Bu Blogda Ara

10 Kasım 2015 Salı

İsmail Engin arşivinden: L'Illustration de Turquie, La Turquie Kamâliste ... La Turquie Kemaliste ...

Groupe d'ouvriers participants à la lutte antipaludéènne, p. 15 [14]
- "Une étude sur mon voyage à Magnesie et sur ce que j'y ai vu"
L'Illustration de Turquie, 21-22 (1934): 13 - 17.
La Turquie Kemaliste, 6 (1935)
La Turquie Kamâliste, 7 (1935)
La Turquie Kamâliste, 13 (1936)
La Turquie Kamâliste, 19 (1937)
La Turquie Kemaliste, 23-24 (1938)
La Turquie Kemaliste, [Octobre] 27 (1938)

8 Kasım 2015 Pazar

Ece Çayırlı: Unique ve Fason Dünyalar...

[© Ece Çayırlı - KanalKultur] - Değişik ülkelerde birçok insana sorsalar, "Dünya’nın en etkili modacısı kim?" diye, hiç tereddüt etmeden herhalde Karl Lagerfeld der.

Neden? En çok üreten modacılardan biridir de ondan.

Yanlış hatırlamıyorsam, her sezon değişik moda evleri için sekiz ayrı koleksiyon hazırlıyor – bu, yılda 16 koleksiyon demek –. Bunların hepsi birbirinden farklı ve hiçbir zaman birbirinin tekrarı değil. Bunu başarabilen insan, şu anda 82 yaşında.

80’inci doğum günü için hayatına dair kitaplar yazılıp, filmler çekildiğinde anlamıştım Lagerfeld’in tükenmek bilmeyen yaratıcılığının kaynağını. Çocukluğundan beri okuyan, sanatın her dalını takip eden, çok iyi çizim yapan, ustaca fotoğraf ve film çeken çok yönlü bir sanatçı olduğunu...

Geçtiğimiz günlerde yazılı ve görsel medyada yoğun olarak ünlü bir moda zincirinin moda kampanyasının haberi işlendi. Kendisini Türkiye’nin elit kesiminden sayan, "unique" – yani eşi olmayan, örnek kabul eden insanların, fason üretim yapan bir şirketin global bir kampanyasına nasıl kurban gittiklerine ve bunun farkına dahi varmadıklarına tanık olduk!

Düşündürücü olan, azımsanmayacak sayıda insanın, bir mağazadaki ürünleri yağmalarcasına kapması değildir. Böyle kampanyalar her ülkede yapılıyor ve aynı ilgiyi görüyor.

Düşündürücü olan, orada bulunan insanların hepsinin, gerçek tasarım ürünlerini alabilecek ekonomik güce sahip olmalarına rağmen, orjinalden ziyade taklidini seçmeleridir.

Bu, Türkiye’de yaratıcılığın hangi noktada bulunduğu gerçeğinin sosyolojik yansımasıdır; zira, orada mağazadaki ürünleri yağmalarcasına kapanların önemli bir kısmı, Türkiye’de modaya ve cemiyet hayatına yön verme iddasıyla yazılı - görsel medyada her gün arz-ı endam eden insanlardır.

Sanat ile modanın – ki moda sanatın günümüzde en önemli ayaklarından birini oluşturuyor – en ama en önemli özelliği, yaratıcı ve orjinal olmasından geçer. Onu özel kılan, o güne kadar hiç kimsenin o şekilde bir ürün ortaya koy(a)mamasıdır.

Dünya çapında "unique", yani eşi benzeri olmayan, insanların biyografilerini incelediğimiz zaman, işlerinin / ürünlerinin farklı ve tek olmasının altındaki en önemli unsurun, uzun yılların sanat ve eğitim birikimi olduğunu görürüz.

Bu insanlar, değişik sanat dallarına birden hakim olup, köklü bir eğitimden sonra, öğrendiklerini farklı ülkelerde ve üstatların yanında sınarlar.

Toplumsal ve ailevi yetiştirme şekli, eğitim kurumlarının eğitim anlayışı, bireyin sadece üretken olması için değil, mümkün olduğunca iyi donanım kazanması / elde etmesi; edindiği bütün birikimin sonucu olarak da özgün sonuçlara varması için çaba gösterir. Hedef, birbirinin taklidi ürünler ve çözümler üretmek yerine, bazen toplum ona hazır olmasa bile – yeni bir düşünce, duruş, anlayış veya moda bağlamında düşünülecek olursa – toplumsal ruhu en iyi şekilde yansıtabilen kreasyonlar ortaya koymaktır.

