DEPO, Istanbul on October 24th, 2013 and attracted tremendous attention both from the audience and the press. First stop of the exhibition in Anatolian cities is Izmir. Later, the exhibition will meet with the audience in Ankara, Samsun and Diyarbakır.

Project coordinators: Asena Günal (editor), Önder Özengi (curator), Özlem Yalçınkaya, Kubilay Özmen; Case texts: Mehmet Sinan Birdal, Derviş Aydın Akkoç; Academic consultant: Elazar Barkan; List of official apologies: Graham G. Dodds; Exhibition design: Sarper Takkeci; Exhibition and catalog graphic design and application: Fevkalade; Production: Ahmet Aküzüm, Erdal Sezer; Data mapping: Mahir M. Yavuz; Video editing: Sevgi Ortaç; Photo edit: Derin Korman; Translations: Irazca Geray, Liz Amado, Barış Yıldırım, Aslı Çetinkaya, Aylin Ülçer, Çiçek Öztek, Balca Ergener; Exhibition design application: Şantiye Destek; Photo prints: DAKA A.Ş.; Folio prints: 3T Reklam; Print: Mas Matbaacılık A.Ş.

"Bir Daha Asla! Geçmişle Yüzleşme ve Özür" | "Never Again! Apology and Coming to Terms with the Past" / 2 – 25 mayıs 2014; İzmir Resim Heykel Müzesi, Kültürpark Sanat Galerisi, İzmir

25 Nisan 2014 Cuma

Onur Mansız - Trajedi

Onur Mansız - "False Lunacy",
tuval üzerine yağlı boya, 190 x 135 cm., 2013
[KanalKultur] - art ON İstanbul, 27 mayıs - 12 temmuz 2014 tarihleri arasında genç sanatçı Onur Mansız'ın "Trajedi" adlı ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor.

İspanya'da yaşayan sanatçının hiperrealist portreleri izleyicilerden bir duygu yoğunluğu talep ediyor; onları melankoli ve belki de kara bir mizahın sınırlarında dolaşan kendi trajedileriyle yüzleşmeye çağırıyor.

Onur Mansız'ın kurgulanmış figüratif kompozisyonlarının odağında bireyin dış müdahalelere açık iç dünyasındaki çalkantıları yer alıyor.

Model olarak yakın çevresinden seçtiği kişileri kullanan sanatçı, en doğru ışık ve ışık açılarıyla yarattığı atmosferde, onların çıplak bedenlerine projeksiyon yansıtarak fotoğraflıyor. İstediği detayları tuvale aktarırken sanatçının teknik ustalığı devreye giriyor.

Onur Mansız - "Vanity Remains",
tuval üzerine yağlı boya, 175 x 120 cm., 2014
Sanatçının duygusal-gerçekçi yaklaşımının, resimlerdeki teatral kurgunun hâkim olduğu kompozisyonlara aykırı düştüğü söylenebilir, ancak bu tezatlık izleyiciyi içine çeken güçlü bir iluzyon oluşturuyor. Figürlerin üzerine yansıtılan görüntüler, modellerin yüz ifadeleri ve beden dillerinin yanı sıra omuzlarına yüklenen rollere ve psikolojik derinliklerine ışık tutuyor.

Mansız'ın adeta altını kalın kalın çizdiği bedenler, konusu sanatçının kendisi, sanatı, hatta insanlık olan yeni hikâyeler anlatmasına olanak tanıyor.

Tuvallerdeki bireyler bize çok benziyor: Hemen her gün savaşıyor, yara alıyor, tökezliyor ve sonra - zorunluluktan ya da değil- tekrar ayağa kalkıyor - hayat devam ediyor.

Onur Mansız

1986'da İstanbul'da doğdu. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölumü'nden mezun oldu. Ourense ve İstanbul arasında mekik dokuyor, yaşıyor ve çalışıyor. [KanalKultur]

Onur Mansız -  Trajedi /  27 mayıs - 12 temmuz 2014; art ON İstanbul, Şair Nedim Caddesi, No: 4 Akaretler - Beşiktaş - 34307 İstanbul

Karadeniz İsyandadır - Nükleer Katliamdır!


 Kazalardan kaçınılamaz. Tasarım kusurları, yıpranma, mekanik ve insani hatalar nedeniyle kaza olasılığı yapısaldır. Kaza ve sızıntılar, yüksek toplumsal maliyete yol açar ve sınır tanımaz.

 Yüzbinlerce yıl radyoaktif kalan atıkların zararsız hale getirilmesi mümkün değildir. Atıkların yeraltı sularına, nehirler ve ırmaklara sızma riski yüksektir.

 Normal işleyişi sırasında fark edilmeyen / örtbas edilen sızıntılar nedeniyle, geniş bir alanda radyoaktif kirlilik yaratır. Nükleer santral civarında belirli oranda radyasyon artışı yaşandığı, hava, su, toprak kirliliğine neden olarak canlı yaşamı üzerinde olumsuz etkiler yarattığı bilinen bir gerçektir.

