Bu Blogda Ara

Halkbilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Halkbilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2016 Salı

Aleviler / Alewiten. Cilt 2 Band: İnanç ve Gelenekler / Glaube und Traditionen

İsmail Engin / Erhard Franz (Haz. | Hrsg.): 
Aleviler / Alewiten. Cilt 2 Band: 
İnanç ve Gelenekler / Glaube und Traditionen. 
Deutsches Orient-Institut, Mitteilungen 60, 
Hamburg 2001, 320 S., ISBN 3-89173-061-6
Deutsches Orient-Institut tarafından yayınlanan ve alanında uzman olan araştırmacıların makaleleriyle katkı yaptığı 3 ciltlik Türkçe ve Almanca (iki dilli) Aleviler / Alewiten adlı eserin 2. cildi, "İnanç Biçimleri ve Dini Hayat | Glaubensvorstellungen und religiöses Leben", "Halk İnançları ve Uygulamaları | Volkglaube und Riten", "Dini Yansıması Olarak Sanat ve Zanaat | Kunst und Handwerk als Spiegel des Glaubens" adlı üç ayrı bölümden ve toplam 22 makaleden oluşmaktadır.

Kitap, »Önsöz | Vorwort«un yanı sıra, makalelerde geçen kaynakların topluca sunulduğu »Kaynaklar | Bibliographie« kısmından sonra İsmail Engin ile Erhard Franz'ın kaleme aldığı »Alevilerde ve Bektaşilerde Dini Yapı | Zur religiösen Führungsstruktur bei Alewiten und Bektaschi« adlı bir detaylandırma; açıklamalı »Tarihsel Kişiler Dizini | Index historischer Persönlichkeiten« ve birinci cildin içindekilerle sona ermektedir. Çalışmada, yeri geldiğinde resimlere, çizimlere, tasarımlara ve karikatürlere yer verilmektedir.

"İnanç Biçimleri ve Dini Hayat | Glaubensvorstellungen und religiöses Leben" adını taşıyan ilk bölümde, beş makale vardır. Bu bölümde Musa Baran »Tahtacılarda Musahiplik Töreni | Die Musahiplik-Zeremonie bei den Tachtadschi« adlı makalesinde, genel bir girişten sonra, Tahtacılar üzerine kısa bilgiler vermekte; ardından musahiplik törenini betimlemektedir. Törende oniki hizmetliler üzerinde de duran yazar, "hayırlı" ve nefeslere açıklık getirmekte, örnekler sunmaktadır. Meydan döşeği, muhabbet ve erkân yetirmeyi de açıklayan yazar, aşına, peşine ve çiğildaş olma konularına da eğilmektedir. Mehmet Yaman, »Alevilikte Kurban Geleneği | Opferriten im Alewitentum« adını taşıyan makalesinde kurban ve dini özelliği ile Alevilikte içeri ve dışarı kurbanlarını, Kurban Bayramı'nın anlamını konu edinmektedir. »Alevi-Bektaşi Kültüründe Semahlar | Der Semah in der Kultur des Alewiten- und des Bektaschitums« başlığını taşıyan ve İlhan Cem Erseven tarafından yazılan makalede semah ve oyun, Anadolu kültürü ve oyun, İslam ve dans ilintilerini irdelenmekte; semahın çeşitleri, oynanışı ve türleriyle ilgili bilgiler verilmektedir...

"Halk İnançları ve Uygulamaları | Volkglaube und Riten" adlı ikinci bölümde altı makale yer almaktadır. Konuyla ilgili ilk makale Kutlu Özen'in »Sivas Alevilerinde Kutsal Yerler ve Yatır İnancı | Heilige Orte und Gräber in der Provinz Sivas« adlı makalesidir. Özen, burada adak, adak adamak, cöher, kurban vb. kavramları açıklamakta; adak yerlerinin fonksiyonlarını değerlendirmekte; yer-su, dağ, taş-kaya, orman-ağaç, evliya kültlerine bağlı adak yerleri üzerinde durmakta; Sivas ve Divriği örneğinde de konuyu ele almaktadır. »Seyyid Battal Gazi Külliyesi'nde Adak ve İnanç Gelenekleri | Wallfahrtsbräuche am Grab des Seyyid Battal Gazi« adlı makalesinde İlyas Küçükcan Battal Gazi ile külliyesi etrafında kümelenen adak, inanç ve sağaltma uygulamalarını aktarmaktadır. »Balıkesir Yöresinde Sağaltma İşlevli Bazı Bektaşi Ocakları ve Bazı Alevi Köylerinde Yatırlar, Kutsal Ağaçlar ve Sağaltma Ocakları | Heiligengräber, Kultstätten und Heilpraktiken der Bektaschi und der Alewiten in der Gegend von Balıkesir« adlı makalesinde Aydın Ayhan Barak Baba, Gazi İnebey Subaşı, Garip Dede, Çırpılı Dede, Uzandede yatırları ile bu yatırlar etrafında kümelenen adak, sağaltma uygulamaları ile yöredeki Alevi-Çepni köylerindeki sağaltma ocaklarını konu edinmektedir. Veli Asan »Tahtacılarda Cenaze Törenleri | Bestattungs- und Totenbräuche bei den Tachtadschi« adlı makalede Tahtacı kültüründe ölüm üzerinde durmakta; ağıtları betimlemekte ve örneklemekte; ölünün kaldırılması, onun yıkanması, giydirilmesi konularını irdelemekte; cenaze töreni ve ölü yemeğine de açıklık getirmektedir. Kemal Astare, »Glaubensvorstellungen und religiöses Leben der Zaza-Alewiten | Zaza Alevilerinin İnanç Biçimleri« başlıklı makalesinde Zazaların dini inançları ve bu inançta dini görevlerdeki hiyerarşi, ocaklar, cem, sanal akrabalık türü kirvelik, oruç geleneksel bayramlar ile değişme üzerinde durulmaktadır...

28 Ekim 2016 Cuma

Alevilik

İsmail Engin / Havva Engin [Hazırlayanlar]: Alevilik. 
Kitap Yayınevi, İstanbul 2004, 581 S., 
ISBN: 975-8704-73-7
-Bu kitap Prof. Dr. Orhan Acıpayamlı'nın (1920-2003) aziz anısına yayınlandı-

“Babam Alevilik İslamdır, hatta hakiki  Müslüman biziz diyor. Ben Alevilik kendi başına bir inançtır, fakat İslamdan da etkilenmiştir diyorum. Oğlum da Alevilik yalnızca bir felsefe, bir yaşam biçimidir diyor. Ne yapacağız şimdi?”

