Bu Blogda Ara

20 Kasım 2013 Çarşamba

Köroğlu: Şamandan Âşıka, Alptan Erene - Şamanlık Ereninin / İreninin İslamî Erene Transformasyonu

Fuzuli Bayat:
Köroğlu: Şamandan Âşıka, Alptan Erene.
Akçağ Yayınları, Ankara 2003, 176 S.,
ISBN 978-975-3384438
[KanalKultur] - Halen Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi'nde görev yapan Prof. Dr. Fuzuli Bayat'ın "Köroğlu: Şamandan Âşıka, Alptan Erene" adlı eserinde birçok versiyonu bulunan Köroğlu Destanı'nın çeşitli adlar altında (Köroğlu, Goroglu, Gurguli v.b.) ve çeşitli türlerde (destan, halk şiiri ve efsane şeklinde) Orta Asya'da ve Horasan'da (Türkmen, Özbek, Kazak, Karakalpak, Tacik, Kalmık, Arap, Afgan, Kürt) Kafkas'ta, (Azerbaycan, Kumik, Ermeni, Gürcü, Abhaz) Anadolu ve Balkanlar'da (Türk, Gagauz, Balkan Türkleri) Sibirya'da (Tobol Tatarları) ve Başkırtlar'ta yayıldığı belirtiliyor.

Eserde ayrıca Köroğlu Destanı'nın, değişik Türk şivelerinin yanı sıra, en az yedi dilde; Ermenice, Gürcüce, Kürtçe, Abazaca, Arapça, Tacikçe, Afganca ifade edildiği de ortaya konuyor.

Yazar, buradan hareketle Köroğlu Destanı'nın tarihî ve mitolojik yönünü ön plana çıkartıyor; bununla da bütünü hakkında bilgi veriyor.

Fuzuli Bayat, sözlü gelenekte, tam dört asırdan fazla ifade edilen Köroğlu Destanı'nı âşık edebiyatının en değerli ve en önemli parçası olarak niteliyor ve şimdiye kadar Köroğlu'nun on üç halkın edebiyatında yazılı şekilde mevcut olduğunu ifade ediyor.

Yazar, "Köroğlu: Şamandan Âşıka, Alptan Erene" adını verdiği eserinde Köroğlu Destanı'nın yayınlanan bütün kitaplarını, ayrı ayrı kollarını bir araya getiriyor ve bilimsel bağlamda tek bir Köroğlu Destanı oluşturuyor; destanın esasını oluşturan öğeyi ortaya çıkarmaya çalışıyor.

Eser, "İçindekiler", "Ön Söz", "Giriş", "Sonuç" ve "Kaynaklar" hariç; "Kör-oğlu = Gur-oğlu", "Kör = Gur (Mezar) Paraleliği ve Işık Zıtlığı", "Hak Vergisi = Buta", "Âşıklık Öğesi", "Eren Olarak Kurulma", "Eren = İren Sentezi", "Hak ile Hak Olmak", "Ölmeden Evvel Ölmek", "Kızılbaşlık", "Erenlik ve Dini İdeoloji", "Trikisterlik" ve "Baba Derviş Etkisi" adlı on iki bölümden oluşuyor.

Eserde, "Kör-oğlu = Gur-oğlu" başlığı altında "İkizler Miti", "Köroğlu Bozkurt ilişkisi", "Dağ Ruhu ve Doğumda Rolü" ve "Köroğlu, Mitolojik Ana Kompleksinde" hakkında bilgiler veriliyor.

Yapıtın, "Hak Vergisi = Buta" adını taşıyan kısmında "Köroğlu'nun Âşık Olarak Kurulmasında Eski İnançların Fonksiyonel Rolü", "Bade İçme", "Halk Sufizmindeki Bade Kavramının Semantiği" ve "Butanın (Badenin) Sunulma Şekilleri" üzerinde duruluyor.

Firuz Kutal çizdi: Uğur Mumcu

© Firuz Kutal çizdi: Uğur Mumcu

Roz Kohen: İstanbul'da Yazlık Ev Kültürü: 1950'li ve 1960'lı Yıllar...

