3. İstanbul Tasarım Bienali'nin başlığı ve teması açıklandı.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen İstanbul Tasarım Bienali’nin üçüncüsü 22 ekim - 4 aralık 2016 tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. 3. İstanbul Tasarım Bienali’nin başlığı ve teması, küratörler Beatriz Colomina ve Mark Wigley tarafından 1 aralık 2015 tarihinde İstanbul Arkeoloji Müzeleri Kütüphanesi’nde yapılan medya toplantısıyla açıklandı.
İstanbul Tasarım Bienali Direktörü Deniz Ova’nın hoş geldiniz konuşmasının ardından küratörler Beatriz Colomina ve Mark Wigley, bienalin “Biz İnsan mıyız?: Türümüzün Tasarımı: 2 saniye, 2 gün, 2 yıl, 200 yıl, 200.000 yıl” başlığını açıkladı ve serginin temasına dair bilgi verdi.
3. İstanbul Tasarım Bienali’nin “insan” ve “tasarım” kavramları arasındaki yakın ilişkiyi inceleyeceğini belirten küratörler Beatriz Colomina ve Mark Wigley, temayla ilgili şunları söyledi:
“Tasarım hep insanın hizmetindeymiş gibi görünse de, asıl iddiası insanı yeniden tasarlamak. Dolayısıyla tasarımın tarihi bir yandan da “insan” anlayışının zamanla evirilmesinin tarihi. Tasarıma dair konuşmak, türümüzün durumu hakkında konuşmak demek. İnsanlar ürettikleri tasarımların etkisiyle köklü değişimler geçirirken tasarım dünyası da bir yandan genişliyor. Her şeyin tasarlandığı bir devirde yaşıyoruz: büyük bir özenle şekillendirdiğimiz kişisel görünümümüz ve dijital kimliğimiz, bizi çevreleyen kişisel cihazlar, yeni maddeler, arayüzler, ağlar, sistemler, altyapılar, veriler, kimyasallar, organizmalar ve genetik kodların hepsi tasarlanıyor. Her gün uzayın derinliklerinden kendi bedenimiz ve beynimizin derinliklerine uzanan binlerce tasarım katmanını tecrübe ediyoruz. Tam anlamıyla tasarımın içinde yaşıyoruz; kendi vücudundan çıkan salgılarla ördüğü ağın içinde yaşayan bir örümcek gibi. Ama örümcekten farklı olarak biz, birbiriyle örtüşen ve etkileşen sayısız ağ örmüşüz. Hatta gezegenimiz bile jeolojik bir katman hâline gelmiş tasarımla tamamen örtülmüş vaziyette. Tasarım dünyasının artık bir dışı yok. Tasarım, dünya hâline geldi.
Bizi insan yapan şey tasarım. İlk aletlerden, katlanarak genişleyen insan kabiliyetine, sosyal yaşamın temelinde tasarım var. Öte yandan tasarım, eşitsizlikler ve yepyeni görmezden gelme biçimleri de oluşturuyor. Bir yandan dünyada hiç olmadığı kadar insan savaş, kanunsuzluk, yokluk ve iklim şartları nedeniyle zorunlu olarak yerinden olurken, diğer yandan insanın genetik yapısı ve iklimin kendisi aktif olarak yeniden tasarlanıyor. Artık ‘iyi tasarım’ olgusuna sığınamayız. Tasarımın baştan tasarlanması gerekiyor.”
insan ve kültüre dair... : Alevi Arşivi... Alevi Antropolojisi ... Almancılar... Sanat
Bu Blogda Ara
Bienal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bienal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Aralık 2015 Pazartesi
30 Eylül 2015 Çarşamba
14. İstanbul Bianeli'nde Tuzlu Su: Düşünce Biçimleri Üzerine Bir Teori
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 14. İstanbul Bienali, 5 eylül - 1 kasım 2015 tarihleri arasında Carolyn Christov-Bakargiev tarafından "Tuzlu Su: Düşünce Biçimleri Üzerine Bir Teori" başlığıyla bir dizi işbirliği içerisinde şekilleniyor.