Ne yazık ki, Türkiye toplumu bu düşünce ve yetiştirme tarzına henüz uzak kalmaktadır; zira, toplumda kabul gören tutum ve duruş, birbirinin benzeri olmaktan geçmektedir. Bunu, siyasetten eğitim anlayışına; inancın icra şekline; kurumların işleyişine; müzikten sanatın değişik alanlarına kadar, bütün toplumsal yelpazede görmek mümkündür.

Sonuç olarak, bireysel ve farklı düşüne(bile)n, risk ala(bile)n, fikrini yalnız olsa da söylemekten sakınmayan bireyler yerine, "fason" yani başkasının daha önce düşünüp, doğru diye kurgulayıp karar kıldığı modele sıkı sıkı sarılan; bunu hayatının her aşamasında mükemmelliyet düzeyinde uygulamaya çalışan insanlarla karşı karşıya kalınıyor ve bu toplumun fasonlaşmasını sağlıyor...

Toplumda farklı, yani "unique" olma anlayışı örselendiği veya zayıf olduğu için, kendini Türkiye toplumunun eliti kabul eden insanlar; dünyada fason üretiminde en üst noktaya gelmiş bir moda zincirinin mağazasında, farklı ve eşsiz olacağım düşüncesiyle, yangından mal kaçırırcasına alış-veriş çılgınlığına kapılabiliyor; hezeyan halinde bunu savunabiliyor. [© Ece Çayırlı - KanalKultur]

7 Kasım 2015 Cumartesi

Kadıköy Değişirken...

Bedri Rahmi Eyüboğlu - "Fenerbahçe"
50 x 70 cm., 1974
[KanalKultur] - Kızıltoprak Sanat Galerisi “Kadıköy Değişirken...” adıyla "20.Yıl Özel Sergi"sini 11 kasım - 2 aralık 2015 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor.

Evinizin ilk katından Kalamış sahilini görürken, onuncu kattan Sivriada’yı bile görememek…

Kırk elli sene önce akvaryum gibi bir denizin bataklık gazları üreten ürkütücü hali…

Palamut büyüklüğünde “akıntı istavritleri” anılarından sonra minik kraçalara” razı olmak…

Sahil kahvelerinden etçilere, yıldızlı otel meyhanelerine evrilen anı paylaşım mekanları…

6 Kasım 2015 Cuma

Shuffle

Gülşah Bayraktar - "Sıkı Dostlar"
mdf üzerine akrilik, 10 x 10 cm., 2014
Anna Bak, Armando Rabadán, Berkay Buğdanoğlu, Egemen Tuncer, Elif Özen, Gülşah Bayraktar, Güneş Bulut Yılmaz, Joachim Romain, Julie Nymann, Kürşat Bayhan, Sultan Burcu Demir, CİNS

42 Maslak Art!SPACE, ‘Gallery Spotlight’ etkinliklerinin ilkinde Mixer’i ağırlıyor.

Mixer’in dinamik yapısını ve gelecek vaat eden genç sanatçılarını ön plana çıkaran ‘Shuffle’ seçkisi 5 kasım – 11 aralık 2015 tarihleri arasında izlenilebiliyor.

Kendine özgü teknikle metal plakalar üzerinde pasın yarattığı tahribatı soyutlanmış manzaralara dönüştüren Berkay Buğdanoğlu, küçük boyutlu ahşap yüzeylere yaptığı nostaljik aile portreleriyle Gülşah Bayraktar, sokağın klişelerinin çekiciliğini ikonik fotoğraflarla birleştiren Joachim Romain ve Kürşat Bayhan’ın IŞİD’den kaçan Yezidi’lerin yolculukları esnasında taşıdıkları son yaşam kaynağı olan su şişelerini fotoğrafladığı serisi 42 Maslak Art!SPACE’in alt katında yer alıyor.

Sergi mekânın giriş katında ise Sultan Burcu Demir’in kesik kağıtları birbirine yapıştırarak oluşturduğu ‘Filozoflar’ serisinden portreler, Anna Bak’ın çizimleriyle eski fotoğrafları bir araya getirdiği kolajları ve Elif Özen’in mürekkep ve yağlı boya kullanarak, kağıt üzerinde yarattığı fotorealistik iç mekânlardan yalnız manzaralar izleyicileri bekliyor...

Ecevit, Bülent [Bülent Ecevit]

Bülent Ecevit (1925 - 2006): Türk şair, yazar, çevirmen, siyasetçi ve devlet adamı.

28 Mayıs 1925'te İstanbul'da doğdu.

1944 yılında Robert Kolej'i bitirdi. 1946'da Rahşan Aral ile evlendi.

1944'te Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı; Londra Üniversitesi'nde Sanskrit, Bengalce, Sanat Tarihi bölümlerine devam etti. 1957'de ABD'de Harvard Üniversitesi'nde sekiz ay incelemelerde bulundu.

