[© Necati Şahin - KanalKultur] - "Ölürse ten ölür, can ölesi değil..." der Koca Yunus...
Koca Yunus'un yolunda gelen "Garip" Neşet Ertaş "Hakk'a yürüdü".
O, "Hakk'a yürüdükten" sonra; O, "ölesi olmayan Can"ı öldürdüler ama...
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Selahattin Özel ve Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı sevgili kardeşimiz Engin Gündük İzmir'de hastane önündeki çadırda feryat ediyorlar:
"Devlet Sanatçılığı'nı ret eden Neşet Ertaş canımıza devlet töreni züldür. Alevi Bektaşi olan üstat cemevinden kaldırılmalıdır."
Neşet Babanın yakınları cevap veriyor koro halinde: "Camii, camiii, camiiiii..."
Hatta hızlarını alamıyorlar arkadaşlarımıza saldırıyorlar da...
Hayır, hayır ailesi öldürdü demeyeceğim. Diyemeyeceğim, çünkü o aile de, o yakınları da en az Neşet Baba kadar "Garip"ler... Sadece o garipler "O Garibi" garipçe yolcu etmek zorundaydılar...
Öldürenlerin biri de biz Alevileriz. Alevi kurum ve kuruluşlarıyız. En başa kendimi koyarak yazıyorum. Almanya'da Bin Yılın Türküsü'nü yaparken 30 km. ötemizdeki bu büyük üstadı ikna edip getiremedik ya... Sahiplenemedik ya... O'nu Almanya'da düğünlerden geçinmek zorunda bıraktık ya... Kültürümüzü yozlaştıran ama başkanlarımıza yağcılık yapan "popüler sanatçılara" büyük paralar ödedik ya... Evet evet O'nu biz Aleviler de öldürdük... Ama biz de yan unsurduk.
insan ve kültüre dair... : Alevi Arşivi... Alevi Antropolojisi ... Almancılar... Sanat
Bu Blogda Ara
2 Ekim 2013 Çarşamba
Roz Kohen: Matmazel | Mamuazel
![]() |
| © Roz Kohen |
Roz Kohen "Yahudi İstanbul'unu / İstanbul Yahudileri'ni" çiziyor ve anlatıyor: İstanbul'da Yahudiler ve Yahudi Yaşamı
Şişhane Mektep Sokak'taki Musevi Lisesi'nin Fransızca öğretmeni Matmazel Bert Behar; otoriter bakışları, yaramaz çocukları yanak ve kulaklarından sadistçe çekmesi ve okulda hepimizi korkudan ürpertmesi ile ün salmıştı. Bense, Melek Apartman'ında komşumuz olduğu için, evimize gelip, bana büyüleyici Fransızca çocuk hikayeleri okuduğunu ve kahvesine susamlı kurabiyeleri batırıp yediğimi hatırlarım...
Akdeniz'de 'Türk', Okyanusta 'Rûmî / Türk'; Osmanlı'da Şah İsmail'in gözdesi Tâclı Hanım'a ait tasvirler...
![]() |
| Toplumsal Tarih [Tarih Vakfı Yayınları] 211 (2011), 96 S., ISSN 1300-7025-9-1 |
Salih Özbaran, Portekiz kaynaklarında Osmanlı'nın nasıl algılandığı üzerinde duruyor ve bu algıyı İspanyol ve kıta Avrupa'sı kaynaklarındaki Osmanlı algısı ile karşılaştırıyor. "Rûmî"nin ne kadar "Türk", "Türk"ün ise ne kadar "Rûmî" olduğu ve Osmanlı imgesinde neden böyle bir ayrıma gidildiği üzerinde duruyor.
Serra Torun, Aram Kerovpyan ile Kerovpyan ve Altuğ Yılmaz'ın beraberce kaleme aldıkları Klasik Osmanlı Müziği ve Ermeniler kitabını ve burada geçen resmi tarih yazımı, "hoşgörü imparatorluğu", Osmanlı araştırmalarındaki eksiklikler, klasik Osmanlı müziği ve Ermeni müzisyenleri hakkında konuşuyor.
Mehmet Ö. Alkan, "En Doğru Bildiğimizden Kuşkulanmak" yazı dizisine 19 Mayıs'ların tarihini inceleyerek devam ediyor. Bu sayıda Osmanlı İdman Bayramı ile Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor bayramları arasındaki ilişkiyi ele alıyor.
Tülün Değirmenci, İslam kadınlarının istisnai olarak resmedildiği Osmanlı'da Şah İsmail'in gözdesi Tâclı Hanım'a ait tasvirlerin de yer aldığı el yazmalarını tanıtıyor ve bu tasvirlerin Osmanlı resim sanatı içinde ne anlama geldiği sorusuna cevap arıyor.