14. İstanbul Bienali’nde, Afrika, Asya, Avustralya, Avrupa, Ortadoğu, Latin Amerika ve Kuzey Amerika'dan 80’in üzerinde katılımcının çalışmaları Boğaz’ın Avrupa ve Anadolu yakasında bulunan 30’dan fazla mekânda gezilebiliyor. Tuzlu Su, müzelerin yanı sıra tekneler, oteller, eski bankalar, otoparklar, bahçeler, okullar, dükkânlar ve özel konutlar gibi kara ve su üzerindeki geçici yerleşim alanlarına yayılıyor.
Carolyn Christov-Bakargiev 14. İstanbul Bienali’ni şöyle anlatıyor:
“Tuzlu su dünyada en sık rastlanan maddelerden biri. Vücudumuzdaki sodyum da sinir sistemimizi oluşturan en önemli içerenlerden, bir anlamda hayati önem taşıyan bir sistemi çalıştırarak insanları hayatta tutuyor. Tuzlu su aynı zamanda dijital çağın en yıpratıcı maddelerinden biri. Akıllı telefonunuzu tatlı suya düşürürseniz onu kuruttuktan sonra büyük olasılıkla tekrar çalışacaktır, fakat tuzlu suya düşerse, kimyasal değişimler telefonun bozulmasına yol açabilir. 14. İstanbul Bienali’ni ziyaret ettiğinizde tuzlu suyun üstünde epey zaman geçireceksiniz. Mekânlar arasında, özellikle de vapurlarla yapılacak seyahatlerle, ziyaretçilerin sanatı deneyimleme süreleri yavaşlayacak. Bu da çok sağlıklı, çünkü tuzlu su solunum problemleriyle pek çok başka hastalığın iyileşmesine yardımcı olduğu gibi sinirleri de yatıştırıyor.
14. İstanbul Bienali’nde, Afrika, Asya, Avustralya, Avrupa, Ortadoğu, Latin Amerika ve Kuzey Amerika'dan 80’in üzerinde katılımcının çalışmaları Boğaz’ın Avrupa ve Anadolu yakasında bulunan 30’dan fazla mekânda gezilebiliyor. Tuzlu Su, müzelerin yanı sıra tekneler, oteller, eski bankalar, otoparklar, bahçeler, okullar, dükkânlar ve özel konutlar gibi kara ve su üzerindeki geçici yerleşim alanlarına yayılıyor.
Carolyn Christov-Bakargiev 14. İstanbul Bienali’ni şöyle anlatıyor:
“Tuzlu su dünyada en sık rastlanan maddelerden biri. Vücudumuzdaki sodyum da sinir sistemimizi oluşturan en önemli içerenlerden, bir anlamda hayati önem taşıyan bir sistemi çalıştırarak insanları hayatta tutuyor. Tuzlu su aynı zamanda dijital çağın en yıpratıcı maddelerinden biri. Akıllı telefonunuzu tatlı suya düşürürseniz onu kuruttuktan sonra büyük olasılıkla tekrar çalışacaktır, fakat tuzlu suya düşerse, kimyasal değişimler telefonun bozulmasına yol açabilir. 14. İstanbul Bienali’ni ziyaret ettiğinizde tuzlu suyun üstünde epey zaman geçireceksiniz. Mekânlar arasında, özellikle de vapurlarla yapılacak seyahatlerle, ziyaretçilerin sanatı deneyimleme süreleri yavaşlayacak. Bu da çok sağlıklı, çünkü tuzlu su solunum problemleriyle pek çok başka hastalığın iyileşmesine yardımcı olduğu gibi sinirleri de yatıştırıyor.