1980’li yılların sonlarında dünyadaki hızlı siyasi ve ekonomik gelişmeler ile değişmelerden nasiplenen Alevilik bir yandan varsayılan “gizliliğini” parçalayıp “kamusal alana” taşınır, diğer yandan da buna paralel bir şekilde Alevilerde “kendini keşfetme süreci” yaşanırken, buna dayalı olarak da bir “kimlik bunalımı”yla karşı karşıya kalındı. Aleviler, giderek artan bir şekilde kendilerini, kim olduklarını; Aleviliğin de nereden gelip, nereye gittiğini, ne olduğunu sorgulamaya başladılar.

“Dışarıdan bakış” Alevilerin homojen ve kapalı olduğu yönündeydi. Aslında homojen değil, çoğulcu ve çeşitli (heterojen) bir yapıya, ilişkiler ağına / örüntüsüne, davranışlara ve doğal olarak siyasi tutumlara sahiptiler; ancak nedense “dışarıdan bakış” bunu bir türlü kavrayamıyordu veya kavramak istemiyordu. Her dinî yapıda görüldüğü üzere “cemaatlere” bölünmüşlerdi; cemaatler arası ilişkiler de stabil değil, kaygan bir zemine oturmuştu. Toplumdaki hızlı değişim ve dönüşüm, kamusallaşmaları / kamusal alanda tanınmaları açısından yeni olanaklar sağlarken, öbür taraftan cemaat içinde yaşanan farklılıkları ve bölünmüşlükleri de gözler önüne serdi. Cemaatler arası ilişkiler, siyasi tutumlardaki farklılaşmaların etkisiyle veya aleni bir şekilde ortaya çıkmasıyla daha da kayganlaştı. Kim oldukları ve ne olduklarına yönelik kendi içlerinde başlattıkları veya yürüttükleri tartışmalar da doğal olarak bun(lar)dan etkilendi / etkilenmektedir. “Dışarıdan bakış”ın Aleviler veya Alevi cemaatleri arasındaki farklılıkları keşfetmesi ve kavraması, uzun sürmediği gibi buna yeni bir ivme de verdi. Kuşkusuz, bu durum “paratonerlik”le açıklanamaz.

Kimlik bunalımının yaşandığı “kaos” döneminde ─ ki kendilerini siyasi hareket olarak gören ve siyasi hareketlerle dinî inancı özdeşleştiren kimi cemaatlerde, halen devam etmektedir ─ “kendilerinin” ne ve kim olduklarına yönelik cevaplar netleşmiş değil, bunun için ithal ideolojilere, ideolojik tezlere ve siyasi tutumlara başvurulmakta; onlardan “medet” umulmakta.

Kuşaklar arasında hayata bakıştaki farklılaşma, dine ve dolayısıyla inanca bakışa, onu değerlendirmeye de yansıyor. Bu bağlamda kim ve ne olduğuna yönelik sorun baba / anne, oğul / kız ve torunu kapsayan üç kuşakta had safhaya ulaşıyor. İnternet ortamında “post-modern Aleviliği” yaşayan ve onun dinamikleriyle haşir neşir olan bir e-mail grubunda, İsviçre’den katılan bir üyenin şu ifadeleri konuya yönelik dikkat çekici:

27 Ekim 2016 Perşembe

Tahtacılar (Tahtacı Kimliğine ve Demografisine Giriş)

İsmail Engin: Tahtacılar 
(Tahtacı Kimliğine ve Demografisine Giriş). 
Ant Yayınları, İstanbul 1998, 136 S., 
ISBN: 975-6954-05-1
[İsmail Engin] Tahtacılar, XIX. yüzyıldan beri, giderek giderek artan bir şekilde değişik bilimadamları, gezginler ve derlemecilerin dikkatini çekmiş; seyahatnamelerde, raporlarda, bilimsel araştırmalarda-çalışmalarda, derlemelerde bazen kısa, ama öz; bazen uzun ve detaylı, kısmen de yüzeysel olarak yer almış, bir etnik ve dinî topluluktur. Tahtacılar ve Tahtacı kültürü, zamanla tarih, türkoloji, etnoloji, antropoloji gibi bilim dallarında, yavaş yavaş yoğunlaşılan bir çalışma alanı haline gelmiş; onların üzerine değişik konu kümelerinde incelemeler-araştırmalar yapılmaya başlanmıştır.

Bu kitabın sonunda yer alan kaynakçaya kısaca bir göz atıldığında, Tahtacılar üzerinde oldukça fazla sayıda derleme, rapor, inceleme-araştırma olduğu görülecektir. Ancak, bu kaynakça, Tahtacılar üzerine yapılan sözü edilen nitelikteki çalışmaların küçük bir kısmını içermektedir. Bu bağlamda okuyucu, Tahtacıların ne kadar çok araştırılan-incelenen bir topluluk olduğu hissine kapılabilir. Bu his, okuyucuyu bir noktada yanıltmamalıdır: Hakkında yüzlerce yayın olan bu topluluk üzerine, hâlâ karanlıkta kalmış birçok konu vardır...

Kitap, dokuz yıllık yoğun bir çalışmanın ürünüdür ve 1995-1998 yılları arasında Tahtacılar üzerine değişik dergilerde dizi halinde yayınlanmış beş makaleyle, Andrews tarafından sistematize edilen Tahtacıların yaşadığı yerleşim merkezlerini içeren bir ekten ibarettir.

Tahtacıların kim olduklarına, nereden geldiklerine ve kökenlerine ilişkin tezlerin karşılaştırıldığı; farklı mekân ve zamanlarda "değişen" Tahtacı kimliğinin, niçin ve nasıl değiştiğini ele alan ilk üç bölüm, aynı zamanda genelde incelenen-araştırılan topluma-kültüre bakışı içeren emik-etik yaklaşım(lar)ın, araştırmacılar tarafından nasıl kullanıldığını da örneklemektedir. Bu örnekleme, Tahtacılar -ve dolayısıyla Alevîler- üzerine yapılan araştırmalardaki-incelemelerdeki yöntem sorununa da kenarından köşesinden değinmektedir.

15 Aralık 2015 Salı

Ölümünün 35. Yılında Sedat Veyis Örnek Anılıyor...

[KanalKultur] - Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Halkbilim Bölümü'ne bağlı Etnoloji Anabilim Dalı'nda yürütülmekte olan "TÜBİTAK SOBAG 114K576 Sedat Veyis Örnek Sözlü Tarih, Biyografi ve Belgelik Çalışması" projesi kapsamında, 21 aralık 2015 günü saat 14 - 17 arasında Ankara Üniversitesi Yüzüncü Yıl Salonu'nda (Tandoğan - Ankara) "Ölümünün 35. Yılında Sedat Veyis Örnek Anma Etkinliği" düzenleniyor.

