Bu Blogda Ara

Havva Engin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Havva Engin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mart 2017 Çarşamba

Havva Engin: İğne ve Çuvaldız Meselesi

Son günlerde, Türkiye'nin Almanya ve Hollanda ile yaşadığı kriz, Avrupa'da yaşayan Türkleri bir daha ilgi odağı yaptı.

Türklerin Almanya'ya göçünün 56 yılına girilmiş bulunuyor. Halihazırda bu ülkede yaşayan Türklerin toplumdaki – örneğin iş hayatlarıyla eğitim alanlarındaki – durumlarına, bakıldığında; onların öncelikli konularının, değişik ülkeler adına lobi yapmaktan ziyade, "yetişen nesiller nasıl daha başarılı olabilirler" konusuna çözüm aranması olduğu görülüyor.

Şu an, Almanya ve Avrupa'da üçüncü kuşak eğitim sisteminde ve dördüncü kuşak yuva yaşındadır. Bu çocukların anne-babaları, göç ettikleri ülkelerde doğup, göç ettikleri ülkelerin toplumlarında, sosyal alanda saygın yer edinebilmek için çabalıyorlar.

Son yüz yılda, değişik ülkelerin göç tecrübelerine bakıldığında, en başarılı göçmenlerin, geldikleri kültürü unutmadan, kökenlerinin bireysel ve eğitimsel gelişimleri için zenginlik olduğunu görenler, aynı zamanda göç ettikleri ülkenin değerlerine sahip çıkıp, geleceklerini yeni vatanları üzerine inşa eden bireyler olduğu söylenebilir. Bunu başaran göçmenler, ayrıldıkları ve göç ettikleri ülkeler için köprü oluştururlar; iki ülke için de çok değerlidirler.

Kanaatimizce, Türkiye'den Avrupa'nın değişik ülkelerine göç etmiş insanların da ideal  görevi bu olmalı; onlar, çıktıkları Türkiye topraklarının kültürünü, dilini ve inancını unutmadan, yeni yurtlarında gelecek inşaa edebilmeliler.

Maalesef Almanya ve Hollanda'ya yönelik son zamanlardaki söylemler, ilk bakışta insanların hamâsî duygularını kabartsa da, doğru değildir – daha önemlisi – tehlikelidir ve gerçeği çarpıtmaktadır. Bu, Avrupa ülkelerinde, aşırı sağ, popülist görüşlerin olmadığı anlamına gelmez; elbette vardır – ama bu görüşler azınlıktadır. Avrupa'nın değişik ülkelerinde yaşayan Türkler ve göçmenler, yerliler de dahil – sosyal ve eğitim alanlarında – zaman zaman – dışlanmaya maruz kalıyorlar; mücadele buna karşı yürütülmelidir.

Özellikle, kimi Türk politikacıların "Türkler Müslüman olduğu için dışlanıyor" sözü, gerçekleri yansıtmıyor – ve daha üzücü olanı, bu sözler ya da yaklaşım, Türkleri kurban psikolojisine itip, sağlıklı bir şekilde çözüm üretmelerini engelliyor.

10 Mart 2017 Cuma

Havva Engin / İsmail Engin: Uzun İnce Bir Yol | Ein langer seidener Weg

[Havva Engin / İsmail Engin] Zafer Gündoğdu yönetiminde Stuttgart Alevi Kültür Merkezi (SAKM) Halk Müziği Korosu'nun Horasan'dan Anadolu'ya ve Avrupa'ya "göç hikayesi", "Uzun İnce Bir Yol | Ein langer seidener Weg". 11 Haziran 2011 günü Liederhalle Mozartsaal, Berliner Platz 1, 70184 Suttgart adresinde, saat 19'da başlayan, adı geçen derneğin, söz konusu etkinliğinin 16 sayfalık broşürünün de adı aynı zamanda.

"Yitirdiklerimizin anısına" | "Zum Gedenken an die Opfer" diye başlayan, broşürün, Basri Askin'ın yazdığı Almanca "Vorwort"u ve Zafer Gündoğdu'nun Türkçe kaleme aldığı "Önsöz"ü bulunuyor.

"Gönüllerden bağlamanın tellerine düşen ezgiler; Anadolu'nun yaylalarından, ovalarından, başı dumanlı dağlarından Avrupa'ya, Almanya'ya ulaşıyor.. (...) Gökkubbe altında cem olup, semah dönen canlar geliyor!... (...) Sınırlara bakmadan, kültürler arasında köprü oluyor türküler (...)" diyor usta şef, Gündoğdu.

Derya Bektaş, "SAKM Çocuk Korosu" başlığında "(...) Küçük yüreklerin büyük sesi. Bu akşam Çocuklarımızın hepsi birer Barış Güvercin'i (...)" kaydını düşüyor...