© Roz Kohen
- Melahat Hanım'ın Bostancı Vukela Caddesi'ndeki evi
(1954)
 
© Roz Kohen
- Deli Mansur'un Suadiye'deki evi
(1957)
Roz Kohen "Yahudi İstanbul'unu / İstanbul Yahudileri'ni" anlatıyor: İstanbul'da Yahudiler ve Yahudi Yaşamı

[KanalKultur] - Çocukluğumuzda, 1950'lerde başlayan yazlık ev kültürü, 1960'ların sonuna kadar devam eder... Bu yaklaşık 20 yılın içinde, her yaz mevsiminin dört ayı, kiraladığımız bahçeli evlerde Bostancı'dan Göztepe'ye kadar uzanan sahil şeridinde ve birkaç yılı da Büyükada'da geçer.

Okullar kapanır kapanmaz bahar zamanı anlaşacağımız evlerin sahiplerine haber ulaştırır; gelmek üzere olduğumuzu bildirirdik.

Bir pazar sabahı da bir kamyonet ve birkaç taşıcıyı, sabah erkenden gelir; taşıcılar buzdolabını, yatakları, kapkacağı ve yazlık giyim eşyalarını, birkaç sandalye ile eskice bir masayı toplayıp kamyonete yüklerdi. Kamyonetle birlikte Kabataş'tan araba vapuruna, oradan da Üsküdar'a geçerdik.

Aynı gün, birkaç saat içinde bizim için yaz başlardı.

Yaz demek rahat giyimler, ayaklarda terlikler, hasır şapkalar, pazarlarda alış-veriş, bol deniz ve güneş, deniz kıyısı sefaları demekti...

Şehir gürültüsünden uzak, nadide komşuluklar ve Yakacık, Çamlıca, Kozyatağı, Pendik, Kartal ve hatta Yalova gezileri, bu aylarda yer alırdı.

© Roz Kohen
- Kuzguncuklu akrabalarımızla Çatalçeşme'deki
Muazzez ve Mustafa Ersoy'un evinde (1965)
Kaldığımız evleri ev sahiplerinin adlarıyla anımsarım: Büyükada'dakiler Margorit'in, Maryola ve Katarina'nın evleri diye bilinirken; Kadıköy kıyısındakiler Operatör Melahat Hanım'ın, Deli Mansur'un; Naşifer Hanım'ın, Muazzez Hanım'ın ve Mihriban Hanım'ın evleriydi.

Aslında bu hanımların hepsi evliydi; ama nedense alış-verişimiz ve komşuluğun etkisiyle olmalı, evleri de hanımlarına mal etmişiz..

Evlerin çoğunda yaşıtlarımız çocuklarla unutulmaz arkadaşlıklar kurardık.

Yaz aylarının diğer unutulmaz faaliyetleri arasında açık hava sinemalarına gitmek vardı. Bostancı plajınınki tam deniz kıyısındayken, bir başka uğrak yerimiz önceleri Çınardibi'ndeki Çiçek Sineması, daha sonraları da Santral'daki Budak Sineması'ydı.

© Roz Kohen
- Santral'da son yazlığa gittiğimiz ev
- ablam, ben ve ev sahibi Mihriban Hanım (1967)
1967 yılından sonra Santral, Caddebostan, Suadiye semtlerinin ev sahipleri bahçeli evlerini yavaş yavaş müteahhitlere teslim etmiş; yerine apartman daireleri inşaatı hızla yükselirken, yaz aylarında bu semtlere gelmeye alışmış olan İstanbullullar artık Avrupa yakasındaki eski apartmaları terk edip, bu yöredeki dairelere taşınmaya başlamıştı.

Yazın evlerini dört aylığına kiralamak da bu evlerin sahipleri için cazibesini yitirince, Kadıköy yakasındaki yazlık evler yavaş yavaş apartmanlara ve şehirleşen semtlere yerine bıraktı...

