Bu Blogda Ara

İnanç ve Uygulamalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnanç ve Uygulamalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2017 Cuma

İsmail Engin: Akçaeniş Tahtacılarında Günlük Yaşamdaki Dini Davranış Kalıpları ya da Uygulamalar

[İsmail Engin - @kanalkulturAkçaeniş Tahtacılarında günlük yaşamla ilgili belirleyebildiğimiz dini davranış kalıplarını, aşağıda yer alan sekiz genel başlık altında toplayabiliriz:

1) Suyla İlgili: Su içilmesi belirli kurallara bağlanmıştır. Buna göre, su, kutsal kabul ediliyor ve sol elle ayakta içilmiyor. Suyun, sağ elle oturarak içilmesi, genel kuraldır. Aynı zamanda, su içmeden önce, kişinin "Yezit'e lanet, Hüseyin'e rahmet" demesi gerekiyor. "Hz. Hüseyin" taraftarlarının Kerbelâ'da susuzluktan "kırılırken", "Yezitlerin sol elleriyle ve ayakta" su içtiğine inanılıyor.

2) "Eşik"le İlgili: "Eşik", kutsallık taşımaktadır ve evi kötü ruhlardan korumaktadır. Bu nedenle, eşiğe basmamak gerekiyor. Eşiğe basan kişi, o haneye kötülük etmiş sayılıyor. Eşiğin üzerinden geçen kişi, kötülüklerden arınarak eve girmiş kabul ediliyor. Türbe ve yatır ziyaretlerinde eşik, kutsallığını daha da artmış bir şekilde koruyor. Bu durumda eşik, yere diz çökerek üç kez öpülüyor ya da ona niyaz ediliyor. Eşik, ilk öpülen yerin sağı ve solu sırasıyla üç kez öpülürken ya da ona niyaz edilirken, "ya Allah, ya Muhammed, ya Ali" deniliyor. Burada Allah eşikte ilk öpülen yerdir; Muhammed ilk öpülen yerin sağ tarafı, Ali ise sol tarafıdır. Ali sol tarafta olarak kalbe daha yakındır. Türbe ve yatır ziyaretlerinden çıkarken de eşik yine üç kez öpülüyor ya da eşiğe niyaz ediliyor.

3) El Öpmeyle İlgili: El öpme, son derece önemli bir davranış kalıbıdır. Dedenin sağ eli, kaç yaşında olursa olsun, kendisinden küçük ve büyük herkes tarafından öpülmektedir. Öte yandan büyüklerin eli öpülürken, sadece elin dudakla öpülmesine dikkat ediliyor. Eli öptükten sonra alna götürmek söz konusu değildir. Bu davranış kalıbı, bir "Alevi el öpme biçimi" olarak değerlendirilmektedir. Akçaeniş Tahtacıları için, karşılaşılan kişinin Sünni olup olmadığı, el öpme tarzıyla da ölçülebilmektedir. Akçaeniş Tahtacılarına göre, Sünni bir kişi, eli dudakla öpmeden onu önce çenesine koymakta ve sonra alna götürmektedir. Keza, Akçaeniş'te elin öpülürken alna götürülmesi, ikiyüzlülük olarak kabul ediliyor.

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Kazdağı Sarıkız'da Türkmenler (1998)

Kazdağı Sarıkız'da Türkmenler © Foto: İsmail Engin, Kazdağı, Edremit - Balıkesir, 1998


Sarıkız etrafında oluşan efsane varyantlarının motif sıraları:

Varyant
"a) Çok güzel bir kız ve babası birlikte yaşarlarmış.
b) Köyün delikanlıları kızla evlenmek isterler, ancak kızın babası kabul etmez.
c) Köylüler kıza iftira ederler.
ç) Babası kızını öldürmeye kıyamaz, kazlarıyla birlikte dağa bırakarak cezalandırır.
d) Kız, bırakıldığı dağda ölmez. Hatta yolunu kaybedenlere yardımcı olur.
e) Babası, kızının yaşadığını duyunca evlat hasretine dayanamayarak gider ve kızını bulur.
f) Babanın öldüğü yere Babatepe, kızın öldüğü yere ise Sarıkız Tepesi adı verilir."
Bkz. Ali Duymaz: Kazdağı ve Sarıkız Efsaneleri, Balıkesir Birlik Gazetesi, 6-13 Nisan 1993: 2 ve ilgili makalenin dipnotlarında krş. Saim Sakaoğlu: 101 Anadolu Efsanesi. İstanbul 1976: 103-104; Sıdıka Kurç: Balıkesir Mehmetalan Köyü Folkloru. (Mezuniyet tezi) Erzurum 1982: 65-66.

