Bu Blogda Ara

Güreş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güreş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Temmuz 2015 Pazartesi

Pari Dukoviç ve Kırkpınar

[KanalKultur] - Pari Dukoviç: 1984 İstanbul doğumlu... İlkokulu Zapyon Rum Lisesi'nde okudu. Eyüboğlu Koleji'nden mezun olduktan sonra, fotoğraf bursu ile "Rochester Institute of Technology"e kabul edildi ve aynı üniversitede eğitimini tamamladı.

Üst üste aldığı ödüller ve fotoğraflarının New-York Times, Marie Claire, Skylife gibi bir çok ünlü gazete ve dergide yayınlanmasıyla profesyonel bir fotoğrafçı oldu. "Photo District News" tarafından "Dünyanın En Yetenekli ve Yükselen 30 Fotoğrafçısı" ödülüne layık görüldü. 2001 yılında "Ernie Anastos" Gazetecilik Ödülü'yle onurlandırıldı. 2005 yılında fotoğrafçılık alanında özel vizyona sahip tek genç sanatçıya verilen "Kodak Yükselen Fotoğrafçılar Ödülü"nü aldı. 2006 yılında yaptığı bir proje, reklam fotoğrafı dalında Amerikan Reklam Federasyonu (ADDY) tarafından birinci seçildi. 2010 Amerika Uluslararası Fotoğraf Ödülleri'nde derece sahibi oldu. 2011 Uluslar arası Londra Fotoğraf Festivali'nde finalist oldu ve sergi açtı...

Türkiye'nin kültürünü en iyi şekilde tanıtacak bir proje hazırlamak için kendisine, Osmanlı başkenti Edirne'yi ve "Kırkpınar Güreşleri"ni seçti... Bu projesiyle Amerika'da fotoğrafın oscarı sayılan PDN ödülünü aldı ve fotoğrafları derginin mart 2011 sayısında yayınlandı. Nihayetinde 7 temmuz 2011'de "Kırkpınar" adıyla Edirne'de [ Ekmekçizade Kervansarayı Kültür Merkezi, Eski İstanbul Cad, 126, Ayşekadın - Edirne; Tel: (0284) 213-1853] bir sergi açtı..

Güreşçilerin güreşe çıkmadan önceki dualarını, yağlanmalarını, davul törenini, cazgırı çekmek içinse digital yerine analog bir makineyi tercih etti. Böylece güreşlerin nostaljik yanını vurguluyor... [KanalKultur]

8 Kasım 2013 Cuma

Cazgır'dan pehlivana salâvat: Pehlivan pehlivan...



Üstteki fotoğraf gravür;
ortadaki fotoğraftakiler:
Kara Ali ve Silivrili İzzet;
alt fotoğraftaki: Silivrili İzzet.
[Fotoğraflar:
Edirne Türk-İslam Eserleri Müzesi]
[KanalKultur] - Cazgır, pehlivanları önüne alarak seyircilere bağıra bağıra adlarını, şanlarını, maharetlerini ve tehlikeli oyunlarını, duasını okur...

Pehlivan pehlivan...
Hoş geldiniz, sefa geldiniz
Er meydanına, pirlerin meydanına
Şeref verdiniz, bugünkü Kırkpınar'ın
Tarihî güreş kartına.
Pehlivan pehlivan
İşte meydan, işte pehlivan
Güreş edenlere, yardım eder Hazreti Yaradan
Hani Ali, hani Veli
Pirimiz üstadımız, Hazreti Hamza'dan belli
Karşıdan gelir kırat, kanatları kat kat
Gönderelim Hazreti Muhammed'e salâvat
Allah Allah, İllallah
Hep birlikte pehlivanlarımıza
Alkışlarla diyelim maşallah.

"Salâvat" için bkz. Cemil Gürleyik: "Kırkpınar Güreşleri" Folklor 2 [1971] 23-24: 18-19; Cazgır'dan pehlivana "salâvat"; "cazgır" için ayrıca bkz. Fahri Er: Cazgır ve Davul

7 Kasım 2013 Perşembe

Cazgır'dan pehlivana salâvat...