Yaz aylarında yazlık ev kiralamaya alışık aile ve akrabalar da karşıya taşınmamışlarsa, bu aylarda artık 2-3 haftalık kısa tatillere çıkıp Erdek, Armutlu, Marmara Ada, Sile ve hatta Bodrum ile Marmaris'e gitmeye başladı... [KanalKultur]

Cortijo de Sevi - Sabetay Sevi'nin Evinin Geçmişi, Bugünü ve Geleceği

Toplumsal Tarih [Tarih Vakfı Yayınları]
196 (2010), 96 S., ISSN 1300-7025-9-1
[KanalKultur] - Toplumsal Tarih, Cengiz Şişman'ın Sabetay Sevi'nin evinin tarihini ve bugününü ele aldığı yazısını nisan 2010'da yayınlanan 196. sayısında kapağa taşıdı. İzmir'de bulunan Sevi'nin evine 1990'lara kadar farklı dinlerden insanlar tarafından bir tür kutsiyet atfedildiği anlaşılıyor. Şişman yazısında haklı olarak, Osmanlı veya Türkiye dışında da tartışmaların odağında yer almış böylesi bir şahsiyetin evinin korumaya alınmasını talep ediyor.

196. sayıda yer alan yazıların en kapsamlısı Banu El ve Mehmet Perinçek'in birlikte yazdıkları ve 1942 yılında Alman Büyükelçisi Franz von Papen'e yapılan suikastın ele alındığı makale. Yazıda, suikastı örgütleyen ekibin 2 sene evvel Meksika'da Troçki'ye suikast düzenleyenlerle aynı insanlar oldukları; başarısız suikasttan sonra mahkûm olan Sovyet yurttaşlarının, Sovyetler harbi kazanınca derhal serbest bırakıldıkları gibi ilginç bilgiler de yer alıyor.

Kapaktan duyurulan bir başka yazı da Ahmet Yüksel'in "III. Selim Devri Bir Casusluk Hikâyesi" başlıklı makalesi. Yüksel'in makalesi, ismini doğrular şekilde bir 18. yüzyıl ajan romanı tadında. Yüksel çok ilginç ayrıntılar içeren yazısını destekleyen belgeleri okuyucuyla paylaşıyor.

Murat Issı, 20. yüzyıl başındaki faaliyetleriyle önemli bir Kürt aydını olan Mevlanzâde Rıf'at Bey'i tanıtıyor. Mevlanzâde İstanbul, Mısır ve Atina'da, aralarında Hasan Fehmi Bey'le birlikte çıkardıkları Serbestî'nin de bulunduğu birçok gazete yayınlamış. Issı'nın yazısındaki fotoğrafların içinde Âkıl dergisinin ön sayfası da yer alıyor; böylece bu derginin varlığı konusundaki tereddütler de ortadan kalkıyor.

Toplumsal Tarih'in 196. sayısında tarihçi Salih Özbaran "Tarih Tasarımı" başlığını taşıyan yazısında Türkiye'de ve dünyada tarihçiliğin ve popüler tarihçiliğin sorunlarını irdeliyor.

Rıfat N. Bali ise iki yazıyla 196. sayıya katkıda bulunmuş. Bali kaleme aldığı yazılardan birinde "güzelleştirilmiş tarih anlatımı" dediği İlber Ortaylı'nın kimi yaklaşımlarını eleştiriyor. Diğer yazısında ise İstanbul'da Beyoğlu'nda önemli hizmetler vermiş ve artık mazide kalmış üç kitabevinin tarihini anlatıyor.

Mark Soileau - Ulus'un Velileri: Modern Türkiye'de Mutasavvıfların Millileştirilmesi

[KanalKultur] - 1930-40'lar Türkiye'si dönemin yaygın olgusu ulus-inşa süreçlerinin özgün bir coğrafyada aldığı özgün biçimleri gözlemek açısından ilginç bir laboratuvar gibi.

