Bu Blogda Ara

Etnografya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Etnografya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2016 Perşembe

Josephine ve Ayrıntılar

Koç Üniversitesi Vehbi Koç Ankara Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi'nin (VEKAM) hazırladığı ve Kimberly Hart'ın küratörlüğünü yaptığı Josephine ve Ayrıntılar sergisi 30 mart - 10 haziran 2016 tarihleri arasında meraklısıyla buluşuyor.

Sergide Amerikalı fotoğrafçı Josephine Powell'ın Anadolu kilimlerinin desen ve motifleri üzerine güvenilir görsel bir kaynak teşkil eden ve dokuma sanatı tarihine ışık tutan araştırmasının geometrik ayrıntılarına yer veriliyor. Bu ayrıntılar, medeniyetlerin beşiği olan zengin Anadolu kültürünü yansıtırken zamanla yaşanan kültürel değişim hakkında da ipuçları veriyor.

Powell'ın, diğer çalışmasından farklı olarak estetik kaygıları bir kenara bırakarak kilimleri belgelemesi çalışmayı bir araştırma verisi olarak değerlendirmek gerektiğinin de altını çiziyor.

Josephine ve Ayrıntılar, Anadolu dokuma sanatı tarihini belgeleyen Josephine Powell'ın objektifine takılan binlerce yıllık Anadolu kültürünün özellikle de kadınların elinden çıkan geometrik motiflerin, kadınların üretimdeki yaratıcılığının, desen ve motiflerdeki kültürel mirasın ayrıntılar üzerinden farklı bakış açılarıyla okunması olarak yorumlanabilir.

Kültür, kimlik ve hafıza aktarımı, köklerle ve gelecek nesillerle kurulan iletişim tarih boyunca farklı yollarla üretimler üzerinden kurulmuş ve yansıtılmıştır. Bu nedenle Powell'ın kilimler üzerinden yansıttığı Anadolu kültürünün arkeolojik ve sanatsal ürünlerle yine bu kültürün yansıdığı bir mekân'da, Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müze'sinde yer alması Josephine'in objektifinden yansıyan ayrıntıları daha anlamlı kılıyor.

15 Şubat 2016 Pazartesi

İsmail Engin: Ön-Asya Etnografyası - Mezar Kültürü: Abidin Kuşçu (1971)

Ön-Asya Etnografyası - Mezar Kültürü:
Abidin Kuşçu (1892-1971) 
© Foto: İsmail Engin; 
Tahtakuşlar, Altınoluk, Edremit - Balıkesir, 2015
Allah Baki

Ustalar gelsin tabutu çatsın
Terziler gelsin kefenimi biçsin
Göğsümde gök çimenler bitsin
Bitmeyince inanmaz gönlüm
Yüzüme indi kefen bezleri
Meskân oldu süzüldü elâ gözlerim
Çatılsın tabut kazılsın mezar
Kazılmayınca inanmaz gönlüm

Abidin Kuşçu
D-1892.Ö.20.12.1971

[İsmail Engin - @kanalkultur]

2 Kasım 2015 Pazartesi

Aykut Köksal - Yetmişlerden Fotoğraflar

Mimarlık ve sanat kuramcısı, akademisyen, yazar Aykut Köksal'ın, 1971-1979 arasında çektiği fotoğraflardan oluşan sergisi, 5 kasım - 6 aralık 2015 tarihleri arasında, Schneidertempel Sanat Merkezi'nde...

Köksal, sergisinde tanıklık ettiği "Yetmişler"e yöneliyor ve 40 yıl sonra çekmecesinden çıkardığı fotoğraflarla, bir dönemin sessiz yanını, ışığını, mekânlarını, yapılarını, insanlarını gösteriyor, o yılların ruhunu, siyah-beyaz fotoğraf estetiğinden süzülen bir bakışla sergiliyor.

Fotoğrafların büyük bir bölümü "Yetmişler"in İstanbul'unu yansıtan karelerden oluşuyor:

Kentle yeni tanışmış geleceğin İstanbulluları, henüz ölüme terkedilmemiş Boğaz vapurları, inatla yaşamayı sürdüren ahşap evler, bir "İstanbul Hatırası"nı ölümsüzleştirmek için bekleyen sokak fotoğrafçıları, köprüsüyle, mavnalarıyla Haliç, karanlık ve dingin hazireler, Kumkapı'nın balıkçıları ve her biri sessiz bir öykü anlatan kent insanları...

24 Eylül 2015 Perşembe

Kurban: Kurbanın Kökenleri ve Anadolu'da Kanlı Kurban Ritüelleri

[İsmail Engin] Antropolog-Folklorist Gürbüz Erginer'in (1945 – 2009), geride bıraktıklarından önemli bir yapıt "Kurban: Kurbanın Kökenleri ve Anadolu'da Kanlı Kurban Ritüelleri".

Yazar, "Önsöz"ünde "Bu kitap, Anadolu'da etnolojik amaçla ama amatörce çekilmiş bir kanlı kurban ritüeli belgesel filminin giderek sayıca çoğalmasıyla, ilgili ritüelin kökenlerine ilişkin bilgi ve bulguların neler olduğu konusundaki araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu araştırma, insanlık tarihi kadar eski olan ve insan düşüncesinin bir ürünü olarak karşımıza çıkan doğaüstü tasarımlar için çeşitli amaçlarla kan akıtma ritüelleri olarak adlandırabileceğimiz kurban olgusunun, genelde din dışı bir yaklaşımla kökenlerini ortaya koymaya ve bu olgunun günümüz Anadolu'sundaki durumunu saptamaya çalışmaktadır." diyor...

Eser, "Kurban Kavramı ve Kurbanın Tanımları Kurban Kavramı ve Kurbanın Tanımları", "Kurbana Değgin Tinsel Kültürün İlk Belgeleri Kurbana Değgin Tinsel Kültürün İlk Belgeleri", "Üç Kutsal Kitapta Kurban Konusu Uç Kutsal Kitapta Kurban Konusu", "Eski Türk Boylarında Kurban Eski Türk Boylarında Kurban", "Günümüz Anadolu'sunda Kanlı Kurban Ritüelleri Konuyla İlgili Ön Çalışma", "Uşak'ta Kurban Bayramı", "Çapar Köyünde Adak Kurbanı", "Hacı Bektaş Veli'yi Anma Törenlerinde Adak Kurbanları", "Anadolu'da Yağmur Duası ve Kurban" ile "Sonsöz" başlıklı on bölümden oluşuyor.

