Bu Blogda Ara

Ermeniler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ermeniler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2016 Perşembe

Ermenice Elyazması Kolofonlar: Elyazması Kolofonlarda Celali İsyanları

Toplumsal Tarih ocak 2016'da yayınlanan 265. sayısında Henry Shapiro’nun '17. Yüzyıl Osmanlı-Ermeni Sosyal ve Entelektüel Tarihine Aralanan Yeni Bir Pencere: Ermenice Elyazması Kolofonlar' başlıklı yazısını kapağa taşıyor. Henry Sapiro, Ermeni rahiplerin yazdığı ve Türkçe tarih yazımında neredeyse hiç yararlanılmamış olan elyazması kolofonlardan örnekler sunuyor.

Sato Moughalian 'Kütahya’dan Kudüs’e: Kudüs’te Ermeni Seramik Ticaretinin Doğuşu' başlıklı yazısında, Kudüs’ün dokusuna işlemiş seramik ustalığının Osmanlı döneminde Kütahya’daki Ermeni zanaatkârlara uzanan köklerinin izini sürüyor.

Sinem Erdoğan '18. Yüzyılda Nakkaşhane Üzerine Belgeler: Sûrname-i Vehbî ve Musavvir İbrahim Çelebi' başlıklı yazısında, 1720 yılında Osmanlı Sarayı’nda düzenlenen şenlik için hazırlanan resimli sûrname kopyalarının üretim süreci hakkında yeni fikirler öne sürüyor.

Sibel Gürses Söğüt 'Osmanlı’nın Modernleşme Sürecinde İstanbul’un Yangın Söndürme Araçları' başlıklı yazısında Osmanlı’da suyun yangınla mücadeledeki yerini ve kurulan su şebekesiyle yangın söndürme konusundaki tasarıları ele alıyor.

7 Temmuz 2015 Salı

Emval-i Metruke ve Tasfiye Komisyonlarının Yapısı ve İşlevi

Toplumsal Tarih, temmuz 2015'te yayınlanan 259. sayısında Ümit Kurt’un “Emval-i Metruke ve Tasfiye Komisyonlarının Yapısı ve İşlevi” başlıklı yazısını kapağa taşıyor. Ümit Kurt, Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki belgelerden yola çıkarak Ermenilerin yaşadığı bölgelerde 33 Emval-i Metruke Komisyonu ve 42 Tasfiye Komisyonu oluşturulduğunu ortaya koyuyor; komisyonlardan biri Osmanlı Ermeni vatandaşlarının mallarını tespit ederken, diğeri de tespiti yapılan malları şahıslara satmak veya orduya bağışlamak gibi yollarla tasfiye etmiş.

K. Aslıhan Yener, “Alalah Kazıları 15 Yaşında” başlıklı yazısında, Hatay’da antik Alalah kentinde on beş yıldır yönettiği kazının, 1930’larda ilk çalışmaları başlatan C. Leonard Woolley’den bu yana geçtiği aşamaları anlatıyor. Mehmet Öznur Alkan yine resmi propaganda plaklarından yola çıkarak, bu kez de “Tarihin Sesli Tanıkları: ‘Demirel Demirel İktidara Yine Gel’” başlığı altında, Süleyman Demirel’i öven ve yeren plakları renkli örneklerle tanıtıyor.

“Ziya Gökalp, Nâzım Hikmet ve Tevfik Fikret” başlıklı yazısında Zafer Toprak, ölümünün 100. yıldönümünde Tevfik Fikret’i anıyor ve bu üç yazarın birbirine bakışını değerlendiriyor. Saltuk Duran’ın “Direktuar Dönemi Fransa’sının Yunan Politikaları Çerçevesinde Manililer” başlıklı yazısı, Yunanistan’ın güneyinde Mora yarımadasının güneybatı ucunda yaşayan isyankâr Mani halkını ele alıyor.

Adam Bennet McConnel, “Ankara Cinayetini Amerikan Belgelerinden Okumak”ta, 16 Ekim 1945’te yaşanan ve literatürde “Ankara cinayeti” olarak geçen, Dr. Neşet Naci Arzan’ın Haşmet Orbay tarafından öldürülmesi olayına dair farklı iddiaları karşılaştırıyor. Beno Kuryel “Matematiğin Tarihsel Dinamikleri” başlıklı yazı dizisinin ilk bölümünde, matematiğin tarihsel bir evrime sahip olduğu savından hareketle, Paul Ernest’in “Değerler ve Matematiğin Toplumsal Sorumluluğu” başlıklı makalesinin çevirisini sunuyor.

