Bu Blogda Ara

22 Ocak 2016 Cuma

Kontaktstudium Migration und Flucht

Neuer Kontaktstudiengang des Heidelberger Zentrum für Migrationsforschung und Transkulturelle Pädagogik – Hei-MaT 

Das Hei-MaT an der Pädagogischen Hochschule Heidelberg beginnt im April 2016 mit einem neuen Kontaktstudiengang. Hierbei handelt es sich um eine berufsbegleitende Weiterbildung mit Präsenz- und Selbststudienphasen über zwei Semester.

Warum ein Kontaktstudium?

Personen, die im Migrationsbereich arbeiten, sind vielfältigsten Herausforderungen ausgesetzt. Zum einen müssen sie differenziertes Wissen über die Herkunftsländer, Migrationsgründe, aufenthalts- und ausländerrechtliche Bestimmungen, Qualifikationen der Migranten und Asylsuchenden vorliegen haben, zum anderen Expertise darüber besitzen, wie die jeweiligen Personen individuell und ihren Bedarfen entsprechend unterstützt, beraten und in verschiedene Maßnahmen vor Ort in der Kommune integriert werden können. Angesichts der aktuell hoch bleibenden Zahl von Flüchtlingen sind die Anforderungen an Fachkräfte, die im Migrationsbereich tätig sind, nochmals gestiegen.

Das geplante Kontaktstudium setzt sich zum Ziel, die Fachkräfte der Migrationsarbeit entsprechend zu qualifizieren und für die gestiegenen Anforderungen in rechtlichen, sozialen und pädagogischen Feldern handlungskompetent zu machen.

Inhalte des Kontaktstudiums
  • Migrationsgeschichte und Migrationssoziologie
  • Rechtliche Rahmenbedingungen von Migration, Flucht und Asyl nach Deutschland
  • Pädagogische Professionalität in inter-/transkulturellen Kompetenzfeldern 
  • Sprachförderung Deutsch und Institutionennetze
Zielgruppe

Personen aus öffentlich-kommunalen Institutionen (öffentlicher Dienst, z.B. Jugendamt, Sozialamt, Gesundheitsamt, Polizei, Beratungsstellen, Migrantenselbstorganisationen etc.), die im Bereich Migration und Flüchtlinge tätig sind sowie Lehrkräfte und weitere Pädagogen aus Bildungsinstitutionen.

Aydan Birdevrim'le Zamana Yolculuk

[KanalKultur] - Teknolojik gelişme sonucunda değişime uğrayan kültürle birlikte doğal olarak daha önce insanın yaşamına giren nesnelerin yerini çağdaşları alıyor. Uzun süre görülmeyen, duyulmayan, konuşulmayan, dokunulmayan nesneler, zamanla unutuluyor.

Aydan Birdevrim, eğitimci ve sanatçı olarak kaybolmuş ya da kaybolmaya yüz tutmuş eserleri, el sanatlarını, gelenekleri tekrar yaşatmak, dün olmadan bugün, bugün olmadan yarın olamayacağı için onları yeni nesillere tanıtmak gerektiğine inanıyor. Bunu yaparken geçmişe özlem içinde düne takılı kalmadan, büyük emeklerle tarihsel süreçte gelişmiş desenlerin, formların deforme edilmeden kullanılmasını vurguluyor; yanlış restorasyonlara dikkat çekmek için, yeni formlar üzerinde desenleri yorum getirmeden kullanıyor.

Aydan Birdevrim'in, 'Zamana Yolculuk' ismini verdiği ve 5 ocak - 5 şubat 2016 tarihleri arasında Gölcük Belediyesi Sanat Galerisi'de sanatverserlerle buluşan sergisinde, eserlerin ana temasını Anadolu kapı tokmakları, minyatürler, çeşitli dönemlere ait çiniler ve gelenekler oluşturuyor.

1981'de beri seramik sanatıyla, son yıllarda da camla uğraşmakta olan sanatçı, camın transparan ve yalın görünüşüne karşın soğuk görünümünden kurtarmak için onu Osmanlı desenleriyle bütünleştirmeye çalışıyor. Böylelikle sıcak ve soğuk dengeyi sağlayarak, camın şeffaflığında desenleri görmek istiyor. Sanatçı, seramik eserlerinde eski ahşaplar, paslı demirler ve zincirlerle birlikte kilitler kullanarak, kapı tokmağının kendi özünü vurguluyor. Kapı tokmaklarının kendine özgü dilini eserlerinde gizemli mesajlar vererek, Anadolu insanının anlatmak istediği ince detayları, inançlarını, korkularını sosyal ve ekonomik yönünü gizemli bir şekilde kapılara yansıtmış olduğu duyarlılığı seramik ve camda yeni formlarda yaşatıyor.