6 Temmuz 2015 Pazartesi

Seyirci, Musa [Musa Seyirci]

Musa Seyirci (1951 - 2009)
[İsmail Öztürk - KanalKultur] Musa Seyirci (1951 - 2009): Halkbilimci. 1951 yılında Muğla'nın Fethiye ilçesine bağlı Gökben köyünde doğdu. İlkokul öğretmeni Nazmi Kışlak'ın katkılarıyla kitaplarla tanıştı. Isparta Gönen İlköğretmen Okulu'nu bitirdi. Ardından İzmir'in Ödemiş ilçesinin Bademli kasabası ilkokul öğretmenliğine atandı. İki yıl ilkokul öğretmenliği yaptı ve sonra Trabzon Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü'nden mezun oldu.

Trabzon Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü'nde şiirle uğraştı ve edebiyat kolu başkanlığı yaptı. Mezun olduktan sonra 1974-1976 arasında Adıyaman'da Türkçe öğretmenliği yaptı. 1977'de Afyon Cumhuriyet Lisesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yaparken aynı öğretim yılı içerisinde Afyon Eğitim Enstitüsü'ne müdür yardımcısı olarak atandı. Afyon Kültür Müdürlüğü'ne kurucu müdür olarak görevlendirildi. 1981 yılının ağustos ayında ziyaretine gelen eğitimci Rauf İnan, Musa Seyirci'nin Afyon yerel gazetesi Kocatepe'de güncel olarak yazdığı yazıları nedeniyle ona, "Çok güzel bir kalemin var, enerjini bu edebi yazılarla harcayacağına, etrafın tam bir halk kültürü cenneti, o kültürü derle ve yaz" demesi üzerine; Afyon halkbilimiyle ilgili yazılmış kaynakları gözden geçirdi; Afyon'un esnaf ve Keçeciler sokağında halkbilim araştırmalarına başladı. Afyon Müze Müdürü Ahmet Topbaş'la Afyon ve ilçelerinde keçeciliği araştırdı. Ahmet Topbaş ile birlikte araştırma alanlarını tüm Türkiye üzerine genişletti ve yaklaşık 500 sayfalık bir metin ve yüzlerce slayt ortaya çıkardılar. Ahmet Topbaş'ın yardımıyla Afyon Müzesi'ndeki bütün etnografik eserlerin, Türkmen mezar taşlarının ve İslam dönemi mezar taşlarının envanterini yaptı. Topbaş'la beraber Afyon'un 100'ü aşkın köyünü tarayarak bu köylerden derledikleri verilerin bir bölümünü yayınladı. Verilerin tamamı müze arşivindedir.

1984 yılında Antalya'ya Kültür Müdürü olarak atandı. Burada Naci Eren'in teşvikiyle Yörükler üzerine çalışmaya başladı. Yörük bir aileden gelmesi nedeniyle Yörükler tarafından çabuk kabul gördü. Söbüce ve Anamas yaylalarında Yörük yaşamını inceledi. O dönemde tek yerel radyo olan Antalya radyosunda haftada bir gün kültür programları yapmaya başladı. Bu programlarda sık sık Yörük kültürünü anlattı.

25 Haziran 2015 Perşembe

Konstantinopol Djudyo | Jewish Constantinople

Konstantinopol Djudyo retrata la vida Djudia durante la epoka de transformasyon del Imperio Otomano a la moderna Republika de Turkiya. La ovra representa las doz generasyones anteriores de Estambol Djudyo. Las konsejas semi biografikas son sovre los antepasados Kohen, Benshoam, Levi i Romano. El livro inkluye fotografias de los arshivos de la famiya Kohen. Eyos fueron las ultimas jenerasyones ke bivyeron avlando Djudeo-Espanyol. Pudyeron preservar suz lengua maternala asta ke los trokamyentos provokados por las dos Gerras Mundialas trusheron fin a suz esforsoz. Kon suz konsejas pasyonadas de los evenimyentos de la jenerasyon de sus padres i el uso de proverbios en Djudeo-Espanyol, alkansaron a preserver no solo la lingua ma la istoria kultural ke representava.

* * *

Jewish Constantinople portrays Jewish life during the transition from the Ottoman Empire to the modern Republic of Turkey. It spans the two generations prior to the one depicted in Jewish İstanbul. The semi-biographical vignettes feature the Kohen, Benshoam, Levi and Romano family ancestors. The book includes photographs from the Kohen family archives. These were the last generations to grow up speaking Judeo-Spanish. They strove to preserve their native tongue until the changes brought by the two World Wars overwhelmed their efforts. Through the passionate retelling of the previous generation’s stories and the use of colorful Judeo-Spanish proverbs, they sought to preserve not only the language but the cultural history it embodied.

6 Haziran 2015 Cumartesi

Su Bedevileri | Water Bodouins


Irak Basra körfezinde, Dicle ve Fırat Nehirlerinin döküldüğü noktada bulunan bataklıkta yaşayan Su Bedevilerinin yaşadığı su sorunlarına ve Türkiye de 10 yıllık geçmişi olan Hasankeyf’in karşı karşıya kaldığı tehlikeye değiniyor.

Ömer Güneş

1988 yılında Diyarbakır’da doğdu. 2012 yılında Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Sinema ve Televizyon Bölümü’nden mezun oldu. Lisans eğitimi süresince bir çok kısa film ve belgeselde görev alarak projeler gerçekleştirdi. Eğitim dönemi boyunca Kampus TV’de çalıştı. Erciyes Film Atölyesi’nde Yönetmen , Görüntü Yönetmeni, Kameraman olarak bir çok Belgesel, Kurmaca, Tanıtım ve Reklam Filminde görev aldı. Belgesel yönetmenliği yanı sıra gazetecilik görevine devam ediyor.

17 Mayıs 2015 Pazar

Somut Olmayan Kültürel Miras ve Etnografya Müzeleri

Ankara Etnografya Müzesi'nde Mayıs 2015 etkinlikleri konferansları kapsamında, "Müzeler Günü" vesilesiyle 18 mayıs 2015 pazartesi günü saat 14:30'da Prof. Dr. M. Muhtar Kutlu'nun konuşmacı olduğu "Somut Olmayan Kültürel Miras ve Etnografya Müzeleri" konulu bir konferans düzenleniyor.

Ankara Etnografya Müzesi'nin 20 mayıs 2015 çarşamba günü saat: 14:30'daki konuğu ise, Prof. Dr. Nakış Karamağaralı.

Prof. Dr. Nakış Karamağaralı, "Doğunun Kırmızı Şehri Ahlat" konulu belgesel gösteriminin konferansında konuşmacı.