Zeynep Atademir, Lüleburgaz İstasyon Şefi Zaborski'nin Bulgar ordusunun Lüleburgaz İstasyonu'nu işgal etmesi ve sonrasındaki olayları anlatan raporunu sunuyor. Okuyucuya 1912-1913 Balkan Savaşlarına Zaborski'nin gözünden bakma imkânı veriyor.
Hammâmîzâde İsmail Dede Efendi Konseri
![]() |
| Türk Müziği Konserleri - " Hammâmîzâde İsmail Dede Efendi" / 6 ekim 2013, 15:30; Pera Müzesi Oditoryumu, Meşrutiyet Caddesi No.65, Tepebaşı - Beyoğlu - 34443 İstanbul; Tel.: (0212) 334 99 00 |
Prof. Dr. Alâeddin Yavaşca danışmanlığında, Yrd. Doç. Dr. Adnan Çoban sanat yönetmenliğinde ve Sinan Sipahi koordinatörlüğünde düzenlenen Türk Müziği Konserleri serisinin ikincisi, 6 ekim Pazar günü, saat 15:30'da, Pera Müzesi Oditoryumu'ndaki "Hammâmîzâde İsmail Dede Efendi" konseri.
Günümüzün usta yorumcuları ve sazendelerinin, büyük bestecilerin seçme eserlerini seslendirecekleri programa Çiğdem Yarkın'ın misafir solist olarak katılıyor. Türk Müziği Konserleri serisinde; Türk müziğinin tarihsel, kültürel, geleneksel, sosyolojik, antropolojik, felsefî ve edebî yönlerinin ele alındığı sunuş ve sohbetler de yer alıyor.
Türk müziğinin en kudretli, dahi bestekarlarından ve en yüksek zirvelerinden biri olan "Hammâmîzâde İsmail Dede Efendi" seçkin eserleriyle Pera Müzesi'nde.
Misafir Solist: Çiğdem Yarkın; Saz Sanatçıları: Taner Sayacıoğlu – Kanun, Yurdal Tokcan - Ud, Selim Güler – Kemençe, Emrullah Şengüller – Viyolonsel
Prof. Dr. Alâeddin Yavaşca, konser hakkında kaleme aldığı "Sunuş" yazısında şunları kaydediyor:
"Hammâmîzâde İsmail Dede Efendi, Meragalı Abdülkadir'den başlayan Hafız Post'a ve Itri'ye, Itri'den 18. ve 19. yüzyıla kadar gelişerek devam eden Klasik Türk Mûsıkîsi'nden zamanımıza uzanan sağlam bir köprüdür. Geniş halk kitlelerinin zevkine hitap ederek şahsiyetini yansıtarak bestelediği Kârlar, Kâr-ı Natıklar, Ayin-i Şerifler, Yürük Semaîler, Besteler, Ağır Semaîler, Şarkılar, Köçekçeler, Rumeli Türküleri, Semaî'ler ve değişik formdaki diğer eserleriyle klasik mûsıkîmizi temsil eden sıra dağların en yüksek zirvelerinden biri olan Dede Efendi, mûsıkîde gelişmeyi, yeniliği toplumdan kopmadan toplumu kendine yükselterek sağlayan, birçok yüzyılları tutan ve gelecek yüzyılları da aydınlatacak olan bir Türk mûsıkîsi sembolüdür.
1 Ekim 2013 Salı
Çöpte Dostoyevski Buldum
![]() |
| "Çöpte Dostoyevski Buldum" - Yönetmen: Enis Rıza; Yapım Yönetmeni: Nalan Sakızlı; Görüntü Yönetmeni: Koray Kesik; Kurgu: Burak Dal; Yapım: VTR Araştırma Yapım Yönetim; Türkiye, 2009, 105' |
İstanbul'a uzanan hayatı Adana, Tarsus, Ortaca, Kuşadası sokaklarının ve çöplüklerinin pek çok anısına tanıklık etmiş.