21 Ocak 2016 Perşembe

Üryan, Çıplak, Nü - Türk Resminde Bir Modernleşme Öyküsü

İzzet Ziya - Kayıktaki Kız,
Zeyno-Muhsin Bilge Koleksiyonu,
tuval üzerine pastel, 29,5 x 23,5 cm., yak. 1915
Pera Müzesi, 25 kasım 2015 – 7 şubat 2016 tarihleri arasında kuruluşunun 10. yılında Türk sanatının modernleşme süreci içinde nü resmin gelişimini anlatan “Üryan, Çıplak, Nü” sergisini düzenliyor. Sergi, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte manzara ve natürmort ağırlıklı resimsel üretimin genişleyerek sanat tarihinin temel türlerinden biri olan nü’nün resimsel bir konu ve biçim olarak ortaya çıkışını irdeliyor. Nü resmin, Türkiye’nin modernleşme sürecinin sanata yansıyan yönünün simgesel unsurlardan biri olduğunu da gündeme getiriyor. Küratörlüğünü Ahu Antmen’in yaptığı sergide, farklı dönemlerden 44 sanatçının, akademik etüdlerinin de dâhil olduğu 150’ye yakın eseri yer alıyor.

Osman Hamdi Bey, Süleyman Seyyid Bey, Halil Paşa, İzzet Ziya Bey, Avni Lifij, Ruhi Arel, İbrahim Çallı, Namık İsmail, Melek Celal Sofu, Cemal Tollu, Zeki Faik İzer, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, Fikret Mualla, Leyla Gamsız ve Yüksel Arslan gibi farklı kuşaklardan sanatçılara yer veren “Üryan, Çıplak, Nü: Türk Resminde Bir Modernleşme Öyküsü” sergisi, yüzyıl başında gizli saklı ve tek tük, Cumhuriyet döneminde ise yoğun olarak üretilen nü resimlerin izini sürerek ressamların, çıplaklığın sanatsal temsillerine karşı var olan kültürel direnci aşma çabalarını gözler önüne seriyor. Çıplaklık konusunun, gelenekselden moderne çeşitli dönüşümleri kapsayan tarihsel ve toplumsal süreçler kadar, bireysel hassasiyetleri de içeren oldukça karmaşık bir olgu olarak karşımıza çıktığına dikkat çeken Ahu Antmen “Bu sergi ile nü resmin Türk sanatındaki gelişim evresini ele alırken, bir yandan da ülkemizde Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte sanatçı kimliğinin oluşumunu, kültürel olarak mahremle özdeşleştirilmiş kadın bedenine yönelik cinsellikten arınmış sanatsal bir algı geliştirmenin güçlüklerini, modern kimlik algısında sanat ve nü resim arasında kurulan bağlantıları resimlere bakarak düşünmeyi, düşündürmeyi amaçladık” diyor.

20 Ocak 2016 Çarşamba

Gülgün Başarır - Herhangi Şeyler

[KanalKultur] - Gülgün Başarır, 'Herhangi Şeyler' adını verdiği sol sergisiyle 14 - 31 ocak 2016 tarihleri arasında Galeri Selvin'de sanatverlerle buluşuyor.

Sanatçı, sergi manifestosunda şunları kaydediyor:

'Herhangi şeyler' isimli bu sergimde, birbiri ile ilişkilendirilmiş farklı konuları farklı şekilde ifade etmeyi seçtim.

Donalt Kuspit 'Sanatın Sonu' kitabında, 'Kimi insanlar site adı verilen birbirinin aynısı konutları beğenmediklerini söylüyorlar ama, sanat galerilerindeki birbirinin aynı sıra sıra kutulara hayranlıkla bakıyorlar.' sözü farklı konuları seçmemde yol gösterici oldu. Çünkü ben de galerilerdeki birbirinin aynı resimleri artık görmek istemiyorum. Sanat eseri, bir konunun ömrü billah tekrarı ile değil, sanatçının tuval üzerindeki eyleminin tekrarı ile oluşur.

Kadir İnanır’a 21. Türkiye Almanya Film Festivali’nin Onur Ödülü Veriliyor

[KanalKultur] - 4 – 13 mart 2016 tarihleri arasında Türkiye Almanya Film Festivali, sinefilleri 21. kez Nürnberg’e davet ediyor. 2016 yılının programının hazırlanması devam ediyor.

Programın önemli bir parçası olan Onur Ödülü’nün sahibi belirlendi. Festival, 2016 yılında oyuncu Kadir İnanır’a sanatı ile Türkiye sinemasının gelişmesine etkin katkısı ve yaşam boyu başarısı için Onur Ödülü’nü veriyor.