1 Ağustos 2014 Cuma

İsmail Engin: Seyyid Mahmud Hayrani Türbesi'nden Sandukalar Üzerine

[© İsmail Engin] Bilindiği üzere, Seyyid Mahmud Hayrani (ölm. 1268), Doğu Anadolu'da yer alan Alevi Ocakları üzerinde, bilhassa Baba Mansur ve Kureyşan Ocağı üzerinde derin bir etkiye sahiptir.

Seyyid Mahmud Hayrani'nin kişiliğinin gizemli olup olmadığı bugün bile tartışılmaktadır. Günümüzde Akşehir'de türbesi bulunan ve döneminin Akşehir Kadısı olan Seyyid Mahmud Hayrani, kimi zaman sandukasında bulunan beyitler vasıtasıyla ya da kimi Mevlevi kaynaklarında ve özellikle Menakıb-ül Arifin'de Mevlevi, kimi zaman Nakşibendi ve devamında türbesinin haziresinde bulunan "Er-Rıfai" ünvanlı mezar taşları ve sarığa bağlı örülü saçlar nedeniyle Rıfai, olarak nitelendirilir. Açarsak: Ahi bin Seyyidi Hasan tarafından Farsça olarak kaleme alınan H. 840 tarihli bir Rıfai Tarikatnamesi'nde, Mahmud Hayrani'nin adı geçtiği gibi, Rıfailikte yaygın olan saçlarını örüp sarığa bağlama geleneğinin ondan kaldığı kaydedilir. Bununla birlikte Mahmud Hayrani'nin torunu kabul edilen Seyyid Ali de Rıfailikle ilişkilendirilir...

Bununla birlikte, Hacı Bektaş Velâyetnâmesi'nde, birlikte hareket ettiği Mevlevi dervişleri nedeniyle Mevlevi olduğu düşündürülen Hayrani, Doğu Anadolu Aleviliğinin önemli şahsiyetlerinden biridir.

* * *

Genelde sözel geleneğe yönelmiş Alevilik araştırmalarında, "havanda su dövülürken", hasbelkader bile, (varsayılan "sır"rı parçalayan) "somut" kültür ve inanç ürünleri bilinmiyor veya ihmal edilmiş görünmektedir:

Örneğin, Beytekinler'den Erbil Atabeyi Muzaffer el-Din Gökböri adına 1200 yılında Erbil'de darb edilen sikke üzerinde aslana binmiş bir figür görülmektedir. Yine, İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde bulunan, Nasreddin Artuk Aslan adına 1209 yılında Diyarbakır'da darb edilmiş bir Artuklu sikkesinde yer alan, yılan / ejder kuyruklu bir aslana binen figür, bu meyanda önemlidir. Aynı müzede bulunan ve Nasreddin Mahmud Aslan adına Hasankeyf'te darb edilmiş 1218 tarihli bir başka Artuklu sikkesinde, aslana binmiş bir figürün elinde hançer / kılıç ya da benzer bir obje görülmektedir. Benzer bir diğer sikke ise, Malatya Müzesi'nde bulunan ve Artuklu Dönemi'ne tarihlendirilen eserdir. Bu sikkede, diğer örneklerde olduğu gibi aslana binmiş bir figür görülürken; her üç Artuklu ve Beytekin sikkesindeki aslan üzerinde yer alan figürün elinde, bir nesne tuttuğu izlenimi bulunmaktadır. Ancak, tuttuğu varsayılan bu nesnenin bir kılıç mı, bir asa mı, bir yılan mı yoksa başka bir nesne mi olduğu, net olarak belli değildir. Genellikle Artuklu sikkelerinde görülen bu tür motiflerle ilgili olarak, kimi zaman Yunan ve Roma mitolojisinin tanrılarından, leopar üzerindeki Dionysos ile ilişkilendirilip, Antik Anadolu kültürü ile bağlantı kurulurken; kimi zaman ve yoğunlukla astrolojik anlamlar yüklenip Mars gezegeni ve "Koç Burcu" ile ilişkilendirilir.

13. yüzyıl Selçuklu sanatında hemen her alanda aslan figürlerine rastlamak olası iken, Paris'teki Nationale Bibliotheque'de bulunan "Metaliül Saade" adlı kitapta yer alan "Esed (Aslan) Burcu" tasvirinde, aslan üzerinde bir binici yer almaktadır. Daha çok "Şir-i Hurşid" motifi ile ilişkilendirilerek gücün sembolü olarak değerlendirilen bu resmin aksine, dönemin özellikle sikkelerinde ve mimari plastik eserlerinde yer alan Şir-i Hurşid motifinde, tek ya da çift aslan üzerinde bir güneş motifi görülür. Aynı kütüphanede bulunan, 1288 tarihli "Kitab-ı dakaik al-hakaik" adlı minyatürlü yazmada yer alan bir minyatürde, sultan ya da melik olabileceği düşünülen bir figürün, elinde bir yılan ve taç tutmuş şekilde aslana binerken tasvir edilir...

Keza, evkaf kayıtlarında; Konya ili, Akşehir ilçesindeki Seyyid Mahmud Hayrani Türbesi'nde üç sanduka ile üç tabutun bulunduğu bilinmektedir. Bu tabutlardan 1911 yılında Türkiye dışına çakarılan biri, bugün Kopenhag'da / København'da The David Collection / Davids Samling'de bulunmaktadır. 1911 yılında Akşehir Seyyid Mahmud Hayrani Türbesi'nden Çinili Köşk'e getirilen sandukalar ile iki adet tabut da, İstanbul'da bulunan Türk ve İslam Eserleri Müzesi'ndedir ve 1915 yılında bu müzeye getirilmiştir.

5 Mart 2014 Çarşamba

Georges Simenon, Muhabir - Fotoğrafçı 1931-1935 : Belçika'dan Türkiye'ye

[KanalKultur] - Pierre Loti fotoğrafçı'nın ardından, 13 mart - 3 mayıs 2014 tarihleri arasında Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde gerçekleşen yeni bir sergide, Georges Simenon'un, 1931 – 1935 yılları arasında dönemin gazeteleri için yaptığı röportaj yolculukları çerçevesinde gerçekleştirdiği yüz kadar fotoğrafı tanıtılıyor.

Ünlü Maigret polisiye romanlarıyle tanınan Belçikalı yazar, aynı zamanda 3000 fotoğraf karesine imza atmış bir muhabir fotoğrafçı.