"SAKM Koro Komitesi" adına kaleme alınan yazıda "Bundan 50 yıl önce Babalarımızın Dedelerimizin çıktığı 'O Uzuuun Ince Yol'u anlatan, Gurbeti en derinden işleyen neredeyse Türkiye'nin bütün yörelerinden Türkülerin olduğu, Zeybeklerin oynandığı, Semahların dönüldügü, Deyişlerin şaha kalktığı, Çernobilin yuhalandığı, Sivasın acılarını haykıran, ağlanılan, gülünen, yani; Tamamıyla bizi, Anadolu'yu anlatan bir konser..." ibareleri yer alıyor.

26 Şubat 2017 Pazar

Münih'te UNESCO Uluslararası Dünya Anadili Günü Kutlandı

UNESCO tarafından ilan edilen Uluslararası Dünya Anadili Günü, her yıl 21 Şubat'ta kutlanıyor. Uluslararası Dünya Anadili Günü vesilesiyle Prof. Dr. Havva Engin, Ludwig Maximilians Üniversitesi Çok Dillilik Araştırma Merkezi ve Münih Belediyesi’nin davetlisi olarak bir sunum gerçekleştirdi.

Prof. Dr. Havva Engin yaptığı sunumda, son elli yılda, Almanya’ya göç sürecinde gelen insanların sayılarının artmasına, eğitim sisteminde çok dilli çocukların öğrencilerin yarısını oluşturmasına ve bilimsel çalışmaların anadilin başka dilleri öğrenmede önemli rol oynadığını ortaya koymasına rağmen, eğitim sisteminde neden göçmenlerin anadillerinin dikkate alınmadığı üzerine durdu.

Heidelberg Göç Araştırmaları ve Kültürleraşırı Pedagoji Merkezi Direktörü Havva Engin'in tespitlerine göre, göçmen dilleri, toplum ve eğitim politikacıları tarafından bir katma değer olarak görülmüyor. Almanya’da sadece bir-iki eyalette göçmen dilleri mevcut eğitim sisteminde model projeler çerçevesinde seçmeli yabancı dil olarak okutuluyor. Geriye kalan eyaletlerde, göçmen dilleri yabancı diller portföyünde yer almıyor ve aktüel politika bu yönde bir değişiklik istemiyor. 

Havva Engin, konuşmasının sonunda, değişik göçmen dernekleri temsilcilerine seslenerek, temel insan hakkı olan anadillerine sahip çıkmalarını ve eğitim sistemi dahilinde okutulması için politik gayretlerini arttırmalarını istedi.

bkz. → Vortrag an der Ludwig Maximilians Universität München - UNESCO Internationaler Tag der Muttersprache, 21.02.2017

28 Ekim 2016 Cuma

Alevilik

İsmail Engin / Havva Engin [Hazırlayanlar]: Alevilik. 
Kitap Yayınevi, İstanbul 2004, 581 S., 
ISBN: 975-8704-73-7
-Bu kitap Prof. Dr. Orhan Acıpayamlı'nın (1920-2003) aziz anısına yayınlandı-

“Babam Alevilik İslamdır, hatta hakiki  Müslüman biziz diyor. Ben Alevilik kendi başına bir inançtır, fakat İslamdan da etkilenmiştir diyorum. Oğlum da Alevilik yalnızca bir felsefe, bir yaşam biçimidir diyor. Ne yapacağız şimdi?”

1980’li yılların sonlarında dünyadaki hızlı siyasi ve ekonomik gelişmeler ile değişmelerden nasiplenen Alevilik bir yandan varsayılan “gizliliğini” parçalayıp “kamusal alana” taşınır, diğer yandan da buna paralel bir şekilde Alevilerde “kendini keşfetme süreci” yaşanırken, buna dayalı olarak da bir “kimlik bunalımı”yla karşı karşıya kalındı. Aleviler, giderek artan bir şekilde kendilerini, kim olduklarını; Aleviliğin de nereden gelip, nereye gittiğini, ne olduğunu sorgulamaya başladılar.

