Bu Blogda Ara

3 Aralık 2013 Salı

Süheyla Taşçıer: Çocuk Gözüyle

Süheyla Taşçıer
[© Süheyla Taşçıer - KanalKultur] - çocuk gözüyle

sanal yoktu
alem de sanal değildi
çocuktum annem komşular kırlara giderdik
bahar gelmiş
dünya şiir günü de doğmamış
alevi
sünni
türk
... kürt
laz komşular
herkes birşeyler yapmış
közde çay
hazreti ali doğmuş duyardım
annem lokma dağıtırdı

bahar hep gelse
dallarında çocukluğum [© Süheyla Taşçıer - KanalKultur]

Özgül Arslan - Uzak Kaç Adım Eder?

 
Özgül Arslan - Uzak Kaç Adım Eder?
/ 4 aralık 2013 - 14 ocak 2014; Mine Sanat Galerisi,
Teşvikiye Mah. Prof. Dr. Müfide Küley Sok.
No:1/1 Yasemin Apt. D:5,
Şişli - İstanbul; Tel.: (0212) 232 38 13
[KanalKultur] - Özgül Arslan'ın "Uzak Kaç Adım Eder?" isimli sergisini 4 aralık 2013 - 14 ocak 2014 tarihleri arasında Mine Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluşuyor.

Özgül Arslan'ın siyah kadife kumaş üzerinde ağartıcılar kullanarak ve silerek oluşturduğu resimleri dışında mekana özgü yerleştirmesi ve video çalışmasının da bulunduğu sergi, sanatçının son dönem üretimlerine odaklanıyor.

Çalışmalarında resmi ideolojiler, eril iktidar ve tüketim kültürü tarafından şekillendirilen 'kadın' imgesini merkezine alan Arslan, 1990'lı yılların ortasından itibaren etkin olduğu sanat pratiğinde bireyselden toplumsala çok katmanlı anlatımı benimsiyor.

Resimden fotoğrafa, videodan enstalasyona farklı mecralarda ortaya çıkan üretim çeşitliliği, sanatçının hem güncel gerçekliğe dokunuşunda hem de günümüz sanatının çoğul estetiğine yönelik yaptığı vurguda kendini göstermeye devam ediyor.

Özgül Arslan'ın "Uzak Kaç Adım Eder!" başlığı altında izlenecek son dönem üretimleri, toplumsal olgular, ilişkiler, yaşam biçimleri ve bireysel deneyimleri dışında aynı zamanda sanat tarihini de mesele ediniyor.

Özgül Arslan

1974'te Erzincan'da doğdu. Marmara Ünversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü , Prof. Kadri Özayten atölyesinden 1998 yılında mezun oldu. İlk kişisel sergisini Galeri Dürer-İstanbul'da açan sanatçının, katıldığı grup sergilerinden bazıları; 12. İstanbul Bienali paralelinde Tekinsiz Oyunlar-Tahtakale Hamamı-İstanbul, İstanbul 2010 "İstanbul' da Yaşıyor ve Çalışıyor Projesi"-Antrepo 5-İstanbul, Sfenks Seni Yitip Yutacak-Karşı Sanat-İstanbul, Sheshow-Sofya, Reise durch das Labyrinth-Berlin'dir.

Sanatçı ayrıca çağdaş sanatın yaygınlaşması amacıyla birçok serginin projelendirip küratörlüğünü yaptı. İstanbul 2010 Kültür Başkenti kapsamında "Çocuklar İçin Çağdaş Sanat" , tüm bir sokağı kapsayan "Art-Alan", "Art-Alan II" ve " Anemas Zindanları" gibi sergileri hayata geçirdi.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti kapsamında katıldığı Peter Kogler çalıştayı sonucu üretmiş olduğu "Sabun Köpüğü" video enstelasyonu, İstanbul'un ilk kamusal uluslararası çağdaş sanat koleksiyonuna girdi.