19 Haziran 2015 Cuma

Soykırım Meselesi - Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Döneminde Ermeniler ve Türkler

Ronald Grigor Suny, Fatma Müge Göçek ve Norman M. Naimark’ın hazırladığı "Soykırım Meselesi - Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Döneminde Ermeniler ve Türkler", adlı derleme, tarih çalışmalarında yeni yaklaşımları temsil ediyor ve Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine odaklanıyor.

Kitapta yer alan makaleler, Osmanlı İmparatorluğu’nun nüfus politikalarının ve toplumun farklı kesimlerini teşhis etme becerisinin, olayların gelişimindeki bağlamın, ihtimallerin ve zamanlamanın önemine vurgu yaparken, farklı milletlerden muhacirlerin oluşturduğu motivasyona dair de farklı fikirler sunuyor.

"Soykırım Meselesi —Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Döneminde Ermeniler ve Türkler", konuyu “soykırım var mı, yok mu” sorusunun, inkâr ve kabul tartışmasının ötesine taşıyor.

Türkiye'den ve dünyanın başka ülkelerinden çeşitli akademisyenlerin bir araya gelerek oluşturduğu Ermeni ve Türk Çalışmaları Atölyesi'nin çalışmaları sonucunda şekillenen kitapta Donald Bloxham’dan Fikret Adanır’a, Erik Jan Zürcher’den Fuat Dündar’a, konuya yıllarını veren uzman isimlerin makaleleri bulunuyor.

Makale çeşitliliği, 1915 üzerine Türk tarih yazımından Doğu Anadolu’daki tarım ve mülkiyet ilişkilerine, Ermeni partilerinin siyasi niteliğinden Balkan savaşlarının tehcir kararı üzerindeki etkisine, dönemin Almanya ve Rusya’sının devlet ve kamuoyunun konuya bakışından yeni kurulan cumhuriyetin meseleye yaklaşımına, Ermeni soykırımına dair kapsayıcı ve bütüncül bir taramaya izin veriyor.

18 Mart 2015 Çarşamba

İstanbul Modern'de Motifler, Temalar ve Yaklaşımlar: Ermenistan ve Türkiye’den Video Sanatı

“Temalar; geçmiş, tarih, bellek, emek, rahatsızlık, doğa ve kültür gibi ortak içerikleri sunar. Tekrarlayıcı bir unsur olan motifler; hareket, mimari, doğa ve bedenin ardındaki fikre odaklanırken bir karşılaşma alanı teşkil eden tavırlar ise Ermenistan ve Türkiye’nin ortak geçmişine, bugününe ve iç içe geçmesi olası geleceklerine; ortak tarih, kültür ve yaşamlarına işaret eder.”

Hrant Dink Vakfı’nın oluşturduğu Türkiye-Ermenistan Burs Programı aracılığıyla 2014 ekim ayından bu yana İstanbul Modern’in küratöryel bölümünde araştırmalarına devam eden Seda Shekoyan, Ermenistan ve Türkiye’deki video sanatı hakkında bir sunum ve video gösterim programı için araştırma yaptı.

Güncel video sanatına odaklanan Artists’ Film International 2014-2015 (Uluslararası Sanatçı Filmleri) programı kapsamında düzenlenen etkinlik, Türkiye ve Ermenistan’dan farklı nesillerden 6 sanatçının 2000 sonrası video üretimleri üzerinden komşu iki coğrafyanın ortak sanatsal meselelerine bakıyor.

Gösterimi yapılacak videolar arasında “Motifler, Temalar ve Yaklaşımlar” başlığı altında üç farklı katmanda karşılaşma sağlamayı hedefleyen Seda Shekoyan, sanat ile gerçeklik arasındaki ilişkiyi belgesel görüntüler üzerinden araştırıyor.

29 Ocak 2015 Perşembe

Helen Sheehan - Ermeni Aile Hikâyeleri ve Kayıp Manzaralar | Armenian Family Stories and Lost Landscapes

Depo, İrlandalı fotoğrafçı Helen Sheehan'ın Türkiye'deki ikinci sergisine ev sahipliği yapıyor. Sheehan fotoğraflar ve ses eserlerinden oluşan işlerini, Mayıs 2014'te Anadolu Kültür / Diyarbakır Sanat Merkezi'nin düzenlediği fotoğraf festivali kapsamında Diyarbakır St. Giragos Ermeni kilisesinde sergilemişti.