Notre Dame de Sion Fransız Lisesi Galerisi'nde sanatseverlerle buluşan seçilmiş fotoğraflar, Simenon'un 1929 krizinin etkisinde olan Avrupa'da izlediği güzergâhı, sömürge Afrika'sındaki güzergâhını ve aynı zamanda Karadeniz çevresinden ve Türkiye'sini içeriyor.

Simenon'un Türkiye'deki konaklamaları, Troçki ile Büyükada'da gerçekleştirdiği röportajla birlikte, başka röportaj ve romanlara da konu oldu.

1 haziran 1933'de Türkiye'ye gelen Simenon, ilk İstanbul izlenimlerini şöyle yazıyor:

"Minareler ve binalar arasında, ışıkların, gemilerin, her tür ve her ırktan insanların kaynadığı İstanbul'a, kısa süre önce ayak bastım. Konstantiniye, şimdiye kadar yüz kez, bin kez tarif edildi; ben de tarif etmeye çalışmayacağım. İstanbul güzel, büyük, olağan dışı".

Türkiye kaynaklı anılar, Simenon'un yazılarını esinleyecektir. Türkiye'ye ayrılmış iki röportaj dışındaki röportajlarda, bir romanda, bir öyküde, dağınık ibareler şeklinde başka romanlarda, öz yaşam yazılarındaki anılarda, Türkiye izleri hep vardır.

Simenon uzmanlarından olan Michel Carly'ye göre: "Yazar olan Simenon, bir görüntü adamıdır; 1930' dan itibaren, fotoğraf onun gazeteci olarak yazdığı yazılara ve romanlarına da eşlik etmiştir. Sanatçı, gemilerin sade imajlarını; liman, balıkçı ve sis atmosferlerini beklenmeyen bir çerçevelemeyle görüntülerken, doğrudan öze gitmiştir. Ancak Simenon'u esas büyüleyen, manzaralar değil yüzlerdir. Kendisi de şöyle der: "Başlıca kaygım, resmedilmeye değer güzelliğin arkasında saklı olan insanı keşfetmekti."

Yazar böylelikle, çok sayıdaki yolculuğundan, dünyanın hangi bölgesinden olursa olsun günlük hayata duyduğu ilgiyi gösteren fotoğraflar getirmiştir.

Serginin hazırlanmasında katalog için kaleme aldıkları makalelerde ziyaretçilerin, yazarı ve onun Türkiye'den geçişini özellikle de yolculukları, keşifleriyle nasıl bir gelişme gösterdiğini daha iyi anlamalarını sağlayan Simenon uzmanlarının imzaları bulunuyor.

Katalog, Laurent Demoulin'in, Simenon'u genel olarak tanıttığı metin; Michel Lemoine'nin, Simenon ve Türkiye başlıklı metni, Benoit Denis'in "Dünya vatandaşı Simenon: kurgusal yolculuklardan büyük röportajlara" adlı makalesinin alıntılanması ve son olarak Danièle Bajomée'nin "Simenon'da sömürge karşıtı propaganda ve ırkçılıkla ilgili klişeler. Bir muhabir-yazarın fotoğraflarının söylediği onun kaleminden çıkanları yalanlar ya da değiştirirse..." adlı makalesinin alıntılanmasıyla oluşturulmuş. [KanalKultur]

Georges Simenon, Muhabir- Fotoğrafçı 1931-1935 / 13 mart - 3 mayıs 2014; Notre Dame de Sion Fransız Lisesi, Cumhuriyet Cad. No: 127, Harbiye - İstanbul; Tel.: (0212) 219 16 97

4 Mart 2014 Salı

Ön-Asya Etnografyası - Köylerimiz: Filibe, Lofça, Eski Zağra ve Karlıova'dan Kırklareli'ye - Dolhan Köyü

Dolhan Köyü - İnece, Merkez, Kırklareli (1972)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

[© KanalKultur- Kırklareli, Merkez İnece bucağına bağlı bir köy Dolhan [Koord: 27° 1' 26'' D, 41° 44' 58'' K].

"93 Harbi" olarak anılan Osmanlı - Rus Savaşı'nın akabinde (1878'den sonra) Bulgaristan'dan Filibe [Област Пловдив], Lofça [Област Ловеч], Eski Zağra [Стара Загора] ve Karlıova'dan [Карлово]; Balkanlar'dan Ön-Asya'ya ricat eden Türkler, "eski" Bulgaristan Türkleri, köyü kurmuş.

Dolhan Köyü - İnece, Merkez, Kırklareli (1972)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

Kökenlerinin Oğuzların Kayı Boyu'ndan geldiğini belirtiyorlar ya da buna "inanıyorlar"... Sünni ve Hanefiler...

İlk köyü kuranlar arasında Filibeli Mahmut Ağa ile Lofçalı Raşit Ağa sayılıyor... Sonra (Eski) Zağralı Eyüp Ağa ile Karlıovalı İsmail Ağa onlara ekleniyor...

Köyün yerleşim yerinde, önceleri "Dul Kadın Hanı" varmış. Kırklareli'den Edirne'ye giden veya Edirne'den Kırklareli'ye gelen yolcular, buradaki handa konaklarmış. Han da sahibiyle anılıyormuş... Mahmut ve Raşit Ağalar, Dul Kadın Hanı mevkiini yerleşim yeri olarak mesken tutunca, kurulan yeni köyün adını oradaki han vermiş. Zamanla "Dul Karı Hanı", "Dulhan"a dönüşmüş...

Dolhan Köyü - İnece, Merkez, Kırklareli (1972)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

Köy, "Milli Mücadele" esnasında Yunanlılar tarafından işgal edilince, Yunan çeteciler tarafından yakılmış. Bunun üzerine halkı veya ahalisi de köyü bir süre terketmiş; bir kısmı Anadolu'ya, Çanakkale'ye Biga kasabasının köylerine göçmüş... Kalan kısmı da ormanlık alanda geçici bir süre için barınmış; savaş sona erince yeniden köye dönmüş...

24 Şubat 2014 Pazartesi

Ön-Asya Etnografyası - Köylerimiz: Diyarbakır'da Bugünkü Bir Kürt Köyü - Seren

Seren [Köyü] - Hani, Diyarbakır (1980)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

[© KanalKultur] - Diyarbakır'ın Hani ilçesine bağlı, dağlık bir alanda kurulmuş bir köy Seren [Koord: 40° 30' 28'' D, 38° 24' 14'' K]. Bugün Sünnî - Şâfiî Kürtlerle meskûn… Seren'de konuşulan anadil "Kürtçe", tâlî dil "Türkçe"... Tâlî dil, okulda ve askerlik döneminde öğreniliyor...