İstanbul' da yaşıyor ve üretimine devam ediyor. [KanalKultur]

Özgül Arslan - Uzak Kaç Adım Eder? /  4 aralık 2013 - 14 ocak 2014; Mine Sanat Galerisi, Teşvikiye Mah. Prof. Dr. Müfide Küley Sok. No:1/1 Yasemin Apt. D:5, Şişli - İstanbul; Tel.: (0212) 232 38 13

2 Aralık 2013 Pazartesi

Osmanlı Başkentinde İngiltere- Fransa Rekabeti: Danderino'nun Garip Hikâyesi

Toplumsal Tarih [Tarih Vakfı Yayınları]
240 (2013), 96 S., ISSN 1300-7025-9-1
[KanalKultur] - Toplumsal Tarih dergisi aralık 2013'te yayınlanan 240. sayısında "Osmanlı Başkentinde İngiltere- Fransa Rekabeti: Danderino'nun Garip Hikâyesi" başlıklı yazıyı kapağa taşıyor.

Ömer Gezer, 19. yüzyılın ilk yıllarında Korfulu bir tüccar ve o dönemde Osmanlı'ya ait Cezâir-i Seb'a (Yedi Adalar) kançıları olan Danderino'nun merkezinde olduğu bir diplomasi krizini ele alıyor. Bu krizde İngiltere ve Fransa karşı karşıya gelirler, İstanbul'daki sefirleri karşılıklı olarak sert hamleler yaparlar. Osmanlı yönetimi ise bu krizi mümkün olduğunca hasarsız atlatma çabasındadır.

Oya Pancaroğlu, Tarsus'ta bulunan Makam Camisi'ndeki kazı sonrası ortaya çıkan tarih, caminin altında Danyal Peygamber'in mezarı olduğuna inanılan yapı ve bölgeyi gezen seyyahların yazdıklarını göz önünde tutarak, bu kült merkezine atfedilen kutsallığın tarihine bakıyor.

İlhan Tekeli, "Dünya Şehircilik Günü Kolokyumu" sırasında gerçekleştirdiği konuşmasıyla Türkiye'de kent yönetimi ve kent planlaması üzerinde öneri geliştirebilmek için öncelikle demokrasi kriziyle yüzleşmenin önemini vurguluyor.

Turhan Kaçar, MS 2. yüzyılda yaşamış, aslen Laodikeialı olan, fakat İzmir'e yerleştiği için Smyrnalı Polemon olarak bilinen bir taşra liderinin Roma yönetimiyle ilişkisine ve güçlü bir taşra yöneticisinin o dönemde kendisi ve temsil ettiği kent için ne tür avantajlar elde edebileceğine bakıyor.

Z. Sencan Altınoluk, tarihi olarak Lydia bölgesinde, günümüzde Ödemiş ilçesine bağlı Günlüce Köyü'nde bulunan, Aphrodite'nin hediyesi olağanüstü güzel kadınlarıyla mitolojik öykülere de konu olan Hypaipa kentinde yapılan arkeoloji çalışmalarının tarihini ele alıyor.

Yakın Tarihten Notlar: Saklının Görünürlüğü, Başka Benler, Takma Yüzler, Kavramsal Kimseler: Maske ya da Modern Maskesinin Altındaki Muhafazakârlık

[KanalKultur] - "Yıkıcı Oyuncunun Maskesi"; "Tiyatronun Bin Bir Yüzü"; "Persona: Maskeden Karaktere"; "Nikos Kazantzakis"; "Commedia Dell'Arte Geleneği"; "Ortaoyunu"; "Saklının Görünürlüğü"; "Türk Tiyatrosunda İdeolojik Maske"; "Esrarlı Dört Köşe: Necip Fazıl'ın Tiyatro Anlayışı"; "Başka Benler, Takma Yüzler, Kavramsal Kimseler"; "Maskeyle Varolmak"; "Toplumsal Baskı ve Kimlik Maskeleri"; "Modern Maskesinin Altındaki Muhafazakârlık"...

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü ile İstanbul Üniversitesi Haldun Taner Tiyatro Uygulama ve Araştırma Merkezi, ortaklaşa olarak Performans Araştırmaları Derneği'nin ve Goethe Institut İstanbul'un desteğiyle 21-23 kasım 2012 tarihleri arasında "Maske" adıyla "Uluslararası Disiplinlerarası Tiyatro Buluşması" Sempozyumu düzenledi.

Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü, kuruluşunun 20. yılında uluslararası disiplinlerarası Tiyatro Buluşması'na ev sahipliği yaptı.