11 Eylül 2014 Perşembe
Tuzlu Su: Düşünce Biçimleri Üzerine Bir Teori. 14. İstanbul Bienali
14. İstanbul Bienali, Carolyn Christov-Bakargiev tarafından bir dizi işbirliği içerisinde şekillendiriliyor. Bienalin başlığı ve kavramsal çerçevesi 10 eylül 2014'te Kadıköy Haldun Taner Sahnesi'nde düzenlenen bir medya toplantısı ile duyuruldu.
Kavramsal Çerçeve
"Tuzlu Su : Düşünce Biçimleri Üzerine Bir Teori. 14. İstanbul Bienali çizginin nerede çekileceğini, nerede geri çekilmek gerektiğini, nelerden faydalanılabileceğini ve neyin öne çıkarılabileceğini aramak üzere yola çıkıyor. Bienal bunu 'açık bir denizde, yüzey düzken parmak uçlarıyla, derinlere inildiğinde, katlanmış kodlama katlarını açmadan' yapıyor. Bu uluslararası sanat sergisi, elliden fazla görsel sanatçının yeni işlerinin yanı sıra, içlerinde denizbilimci ve nörobilimcilerin de bulunduğu farklı alanlardan profesyonellere yer veriyor. Boğaziçi ekseninde şehrin geneline yayılan sergi, şiirsel ve siyasi olarak dünyayı şekillendiren ve dönüştüren, görünen ve görünmeyen farklı dalga sıklığı ve biçimlerini, su akıntıları ve yoğunluklarını ele alıyor.
Sanatla ve sanat aracılığıyla yas tutuyor, hatırlıyor, kınıyor, iyileşmeye çalışıyoruz. Kendimizi formdan giderek zenginleşen yaşama yansıyan neşe ve canlılık ihtimaline adıyoruz." (Christov-Bakargiev)
Toplantıya sergiyi 'şekillendiren' Carolyn Christov-Bakargiev'in yanı sıra İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, Genel Müdürü Görgün Taner ve İstanbul Bienali Direktörü Bige Örer katıldı.
Bige Örer'in açış konuşmasından sonra Carolyn Christov-Bakargiev, "Tuzlu Su: Düşünce Biçimleri Üzerine Bir Teori. 14. İstanbul Bienali" başlığını açıkladı ve serginin kavramsal çerçevesi ile ilgili bilgi verdi. Medya toplantısı, William Kentridge'in Tide Table [Gelgit Çizelgesi] (2003) adlı işinin gösterimi ve Füsun Onur'un Pembe Bot (1993/ video 2014) adlı videosundan izlenilen bir bölüm ile devam etti. Ardından Nanni Balestrini'nin, 2009-2010 yıllarında yazdığı, 2012 yılında yayımlanan kısa romanı Carbonia'dan bir bölüm okundu. Metnin İtalyancasını yazarın kendisi, metnin İngilizcesini Carolyn Christov-Bakargiev, Türkçesini ise Otonom Yayıncılık'tan Münevver Çelik okudu.
14. İstanbul Bienali için Carolyn Christov-Bakargiev kavramsal çerçeveyi oluşturma sürecinde Cevdet Erek'in 'sanatsal tavsiyeleri'nden, Griselda Pollock'un 'keskin entelektüel zeka'sından, Pierre Huyghe'un 'duyarlılığı'ndan, Chus Martínez'in 'küratöryel hayal gücü'nden, Marcos Lutyens'in 'dikkati'nden, Füsun Onur'un 'sahip olduğu keskin bakış'tan, Anna Boghiguian'ın 'siyasi felsefesi'nden, Arlette Quynh-Anh Tran'ın 'gençlik dolu heyecanı'ndan, William Kentridge'in 'bilgelik yüklü tereddütleri'nden yararlanıyor. Christov-Bakargiev, süreç ilerledikçe belirecek başka nitelik ve aracılıklardan da beslenecek. Yakın zamanda başlayan işbirlikleri arasında Elvan Zabunyan'ın 'sıradışı okumaları', Emin Özsoy'un 'okyanus üzerine derin bilgisi', Aslı Çavuşoğlu'nun 'anlatıda kurduğu çeşitlilik', Emre Hüner'in 'sürekli çoğalan koleksiyonları', Merve Kılıçer'in 'samimi ilişkileri' ve Russell Storer'in 'güzellik algısı' yer alıyor.