Köy, 1925 yılındaki Şeyh Said İsyanı'na etkin olarak katılımıyla dikkati çekmiş.

Eski adı "Serder"miş ["Serdê"]... 1964 yılına gelindiğinde ismi Hükümet tarafından değiştirilmiş, "Seren" olmuş.

Aslında bir Ermeni yerleşimi...

İlk yerleşimin ne zaman olduğu, nasıl olduğu ve yerleşim yerinin kimler tarafından kurulduğu bilinmiyor. Bilinen şey; Ermenilerin köy halkını oluşturduğu; zamanla Sünnî - Şâfiî Kürtlerin de yerleşik nüfus arasına katıldığı.

Seren [Köyü] - Hani, Diyarbakır (1980)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

"Büyük Felaket" sonucunda Ermeni nüfus azalmış. 1921 yılına gelindiğinde Sünnî - Şâfiî Kürtlerle Ermeniler arasındaki "çatışmalar"ın ardından köyde Ermeni nüfustan sadece kimi "coğrafi" isimler dışında eser bile kalmamış... "Garo", "Sarkis", "Mahle" gibi Ermenice isimler, artık "yeni sahipleri"nce, "tarlaları"nın coğrafi  sınırlarını ve yerlerini belirtir olmuş.

1925 Şeyh Said İsyanı, köyde yeni bir göç dalgasını getirmiş. Şeyh Said'e aktif destek veren köy halkı, bu desteğinin bedelini de bir şekilde ödemiş. Köyün mâkûs tâlihi bu kez Hükümet güçlerinin müdahalesine maruz kalmış. Köy 3 kez ard arda yakılmış.

Hükümetin gazabına uğrayanlar, köy mezarlığında ebedî istirahatla cezalandırılmış. Kaçabilenler dağa sığınmış. İsyan yatıştıktan sonra, dağa sığınanların bir kısmı; köyüne geri dönmüş; yıkılan - yakılan konutlar yeniden yapılmış... Dağa sığınanlardan geriye dönmeyenleri de 1928'de Suriye'de ve Irak'ta soluğu almışlar. Günümüzde köyün Suriye ve Irak'taki birinci dereceden akrabaları da bu şekilde oluşmuş...

6 Ocak 2014 Pazartesi

Türkiye'deki Kırım Tatar ve Nogay Köy Yerleşimleri

Kırım Hanlığı'nın halkı olan Kırım Tatarları ve Nogaylar, Osmanlı Devleti'ne ve Türkiye Cumhuriyeti'ne göç eden en kalabalık topluluklardandır. Yüz binlerce Kırım Tatarının ve Nogay'ın göçü, Osmanlı Devleti ve onun halefi Türkiye Cumhuriyeti'nin demografik yapısında hayatî değişikliklere yol açtı. Konunun önemine rağmen, Türkiye'ye Kırım Tatar ve Nogay göçlerinin hikâyesi, göçmenlerin ve onların ahfadının yerleştikleri yerlerdeki serencamı hususunda günümüze kadar pek az şey yazıldı. Özellikle, Kırım Tatarlarının ve Nogayların Türkiye'deki dağılımları, yaşayışları, koruyabildikleri ölçüde otantik dil ve kültürleri, birbirleriyle ve diğer toplumlarla ilişkileri gibi konular akademik seviyede yeterince işlenmedi.

Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti'nde, Kırım Tatar ve Nogay muhacirler büyük ölçüde köylere iskân edildiler. Öte yandan, şehir ve kasabalara da muhacirler yerleştirildiği gibi, köylere iskân edilenlerin veya onların soyundan gelenlerin pek çoğu da zaman içinde şehirlere taşındı. Hakan Kırımlı'nın tüm Türkiye coğrafyasını kapsayan eser, Kırım Tatarlarının ve Nogayların yaşamış oldukları köyleri, bu toplulukların geçmişteki ve bugünkü dağılımını ortaya koyuyor.

Kırım Tatarlarının ve Nogayların günümüz Türkiye'sinde yaşadığı köylerin hangileri olduğunu belirleyen Kırımlı, neredeyse bütün Türkiye coğrafyasına yayılmış olan bu köylerin genel yapısını ve özelliklerini inceliyor. Çalışmanın ilk kısmında, hangi toplulukların Kırım Tatarı veya Nogay olarak adlandırılması gerektiği sorunu ile genel olarak göç ve iskân süreci ele alınıyor. Kitabın ikinci kısmında ise bahsedilen köylerin tarihî, etnografik, kültürel ve sosyal profilleri müstakil olarak sunuluyor..

Ayrıca bir değerlendirme için bkz. → turkiyat.gazi.edu.tr/posts/download?id=44250‎

Hakan Kırımlı: Türkiye'deki Kırım Tatar ve Nogay Köy Yerleşimleri. Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2012, 654 S., ISBN:978-975-333-283-5

25 Aralık 2013 Çarşamba

Etnografi Olarak Sanat, Sanat Olarak Etnografi

Etnograf Leyla Neyzi ve video sanatçısı Köken Ergun çalışmalarını, konu ettikleri gruplar tarafından oluşturulan yaratıcı süreçlerin bir temsili ve yeniden kuruluşu olarak görüyorlar. Söyleşide pratiklerinin kesişme noktalarından yola çıkan Neyzi ve Ergun, refleksivite, etik, okuyucu ve izleyicinin çoğulluğu gibi temaları tartışıyor.

Söyleşinin ardından, sanatçının 63. Berlin Film Festivali'nde ödül kazanan 2012 yapımı Aşura (22 dakika, Türkçe-Azerice, İngilizce altyazılı) adlı kısa filminin gösterimi yapılıyor.

Ergun'un Salt Ulus'taki "Kitle ve İktidar" sergisi kapsamında düzenlenen söyleşi Salt Ulus'ta canlı yayınla aktarılıyor; film Salt Galata ve Salt Ulus'ta eş zamanlı olarak gösteriliyor.

Prof. Dr. Leyla Neyzi

Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi'nde öğretim üyesi. 2011-2012'de ekibiyle, "Türkiyeli Gençler Anlatıyor: Sözlü Tarihin Geçmişle Yüzleşme, Toplumsal Uzlaşma ve Demokratikleşmeye Katkısı" adlı bir proje yürüttü. Haydar Darıcı'yla hazırladığı son kitabı "Özgürüm ama Mecburiyet Var" - Diyarbakırlı ve Muğlalı Gençler Anlatıyor, 2013'te İletişim Yayınevi tarafından yayımlandı. Diğer kitapları arasında, "Nasıl Hatırlıyoruz? - Türkiye'de Bellek Çalışmaları" (2011, İş Bankası Kültür Yayınları); "İstanbul'da Hatırlamak ve Unutmak - Birey, Bellek ve Aidiyet" (2011, Tarih Vakfı Yurt Yayınları) ve "Ben Kimim?" - Türkiye'de Sözlü Tarih, Kimlik ve Öznellik (2005, İletişim Yayınevi) bulunuyor.