Uluslararası Disiplinlerarası Tiyatro Buluşması, tiyatro sanatının başlangıcından bugüne en vazgeçilmez araçlarından biri olan, tiyatronun yanı sıra edebiyattan plastik sanatlara, sinemadan fotoğrafa bütün sanat dallarının; felsefeden psikolojiye, antropolojiden sanat tarihine, sosyolojiden siyaset bilimine tüm sosyal bilimlerin ilgilendiği, kavramsallaştırdığı, tartıştığı ya da farklı biçimlerde kullandığı çoktanımlı, çokanlamlı, çokdisiplinli, zengin bir dünyaya, "maske"ye odaklandı.

Kuruluşundan bu yana, hem geçmişten günümüze tiyatronun evrimini, farklı açılımlarını, yeni arayışlarını çağdaş bir anlayışla araştırmayı hem de disiplinlerarası çalışmalarla eleştirel, düşünsel ve tartışmacı bakış açıları ortaya koymayı kendine ilke edinen Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü "Maske" sempozyumunda geçmişle günü, arkaikle moderni, sanatla bilimi, duyguyla aklı, insanla rolünü buluşturan bir tanışma, birleşme, tartışma, fikir alıp verme ortamı yaratmayı hedefledi.

Sempozyumda Ruhr Trienali'nin sanat yönetmeni, tiyatro ve müzik dünyasının önde gelen yorumcularından Heiner Goebbels (Institut für Angewandte Theaterwissenschaft), Trinity College'dan Prof. Stephen Wilmer ve Cornell University'den Prof. Melanie Dreyer-Lude söyleşiler gerçekleştirdi.

Firuz Kutal çizdi: 3 Aralık - Dünya Engelliler Günü

© Firuz Kutal çizdi: "3 Aralık - Dünya Engelliler Günü"

Mert Yavaşça - Ruhumu Beklerken | Waiting for my Soul

Mert Yavaşça - "Araf | Purgatory", 
tuval üzerine yağlıboya / Oil on Canvas,
90 x 130 cm.,  2013
"Eserlerimde beliren figürler ve semboller, resmimi tamamladıktan sonra anlam kazanırlar benim için. Sağır ve kör bir tutumla eskizlerini oluşturduğum tablolarım sonuçlandıklarında kendi dillerini konuşurlar." | "The figures and symbols which appear in my paintings acquire personal meaning only upon their completion. Sketched in a deaf and blind manner, the paintings speak their own languages after they are finished."

[KanalKultur] - Mert Yavaşça'nın 27 eserden oluşan "Ruhumu Beklerken | Waiting for my Soul" adlı sergisi 26 kasım - 28 aralık 2013 tarihleri arasında Artnext İstanbul'da sanatseverlerle buluşuyor.