Üstteki fotoğraf gravür;
ortadaki fotoğraftakiler:
Ali Ahmet ve Adapazarlı Mestan;
alttaki fotoğraftakiler:
Hergeleci İbrahim ve Kara Ahmet
[Fotoğraflar:
Edirne Türk-İslam Eserleri Müzesi]
[KanalKultur] - Yağlı güreşte, pehlivanları seyircilere tanıtan kişiye "cazgır", "salavatçı" veya "okuyucu" denilir.

Allah Allah illallah
Hayırlar gene inşallah
Pirimiz Hamza Pehlivan
Aslımız neslimiz pehlivan
İki yiğit çıkmış meydana
Biri birinden merdane
Biri here biri kara
İkisinin de zoru para
Alta geldim diye erinme
Üste çıktım diye sevinme (şirinme)
Alta gelirsen apış
Üste çıkarsan yapış
Vur sarmayı kündeden at
Gönder Muhammed'e salâvat
Seyirttim gittim pınara
Allah ikinizin de işini onara

"Salâvat" için bkz. Cemil Gürleyik: "Kırkpınar Güreşleri" Folklor 2 [1971] 23-24: 18-19; "cazgır" için ayrıca bkz. Fahri Er: Cazgır ve Davul

19 Temmuz 2013 Cuma

Zeynel Kozanoğlu: Danimarka'da Türk Güreşçiler

Macar güreşçi Çaya ve
Filiz Nurullah
[© Zeynel Kozanoğlu - KanalKultur] - Kopenhag'ta gazeteler 1896 yılının Eylül ayı sonlarına doğru Türk güreşçi "Memiş Efendi" ile Danimarkalı Magnus Bech-Olsen (1866-1932) arasında yapılacak "çetin karşılaşma"nın ilanları ile çıkmaya başladı[1].

Danimarka gazetelerinde "Memiş Efendi" diye anılan Türk güreşçi Kazandereli Memiş Pehlivan'dı (1859-1916) [2]. Plevne'de doğmuştu. Babası 1877 Osmanlı-Rus savaşı sonrasında Türkiye'ye göç ederek Tekirdağ'ın Kazandere köyüne yerleşmişti.

Memiş Pehlivan Türkiye'de dürüstlüğü ve yiğitliğiyle ün kazandıktan sonra başta İngiltere ve Fransa olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinde de ünlü güreşçilerle karşılaşmıştı. Boy gösterme sırası şimdi Danimarka'nın başkenti Kopenhag'taydı.

Memiş Pehlivan'ın karşısına zamanın kaynaklarınca "Bir ayı kadar güçlü" diye nitelenen bir pehlivan çıkacaktı. Kısaca Bech-Olsen diye anılan ve inşaat ustalığından geldiği söylenen bu güreşçi, Danimarka'da öyle tutuluyordu ki, göğsü madalayalarla dolu mayolu resmi pek çok firma için yıllardır reklam aracı olmuştu.

Çok sonraki yıllarda bile kibrit kutularının üstünü bu resim süslemiştir.

28 Eylül 1896 sabahı gazeteler bayram havası içindeydiler. Anlaşılıyordu ki, Memiş Pehlivan Danimarkalı güreşçinin karşısında tutunamamıştı. Gazetelerde "Güreşçimiz Türk'e çimenleri yedirdi," biçiminde başlıklar göze çarpıyordu.

Bech-Olsen hemen bir yıl sonra 28 Eylül 1897 günü Korkunç Yunan Antonio Pierri'yi de yenecek ve rövanş maçını da aldıktan sonra Pierri'nin 1890 yılında Londra'da kazandığı Dünya Şampiyonluğu kemeri'ne sahip olacaktı.

18 Temmuz 2013 Perşembe

Metin ve Rahmi Yanyacı'dan Kırkpınar Güreş Müzikleri

Kırkpınar Güreş Müzikleri (Wrestling Music's)
- CD / Yapımcı: Ozan Video, [2007],
Metin Yanyacı: zurna,
Rahmi Yanyacı: davul; 59'55''
"Yağlı güreş yapan sporcunun malzemesi, dana, malak veya manda derisinden yapılmış ... kısbettir... Bir kısbette tam elli beş metre el dikişi bulunur. Bir kısbet, otuzbeş kırk parçadan meydana gelir. Dikişi 'biz' denilen bir iğne ile yapılır... Kısbet muhafazasına 'zembil' denir. Zembil, sazdan örülü bir torbadır. Zembil elde bir yöreden diğerine giden bir pehlivan, bir güreş kovalamada olduğunu veya bir güreşten geldiğini işaret etmiş olurdu."