Sonra, İstanbul'da tanıştığı öğrencilerle ve kâğıt toplarken çöpten bulduğu kitaplarla hayatı değişmiş. Okumaya ve kitapları biriktirmeye başlamış. Şimdi İstanbul'da, aradığınız her türlü kitabın bulunduğu bir sahaf dükkânı var. "Çöpte Dostoyevski Buldum", yanı başımızda "insan" olduklarını fark etmemizi bekleyen sokak çocukları üzerine, hem bize hem de sokak çocuklarına umut verecek bir sokak çocuğunun, Oktay Çetinkaya'nın hayat öyküsü. Bir kâğıt toplayıcısı, bir solcu, bir Müslüman, bir baba ve bir dönüşümün öyküsü… Hepsinin tek bir adamda buluştuğu bir öykü... Adana'da alkolik ve kumarbaz bir baba ile dilencilik yapan annenin 4 çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. İlkokulu bitirince kaportacının yanına çırak olarak verildi. Ancak hurdacılara satılabilecek kablo, kanalizasyon kapağı gibi malzemeler çalmaya başladı. Sonra hırsızlık yaparken tanıştığı kâğıt toplayıcılarına özendi ve "kâğıt hurdacısı" olmaya karar verdi. "Çöpü eksik olmayan" İstanbul'un yolunu tuttu. Sokak çocuklarıyla birlikte tiner çekmeye, uyuşturucuya başladı. Sonra çöpte bulduğu kitapları biriktirmeye başladı. Hatta arkadaşlarıyla tuttuğu bir depoyu kitaplık haline getirdi. Albert Camus'yu, Kafka'yı, "en sevdiğim yazar" dediği Dostoyevski'yi çöpte bulduğu kitaplardan tanıdı. Zamanla o kadar çok kitap biriktirdi ki önce Kadıköy'de tezgâh, ardından Beyoğlu'nda bir kitap dükkânı açtı. Mütevazı dükkânı 7 yılda kitap kurtlarının, araştırmacıların uğrak adresi haline geldi.
Belgesele göre; dünyanın her yerinde sokakta yaşayan ve çalışan çocuklar şehirlerin "sorun"ları, "istenmeyen görüntüleri", "hayaletleri" oluyor. Onların varlığı, ancak özensiz basın haberleriyle gündeme gelebiliyor. Şehrin gerçek sahipleri' olarak tedirginlik duyuyoruz ve onlar bu halimizi hep hissediyor. Aramızda hep mesafe oluyor. Oysa bu çocuklar yanı başımızda 'insan' olduklarını fark etmemizi bekliyorlar.
Öğrenmek Güç Verir! / Lernen macht stark! - Dil ve Eğitim / Sprache und Bildung - 4
Öğrenmek Güç Verir! / Lernen macht stark! - Dil ve Eğitim / Sprache und Bildung - 4
Ayrıntılı bilgi için bkz. → lernenmachtstark.de
Tarlabaşı'nda Neler Oluyor?
![]() |
| Tarlabaşı'nda Neler Oluyor? / Yönetmen: Timurtaş Onan; Görüntü Yönetmeni: Timurtaş Onan; Yapımcı: Art Studio; Kurgu: Timurtaş Onan, Selin Şahin; Müzik: Kramp; Türkiye, Renkli, Betacam, 2008, 22'17'' |
Ödüller
"Sokak Çocukları" - Akbank 4.Kısa Film Festivali'nde belgesel kategorisinde "Mansiyon"
Timurtaş Onan
Ulusal ve uluslararası birçok sergi açan profesyonel fotoğrafçının kırkın üzerinde ödülü vardır. 2000 yılında FIAP tarafından AFIAP ünvanına layık görüldü. Kısa film hayatı 2007 yılında başladı.
Filmografi: Sokak Çocukları (2007), Tarlabaşı'nda Neler Oluyor (2008) [KanalKultur]
Tarlabaşı'nda Neler Oluyor? / Yönetmen: Timurtaş Onan; Görüntü Yönetmeni: Timurtaş Onan; Yapımcı: Art Studio; Kurgu: Timurtaş Onan, Selin Şahin; Müzik: Kramp; Türkiye, Renkli, Betacam, 2008, 22'17''
Işıl Eğrikavuk - Ters Köşe
[KanalKultur] - Egeran, 5 eylül - 5 ekim 2013 tarihleri arasında, Full Art Prize 2012 ödüllü sanatçı Işıl Eğrikavuk'un yeni multimedya yerleştirmesi "Ters Köşe"yi sunuyor.
Mayıs 2013 sonunda Türkiye genelinde patlak veren hükümet karşıtı gösterilere referans vererek tasarlanan "Ters Köşe"yi, sanatçı İstanbul'daki süratli ve kontrol dışı kentsel dönüşümü sorgulayan geçmiş eserlerinin üzerine temellendiriyor.