İstanbul Bienali'nin Danışma Kurulu'nda Adriano Pedrosa, Başak Şenova, İnci Eviner, Iwona Blazwick ve Ute Meta Bauer yer alıyor.
Kavramsal Çerçeve
"Tuzlu Su : Düşünce Biçimleri Üzerine Bir Teori. 14. İstanbul Bienali çizginin nerede çekileceğini, nerede geri çekilmek gerektiğini, nelerden faydalanılabileceğini ve neyin öne çıkarılabileceğini aramak üzere yola çıkıyor. Bienal bunu 'açık bir denizde, yüzey düzken parmak uçlarıyla, derinlere inildiğinde, katlanmış kodlama katlarını açmadan' yapıyor. Bu uluslararası sanat sergisi, elliden fazla görsel sanatçının yeni işlerinin yanı sıra, içlerinde denizbilimci ve nörobilimcilerin de bulunduğu farklı alanlardan profesyonellere yer veriyor. Boğaziçi ekseninde şehrin geneline yayılan sergi, şiirsel ve siyasi olarak dünyayı şekillendiren ve dönüştüren, görünen ve görünmeyen farklı dalga sıklığı ve biçimlerini, su akıntıları ve yoğunluklarını ele alıyor.
Sanatla ve sanat aracılığıyla yas tutuyor, hatırlıyor, kınıyor, iyileşmeye çalışıyoruz. Kendimizi formdan giderek zenginleşen yaşama yansıyan neşe ve canlılık ihtimaline adıyoruz." (Christov-Bakargiev)
Toplantıya sergiyi 'şekillendiren' Carolyn Christov-Bakargiev'in yanı sıra İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, Genel Müdürü Görgün Taner ve İstanbul Bienali Direktörü Bige Örer katıldı.
Bige Örer'in açış konuşmasından sonra Carolyn Christov-Bakargiev, "Tuzlu Su: Düşünce Biçimleri Üzerine Bir Teori. 14. İstanbul Bienali" başlığını açıkladı ve serginin kavramsal çerçevesi ile ilgili bilgi verdi. Medya toplantısı, William Kentridge'in Tide Table [Gelgit Çizelgesi] (2003) adlı işinin gösterimi ve Füsun Onur'un Pembe Bot (1993/ video 2014) adlı videosundan izlenilen bir bölüm ile devam etti. Ardından Nanni Balestrini'nin, 2009-2010 yıllarında yazdığı, 2012 yılında yayımlanan kısa romanı Carbonia'dan bir bölüm okundu. Metnin İtalyancasını yazarın kendisi, metnin İngilizcesini Carolyn Christov-Bakargiev, Türkçesini ise Otonom Yayıncılık'tan Münevver Çelik okudu.
14. İstanbul Bienali için Carolyn Christov-Bakargiev kavramsal çerçeveyi oluşturma sürecinde Cevdet Erek'in 'sanatsal tavsiyeleri'nden, Griselda Pollock'un 'keskin entelektüel zeka'sından, Pierre Huyghe'un 'duyarlılığı'ndan, Chus Martínez'in 'küratöryel hayal gücü'nden, Marcos Lutyens'in 'dikkati'nden, Füsun Onur'un 'sahip olduğu keskin bakış'tan, Anna Boghiguian'ın 'siyasi felsefesi'nden, Arlette Quynh-Anh Tran'ın 'gençlik dolu heyecanı'ndan, William Kentridge'in 'bilgelik yüklü tereddütleri'nden yararlanıyor. Christov-Bakargiev, süreç ilerledikçe belirecek başka nitelik ve aracılıklardan da beslenecek. Yakın zamanda başlayan işbirlikleri arasında Elvan Zabunyan'ın 'sıradışı okumaları', Emin Özsoy'un 'okyanus üzerine derin bilgisi', Aslı Çavuşoğlu'nun 'anlatıda kurduğu çeşitlilik', Emre Hüner'in 'sürekli çoğalan koleksiyonları', Merve Kılıçer'in 'samimi ilişkileri' ve Russell Storer'in 'güzellik algısı' yer alıyor.