Ozan Video tarafından yayınlanan "Kırkpınar Güreş Müzikleri" adlı albüm 16 eseri içeren bir CD ile 48 sayfalık kitapçıktan oluşuyor.

Kitapçıkta "Edirne'nin Kısa Tarihçesi"nin yanı sıra "Yağlı Güreşlerimiz", "Edirne ve Kırkpınar", "Sarayiçi", "Tavuk Ormanı", "Davul-Zurna"; "Er Meydanına Giriş","Yağlı Öyle midir?", "Hodri Meydan", "Kısbet", "Yağlıda Dua", "Eşleştirmede Usul", Yağlanmada Usul", "Kıran Kırana", Davul-Zurna"; "Yenme-Yenilme", Yağlı Güreşte Belli Başlı Teknikler" kısımları yer alıyor. Ayrıca "History of Olive Wrestling", "Rulers of Olive Oily Wrestling" adlı iki İngilizce bölüm de bulunuyor. Kitapçık "Etkinlik - Organizasyon" ve 1861 - 2006 yılları arasında Kırkpınar'da Başpehlivan olan güreşçilerin listesi "Başpehlivanlarımız" ile sona eriyor.

Albümdeki Eserler
  • Pehlivan Havası, 5'08''
  • Şahlanıyor Kolbaşının Kıratı, 3'27''
  • Estergon Kalesi, 2'08''
  • Vurun Gelinin Kınasını, 3'23''
  • Debreli Hasan, 3'15''
  • Kosta Pani, 2'39''
  • Çoban Kızı, 3'26''
  • Gacal Karşılaması, 6'47''
  • Kadriyem, 3'24''
  • Mendil, 3'15''
  • Gülo, 2'49''
  • Süleyman Aga, 4'23''
  • Kampana, 4'18''
  • Gadi Duma, 4'03''
  • Yörük Gaydası, 4'22''
  • Dol Karabakır, 3'09''
Kırkpınar Güreş Müzikleri (Wrestling Music's) - CD / Yapımcı: Ozan Video, [2007], Metin Yanyacı: zurna, Rahmi Yanyacı: davul; 59'55''

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Fahri Er: Cazgır ve Davul

Cazgır, günümüzün deyimiyle güreş takdimcisi demektir. Bazı köylerde adına "Meydancı" da denir. Eskiden Sivas ve çevresindeki karakucak ve yerli güreşlerde pehlivanları seyirciye o tanıtırdı. Yalnız eskiden mi? Köylerimizin hemen hemen bir çoğunda şimdi de öyle. Cazgırsız bir güreş düşünülemez.

Cazgır, güreş başlamadan önce yavaş yavaş meydanın ortasına gelir. Tanıtacağı pehlivanların yönünü kıbleye döndürür. Eli ile sırtlarına dokunup eğilmelerini ihtar eder. Pehlivanlar rükûa varır gibi eğilir ve ellerini dizlerinin üzerlerine koyarlar. Tek elini havaya kaldıran cazgır konuşmağa başlar. Bu konuşma çok önemlidir. Sözleri yapıcı olursa, pehlivan yüreklenir, güreş müddetince yılgınlık göstermez. Yıkıcı olursa, daha tutuşmağa başlamadan sarsılır, eli ayağı soğur. Konuşmada pehlivanın vücut yapısı, memleketi, ten ve göz rengi ile yaşı veya ustalığı da belirtilir. Örneğin:

"Beyler! Ağalar!
"Ergani'de (veya çarşıda) çoktur bakır
"Buna derler meşhur Çakır!»


Elini hızla pehlivanın sırtına vurup, konuşmasına devam eder:

"Yılan gibi akar;
"Akrep gibi sokar,
"Elini yandan takar,
"Evini başına yıkar..."


Eğer pehlivanı yakından tanıyor ve dolama takmada usta olduğunu biliyorsa :

"Helemeden.. Helemeden..
"Sakın kendini dolamadan.
"Toza toprağa belenmeden..."


Bu şekilde tanıtmalardan sonra "Cazgır Duası" başlar:

"Dinleyin ağalar, eyleyin seyran!
"Pirlerden erlere kaldı bu meydan.
"Kılıcımız kan! Kalkanımız kan!
"Pirimiz Hazreti Hamza Pehlivan!."