 Deprem, sel, tsunami ve tayfun gibi afetlerde kaza riski yükselir. Fay hatları yakınına reaktör kurulması ekstra risk yaratır

 Kapanan santraller uzun süren söküm aşamasında nükleer atık haline gelir ve söküm maliyetleri çok yüksektir. Kullanılmış yakıt çubukları ve atıklar yerin altında çelik tanklara gömülür. Ancak bu tanklar da 10-15 yıl içerisinde yüksek düzeyli ve sürekli radyoaktif ışıma sonucunda çatlar ve sızıntı meydana gelir. Tam olarak bir yalıtım ve bertaraf teknolojisi henüz bulunamamıştır

 Şeffaf değildir, yatırım kararından silah yapımına, kazalardan atıklara kadar her aşamada gizlilik esastır, radyoaktif sızıntı ve kazalar örtbas edilir.

 Çernobil'i unutamadan, Japonya – Fukuşima felaketini yaşadık...

Müzisyenler, oyuncular, avukatlar, gazeteciler ve ekoloji mücadelesi verenler #NükleereİSYAN dediler!

Çernobil'in 28. yılında Karadeniz İsyandadır Platformu'nun çağrısıyla bir araya gelen; müzisyenler, oyuncular, avukatlar, gazeteciler ve ekoloji mücadelesi verenler nükleere karşı hazırlanan şarkıyı seslendirdiler.

Hazırlanan klipte, İstanbul Milletvekili Melda Onur; gazeteci Mehveş Evin, Serkan Ocak ve Utku Zırığ; oyuncu Sadi Celil Cengiz ve Gizem Akman; Çağdaş Hukukçular Derneği'nden Av.Efkan Bolaç ve Ekoloji Kolektifi Derneği'nden Av. Cömert Uygar Erdem; müzisyen Volkan Cebeci ve Aydoğan Topal; Nükleer Karşıtı Platform'dan Fidan Üredi, Yeşil Gerze Çevre Platformu'ndan Canan Armutcuoğlu ve Karadeniz İsyandadır Platformu'ndan Yağmur Sakarya kamera karşısına geçip "Nükleer Katliamdır" dediler.

24 Nisan 2014 Perşembe

Firuz Kutal çizdi: 24 Nisan 1915'e dair...

© Firuz Kutal çizdi: "24 Nisan 1915'e dair..."

Gani Pekşen - Küll

Halk müziği sanatçısı ve Ege Üniversitesi Devlet Türk Müziği Konservatuvarı'ndan Dr. Gani Pekşen Gani Pekşen'in solo albümü "Küll" Kalan Müzik tarafından yayınlandı. Müzik yönetmenliğini şelpe (mızrapsız bağlama) ustası Erdal Erzincan yaptı.

Albümde yer alan eserler, 1986-1994 yılları arasında, Peşken tarafından Malatya, Arguvan ve civar köyleri ile, İstanbul'da yaşayan Arguvanlı Alevi Dede ve Zakirlerin sesi ve sazından  derlenmiş, Peşken tarafından notaya alınıp işlendikten sonra Erdal Erzincan ve Ulaş Kurtuluş Ünlü'nün desteği ile ortaya çıkarılmış.

Albüm, Pekşen'in derleme anında yakından gözlemleyebilme imkânı bulduğu Aleviliğin, canlı müzik kültürü örnekleri olan deyişler, duvaz imamlar,  mersiyeler ve semahlarla gelecek kuşaklara kalıcı bir arşiv belgesi olarak ulaşıyor…

Albüme Tolga Sağ, Ulaş Kurtuluş Ünlü de vokal desteği veriyor.

Albümdeki Kayıtlar

1. Divâne Gönlümün Feryâdı Bugün / Malatya – Arguvan – Emirler;
Kaldır Dostum Aç Gözün Gör Didarı / Malatya – Arguvan – Germişi (Ermişli);
Zahid Mezhebinden Sual Olursa / Malatya – Arguvan – Emirler 11'00"
2. Arz-u Halim Eyle Zülf-ü Cânâna (Uzun Hava) / Malatya – Arguvan – Emirler 6'44"
3. Enbiya içinde şakk-ü'l kâmerim / Malatya – Arguvan – Germişi (Ermişli);
Önüme Bir Çığır Geldi / Malatya – Arguvan – Germişi (Ermişli);
Kıblemdir Muhammed secdemdir Ali / Malatya – Arguvan – Germişi (Ermişli) 11'29"
4. Sorma be birader mezhebimizi (Bozok Semahı) / Malatya – Arguvan – Emirler 6'17"
5. İnâyettir bize fazl-ı Hüdâ'dan (Duaz-ı İmam) / Malatya – Arguvan – Germişi (Ermişli) 2'11"
6. Hüseyin girdi meydana (Mersiye) / Elazığ – Baskil – Şeyh Hasan Köyü 5'02"
7. Kalktım sefer ettim Urum'dan Şam'a (Ya Hızır Semahı) / Elazığ – Baskil – Şeyh Hasan Köyü 5'26"

Gani Pekşen

1961 yılında Malatya'da doğdu. 1982-1986 yılları arasında İ.T.Ü.Türk Müziği Devlet Konservatuarı'nda lisans eğitimini, 1986-1988 yılları arasında yüksek lisans eğitimimi tamamladı. 1999-2004 yılları arasında Azerbaycan Bakü Müzik Akademisi'nde doktora eğitimini tamamladı. 1987-1990 yılları arasında İ.T.Ü.Türk Müziği Devlet Konservatuarı'nda; 1990 yılından beri E.Ü. Devlet Türk Müziği Konservatuarı'nda görev yapıyor.