İstanbul Bienali'nin Danışma Kurulu'nda Adriano Pedrosa, Başak Şenova, İnci Eviner, Iwona Blazwick ve Ute Meta Bauer yer alıyor.
8 Ocak 2014 Çarşamba
Gelecek Artık Eskisi Gibi Değil: Şu Anda Gelecek Nedir?
18 ekim - 14 aralık 2014 günleri arasında İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 2. İstanbul Tasarım Bienali, "Gelecek Artık Eskisi Gibi Değil" başlığı altında şu sorunun cevabını arıyor: "Şu anda gelecek nedir?"
Bienal, tasarımcıları manifesto üzerine yeniden düşünmeye, bu güçlü ve verimli janrı nereden geldiğimiz, nerede bulunduğumuz ve nereye gittiğimiz konusunu yeniden ele almak için bir platform olarak işe koşmaya davet ediyor.
Tarih boyunca manifestolar sınırsız diyaloğu besleyen ve radikal bir süreç olarak sorgulamanın peşinden koşan hedef beyanları olarak işlev gördü. Manifestolar çoğunlukla beyanla arzu arasında bir yerde duran metinler olarak üretildi. Peki bugünün bağlamında manifestoyu tasarımda eleştirel düşünce için bir katalizör olarak nasıl geri kazanabiliriz? Manifesto bir eylem, bir hizmet, bir kışkırtma veya bir nesne olarak yeni baştan icat edildiğinde, hem olumlu hem de olumsuz sonuçlara yönelik özgün ürünler oluşturmak yolunda hangi yeni ihtimalleri barındırabilir?
2. İstanbul Tasarım Bienali Küratörü Zoë Ryan ve 2. İstanbul Tasarım Bienali Yardımcı Küratörü Meredith Carruthers, konuyla ilgili şu hususların altını çiziyor:
Bienal, tasarımcıları manifesto üzerine yeniden düşünmeye, bu güçlü ve verimli janrı nereden geldiğimiz, nerede bulunduğumuz ve nereye gittiğimiz konusunu yeniden ele almak için bir platform olarak işe koşmaya davet ediyor.
Tarih boyunca manifestolar sınırsız diyaloğu besleyen ve radikal bir süreç olarak sorgulamanın peşinden koşan hedef beyanları olarak işlev gördü. Manifestolar çoğunlukla beyanla arzu arasında bir yerde duran metinler olarak üretildi. Peki bugünün bağlamında manifestoyu tasarımda eleştirel düşünce için bir katalizör olarak nasıl geri kazanabiliriz? Manifesto bir eylem, bir hizmet, bir kışkırtma veya bir nesne olarak yeni baştan icat edildiğinde, hem olumlu hem de olumsuz sonuçlara yönelik özgün ürünler oluşturmak yolunda hangi yeni ihtimalleri barındırabilir?