Etkinliğin açılış konuşmalarını Prof. Dr. Erkan İbiş (AÜ Rektörü) ile Prof. Dr. Abdülkadir Gürer (AÜ DTCF Dekanı) yapıyor. Konuşmacılar arasında Prof. Dr. Kurtuluş Kayalı, Prof. Dr. Ali Rıza Balaman, Prof. Dr. Öğsev Dörtlemez ve Prof. Dr. Halis Dörtlemez bulunuyor.

Sedat Veyis Örnek (1927 - 1980)

1948'de Sivas Lisesi’nden mezun oldu. 1953'te "İsa’nın Son Günleri" başlıklı teziyle Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ndeki lisans eğitimi bitirdi. 1960'ta Almanya'da Tübingen Eberhard Karls Üniversitesi’nde dinler tarihi ve etnoloji alanında "Die religiösen, sozialen und kulturellen Reformen der neuen Türkei (1920-1938) verglichen mit der Modernisierung Japans" [Yeni Türkiye’deki Dinî, Kültürel ve Sosyal Reformların [1920’den 1938’e kadar Japonya’nın Modernleşmesiyle Karşılaştırılması] başlıklı teziyle doktorasını tamamladı. 1961'de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Antropoloji ve Etnoloji Kürsüsü'nde "Asistan" olarak göreve başladı. Aynı kürsüde 1966'da "Sivas ve Çevresinde Hayatın Çeşitli Safhalarıyla İlgili Batıl İnançların ve Büyüsel İşlemlerin Etnolojik Tetkiki" başlıklı çalışmasıyla doçent; 1971'de "Anadolu Folklorunda Ölüm" başlıklı çalışmasıyla da profesör oldu.

24 Eylül 2015 Perşembe

Kurban: Kurbanın Kökenleri ve Anadolu'da Kanlı Kurban Ritüelleri

[İsmail Engin] Antropolog-Folklorist Gürbüz Erginer'in (1945 – 2009), geride bıraktıklarından önemli bir yapıt "Kurban: Kurbanın Kökenleri ve Anadolu'da Kanlı Kurban Ritüelleri".

Yazar, "Önsöz"ünde "Bu kitap, Anadolu'da etnolojik amaçla ama amatörce çekilmiş bir kanlı kurban ritüeli belgesel filminin giderek sayıca çoğalmasıyla, ilgili ritüelin kökenlerine ilişkin bilgi ve bulguların neler olduğu konusundaki araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu araştırma, insanlık tarihi kadar eski olan ve insan düşüncesinin bir ürünü olarak karşımıza çıkan doğaüstü tasarımlar için çeşitli amaçlarla kan akıtma ritüelleri olarak adlandırabileceğimiz kurban olgusunun, genelde din dışı bir yaklaşımla kökenlerini ortaya koymaya ve bu olgunun günümüz Anadolu'sundaki durumunu saptamaya çalışmaktadır." diyor...

Eser, "Kurban Kavramı ve Kurbanın Tanımları Kurban Kavramı ve Kurbanın Tanımları", "Kurbana Değgin Tinsel Kültürün İlk Belgeleri Kurbana Değgin Tinsel Kültürün İlk Belgeleri", "Üç Kutsal Kitapta Kurban Konusu Uç Kutsal Kitapta Kurban Konusu", "Eski Türk Boylarında Kurban Eski Türk Boylarında Kurban", "Günümüz Anadolu'sunda Kanlı Kurban Ritüelleri Konuyla İlgili Ön Çalışma", "Uşak'ta Kurban Bayramı", "Çapar Köyünde Adak Kurbanı", "Hacı Bektaş Veli'yi Anma Törenlerinde Adak Kurbanları", "Anadolu'da Yağmur Duası ve Kurban" ile "Sonsöz" başlıklı on bölümden oluşuyor.

26 Temmuz 2015 Pazar

Yusuf Özsarfati'de Mekân, Gelenek ve Gündelik Hayat

Yusuf Özsarfati - 'Salça Yapımı, Çeltikli Köyü, Keşan',
tuval üzerine yağlıboya, 70 x 50 cm., 2010
[KanalKultur] - Yusuf Özsarfati, Türkiye'nin dört bir köşesinden derlediği izlenimlerini, kendine özgü gerçekçi üslubuyla tuvale aktarıyor; titiz bir çalışma sonucu ortaya çıkardığı gerçekçi eserler, geleneği ve gündelik hayatı konu ediniyor; zengin bir çeşitlilik içeriyor.

Sanatçı, "Her nasılsa bazı mekânlar bana, elektrikle yüklüymüş hissi verip, tüylerimi diken diken ediyor ve bende o mekânla ilgili dayanılmaz bir resim yapma arzusu uyandırıyor; insanların önünden her gün farketmeden geçtikleri bu mekânları tuvale aktarıldıktan sonra görenler, 'Her gün önünden geçtiğimiz bu yeri nasıl olur da bugüne kadar farketmemişiz' diye hayrete düşüp 'Falanca yerin de resmini yapsana, biz oraya bugüne kadar senin gözünle bakmamıştık' gibi önerilerle geliyorlar. Bu durumda kendimi bir aracı gibi görüyorum. İnsanlara kendi gözümden birşeyler aktarabiliyor; biraz, birşeyleri farkettirebiliyorsam, ne mutlu bana..." diyor.

Resim uğraşısını hobi olarak sürdüren Yusuf Özsarfati'nin ilk çalışmaları suluboya, guaş ve siyah mürekkepten oluşan ve müzik dünyasının verdiği ilhamla yapılmış, bu dünyayı yansıtmaya çalışan resimler... Bale, konser ve operada, gerek oyuncuyu, gerek yorumcuyu, gerek orkestra şefini, gerekse izleyiciyi içeren, "fantastik" olarak yorumlanabilir, kolaj benzeri kompozisyonlar... Sanatçı, daha sonra, yağlıboya çalışmaya dönmüş; konuları da değişikliğe uğramış.

6 Temmuz 2015 Pazartesi

Kral öldü, yaşasın Sulukuleli Sultanlar

[İsmail Engin Geçtiğimiz günlerde, ABD'de yayınlanan The Christian Science Monitor gazetesinin 9 haziran 2008 tarihli internet sayfasında Yigal Schleifer'in "Istanbul gentrifies a 1,000-year-old Roma neighborhood" [1] başlığıyla İstanbul'dan kaleme aldığı bir makale dikkatimi çekti.