10 Temmuz 2016 Pazar

Kazdağı Türkmenlerinde Sarıkız (1998)

Kazdağı Türkmenlerinde Sarıkız; © Foto: İsmail Engin, Kazdağı, Edremit - Balıkesir, 1998

"... Balıkesir'in kıraç ve yalçın kenarlarından gün batıya dönerken karşınıza Truva ilâhlarının, ilâhelerinin kaynaştığı, yaşadığı Kaz Dağı silsilesinin karlı İda tepeleri çıkar. Ebedî yeşillikleriyle Akdeniz'in ebedî maviliklerini loşlaştıran esatirî çam ormanlarının koyu, loş korkunç karanlıkları Edremit'e doğru yürüdükçe, insanı ürperten bir sükûnetle üstüne çöker...
"Ağustos 3" [=16 Ağustos]ten evvel zaviyelerde büyük faaliyetler vardır. Kaz Dağı'nın en yüksek tepelerinden birisi olan "Sarı Kız Tepesi"ne göç vardır. İzmir'den, Aydın'dan bu âyine iştirak edecek murahhaslar, vekiller gelir. Edremit ve Çanakkale havalisinden akın akın Sarı Kız tepesine göçerler. Yaylanın harikulade lâtif beyaz zambakları, canlı ve kokulu çiçekleri daha solmamıştır. Sarı Kız'ın mukaddes ormanlarından bir dal bile asırlardan beri kesilmemiştir. Sert sonbahar havasının ilk günleri, kokulu çam ormanları içinde Sarı Kız tepesinin yüksek ve hafif havası ruh ve asaba bir zindelik verir. Canlı neş'e de var.
Obaların süreğe dahil olmayan gençleri, tepenin eteklerinde silâhlı olarak bir muhafaza hattı teşkil eder. İkrar veren bacı ve erler Sarı Kız merhumun taş yığınları ve çam gölgeleri altında nereden geldiği malûm olmayan mezarına kırk adım kalınca herkes sağ tarafına yere yatar ve üç adım kalıncaya kadar sürünerek ulaşır. Toprağına niyaz edilir. Oraya bir hatıra bırakır; para, erzak, elbise. Bu adakları verdikten sonra, tekrar sağ yan üstü geri geri sürünerek kırk adım kadar geri çekilir. (Bu mesafenin adım veya adam boyu olması henüz halledilememiştir.)
Her gün, gün batımı zamanı bu sürünme tavafı yapmak üzre, yedi gün yedi gece ikamet edilir. Kafilenin en mebzûl ağırlığı: Bol rakı, kurban, tatlı.
Güzide sazcılar güzide nefesçilerin âheng ü teraneleri içinde "ulu gün"ler yaşanır.
Sekizinci gün ayakta olarak ikrar ve iman tazelenir..."
Bkz. Baha Said: "Anadolu'da Gizli Mabetler-II" Memleket Gazetesi, nr. 18, 26 Cemâzî-yel-evvel 1337 / 27 Şubat 1335 / 1919 [Bu makaleyi Osmanlıcadan çevirerek yayına hazırlayan, İsmail Görkem: İttihat ve Terakkî'nin Yaptırdığı "Anadolu'da Gizli Mabetler" Konulu Araştırmalar. Baha Said Bey: Türkiye'de Alevi-Bektaşi, Ahi ve Nusayri Zümreleri. Ankara 2000: 94-98]

11 Şubat 2014 Salı

Yaşar Kalafat: Lezgiler'de Halk İnançları

Dr. Yaşar Kalafat
Lezgiler hakkındaki ilk bilgileri Ağdaş'ın Lezgi Mahallesi Şamil sokağında yaşamakta olan bir Lezgiden aldık.[1]

1979 yılı resmi kayıtlarına göre 383 000 Lezginin158.000'i Müslüman'dır ve Azerbaycan'da yaşamaktadır. Dillerinin Ahtı dialekti, Kuredi dialekti, Güney dialekti vardır. Edebi dilleri Güney dialektine dayanır kendilerini Lezgiyat olarak adlandırır Dağıstan''ın güneydoğusunda ve Azerbaycan'da yaşarlar.

Lezgiler'in hemen hepsi demircilik yapıyorlar. Ağdaş demircilerinin % 90'ı Lezgidir. Lezgiler'de örse ant içildiğini duymuştuk. Bunu doğrulamak istedik. Aldığımız" cevapda cürbe cür Lezgi var. Ahtılar, Lutullar falan var. Bunlardan aynı aileden gençlerin birisi Rutul'u anlayıp Ahti'yi anlamadığı olur. Ağdaş Lezgiler'inde örse ant içmek yoktur ancak demircilik Lezgiler'de nesilden nesile geçer. Demircilik bize uykuda Allah tarafından verilmiştir. Demircilik Lezgiler'e peygamber zildanı / kutsal vergisi armağanıdır." denir ve Hz. Davut (a.s) demirciliğin piri olarak bilinir. Hz. Davut (a.s.) ın demirciliğin piri olarak bilindiğini biz Adana yöresinden yaptığımız tespitlerde görmüş ve yayınlamıştık.