Baş pehlivanlar için söylenir:

"İki yiğit çıkmış meydanaaaa.
"İkisi de birbirinden merdanaaa"

 
Büyüğüne hitap eder:

"Pehlivan! Pehlivan!
"Büyüğüm diye övünme.."

Küçüğüne döner:

"Pehlivan! Pehlivan!
"Küçüğüm diye yerinme.."


Her ikisine birden :

"Analar çeker zahmeti,
"Babalar bilmez kıymeti..
"Hepimiz de âhir zaman ümmeti...

"El paçada, diz yerde,
"Güreşelim düz yerde..

"Pehlivan! Pehlivan!
"Alta düşersen kalkıver durma
"Üste çıkarsan sarıver sarma
"Deve dengi, kıç inginden sakın haaa!

"Söğüt ağacından odun olmaz.
"[...] kızından kadın olmaz.
"Her kadın da yiğit doğurmaz.

"Allah Allah, illallah
"Verelim Muhammed'e selâvat :
"Sallialâ... Muhammed..."


Derdemez, ellerini pehlivanların sırtına vurur. Bu anda davul "Köroğlu havası"nı vurmağa başlar. Hem cazgırın sırtlarına vurması, hem de davulun başlaması pehlivanlar için bir işarettir. Hemen yerlerinden fırlayıp peşreve koyulurlar. Peşrev deyip geçmeyelim! Pehlivanlıkta büyük sanattır. Pehlivanı ancak peşrevi pehlivan yapar. Davulun ve zurnanın sesi ise peşreve bambaşka bir renk katar. Zaten davul ve zurnanın bulunmadığı yerde güreş de yapılmaz. Güreşi idare ve sonucu elde eden davuldur. Bu sözümüzü bir örnekle açıklayalım: Rakibini altına alıp, kündeyi alan bir pehlivan altındakinin sırtını yere getirmek için durup bekler. Usta bir davulcu bu bekleyişin nedenini hemen anlar. Derhal pehlivanın yanına yaklaşıp, zurnaya işaret eder. Zurna Köroğlu havasını daha hızlı çalmağa başlarken davulcu da bütün kuvvetiyle tokmağı davula yapıştırır. Üstteki pehlivan davuldan aldığı o mânevi kuvvetle bütün gücünü toplayıp altındakini baş aşağı atar.

Böyle anlarda tokmağı haddinden fazla vurup davulu patlatanlara rastlandığı gibi, pehlivanın yanma gitmediği ve tokmağı hızlı vurmadığı için davulcu ile kavga yapan pehlivanlar da görülmüştür.

Güreşin gelenek ve göreneklerini iyi bilen davulcular çoğunlukla Sivas çevresinde yetişmiştir. Daha yakın zamanlara kadar sağ olan Kahraman ve oğlu Küpeli bu usûllere çok riayet ederlerdi. Bu bakımdan, güreşlerde daima onların bulunması arzu edilirdi. Ölümleri ile pehlivan topluluğu çok şey kaybetti. Bir hatıramı anlatayım: 1943 yılında Karaçayır bucağına güreşmeğe gitmiştim. Süleyman Kâhya oğlunu evlendiriyordu. Başa 50 lira ödül koymuştu. Ben de 20 lira yol almıştım. Güreşin bittiği zaman Küpeli koşarak yanıma geldi. Hemen alnımdan öptü. Heyecanlıydı, "Canım gardaş" dedi; "sen Sivas'tan gelip, şu ufacık halinle Mermerli Veli'yi kündelerken öyle coştum, öyle coştum ki, sanki kündeyi ben atıyorum sandım. Vura vura az kalsın davulun derisini patlatacaktım."

Böyle bir davranış ve tebrik bugün için normaldir. Fakat o zamanlar pehlivana da köylüsüne de hakaret sayılırdı. Çünkü bütün köyler bir veya birkaç pehlivan besler, kendi pehlivanlarının bizzat köylerinde yenilmesine tahammül edemezlerdi. Küpeli'nin bütün bunları bile bile herkesin önünde beni tebrike koşması, duyduğu heyecanın derecesini gösterir.

Nerede öyle davulcular?

Bkz. Sivas Folkloru 2 (1974) 14: 10-11.