Kadir İnanır’a Onur Ödülü 4 mart’ta Tafelhalle Nürnberg’deki açılış galasında takdim ediliyor. İnanır, 5 mart 2016’da Künstlerhaus K4’te 'Karılar Koğuşu' (Yönetmen: Halit Refiğ, TR, 1990) filminin gösteriminin ardından ise seyirciler ile söyleşiye katılıyor.

Kadir İnanır 1968 yılında ilk kez kamera karşısına çıktıktan sonra kariyerinde hızla yükseldi. 182 sinema filmi ve 11 dizinin başrolünü üstlendi. Ataerkil toplumu veya sınıf çatışmalarını konu eden birçok toplumsal siyasi filmde oynayan İnanır, özellikle Atıf Yılmaz, Şerif Gören veya Ömer Kavur'la çalışmaları sonucunda Türkiye’nin siyasi nitelikli sinemasında etkin oldu..

Türkiye Almanya Film Festivali Onur Ödülleri

Kültürlerarası diyaloga katkıda bulunan sanatçılara Türkiye Almanya Film Festivali tarafından verilen Onur Ödülleri:

Birey İçinde Bulunduğu Ses Ortamını Nasıl Algılar? - Günlük Sesler: Sesi Gündelik Hayat Üzerinden Keşfetmek

Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi'nde (ANAMED) 8 ocak 2015 - 20 mart 2015 tarihleri arasında meraklısıyla buluşturulan 'Günlük Sesler: Sesi Gündelik Hayat Üzerinden Keşfetmek' sergisi ziyaretçileri kent yaşamına dair çeşitli seslerin yanı sıra gündelik hayatta dikkatten kaçan seslerle de tanıştırıyor.

Kurgusu ve tasarımı PATTU (Cem Kozar, Işıl Ünal) tarafından üstlenilen sergide, ses tasarımcıları Mine Erkaya ve Ateş Erkoç’un ses yerleştirmeleriyle ziyaretçilere mekân, sokak ve kent gibi farklı ölçeklerde bir soundscape (ses alanı) deneyimi sunuluyor.

Farklı bölümlerden oluşan sergi, 'Birey içinde bulunduğu ses ortamını nasıl algılar?' sorusu ile başlayarak, günün temposunda duymamaya başladığımız seslerin ayrıştırıldığı etkileşimli bir yerleştirmeyle devam ediyor. Bir sonraki bölümde senaryo ve kurgusu Vassilis Danellis’e, hareketli görselleri Hürcan Emre Yılmazer’e ait olan 'Şehirde Başka Bir Gün Daha' adlı ses yerleştirmesinde ise sokakta kaydedilen ses ve efektlerden oluşan bir hikaye ziyaretçilerle buluşturuluyor. Bu bölümde, Dolby Atmos, Extreme Audio ve Pana Film Stüdyoları’nın sponsorluğunda ziyaretçiye gerçekçi ve eşsiz bir soundscape (ses alanı) deneyimi sunuluyor. Sesin üç boyutlu ve dinamik olarak mekânda deneyimlenmesini sağlayan Dolby Atmos teknolojisi Türkiye’de ilk kez bir sergide kullanılıyor.

19 Ocak 2016 Salı

Türk Sanatı’nda Kökler ve Temeller

Mıgırdiç Givanian
Türkiye'de resim sanatının köklerini ve temellerini oluşturan sanatçıların eserlerinden oluşan ve bir müze sergi niteliğinde olan, 'Türk Sanatı’nda Kökler ve Temeller' isimli resim, seramik, heykel ve fotoğraf sergisi, 30 ocak - 25 şubat 2016 tarihleri arasında Galeri Eksen’de sanatseverlerin beğenisine sunuluyor.

Sergide eserleri yer alan sanatçılar arasında Erol Akyavaş, Özdemir Altan, Bedri Baykam, İbrahim Çallı, Nejat Melih Devrim, Şükriye Dikmen, Gürdal Duyar, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, Mıgırdiç Givanian, Ara Güler, Nuri İyem, Zeki Faik İzer, Füreyya Koral, Fikret Mualla, Zekai Ormancı, İbrahim Safi, Nusret Suman, Bedia Taran, Burhan Uygur, Adnan Varınca … bulunuyor.

16 Ocak 2016 Cumartesi

Nazan Erkmen'den uluslararası yeni bir başarı: İllüstrasyonları İtalya'da sahnelenen Kız Kulesi Efsanesi'nde

Şimdiye kadar yüzlerce kitap resimleyen, çoğu uluslararası 25 ödüle layık görülen Doğuş Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Nazan Erkmen'in illüstrasyonları İtalya'da sahne dekoru olarak uygulanıyor.

L’Aquilla Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü öğretim üyeleri tarafından Kız Kulesi Efsanesi öyküleri senaryolaştırılıyor, müziği yeniden yapılandırılarak eser halinde sahneye konuluyor.