Başlığı "İstanbul bin yıllık Roman mahallesini (Sulukule'yi) modernleştiriyor" olarak çevrilebilecek bu makalede, İstanbul surlarının arasında, 1054 yılına kadar geriye giden Avrupa'nın en eski Çingene yerleşimi olarak gösterilen Sulukule'nin yıkılacak olmasına işaret ediliyor; yerine de 620 adet "Osmanlı tarzı" "villa" yapılacak olmasına değiniliyor.

Yigal Schleifer, özetle İstanbul'un 5. yüzyıldan kalma surlarının arasındaki Sulukule Mahallesi'ni, şehirdeki bir mahalleden çok bir köye benzetiyor; Sulukule Mahallesi'ndeki Roman varlığının 1054 yılına kadar uzandığına değiniyor ve bu hususun mahalleyi dünyada olmasa bile Avrupa'daki en eski Çingene yerleşimi yaptığını ifade ediyor. Sulukule projesininin içinde, Roman müziği ve dansının öğretileceği bir kültür merkezi ve Roman müzisyenlerin çalışacağı bir otelin de yer aldığını vurguluyor ve Sulukule Mahallesi'nde yaşayan Romanlara para da ödeneceği; yeni yapılacak, fiyatı 114 bin ila 130 bin dolar arasında olan villalardan satın alma şansının verileceğini kaydediyor...

* * *

Kuşkusuz Sulukule, Türkiye'de Çingene veya Roman müziğinin önemli bir merkezi(ydi). Bu haliyle de İstanbul'daki eğlence sektörüne hayat veren bir özelliğe sahip(ti). Sınırları İstanbul'un dışına taşmış; Türkiye'de etnik müzik denince akla gelen sayılı yerlerden biri halini almış(tı). İçinden çıkardığı geleneksel kültürden beslenen sanatçılarla, Türk müziği için yabancı sayılan Jazz türünden yeni sentezleri denemesine de katkıda bulunuyor(du)...

Seyirci, Musa [Musa Seyirci]

Musa Seyirci (1951 - 2009)
[İsmail Öztürk - KanalKultur] Musa Seyirci (1951 - 2009): Halkbilimci. 1951 yılında Muğla'nın Fethiye ilçesine bağlı Gökben köyünde doğdu. İlkokul öğretmeni Nazmi Kışlak'ın katkılarıyla kitaplarla tanıştı. Isparta Gönen İlköğretmen Okulu'nu bitirdi. Ardından İzmir'in Ödemiş ilçesinin Bademli kasabası ilkokul öğretmenliğine atandı. İki yıl ilkokul öğretmenliği yaptı ve sonra Trabzon Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü'nden mezun oldu.

Trabzon Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü'nde şiirle uğraştı ve edebiyat kolu başkanlığı yaptı. Mezun olduktan sonra 1974-1976 arasında Adıyaman'da Türkçe öğretmenliği yaptı. 1977'de Afyon Cumhuriyet Lisesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yaparken aynı öğretim yılı içerisinde Afyon Eğitim Enstitüsü'ne müdür yardımcısı olarak atandı. Afyon Kültür Müdürlüğü'ne kurucu müdür olarak görevlendirildi. 1981 yılının ağustos ayında ziyaretine gelen eğitimci Rauf İnan, Musa Seyirci'nin Afyon yerel gazetesi Kocatepe'de güncel olarak yazdığı yazıları nedeniyle ona, "Çok güzel bir kalemin var, enerjini bu edebi yazılarla harcayacağına, etrafın tam bir halk kültürü cenneti, o kültürü derle ve yaz" demesi üzerine; Afyon halkbilimiyle ilgili yazılmış kaynakları gözden geçirdi; Afyon'un esnaf ve Keçeciler sokağında halkbilim araştırmalarına başladı. Afyon Müze Müdürü Ahmet Topbaş'la Afyon ve ilçelerinde keçeciliği araştırdı. Ahmet Topbaş ile birlikte araştırma alanlarını tüm Türkiye üzerine genişletti ve yaklaşık 500 sayfalık bir metin ve yüzlerce slayt ortaya çıkardılar. Ahmet Topbaş'ın yardımıyla Afyon Müzesi'ndeki bütün etnografik eserlerin, Türkmen mezar taşlarının ve İslam dönemi mezar taşlarının envanterini yaptı. Topbaş'la beraber Afyon'un 100'ü aşkın köyünü tarayarak bu köylerden derledikleri verilerin bir bölümünü yayınladı. Verilerin tamamı müze arşivindedir.

1984 yılında Antalya'ya Kültür Müdürü olarak atandı. Burada Naci Eren'in teşvikiyle Yörükler üzerine çalışmaya başladı. Yörük bir aileden gelmesi nedeniyle Yörükler tarafından çabuk kabul gördü. Söbüce ve Anamas yaylalarında Yörük yaşamını inceledi. O dönemde tek yerel radyo olan Antalya radyosunda haftada bir gün kültür programları yapmaya başladı. Bu programlarda sık sık Yörük kültürünü anlattı.

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Sedat Veyis Örnek, Folklor/Edebiyat’ın Özel Sayısına Konu Oldu...

Yılda dört sayı olarak yayımlanan dil, edebiyat, iletişim, halkbilim ve sosyoloji içerikli Folklor/Edebiyat dergisinin 82. sayısı, 19 Kasım 1980'de, ünlü halkbilimci Sedat Veyis Örnek aramızdan ayrılışının 35. yılı anısına özel sayı olarak düzenlendi.

TÜBİTAK, Sedat Veyis Örnek Sözlü Tarih, Biyografi ve Belgelik Çalışması başlıklı proje kapsamında Ankara Üniversitesi DTCF öğretim üyesi Doç. Dr. Serpil Aygün Cengiz’in editörlüğünde hazırlanan bu özel sayı 820 sayfalık hacimli basılı yayın yanı sıra, içeriğinde Prof. Dr. Sedat Veyis Örnek’in öykü, şiir ve tiyatro oyunlarının profesyonel tiyatro sanatçıları tarafından seslendirilmesi ve Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi stüdyolarında kaydedilmesiyle oluşturulan bir DVD ekini de içeriyor.

DVD ekinde kapsamlı bir “sesli kütüphane” yer alıyor. Sesli kütüphane içeriğinde, Sedat Veyis Örnek’in 1968 yılında yazdığı "Pirinçler Yeşerecek", 1969 yılında yazdığı "Manda Gözü" ve "Kurt" adlı tiyatro eserleri yanı sıra, özgün ve çeviri hikayeleri ile şiirleri yer alıyor.