Lezgi ailelerde eskiden çok çocukluluk oldukça yaygında şimdilerde 2–3 çocuktan fazla yapılmamaktadır. Eskiden çocuklara isimlerini büyükler koyarlardı şimdi ise gençlerin kendileri isim koymaktadırlar. Çocuklar için ad seçilirken eskiden geçmiş büyüklerin isimleri verilirdi şimdi ise gençler hoşlarına giden ismi vermektedirler. [2]

Çocukların yaramazlıklarını anlatan bir tespitimiz oldu. 'Uşak olanda şeydan yaratılıp' çocuk dünyaya gelirken yaramaz ve afacan yaradılmıştır.

Lezgiler, Azerbaycan Türklerine Muğal demektedirler. Moğollara kız verip almakta bir sakınca görmemekle beraber Hıristiyanlara ve Karaçilere kız verilip alınmamaktadır. Mogollar ile Lezgilerin insan isimlerinde fark yoktur. Lezgiler mesela başka dinlerden kız alıp onlara kız vermezler. [3]

Lezgiler'de Lezgi olmayan Müslüman halka mesela Azerbaycanlı Lezgi olmayana kız verilir ve alınır ancak İsevi'ye kız verilip onlardan kız alınmaz. Lezgiler eskiden Karaçilere kız verip onlardan kız almazlardı. Şimdilerde bu katılık eskiye nazaran bir hayli kalkmış ilişkilerdeki sertlik yumuşamıştır. Lezgiler'le Karaçiler arasında evlilikler yapılmaktadır. [4]

1 Şubat 2014 Cumartesi

Yaşar Kalafat: Hemşehrilerde Halk İnançları

Dr. Yaşar Kalafat
Hemşehriler Azerbaycan'a 1939 yılında Güney Azerbaycan'dan gelmişlerdir. Gelişleri ilkin Ağdam'a olmuş orası Ermeni işgaline girince Ağdaş Reyonuna gelmişler toplam birkaç hanedirler. Hemşehrilerden 1946 yılında gelenler de var. Bunlar güneyden Eher'den, Demirci'den gelmişlerdi. Burada Sünni ve Şiiler bir arada yaşamaktadırlar ve Şii inançlı Müslüman kesim çoğunluktadır. Ana dilleri Azerbaycan Türkçesidir.[1]

Hemşerilerde evlilikte başlık vardır. Daha ziyade yağ düğü / pirinç koyun alınır. Başlık olarak para alınmaz. Kız kaçırma yöntemi ile evlilikler olmaktadır. Kız kaçırmak kız uğrulamak, kız çalmak olarak da geçmektedir. Doğu Karadeniz'de kız kaçırmak, kız çekmek olarak geçer. Sünni ve Şii inançlı halk arasında evlilikler olmaktadır. Karaçi inançlı Müslüman kesime kız verilip alınır ancak Hıristiyana kız verilip alınmaz. Şiilere ve Sünnilere ait olduğu bilinen camiler vardır ancak cemaat karışıktır.

Hemşehrilerde kan davası yoktur. Kan güdülmez. Evlilikler tek eşlidir. Bir Hemşehri birden fazla eş almaz. Geçmişte ölen büyük kardeşin dul kalan eşini küçük kardeşin aldığı olurdu. Şimdilerde bu uygulama kalkmıştır. Dul kalan eş ve çocukları ile yakından ilgilenilir, ancak evlenme yoktur. Bacı takası olarak bilinen tarafların karşılıklı birbirlerinin kız kardeşlerini almak suretiyle yapılan evlilik hemşehrilerde vardır ve ' Kız kıza' olarak bilinir.[2]

Hemşehrilerde çocuk olanda öz kohumarı şenlik geçirir, doğum toyu yaparlar. İlk saç çocuğun birinci yaşında kesilir ve sadece ilk saç da şenlik yapılır. Bu ilk saç çocuğun yastığının içive konulmak suretiyle saklanır. Çocuğun ilk çıkan dişi için Hedik yapılır.

Hemşehrilerde kirvelik vardır. Kirvenin kızı ile sünnetli çocuk bacı kardaş gibidirler. Kirve aileler arasında kız alınıp verilmez.[3] Hemşehrilerin halk inançların da doğal olarak aşerme inancı ve onun gereklerinin yerine getirilmesi vardır.

26 Ocak 2014 Pazar

Yaşar Kalafat: Göranlarda Halk İnançları

Dr. Yaşar Kalafat
Biz daha Evvel ismi Göran olmasa da bu grubun Irak'da yaşayanları[1] ile İran Göranları[2] hakkında ayrıntılı denilemesse de çalışmalar yapmıştık. Azerbaycan Göranlarına dair edindiğimiz bilgileri dostumuz Fahrettin Şahin'den aldık. Anadolu'daki Ehli Hak ve Aliyilullah'lar Göran'dırlar ve miktarları 2 milyon cıvarındadır. Kızılbaşlar Alevidir. Tüm Göranlar Kızılbaştır ve fakat tüm Kızılbaşlar Göron değildir.[3]