Kız Kulesi Efsanesi'nde sanatçı-öğretim üyesi Nazan Erkmen tarafından resimlenen efsanenin illüstrasyonları da sahne dekoru oluyor. Üç boyutlu sahne dekorları için efsanenin tümü sanatçı tarafından yeniden resimleniyor ve ayrıca bu resimler bir kitap olarak yayımlanıyor.

Prof. Dr. Nazan Erkmen 2010'de Çırağan Sarayı Kempinski’de 'Bir Bennudur İstanbul' adlı bir sergi açmıştı. Bu illüstrasyon sergisinde çocuklar adeta bir kuşun kanadında gezdiriliyordu. Sergi, İstanbul'un gizemini ve efsanelerini çocuklara tanıtmayı amaçlıyordu. Kız Kulesi Efsanesi'nin illüstreleri de büyük ilgi gören bu sergide yer almıştı.

15 Ocak 2016 Cuma

Oryantalizm

Pierre-Desire Guillemet (1827-1878) - Çiçek takan kız
Türkiye’nin önde gelen koleksiyoncuları en değerli oryantalist tablolarını toplumla paylaşıyor.

Antik A.Ş., 15 ocak - 15 şubat 2016 tarihleri arasında 'Oryantalizm' adlı sergiyi sanatseverlerle buluşturuyor. Antik Palace’daki sergide Oryantalizm sanatının usta isimlerine ait değerli tablolar meraklısını bekliyor... Sergi, özel koleksiyonlarda yer alan tabloların toplumla paylaşılması ve yeni koleksiyonerlere ışık tutması amacıyla gerçekleştiriliyor.

Üç asır boyunca Batı dünyasında görülen Osmanlı hayranlığının tuvallere yansıması Oryantalist tabloların bir arada sergilenmeleri ve toplumla paylaşılmasının çok önemli olduğunu belirten Antik A.Ş.’nin kurucuları Nurcan ve Turgay Artam, değerli eserlerini paylaşan koleksiyonculara, sanatseverler adına teşekkür ediyor; 'bu eserlerin bir arada görülmesinin büyük bir şans' olduğunu belirtereki tüm sanatseverleri sergiyi görmek için Antik Palace’a davet ediyor. Sergiyi geçekleştiren Nurcan Artam, 'Benzerlerine yurtdışında çok rastlanan eğitici ve bilgilendirme amaçlı koleksiyoner paylaşım sergilerinin Türkiye’de artacağına inanıyorum, koleksiyonlar toplumla paylaşıldıkça değerlenir.' diyor.

Tarihin Sonsuzluğunda: Notre Dame de Sion 160 Yaşında

1872 - Öğrenciler
Notre Dame de Sion, kuruluşunun yüzaltmışıncı yılını 'Tarihin Sonsuzluğunda: Notre Dame de Sion 160 Yaşında' adlı bir sergiyle kutluyor. Okulun eski öğrencilerinin kurmuş olduğu NDS’liler Derneği’nin girişimiyle; Vildan Gülçelik, Dürin Ababay Kariyo, Emine Perviz Erdem-Genpa, Habbib Pişan, Ayşin Arca-Tura Turizm ve Ahmet Kozikoğlu-Vista Turizm’in desteğiyle hazırlanan sergi 20 ocak - 12 mart 2016 tarihleri arasında, okulun sergi salonunda gezilebiliyor.

Serginin küratörü Saadet Özen şunları söylüyor:

'Sergide, yüz elli kadar fotoğrafın yanı sıra yüz civarında öğrenci defteri, ders kitabı, kıyafet, okulun kendine has geleneklerini yansıtan ödül taçları, kuşaklar, kordonlar tarihî bir perspektifle ziyaretçilere sunuluyor.

160. yıl sergisinin temeli, bundan on yıl önce, 2006’da, okulun yüzellinci yılında yapılmış olan çalışmalara dayanıyor. O tarihte NDS’liler Derneği dönüm noktası sayılabilecek bu yıl dönümünü kurumun geçmişiyle yeni bir bağ kurmak için bir fırsat olarak görmüştü. Notre Dame de Sion, Fransa dışındaki ilk okullarından birini 1856’da, İstanbul’da, o dönemdeki adıyla Pangaltı’da açmıştı. Kuruluşunun yüzellinci yılında okul hâlâ aynı yerdeydi. Okul ondokuzuncu ve yirminci yüzyılın keskin dönemeçlerinde varlığını ve büyük değişimlerden geçmiş olmasına rağmen imgesini nasıl koruyabilmişti? Bu soruya cevap arayan mezunlar Roma’da ve Fransa’da bulunan NDS arşivlerine gitmiş, okulun eski öğretmen ve öğrencileriyle görüşmüş, ayrıca mektup, fotoğraf, karne, kıyafet gibi malzemeyi biraraya getirmişlerdi.