DVD ekinde ayrıca Sedat Veyis Örnek’in ilk basımı 1966 yılında Ankara Üniversitesi tarafından yapılan ve Folklor/Edebiyat’ın bu sayısında yer alması için izin verilen "Sivas ve Çevresinde Hayatın Çeşitli Safhalarıyla İlgili Bâtıl İnançların ve Büyüsel İşlemlerin Etnoljik Tetkiki", 1971 yılında yayımlanan "Etnoloji Sözlüğü" ile "Anadolu Folklorunda Ölüm" adlı kitapları da yer alıyor.

19 Mayıs 2015 Salı

Folklor/Edebiyat Dergisi Sedat Veyis Örnek Özel Sayısı Buluşması

[KanalKultur] - Folklor/Edebiyat Dergisi, 2015 yılında yayınlanan 82. sayısında halkbilimci Sedat Veyis Örnek'i özel sayı olarak konu ediniyor.

Bu vesileyle, Cumhuriyet Üniversitesi'nde 22 mayıs 2015 günü (saat 13:30; Merkez Amfi, Kampüs, Sivas) Cumhuriyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Halkbilimi Kulübü (TÜHAK), Ankara Üniversitesi DTCF Etnoloji Anabilim Başkanlığı, Folklor/Edebiyat Dergisi ve Hayat Ağacı Dergisi tarafından ortaklaşa olarak "Folklor/Edebiyat Dergisi Sedat Veyis Örnek Özel Sayısı Buluşması" adlı bir toplantı düzenleniyor.

Toplantının açılış konuşmalarını Prof. Dr. Faruk Kocacık (Cumhuriyet Ünivesitesi Rektörü) ve Prof. Dr. İlhan Başgöz yapıyor.

Toplantıda ayrıca Prof. Dr. Şeref Boyraz, Doç. Dr. Serpil Aygün Cengiz, Doç. Dr. Günseli Bayraktutan, Doç. Dr. Meryem Bulut, Yrd. Doç. Dr. Özlem Demren, Öğr. Göv. Haluk Çağdaş, Dr. Müjgan Üçer, Dr. Metin Turan, Tekin Şener ve Seher Bostancı da konuşmacı olarak yer alıyor.

30 Mart 2015 Pazartesi

Milli Kimlik İnşasında Halk Müziği

Özgür Balkılıç tarafından kaleme alınan, "Temiz ve Soylu Türküler Söyleyelim -Türkiye’de Milli Kimlik İnşasında Halk Müziği", 1922-52 yılları arasındaki halk müziği reformunun hikâyesini, Cumhuriyet’in ve Cumhuriyet kadrolarının başarı ve yenilgisinin öyküsünü anlatıyor.

19. ve 20. yüzyılda filizlenen ve gelişen milliyetçi hareketler, belirli bir nüfus topluluğundan “millet” yaratmak adına geleneksel halk şarkılarını “keşfetmeye” ya da “reforme etmeye” giriştiler.

Türkiye’de ise milliyetçi hareketlerin halk müziği reformu açık bir devlet politikası olarak en yoğun şekilde 1922-52 yılları arasında uygulandı.

Genç Cumhuriyet’in “Türk millet” yaratma çabasının en önemli ayaklarından biri olarak halk müziği çalışmaları, siyasetçilerin, aydınların, müzikologların, sanatçıların, halkevleri ve radyo üyelerinin, öğretmenlerin, kısacası Cumhuriyet’in hayallerinin peşinde koşan birçok kimsenin oluşturduğu bir tartışma ortamında gerçekleşti.

11 Kasım 2014 Salı

Sedat Veyis Örnek hatırlanıyor

Ankara Üniversitesi DTCF'de Halkbilim Bölümü tarafından 13 kasım 2014 günü Ankara'da Sedat Veyis Örnek Anma Etkinliği düzenleniyor.

Etkinliğin "Açılış Konuşmaları"nı Prof. Dr. Muhtar Kutlu (AÜDTCF Halkbilim Bölüm Başkanı), Prof. Dr. Abdülkadir Gürer (AÜDTCF Dekanı), Okan İbiş (Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürü) ve Prof. Dr. Erkan İbiş (AÜ Rektörü) yapıyor.

Sedat Veyis Örnek Anma Etkinliği'nde, TUBİTAK SOBAG destekli 114K576 numaralı Sedat Veyis Örnek Sözlü Tarih, Biyografi ve Belgelik Çalışması Proje Ekibi tarafından "Hikayemiz: Sedat Veyis Örnek Çalışmaları" ile "Görsel Bir Biyografi Denemesi: Sedat Veyis Örnek" adlı iki çalışma meraklısına aktarılıyor.

Etkinlikte Sanem Yardımcı'nın "Sedat Veyis Örnek'in Tübingen Üniversitesi'nde Yaptığı (Türkiye'de Bilinmeyen) Doktora Tezi" başlıklı sunumunun ardından Prof. Dr. Şerafettin Turan "Tanıdığım Sedat Veyis Örnek" başlıklı bir konuşma gerçekleştiriyor.

Prof. Dr. Fuat Bozkurt'un "Bilim İnsanı ve İnsan Olarak Sedat Veyis Örnek"; Haluk Çağdaş'ın "Halkbilimin Çağdaş Filozofu" başlıklı sunumlarının akabinde Aylin Saraç "Sedat Veyis Örnek'ten Sesli Bir Hikaye: Mezarlıktan Bir Kaçış" ile Sedat Veyis Örnek Anma Etkinliği sona eriyor...

24 Mart 2014 Pazartesi

Köçek

Bkz. Ergün, İsmet: "Çankırı'nın
Ovacık İlçesi ve Köylerinde Düğün"
Türk Folklor Araştırmaları 6 (1960) 133:
2211-221
[KanalKultur] - Köçek: Osmanlı'dan bugüne kahvehanelerde veya düğünlerde kadın kılığında çalgı eşliğinde oynayan erkek.

Chester Beatty Library'de (Dublin) bulunan yaklaşık 1600'lerden kalma bir minyatürde, kahvehane konu edinirken, kitap okuyarak sobhet eden kalabalık bir grup insan arasında müzik eşliğinde oynayan 'köçek' de dikkat çeker. Köçeklik bir meslek olarak zaman zaman profesyonellik de içerir. Yine Metin And'ın (2007: 155) kaydettiğine göre, "eskiden Çankırı'da 'hayrat kazanı' denilen loncaların büyük kazanlarını iki kişi bir sırıkla sırtlarlar, alay yürürken bu kazanların içinde köçekler oynarmış."