2 tür Göran vardır. Bunlardan birisi Çekide, diğeri ise Çespide olarak bilinirler. Çekide olan Göranlar Bel Uşağı olarak bilinirler ve Göranlıkları atadan gelmedir. Cepside olan Göranlar Yapışkan olarak bilinirler ve Göranlıkları sonradan olmadır.[4]

Halen Bakû'de Cemhaneleri olan Alevi Göranlar, Zengi Reyonu'nun Sobu köyünden milteci olarak gelmişlerdir. Dedeleri olan Seyyid Kazın Ağa ölmüştür. Ilhıcı'dan yeni bir dedenin gelmesi için destur beklenmektedir. Bunlar Tebris'ten 100 yıl evvel başını Verenler / Başverenler olarak gelmişlerdir. Başçılıklarını Şah Hasan Ağa yapmıştır. Zengilanlı Şeyh Hasan Ağa, 'Bu herkesin başını almış getmiş' kalbine girilen kimsenin başka sevgi olmamalı, onların yerinde aşk olacağını' değer / söyler. Bu yola girenler kendinden imtina edip kendini pirine adamalı.[5]

Göranların sembolleri Tahta Kılıç'tır. Göranlar 11. Haneden Sultan Sahak Ereren Isak zuhur edipler. Ben 'Hz. Ali'yim' demiştir. O'nun 11 oğlundan 11 hanedan türemiştir. Azerbaycan Alevileri Sultan Sahak'ın en küçük oğlu Han Ateş'dendirler. Bu hanedanın adı, Ateşbeyli Hanedanı'dır.[6]

Göranlar; Tarikat, Hakikat, Marifet, Şeriat katlarından hakikat katının mensuplarıdırlar. Bu itibarla Allah bir peygamber hak anlayışı Göronlarda yoktur. Ancak, isteyen şeriata icabet edebilir.

Göranlarda bıyık ile ilgili bir kural sınırlaması vardır.. Sigara da yoktur kesinlikle içilemez.

Göronlar'da tek eşli evlilik vardır. Göronlarda Göran olmayanın kızı alınmaz ve Göran olmayana kız verilmez. Son yıllarda bu kural biraz gevşemiştir.[7]

20 Kasım 2013 Çarşamba

Ritüelden Drama - Kerbelâ-Muharrem-Ta'ziye

Metin And:
Ritüelden Drama
Kerbelâ - Muharrem - Ta'ziye.
Yapı Kredi Yayınları Sanat Dizisi: 77,
İstanbul 2002, 340 S.,
ISBN 975-08-0229-2
"Konuyla ilgilenmem çok gerilere gider. Önceleri, Muharrem'deki törenlerde daha çok dans öğesi ile ilgilendim. Forum dergisinde 'Âşûre Töreninde Dans' başlıklı iki yazı yazdım. Daha sonra bu yoldan ta'ziyeyi keşfettim. Bu, gösterim sanatları üzerinde çalışan biri için önemli bir çalışma alanı oldu. Ritüelin drama dönüşmesi ve İslâm'daki tek dram türü olması, ayrıca bu dramın hem Antik Yunan dramı, hem Ortaçağ dramı, hem de çağdaş dramla ortak yönleri bulunması ilgimi daha yoğunlaştırdı...
(...) Bu kitabın hazırlığında ta'ziye ve maktel metinlerini okurken insan kendini öyle kaptırıyor ki, sanki Şiîlerle özdeşleşiyor, sanki bir Şiî gibi düşünmeye başlıyor. Önce Hz. Alî'nin şehîd edilmesi, İmâm Hasan'ın zehirlenmesi, Kerbelâ'da biri dışında çocuk ve yetişkin erkeklerin tümünün öldürülmesi, ondan sonra gelen imâmların çoğunun ve onların çocuklarının da öldürülmesi... İslâm tarihi kanlı bir tarihtir. Bunun uzantısı günümüze kadar gelmiştir. (...) Öte yandan İslâm'ın tek kitabı Kur'ân'ın ruhunda insan sevgisi, hoşgörü, adalet anlayışını buluruz. Oysa 13. yüzyıl, Anadolu hümanist gizemciliğinin çağı olmuştur. Üçü de Horasan çıkışlı olan Yûnus Emre, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve Hacı Bektaş-ı Velî insanı sonsuz bir insan sevgisi, sınırsız bir hoşgörü ile kucaklamışlardır. Onları belli bir dinin mensupları değil, insanlığın evrensel öncüleri gibi niteleyebiliriz. Onların öğretisi, günümüze kadar topluma ışık tutmuştur. Üçü de Peygamber'e, Kur'ân ve İslâm'a çok bağlı ulu kişilerdi. Emevîler, Abbasîler de böyle ışık tutacak ulu önderlere kavuşsaydı, iktidar için bunca kan dökmezlerdi, belki. Bu kitap, başlangıcı eski yıllara dayanan bir birikimin sonucudur..."
diyor, Metin And "Ritüelden Drama Kerbelâ-Muharrem-Ta'ziye" adlı kitabı için yazdığı "Öndeyiş"de...