“Dışarıdan bakış” Alevilerin homojen ve kapalı olduğu yönündeydi. Aslında homojen değil, çoğulcu ve çeşitli (heterojen) bir yapıya, ilişkiler ağına / örüntüsüne, davranışlara ve doğal olarak siyasi tutumlara sahiptiler; ancak nedense “dışarıdan bakış” bunu bir türlü kavrayamıyordu veya kavramak istemiyordu. Her dinî yapıda görüldüğü üzere “cemaatlere” bölünmüşlerdi; cemaatler arası ilişkiler de stabil değil, kaygan bir zemine oturmuştu. Toplumdaki hızlı değişim ve dönüşüm, kamusallaşmaları / kamusal alanda tanınmaları açısından yeni olanaklar sağlarken, öbür taraftan cemaat içinde yaşanan farklılıkları ve bölünmüşlükleri de gözler önüne serdi. Cemaatler arası ilişkiler, siyasi tutumlardaki farklılaşmaların etkisiyle veya aleni bir şekilde ortaya çıkmasıyla daha da kayganlaştı. Kim oldukları ve ne olduklarına yönelik kendi içlerinde başlattıkları veya yürüttükleri tartışmalar da doğal olarak bun(lar)dan etkilendi / etkilenmektedir. “Dışarıdan bakış”ın Aleviler veya Alevi cemaatleri arasındaki farklılıkları keşfetmesi ve kavraması, uzun sürmediği gibi buna yeni bir ivme de verdi. Kuşkusuz, bu durum “paratonerlik”le açıklanamaz.

Kimlik bunalımının yaşandığı “kaos” döneminde ─ ki kendilerini siyasi hareket olarak gören ve siyasi hareketlerle dinî inancı özdeşleştiren kimi cemaatlerde, halen devam etmektedir ─ “kendilerinin” ne ve kim olduklarına yönelik cevaplar netleşmiş değil, bunun için ithal ideolojilere, ideolojik tezlere ve siyasi tutumlara başvurulmakta; onlardan “medet” umulmakta.

Kuşaklar arasında hayata bakıştaki farklılaşma, dine ve dolayısıyla inanca bakışa, onu değerlendirmeye de yansıyor. Bu bağlamda kim ve ne olduğuna yönelik sorun baba / anne, oğul / kız ve torunu kapsayan üç kuşakta had safhaya ulaşıyor. İnternet ortamında “post-modern Aleviliği” yaşayan ve onun dinamikleriyle haşir neşir olan bir e-mail grubunda, İsviçre’den katılan bir üyenin şu ifadeleri konuya yönelik dikkat çekici:

14 Temmuz 2016 Perşembe

Baden-Württemberg Eyaleti Baden Bölgesinde Türkiye Kökenli Öğrencilerin Dil Kullanma Alışkanlıklarına Yönelik Araştırma

@VeliAkademisiHD - Heidelberg Göç Araştırmaları ve Kültürleraşırı Pedagoji Merkezi (Heidelberger Zentrum für Migrationsforschung und Transkulturelle Pädagogik - Hei-MaT) Direktörü Prof. Dr. Havva Engin, 2013 / 14 öğretim yılında, “Göçmen Türk Veliler İçin Veli Akademisi ve Bu Bağlamda Eğitim Malzemesi Geliştirilmesi Projesi” çerçevesinde, Baden-Württemberg eyaleti Baden bölgesinde Türk Dili ve Kültürü Dersi’ne (Türkçe ve Türk Kültürü Dersi) giden öğrenciler arasında, onların dil kullanma alışkanlıklarına yönelik bir anket çalışması düzenledi.

Baden bölgesinde 2013 / 14 öğretim yılında Türk Dili ve Kültürü Dersi’ni (Türkçe ve Türk Kültürü Dersi) alan 10942 öğrencinin, 6125’ine yani % 55,98’ine doldurduğu anket kâğıdı ile ulaşıldı.

Ankete katılan öğrencilerin % 60’ı ilkokula, % 15’i Realschule’ye (orta dereceli okul), % 15 Werkrealschule’ye (orta dereceli okul) ve % 6’sı Gymnasium’a (lise) devam ediyor.

Sonuçların Özeti

Öğrencilerin Doğum Yeri

Ankete katılan öğrencilerin % 92’si Almanya doğumlu. Bunların % 85’i 2. nesle ait; 3. neslin oranı % 4.

Kreşe Gitme Oranı

Ankete katılan öğrencilerin % 97’si Almanya’da kreşe gittiğini belirtiyor. Kreş eğitimi, Baden-Württemberg’in Baden bölgesinde yaşayan Türkiye kökenli aileler arasında büyük önem taşıyor.

Öğrencilerin Okula Bakışı

Ankete katılan öğrencilerin % 50,8’i severek okula gittiğini belirtiyor; % 37’si bunu orta derece olarak beyan ediyor, % 9,8’i okula severek gitmediğini kaydediyor.

Öğrencilerin Türk Dili ve Kültürü Dersi’ne (Türkçe ve Türk Kültürü Dersi) Bakışı

Ankete katılan öğrencilerin % 67,1 Türk Dili ve Kültürü Dersi’ne (Türkçe ve Türk Kültürü Dersi) severek devam ettiğini belirtiyor; % 24,2’i bunun orta derece olduğunu beyan ediyor;  % 5,3’ü derse severek gitmediğini kaydediyor.