Osmanlı'nın kozmopolit emperyal mirasını 1925-26'ya kadar en azından nüfus bazında epeyce homojenleştiren "Yeni Türkiye" kendini esasen seküler bir temelde kurmaya çalıştı. Bu yöndeki politikaların güncel ayakları, bir yandan dilsel açıdan hâlâ çeşitlilik içeren Türkiye nüfusunun etnik bakımdan Türk olmayan unsurları üzerinde tarihçilerin "Türklüğe asimilasyon" olarak adlandırdıkları bir mecra takip etti. Aynı zamanda, kurulmaya çalışılan yeni ulusa yeni bir "tarih" de inşa edildi.

Mardin Artuklu Üniversitesi Antropoloji Bölümü öğretim üyesi Dr. Mark Soileau, bu bağlamda dönemin yönetimlerinin geçmişin dinsel mirası içinden oldukça seçici bir şekilde bazı tarihsel şahsiyetleri nasıl seküler "Türk hümanistleri" olarak yeniden kurgulayıp siyasal ve toplumsal alana sunduklarını anlatıyor konuşmasında...

Merkezinde Mevlâna, Hacı Bektaş ve Yunus Emre'nin bulunduğu bu süreci, tarikatlerin kapatılmasını da içeren tarihsel arkaplanı üzerinden ele alıyor ve söz konusu şahsiyetleri barış, sevgi, kardeşlik ve hoşgörü gibi temalar üzerinden evrensel değerlere nasıl bağladığını ilginç ayrıntılarıyla tartışmaya açıyor... [KanalKultur]

Mark Soileau - Ulus'un Velileri: Modern Türkiye'de Mutasavvıfların Millileştirilmesi [Ankara Tartışmaları (3)] / 22 kasım 2013, 18-20; Tarih Vakfı / Ankara, Selanik Caddesi, 82 / 30, Tankut İs Merkezi, 5. Kat, Kızılay - Ankara; Tel.: (0312) 424 00 50, 424 05 10

Tayeba Begum Lipi - Never Been Intimate | Hiç Yakın Olmadı

Tayeba Begum Lipi
- Never Been Intimate | Hiç Yakın Olmadı
/ 1 kasım - 30 aralık 2013;
Pi Artworks İstanbul
[KanalKultur] - Bangladeşli sanatçı Tayeba Begum Lipi, Türkiye'deki ilk solo sergisinde, izleyicilere kelimenin tam anlamıyla "kesici" sanatsal üretimini örnekleyen işlerini sunuyor. "Never Been Intimate | Hiç Yakın Olmadı" adlı sergi, 1 kasım - 30 aralık 2013 tarihleri arasında Pi Artworks İstanbul'da sanatseverlerle buluşuyor.

Küvet, bebek arabası, resim çerçevesi, kadın çantası ve hatta sutyen gibi pürüzsüz, baştan çıkarıcı ve gösterişli gündelik öğeler, her biri kendi zırhıyla kaplanmışçasına, parlak, gümüş renkli metal panellerin üst üste binmesiyle şeklini alıyor. Ancak, yakından bakıldığında, ışığı yansıtan bilenmiş kenarlarıyla birer jilet olduğu anlaşılan metal paneller ölümcül bir güzelliği açığa çıkarıyor. Bu esnada, gözler soft altın örgüden bir bikiniye odaklandığında, bikininin her biri neyse ki kapatılmış çengelli iğnelerin sıkı örülü bir matrisinden oluştuğu anlaşılıyor.

Bangladeşli sanatçı Tayeba Begum Lipi'nin işleri, "The Stolen Dream" [Çalınmış Hayâl] ve "Trapped" [Kapana Kısılmış] gibi başlıklarla, hüzün ve keder havasını nöbetleşe maskeliyor. Lipi, sıradan gündelik nesneleri tüyler ürpertici güzelliğe sahip öğelere dönüştürüyor ve derin hisleri zahiren soğuk bir malzemenin içine gizlemeyi başarıyor. Sanatçı, bu durumu "Son iki yıldır gerçekten yakın olduğumu hissettiğim, ama bana yakın olmayan nesnelerle çalışıyorum." diye izah ediyor. "Nesneyle aramda bir mesafe var, ama aynı zamanda kendimi onlara yakın da hissediyorum." Jiletlerden yapılmış bir küvet olan "Let's Take a Break" [Bir Ara Verelim] benzer bir eğilime örnek teşkil ediyor – Ne sıklıkla, belki banyoda ıslakken, bir mola vereceğimize dair kendimize söz veririz ve sözümüzü tutamayız? Benzer bir şekilde, çengelli iğnelerden oluşan "Comfy Bikinis" [Rahat Bikiniler] de tenselliğinden arındırılmış bir giyim öğesi olarak betimleniyor.