İslam âleminde, Hz. Muhammed'in amcasının oğlu ve damadı Hz. Ali ile başlayıp onun büyük oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ve onların çocuk ve torunlarıyla devam eden On İki İmam'a büyük saygı gösterilir, siyasal kavgalar sırasında başlarına gelen acı olaylar için üzüntü duyulur.

Bu saygı ve üzüntü, Şii Müslümanlarda Muharrem ayının ilk On ya da On İki gününde yas orucuna ve buna bağlı olarak yas törenlerine ve özünde böyle bir amacı olmamakla birlikte, araştırmacıların konuları, sunuluş biçimleri ve varılan sonuç bakımından bir tür halk tiyatrosu niteliği buldukları "ta'ziye" gösterilerine dönüşür.

13 Kasım 2013 Çarşamba

Veli Asan: Tahtacılarda Musahiplik [Hazırlık Aşaması]

[© Veli Asan - KanalKultur] Giriş

İkrarla Aleviliğini ispatlayan Tahtacı genci, evlendikten sonra musahiplikle tarikatın ilk kapısından girmiş olur. Yanyatır Ocağı'na bağlı olanlar, daha sonra aşina, peşine, çiğildaş gibi üç kapıdan daha geçerek dört kapıyı böylece tamamlar. Biz şimdi birinci kapı olan musahiplikten konu edeceğiz.

Musahip sözcüğü Arapça olup, sohbet, arkadaşlık eden kimse anlamına gelmektedir. Bazı araştırmacı-yazarlar sözcüğün anlamını değişik açılardan, değişik anlatımla vermektedir. Örneğin bir yazar "Birbirine sahip çıkmak, maddi ve manevi yönlerde yardımda bulunmak, birbirlerini tehlikelere karşı kollamak ve korumaktır" derken, bir başkası, yazdığı Ansiklopedik Sözlük'te "Arkadaşlık eden, sohbeti güzel olan" şeklinde tanımlamaktadır. Aynı sözlük, musahip için, ikrar verecek, nasip alacak erkek ve kadının (karı-koca) seçtiği kefil anlamında eş, yol arkadaşı, yol kardeşi gibi açıklamalarda bulunmaktadır. Aynı sözlüğün bu konudaki açıklamalarının tamamını aldıktan sonra esas konumuza geçelim.

Musahip ayini: İkrar verme erkânı.
Musahip evi: Cemevi.
Musahip kavline girme: Alevi meydanı.
Musahip kurbanı: İkrar verme erkânı.
Musahip tutma: İkrar verme erkânı.
Musahipli: İkrar vermiş nasip almış olan.
Musahip olmak: İkrar vermiş nasip almış olmak.

Görüldüğü gibi sözlük ve ansiklopedik anlatımlarda, açıklık olmadığı gibi törenler birbirlerine karışmaktadır.

Tahtacı Türkmenler; cem törenlerinden tutun da çeşitli inanç ve törelerin uygulanışına değin yaptıkları hareketleri basite indirgemişlerdir. Onlara bu zorunluluğu yaşam koşulları getirmiştir. Anadolu halkı, zorunlu olmadıkça inanç ve törelerinden ödün vermez. Hatta bazı uygulamalar birbirine çok yakın bile olsa, doğrusunun kendisinin uyguladığı olduğunda sonuna değin direnir. Kolay kolay başka uygulamayı kabul etmez. Örneğin: Bir yazarımız musahiplik konusunda yazdığı bir kitabında "On-Oniki yaşlarında musahip tutulabilir" derken, bir başkası kesinlikle "olmaz öyle şey" deyip, işin içinden çıkıveriyor. Bunları da göz önünde tutarak, Tahtacı Türkmenlerdeki musahipliği, araştırmalarımı ve gözlemlerimi de katarak en gerçekçi şekilde anlatmaya çalışacağım.

11 Kasım 2013 Pazartesi

Mah-ı Mâtem

"Kıydı zalim ol Muhammed nesline /
Gökte melek yerde insan ağladı //"

[KanalKultur] - Muharrem ayı, İslamiyet'ten önce var olan kadim dinlerden beri önemli olmakla birlikte özellikle Hz. Muhammed'in hicretinden sonra 61 yılında yaşanan bu elem verici vakıa ile birlikte İslâm toplumu üzerinde kapanması mümkün olmayan büyük bir yaraya dönüştü.

Hicrî Muharrem 61 tarihinde (10 Ekim 680) Kerbelâ'da Hz. Hüseyin, ailesi ve Ehl-i Beyt-i Mustafâ'nın birçok müntesibinin şehit edildiği bu olay, hâlâ âşıkların gönüllerini dağlamaya devam ediyor.

Bu olay, İslam toplumunda sonu gelmez bir mâtemin kaynağı hâline geldi. Muharrem ayı, bir mâtemin yıldönümü, "Mah-ı Mâtem" olarak yüzyıllarca İslâm toplumu tarafından benimsendi.