Köken Ergun

Video sanatçısı. İşleri, Platform Garanti, Palais de Tokyo, Stedelijk Museum Bureau Amsterdam, KIASMA Museum of Contemporary Arts, Digital ArtLab, Casino Luxembourg, Heidelberger Kunstverein ve Kunsthalle Winterthur gibi uluslararası kurumların yanı sıra Oberhausen, Rotterdam, Sydney ve Zagreb film festivallerinde gösterildi. 2007'de "Bayrak" (2006) ile Rotterdam Film Festivali'nde, 2013'te "Aşura" (2012) ile 63. Berlin Film Festivali'nde ödül kazandı.

Etnografi Olarak Sanat, Sanat Olarak Etnografi - Söyleşi: Leyla Neyzi ve Köken Ergun; Gösterim: "Aşura" (2012) / 25 aralık 2013; Salt Galata [kurucu Garanti Bankası], Oditoryum, Bankalar Caddesi 11, Karaköy - 34420 İstanbul; Tel.: (0212) 334 22 00

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Ege Bölgesi Kadın Kıyafetleri

Ayten Sürür:
Ege Bölgesi Kadın Kıyafetleri.
Ak Yayınları Türk Süsleme
Sanatları Serisi: 7, İstanbul 1983, 64 S.
[İsmail Engin] - Ayten Sürür'ün "Ege Bölgesi Kadın Kıyafetleri" adlı eseri, "Kısaltmalar" ve "Önsöz" dışında, dört bölüm ve "Sonsöz", "Notlar", "Bibliyografya" ile "İngilizce Özet"ten oluşuyor.

Eserinde, Türkiye'deki geleneksel kadın giyimine ve tarihine ana hatlarıyla değinen ve Ege Bölgesi'ndeki kadın giysilerini tanıtmayı amaçlayan yazar, "Giyim Kuşama İlişkin Genel Tanımlar" adını taşıyan ilk bölümde, giyimin tanımı, amacı ve Türkiye'de bir yaşam biçimi olarak giyim-kuşam üzerinde duruyor.

"Yaşam Biçimleri" başlığı altındaki ikinci bölümde, Türkiye'deki geleneksel yaşam biçimlerinin oluşumunu irdeleyen ve kentleşme-geleneksel yaşam arasındaki ilişkilerde değişime dikkat çeken Sürür, yarı göçebe yaşam biçimini sürdüren Türkmen ve Yörükleri örnekliyor; yerleşik yaşam biçimini seçen Tahtacıları konu ediniyor.

"Geleneksel Yaşamda Kadın ve Kadın Giyimi" başlığını verdiği üçüncü bölümde yazar, geleneksel yaşam biçimi örneğinde kadını ele alıyor; geleneksel kadın giyim biçimlerini oluşturan temel bölümleri kümelendiriyor.

Yazarın "Batı Anadoluda Geleneksel Yaşam Biçimlerine Göre Ege Yöresi Kadın Giyimi" başlığıyla ele aldığı eserin ana konusunda, kentleşme-geleneksel yaşam biçimi (göçebe, yarı göçebe ve köylü türü) arasındaki ilintilere ve değişime vurgu yapılıyor; kadın giyimi açıklanıyor. Bu bağlamda, kadın giyimini-giysisini oluşturan giysi parçalarının değişik türlerini gözler önüne seriliyor. Bu giysi parçalarında mekân ve zamana göre oluşan değişikliklere de değiniliyor; fonksiyonel açıdan bunun nedenleri açıklanıyor.

16 Temmuz 2013 Salı

Erginer, Gürbüz [Gürbüz Erginer]

 Prof. Dr. Gürbüz Erginer
(1945 – 2009)
[İsmail Engin - KanalKultur] - Prof. Dr. Gürbüz Erginer (1945 – 2009): Türk antropolog-folklorist. 1 mart 1945'te İstanbul Kartal'da doğdu. Ankara / Mamak İlkokulu'nda başladığı ilköğrenimini Aydın Gazipaşa İlkokulu'nda 1952'de tamamladı. 1964'te Aydın lisesinden mezun oldu.

1970'te Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Etnoloji Kürsüsü'nü bitirdi. 1970-1971 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı Milli Folklor Enstitüsü'nde araştırmacı olarak çalıştı. 1973-1974 yılları arasında da Ankara Etnografya Müzesi'nde asistan olarak görev yaptı.

1974'te TRT Ankara Televizyonu'nun açtığı film kamera asistanlığı sınavını kazanarak, TRT Ankara Televizyonu'nda kameramanlık yapmaya başladı. Bu arada Fransa'da optik bakım ve onarım kursu ile TRT ve Avusturya Kültür Ofisi'nin ortaklaşa düzenlediği "Etnografik Filmler Kursu"na katıldı. 1976 yılına kadar TRT'de kameramanlık yaptı.

1976'da Ankara Üniversitesi DTCF Etnoloji Kürsüsü'nde asistan oldu. 1978'de yüksek lisansını tamamladı.14 mart 1979'da "Halk Takvimi ve Halk Meteorolojisi" konusunda başladığı doktora çalışmasını "Uşak Halk Takvimi Halk Meteorolojisi" ana başlığıyla 15 nisan 1982'de bitirdi ve "edebiyat doktoru" oldu. 1985'te aynı fakültede Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Halkbilim Anabilim Dalı'nda yardımcı doçentliğe atandı.


1993'te etnoloji ve sosyal antropoloji doçenti ünvanını aldı. 1998'de profesör oldu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Halkbilim Bölümü Etnoloji Anabilim Dalı'nda görev yaptı ve bölüm başkanlığı yürüttü.

Antropoloji ve Ordu-Askerlik-Militarizm Çalışmaları... - Sınırları Aşmak

[KanalKultur] - "Sosyo-Kültürel Antropolojinin Açmazları", "Disiplin(lerarası) ve Sınır Kavramlarının Eleştirisi", "Kent", "Türkiye'de Yeni Medya Etnografisi", "Kağıtsız Göçmenler, Epistemik ve Pragmatik Ortaklıklar ve 'Zamansız' Etnografi", "Kadın Gözüyle Bilgi Üretmek", "Antropoloji ve Ordu-Askerlik-Militarizm Çalışmaları", "Antropoloji'nin Yeni Nesnesi ve Öznesi Olarak Kürtler", "Türkiye'de Sekülerizmin Antropolojisi", "Türkiye'de Göçerleri Çalışmak...", "İnisiyasyon Ritüeli Olarak Masallar"...

