[İsmail Engin - @kanalkultur] Akçaeniş Tahtacılarında günlük yaşamla ilgili belirleyebildiğimiz dini davranış kalıplarını, aşağıda yer alan sekiz genel başlık altında toplayabiliriz:
1) Suyla İlgili: Su içilmesi belirli kurallara bağlanmıştır. Buna göre, su, kutsal kabul ediliyor ve sol elle ayakta içilmiyor. Suyun, sağ elle oturarak içilmesi, genel kuraldır. Aynı zamanda, su içmeden önce, kişinin "Yezit'e lanet, Hüseyin'e rahmet" demesi gerekiyor. "Hz. Hüseyin" taraftarlarının Kerbelâ'da susuzluktan "kırılırken", "Yezitlerin sol elleriyle ve ayakta" su içtiğine inanılıyor.
2) "Eşik"le İlgili: "Eşik", kutsallık taşımaktadır ve evi kötü ruhlardan korumaktadır. Bu nedenle, eşiğe basmamak gerekiyor. Eşiğe basan kişi, o haneye kötülük etmiş sayılıyor. Eşiğin üzerinden geçen kişi, kötülüklerden arınarak eve girmiş kabul ediliyor. Türbe ve yatır ziyaretlerinde eşik, kutsallığını daha da artmış bir şekilde koruyor. Bu durumda eşik, yere diz çökerek üç kez öpülüyor ya da ona niyaz ediliyor. Eşik, ilk öpülen yerin sağı ve solu sırasıyla üç kez öpülürken ya da ona niyaz edilirken, "ya Allah, ya Muhammed, ya Ali" deniliyor. Burada Allah eşikte ilk öpülen yerdir; Muhammed ilk öpülen yerin sağ tarafı, Ali ise sol tarafıdır. Ali sol tarafta olarak kalbe daha yakındır. Türbe ve yatır ziyaretlerinden çıkarken de eşik yine üç kez öpülüyor ya da eşiğe niyaz ediliyor.
3) El Öpmeyle İlgili: El öpme, son derece önemli bir davranış kalıbıdır. Dedenin sağ eli, kaç yaşında olursa olsun, kendisinden küçük ve büyük herkes tarafından öpülmektedir. Öte yandan büyüklerin eli öpülürken, sadece elin dudakla öpülmesine dikkat ediliyor. Eli öptükten sonra alna götürmek söz konusu değildir. Bu davranış kalıbı, bir "Alevi el öpme biçimi" olarak değerlendirilmektedir. Akçaeniş Tahtacıları için, karşılaşılan kişinin Sünni olup olmadığı, el öpme tarzıyla da ölçülebilmektedir. Akçaeniş Tahtacılarına göre, Sünni bir kişi, eli dudakla öpmeden onu önce çenesine koymakta ve sonra alna götürmektedir. Keza, Akçaeniş'te elin öpülürken alna götürülmesi, ikiyüzlülük olarak kabul ediliyor.
insan ve kültüre dair... : Alevi Arşivi... Alevi Antropolojisi ... Almancılar... Sanat
Bu Blogda Ara
Gelenek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gelenek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Şubat 2017 Cuma
8 Ağustos 2016 Pazartesi
Kazdağı Sarıkız'da Türkmenler (1998)
![]() |
| Kazdağı Sarıkız'da Türkmenler © Foto: İsmail Engin, Kazdağı, Edremit - Balıkesir, 1998 |
Sarıkız etrafında oluşan efsane varyantlarının motif sıraları:
Varyant
"a) Çok güzel bir kız ve babası birlikte yaşarlarmış.Bkz. Ali Duymaz: Kazdağı ve Sarıkız Efsaneleri, Balıkesir Birlik Gazetesi, 6-13 Nisan 1993: 2 ve ilgili makalenin dipnotlarında krş. Saim Sakaoğlu: 101 Anadolu Efsanesi. İstanbul 1976: 103-104; Sıdıka Kurç: Balıkesir Mehmetalan Köyü Folkloru. (Mezuniyet tezi) Erzurum 1982: 65-66.
b) Köyün delikanlıları kızla evlenmek isterler, ancak kızın babası kabul etmez.
c) Köylüler kıza iftira ederler.