Türk Dili ve Kültürü Dersi (Türkçe ve Türk Kültürü Dersi) en çok ilkokula giden öğrenciler arasında kabul görüyor. Realschule ve Gymnasium’a giden öğrenciler arasında oran düşüyor.

Öğrencilerin Aile Fertleriyle Dil Kullanma Alışkanlıkları

Ankete katılan öğrencilerin % 57,9’u evde genelde Almanca ve Türkçeyi beraber konuştuklarını belirtiyor. % 27,8’si ailede Türkçe, % 7,9’u Almanca konuştuğunu kaydediyor. Sonuçlar, öğrencilerin gündelik hayatta en az iki dili düzenli konuştuklarını gösteriyor.


Öğrencilere değişik aile fertleriyle konuştukları dil(ler) sorulduğunda, % 56’sı anneleriyle ve % 49,7’si babalarıyla sadece Türkçe konuştuğunu belirtiyor. Anneyle sadece Almanca konuşanların oranı % 23,3; babayla sadece Almanca konuşanların oranıysa % 26,3. Anneyle iki dilde konuşan öğrencilerin oranı % 16,3; babayla iki dilde konuşan öğrencilerin oranı % 19.



Anne - babanın yanında en yoğun, % 83,5 oranında Türkçe konuşulan aile fertleri büyükanne ve büyükbaba. Öğrencilerin % 5’iyse büyükanne ve büyükbabası ile sadece Almanca konuşuyor.

Öğrencilerin Kardeşleriyle ve Okul Arkadaşlarıyla Dil Kullanma Alışkanlıkları

Öğrencilerin % 51,5’i yani yarısından fazlası kardeşleriyle sadece (!) Almanca konuşuyor; buna karşın Almanca ve Türkçeyi kullananların oranı % 22,6; sadece Türkçe konuşanların oranıysa % 16,1’de kalıyor.


Ankete katılan öğrencilerin % 78,9’u okulda arkadaşlarıyla sadece Almanca konuşuyor; % 15,1’i iki dilde iletişim kuruyor. Öğrencilerin % 3,9’u okulda arkadaşlarıyla sadece Türkçe konuşuyor.


Öğrencilerin Devam Ettiği Okul Modellerine Göre Dil Kullanma Alışkanlıkları 

Ankete katılan öğrencilerin devam ettiği okul modeli temel alındığında, ilkokula giden öğrencilerin % 54’ünde ve Werkrealschule’ye giden öğrencilerin % 59,4’ünde evde iki dili beraber kullandığı ortaya çıkıyor. Bu oran Realschule’ye giden öğrenciler arasında % 66,4 ve Gymnasium’a gidenler için % 72,5.

Yine okul modellerine bakıldığında, ailesi ile sadece Türkçe konuşan öğrencilerin oranı ilkokulda % 29,4; Realschule’de % 22,9 ve Gymnasium’da % 19,1.

Sonuç olarak okulun eğitim düzeyi arttıkça aile içinde sadece Türkçe konuşma oranı da önemli ölçüde düşüyor ve ikidilliliğe kayıyor.

Öğrencilerin Almanca Dil Düzeyini Değerlendirmesi 

Ankete katılan öğrencilerin cevapları, nesil sayısına göre farklılıklar gösteriyor. 1. nesilde Almanca dil düzeyinin iyi olduğunu söyleyenlerin oranı % 62,3; 2. nesilde oran % 77,8 ve 3. nesilde % 85,4. Buna göre, nesil sayısı ilerledikçe, Almancanın düzeyi ve önemi öğrenciler arasında artıyor.


Öğrencilerin Türkçe Dil Düzeyini Değerlendirmesi 

Buna karşın, öğrencilerin Türkçe dil düzeyleri nesle göre azalıyor. 1. nesilde Türkçe dil düzeyinin iyi olduğunu söyleyenlerin oranı % 72,8; 2. Nesilde bu oran % 63,6 ve 3. nesilde ise % 49,4. Sonuç olarak, nesil sayısı ilerledikçe, Türkçenin düzeyi ve önemi öğrenciler arasında önemli düşüş gösteriyor.