Mardin Artuklu Üniversitesi Antropoloji Bölümü 20-21 ekim 2011 tarihleri arasında "Sınırları Aşmak - Türkiye'de Sosyo-Kültürel Antropoloji Çalışmalarında Yeni Yaklaşımlar" başlıklı bir çalıştay düzenledi.

Çalıştayın "Açılış Konuşmaları"nı Serdar Bedii Omay (Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü) ve Ramazan Aras (Antropoloji Bölüm Başkanı) yaptı. "Kapanış ve Değerlendirme Oturumu" dışında "Türkiye'nin Değişim Sürecinde Antropoloji", "Antropoloji ve Disiplinler Arası Yaklaşımlar - 1", "Antropoloji ve Disiplinler Arası Yaklaşımlar - 2", "Etnografik Çalışmalarda Sorunlar ve Yeni Yaklaşımlar" ve "Türkiye'nin Toplumsal ve Siyasal Değişim Sürecinde Antropoloji Çalışmaları" başlıklı toplam beş oturumda 20 bildiri tartışmaya açıldı.

"Sınırları Aşmak - Türkiye'de Sosyo-Kültürel Antropoloji Çalışmalarında Yeni Yaklaşımlar" çalıştayında şu bildiriler yer aldı:

Ali Tayfun Atay (Ankara Üniversitesi): Antropoloji'nin Gelişim Süreci; Ali Murat Yel (Fatih Üniversitesi): Antropoloji Çalışmalarının Gelişimi Önündeki Engeller; Nükhet Sirman (Boğaziçi Üniversitesi): Antropolojinin Değişime Bakışı; Ceyhan Süvari (Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi): Üniversitelerde Sosyo-Kültürel Antropolojinin Açmazları; Bülent Tanju (Mardin Artuklu Üniversitesi): Disiplin(lerarası) ve Sınır Kavramlarının Eleştirisi; Uğur Tanyeli (Mardin Artuklu Üniversitesi): Mimarlık Gündelik Yaşamı Nasıl Görmez?; Ayşegül Baykan (Mardin Artuklu Üniversitesi): Antropolojinin Çalışma Nesnesi Olarak Kent; Gülçin Tunalı-Koç (Ruhr-University Bochum, Almanya): Mardin Özelinde Osmanlı Tarihini Antropolojiyle Yazmak; Erkan Saka (Bilgi Üniversitesi): Türkiye'de Yeni Medya Etnografisi Yapmak; Ebru Kayaalp (İstanbul Şehir Üniversitesi): Etnografik Çalışmalarda Yeni Arayışlar, Alanlar ve Failler; Ayşe Parla (Sabancı Üniversitesi): Kağıtsız Göçmenler, Epistemik ve Pragmatik Ortaklıklar ve "Zamansız" Etnografi; Şeyda Başlı (Mardin Artuklu Üniversitesi): Kadın Gözüyle Bilgi Üretmek: Türkiye'de Kadın Çalışmaları Deneyimi; Ayşe Gül Altınay (Sabancı Üniversitesi): Antropoloji ve Ordu-Askerlik-Militarizm Çalışmaları;Ramazan Aras (Mardin Artuklu Üniversitesi): Antropoloji'nin Yeni Nesnesi ve Öznesi Olarak Kürtler; Mehmet Murat Şahin (Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi): Türkiye'de Sekülerizmin Antropolojisi Neye Benzer?; Güner Coşkunsu (Mardin Artuklu Üniversitesi) & Ayşe Hilal Tuztaş (Yeditepe Üniversitesi): Türkiye'de Göçerleri Çalışmak...; Aksu Bora (Hacettepe Üniversitesi): "Onların Kültürü Öyle": Bir Siyasal Maymuncuk Olarak Kültür Kavramı Arzu Öztürkmen (Boğaziçi Üniversitesi) - Folklor ve Sözlü Tarih Arasında Tarihsel Etnografi: Kültürel Formlar ve Farklı Hatırlama Türleri; Elif Kanca (Mustafa Kemal Üniversitesi): Sözlü Anlatılara Antropolojik Yaklaşım: İnisiyasyon Ritüeli Olarak Masallar; Nurdan Atalay-Güneş (Mardin Artuklu Üniversitesi): Ekonomik Sosyoloji ve Ekonomik Antropoloji: Ne öğrenebiliriz? [KanalKultur]

Sınırları Aşmak - Türkiye'de Sosyo-Kültürel Antropoloji Çalışmalarında Yeni Yaklaşımlar Çalıştayı / 20-21 ekim 2011, Mardin

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Antropoloji ve Belgesel

[KanalKultur] - Documentarist, bir grup bağımsız belgeselcinin inisiyatifiyle Avrasya Sanat Kolektifi (ASK) çatısı altında gerçekleştirilen bir etkinlik. Belgeselin, sosyal bir sorumluluk alanı olduğu kadar sinemasal bir yaratım aracı olduğuna inanan, dünyanın her köşesinde benzer bir kaygıyla hareket eden belgeselcilerin işlerini merak eden ve bu ürünleri Türkiye'deki belgesel meraklılarıyla da paylaşmak isteyen bir grup...

Documentarist İstanbul Belgesel Günleri, 31 mayıs - 5 haziran 2011 tarihleri arasında 4'üncü kez belgeselseverlerin karşısındaydı. Festivalin bu seneki programında dünyanın önemli festivallerinden seçilmiş 40'ı aşkın ülkeden 80'den fazla film yer aldı.