Etkinlik, Anadolu'daki tüm inanışlarda var olan Hz. Hüseyin muhabbeti ile icra edilecek olan mersiye, maktel ve muharremiyeler vesilesiyle bu facianın âşıkların gönüllerinde açtığı yarayı bir nebze olsun paylaşmayı ve onlarla "bir" olmayı amaçlıyor... [KanalKultur]

"Mah-ı Mâtem" / 15 kasım 2013, Saat: 20; Genel Sanat Yönetmeni: Murat Özer; Reha Yeprem, Bekir Ünlüataer, Celal Yılmaz, Erdem Şimşek, Ali Kaçan; Sefaköy Kültür ve Sanat Merkezi (SKSM), Tevfikbey Mah. Maslak Çeşme Cad., Küçükçekmece - İstanbul; Tel.: (0212) 411 08 10

15 Ekim 2013 Salı

Yaşar Kalafat: Türk Halk İnançlarında Metodik Problemler - Erbil-Nahcıvan ve Türkiye Örnekleri

Dr. Yaşar Kalafat
Halk inancı çalışmalarındaki amaç nedir? Neden halk kültürü incelemeleri yapılır? Bu tür çalışmalar hangi ihtiyaç ve ihtiyaçların karşılanabilmesi içindir? Halk inançlarının halk kültürü çalışması içersindeki daha doğrusu millî kültür çalışmaları kapsamında Türk Dünyasının günümüzdeki kültürel meseleleri itibariyle yeri neresidir, önemi nedir?

Bu soruların cevabını metotla ilgili kısa bir açıklama yaparak vermeye çalışacağım. Üç örnekten sonra ayrı önerilerimi kısaca özetleyeceğim.

Ben bir halk inancı derleyicisi olarak:

1- İnanç malzemesi derlemek

2- Derlenilen inanç malzemelerini karşılaştırmak

3- Bu malzemeden hareketle Türk kültürünün yazılı kadim kaynaklarına başvurmak, Türk mitolojisinin inşasına katkıda bulunmak gibi hususlar arasında sıkışmış durumda olduğunun farkındayım.

Halk inançları ile ilgili malzeme çalışması Türkiye Cumhuriyetinde Halk Evleri ağırlıklı olmak üzere iller bazında mahalli dergilerde olmuştur. Bu akım 1980'lerde yerini seminer, bilgi şöleni, kongre türünden çalışmalara bırakmıştır. Günümüzde Erciyes, İçel Kültürü, Güneyde Kültür gibi folklorik dergilere bırakırken bunlar ve Millî Kültür, benzeri dergiler Türk Dünyasının muhtelif ülkelerinden halk inançları konusunda muhtevalı çalışmalar yayınlamaya başlamışlardır. 1992 yılından sonra ise, diğer konularda olduğu gibi folklor konulu sempozyumlarda da Türk Dünyasından uzmanların tebliğleri yer almaya başlamıştır.

Derlenilen inanç malzemesinin Türk Dünyasının farklı kesimleri arasında karşılaştırılmasını yapma işlemi giderek yoğunluk kazanmıştır. Bu tür karşılaştırmaları iki şekliyle görmekteyiz. Alınan bir örneği mesela yağmur duasını, Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan karşılaştırmasını yapmak bu türdendir. Bu tür uygulama yeterli olmasa da oldukça fazla yapılmaktadır. İkinci şekil ise, yapılan tespitin mahiyetini incelemek, varsa farklılıklar ve sebeplerin altındaki gerçeği bulmak. Bunun hiç yapılmadığını söyleyebilirim.

12 Ekim 2013 Cumartesi

Yaşar Kalafat: Halk İnançları Araştırmalarında Yeni Metot Araştırmaları

Dr. Yaşar Kalafat
Kimliklerin tesisinde, kültürel kimlikler; kültürel kimliklerin tesisinde ise, halk kültürünün önemi inkâr edilemez. Halk inançları ise, halk kültürünün sadece önemli bir şubesi değil, aynı zamanda ihmale hiç müsait olmayan hayati öneme haiz bir dalıdır.

Türkiye'de yapılan halk inançları çalışmaları; Abdülkadir İnan, Sedat Veyis Örnek, Hikmet Tanyu, H. Z. Kayaş gibi ustaların öncü çalışmalarından sonra Bahaddin Ögel, İbrahim Kafesoğlu, Abdurrahman Küçük, Şaban Kuzgun, Dursun Yıldırım gibi kültür ve dinler tarihçilerinin çalışmalarında daha ziyade ikinci planda yer almıştır. Ayrıca; Folklor, Halk Edebiyatı ve genel dinî konulara ilişkin kültür şölenlerinde ise, ilmi tebliğler bazında yer almıştır. Bu arada, birçok dergide yayınlanmakta olan halk inançları muhtevalı alan çalışmaları, makaleler halinde çıkmaya devam ederken, bu çalışmalara 1990 yılından sonra Türk Dünyası'ndan benzerleri de eklenmiştir. Üniversitelerdeki konu ile ilgili yüksek lisans ve doktora tezlerinde önemli bir artış vardır.

Bütün bu olumlu gelişmelere rağmen, halk inançları çalışmalarının ihtiyacı olan metot muhtevalı çalışmalar şimdilik başlatılamamıştır. 1997 yılında İstanbul'da yapılan TÜDEV Kurultayı Kültür Komisyonu'nda yapılan önemli teklif de, duyulan ihtiyaç için bir başlangıç oluşturamamıştır. Teklifi 1996 yılında Ankara'da yapılan TÜDEV Kurultayı'ndaki evveliyatı ile burada özetleyerek tebliğime girmek istiyorum.

1996 Kurultayı'nda, Kurultay'a Türk Dünyası'ndan katılan halkbilimcilerin ülkelerindeki halk bilimi çalışmalarına dair bilgi veren bir metinle katılmaları istenmiyordu. Kurultay'a delege gönderen Türk Devlet ve Toplulukları 3–5 sahifelik bir metinle ülkelerinin yetiştirdiği halk bilimcilerinin isim ve varsa kısa adres listesini yazacak ve bu metine ülkelerindeki yayınlanmış halk bilimi içerikli eserleri (yazar ve eser ismi, yayın yeri ve tarihi, yayın yılı ve çok kısa mahiyeti) ilave ederek Kurultay'a getirecekti. Kurultay bu listeleri çoğaltarak, ilgili katılımcılara ulaşmalarını sağlayacaktı. Maalesef bu yapılamadı. Bu ihtiyacı biz Ufa Kurultayları'nda karşılama cihetine gidebiliriz. Müteakip kurultay davetlerinde bu talebi belirtebiliriz.

5 Eylül 2013 Perşembe

Yaşar Kalafat: Eski Türk İnançları İtibariyle Nasreddin Hoca

Dr. Yaşar Kalafat
"Trabzon'un içine
Güvercinler uçayı

Kaynanası şaşırmış
Sanduğu ters açayı"


Giriş

Nasreddin Hoca şaşırdığı için binitine ters binmedi. İnsanların şaşkınlıklarını onlara güldürü ile anlatmak için merkebine ters bindi.

Türk halk inançlarında "dökülen saçları savurmamak"[1] "tırnağı ulu orta atmamak"[2] "gece aynaya bakmamak"[3] ve benzeri birçok inanç vardır. Bunlardan birisi de "ters motifi"dir.[4] Bu inançların mitolojik kökenlerine inilmesi gerektiği inancından hareketle toplanılan inanç içerikli malzemeyi anlamlandırmaya çalışılıyoruz. Günümüzden mitolojik döneme ulaşılmaya ve mitolojik dönemden günümüze ulaşan bulguları tartışmaya açıyoruz.

Bu münasebetle çalışmamızda, Türklerin Eski İnanç Sistemleri, bu sistemdeki kültlerden "kara" ve kodlardan "ters" üzerinde duracağız.. Böylece bilvesile ile yaptığı açıklamada Hoca'nın belirttiği gibi, hareket halinde iken ders verirken neden merkebine ters binmiş olduğunu açıklamış olacağız. Hoca, öğrencileri ile dolaşarak ders verirken böyle yapmak zorunda idi. Bu 'görüp ve gösterebilmek' aynı zamanda mecaz anlam taşıyordu. Nitekim insanlardan bir kısmı nedendir veya onları neden ters istikamete yönlendiriyorsun" denilmesi üzerine, dünyanın dengesi için bunun gerektiği mealinde bir cevap verir.

28 Temmuz 2013 Pazar

Süleyman Fikri Erten: [1920'li Yıllarda] Antalya Vilâyetinde Tahtacılar

[KanalKultur] - (...) Tahtacılar ağızlarının pekliği ile (ketumiyetle) şöhret bulmuş olduklarından kendileriyle yakından temasta bulunmak, bir müddet aralarında kalmak, âdet ve itikatlarına oldukça vakıf olmak icap ediyordu. Elde edebildiğim bilgiyi aşağıda yazıyorum.
Vilayetimizde Tahtacıların bulundukları yerlerin bir kısmı:
  1. Çobanoğlu Musa Kahyâsı
  2. Beslik Kâhya
  3. Kımçak Kâhya
  4. Celâloğlu
  5. Hızır Kâhya
  6. Ganioğlu Hasan Kâhya
  7. Mustafaoğlu Kâhya
  8. Kanlı Mehmetoğlu Veli Kâhya
  9. Gani Kâhya
  10. Kalendar Hasan Kâhya
  11. Kaşlı Ali Kâhya
  12. 200 nüfuslu Anseli Ali Kâhya
  13. 40 nüfuslu Beşikçi Mehmet Kâhya
  14. 250 nüfuslu Hızır Kâhya
mahalleri vardır. (...)