Sanatçı, sergi kataloğunda da yer alan "Sanatçı Bildirisi"nde şunları ifade ediyor:
"İnanışa göre Ruh ansızın çekip giden bir köpek gibi çıkıp gidermiş bedenden, benim ruhum ne zaman kaçıp gitti bilmiyorum. Ne zaman geri döndüğünü ise yeni anladım.
Mert Yavaşça - "Korkuluk | Scarecrow",
tuval üzerine yağlıboya / Oil on Canvas, 
90 x 130 cm., 2013
Sanatsal çalışmalarıma yoğunlaştığım ve üslubumu geliştirmeyi hedef edindiğim 2011 yılının ilk aylarında 'Natural Disasters | Doğal Felaketler' adını verdiğim ilk yağlı boya resim serime başlamıştım. Hızlı bir ön hazırlık sürecinin ardından üretimine başladığım bu seri, benim için deneysel bir nitelikteydi. Ne bir sergi ne de bir yarışma için boyamaktaydım bu tablolarımı. Sebepsiz bir yaratma isteği ve kendimle hesaplaşma fantezimle birlikte ilk defa nefes alıp vermeye başladı kompozisyonlarım. Eserlerim benimle simgeler üzerinden iletişim kurmaya çalışan yüzeylere dönüşmeye başlamıştı. Hayattayken hedeflerine ulaşamayıp dünyamıza hapsolan kayıp bir ruh gibi beliriyorlardı karşımda. Altı tablodan oluşan 'Natural Disasters | Doğal Felaketler'i tamamladığımda anladım ki; ruhum geri gelmişti.
Meksikalı turist rehberleriyle ilgili bir anekdot vardır. Turistlere İnka tapınaklarını göstermek için ormanda ilerlerken birden sebepsiz yere durup saatlerce dinlenirler. Turistlerin bunun sebebini sorması üzerine yerli rehberlerden biri; 'çok hızlı ilerlediklerinden ruhlarının arkada kaldığını, yetişmeleri için durup beklediklerini' söyler. Bahsettiğim tamamen farklı bir his. Ruh'um hızlı yol aldığım için arkada kalmamıştı. Çekip gitmişti. Belli ki vazgeçmişti benden; nefret etmişti, sıkılmıştı. Çoğunluk gibi ruhsuz yaşayabileceğim düşüncesine kapılmıştı. Şimdi ise bana ikinci bir şans vermek istercesine geri gelmişti.
Durumun farkına varmam 2012 yılının son aylarında oluşturmaya başladığım kompozisyonlarla artmaya başladı. Çocukken yaptığım resimleri ve fotoğraf arşivimi tarıyor, bilmediğim kasabaların ara sokaklarında 'kompozisyon avına' çıkıyordum. Eski bir cinayet dosyasını tekrar soruşturmaya açan idealist ama yalnız bir dedektif gibiydim. En güçlü silahım ise samimiyetimdi. Samimi olma çabam kimi zaman yalan söylemenin muhteşem zevki ile kavgaya tutuşsa da galip gelen hep 'samimiyet' oldu. Buna şaşırmadım çünkü ilişkilerimde göstermekte zorlandığım samimiyet duygusunu kompozisyonlarım ile aramda yaşamaya başlamıştım ve bu bana inanılmaz bir zevk veriyordu.
Bu seriyi oluştururken asıl kavgam, geri dönen Ruh'umun yokluğunda yaşadığım hayatımla yüzleşmek olmuştu. Ruhumun çekip gittiğinin farkında olmayan bir bilinçle yaşamıştım onca yıl ve bu gerçekle yüzleşmek için nefesimin yettiği derinliklere indim.
Eserlerimde beliren figürler ve semboller, resmimi tamamladıktan sonra anlam kazanırlar çoğu zaman. Sağır ve kör bir tutumla eskizlerini oluşturduğum tablolarım sonuçlandıklarında kendi dillerini konuşurlar. Vazgeçemediğim plastik öğeler ve kurguların içinde yer alan figürler kimi zaman maskeleriyle birlikte gelir, kimi zamansa yaratıcılarıyla göz göze gelme cesaretini gösterirler. Yüzleri bozulmuş figürler ise benim göz göze gelmeye cesaret edemediklerimdir.
Dolaysız ama kolayca okunmayı da reddeden bir anlayışla çıkıyorum karşınıza. İnanıyorum ki böylece, yaratım sürecinde bana musallat olan ızdıraplarımın kokusunu siz de içinize çekebilirsiniz biraz olsun."
Mert Yavaşça

1983 yılında Çanakkale'de doğdu. 2006 yılında Eskişehir Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Baskı Sanatları Bölümü'nden mezun oldu. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Resim Anasanat Dalı'nda başladığı "Türk Resim Sanatında Çanakkale Savaşları" konulu yüksek lisans tezini 2010 yılında tamamladı.

1 Aralık 2013 Pazar

Zeynep Sarıoğlu Suluboya Resim Sergisi

© Zeynep Sarıoğlu - Edirne Evi

[KanalKultur] - Zeynep Sarıoğlu suluboya resim sergisiyle 7 aralık 2013 – 11 ocak 2014 tarihleri arasında Tolga Eti Sanatevi'nde sanatseverlerle buluşuyor.