Sheehan'ın Ermenistan ve diasporaya olan ilgisi, Venedik'teki St. Lazzaro adasındaki Mekitarist okulunda öğretmen olarak çalıştığı 1990'larda ortaya çıkar. Bu ilgi 2009'da, sürgünlerin torunlarıyla tanışma imkânı bulduğu Paris ve Londra'da, Ermeni diasporasına ait öyküleri nakletmeye karar vermesiyle yeniden canlanır. Tesadüfen bu ailelerin birçoğu atalarının izlerini, onların Digranagerd ismiyle bildikleri, Diyarbakır şehrine kadar sürebiliyordu. Diğerlerinin Maraş, Zeytun ve Van bölgesiyle bağlantıları vardı. Sheehan bu insanların kayıp manzaralarıyla bağlantı kurmaya çalışırken, bahsedilen yerlerde şu anda yaşayan ve buraları kendi yerlerine dönüştüren insanları da hikâyeye dahil ediyor.

Sheehan fotomuhabirlik ve sanatsal ilgilerini 1980'lerde İrlanda'da sanat okurken birleştirdi. Yirmi yıl içinde, diaspora anlatılarına ve özellikle de zorla yerinden edilme deneyimlerine tekrar tekrar döndü. 1990'larda Eski Yugoslavya'nın etnik çeşitliliğe sahip kentleri Saraybosna, Vukovar ve Mostar'ın parçalanma süreçlerini fotoğrafladı. Bu çalışma insan hakları meselelerine olan ilgisini perçinledi ve Uluslararası Af Örgütü'yle iş birliği içinde Slovenya, Dublin ve Londra'da sergiler açtı. Diğer işleri arasında, Elle Magazine, The Independent gibi basılı yayınlar için çalışmalar ve BBC Dünya Servisi için radyo programları sayılabilir.

* * *

Armenian Family Stories and Lost Landscapes

This is Irish photographer Helen Sheehan's second exhibition in Turkey. In May 2014 she showed her projected photographic sound pieces inside the restored Armenian church of St. Giragos in Diyarbakir as part of the week long photography festival hosted by Anadolu Kultur / Diyarbakır Sanat Merkezi.

Sheehan's interest in Armenia and its diaspora was triggered by working as a teacher in the Mechitarist Seminary school on the Armenian Island of St. Lazzaro in Venice in the 1990s. However this interest was re-awakened again in 2009 when she decided to narrate stories of Armenians in diaspora, both in Paris and London, where she was able to forge relationships with descendants of the exiles. By sheer co-incidence most of the families could trace their ancestors back to the Eastern Anatolian city of Diyarbakır, known to them as Digranagerd. Others have connections to Marash, Zeytun and Van region. Sheehan tries to connect with their lost landscape and also attempts to engage with the people now living in these places and how they have transformed them into their own spaces.

Sheehan's background is a fusion of photojournalist and fine art sensibilities which were forged in the context of attending Art college in the Republic of Ireland in the 1980s. For two decades she has returned again and again to diaspora narratives and in particular to the experience of being forcibly displaced. In the 1990s she photographed the break up of three formally multi-ethnic towns and cities in the Former Yugoslavia - Sarajevo, Vukovar and Mostar. This forged her commitment to human rights issues and she has exhibited with Amnesty International in Slovenia, Dublin and London. Other work includes commissions from Elle Magazine, The Independent, London and radio work for the BBC World Service.

Helen Sheehan - Ermeni Aile Hikâyeleri ve Kayıp Manzaralar | Armenian Family Stories and Lost Landscapes / 14 ocak – 8 şubat 2015 | 14 January - 8 February 2015; Depo | Tütün Deposu Lüleci Hendek Cad. No:12, Tophane - 34425 İstanbul; Tel.: +902122923956 

6 Ocak 2015 Salı

Fatih Sultan Mehmed Örneğinde Uygulamalı Bilim

Toplumsal Tarih'in, ocak 2015'te yayınlanan 253. sayısının kapağında Johannes Koder'in "Fatih Sultan Mehmed Örneğinde Uygulamalı Bilim" başlıklı yazısı yer alıyor.