1944'te Ankara'da Basın-Yayın Genel Müdürlüğü'ne İngilizce çevirmeni olarak girdi. 1946-50 arasında Londra'da Türk Basın Ataşeliği'nde çalıştı.

1950-60 arasında "Ulus" gazetesinde, ve "Ulus"un kapatıldığı yıllarda "Yeni Ulus" ve "Halkçı" gazetelerinde, yazar ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı. 1954 sonu ile 1955 başlarında ABD'de, Kuzey Carolina'da yayımlanan "Winston Salem" gazetesinde konuk gazeteci olarak görev yaptı.

1965'te "Milliyet" gazetesinde günlük yazılar yazdı. 1950'lerde "Forum" dergisinin yazı işleri kadrosunda yer aldı. 1972'de aylık "Özgür İnsan", 1981'de haftalık "Arayış", 1988'de aylık "Güvercin" dergilerini çıkarttı.

5 Kasım 2015 Perşembe

Podiumsgespräch: Flüchtlinge in der Rhein-Neckar Region – Herkunftsländer, Lebensumstände und gesellschaftlich-politische Herausforderungen

In den überregionalen wie regionalen Medien hat das Thema Flüchtlinge eine Dauerpräsenz eingenommen. So sind in den vergangenen Monaten auch in der Rhein-Neckar Region zehntausende Flüchtlinge angekommen. Viele staatliche und kommunale Behörden sowie Verbände, Vereine und Initiativen bemühen sich um eine reibungslose Aufnahme dieser Menschen, darunter auch viele Kinder.
  • Wie ergeht es diesen Menschen in unserer Region? 
  • Wo werden sie zuerst aufgenommen und registriert? 
  • Wie verläuft das weitere Verfahren? 
  • Wie wird Wohnraum zur Verfügung gestellt? 
  • Wie findet die schulische Aufnahme der schulpflichtigen Kinder und Jugendlichen statt?
Das Podiumsgespräch am 17.11.2015 wird sich diesen Fragestellungen widmen und mit den Podiumsteilnehmerinnen diesbezüglich eine Bestandaufnahme vornehmen.

Es nehmen teil:
  • Prof.‘in Dr. Anne Sliwka (Uni Heidelberg, Institut für Bildungswissenschaft)
  • Dr. Christina West (Uni Heidelberg – Koordinatorin Urban Office)
  • Frau Ulrike Duchrow (Asylarbeitskreis Heidelberg e.V.)
  • Frau Catherine Mechler-Dupouey (Interkultureller Elternverein Heidelberg und Mitglied des Ausländer-/Migrationsrates Heidelberg)
  • Frau Hanadi Bismar (Dossenheim, arbeitet mit Flüchtlingsfamilien)
  • Frau Larissa Schell (PH Heidelberg, Lehramtsstudentin, arbeitet mit Flüchtlingskindern in der Erstaufnahmestelle Patrick-Henry-Village)
Leitung: Prof.‘in Dr. Havva Engin (PH Heidelberg, Hei-MaT)

Ort: Pädagogische Hochschule Heidelberg, Mehrzweckhalle, Keplerstr. 87, 69120 Heidelberg

Zeit: Dienstag, 17.11.2015, 18:00-19:30 Uhr

Für diese Veranstaltung wird kein Eintritt erhoben!

Veranstalter: Pädagogische Hochschule Heidelberg, Institut für Erziehungswissenschaft

Bkz. http://veli-akademisi-heidelberg.blogspot.de/

3 Kasım 2015 Salı

Gelenekten Geleceğe: İslami Düşüncede Yenilik

İslam bir dindir, ideoloji değildir. Bu nedenle İslam, toplumsal ve siyasal bir sistem olarak tasarlanamaz. Bu yapıldığı takdirde İslam sadece kavramsal bir kurgu olarak kalır.

İdeoloji olarak tasarlanan İslam anlayışında İslamın kendisi ikincil değerdedir. İslamcılar, Tanrı’yı gözleme dayalı dünyanın bir parçası olarak gören insanbiçimci Tanrı anlayışının sosyal planda temsilcileri gibidirler. Çünkü onlar Tanrı’yı, alelade sosyal olayların ve toplumsal durumların ayrılmaz bir “parçası” olarak görmektedirler. İslamcılar, her şeyi kapsadığını ve her sorunu halledebileceğini düşündükleri din anlayışlarıyla “ilkel bir din” resmi çizmektedirler.