Zeynep Sarıoğlu

1976 yılında DGSA (Mimar Sinan Üniversitesi) İç Mimarlık ve Endüstri Tasarımı Bölümü'nden mezun oldu. Atölye eğitimi sırasında suluboya resim çalışmaları yaptı. 1986'dan günümüze çeşitli karma sergilerin yanı sıra 16 kişisel sergi açtı. Tema içeren sergilerinde genellikle mimarlık tarihi ve arkeolojiye yer veriyor. Hem figüratif hem soyut anlayış sergileyen son dönem çalışmalarında "kolaj " ve "yerleştirmeler" de bulunuyor. Serbest atölye çalışmalarının yanı sıra 2009 yılından itibaren Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü'nde, "Suluboya Teknikleri" dersi verdi. Konuyla ilgili bir de kitabı bulunuyor.  Çalışmalarına İstanbul'daki atölyesinde devam ediyor. [KanalKultur]

Zeynep Sarıoğlu Suluboya Resim Sergisi / 7 aralık 2013 – 11 ocak 2014; Tolga Eti Sanatevi, Bağdat Cad. Yeni Köşk Apt. No:177 / 1 B Blok Da:2, Selamiçeşme - İstanbul; Tel.: (0216) 368 26 79

Meraklısı için: Şeyma Çınar - Tezhip ve Minyatür



[KanalKultur] - Tezhip ve minyatür sanatçısı Şeyma Çınar, Miniatürk Sergi Salonu'nda 50 eseriyle 4- 15 mart 2013 tarihleri arasında sanatseverlerle buluştu.

Klasik Türk sanatlarının desteklenmesi amacıyla düzenlenen sergide, tezhip eserlerin yanı sıra hat ve minyatür sanatına ait örnekler de vardı.  Yapım süresi yedi yılı aşan eserler arasında hat sanatına ait "Hilye-i Şerif", "Tuğra Besmele", "Nazar Ayeti", tezhip sanatında geliştirilmiş yeni tasarımların uygulandığı saz yolu, kara memi çiçekleri gibi örnekler yer aldı. [KanalKultur]

Şeyma Çınar - Tezhip ve Minyatür Sergisi / 4 - 15 mart 2013; Miniatürk, Sütlüce Mahallesi, İmrahor Caddesi,  Sütlüce - Beyoğlu - 34445 İstanbul; Tel.: (0212) 222 28 82

Roz Kohen: Kolej Yılları (1963-69)

© Roz Kohen - Ablam Dora Kohen'in mezuniyeti,
Amerikan Kız Koleji, Arnavutköy, 25 haziran 1966
Roz Kohen "Yahudi İstanbul'unu / İstanbul Yahudileri'ni" anlatıyor: İstanbul'da Yahudiler ve Yahudi Yaşamı

[KanalKultur] - Nihayetinde annemin rüyasi gerçekleşir ve hem ablam hem de ben, lise yıllarımızı Arnavutköy'de bulunan, o zamanki adıyla Amerikan Kız Koleji'ndeki kampüste geçirmeye başlarız.

Şişhanedeki Melek Apartman'dan Arnavutköy'deki okula gidişimiz, alışageldiğimiz köşe başındaki okula gitmekten çok farklı bir serüvendir.

Her gün, zamanında Arnavutköy'e varabilmek için, sabah erkenden yola çıkarız. Önce Tünel'e yürürüz ve oradan Karaköy'e inip, Emirgan-Sirkeci veya Karaköy-Beşiktaş arkasından Sarıyer'e giden bir otobüse binmemiz gerekir. Bazen de Tünel'den troleybüs veya otobüsle Taksim'e, oradan da Taksim-Sarıyer hattında işleyen 40 numaralı otobüse binip, okula varırız. Genelde okula varmamız bir saat sürer...

© Roz Kohen - Roz Kohen ve Beden Eğitimi
Öğretmeni Miss Linder, mezuniyet yemeği,
Amerikan Kız Koleji, Arnavutköy, mart 1969
 
Bizler, bu açılan "yeni dünya"nın içinde yenilikleri keşfede dururken, ayni işte 28 yaşından beri katiplik yapan babam, artık Şişhane'deki orta halli Yahudilere bile ayak uyduramayacak hale gelmiştir. Her türlü yeniliği kuşku ile izleyen babam, yirmi senedir oturduğu bu mahalleden ayrılmakta güçlük çekmektedir...

Bizler içinse, Şişhane'deki kaybolmakta olan Yahudi mahallesinin kültürüyle muhteşem Arnavutköy tepelerindeki liberal eğitim arasındaki uçurum giderek büyümektedir...