Bkz. Ahmet Rasim: "Köçekler, Çengiler" Akşam Gazetesi, 7 ağustos 1923: 2; Akşam Gazetesi, 9 ağustos 1923: 3; And, Metin: "Eski Temaşa Oyuncularımızdan Çengiler ve Köçekler" Hayat Tarih Mecmuası 1 (1968) 2: 25-29; And, Metin: Oyun ve Bügü - Türk Kültüründe Oyun Kavramı (Genişletilmiş Baskı). Yapı Kredi Yayınları: 1891,  İstanbul 2007 (İkinci Baskı): 143, 155, 351, 548; Ataman, Sadi Yaver: "Çengilik ve Köçeklik" Türk Folkloru 7 (1986) 82-83: 3-5; Ergün, İsmet: "Çankırı'nın Ovacık İlçesi ve Köylerinde Düğün" Türk Folklor Araştırmaları 6 (1960) 133: 2211-2213; Gautier, Théophile: "Köçeklik" Çev.: Mahmut Ragıp Gazimihâl, Türk Folklor Araştırmaları 6 (1959) 123: 2001-2002; Üzrek, Sevil: "Köçekler" Mavi Marmara (1989) 15: 16-1 [20 şubat 2012; KaKuTS - KanalKultur]

18 Mart 2014 Salı

Eyüp Oyuncakçılığı

[KanalKultur] - Oyuncak üretiminin kendine mesken olarak Eyüp'ü seçmesi tesadüfi değil. Eyüp'ün Osmanlı İmparatorluğu'nun gelişme dönemindeki rollerinden biri, devletin halkla ilişkiye geçtiği ideolojik ve simgesel tahta oturma (cülus), bağlılık yemini (biat), kılıç kuşanma törenlerinde, sünnet, doğum ve zafer kutlamalarında odak olması.

Eyüp dinsel ve dinlenme amaçlı bir ziyaret ve konaklama mekanı; buna dayalı imalat ve ticaret (seramik, çanak-çömlek, oyuncak atölyeleri) işlevleri ile İstanbul'un Haliç çevresindeki mekansal yapılanmasında bir son nokta haline gelmişti.

Eyüp Oyuncakçılığı'nın bir de ekonomik olarak konumlanışı var. Eyüp Oyuncakları tamamıyle atık malzemenin değerlendirilmesi üzerine temellendirmişti. Tahtakale'nin tahta artıkları ve sobacıların artık tenekeleri; Sütlüce Mezbahası'ndan atılan deri ve bağırsak fazlası; Kağıthane ile Alibeyköy derelerinin biriktirdiği kilin kullanılmasıyla, Eyüp Oyuncakları'nın temel malzemeleri elde edilmiş oluyordu. Bu üçgenin ortasında kalan Eyüp, özellikle sünnet merasiminin bir parçası olarak gelen gelen potansiyel çocuk müşterilerini de bularak bir oyuncak sektörü merkezi oldu. Fakat Eyüp Oyuncakları, özellikle 19. yüzyıl sonunda Pera'da açılan mağazalardaki oyuncaklarla rekabet edemedi.

Zaten Eyüp Oyuncakları denen türün varoluş sebebi, malzemelerinin kısıtlı olmasıydı. Ayrıca İstanbul'un gelişimi ve sanayileşmesi içerisinde yeni doğan ihtiyaçlarla Eyüp semtinin dönüşümü de bu zanaatın ortadan kalkmasına yol açan etkenlerden biri. 1950 yıllarında Kartal, Bomonti ve Kağıthane'de çok sayıda sanayi kolu üretime başladı.

1957'de Başbakan Menderes'in Eyüp Bulvarı'nı açmasıyla meşhur Oyuncakçılar Çarşısı yok oldu...

13 Mart 2014 Perşembe

Ön-Asya Etnografyası - Köylerimiz: 1970'te Adıyaman'da Bir Kürt Köyü - Rezip ya da Bugünkü Adıyla, Kayatepe

Rezip [Kayatepe Köyü] - Kuyucak, Adıyaman (1970)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

 KanalKultur] - Adıyaman merkez ilçesi Kuyucak bucağına bağlı Sünni bir Kürt köyü Rezip [Koord: 38° 16' 53'' D, 37° 52' 21'' K]. Temecük tepesinin güneyine bakan eteğinde, yaklaşık 350 yıl önce kurulduğu tahmin ediliyor. Köylünün anadili Kürtçe, tali dili Türkçe. "Rez" = "Bağ", "Rezip" = "Bağlık yer" anlamına geliyormuş.

Bir yerleşim birimi olması, köyde anlatılan Hasan Çelebi söylencesiyle örtüşüyor. Suriye'de kurak bir yerleşim yerinde Çelebikköyü'nde hayvancılıkla uğraşan Hasan Çelebi ve onun etrafında örülen söylencesi, köyün kuruluşunu anlatıyor:

Rezip [Kayatepe Köyü] - Kuyucak, Adıyaman (1970)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

Kuraklık ve susuzluk neticesinde göç eden Hasan Çelebi ve ailesinin yolu, önce Kuyucak  civarına düşer. Oradan Bağdat'a... Bağdat'tan tekrar Kuyucak yöresine dönen Hasan Çelebi, orada yeniden evlenir ve yeni eşinden beş çocuğu olur. Ailesiyle, bağlık bir yer olan Rezip köyünü kurar...

Kışları soğuk olan köy; Kır, Koda, Ömeran, Sıla ve Pir, Mumka, Cuma ve İrık mahallelerinden oluşuyor.

Sıcakpınar tepesinin eteğinde arada toprak kayması meydana geliyor...

Dağlık alandaki köy yerleşiminde evler, eski konutlar dışında genelde iki katlı. Konutlar ya birarada, bitişik ya da tek tek; ilk kat ahır, ikinci kat oturulacak alan şeklinde kullanılıyor.

Rezip Köyü'nün evlerinin dış duvarları tamamen taştan, iç duvarları kerpiçten yapılmış, yapılıyor...

Rezip [Kayatepe Köyü] - Kuyucak, Adıyaman (1970)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

Tek katlı olarak inşa edilmiş eski konutlar, tek odalı ve penceresiz... Pencere yerine bırakılmış iki veya üç delik, pencerenin işlevini görüyor. Ocak odanın ortasında bulunuyor ve bacada tabii ki, damın ortasında. Yavaş yavaş bu konutlar terkedilmeye başlanmış... Zahire ve araç-gereçin konulduğu yerler haline dönüştürülmüş.