Avusturya Bilimler Akademisi üyesi Johannes Koder, Eskiçağ'dan bu yana tarih kaynaklarında yer alan Hellen-Barbar, Avrupa-Asya antagonizmaları bağlamında II. Mehmed'in kendisini nasıl konumladığını irdeliyor. Viyana'da Thetis dergisinde yayımlanmış olan bu makaleyi Toplumsal Tarih için Peri Efe çevirmiş.

Alexander E. Balistreri "Kars'ta Kızıl Bayrak" başlıklı yazısında, 1917 Şubat Devrimi'nin Kars'taki yansımalarının izini sürüyor. Balistreri'nin yazısına, Rus askeri Aleksandr Denisoviç Metelyov'un Proletarskaya Revolyutsiya adlı dergide birinci ağızdan aktardığı sahneler eşlik ediyor.

Taylan Esin "I. Dünya Savaşı'nda Anadolu: Tehcir, Açlık ve Propaganda" başlıklı yazısında, Tehcir'in yoğun olduğu bölgelerde yaşanan nüfus kaybının, savaş yıllarında gündeme gelen iktisadi çöküşteki rolünü tartışıyor.

Zafer Toprak, "Sanayiden ve Emekten Yana Bir Dergi: Sanayi Mecmuası" başlıklı yazısında, 1. Dünya Savaşı arifesinde yayın hayatına başlayan Sanayi Mecmuası'nın değişen adlarla 1930'lara dek devam eden öyküsünü anlatıyor.

Yaşar Tolga Cora, Armeniolog, Şarkiyatçı ve yazar Hagop Siruni'nin Osmanlı ordusunda ihtiyat zabitliği yaptığı günleri ve Tehcir'den kurtulma hikâyesini yazarın anılarından alıntılarla aktarıyor.

Murat Koraltürk, "II. Dünya Savaşı'nın Denizlerde Neden Olduğu Sorun: Mayın ve Torpil Tehlikesi" başlıklı yazısında, II. Dünya Savaşı'nda denizlerde yaşanan çatışmaların Türkiye'nin sivil taşımacılığında yarattığı sorunlar üzerinde duruyor.

Ümit Kurt, "Birecik'te Ermeni Sürgünlerini Ölümden Kurtaran Cemil (Bahri) Könne" başlıklı yazısında, Tehcir sırasında Birecik'te Ermenileri sürgün ve ölümden kurtarmak için atölyesinde istihdam eden Cemil Könne'nin yaşam öyküsünü ve bu yoldaki çabalarını anlatıyor.

13 Kasım 2014 Perşembe

Atatürk Türbesi'nden Anıtkabir'e

Toplumsal Tarih Kasım 2014'te yayınlanan 251. sayısında kapakta Mehmet Ö. Alkan'ın "Anıtkabir'in Tekke Zaviyeler Kanunu'na Aykırılığı: 'Atatürk Türbesi'nden Anıtkabir'e" başlıklı yazısı yer alıyor.

Mehmet Ö. Alkan, 1948'de Anıtkabir'in bir inkılâp düzenlemesi olan tekke ve zaviyeler ile türbelerin kapatılmasıyla ilgili kanuna aykırı inşa edildiğinin gündeme getirilmesini ve bunun etrafında gerçekleşen tartışmaları konu ediyor.

Vangelis Kechriotis aslen Kapadokyalı olan ancak II. Meşrutiyet'in ilan edildiği yıllarda İzmir'de yaşayan Emmanouil Emmanouilidis'e ve onun dâhil olduğu Karamanlı Rum Ortodoks cemaatine odaklanıyor. Milliyetçi akımların hızla yükseldiği bir dönemde Karamanlıların özel bir durumu, bir sıkışmışlığı var. Karamanlılar Osmanlı Devleti'ne bağlı kalarak, onun Bizans'tan devralınmış kurumları içinde çalışarak ve onları ıslah ederek devam edebileceklerini düşünüyorlar.

Çiğdem Oğuz, büyük dedesi İsmail Ekmekçioğlu'nun I. Dünya Savaşı'nda bulunduğu yerleri kaydettiği anılar ve savaşa dair aldığı notlardan oluşan defteri merkeze alıyor. Osmanlı Ordusu'nun bir neferi olan İsmail Ekmekçioğlu'nun anıları Kanal Harekâtı'ndan Hindistan'a Thayetmyo Esir Kampı'na uzanıyor.