Gani Pekşen - Küll. CD – Yapım: Kalan Müzik – Hasan Saltık, 2007;Destek: İBA Yapım – Halil Ağar; Yönetmen: Erdal Erzincan; Dizenlemeler: Erdal Erzincan, Gani Pekşen; Stüdyo: ASM;Mix / D. Master: Göktürk Sarvazlar; Tonmaister: Göktürk Sarvazlar, Can Sarvazlar; Fotoğraf: Stüdyo Ekrem; Grafik Tasarım: Ayşegül Özmen; Baskı: FRS

Yunanca Düşünce Arapça Kültür

Halife el-Mehdî, Aristoteles'in Topika'sının Arapçaya çevrilmesini emretmişti. Nasturi patriği I. Timotheos, İS 782 civarında kitabı Süryaniceden çevirdi. Yunancasına danışmayı da ihmal etmedi. Mehdî iyi bir öğrenciydi; kitabı dikkatle okudu ve açık bir münazarada İslam'ı savundu. Tartıştığı Hıristiyan, Patrik I. Timotheos'tan başkası değildi.
Timotheos, anılarında halifenin kendisiyle tanrıbilim tartışmasına girmesine ilk başta şaşırdığını; fakat daha sonra Mehdî'nin Hıristiyanlığa yönelttiği bütün itirazların üstesinden geldiğini – gayet kibarca – anlatır.

Aristoteles'in Topika'sı o dönemde Arapçaya çevrilen Yunanca eserlerden sadece biriydi.

Yunanca-Arapça çeviri hareketi Arap Abbasi hanedanının iktidara gelmesi ve ardından Bağdat'ın kuruluşuyla birlikte (İS 762) başladı. İki yüzyılda astroloji, simya, fizik, matematik, tıp ve felsefe gibi çeşitli konuları kapsayan dindışı bilimsel ve felsefi Yunanca eserlerin neredeyse tamamı Arapçaya çevrildi.

İnsanlık tarihinde yeni bir çağ başlatan bu hareket Perikles Atina'sı, İtalyan Rönesansı veya 16.-17. yüzyıl bilimsel devrimiyle aynı kategoride yer alır ve insanlık tarihi için çok önemlidir.

Yunanca Düşünce, Arapça Kültür bu çeviri hareketindeki toplumsal, siyasal ve ideolojik etkenleri araştırıyor, Arap bilim ve felsefe geleneğinin önemli rolünü inceliyor ve 9. yüzyıl Bizans uyanışıyla doğrudan bir bağlantısı olduğu savıyla, İslam ülkelerinde ve dışında bu mirasın izlerini sürüyor.

Dimitri Gutas,Yale Üniversitesi'nde Arap Dili ve Edebiyatı profesörü. Greek Wisdom in Arabic Translation, 1975; Avicenna and the Aristotelian Tradition, 1988; A Greek and Arabic Lexicon, 1992 (Gerhard Endres ile birlikte) yayınladığı eserler arasında.

Dimitri Gutas: Yunanca Düşünce Arapça Kültür - Bağdat'ta Yunanca-Arapça Çeviri Hareketi ve Erken Abbasi Toplumu. Çev.: Lütfü Şimşek, Kitap Yayınevi, İstanbul 2003, 240 S., ISBN: 975-8704-36-2

Pforzheim Klâsik Türk Mûsıkîsi Topluluğu, 25. Kuruluş Yılı Konseri

[KanalKultur] - Dr. Dahi Gözüm yönetimindeki Klâsik Türk Mûsıkîsi Topluluğu Pforzheim tarafından, 26 nisan 2014 günü, 25. kuruluş yılı nedeniyle Pforzheim'de [Osterfeldstr. 12, 75172 Pforzheim] bir konser veriliyor.

Verein für klassisch-türkische Musik e.V. Pforzheim | Klâsik Türk Mûsıkîsi Topluluğu Pforzheim

"Klâsik Türk Musıkîsi"ni yaşatmak ve öğretmek, Almanlara ve meraklısına tanıtmak amacıyla 1989 yılında Almanya'nın Baden-Württemberg eyaleti Pforzheim kentinde Ûdi Bestekâr İsmet Alpaslan girişimiyle "Dergâh  Klâsik Türk Mûsıkîsi Topluluğu" olarak kuruldu.

Bugüne değin, Almanya'nın çeşitli eyalet ve kentlerinde 150'nin üzerinde konser verdi.

Klâsik Türk Mûsıkîsi Topluluğu Pforzheim'i 1998 yılından beri Dr. Dahi Gözüm yönetiyor. [KanalKultur]