İki katlı evlerde demir kafeslerle örülmüş pencereler var... İkinci kat genelde iki odalı yapılmış. Onun yanı sıra üç, dört odalı evler de göze çarpıyor...

Rezip [Kayatepe Köyü] - Kuyucak,
Adıyaman (1970)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

Konutların içinde hela nadiren görülüyor. Konuta bitişik bahçede helâ yer alıyor.

1955 yılından itibaren toprağın bölünmesi, kan davası gibi nedenlerle ova köylerine, Adıyaman, Adana ve Mersin'e göç veren köyün halkı rençberlikle yaşamını devam ettiriyor... Köyde ekime elverişli 350 dönüm toprak bulunuyor.

12 Mart 2014 Çarşamba

Kavram ya da Form Olarak Çeyiz Kültürü: Beşik'te Kertilen Kız ve Ahmet Özparlak - Hatçe Harikalar Diyarında

Ahmet Özparlak - Beşik'te kertilen kız,
taş yontu+ metal, 40 x 21 x 16 cm., 2013

Ahmet Özparlak - Bakir olmayan alanda bekaret açılışı II,
taş yontu+ metal çatal, 25 x 22 x 8 cm., 2013

Ahmet Özparlak - Katli vacip adamın yastığı II,
taş yontu + deri, 25 x 10 x 9 cm., 2013

Ahmet Özparlak - Ben sizin bildiğiniz
sandıklardan değilim II,
taş yontu, 33 x 14 x 16 cm., 2013
[KanalKultur] - Ahmet Özparlak'ın "Hatçe Harikalar Diyarında" isimli heykel sergisini 2-30 Nisan 2014 tarihleri arasında Galeri Selvin 2'de sanatseverlerle buluşuyor.

Sanatçı, "Hatçe Harikalar Diyarında" isimli sergisi ile ilgili şunları kaydediyor:

"Toplumsal kuralların özlerini, bir takım düzenleyici ve denetleyici mekanizmalar oluşturur. Toplumun en küçük birimi olan ailenin oluşumunda evlilik önemli bir aşama olup, her toplumda farklı gelenek ve göreneklerle ifade bularak devam eden bir süreçtir. Çeyiz konusu, toplumların sosyo - ekonomik koşullarına göre türlü biçimler almış, bunun yanı sıra örf, töre, gelenek, görenek ve yasalara dek genişleyen bir etkileşim aracı olmuştur. Kavram ya da form olarak çeyiz kültürüne, çağdaş Batı sanat geleneğini, kendi kültüründen öğelerle beraber kullanarak farklı açılardan bakan sanatçı gerçek yaşam örneklerini göstergeleri, gösterenleri ve gösterilenleriyle ortaya koymaktadır."

Ahmet Özparlak

1977 yılında Şanlıurfa'da doğdu. 2010 yılında Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü'nden birincilikle mezun oldu.

Ahmet Özparlak - Sır,
taş yontu + bakır tel,
28 x 8 x 83 cm., 2014
47. Antalya Altın Portakal Film Festivali – Film Seti Heykellerini (2010) uygulaması yanı sıra yurtiçinde I.Uluslararası Heykel Kolonisi - Denizli (2010) ve Nesin Matematik Köyü - Şirince / İzmir (2012) taş heykel sempozyumlarına katıldı. 71. Devlet Resim ve Heykel Yarışması Sergisi dışında sanatçı 2007 yılından bu yana ulusal birçok karma – yarışmalı sergide yer aldı. Yaratıcı çocuklar derneği projeleri kapsamında, çocuklarla birlikte atölye çalışmalarına katılan sanatçı 2012 yılında rh+ magazine dergisi tarafından "Yılın Genç Heykeltıraşı" seçildi.

2013 Rotary Sanat Yarışması "Başarı Ödülü", 2012 Rh + Art Magazin "Yılın Genç Heykeltıraşı", 2011 30. Turgut Pura Heykel Yarışması "Mansiyon", 2007 Çukurova Üniversitesi - Heykel Yarışması- "Başarı Ödülü", 2007 Uluslararası Eskişehir Film Festivali Ödül Heykelciği "Tasarım Ödülü" gibi çeşitli yarışmalarda almış olduğu ödülleri bulunuyor.

Halen İstanbul'daki atölyesinde çalışmalarına devam ediyor. [KanalKultur]

Ahmet Özparlak - "Hatçe Harikalar Diyarında" Heykel Sergisi / 2 – 30 nisan 2014; Galeri Selvin 2, Bebek Arnavutköy Cad. (1. Cadde) 20A, Arnavutköy - Beşiktaş - İstanbul; Tel.: (0212) 263 74 81

Ahmet Özparlak - Hatcella,
taş yontu + lastik ayakkabı, 35 x 17 x 14 cm., 2013

4 Mart 2014 Salı

Ön-Asya Etnografyası - Köylerimiz: Filibe, Lofça, Eski Zağra ve Karlıova'dan Kırklareli'ye - Dolhan Köyü

Dolhan Köyü - İnece, Merkez, Kırklareli (1972)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

[© KanalKultur- Kırklareli, Merkez İnece bucağına bağlı bir köy Dolhan [Koord: 27° 1' 26'' D, 41° 44' 58'' K].

"93 Harbi" olarak anılan Osmanlı - Rus Savaşı'nın akabinde (1878'den sonra) Bulgaristan'dan Filibe [Област Пловдив], Lofça [Област Ловеч], Eski Zağra [Стара Загора] ve Karlıova'dan [Карлово]; Balkanlar'dan Ön-Asya'ya ricat eden Türkler, "eski" Bulgaristan Türkleri, köyü kurmuş.

Dolhan Köyü - İnece, Merkez, Kırklareli (1972)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

Kökenlerinin Oğuzların Kayı Boyu'ndan geldiğini belirtiyorlar ya da buna "inanıyorlar"... Sünni ve Hanefiler...

İlk köyü kuranlar arasında Filibeli Mahmut Ağa ile Lofçalı Raşit Ağa sayılıyor... Sonra (Eski) Zağralı Eyüp Ağa ile Karlıovalı İsmail Ağa onlara ekleniyor...

Köyün yerleşim yerinde, önceleri "Dul Kadın Hanı" varmış. Kırklareli'den Edirne'ye giden veya Edirne'den Kırklareli'ye gelen yolcular, buradaki handa konaklarmış. Han da sahibiyle anılıyormuş... Mahmut ve Raşit Ağalar, Dul Kadın Hanı mevkiini yerleşim yeri olarak mesken tutunca, kurulan yeni köyün adını oradaki han vermiş. Zamanla "Dul Karı Hanı", "Dulhan"a dönüşmüş...