Ümit Kurt, 1915'te tehcir edilen ve kıyıma uğrayan Ermenilerin geride bıraktıkları malların iadesi konusunda Cebel-i Bereket kazasına (Osmaniye) bakıyor. Fransız işgali döneminde kazadaki askeri valinin tuttuğu defter geri dönebilen Ermenilere iade edilen malların listesini içeriyor.

Hristian Georgiyeviç Rakovski tarafından Ekim 1912'de kaleme alınan, Balkan savaşlarının Osmanlı İmparatorluğu ve öteki Balkan devletlerine etkisini de okuyabildiğimiz bildirinin tam metnini Mete Tunçay çevirisi ile sunuyoruz.

Işıl Çakan Hacıibrahimoğlu ve Mehmet Perinçek, Sovyet Rusya'nın önde gelen komutanlarından M. V. Frunze'nin 1920'lerin başında ziyareti sırasında gerçekleşen yemekte dolaştırılan anı defterinin tam metnini yayınlıyorlar.

23 Nisan 2014 Çarşamba

Silvina Der-Meguerditchian - Yeri Olmayan Bellek | Memory without a Place

Silvina Der-Meguerditchian'ın İstanbul'da gerçekleştirdiği ikinci kişisel sergisi 19 nisan 2014 – 25 mayıs 2014 tarihleri arasında Depo'da izleyicisiyle buluşuyor.

Sanatçının, 2011 yılında tarihçi Vahé Tachjian ile birlikte başlattığı Houshamadyan (www.houshamadyan.org) projesi Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Ermenilerin gündelik yaşam kültürlerine odaklanıyor ve geriye kalanlar üzerinden bu belleği yeniden inşa etmeye çalışıyor. Osmanlı Ermenileri tarafından üretilen her çeşit kültürel ürünün toplanması ve saklanması Houshamadyan çalışmalarının önemli bir bölümünü oluşturuyor.

İlk olarak Heinrich Böll Vakfı ortaklığında Berlin'de sunulan serginin İstanbul versiyonu için Der-Meguerditchian Houshamadyan koleksiyonundan parçaları ve websitesinin içeriğiyle ürettiği işleri bir araya getiriyor. Sanatçı beklenmedik kombinasyonları örtüştürerek, çeşitli katman ve yapıları birbiri üstüne getirerek, son derece heterojen teknikleri birleştirerek düğüm atma temasını sürdürüyor.

Der-Meguerditchian'ın çalışmalarının bütünü gözden geçirildiğinde öne çıkan görsel motiflerden biri, ip, iplik, örgü biçiminde sunulan kırmızı renkli bağlar. Bu bağlar geniş bir çağrışım yelpazesini de beraberinde getiriyor.

Sanatçının çalışmalarında kişisel deneyim ile kolektif bellek arasındaki geçişmeler oldukça belirleyici nitelik taşıyor.

Der-Meguerditchian'ın 1915 sonrası türlü zorluklar ardından yaşamlarını sürdürebilmek için Arjantin'e göçmüş olan ailesinin hikâyesi, yapıtlarını şekillendiren en önemli unsuru oluşturuyor. Kırmızı ipliklerin göndermede bulunduğu çağrışımlar anahtar niteliğindeki bu bilgiyle birlikte coğrafi bir özgüllüğe bürünüyor. Toprağından koparılmış yaşamlar... Ama bir şekilde bellek pratikleri aracılığıyla o toprakla süren temaslarına tutunuyorlar. Bununla birlikte örme ve dikme edimleriyle birlikte bu yaranın kapanabileceğine, bu koparılmışlığın iyileştirilebileceğine, en azından acının dindirilebileceğine, yaralı olanın korunabileceğine yönelik inanç sergide yer alan halı çalışmalarıyla ortaya konuyor.

***

Silvina Der-Meguerditchian's second solo exhibition in Istanbul will be hosted by Depo.

The project Houshamadyan (www.houshamadyan.org) was launched in 2011 by the artist together with historian Vahé Tachjian. The project aims to reconstruct the daily life of the Ottoman Armenians and their social environment in all its facets. For this reason a part of Houshamadyan's work is collecting and preserving cultural artifacts of all kinds produced by the Ottoman Armenians.