Özetle

Anket çalışmasına katılan öğrencilerin:
  • % 92’si Almanya’da doğdu;
  • % 97’si kreş eğitimi aldı;
  • % 50,8’i severek okula gidiyor; 
  • % 67’si severek Türk Dili ve Kültürü Dersi’ne (Türkçe ve Türk Kültürü Dersi) devam ediyor;
  • % 57,9’u ailede Almanca ve Türkçe konuşuyor; % 27,8’i sadece Türkçe ve % 7,9’u sadece Almanca kullanıyor;
  • % 56’sı anneleri ile Türkçe; % 49,7’si babaları ile Türkçe konuşuyor; 
  • % 51’i kardeşleri ile sadece Almanca konuşuyor; % 16’sı sadece Türkçe konuşuyor;
  • % 83,5’i büyükanne-büyükbaba ile sadece Türkçe konuşuyor; Almanca konuşanların oranı % 5;
  • Ailesinde ve arkadaşlarıyla sadece Türkçe konuşanların en düşük oranı Realschule ve Gymnasium’a gidenler arasında;
  • 1. nesle dahil olanların % 62,3’ü Almanca dil düzeyini iyi olarak değerlendiriyor; 2. nesilde bu oran % 77,8 ve 3. nesilde % 84,5 .
  • 1. nesle dahil olanların % 72,8’i Türkçe dil düzeyini iyi olarak değerlendiriyor; 2. nesilde bu oran % 63,8’e ve 3. nesilde % 49,4’e düşüyor.
Sonuçların Değerlendirilmesi

Ankete katılan öğrencilerin % 90’ı Almanya doğumlu olup, okul öncesi kreş eğitimi almış.

Öğrenciler severek okula gidiyor ve Türk Dili ve Kültürü Dersi (Türkçe ve Türk Kültürü Dersi) % 67’si için önem taşıyor.

Verilen cevaplar bir gerçeğin altını çiziyor: Türkiye kökenli ailelerde, aile hayatı genelde iki dil üzerinden – Almanca ve Türkçe – yürüyor.

Enteresan olan olgu, ankete katılan öğrencilerin, aile fertleriyle değişik dil stratejileri kullandığı gerçeği. Yarısından fazlası, anne ve babası ile Türkçe konuşuyor; aynı şekilde öğrencilerin % 83’ü büyükanne-büyükbaba ile iletişim kurmakta Türkçeyi kullanıyor.

Buna karşın, kardeşler arasında iletişimde Türkçe dramatik bir şekilde geri planda kalıyor.

Öğrencilerin % 51’i kardeşleriyle sadece Almanca konuşuyor; % 21’iyse Almanca ve Türkçe konuşuyor; % 16’sı sadece Türkçe konuşuyor.

Aynı durum okul hayatında kullanılan dil için de geçerli. % 78,9’u okulda arkadaşları ile sadece Almanca konuşuyor.

Öğrencilerin Almanca ve Türkçe dil düzeylerini değerlendirmesi istenildiğinde, ilerleyen nesle göre Almanca düzeyi artıyor; buna karşın Türkçe düzeyi önemli şekilde azalıyor.

Çalışma, Almanya’da yetişen Türkiye kökenli gençler arasında, nesillere göre dil tercihlerinin değiştiğini gösteriyor. İkici ve üçüncü nesiller arasında baskın dil olarak Almanca ortaya çıkıyor. Türkçe ise ikinci ve üçüncü nesilde hızlı bir şekilde önem kaybediyor.

Çalışma, Türkçenin kardeşler arasında çok az kullanıldığını ve kardeşler arasındaki iletişimin genelde sadece Almanca veya iki dilde sağlandığını ortaya koyuyor.

Başka bir sonuç, öğrencilerin devam ettiği okul modellerine göre, sadece Türkçe konuşma ve kullanma isteğinin düşmesi olgusu. Realschule ve Gymnasium’a giden öğrenciler arasında, sadece Türkçe kullanma alışkanlığı en düşük düzeyde. Buna karşın dominant dil pratiği olarak Almanca veya ikidillilik ortaya çıkıyor.

Çalışma, geleceğe yönelik şu ipuçlarını veriyor:
  • Türkçe, anadil/göçmen dili olarak gelecekte de var olmak istiyorsa, sadece ailede değil, okulda da öğretilmeli;
  • Türkçeyi yaşatmak için, ailede en önemli görev anne - babaya düşüyor; zira, çocuklar kardeşleriyle önemli ölçüde sadece Almanca konuşuyor;
  • Türkçeyi sevdirmek ve yaşatmak için, büyükanne-büyükbabanın rolü en az anne ve babanınki kadar önem taşıyor. @VeliAkademisiHD

3 Mayıs 2016 Salı

Fachveranstaltung Hei-MaT PH Heidelberg und Verband Bildung und Erziehung (VBE) Kreisverband Rhein-Neckar-Kreis/Heidelberg: Die Bildungsintegration von Kindern und Jugendlichen mit Flüchtlingsbiografie – aktuelle Situation, schulisch-organisatorische Herausforderungen, Chancen und Grenzen

Michael Seib (VBE) und Prof. Dr. Havva Engin (Hei-MaT)

Sylvia Selke (Hei-MaT)

Blick ins Plenum

Gemeinsam mit dem Verband Bildung und Erziehung (VBE) führte das Hei-MaT-Zentrum am 22.4.2016 in den Räumlichkeiten der Pädagogischen Hochschule Heidelberg eine Fachveranstaltung zum Thema Bildungsintegration von Kindern und Jugendlichen durch.