Sergi, "Ters Köşe" ismini, kaleci bir tarafı korurken topun diğer taraftan gelmesiyle onu aldatan bir futbol teriminden alıyor. Gezi Parkı olaylarıyla ilgili basında çıkan haberler, protestocuları ve polisi sanki rekabetçi bir sporda iki tarafmış gibi karşı karşıya konumlandırdı. Eğrikavuk, bu ikilemi sorgularken, "biz" ve "onlar" arasındaki sınırları araştırıyor. Böylece "Ters Köşe" kamusal alan kullanımının ve halkın kültür politikalarına katılımının önemini vurgulayan Gezi Parkı hareketi için bir metafora dönüşüyor.
Yerleştirme futbol stadını andıran bir ortamda sunulan bir video projeksiyonunun yanı sıra fotoğraflar ve yapısı itibariyle polis kasklarını çağrıştıran bir grup heykelden oluşuyor. Gözetleme kamerası ile çekilmiş gibi basılan fotoğraflar, bir sivil ile bir polis memurunun kıyafetlerini takas etmesini gösteriyor. Bu rol değişimi, kaskların içine yerleştirilmiş ses kaydında daha derinlemesine keşfediliyor. İzleyici kaskı giymeye ve genç bir adamın polis memurluğuna uzanan çetrefilli hikayesini dinlemeye davet ediliyor.
Yerleştirmede ilerledikçe, bunun videodaki yarışmacının hikayesi olduğu anlaşılıyor.
İzleyiciler tribünlerden, 1990ların sonunda yayınlanan ve yarışmacıların ödül kazanmak için penaltı vuruşları yaptığı "Gol Şov" adlı bir televizyon programı üzerine temellenen kurgu bir yarışma programını izliyor. Burada da yarışmacı olan genç bir adamla karşılaşıyoruz. Yarışmacı, üniversitede arkeoloji eğitimini tamamladıktan sonra kendi alanında bir iş bulamayınca, polis memurluğuna başlıyor ve istemeden de olsa Gezi protestolarında kendini ön sıralarda buluyor. Öyküsünü anlatırken otorite, vazife, medya temsili üzerine şaşırtıcı düşünceler oluşturacak şekilde gerçekle kurgu birbirine karışıyor.
Mayıs 2013 sonunda Türkiye genelinde patlak veren hükümet karşıtı gösterilere referans vererek tasarlanan "Ters Köşe"yi, sanatçı İstanbul'daki süratli ve kontrol dışı kentsel dönüşümü sorgulayan geçmiş eserlerinin üzerine temellendiriyor.
Sergi, "Ters Köşe" ismini, kaleci bir tarafı korurken topun diğer taraftan gelmesiyle onu aldatan bir futbol teriminden alıyor. Gezi Parkı olaylarıyla ilgili basında çıkan haberler, protestocuları ve polisi sanki rekabetçi bir sporda iki tarafmış gibi karşı karşıya konumlandırdı. Eğrikavuk, bu ikilemi sorgularken, "biz" ve "onlar" arasındaki sınırları araştırıyor. Böylece "Ters Köşe" kamusal alan kullanımının ve halkın kültür politikalarına katılımının önemini vurgulayan Gezi Parkı hareketi için bir metafora dönüşüyor.
Yerleştirme futbol stadını andıran bir ortamda sunulan bir video projeksiyonunun yanı sıra fotoğraflar ve yapısı itibariyle polis kasklarını çağrıştıran bir grup heykelden oluşuyor. Gözetleme kamerası ile çekilmiş gibi basılan fotoğraflar, bir sivil ile bir polis memurunun kıyafetlerini takas etmesini gösteriyor. Bu rol değişimi, kaskların içine yerleştirilmiş ses kaydında daha derinlemesine keşfediliyor. İzleyici kaskı giymeye ve genç bir adamın polis memurluğuna uzanan çetrefilli hikayesini dinlemeye davet ediliyor.
Yerleştirmede ilerledikçe, bunun videodaki yarışmacının hikayesi olduğu anlaşılıyor.
İzleyiciler tribünlerden, 1990ların sonunda yayınlanan ve yarışmacıların ödül kazanmak için penaltı vuruşları yaptığı "Gol Şov" adlı bir televizyon programı üzerine temellenen kurgu bir yarışma programını izliyor. Burada da yarışmacı olan genç bir adamla karşılaşıyoruz. Yarışmacı, üniversitede arkeoloji eğitimini tamamladıktan sonra kendi alanında bir iş bulamayınca, polis memurluğuna başlıyor ve istemeden de olsa Gezi protestolarında kendini ön sıralarda buluyor. Öyküsünü anlatırken otorite, vazife, medya temsili üzerine şaşırtıcı düşünceler oluşturacak şekilde gerçekle kurgu birbirine karışıyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