Okulda beyaz eldivenli İngilizce konuşan ahçıların elinden içli pilav ve kestane tatlılarını yerken; Boğaz'ın üstünde Amerikan Hockey'i oynarken; akşam Melek Apartman'da yorgun bacaklarını sürüyerek inen yaşlı fakir komşularımızın terlik tıkırtıları çocukluk anılarımızın bir yankısı olmaya devam ediyordu.

Yeni sınıf arkadaşlarımız, şehrin ve hatta ülkenin her bir köşesinden gelmiş, aileleri değişik kültürlerden oluşmuş cok çalışkan ve emelleriyle övünen kızlardı.

© Roz Kohen - Roz Kohen,
mezuniyetinde ablası Dora ile,
Amerikan Kız Koleji,
Arnavutköy, 24 haziran 1969
Sabahları, kuş cıvıltıları dolu koruluğun içinden güvenle tepedeki okula yürür; Amerikalı öğretmenlerimizin ciddiyetle yürüttükleri sınıflara girerdik. Artık kızınca elinde cetvelle üzerimize yürüyen ve sınıfı kontrol edemeyen yaşlı Fransızca hocalarımızın yerine yüksek dereceli, öğrenci psikolojisini çok iyi anlayan, arkadaş gördüğümüz öğretmenlerimiz var.

Musevi Lisesi'nde ve Kıblelizade Sokak'ta geçen yıllar, artık bizim değilmiş gibi görünür...

Bu semtlerden ayrılan Yahudiler de yavaş yavaş 60'lı yılların getirdiği değişikliklere ayak uydurmaya hazır bir nesil haline dönüşürken, bizimkiler büsbütün içlerine kapanır...

Yetişirken evde konuşulan klişe (clichee) dolu Yahudi İspanyolcasını bildiğimizi hiç hatırlamıyoruz sanki. Kuledibi'ndeki Havra'ya giden tek babam kalmıştır. Onbeş yaşımda anneme artık Yom Kipur'da oruç tutmayacağımı, Hamursuz bayramlarında sadece hamursuz yemiyeceğimi ilan edince; annem, babama bildirmediğim sürece istediğimi yapabileceğimi söyler.

Ve evdekiyle dışardaki yaşam bütünüyle iki ayrı dünya haline dönüşür... [KanalKultur]

Erman Artun - Âşık Edebiyatı Metin Tahlilleri

Erman Artun:
Âşık Edebiyatı Metin Tahlilleri.
Kitabevi Yayınları, İstanbul 2010,
301 S., ISBN: 978-605-4208-51-7
[KanalKultur] - Metin tahlili; bir edebî eseri bütünlüğü içerisinde bütünü oluşturan her türlü ögenin (anlam, yapı, dil, üslup) belli bir yöntemle ele alınıp incelenmesi, değerlendirilmesi, yorumlanmasıdır. Metin tahlilinde, şekil özellikleri, yazım özellikleri, dil ögeleri, edebî sanatlar, düşünce, duyuş gibi özellikler incelenir. Metnin çözümleme amacı, eseri; içerik, yapı, dil ve üslup yönünden anlamaktır. Her okuyucunun edebî eserin dilini çözüp, onun semboller dünyasına bütünüyle nüfuz edebîlmesi mesajını tam ve doğru anlayabilmesi, estetik zevkle mümkün olur...

Erman Artun'un "Âşık Edebiyatı Metin Tahlilleri" adlı eserinde âşık edebiyatı geleneği; âşık edebiyatına genel bakış, Anadolu'da oluşumu, motifleri, tematik bakış ve genel özellikleri bakımından incelendikten sonra örnek metin tahlilleri yapılıyor.

Âşık edebiyatı geleneğini bilmeden, âşık şiirinin tarihsel ilgisini kavramak, anlamak, yorumlamak, çözümlemek, düzeyli bir şiir eleştirisi yapmak mümkün değil. Âşık şiirinin, inceleme veya çözümlemesinde şiirin bütünlük içindeki varlığını sağlayan ruhu ve metnin tarihsellikle ilgili bağı göz ardı edilmemeli. Erman Artun "Âşık Edebiyatı Metin Tahlilleri"nde Âşık şiirinin metin tahlilini, geleneğin mantığına, geleneğin yüklediği anlamlara bağlı olarak yapıyor.

Artun için, tahlili öznel yapan şey, "bana göre" anlayışıyla gelenek dışı anlamlar yüklemektir.