Frau Prof. Dr. Havva Engin führte in die Thematik mit einem Impulsreferat ein. Sie skizzierte die aktuelle schulrechtliche und unterrichts-organisatorische Situation hinsichtlich dieser neuen Schülerklientel und benannte pädagogische Herausforderungen, die sowohl auf der institutionellen als auch unterrichtlichen Ebene zu stemmen sind.

Lukasz Siegwald

Ruşen Kartaloğlu und Lamis Klein

Im zweiten Teil berichteten Lehramts-Studierende von der Pädagogischen Hochschule Heidelberg und der Universität Heidelberg aus ihrer Arbeit mit Flüchtlingsjugendlichen, die sie im Rahmen von PH-Projekten kennen gelernt haben und aktuell betreuen. Die Studierenden zeigten sich von der Lernmotivation der Flüchtlingsjugendlichen beeindruckt; diese formulierten hohe Anforderungen an sich selbst. Damit wiedersprachen sie dem gängigen medialen Bild unmotivierter Flüchtlinge, die kein Interesse an einer gesellschaftlichen Integration zeigten.



Im abschließenden Teil ging die Veranstaltung in ein offenes Gespräch mit dem Plenum über. Insbesondere die Teilnehmenden aus pädagogischen Handlungsfeldern bestätigten die Beobachtungen der Studierenden; andere sprachen jedoch auch kritische Erfahrungen aus ihrer pädagogischen Arbeit an, wie beispielsweise die zögerliche Teilnahme von erwachsenen Flüchtlingen an geschlechtergemischten Sprachkursen.

Lamis Klein, Ruşen Kartaloğlu, Havva Engin und Mahmut Pervaneli

Im Anschluss an die Veranstaltung nutzten die Teilnehmenden die Gelegenheit zum  persönlichen Austausch und zur Vernetzung.


18 Nisan 2016 Pazartesi

Heidelberg: 22.04.2016 - Die Bildungsintegration von Kindern und Jugendlichen mit Flüchtlings-/Migrationshintergrund: Herausforderungen, Chancen, Grenzen

@VeliAkademisiHD - Mit dem aktuellen Zuzug von Flüchtlingskindern findet eine ganz neue Schülerschaft mit einem bisher unbekannten Profil Eingang in die Bildungsinstitutionen; sie unterscheiden sich sowohl hinsichtlich der Herkunftsländer, der Alterszusammensetzung als auch durch ihre Bildungsbiografien von der bisherigen Schülerklientel. So sind beispielsweise auch Flüchtlingskinder zu beschulen, die vorher keine Schule bzw. Bildungseinrichtung besuchten und demzufolge nicht alphabetisiert und literalisiert sind. Ebenso müssen Schüler/innen, die mit anderen Schriftsys-temen alphabetisiert wurden, mit dem lateinischen Alphabet vertraut gemacht werden.

Der Vortrag wird sich mit den pädagogischen Herausforderungen beschäftigen, die durch die zunehmende Zahl von Kindern und Jugendlichen mit Flüchtlingsbiografie auf die deutschen Bildungsinstitutionen neu zukommen.

Das Zentrum für Migrationsforschung und Transkulturelle Pädagogik an der Pädagogischen Hochschule Heidelberg bietet hierzu am 22. April 2016 gemeinsam mit dem Verband Bildung und Erziehung - Kreisverband Rhein-Neckar-Kreis / Heidelberg eine Informationsveranstaltung an. Professorin Havva Engin (PH Heidelberg) wird zunächst einen Vortrag zum Thema "Die Bildungsintegration von Kindern und Jugendlichen mit Flüchtlings-/Migrationshintergrund: Herausforderungen, Chancen, Grenzen" halten. Im Anschluss ist eine Diskussionrunde mit Experten und Studierenden, die mit Flüchtlingsjugendlichen und -familien arbeiten, geplant.

Die Veranstaltung findet am 22. April 2016 um 16.00 in Raum 118 statt (Veranstaltungsraum:  A 118 (1. Stock), PH Altbau; Pädagogische Hochschule Heidelberg, Keplerstraße 87, 69120 Heidelberg). Der Eintritt ist frei.

4 Mart 2016 Cuma

Hangi Alevilik, Hangi Aleviler?: Avusturya’da Aleviler Niçin Yürüdü?

@kanalkultur -  ‘Aleviyiz Alevi kalacağız!’, ‘Avusturya’da Zorunlu İslamlaştırmaya Hayır’ mottolarıyla 27 Şubat 2016 günü Viyana’da Minoritenplatz’ta Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu tarafından bir yürüyüş düzenlendi ve yeni İslam Yasası’nın amir hükümleri protesto edildi.

Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun günler öncesinden hazırlıkları yapılan yürüyüşüne Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu; Britanya, İsveç ve İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonları da destek verdi. Viyana polisi tarafından gösteriye 2800 kişinin katıldığı açıklandı.

25 Şubat 2015’te yürürlüğe giren yeni İslam Yasası kapsamında Avusturya’da yaşayan Müslümanlar IGGiÖ (Islamische Glaubensgemeinschaft in Österreich) ve Avusturya Alevi İnanç Toplumu - ALEVİ (Alevitische Glaubensgemeinschaft in Österreich) tarafından temsil ediyor. IGGiÖ Sünni Müslümanların, Avusturya Alevi İnanç Toplumu - ALEVİ de Alevilerin yasal temsilcisi olmaya hak kazanan kurumlar.

Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, ilgili yasayı protesto ederken, yasanın amir hükmü uyarınca, temsil ettiği Alevi derneklerine İslam Yasası kapsamına girilmesi veya tüzük değişikliği yapılmasına karşı Avusturya’da meydanlarda olduğunu ifade etti.

Konuyu değerlendiren Heidelberg Göç Araştırmaları ve Kültürleraşırı Pedagoji Merkezi Direktörü Prof. Dr. Havva Engin, şunları kaydediyor:
“Avusturya Hükümeti 15 Temmuz 1912 yılından beri yürürlükte olan İslam Yasası’nı (Islamgesetz), yani Avusturya’daki İslami cemaatlerin örgütlenmesine yönelik düzenlemeleri içeren yasayı, 25 Şubat 2015’te değiştirdi. Yeni düzenlemeyle, Avusturya’da sadece bir İslami çatı kurumuna üye olan dernekler / kurumlar İslam diniyle ilgili hizmet verebiliyor. Üye olmayan derneklerinse Mart 2016’ya kadar dernek statüsünden İslami tüzel kişiliğe geçmelerini tamamlanması gerekiyor.. Bu bağlamda, söz konusu derneklerin ya bir İslamî çatı kuruluşuna üye olmaları ya kendilerini feshetmeleri ya da tüzük değişikliğine gidip, dinî pratik içermeyen, kültürel alanda hizmet veren dernek statüsüne sahip olmaları gerekiyor.

4 Aralık 2015 Cuma

Çokdillilik ve Türkçenin Alman Okullarında 2., 3. Yabancı Dil Olarak Okutulması

Prof. Dr. Havva Engin (Eğitim Bilimleri Üniversitesi, Heidelberg) 12 Aralık 2015 günü saat 14:30'da Frankfurt am Main'da [IKS, Homburgerland Str. 285, 60433 Frankfurt] "Çokdillilik ve Türkçenin Alman Okullarında 2., 3. Yabancı Dil Olarak Okutulması" konulu bir konferans veriyor.

Konferans Hessen Töder, Rh.Pfalz-Saarland Töder, Hamburg Töder, Gelsenkirchen Töder, Bielefeld Töder, NRW-TÖD, Essen-Ruhr Töder, Niedersachsen-Astöb ve RUTEB desteğiyle, ATÖF-Almanya Türk Öğretmen Dernekleri Federasyonu | Bund der Türkischen Lehrervereine in Deutschland e.V.  tarafından düzenleniyor.

23 Ekim 2015 Cuma

Vielfalt gestalten – Chancen erkennen. Kita und Schule in veränderten Lebenswelten | Farklılıkları Şekillendirmek – Fırsatları Görmek – Değişen Göç Toplumlarında Kreş ve Okul Eğitimi

Flüchtlingskinder beim Deutschlernen
in einer Vorbereitungsklasse in Heidelberg
Der diesjährige Bildungskongress der Frankfurter Buchmesse fand am 14.10.2015 statt und hatte sich den Titel „Vielfalt gestalten – Chancen erkennen. Kita und Schule in veränderten Lebenswelten“ gegeben.

Den Kongress leitete Prof. Dr. Fthenakis mit einem Vortrag zum Thema „Kindliche Entwicklungen in veränderten Lebenswelten verstehen und stärken“ ein. Aspekte dieses Themenkomplexes, wie „Zusammenarbeit mit Eltern“, „Kindliche Mehrsprachigkeit“ und „Interkulturelle Kompetenzen in der pädagogischen Arbeit“ wurden anschließend in Workshops aufgegriffen und diskutiert.