Jilet imgesinin kökeni sanatçının çocukluğuna dayanıyor. Bir ailenin 12 çocuğundan biri olarak, Lipi'nin etrafı ağabey ve ablalarının genişleyen aileleriyle sarılıydı. Aileye katılacak her çocuğun doğumu sırasında bir ebe hazır bulunuyordu ve Lipi'nin hatırladığına göre her doğum için yeni bir jilet alınıyor, jiletler kaynayan suda sterilize ediliyordu. "Bu imge hafızama kazındı, beni bir hayli korkutuyordu." diyen Lipi, daha sonra Pakistan'daki bir atölyeye devam ettiği sırada semt pazarında siyah jiletlere rast geliyor. Siyah ve beyaz (gümüş) jiletleri bir araya getirme fikriyle heyecanlanıyor ve bu fikri ilk olarak "Edge" [Kenar] adlı işinde uyguluyor. "Beni çarpan, herkesin bu işe dokunmak istemesiydi. Jiletler gerçekti ve son derece keskinlerdi, ama bu parıldayan işin kışkırtıcı bir yanı da vardı." Lipi'nin işlerinde, bir malzeme olarak jiletleri kısmen kesici olmaları gerçeğinin verdiği ilhamla kadınlar için bir başka savunma aracı olabilecek çengelli iğneler izledi – anahtarlar, sivri kalemler veya raptiyeler, hepsi kadınların yanlarında taşıyabilecekleri ve parmaklarıyla kavrayabilecekleri nesnelerdi. "Bu fikir hakkında düşünmeye başladığımda aklıma hep kadınların bu nesneleri yanlarında taşıdıkları ve 'Tamam, bana dokunabilirsin, ama canın acıyacak' dedikleri geliyor."

Meraklısı için: Osmanlı Döneminde Evrimciler - Türlerin Kökeni'nin Yayınlanmasının 150. Yılında...

[KanalKultur] - 23 - 24 mayıs 2009 tarihleri arasında Üniversite Konseyleri Derneği tarafından "Türlerin Kökeni'nin Yayınlanmasının 150. Yılında II. Evrim, Bilim ve Eğitim Sempozyumu" düzenlendi. Sempozyumu Türk Tabipleri Birliği, 1. Bölge İstanbul Eczacı Odası ve İstanbul Tabip Odası da destekledi.