The first display of the exhibition took place in partnership with Heinrich Böll Foundation in Berlin. In the Istanbul version of “Memory without a Place” Der-Meguerditchian shows parts of Houshamadyan collection and artworks that are nurtured through the contents of the website. The artist pursues the knot-tying theme, the meshing of unlikely combinations by superimposing various layers and structures and combining extremely heterogeneous techniques to create newer and and bolder material syntheses.

One of the leading visual motifs in Der-Meguerditchian's oeuvre is cords of various forms that come in red. Presented as wool threads, long strings and braids, they beget a wide range of associations.

The interaction between personal experiences and collective memory is a decisive dynamic in the works of Der-Meguerditchian.

Her ancestors had to migrate from Anatolia to Argentina due to ceaseless sufferings in the aftermath of 1915 and this autobiographical element has been a pivotal factor shaping her work. It becomes possible to re-read the red threads in the artist's work through a geographical specificity in this light: as marks of lives that are ruthlessly torn away from their soil which nonetheless persist to sustain their bonds to it through various practices of memory. On the other hand, Der-Meguerditchian's carpets reveal the hope of healing the remaining wounds of having been uprooted; for soothing the suffering souls and embracing the wounded ones through acts of weaving and suturing.

Silvina Der-Meguerditchian - Yeri Olmayan Bellek | Memory without a Place / 19 nisan 2014 – 25 mayıs 2014; Tütün Deposu Lüleci Hendek Cad. No:12, Tophane - 34425 İstanbul; Tel.: (0212) 292 3956 

19 Mart 2014 Çarşamba

Meğer | Pure State of the Soul

Yusuf İres, Müslüman olarak yaşayan Dersimli bir Ermenidir. 71 yaşında vaftiz olmaya karar verir. Eşi Emine İres (72), bu durumu bir türlü kabullenemez fakat geçmişle hesaplaşmaktan da kendini alıkoyamaz.

Gösterildiği Festivaller

15. Eskişehir Uluslararası Film Festivali
Documentarist - 6. İstanbul Belgesel Günleri (Türkiye Panoraması)
20. Altın Koza Film Festivali

Ödül

20. Altın Koza Film Festivali, öğrenci filmleri yarışması / ''En İyi Belgesel''

Uğur Egemen İres

11 Mayıs 1988 İstanbul doğumlu, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema Televizyon Bölümü mezunu. Çeşitli kısa film projeleri gerçekleştirdi. 2010'da "Tayland ve Myanmar Günlükleri" adlı fotoğraf projesiyle Türkiye çapında birçok üniversite ve sanat kurumlarında fotoğraf gösterimi yaptı. 2011'de çektiği "Su Çatlağını Buldu" filmi, yurt içinde ve yurt dışında çeşitli festivallerde gösterildi.

Meğer | Pure State of the Soul - Yönetmen: Uğur Egemen İres; Senarist: Uğur Egemen İres; Görüntü Yönetmeni: Şükrü Özçelik; Yapımcı: Uğur Egemen İres; Yönetmen Yardımcısı: Resul Karaca; Kurgu:Uğur Egemen İres; Ses Kurgusu: Eren Devletli; Müzik: Mikail Aslan; Grafik Tasarım: Asya Fatma Bağcı; Oyuncular: Emine İres,Yusuf İres; Türkiye, 2013, 19'

13 Mart 2014 Perşembe

19. Yüzyılda Değişim ve Osmanlı Taşrasında Ermeni Elitleri: Erzurum'un Pastırmacıyanlar Ailesi

Tarih Vakfı Ankara Şubesi'nin düzenlediği "Ankara Tartışmaları" Yaşar Tolga Cora'nın (Şikago Üniversitesi, Doktora Adayı) "19. Yüzyılda Değişim ve Osmanlı Taşrasında Ermeni Elitleri: Erzurum'un Pastırmacıyanlar Ailesi" başlıklı sunumuyla 14 mart 2014 günü saat 18 - 20 arasında devam ediyor.

Erzurum ya da Osmanlı-Ermenilerinin adlandırdığı şekliyle Karin, Osmanlı'nın doğu vilayetlerindeki en önemli kent ve ticari ilişkileri en yoğun olan merkezdi.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermeni halkın başına gelenler, Rus işgalinin ve işgal sonrasının yol açtığı yıkım ve katliamlardan sonra ise şehir bir daha savaş öncesi durumuna dönemedi.

Savaş ortamında uygulamaya konulan tehcir, Osmanlı Ermenilerinin tarihine vurduğu damganın ötesinde, gerek Türk gerek Ermeni tarihyazıcılığını da derinden etkiledi.