Dolhan Köyü - İnece, Merkez, Kırklareli (1972)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

Köy, "Milli Mücadele" esnasında Yunanlılar tarafından işgal edilince, Yunan çeteciler tarafından yakılmış. Bunun üzerine halkı veya ahalisi de köyü bir süre terketmiş; bir kısmı Anadolu'ya, Çanakkale'ye Biga kasabasının köylerine göçmüş... Kalan kısmı da ormanlık alanda geçici bir süre için barınmış; savaş sona erince yeniden köye dönmüş...

24 Şubat 2014 Pazartesi

Ön-Asya Etnografyası - Köylerimiz: Diyarbakır'da Bugünkü Bir Kürt Köyü - Seren

Seren [Köyü] - Hani, Diyarbakır (1980)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

[© KanalKultur] - Diyarbakır'ın Hani ilçesine bağlı, dağlık bir alanda kurulmuş bir köy Seren [Koord: 40° 30' 28'' D, 38° 24' 14'' K]. Bugün Sünnî - Şâfiî Kürtlerle meskûn… Seren'de konuşulan anadil "Kürtçe", tâlî dil "Türkçe"... Tâlî dil, okulda ve askerlik döneminde öğreniliyor...

Köy, 1925 yılındaki Şeyh Said İsyanı'na etkin olarak katılımıyla dikkati çekmiş.

Eski adı "Serder"miş ["Serdê"]... 1964 yılına gelindiğinde ismi Hükümet tarafından değiştirilmiş, "Seren" olmuş.

Aslında bir Ermeni yerleşimi...

İlk yerleşimin ne zaman olduğu, nasıl olduğu ve yerleşim yerinin kimler tarafından kurulduğu bilinmiyor. Bilinen şey; Ermenilerin köy halkını oluşturduğu; zamanla Sünnî - Şâfiî Kürtlerin de yerleşik nüfus arasına katıldığı.

Seren [Köyü] - Hani, Diyarbakır (1980)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

"Büyük Felaket" sonucunda Ermeni nüfus azalmış. 1921 yılına gelindiğinde Sünnî - Şâfiî Kürtlerle Ermeniler arasındaki "çatışmalar"ın ardından köyde Ermeni nüfustan sadece kimi "coğrafi" isimler dışında eser bile kalmamış... "Garo", "Sarkis", "Mahle" gibi Ermenice isimler, artık "yeni sahipleri"nce, "tarlaları"nın coğrafi  sınırlarını ve yerlerini belirtir olmuş.

1925 Şeyh Said İsyanı, köyde yeni bir göç dalgasını getirmiş. Şeyh Said'e aktif destek veren köy halkı, bu desteğinin bedelini de bir şekilde ödemiş. Köyün mâkûs tâlihi bu kez Hükümet güçlerinin müdahalesine maruz kalmış. Köy 3 kez ard arda yakılmış.

Hükümetin gazabına uğrayanlar, köy mezarlığında ebedî istirahatla cezalandırılmış. Kaçabilenler dağa sığınmış. İsyan yatıştıktan sonra, dağa sığınanların bir kısmı; köyüne geri dönmüş; yıkılan - yakılan konutlar yeniden yapılmış... Dağa sığınanlardan geriye dönmeyenleri de 1928'de Suriye'de ve Irak'ta soluğu almışlar. Günümüzde köyün Suriye ve Irak'taki birinci dereceden akrabaları da bu şekilde oluşmuş...

23 Şubat 2014 Pazar

Yakın Tarihten Notlar: Âşık Sümmani ve Âşıklık Geleneği

[KanalKultur] - "Narmanlı Âşık Sümmânî'nin Kitle İletişim Kültürüne Katkısı", "Gelenek' ve 'Bireysel Gelenek", "Çıldırlı Âşık Şenlik", "Stüdyodaki Anlatıcı: Teknolojik Kültür Ortamında Âşık ve Hikâye Anlatımı", "Rabiye İle Seyi", "Göçün 50. Yılında Hollanda'da Yaşayan Bir Kültür Aktarıcısı: Erzurumlu Ozan Çelebi", "Türkistan'da Halfelik Geleneği ve Halfe Acize", "Türk-İslam Kültüründe Ümmîlik ve Âşık Sümmânî", "Azerbaycan Âşık Destanları (Safeviler dönemi)", "Sümmânî ve Felsefe", "Sümmânî'de Tasavvuf", "Âşıklık Geleneğinin Bade Motifinde Şamani Kültür İzleri", "Söz, Buta, Saz Üçgen Sisteminin Ezoterik Anlamı", "İnovatif Turizm Ürünü; Âşıklık Geleneği ve Geleneğin Sürdürülebilirliği", "Şanlıurfa Kısas Beldesinde Âşıklık Geleneği", "Âşık Sümmânî İle Gülperi Hikâyesi", "Koroğli Şeirlerinde Türkmen Şeli Arkaizmler", "Kam, Şaman, Ozan, Bahşı ve Âşıklar: Türkmen Sözlü Folklorundaki Yeri ve Sorunları", "Âşık Sanatında Dini Çalarlar", "Aşıq Şeri Terzi", "Suriye Sarınar", "Aytıs Geleneği ve Jambıl Jabayev", "Âşık Sümmanî ve Perizat Hikâyesi", "Âşık Sümmânî'nin Nefis İle Ruh Destanı"...

Atatürk Üniversitesi Narman Meslek Yüksekokulu ve TC Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 31 mayıs - 2 haziran 2012 tarihleri arasında Erzurum'da "Uluslararası Âşık Sümmani ve Âşıklık Geleneği Sempozyumu"na düzenlendi.

Âşık Sümmani (1861 - 1915), sanat ve kültür alanlarında da çok sayıda araştırmanın konusu oldu. Sempozyumun amacı, Âşık Sümmani'yi bilimsel bir platforma taşımak ve Âşıklık geleneğininin Türk edebiyatındaki yerini ve sorunlarını tartışmak olarak belirlendi.

Sempozyumda "Sümmani'nin Hayatı ve Sanatı", "Sümmani ve Âşık Edebiyatı", "Sümmani'nin Türk Edebiyatındaki Yeri ve Önemi", "Sümmani ve Halk Hikayeciliği", "Sümmani ve Tasavvuf", "Sümmani Ağzı'nın Halk Müziğindeki Yeri", "Bütün Yönleriyle Geçmişten Günümüze Âşık Edebiyatı" ve "Âşık Edebiyatı'nın Günümüzdeki Konumu" ana başlıklarında toplam 68 bildiri tartışmaya açıldı: