Kahvehane; Kültürel birikim ortamı, sosyalleşme mekânı ve siyasi iktidar karşısında halkın sesini duyurabildiği bir kamusal alan?
Osmanlı toplumunda 16. yüzyıl ortalarında bir şehir mekânı olarak gelişen kahvehaneler, yepyeni bir sivil deneyimin gelişmesine katkıda bulundular.
Değişik zümrelerden ve kültür seviyelerinden insanların kahve içmek ve sohbet etmek amacıyla gittikleri bu yerler, kısa zamanda toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılayan bir konuma geldi.
Kitap, beş akademisyenin bu konudaki çalışmalarını bir araya getiriyor. Makalelerin en önemli ortak yanı "kamusal alan" kavramsallaştırmasının bir çeşit eleştirisi ve Osmanlı'da kahvehane kamusallığını anlama çabası.
Selma Özkocak; kahvehanelerin gelişiminin daha geniş ölçekli gelişmelerle, örneğin 16. yüzyıl ve sonrasında artan şehirleşme, şehre göç ve bunun bir sonucu olarak sosyalleşmedeki yükseliş ve bütün bunların da özel alanın ve daha çok ev yaşamına ait geleneksel konukseverlik yapısının dönüşümü ile ilişkilendirilmesinin önemini vurguluyor.
Uğur Kömeçoğlu; kahvehaneleri Sennett'in "aktör olarak insan" biçiminde kavramsallaştırması ve kamusal alanın bir sosyallik formu olarak okunması üzerinden irdeliyor ve bu mekânda gerçekleşen meddah, karagöz, ortaoyunu, âşık gösterileri gibi toplumsal performansları mekânsal ve eleştirel kamusallığın öğeleri olarak sunuyor.
Ahmet Yaşar; kahvehanelerin, Osmanlı İstanbul'una girişi sırasında ve sonrasında devlet erkânı ve ulema arasındaki kötü şöhretini inceliyor ve siyasi iktidarın kahvehane kamusallığı üzerindeki kontrolünü irdeliyor.
Ali Çaksu; 1826 yılına kadar Osmanlı siyasetine belirgin biçimde yön veren yeniçerilerin kahvehanelerle ilişkilerini inceliyor ve yeniçeri kahvehanesinin kahve ve tütün içilecek bir yer olmasının yanısıra bir edebiyat salonu, isyancı karargâhı, karakol, tekke, iş bürosu ve mafya kulübü gibi işlediğini örneklerle ortaya koyuyor.
Cengiz Kırlı ise 1840-1845 yıllarına ait "havadis jurnalleri" adını taşıyan bir dizi belge üzerinden, mezkûr dönemde sıradan İstanbul insanının kahvede, sokakta, çarşı ve pazarda ve hatta evlerinde yaptıkları sohbet ve dedikoduları inceliyor.
Ahmet Yaşar (Ed.): Osmanlı Kahvehaneleri, Mekân, Sosyalleşme, İktidar. Kitap Yayınevi, İstanbul 2009, 139 s., ISBN: 978-605-105-027-0
insan ve kültüre dair... : Alevi Arşivi... Alevi Antropolojisi ... Almancılar... Sanat
Bu Blogda Ara
12 Eylül 2014 Cuma
Gazi Sansoy - Pop
[KanalKultur] - Galeri İlayda,7 Ağustos – 28 Eylül 2014 tarihleri arasında Gazi Sansoy'un "Pop" isimli solo sergisini Zorlu Center PSM Sanat Galerisi [34340, Beşiktaş, İstanbul] alanında gerçekleştiriyor.
Rönesans resminde soylu ve güçlü sınıflara karşı eleştiri ve karikatürizasyonla da karşılaşırız. Sanatçılar, resimlerinde iktidar sahibi ailelerin şatafatlı yaşamlarını daha da abartılı ve biraz da hicivli resmederek yumuşak tonlu eleştirilerde bulunurlar. Bu, Sansoy'un, Rönesans sanatçıları ile buluştuğu zaman-ötesi bir noktadır. Sansoy, sözkonusu eserlere resimsel değerleri açısından büyük hayranlık duyarken konuları açısından eleştiri ile yaklaşır. Din, soylu sınıf, zengin ve gösterişli hayatların kahramanlarını ait oldukları yerden bu şekilde silerek, kendi deyişiyle onlarla "dalga geçer".
Sansoy, üzerinde çalıştığı tabloları dünyanın farklı müzelerinde kendisi fotoğraflar. Tuvale baskı alırken eserlerin çerçevelerini de kapsaması, hatta bazılarına ahşap taklidi plastik çerçeve yaptırması, onlara yaptığı müdahalenin absürt yanını güçlendirirken aynı zamanda onların müze objesi kimliğini de vurgular. Ciddi bakışlı müzelerin başyapıtlarına yaptığı bu muzipçe müdahale, bir yanıyla da sanat tarihine dokunur. Kutsal kişiler, mitolojik karakterler, soylular sanatın öyküsünü oluşturan kahramanlardır. Sanat tarihi onları anlatır, yorumlar, yargılar, öyküleştirir, yaşatır ya da öldürür. Onların imgelerinin sanat tarihsel olmayan bir müdahale ile yerinden edilmesi, bir anlamda kimliksizleştirilmeleri sanatın tarihinin de yeniden yorumlanmasını, değerlendirilmesini provake eder. İzleyici bir kez daha, bu kez sanatın tarihinde oluşmuş boşlukları doldurmaya davet edilir.
Gazi Sansoy'un Avrupa Rönesans resmine duyduğu büyük hayranlık ve içlerinde varolma isteği, onların tuval üzerindeki dijital baskı kopyalarına yaptığı yalın ve özgün müdahalede vücut bulur.
Bu çıkış noktasından doğan Yüzsüzler Serisi, içine sızdığı konular, alanlar ve kullandığı teknik itibari ile çok yönlü okumalara olanak veren zengin bir seyir fırsatı sunar.
* * *
Gallery Ilayda Tesvikiye is pleased to present "Pop" a solo exhibition by Gazi Sansoy August 7th – September 28th, 2014 at Zorlu PSM gallery venue.
Renaissance paintings involve criticism and caricaturing of noble and powerful classes. Artists picture ostentatious lives of dominant families in their paintings in a more exaggerated and more satiric way; and by doing so they make soft criticisms. This is a point beyond time in which Sansoy meets with Renaissance artists. While Sansoy has great admiration to these works in terms of their value as paintings, he criticizes their themes. By erasing the heroes of religion, noble, rich and pretentious lives from where they belong to, he "ridicules" them, in his own words.
Sansoy takes photos of the paintings he works on in different museums around the world. He takes the frames of the painting into to scope while he is printing on canvas. He even gets some of them framed with plastic frames which look like wood. As well as strengthening the absurd part of his intervention, he also emphasizes their identity as museum objects. This tricky intervention to masterpieces of serious looking museums also touches to the history of art. Holy personalities, mythological characters, and noblemen are heroes who compos the story of art. History of art speaks about them, interprets, judges, and narrates them, keeps them alive or kills them. Replacing their images with a non-artistic intervention and their de-identification in a way provoke the reinterpretation and evaluation of history of art. Spectators are invited once more to fill in the gaps in the art history.
Gazi Sansoy's great admiration to European Renaissance painting and his desire to exist within them come into being in his simple and unique intervention to digitally printed copies of these paintings on canvas. As a result of the topics and areas it infiltrates in and the technique used, Faceless Series, rising from this starting point, provides a very rich sight enabling a multidimensional reading. [KanalKultur]
Rönesans resminde soylu ve güçlü sınıflara karşı eleştiri ve karikatürizasyonla da karşılaşırız. Sanatçılar, resimlerinde iktidar sahibi ailelerin şatafatlı yaşamlarını daha da abartılı ve biraz da hicivli resmederek yumuşak tonlu eleştirilerde bulunurlar. Bu, Sansoy'un, Rönesans sanatçıları ile buluştuğu zaman-ötesi bir noktadır. Sansoy, sözkonusu eserlere resimsel değerleri açısından büyük hayranlık duyarken konuları açısından eleştiri ile yaklaşır. Din, soylu sınıf, zengin ve gösterişli hayatların kahramanlarını ait oldukları yerden bu şekilde silerek, kendi deyişiyle onlarla "dalga geçer".
Sansoy, üzerinde çalıştığı tabloları dünyanın farklı müzelerinde kendisi fotoğraflar. Tuvale baskı alırken eserlerin çerçevelerini de kapsaması, hatta bazılarına ahşap taklidi plastik çerçeve yaptırması, onlara yaptığı müdahalenin absürt yanını güçlendirirken aynı zamanda onların müze objesi kimliğini de vurgular. Ciddi bakışlı müzelerin başyapıtlarına yaptığı bu muzipçe müdahale, bir yanıyla da sanat tarihine dokunur. Kutsal kişiler, mitolojik karakterler, soylular sanatın öyküsünü oluşturan kahramanlardır. Sanat tarihi onları anlatır, yorumlar, yargılar, öyküleştirir, yaşatır ya da öldürür. Onların imgelerinin sanat tarihsel olmayan bir müdahale ile yerinden edilmesi, bir anlamda kimliksizleştirilmeleri sanatın tarihinin de yeniden yorumlanmasını, değerlendirilmesini provake eder. İzleyici bir kez daha, bu kez sanatın tarihinde oluşmuş boşlukları doldurmaya davet edilir.
Gazi Sansoy'un Avrupa Rönesans resmine duyduğu büyük hayranlık ve içlerinde varolma isteği, onların tuval üzerindeki dijital baskı kopyalarına yaptığı yalın ve özgün müdahalede vücut bulur.
Bu çıkış noktasından doğan Yüzsüzler Serisi, içine sızdığı konular, alanlar ve kullandığı teknik itibari ile çok yönlü okumalara olanak veren zengin bir seyir fırsatı sunar.
* * *
Gallery Ilayda Tesvikiye is pleased to present "Pop" a solo exhibition by Gazi Sansoy August 7th – September 28th, 2014 at Zorlu PSM gallery venue.
Renaissance paintings involve criticism and caricaturing of noble and powerful classes. Artists picture ostentatious lives of dominant families in their paintings in a more exaggerated and more satiric way; and by doing so they make soft criticisms. This is a point beyond time in which Sansoy meets with Renaissance artists. While Sansoy has great admiration to these works in terms of their value as paintings, he criticizes their themes. By erasing the heroes of religion, noble, rich and pretentious lives from where they belong to, he "ridicules" them, in his own words.
Sansoy takes photos of the paintings he works on in different museums around the world. He takes the frames of the painting into to scope while he is printing on canvas. He even gets some of them framed with plastic frames which look like wood. As well as strengthening the absurd part of his intervention, he also emphasizes their identity as museum objects. This tricky intervention to masterpieces of serious looking museums also touches to the history of art. Holy personalities, mythological characters, and noblemen are heroes who compos the story of art. History of art speaks about them, interprets, judges, and narrates them, keeps them alive or kills them. Replacing their images with a non-artistic intervention and their de-identification in a way provoke the reinterpretation and evaluation of history of art. Spectators are invited once more to fill in the gaps in the art history.
Gazi Sansoy's great admiration to European Renaissance painting and his desire to exist within them come into being in his simple and unique intervention to digitally printed copies of these paintings on canvas. As a result of the topics and areas it infiltrates in and the technique used, Faceless Series, rising from this starting point, provides a very rich sight enabling a multidimensional reading. [KanalKultur]
Alberto Modiano - Zaman ve Mekan içinde Musevilik
"Zaman geçer fotoğraf kalır" [Alberto Modiano]
Alberto Modiano'nun üç yıllık bir çalışma sonucu gerçekleştirdiği "Zaman ve Mekan içinde Musevilik" konulu fotoğraf sergisi, Schneidertempel Sanat Merkezi'nde 11 - 28 eylül 2014 tarihleri arasında meraklısıyla buluşuyor.
Sergi açılışında bu çalışmanın fotoğraflarından oluşan geniş kapsamlı kitabın tanıtım lansmanı da yapılıyor, sanatçı kitaplarını imzalıyor.
Siyah beyaz fotoğraflardan oluşan bu sergide İstanbul'da yan yana yaşayan birçok din ve kültürün birbiri ile etkileşimlerine de tanık olunuyor.
Bu toprakların zenginliğini bir kez daha paylaşmak için sergi bir fırsat yaratıyor...
Alberto Modiano - Zaman ve Mekan içinde Musevilik / 11-28 eylül 2014; Schneidertempel Sanat Merkezi; Bankalar cd. Felek Sk. No:1, Karaköy - İstanbul
Alberto Modiano'nun üç yıllık bir çalışma sonucu gerçekleştirdiği "Zaman ve Mekan içinde Musevilik" konulu fotoğraf sergisi, Schneidertempel Sanat Merkezi'nde 11 - 28 eylül 2014 tarihleri arasında meraklısıyla buluşuyor.
Sergi açılışında bu çalışmanın fotoğraflarından oluşan geniş kapsamlı kitabın tanıtım lansmanı da yapılıyor, sanatçı kitaplarını imzalıyor.
Siyah beyaz fotoğraflardan oluşan bu sergide İstanbul'da yan yana yaşayan birçok din ve kültürün birbiri ile etkileşimlerine de tanık olunuyor.
Bu toprakların zenginliğini bir kez daha paylaşmak için sergi bir fırsat yaratıyor...
Alberto Modiano - Zaman ve Mekan içinde Musevilik / 11-28 eylül 2014; Schneidertempel Sanat Merkezi; Bankalar cd. Felek Sk. No:1, Karaköy - İstanbul
Cemil Cahit Yavuz - Serbest Alan
![]() |
| Cemil Cahit Yavuz - Gezi |
Birçok dergide çizgi roman, kapak, tipler ve karikatürler çizen Cemil Cahit Yavuz'un yeni sergisi, sanatçının bir süredir devam eden "Leke Oyunları" serisinden işleri ve daha önce sergilenmemiş yeni çalışmalarını biraraya getiriyor.
Sergi, çeşitli boyutlarda kağıt işler içeren üç gruptan oluşuyor; düzenlemeler, tek figürlü işler ve esprili lekeler. Birinci grupta, her biri aynı konudaki lekesel figürlerin istiflenmiş düzenlemesinden meydana gelen on ayrı çalışma bulunuyor. Figürler siyah beyaz ve ayrı ayrı çalışılmış olarak düzenlemelerde yerini alırken, her biri ayrı konuda ortalama iki yüzün üzerinde figürden bir doku oluşturuyor. İkinci grupta ise düzenlemelerde yer alan figürlerden seçilenler farklı teknik ve boyutta yeniden üretilmiş. Genellikle 'absürd ve anlamsız'la 'çarpıcı anlam' arasında dolaşan tek figürlü lekeler, siyah beyaz, kontrast ve anlatımcı bir yaklaşım sunuyor. Negatif alanlar kadar, pozitif alanlar da konunun parçası oluyor. Üçüncü gruptaki işler ise sanatçının şimdiye kadar çeşitli dergilerde "Leke Oyunları" başlığıyla yayımlanan çalışmaları. İfadeleri, karakterleri olmayan lekesel figürlerin 'çarpıcı anlatım' üzerine kurulmasına dayanan seri, daha çok küçük ve çok figürlü çalışmalardan meydana geliyor.
![]() |
| Cemil Cahit Yavuz - Kadın Özgürlüğü |
Cemil Cahit Yavuz
1985 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (Mimar Sinan Üniversitesi) Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü'nde yüksek lisansını tamamladı. Bugüne kadar altı kişisel sergi açan ve birçok karma sergiye katılan sanatçı, grafik tasarim ve illüstrasyon işlerinin yanısıra çeşitli serbest grafik işler üretiyor. İstanbul Aydın Üniversitesi Grafik Bölümü'nde ders veriyor ve aynı zamanda Ot dergisinde "Leke Oyunları" köşesine devam ediyor. [KanalKultur]
Cemil Cahit Yavuz - Serbest Alan / 9 - 27 eylül 2014; Evin Sanat Galerisi, Büyük Bebek Deresi Sokak No:13, Bebek - 34342 İstanbul; Tel.:+90 (212) 265 81 58
11 Eylül 2014 Perşembe
Tuzlu Su: Düşünce Biçimleri Üzerine Bir Teori. 14. İstanbul Bienali
14. İstanbul Bienali, Carolyn Christov-Bakargiev tarafından bir dizi işbirliği içerisinde şekillendiriliyor. Bienalin başlığı ve kavramsal çerçevesi 10 eylül 2014'te Kadıköy Haldun Taner Sahnesi'nde düzenlenen bir medya toplantısı ile duyuruldu.
Kavramsal Çerçeve
"Tuzlu Su : Düşünce Biçimleri Üzerine Bir Teori. 14. İstanbul Bienali çizginin nerede çekileceğini, nerede geri çekilmek gerektiğini, nelerden faydalanılabileceğini ve neyin öne çıkarılabileceğini aramak üzere yola çıkıyor. Bienal bunu 'açık bir denizde, yüzey düzken parmak uçlarıyla, derinlere inildiğinde, katlanmış kodlama katlarını açmadan' yapıyor. Bu uluslararası sanat sergisi, elliden fazla görsel sanatçının yeni işlerinin yanı sıra, içlerinde denizbilimci ve nörobilimcilerin de bulunduğu farklı alanlardan profesyonellere yer veriyor. Boğaziçi ekseninde şehrin geneline yayılan sergi, şiirsel ve siyasi olarak dünyayı şekillendiren ve dönüştüren, görünen ve görünmeyen farklı dalga sıklığı ve biçimlerini, su akıntıları ve yoğunluklarını ele alıyor.
Sanatla ve sanat aracılığıyla yas tutuyor, hatırlıyor, kınıyor, iyileşmeye çalışıyoruz. Kendimizi formdan giderek zenginleşen yaşama yansıyan neşe ve canlılık ihtimaline adıyoruz." (Christov-Bakargiev)
Toplantıya sergiyi 'şekillendiren' Carolyn Christov-Bakargiev'in yanı sıra İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, Genel Müdürü Görgün Taner ve İstanbul Bienali Direktörü Bige Örer katıldı.
Bige Örer'in açış konuşmasından sonra Carolyn Christov-Bakargiev, "Tuzlu Su: Düşünce Biçimleri Üzerine Bir Teori. 14. İstanbul Bienali" başlığını açıkladı ve serginin kavramsal çerçevesi ile ilgili bilgi verdi. Medya toplantısı, William Kentridge'in Tide Table [Gelgit Çizelgesi] (2003) adlı işinin gösterimi ve Füsun Onur'un Pembe Bot (1993/ video 2014) adlı videosundan izlenilen bir bölüm ile devam etti. Ardından Nanni Balestrini'nin, 2009-2010 yıllarında yazdığı, 2012 yılında yayımlanan kısa romanı Carbonia'dan bir bölüm okundu. Metnin İtalyancasını yazarın kendisi, metnin İngilizcesini Carolyn Christov-Bakargiev, Türkçesini ise Otonom Yayıncılık'tan Münevver Çelik okudu.
14. İstanbul Bienali için Carolyn Christov-Bakargiev kavramsal çerçeveyi oluşturma sürecinde Cevdet Erek'in 'sanatsal tavsiyeleri'nden, Griselda Pollock'un 'keskin entelektüel zeka'sından, Pierre Huyghe'un 'duyarlılığı'ndan, Chus Martínez'in 'küratöryel hayal gücü'nden, Marcos Lutyens'in 'dikkati'nden, Füsun Onur'un 'sahip olduğu keskin bakış'tan, Anna Boghiguian'ın 'siyasi felsefesi'nden, Arlette Quynh-Anh Tran'ın 'gençlik dolu heyecanı'ndan, William Kentridge'in 'bilgelik yüklü tereddütleri'nden yararlanıyor. Christov-Bakargiev, süreç ilerledikçe belirecek başka nitelik ve aracılıklardan da beslenecek. Yakın zamanda başlayan işbirlikleri arasında Elvan Zabunyan'ın 'sıradışı okumaları', Emin Özsoy'un 'okyanus üzerine derin bilgisi', Aslı Çavuşoğlu'nun 'anlatıda kurduğu çeşitlilik', Emre Hüner'in 'sürekli çoğalan koleksiyonları', Merve Kılıçer'in 'samimi ilişkileri' ve Russell Storer'in 'güzellik algısı' yer alıyor.
İstanbul Bienali'nin Danışma Kurulu'nda Adriano Pedrosa, Başak Şenova, İnci Eviner, Iwona Blazwick ve Ute Meta Bauer yer alıyor.
Kavramsal Çerçeve
"Tuzlu Su : Düşünce Biçimleri Üzerine Bir Teori. 14. İstanbul Bienali çizginin nerede çekileceğini, nerede geri çekilmek gerektiğini, nelerden faydalanılabileceğini ve neyin öne çıkarılabileceğini aramak üzere yola çıkıyor. Bienal bunu 'açık bir denizde, yüzey düzken parmak uçlarıyla, derinlere inildiğinde, katlanmış kodlama katlarını açmadan' yapıyor. Bu uluslararası sanat sergisi, elliden fazla görsel sanatçının yeni işlerinin yanı sıra, içlerinde denizbilimci ve nörobilimcilerin de bulunduğu farklı alanlardan profesyonellere yer veriyor. Boğaziçi ekseninde şehrin geneline yayılan sergi, şiirsel ve siyasi olarak dünyayı şekillendiren ve dönüştüren, görünen ve görünmeyen farklı dalga sıklığı ve biçimlerini, su akıntıları ve yoğunluklarını ele alıyor.
Sanatla ve sanat aracılığıyla yas tutuyor, hatırlıyor, kınıyor, iyileşmeye çalışıyoruz. Kendimizi formdan giderek zenginleşen yaşama yansıyan neşe ve canlılık ihtimaline adıyoruz." (Christov-Bakargiev)
Toplantıya sergiyi 'şekillendiren' Carolyn Christov-Bakargiev'in yanı sıra İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, Genel Müdürü Görgün Taner ve İstanbul Bienali Direktörü Bige Örer katıldı.
Bige Örer'in açış konuşmasından sonra Carolyn Christov-Bakargiev, "Tuzlu Su: Düşünce Biçimleri Üzerine Bir Teori. 14. İstanbul Bienali" başlığını açıkladı ve serginin kavramsal çerçevesi ile ilgili bilgi verdi. Medya toplantısı, William Kentridge'in Tide Table [Gelgit Çizelgesi] (2003) adlı işinin gösterimi ve Füsun Onur'un Pembe Bot (1993/ video 2014) adlı videosundan izlenilen bir bölüm ile devam etti. Ardından Nanni Balestrini'nin, 2009-2010 yıllarında yazdığı, 2012 yılında yayımlanan kısa romanı Carbonia'dan bir bölüm okundu. Metnin İtalyancasını yazarın kendisi, metnin İngilizcesini Carolyn Christov-Bakargiev, Türkçesini ise Otonom Yayıncılık'tan Münevver Çelik okudu.
14. İstanbul Bienali için Carolyn Christov-Bakargiev kavramsal çerçeveyi oluşturma sürecinde Cevdet Erek'in 'sanatsal tavsiyeleri'nden, Griselda Pollock'un 'keskin entelektüel zeka'sından, Pierre Huyghe'un 'duyarlılığı'ndan, Chus Martínez'in 'küratöryel hayal gücü'nden, Marcos Lutyens'in 'dikkati'nden, Füsun Onur'un 'sahip olduğu keskin bakış'tan, Anna Boghiguian'ın 'siyasi felsefesi'nden, Arlette Quynh-Anh Tran'ın 'gençlik dolu heyecanı'ndan, William Kentridge'in 'bilgelik yüklü tereddütleri'nden yararlanıyor. Christov-Bakargiev, süreç ilerledikçe belirecek başka nitelik ve aracılıklardan da beslenecek. Yakın zamanda başlayan işbirlikleri arasında Elvan Zabunyan'ın 'sıradışı okumaları', Emin Özsoy'un 'okyanus üzerine derin bilgisi', Aslı Çavuşoğlu'nun 'anlatıda kurduğu çeşitlilik', Emre Hüner'in 'sürekli çoğalan koleksiyonları', Merve Kılıçer'in 'samimi ilişkileri' ve Russell Storer'in 'güzellik algısı' yer alıyor.
İstanbul Bienali'nin Danışma Kurulu'nda Adriano Pedrosa, Başak Şenova, İnci Eviner, Iwona Blazwick ve Ute Meta Bauer yer alıyor.
Dengbêj Gazîn ve Âşık Leyli: Yerevan'dan Van'a | From Yerevan to Van
Dengbêj Gazîn ve Âşık Leyli, 12 Eylül Cuma günü, saat 20.30'da, İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Kampüsü, Mustafa Kemal Amfisi'nde, Avrupa Birliği tarafından finanse edilen "Ermenistan Türkiye Normalleşme Süreci Destek Programı" kapsamında "Yerevan'dan Van'a | From Yerevan to Van" adlı bir konser veriyor.
Renklerin Ahengi - Türk Dünyası Resim Sergisi
TÜRKSOY'un Türk dünyası sanatçılarını bir araya getirdiği geleneksel karma resim sergisine 2014'te Dolmabahçe Sarayı Sanat Galerisi ev sahipliği yaptı.
19 ülke ve 45 sanatçının yer aldığı sergide Türk dünyasının özgün temaları, renklerin ahengiyle bir araya geldi.
1997 yılından bu yana aralıksız devam eden TÜRKSOY Ressamlar Buluşmaları ile 16 farklı ülkeden 300'e yakın sanatçı bir araya geldi. Yirmi yıl içerisinde New York'dan, Tahran'a, Floransa'dan Rabat'a kadar binlerce kilometre yol kat ederek, 27 farklı ülke ve 100'e yakın şehri dolaşan eserler, Türk kültürünü farklı bir pencereden sanatseverlere sunmak üzere ilk kez İstanbul'daydı.
Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Sarayları işbirliğinde gerçekleştirilen «Renklerin Ahengi» isimli özel sergi, 16 - 30 ağustos 2014 tarihleri arasında, İstanbul Dolmabahçe Sanat Galerisinde ziyaretçilerini ağırladı. Sergide, Azerbaycan, Bosna Hersek, Bulgaristan, Kazakistan, Gagavuzya (Moldova), Kırgızistan, Türkiye, Türkmenistan, Irak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Özbekistan ve Rusya Federasyonunun özerk cumhuriyetlerinden olan Başkurdistan, Kırım, Kemerovo Bölgesi, Tataristan, Saha (Yakutistan), Tıva, Hakasya, ve Çuvaşistan'dan 45 sanatçının eserleri yer aldı.
Orchestra'Sion Açılış Konseri
[KanalKultur] - Orchestra'Sion, 27 eylül 2014 günü saat 19:30'daki dünyaca ünlü viyolonsel sanatçısı Alexander Rudin'nin açılış konseriyle müzikseverlerle buluşuyor.
Orkestra Şefi: Orçun Orçunsel; Solist: Alexander Rudin - Viyolonsel; Konzermeister: Rüstem Mustafa...
Klasik müzik konseri, herkese açık ve Notre dame de Sion Gösteri Salonu'nunda.
Konserde yer alan eserler: Felix Mendelssohn-Bartholdy: Bir Yaz Dönümü Gecesi Düşü Uvertürü op.21; Piotr Ilitch Tchaïkovsky: Bir Rokoko Teması Üzerine Çeşitlemeler op.33 (Orijinal Versiyon); Ludwig van Beethoven: Senfoni No.5 op.67 do minör - Allegro con brio, Adagio, Andante con moto, Allegro
Alexander Rudin, Viylonsel
Moskova'da doğdu. Müzik öğrenimine küçük yaşta Gnesin Enstitüsünde başladı. İlk öğretmeni Lev Efgrafof idi. On iki yaşındayken "Konçertino Prag" adlı uluslararası yarışmada büyük ödülü aldı. Üç yıl sonra Leipzig'deki Bach Müzik Yarışması'nda kazandığı büyük başarıyla kendini göstermeye başladı. Bunlar, onun uluslararası yarışmalarda genç bir viyolonselci olarak kazanacağı başarıların ilk işaretiydi. Nitekim daha sonra Floransa'da "Gaspar Cassado" yarışmasında ve Moskova'da "Çaykovski" yarışmasında birincilikler aldı. Gnesin'den mezun olur olmaz misafir solist olarak ülkesinde ve yurt dışında birçok konser vermeye başladı. Tekrar Gnesin Enstitüsü'ne giren Rudin bu kez iki dalda daha başarı gösterdi: piyano ve orkestra şefliği. Repertuvarında barok, klasik ve modern eserler olan Rudin, Avrupa ve Amerika'da verdiği konserlerin yanı sıra, İstanbul ve İzmir Festivalleri'ne katıldı; senfoni orkestraları eşliğinde konserler verdi. Sanatçı, aynı zamanda İzmir Yaşar Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Müzik Bölümü'nde ve Moskova Çaykovski Akademisinde dersler veriyor.
Orchestra'Sion
Orchestra'Sion'un ortaya çıkmasında genç bir orkestra şefi ve piyanist ile kapılarını ve eğitimini müziğe açmak isteyen Frankofon bir kurumun biraraya gelmesi rol oynadı.
Orkestra Şefi: Orçun Orçunsel; Solist: Alexander Rudin - Viyolonsel; Konzermeister: Rüstem Mustafa...
Klasik müzik konseri, herkese açık ve Notre dame de Sion Gösteri Salonu'nunda.
Konserde yer alan eserler: Felix Mendelssohn-Bartholdy: Bir Yaz Dönümü Gecesi Düşü Uvertürü op.21; Piotr Ilitch Tchaïkovsky: Bir Rokoko Teması Üzerine Çeşitlemeler op.33 (Orijinal Versiyon); Ludwig van Beethoven: Senfoni No.5 op.67 do minör - Allegro con brio, Adagio, Andante con moto, Allegro
Alexander Rudin, Viylonsel
Moskova'da doğdu. Müzik öğrenimine küçük yaşta Gnesin Enstitüsünde başladı. İlk öğretmeni Lev Efgrafof idi. On iki yaşındayken "Konçertino Prag" adlı uluslararası yarışmada büyük ödülü aldı. Üç yıl sonra Leipzig'deki Bach Müzik Yarışması'nda kazandığı büyük başarıyla kendini göstermeye başladı. Bunlar, onun uluslararası yarışmalarda genç bir viyolonselci olarak kazanacağı başarıların ilk işaretiydi. Nitekim daha sonra Floransa'da "Gaspar Cassado" yarışmasında ve Moskova'da "Çaykovski" yarışmasında birincilikler aldı. Gnesin'den mezun olur olmaz misafir solist olarak ülkesinde ve yurt dışında birçok konser vermeye başladı. Tekrar Gnesin Enstitüsü'ne giren Rudin bu kez iki dalda daha başarı gösterdi: piyano ve orkestra şefliği. Repertuvarında barok, klasik ve modern eserler olan Rudin, Avrupa ve Amerika'da verdiği konserlerin yanı sıra, İstanbul ve İzmir Festivalleri'ne katıldı; senfoni orkestraları eşliğinde konserler verdi. Sanatçı, aynı zamanda İzmir Yaşar Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Müzik Bölümü'nde ve Moskova Çaykovski Akademisinde dersler veriyor.
Orchestra'Sion
Orchestra'Sion'un ortaya çıkmasında genç bir orkestra şefi ve piyanist ile kapılarını ve eğitimini müziğe açmak isteyen Frankofon bir kurumun biraraya gelmesi rol oynadı.
2 Ağustos 2014 Cumartesi
1 Ağustos 2014 Cuma
İsmail Engin: Seyyid Mahmud Hayrani Türbesi'nden Sandukalar Üzerine
[© İsmail Engin] Bilindiği üzere, Seyyid Mahmud Hayrani (ölm. 1268), Doğu Anadolu'da yer alan Alevi Ocakları üzerinde, bilhassa Baba Mansur ve Kureyşan Ocağı üzerinde derin bir etkiye sahiptir.
Seyyid Mahmud Hayrani'nin kişiliğinin gizemli olup olmadığı bugün bile tartışılmaktadır. Günümüzde Akşehir'de türbesi bulunan ve döneminin Akşehir Kadısı olan Seyyid Mahmud Hayrani, kimi zaman sandukasında bulunan beyitler vasıtasıyla ya da kimi Mevlevi kaynaklarında ve özellikle Menakıb-ül Arifin'de Mevlevi, kimi zaman Nakşibendi ve devamında türbesinin haziresinde bulunan "Er-Rıfai" ünvanlı mezar taşları ve sarığa bağlı örülü saçlar nedeniyle Rıfai, olarak nitelendirilir. Açarsak: Ahi bin Seyyidi Hasan tarafından Farsça olarak kaleme alınan H. 840 tarihli bir Rıfai Tarikatnamesi'nde, Mahmud Hayrani'nin adı geçtiği gibi, Rıfailikte yaygın olan saçlarını örüp sarığa bağlama geleneğinin ondan kaldığı kaydedilir. Bununla birlikte Mahmud Hayrani'nin torunu kabul edilen Seyyid Ali de Rıfailikle ilişkilendirilir...
Bununla birlikte, Hacı Bektaş Velâyetnâmesi'nde, birlikte hareket ettiği Mevlevi dervişleri nedeniyle Mevlevi olduğu düşündürülen Hayrani, Doğu Anadolu Aleviliğinin önemli şahsiyetlerinden biridir.
Genelde sözel geleneğe yönelmiş Alevilik araştırmalarında, "havanda su dövülürken", hasbelkader bile, (varsayılan "sır"rı parçalayan) "somut" kültür ve inanç ürünleri bilinmiyor veya ihmal edilmiş görünmektedir:
Örneğin, Beytekinler'den Erbil Atabeyi Muzaffer el-Din Gökböri adına 1200 yılında Erbil'de darb edilen sikke üzerinde aslana binmiş bir figür görülmektedir. Yine, İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde bulunan, Nasreddin Artuk Aslan adına 1209 yılında Diyarbakır'da darb edilmiş bir Artuklu sikkesinde yer alan, yılan / ejder kuyruklu bir aslana binen figür, bu meyanda önemlidir. Aynı müzede bulunan ve Nasreddin Mahmud Aslan adına Hasankeyf'te darb edilmiş 1218 tarihli bir başka Artuklu sikkesinde, aslana binmiş bir figürün elinde hançer / kılıç ya da benzer bir obje görülmektedir. Benzer bir diğer sikke ise, Malatya Müzesi'nde bulunan ve Artuklu Dönemi'ne tarihlendirilen eserdir. Bu sikkede, diğer örneklerde olduğu gibi aslana binmiş bir figür görülürken; her üç Artuklu ve Beytekin sikkesindeki aslan üzerinde yer alan figürün elinde, bir nesne tuttuğu izlenimi bulunmaktadır. Ancak, tuttuğu varsayılan bu nesnenin bir kılıç mı, bir asa mı, bir yılan mı yoksa başka bir nesne mi olduğu, net olarak belli değildir. Genellikle Artuklu sikkelerinde görülen bu tür motiflerle ilgili olarak, kimi zaman Yunan ve Roma mitolojisinin tanrılarından, leopar üzerindeki Dionysos ile ilişkilendirilip, Antik Anadolu kültürü ile bağlantı kurulurken; kimi zaman ve yoğunlukla astrolojik anlamlar yüklenip Mars gezegeni ve "Koç Burcu" ile ilişkilendirilir.
13. yüzyıl Selçuklu sanatında hemen her alanda aslan figürlerine rastlamak olası iken, Paris'teki Nationale Bibliotheque'de bulunan "Metaliül Saade" adlı kitapta yer alan "Esed (Aslan) Burcu" tasvirinde, aslan üzerinde bir binici yer almaktadır. Daha çok "Şir-i Hurşid" motifi ile ilişkilendirilerek gücün sembolü olarak değerlendirilen bu resmin aksine, dönemin özellikle sikkelerinde ve mimari plastik eserlerinde yer alan Şir-i Hurşid motifinde, tek ya da çift aslan üzerinde bir güneş motifi görülür. Aynı kütüphanede bulunan, 1288 tarihli "Kitab-ı dakaik al-hakaik" adlı minyatürlü yazmada yer alan bir minyatürde, sultan ya da melik olabileceği düşünülen bir figürün, elinde bir yılan ve taç tutmuş şekilde aslana binerken tasvir edilir...
Keza, evkaf kayıtlarında; Konya ili, Akşehir ilçesindeki Seyyid Mahmud Hayrani Türbesi'nde üç sanduka ile üç tabutun bulunduğu bilinmektedir. Bu tabutlardan 1911 yılında Türkiye dışına çakarılan biri, bugün Kopenhag'da / København'da The David Collection / Davids Samling'de bulunmaktadır. 1911 yılında Akşehir Seyyid Mahmud Hayrani Türbesi'nden Çinili Köşk'e getirilen sandukalar ile iki adet tabut da, İstanbul'da bulunan Türk ve İslam Eserleri Müzesi'ndedir ve 1915 yılında bu müzeye getirilmiştir.
Seyyid Mahmud Hayrani'nin kişiliğinin gizemli olup olmadığı bugün bile tartışılmaktadır. Günümüzde Akşehir'de türbesi bulunan ve döneminin Akşehir Kadısı olan Seyyid Mahmud Hayrani, kimi zaman sandukasında bulunan beyitler vasıtasıyla ya da kimi Mevlevi kaynaklarında ve özellikle Menakıb-ül Arifin'de Mevlevi, kimi zaman Nakşibendi ve devamında türbesinin haziresinde bulunan "Er-Rıfai" ünvanlı mezar taşları ve sarığa bağlı örülü saçlar nedeniyle Rıfai, olarak nitelendirilir. Açarsak: Ahi bin Seyyidi Hasan tarafından Farsça olarak kaleme alınan H. 840 tarihli bir Rıfai Tarikatnamesi'nde, Mahmud Hayrani'nin adı geçtiği gibi, Rıfailikte yaygın olan saçlarını örüp sarığa bağlama geleneğinin ondan kaldığı kaydedilir. Bununla birlikte Mahmud Hayrani'nin torunu kabul edilen Seyyid Ali de Rıfailikle ilişkilendirilir...
Bununla birlikte, Hacı Bektaş Velâyetnâmesi'nde, birlikte hareket ettiği Mevlevi dervişleri nedeniyle Mevlevi olduğu düşündürülen Hayrani, Doğu Anadolu Aleviliğinin önemli şahsiyetlerinden biridir.
* * *
Genelde sözel geleneğe yönelmiş Alevilik araştırmalarında, "havanda su dövülürken", hasbelkader bile, (varsayılan "sır"rı parçalayan) "somut" kültür ve inanç ürünleri bilinmiyor veya ihmal edilmiş görünmektedir:
Örneğin, Beytekinler'den Erbil Atabeyi Muzaffer el-Din Gökböri adına 1200 yılında Erbil'de darb edilen sikke üzerinde aslana binmiş bir figür görülmektedir. Yine, İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde bulunan, Nasreddin Artuk Aslan adına 1209 yılında Diyarbakır'da darb edilmiş bir Artuklu sikkesinde yer alan, yılan / ejder kuyruklu bir aslana binen figür, bu meyanda önemlidir. Aynı müzede bulunan ve Nasreddin Mahmud Aslan adına Hasankeyf'te darb edilmiş 1218 tarihli bir başka Artuklu sikkesinde, aslana binmiş bir figürün elinde hançer / kılıç ya da benzer bir obje görülmektedir. Benzer bir diğer sikke ise, Malatya Müzesi'nde bulunan ve Artuklu Dönemi'ne tarihlendirilen eserdir. Bu sikkede, diğer örneklerde olduğu gibi aslana binmiş bir figür görülürken; her üç Artuklu ve Beytekin sikkesindeki aslan üzerinde yer alan figürün elinde, bir nesne tuttuğu izlenimi bulunmaktadır. Ancak, tuttuğu varsayılan bu nesnenin bir kılıç mı, bir asa mı, bir yılan mı yoksa başka bir nesne mi olduğu, net olarak belli değildir. Genellikle Artuklu sikkelerinde görülen bu tür motiflerle ilgili olarak, kimi zaman Yunan ve Roma mitolojisinin tanrılarından, leopar üzerindeki Dionysos ile ilişkilendirilip, Antik Anadolu kültürü ile bağlantı kurulurken; kimi zaman ve yoğunlukla astrolojik anlamlar yüklenip Mars gezegeni ve "Koç Burcu" ile ilişkilendirilir.
13. yüzyıl Selçuklu sanatında hemen her alanda aslan figürlerine rastlamak olası iken, Paris'teki Nationale Bibliotheque'de bulunan "Metaliül Saade" adlı kitapta yer alan "Esed (Aslan) Burcu" tasvirinde, aslan üzerinde bir binici yer almaktadır. Daha çok "Şir-i Hurşid" motifi ile ilişkilendirilerek gücün sembolü olarak değerlendirilen bu resmin aksine, dönemin özellikle sikkelerinde ve mimari plastik eserlerinde yer alan Şir-i Hurşid motifinde, tek ya da çift aslan üzerinde bir güneş motifi görülür. Aynı kütüphanede bulunan, 1288 tarihli "Kitab-ı dakaik al-hakaik" adlı minyatürlü yazmada yer alan bir minyatürde, sultan ya da melik olabileceği düşünülen bir figürün, elinde bir yılan ve taç tutmuş şekilde aslana binerken tasvir edilir...
Keza, evkaf kayıtlarında; Konya ili, Akşehir ilçesindeki Seyyid Mahmud Hayrani Türbesi'nde üç sanduka ile üç tabutun bulunduğu bilinmektedir. Bu tabutlardan 1911 yılında Türkiye dışına çakarılan biri, bugün Kopenhag'da / København'da The David Collection / Davids Samling'de bulunmaktadır. 1911 yılında Akşehir Seyyid Mahmud Hayrani Türbesi'nden Çinili Köşk'e getirilen sandukalar ile iki adet tabut da, İstanbul'da bulunan Türk ve İslam Eserleri Müzesi'ndedir ve 1915 yılında bu müzeye getirilmiştir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