Festivalin birbirinden ilginç bölümleri arasında yer alan "Antropoloji ve Belgesel" adlı bölümde Jose Padilha, Jean Rouch, Asen Balikci ve Charles Laird tarafından çekilen 6 belgesel izleyiciye sunuldu. Farklı olanı ya da farklı kültürleri meraklısıyla tanıştırdı. Ve görsel antropolojinin öncülerinden İstanbul doğumlu Asen Balikci, Documentarist'in bu seneki sürpriz konuklarından biri oldu. Türkiye'de ismi az bilinmekle birlikte, Kanada'nın önemli antropologlarından olan ve 1960'lardan itibaren yaptığı filmlerle görsel antropolojide önemli bir yol açmış olan Balikci, Alaska'dan Bulgaristan'a çeşitli coğrafyalarda çektiği filmlerden bir seçkiyle Türkiye'de ilk kez seyirciyle buluştu. Documentarist 2011 kapsamında geçekleşen bu buluşmada, fikirleri disiplinlerarası dolaşıma sokmak gerekliliğinden yola çıkılarak, görsel antropoloji alanında Türkiye'de edinilmiş deneyimlerden bir tanesi olan "Kırsal Avrupa'yı Derinlemesine Anlamak Projesi" paylaşıldı. Etnografik film yapım yöntemleri, alan araştırması yapmak, tüm bu süreçte karşılaşılan sorunlar ve çözüm yolları, etnografik filmin belgesel sinemayla ilişkisi konuları, görsel antropoloji tarihinde önemli isimlerden biri olan Asen Balikci'yla tartışıldı...

"Antropoloji ve Belgesel" bölümünde şu belgeseller gösterimdeydi:

Kabilenin Sırları (Secrets of the Tribe), Jose Padilha, Brezilya, 2010, 96'

60'lı ve 70'li yıllarda Batılı antropologlar Amazonlar'daki modern hayatın el sürmediği 'bakir' sahaları gözlemlemek üzere buralara akın ettilerinde ve dünyanın son "medenileşmemiş" kabilelerine baskın yaptıklarında ne oldu? Üniversiteden yeni mezun bu toy adamlar, birlikte yaşadıkları, çalıştıkları ve filme çektikleri kabile sayesinde macera yaşayıp üne kavuştular ama otuz yıl sonra bu sızıntının etrafında gelişen olaylar akademi etiği ve sürtüşmeler açısından bir skandala dönüştü. "Kabilenin Sırları" aynı zamanda bu antropologların yarattığı hasarı da belgeliyor.

Çılgın Efendiler (Les maîtres fous/The Mad Masters), Jean Rouch, 1955, 30'

Kariyerine Batı Afrika'daki kabilelileri çalışan bir etnograf olarak başlayan Jean Rouch, etnografik belgeselin babası olarak anılıyor. "Çılgın Efendiler", 1950'lerde Afrika'da çektiği sayısız filmle kendine has bir gözlem ve hikaye anlatma tekniği geliştiren Rouch'un ilk filmlerinden. Film aynı zamanda sinema vérité'ye atılan kararlı bir adım niteliğinde. "Çılgın Efendiler", Nijerya ve Gana'da yaşayan Songhay kabilesi'ndeki Hauka hareketini zaman zaman rahatsız edici bir bakışla mercek altına alıyor. Filmde kabile üyelerinin, Fransız ve İngiliz kolonilerinin otoritesi altında düzenledikleri bir törene tanıklık ediyoruz. 1925'te başlayan ritüel, zamanla kolonyal egemenliğe karşı düzenlenmeye başlıyor. Rouch bu ritüelleri önceden de gözlemlemişti. Daha sonra filmi geleceğe aktarmak isteyen tarikat önderlerinin davetiyle yılın en büyük törenine katıldı ve ortaya "Çılgın Efendiler" çıktı. Basit bir 16 mm el kamerası kullanan rouch, ritüeli grafik ayrıntılarıyla kaydediyor.

Deniz Buz Kampında Kış: 1 (At The Winter Sea Ice Camp: Part 1), Quentin Brown, Asen Balikci, Kanada, 1967, 36'

Asen Balikci'nin, geleneksel Eskimo yaşamı üzerine gerçekleştirdiği serinin en ilginç bölümlerinden biri... Kışın en şiddetli zamanlarında, köpekleriyle seyahat eden Netsilik Eskimoları'nın kamp kurmasını izliyoruz. Erkekler buzdan briketler oluştururken, kadınlar küreklerle yer açar. Kısa bir süre sonra başlarını sokacakları bir sığınak oluşturular. Geceyi burada geçirdikten sonra, erkekler sabah erkenden mızraklarını hazırlar, köpekleri kızağa koşar ve buzdan denize doğru açılırlar...

Deniz Buz Kampında Kış: 2 (At The Winter Sea Ice Camp: Part 2), Quentin Brown, Asen Balikci, Kanada, 1967, 36'

Sabahleyin kadınlar kürkleri havalandırmak üzere igloo'nun üzerine serer. Çocuklar, kemikten sopalarıyla buzun üzerinden top koşturur. Erkekler fokbalığı avı peşindeyken, kadınlar bebekleriyle oynar, igloo'yu onarır, yaşlı bir kadın bebeğin beşiğini sallar... Bir başka kadın genç bir kıza kürkten giysi yapmayı öğretir. Derken, erkekler avladıkları fokbalıkları ile çıkagelirler... Bu bölmde, Netsilik Eskimoları'nın kış kampında igloo etrafında dönen yaşamı yansıtılıyor.

Ephtim D.'nin Yaşamında Bir Ay (One Month in the Life of Ephtim D.), Asen Balikci, Kanada, 2003, 56'

73 yaşındaki emekli postacı Ephtim D. eşi ile birlikte Sofya'nın banliyösünde üç odalı dairesinde yaşamaktadır. Bir sosyalist olarak ''çılgın'' demokrasi ile geçiş döneminin belirsizlikleri arasında bocalamaktadır. Çiftin emekli maaşları toplamda 66 Euro'dur. Ephtim aile bütçesini dengeleme konusunda büyük zorluklar çekmektedir. Ücretsiz tıbbi bakım ve aşevindeki öğle yemekleri hayatta kalma stratejilerinin olmazsa olmazlarıdır. Filmde, Bulgar bir emeklinin portresi küresel boyuttaki umutsuzluk ve geride kalan komünizme duyulan özlem çerçevesinde yansıtılır.

Onun Gözünden (Through These Eyes), Charles Laird, Kanada, 2003, 55'

1970'lerden bir Amerikan ilkokul programı, "İnsan: Bir Çalışma Konusu" (MACOS) başlığıyla, Kanada’da kutuplarda yaşayan kişileri inceleyerek, öğrencilere toplumlarına yeni bir gözle bakmalarını sağladı. Bunun sonucunda görsel antropolojinin en önemli örneklerinden biri olan "Netsilik Film Serisi" ortaya çıktı. Fakat çizilen Netsilik portreleri, Amerika etrafındaki topluluklarda çatlaklar yaratcak biçimde değer çatışmalarına yol açtı ve politika ve eğitim arasındaki hassas ilişkiyi açığa çıkardı. Akademik ve tutucu güçler arasında alevli ulusal tartışmalar birbirini izledi. [KanalKultur]