2. İstanbul Tasarım Bienali Küratörü Zoë Ryan ve 2. İstanbul Tasarım Bienali Yardımcı Küratörü Meredith Carruthers, konuyla ilgili şu hususların altını çiziyor:
"Manifesto" kelimesi, Latincedeki "belirtmek, açığa çıkarmak" anlamına gelen manifestare fiilinden türetilmiştir ve "görünür kılma" eylemine işaret eder. Manifestolar, hızlı bir değişim ve sorgulamanın yaşandığı, mevcut şartların geleceğe dair çoklu vizyonlar oluşturma potansiyeli sunduğu anlarda ortaya çıkar. Tarihin üretken anları, değişimden korkanlara göre değildir; 20. yüzyıl başında ortaya konan manifestoların birçoğu kolektif eylemden taraf olmuş ve yeni bir başlangıcın mümkün olması için şiddeti, yıkımı ve toplumsal kopuşu talep etmiştir (Fütürist Manifesto, F. T. Marinetti, 1909; Süsleme ve Suç, Adolf Loos, 1910). Bazıları da bir disiplini mekâna özgü analiz aracılığıyla yeniden düşünmenin (Las Vegas’tan Öğrenmek, Robert Venturi, Denise Scott Brown, Steven Izenour, 1972) veya içinde yaşadığımız dünyanın yeni bir portresini oluşturmak için geçmişi ve şimdiyi buluşturmanın (Çılgın New York, Rem Koolhaas, 1976) yollarını aramıştır. Başkaları ise ideal pratikler ve alternatif metodolojiler önermiştir (İyi Tasarım için On Prensip, Dieter Rams, 1980’ler; Eleştirel Tasarım, Anthony Dunne ve Fiona Raby, 1999). Onları ortaya koyan tasarımcılar kadar çeşitlilik arz eden tasarım manifestoları bir dizi konuyu ele almışlardır: ekoloji, bilim-kurgu, sürdürülebilirlik, oyun, renk, giyim, sorumluluk, şehircilik, normalcilik, DIY (kendin-yap), hikâye anlatıcılığı, alternatif metodolojiler, açık kaynak ve pesto sos!
Ne var ki 20. yüzyılın sonuna gelinmesiyle beraber manifesto çağının da sona erdiği hissedilmeye başladı. Manifestonun miadının dolduğu, tarihe karıştığı düşünülür oldu; ütopyacı proje artık ne güncel ne de yeterli görünüyordu. 21. yüzyılı katederken, acil meselelerin ve özellikle de küresel eşitlik dengesinin tekrar ele alınabilmesini sağlayacak yeni diller, formlar ve yöntemler aranıyor. Dolayısıyla içinde bulunduğumuz dönem, manifestonun ne olabileceği üzerine tekrar düşünürken, manifestoyu tekrar gündeme almak, onun düşünceyi ifadeye büründürme gücünden ve önemli soruları çerçeveleme yetisinden yararlanmak için de uygun bir zaman."
Bienal kapsamında "Tasarım Manifestoları" için yapılan çağrıda;
"Geçtiğimiz yirmi senenin tasarım manifestolarının eleştirel bir okuması, ekoloji, bilim-kurgu, sürdürülebilirlik, oyun, renk, giyim, sorumluluk, şehircilik, normalcilik, DIY (kendin-yap), hikâye anlatıcılığı, alternatif metodolojiler, açık kaynak ve pesto sos gibi çok çeşitli konuları ele alan karmaşık ve disiplinlerarası bir dizi yaklaşımı ortaya seriyor. Peki çağdaş tasarım manifestoları nedir? Daha kıvrak, daha hafif, daha ucuz veya daha hızlılar mı? Kurnaz, uyanık, meraklılar mı? Geçmişten −ve şimdiden− fikirler devşiriyorlar mı? Duyarlılar mı: Çeperlere bakıyor ama aynı zamanda merkezi de kazıyorlar mı? Empati kurabiliyorlar mı: İnsanlarla enformasyon, nesneler, ritüeller ve hizmetler arasında yeni ilişkileri besliyorlar mı? Parçaların birleşiminden mi oluşuyorlar: Çoklu kaynaklardan besleniyor ve hiyerarşileri sorguluyorlar mı? Savunuculuk yapıyorlar mı: Toplumsal altyapıları yeni hedefler doğrultusunda harekete geçiriyorlar mı? Toplumun yeteri kadar incelenmemiş veya göz ardı edilmiş alanlarına ışık düşürecek ve tasarlanmış, kurgulanmış çağımız hakkında daha fazla araştırma ve fikir alışverişini kışkırtacak yeni tutum ve duyarlıkları teşvik eden manifestoların (metinler, eylemler, hizmetler, nesneler veya başka şeyler) peşindeyiz."
deniyor...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)