Üniversite Konseyleri Derneği, çağrı metninde adı geçen sempozyumun amaçlarını şu şekilde özetledi:
"Evrim düşüncesi, Charles Darwin'in Türlerin Kökeni Üzerine adlı eserinin 1859 yılında yayımlanmasıyla birlikte tarihte ilk kez bilimsel temele kavuştu. Aradan geçen 150 yıl boyunca bilimin yoğun sorgulamasından başarıyla çıkan ve yeryüzündeki canlı çeşitliliğini en iyi şekilde açıklayan evrim kuramı, özellikle 20. yüzyıl boyunca keşfedilen yeni taşıllar ve bilimin her dalında yapılan çalışmalarla daha da güçlü konuma geldi. Dahası evrimsel bilgi birikimi, tıp, tarım, doğal hayatı koruma gibi çok çeşitli alanlarda bilimsel ve teknolojik gelişmelerin önünü açtı.
Charles Darwin'in somutlaştırdığı evrim kuramı, ortaya atıldığından bu yana evrim ve bilim karşıtlığının hedefi olmuştur. Bu bağlamda evrime ve bilime karşı yürütülen çok yoğun kampanyalar sonucunda bilimsel gerçeklerin geniş toplum kesimlerine ulaşımı engellenmektedir. Ne yazık ki ülkemizde de durum farklı değildir. Bilim karşıtlığına 1985 yılında öğretim programlarında yer verilmeye başlanmış ve Türkiye 2000'li yıllarda Dünya'da ilk ve orta öğretimde bilimsel yöntemi yanlış öğreten tek laik ülke olarak ön plana çıkmıştır. Hatta, inanç ile bilim insan düşüncesinin birbiri ile çatışan karşıt ürünleriymiş gibi tanıtılarak, toplumun değer yargıları üzerinden yoğun bir kampanya yürütülmektedir. Bunun bir sonucu olarak, 34 çağdaş ülke arasında yapılan bir çalışmada evrim ve bilimin benimsenmesi açısından Türkiye, son sırada yer almaktadır.
Evrim, bilim ve toplumsal gelişme arasında sıkı bir ilişkinin olduğu yadsınamaz. Bu gerçekten yola çıkarak, "doğal seçilim yoluyla evrim" kuramını bizlere ilk tanıtan 'Türlerin Kökeni Üzerine' kitabının yayımlanmasının 150. yılında "II. Evrim, Bilim ve Eğitim Sempozyumu"nu düzenliyoruz. Konunun uzmanı bilim insanları ile eğitimcilerin konuşmacı olarak yer alacağı sempozyumda, hem evrim kuramı ayrıntılı olarak tanıtılacak, hem de çeşitli alanlardaki uygulamaları ele alınacaktır. Sempozyum aracılığı ile kuramı ve bilimsel düşünceyi kamuoyuna doğru şekilde tanıtmayı, toplum-bilim bağının güçlendirilmesini, mevcut önyargıların yıkılmasını ve ülkemizin ilerlemesine ve aydınlanmasına katkı sunmayı amaçlamaktayız."
Sempozyum "Düzenleme Kurulu", şu isimlerden oluştu: Cemsinan Deliduman (İTÜ), Can Karakaya (İstanbul Üniversitesi), Çiçek Dilek Özyeral Bakanay (Marmara Üniversitesi), Deniz Şahin (İTÜ), Ebru Aylar (Ankara Üniversitesi), Gökhan Akbay (ODTÜ), Iraz Akış (İstanbul Üniversitesi), İsmail K. Sağlam (Hacettepe Üniversitesi), İstem Fer (İTÜ), Kahraman İpekdal (Ahi Evran Üniversitesi), Mehmet Somel (CAS / MPG Partner Institute for Computational Biology / Shanghai), Nihan Elmas (İTÜ), Onur Doğan (Osmangazi Üniversitesi), Özgür Genç (Lozan Politeknik Üniversitesi - EPFL), Özgür Taşkın (Ondokuz Mayıs Üniversitesi), Sarp Kaya (Akdeniz Üniversitesi), Uğur Aksu (İstanbul Üniversitesi), Urartu Özgür Şeker (İTÜ), Ümit Aslanhan (İstanbul Üniversitesi), Zelal Durmuş (Biyoloji Öğretmeni).

Sempozyum "Bilim Kurulu"nda şu isimler bulunuyordu: Prof. Dr. Aslı Tolun (Boğaziçi Üniversitesi), Öğr. Gör. Dr. Ayhan Sol (ODTÜ), Prof. Dr. Aykut Kence (ODTÜ), Prof. Dr. Battal Çıplak (Akdeniz Üniversitesi), Prof. Dr. Celal Şengör (İTÜ), Yrd. Doç. Dr. Cemal Ün (Yıldız Teknik Üniversitesi), Prof. Dr. Fevzi Bardakçı (Adnan Menderes Üniversitesi), Yrd. Doç. Dr. Hasan Aydın (Ondokuz Mayıs Üniversitesi), Prof. Dr. H. Hüseyin Başıbüyük (Cumhuriyet Üniversitesi), Doç. Dr. İslam Gündüz (Ondokuz Mayıs Üniversitesi), Prof. Dr. İzge Günal (Dokuz Eylül Üniversitesi), Prof. Dr. Mahinur Akkaya (ODTÜ), Prof. Dr. Mehmet Özdoğan (İstanbul Üniversitesi), Doç. Dr. Oğuz Altungöz (Dokuz Eylül Üniversitesi), Yrd. Doç. Dr. Oğuz Özdemir (Muğla Üniversitesi), Prof. Dr. Sema Ergezen (Marmara Üniversitesi), Prof. Dr. Serdar Demirgören (Ege Üniversitesi), Öğr. Gör. Dr. Serhat İrez (Marmara Üniversitesi), Doç. Dr. Süphan Karaytuğ (Mersin Üniversitesi), Prof. Dr. Yaman Örs (Akdeniz Üniversitesi) ve Yrd. Doç. Dr. Zeki Apaydın (Ondokuz Mayıs Üniversitesi).