Osmanlı Ermenilerinin 1915 öncesi tarihi, o günden bugüne güncel siyasetin cenderesinde sıkışıp kalan tarihyazımının epeyce kıyısında kaldı.

Şikago Üniversitesi'nde doktorasını yapmakta olan Yaşar Tolga Cora, sunuşunda bu eksikli tarihe uzanıp, 19. yüzyılda Osmanlı taşrasında yaşanan sosyal ve iktisadi gelişmeler bağlamında Ermeni toplumunun lideri konumundaki ailelerin yaşadığı değişimleri mercek altına alıyor. Erzurum'un önde gelen ailelerinden biri olan Pastırmacıyanlar örneğinde, söz konusu değişimleri birkaç nesil üzerinden inceleyerek, mevcut tarihyazımının dayattığı çerçevenin dışına çıkmayı deniyor. Cora, bir yandan da Osmanlı Ermenilerinin tarihlerinin incelenmesinde farklı çalışma alanlarına ve yaklaşımlara işaret ediyor.

Yaşar Tolga Cora (Şikago Üniversitesi, Doktora Adayı) - "19. Yüzyılda Değişim ve Osmanlı Taşrasında Ermeni Elitleri: Erzurum'un Pastırmacıyanlar Ailesi" / 14 mart 2014, saat 18 - 20; Selanik Caddesi, 82/30, Tankut İş Merkezi, 5. Kat, Kızılay - Ankara; Tel.: (0312) 424 00 50

1 Ocak 2014 Çarşamba

Yakın Tarihten Notlar: Azınlıkların Yeni Gerçeği - Türkiye'de Ermeni Toplumunun Önünde Yeni Ufuklar

[KanalKultur] - Osmanlı'dan günümüze ulaşmayı başaran ve Türkiye'nin aralıksız yayımlanan en eski günlük gazetesi olan Ermenice Jamanak gazetesi, kuruluşunun 100. yılını çeşitli etkinliklerle kutladı.

"Jamanak Gazetesi 100. Kuruluş Yılı"nın "Kapanış Etkinlikleri" kapsamında Anadolu Kültür ve Açık Toplum Vakfı desteğiyle 25 mayıs 2013 tarihinde "Azınlıkların Yeni Gerçeği: Türkiye'de Ermeni Toplumunun Önünde Yeni Ufuklar" başlıklı bir panel düzenlendi.

Panelin açılış konuşmasını Ara Koçunyan (Jamanak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni, İstanbul) yaptı. Üç oturumdan ibaret olan panelin ilk oturumu "Türkiye'de gayrimüslim azınlıkların gündemindeki evrim" başlığını taşıyordu. Oturumun moderatörü Aylin Koçunyan'dı (Jamanak Gazetesi, Danışman, İstanbul). Oturumda Laki Vingas (VGM Vakıflar Meclisi Cemaat Vakıfları Temsilcisi, İstanbul) "Siyasi erkin ve bürokrasinin yaklaşımları", İvo Molinas (Şalom Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni, İstanbul) "Azınlıkların yaşamındaki somut etkileşimler", İsmet Berkan (Hürriyet Gazetesi Yazarı, İstanbul) "Medyanın azınlık sorunlarına ve haklarına yaklaşımı" ve Prof. Dr. Arus Yumul (Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi, İstanbul) "Siyasi aktör olarak İstanbul Ermenileri" konularını ele aldı.

8 Kasım 2013 Cuma

Geçmişten Günümüze Azınlık Okulları: Sorunlar ve Çözümler

[KanalKultur] - Ekim 2011 - Mayıs 2013 arasında yürüttüğü "Geçmişten Günümüze Azınlık Okulları: Sorunlar ve Çözümler" adlı araştırmayı bir rapor haline getiren Tarih Vakfı, hem eğitimi hem de Türkiye'deki eşitsiz uygulamalar ile insan hakları ihlalleri alanına ilişkin eleştirel düşünceyi destekleyecek çalışmasının sonuçlarını kamuoyuna açıkladı.

Anadolu'da yüzyıllardır ana dilde eğitim veren azınlık okullarının dünü ve bugününe ışık tutan rapor, azınlık okullarının sorunlarına getirilecek çözümlerin Türkiye'deki ana dilde eğitim tartışmaları için de bir rehber teşkil edeceği tespitinde bulunuyor.