[Şiveleri]

Tahtacıların şiveleri de muhitin şivesinden ayrıdır. Telâffuz tarzlarında bir betaet vardır. "Olmayız" diyecek yerde "olmayık", "gelmeyiz" yerinde "gelmeyik" gibi ve buna benzer (...) lehçeleri vardır.

[Giyimleri]

Erkeklerin giyiniş tarzı yerli ahalisi gibi ise de kadınlar üç peşli entari, paçaları bol ve bağlı bir şalvar (Çentiyan) giyerek başlarını dahi kırmızı büyük bir yazma ile bohçalıyarak ve gümüş zincirler, beşlik gibi gümüş sikkeler takarak köylü ve aşiret kadınlarından yeknazarda seçilebilecek, hususi bir giyinişe tabidirler. Kadınlarında ötedenberi tesettür olmadığından yüz, gerdan ve kısmen göğüs açık haldedir. Elbiseleri ekseriya kirli ve adidir. Maamafih mütemadi çalışma dolayısile umumiyetle bünyeleri kuvvetli ve mizaçları demevidir. Beyaz ve kırmızı çehrelerile bir güzelliğe malik iseler de teşekkülatlarındaki kabalık göze çarpar.

[Barınakları]

Mensup oldukları tacirin iltizam eylediği ormanlarda su başına yakın bir yere evvelâ (Alacık) denilen ağaç dallarından kubbe gibi bir kulübe yaparlar ve bu kubbenin üzerlerini yün ile keçi kılını karıştırarak yaptıkları bir nevi keçe ile örterler. Kubbenin etrafını da düzgün kesilmiş ağaç, yonga ve iplerle bağlıyarak sıravarî kapatırlar. Bütün ev eşyasınıda çuvallara koyarak etrafına sıralarlar.

22 Temmuz 2013 Pazartesi

Havva Engin: İnanç Bazında Göç Toplumlarında Ne Gibi ve Ne Kadar Temel Eğitime İhtiyaç Vardır?

Prof. Dr. Havva Engin
[© Havva Engin - KanalKultur]
- Son yıllarda, değişik göç dalgaları ve globalleşme süreci akabinde, Almanya'da dil, kültür ve inanç boyutunda çoğulcu (plural) bir toplum oluştu. Dinbilimleri Bilgi ve Enformasyon Merkezi'nin (Religionswissenschaftlichen Medien- und Informationsdienst- REMİD) aktüel verilerine göre; Almanya'da 25 milyon kişi Katolik Kilisesi'nin, 24 milyon kişi Protestan Kilisesi'nin ve 1 milyona yakın kişi de Ortodoks Kilisesi'nin üyesi olarak görünüyor. Keza bunun yanında, 4 milyon Müslüman, 250 bin Budist, 200 bin Musevi ve 100 bin Hinduist yaşıyor. Öte yandan, çoğu zaman bu konu bağlamında göz ardı edilen ve konuşulmayan; ama sayıları 27 milyonu bulan, kendilerini hiçbir inanç grubuna dair etmeyen ve inançsız gören insanlar da var...

Almanya'da inançların toplumsal hayattaki yeri Anayasa düzeyinde koruma altına alınmış durumda. Her vatandaş, inancını istediği gibi yaşayabiliyor ve bu doğrultuda kurumlar kurabiliyor. Buna ek olarak, değişik eyaletlerde din dersi, müfredatın bir parçası olarak ya devlet tarafından ya da devletin muhatap kabul ettiği dinî cemaatler tarafından - Alman Anayasası esaslarını temel aldıklarını beyan ettikleri sürece - verilebilir / veriliyor da. Kendilerini hiçbir inanca bağlı kabul etmeyen ailelerin çocukları için, değişik eyaletlerde din bilgisi, etik veya felsefe dersleri de okul müfredat programında yer alıyor ve okullarda veriliyor..

Artan Müslüman göçmen sayısını ve onların Alman toplumuna uyumunu dikkate alarak, Alman devleti son iki yılda değişik üniversitelerde dört tane "İslam Araştırmaları Merkezi" oluşturarak, orta vadede İslam din dersi için öğretmen, camilerde ve sosyal kurumlarda çalışabilecek imam yetiştirilmesine zemin ve imkân sağladı.

Bugüne kadar, Alman eğitim sisteminde, çocukların ve öğrencilerin temel inanç eğitimine dair konular hemen hemen tümüyle, din temsilcileri veya din pedagojisi tarafından gündeme getirilip, teoriler ve modeller geliştirildi.

Ancak, enteresan olanı, Almanya'da otuz yılı aşkın geçmişi olan "kültürlerarası pedagoji dalı"nın ("Interkulturelle Pädagogik"), akademik anlamda "çok dilliliğe" ve "çok kültürlülüğe" dair birçok teori geliştirmesine rağmen, toplumun "çok inançlılık" boyutuna dair, yok denecek kadar çalışmaya yön vermesidir ve bunlar da dinî inancı genel olarak "kültürlenme" bağlamında ele almaktadır.