Sempozyumdaki uluslararası katılımcılardan Prof. Dr. Douglas Futuyma (Davetli Konuşmacı), New York Eyalet Üniversitesi' nde ekoloji ve evrim profesörü olan Futuyma evrim konusundaki çalışmalarının yanı sıra önemli bir arazi biyoloğu. Evrimsel Biyoloji (Evolutionary Biology) adlı kitabı bütün dünyada ders kitabı olarak kullanılan Futuyma'nın lisans öğrencileri için bir kaynak niteliğindeki son kitabı Evolution 2005 yılında yayınlandı ve 2008 yılında Evrim adıyla Türkçe'ye çevrildi. Futuyma Evrim Çalışma Derneği'nin ve Amerikalı Doğa Bilimcileri Derneği'nin başkanlığını ve Evolution ve Annual Review of Ecology and Systematics dergilerinin editörlüğünü yaptı.. 25 Nisan 2006' da Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi'ne üye olarak seçildi.

Süheyla Taşçıer: Gönderme

Süheyla Taşçıer
[© Süheyla Taşçıer - KanalKultur] - gönderme

aşk sıkışmış
kredi kartına
erosun oku
ağlıyor

post makinası
veriyor
haa
veriyor [© Süheyla Taşçıer - KanalKultur]

19 Kasım 2013 Salı

Emine Özgür - Kırılmalar

[KanalKultur] - Emine Özgür, "Kırılmalar" isimli heykel sergisiyle 20 aralık 2013 - 20 0cak 2014 tarihleri arasında Krişna Sanat Merkezi'nde sanatseverle buluşuyor.

Emine Özgür

1997'de Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Heykel Bölümünü bitirdi.

Ödül: İzmir Turgut Pura Vakfı Heykel Yarışması "Tülav Ödülü"

Kişisel Sergileri

2011 Turgut Pura Vakfı Galerisi, İzmir
2005 Emima Sanat Galerisi, Ankara
2003 Antalya Müzesi, Antalya
2002 TC Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Galerisi, Ankara [KanalKultur]

Emine Özgür Heykel Sergisi "Kırılmalar" / 20 aralık 2013 - 20 0cak 2014; Krişna Sanat Merkezi, Kennedy Cad. No:29/3, Kavaklıdere - Ankara; Tel.: (0312) 418 02 53

Gamze Kuyumcu - Algı | Perception



 
[KanalKultur] - Gamze Kuyumcu, 21 kasım - 14 aralık 2013 tarihleri arasında 2. kişisel sergisi "Algı | Perception" ile Derinlikler Sanat Merkezi'nde sanatseverlerl buluşuyor.

Kuyumcu için ilginç bir merak duygusu ile başlayan resim, sürekli genişleyen ve genişlemeye devam eden bir iç dünya haline gelmiş.

Gamze Kuyumcu

Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim-iş Öğretmenliği'nden mezun oldu. Yüksek lisansını Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Plastik Sanatlar Bölümü'nde tamamladı.

2010 yılında ilk kişisel sergisini açtı. [KanalKultur]

Gamze Kuyumcu - "Algı | Perception" / 21 kasım - 14 aralık 2013; Derinlikler Sanat Merkezi, Teşvikiye Cad. Nar Apt. No: 59, Kat: 2, Teşvikiye - İstanbul; Tel.: (0212) 291 82 55