Yrd. Doç. Dr. Selçuk Akşin Somel ve Nurcan Kaya tarafından hazırlanıp 3 cilt kitap olarak yayımlanan raporda azınlık okullarının yaşadığı sorunlar gözler önüne seriliyor.

"Ana dilde eğitim Anadolu'da yüzyıllardır yapılıyor!"

Türkiye'de son dönemlerde yaşanan ana dilde eğitim tartışmalarına ışık tutacağı düşünülen rapor, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Musevilerin, Ermenilerin, Rumların, Bulgarların, Keldanilerin, Süryanilerin, Marunilerin ve başka toplulukların ana dilde eğitim yapan okullarının bulunduğuna dikkat çekiyor. Cumhuriyet kurulduktan sonra Ermeniler, Rumlar ve Musevilere ait olanların dışındaki tüm gayrimüslim okulları kapatıldığını vurgulayan rapor ana dilde eğitimin Anadolu topraklarında yüzyıllardır yapıldığına dikkat çekiyor.

"Gayrimüslim okulları fesat yuvası olarak görüldü"

Rapor, 1894 yılı verilerine göre İmparatorluk bünyesinde 6437 gayrimüslim okulu olduğunu söylerken yalnızca İstanbul'da 302 gayrimüslim okulu olduğuna dikkat çekiyor. Bugün ise Türkiye'de, tamamı İstanbul'da 22 azınlık okulu bulunuyor. Bunların 16'sı Ermenilere, 5'i Rumlara 1'i de Musevilere ait. 20. yüzyılda kapanan binin üzerinde Ermeni okulundan yalnızca birinin Cumhuriyet kurulduktan sonra yeniden açıldığına dikkat çeken rapor, iki dilli eğitim vermek dışında devlet okullarından farkları olmayan gayrimüslim okullarının bölücü fikirlerin aşılandığı fesat yuvaları olarak görüldüğü tespitini yapıyor. Milli Eğitim Bakanlığı ve kamu görevlilerinin önyargılı tutumları nedeniyle hukuki ve bürokratik açıdan ayrımcılığa maruz bırakıldığı düşünülen okulların sayısının azalmasında bu olumsuz tavrın oynadığı vurguluyor.

"Azınlık okulları 90 yıldır eşitsizliğe ve yok olmaya karşı direniyor"

Azınlık okullarının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı müdürler tarafından yönetilmesine rağmen devlet gözünde "yabancı" olarak sınıflandırıldığına dikkat çeken rapor, okulların hak ve yükümlülükleri belirlenirken hala "mütekabiliyet" ilkesinin uygulandığına ve dış ülkelerin gösterdikleri tavra göre politika belirlendiğini vurguluyor. Azınlık okullarının 90 yıldır eşitsizliğe ve yok olmaya karşı mücadele ettiğini verilerle açıklayan rapor, azınlık okullarının öğretmen yetiştirmek ve ders materyali hazırlamak konusunda kaderleri ile baş başa bırakılmış durumda oldukları tespitini yapıyor:
  • Türkiye'de azınlık okullarında çalışacak Ermenice ve İbranice öğretmeni yetiştiren eğitim fakülteleri bulunmuyor.
  • Türkiye'de azınlık okullarına ders kitapları ve materyalleri hazırlayan bir kamu kurumu veya özel kurum bulunmuyor.
  • Uluslararası insan hakları hukuku, anayasa tarafından güvenceye alınmış olan eşitlik ilkesi ve Lozan Antlaşması'ndaki açık düzenlemeye rağmen azınlık okullarına devlet bütçesinden pay ayrılmıyor.
"Ermeni, Rum ya da Musevi olduğunu ispatlamak"

Yasalara göre bugün bir çocuğun azınlık okulunda okuyabilmesi için, çocuğun anne ya da babasının T.C. vatandaşı olmasının yanında Ermeni, Rum ya da Musevi olduğunun ispatı gerekiyor. Nüfus kayıtlarında Müslüman olarak görünen bir Ermeni veya Rum çocuğunun azınlık okullarına kaydolması yasalar çerçevesinde imkânsız kılınıyor. Ayrıca azınlık okullarında T.C Devleti vatandaşı olmayan Ermeniler, Rumlar ve Museviler sadece 'misafir öğrenci' statüsünde okuyabiliyorlar.