Tanrı varlığı doğal olgularla özdeşleştirilemeyeceği gibi sosyal ve siyasal düzen iddiasına da indirgenemez. Dini sadece kurallar demeti, yasaklar ve tabulardan ibaret görmek, primitif kabile dini anlayışlarını çağrıştırmaktadır. Dinden teselli, umut, ruhsal teşvik, irade, sorumluluk, insan haklarına saygı gibi ahlaki ilkeler beklenebilir. Ama ondan insanların gündelik hayatlarında kamu yararına yönelik pratik bir iyileştirme konusunda derin bir adanma beklenmemelidir. Din, başta yönetim olmak üzere eylemler dünyasının merkezine yerleşirse “hidayet” özelliğini sürdüremeyecek ve yozlaşarak belli kalıp ve tutumlarda katılaşacaktır.

Yakup Karahan çizdi: Avrupamdan insan manzaraları - Avrupa'ya göçmüş yüksek eğitimli Türklerin entegrasyon sorunu

© Yakup Karahan çizdi: Avrupamdan insan manzaraları
- Avrupa'ya göçmüş yüksek eğitimli Türklerin entegrasyon sorunu 

2 Kasım 2015 Pazartesi

Aykut Köksal - Yetmişlerden Fotoğraflar

Mimarlık ve sanat kuramcısı, akademisyen, yazar Aykut Köksal'ın, 1971-1979 arasında çektiği fotoğraflardan oluşan sergisi, 5 kasım - 6 aralık 2015 tarihleri arasında, Schneidertempel Sanat Merkezi'nde...

Köksal, sergisinde tanıklık ettiği "Yetmişler"e yöneliyor ve 40 yıl sonra çekmecesinden çıkardığı fotoğraflarla, bir dönemin sessiz yanını, ışığını, mekânlarını, yapılarını, insanlarını gösteriyor, o yılların ruhunu, siyah-beyaz fotoğraf estetiğinden süzülen bir bakışla sergiliyor.

Fotoğrafların büyük bir bölümü "Yetmişler"in İstanbul'unu yansıtan karelerden oluşuyor:

Kentle yeni tanışmış geleceğin İstanbulluları, henüz ölüme terkedilmemiş Boğaz vapurları, inatla yaşamayı sürdüren ahşap evler, bir "İstanbul Hatırası"nı ölümsüzleştirmek için bekleyen sokak fotoğrafçıları, köprüsüyle, mavnalarıyla Haliç, karanlık ve dingin hazireler, Kumkapı'nın balıkçıları ve her biri sessiz bir öykü anlatan kent insanları...

Özdemir Altan - Kral ve Kraliçeler’den Don Kişot’lara… | From Kings and Queens to Don Quixotes...

Özdemir Altan - "Kral ve Kraliçe",
karton üzerine yağlıboya, 39 x 37 cm., 1965
Bozlu Art Project Nişantaşı, 22 ekim - 6 aralık 2015 tarihleri arasında Türkiye’de soyut sanatın önde gelen isimlerinden Özdemir Altan’ın “Kral ve Kraliçeler’den Don Kişot’lara” isimli kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor.

Küratörlüğünü Özlem İnay Erten’in yaptığı sergide, Özdemir Altan’ın 1960’lı yıllarda gerçekleştirdiği “Krallar ve Kraliçeler” serisinden, 1970’li yıllardaki “Gerçekçi Dönem”ine, 1980’li yıllarda ürettiği kavramsal sorgulamalar içeren üç boyutlu işlerinden, kolajlara ve 1990’lı yıllarda başlayıp günümüze kadar devam ettirdiği Soyağaçları’ndan, son dönem çalışmalarını içeren Don Kişot serisine kadar uzanan farklı dönemlerinden örneklerin yer aldığı geniş bir seçkiye yer veriliyor. Sanatçının bu tarihler arasındaki ara dönemlerinin ve kolektif çalışmalarının da izlenebileceği sergi, Altan’ın uzun sanat yaşamında giderek daha da netleşen sanatsal görüşlerinin özeti niteliğinde.

 “…Sanat referans verir, etki kaçınılmazdır, yöntem değil sonuç önemlidir…
…Sanat birbirinden farklı kavram, köken, yapı ve mantıkların bir araya gelmesiyle oluşur…
…Sanata zorla anlam yüklenemez. Onun kendi anlamını kendisinin bulmasına izin verilmelidir...”

gibi motto niteliğindeki sözleriyle sanata dair görüşlerini yineleyen ve çalışmalarını uzun yıllardır bu doğrultuda devam ettiren sanatçının, yetmiş yıla yaklaşan sanat yaşamındaki önemli köşe taşlarını yansıtmayı amaçlayan sergi, her değişimin ve başlanan yeni serinin bir sanatçı için kendi içinde barındırdığı “risk” unsurundan hareketle, Altan’ın uzun yıllardır devam ettirdiği coşkulu arayışları gözler önüne sermek istiyor.