Frau Prof. Dr. Havva Engin hielt den zweiten Hauptvortrag des Kongresses; er widmete sich dem Thema „Interkulturelle Lernziele in einer inklusiven Bildung“. Die Referentin appellierte an die anwesenden politischen Vertreter wie Pädagogen, die Fehler der Vergangenheit bezüglich der schulischen Eingliederung von Zuwanderkindern nicht zu wiederholen, d.h., Kinder und Jugendliche nicht in separierenden Beschulungsmaßnahmen zu belassen und für den Deutschunterricht Kolleginnen und Kollegen mit Sprachförderexpertise bereit zu stellen.

Sie führte aus, dass es in diesem Zusammenhang pädagogisch zielführender sei, nicht den Defizitblick zu verfolgen, sondern die mitgebrachten sprachlichen und kulturellen Ressourcen der Schüler stärker in den Blick zu nehmen und diese für das Deutschlernen zu aktivieren.

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Almanya'da Göçmen Ailelerde Beslenme Alışkanlıkları Tehlike Sinyalleri Veriyor...

Prof. Dr. Havva Engin, 7 temmuz 2015 günü, Baden-Württemberg Tüketici Bakanlığı'na bağlı olarak çalışan, "Tarımı Destekleme Dairesi"nin Schwäbisch Gmünd’te beslenme elemanları için gerçekleştirdiği çalıştayda, "Göçmen Ailelerde Beslenme Alışkanlıkları ve Veli Eğitimi" başlıklı bir sunum yaptı.

Prof. Havva Engin, sunumunda göçmen kökenli çocukların, Alman yaşıtlarına göre daha sağlıksız beslendiğinin altını çizerek, yapılan araştırmaların bu gidişatın en kısa zamanda önüne geçilmesi gerektiğini gösterdiğini vurguladı. Sağlıksız beslenme ve buna bağlı olarak okul öncesi yaşta bulunan obezite vakıasının en yoğun şekilde Türk, Arap ve Rus kökenli aileler arasında görüldüğünü ifade etti..

Prof. Havva Engin'e göre, bu bağlamda, kreş eğitmenlerine ve ailelere sağlıklı beslenme konusunda danışma hizmeti veren görevlilere büyük görevler düşüyor. Birçok ebeveynin, çocuğunu bilmeden veya iyi niyetle onun ihtiyaçlarının dışında beslenmeye teşvik ettiği görülüyor. Yapılan çalışmalar, göçmen ebeveynlerin azımsanmayacak bir kısmının, çocuklarının tükettiği gıdaların ne kadar çok enerji içerdiğini bilmediğini gösteriyor. Keza, sınırsız şekerli içecek tüketmenin ve abur cubur diye adlandırılan ara öğünlerin, çocuklar için ne denli büyük tehlikeler arz ettiği göçmen veliler arasında pek bilinmiyor. Göçmen velilerin, bu tür beslenme alışkanlıklarının; kalp hastalıklarına, yüksek tansiyona, karaciğer yağlanmasına, kemik ve eklem erimesine kadar ciddi rahatsızlıklara yol açtığından da pek haberleri bulunmuyor.

Kaynak: Veli Akademisi Heidelberg

23 Haziran 2015 Salı

3. Sınıf Öğrencilerine Migration | Göç Olgusu Nasıl Anlatılır?

DAI – Deutsch Amerikanisches Institut – Erlebbare Wissenschaften – Sunum: Migration | Göç

Prof. Dr. Havva Engin, 24 Haziran 2016 günü, DAI’nin davetlisi olarak, kurumun PH Heidelberg ile yürüttüğü "Erlebbare Wissenschaften" (Bilimi Uygulayarak Öğrenmek) Projesi çerçevesinde, göç konulu bir sunum yapıyor.

Sözü edilen proje bağlamında, PH Heidelberg Eğitim Bilimlerinin değişik bölümlerinden öğretim üyeleri ve Öğretmenlik Bölümü öğrencileri, Heidelberg’in değişik okullarından katılan 3. sınıf öğrencileriyle beraber bilimsel bir konuyu teorik ve pratik olarak işliyor..

Prof. Dr. Havva Engin’in sunumu ve akabinde öğrencilerle gerçekleştirilecek çalışma guruplarının ana teması "Göç Olgusu".

Prof. Dr. Havva Engin göçü, insanoğlunun içinde bulunduğu sürekli bir durum olarak öğrencilerle işliyor. Sunumda çıkış noktası olarak, ilk insanların Afrika’dan çıkıp, değişik kıtalara göçü ele alınıyor. Onun akabinde, 18. - 20. yy arasında Almanya’dan Amerika'ya göç eden insanların tecrübelerine değiniliyor.

20. yy periyodunda, Almanya açısından en önemli göç olan, 2. Dünya Savaşı bitiminde 14 milyon Alman kökenli insanın – ki aralarında yüzbinlerce çocuğun öldüğü bir göç dalgası – Doğu Avrupa’nın değişik ülkelerinden kaçıp, bugünkü Almanya topraklarına sığınması işleniyor.