ç) Babası kızını öldürmeye kıyamaz, kazlarıyla birlikte dağa bırakarak cezalandırır.
d) Kız, bırakıldığı dağda ölmez. Hatta yolunu kaybedenlere yardımcı olur.
e) Babası, kızının yaşadığını duyunca evlat hasretine dayanamayarak gider ve kızını bulur.
f) Babanın öldüğü yere Babatepe, kızın öldüğü yere ise Sarıkız Tepesi adı verilir."
8 Nisan 2016 Cuma
Suyun Koruyucu Ruhu ve Geleneksel Gaziantep Kutnu Dokuması
![]() |
| Foto: Jerry Stolwijk |
Türk mitolojisinin önemli tabiat kültlerinden Su İyeleri ve Su Atası’ndan ilham alan 'Takdim' isimli koleksiyon, değişen ve dönüşen ancak özde hep aynı kalan ve tüm varlıklar için vazgeçilmez olan hayatın kaynağı suyu yüceltmek için hazırlandı.
Hatice Gökçe ve Zehra Zülfikar’ın ortak çalışmasının ürünü olan koleksiyonun yüzü ise ünlü oyuncu ve model Sema Şimşek oldu; koleksiyonun Halfeti’de çekilen fotoğraflarını saç tasarımcısı ve fotoğraf sanatçısı Jerry Stolwijk çekti, makyaj tasarımını ise Meryem Perilhou yaptı.
Türk Moda dünyasının erkek giyiminde öncü ismi Hatice Gökçe, Argande’nin 'Takdim' isimli 2016 ilkbahar-yaz koleksiyonuna Zehra Zülfikar ile birlikte hayat verdi. 'Takdim' ile Türk mitolojisinde yaratılışın ve evrenin özü olan suyu koruyan su iyeleri, bu kez su yüzüne çıkıyor.
20 Ekim 2015 Salı
Aleviliğin Kimliği, Dayandığı Esaslar Gelenek ve Görenekleri
[İsmail Engin] Tahtacıların Hacı Emirli Ocağı'nın "dikme baba"sı olarak Kızılcapınar Germencik / Aydın'da yaşayan ve kendini İbrahim-i Sani evladlarından kabul eden, kemanla deyiş okuyan Bayram Kemancı'nın "Aleviliğin Kimliği, Dayandığı Esaslar Gelenek ve Görenekleri" adı verilen eseri, Aleviliğe yöneltilmiş olumsuz önyargıların giderilmesi gerektiğini belirten, birlik ve beraberliğe hitap eden bir "Ön söz" ile başlamaktadır.
Eserde, Kuranıkerim'deki Nebe', Hacc, Âl-i İmran, İsrâ gibi değişik sûrelerden alınan kimi ayetler ardı ardına Türkçe olarak zikredildikten sonra, Veda Haccı ile Gadîr-i hum olayı ve Hz. Muhammed'in vasiyeti üzerinde durulmaktadır.
Bunu Aleviliğin oluşumunun ve doğuşunun ele alındığı "Alevilik" ile "Aleviliğin Doğuşu" adlı kısımlar izlemektedir.
Kemancı'nın eserde ağırlıklı olarak irdelediği konu, "Alevinin Kimliği Gelenek ve Görenekleri Dayandığı Esaslar" başlığıyla okuyucuya sunulmaktadır.
Bu kısımda yine Âl-i İmran, Nûr, Bakara, Mâide sûrelerinden örnekler verilerek, hizmetler ve semboller (delil gibi) dini temellere oturtulmaya çalışılmaktadır.
Bu bağlamda "Delil", "Pervane (Haberci)" ile oniki hizmet sahipleri ve ayin-i cemle ilgili bilgiler veren eserde, dâr ve ikrar da ele alınmaktadır.
Eserde, Kuranıkerim'deki Nebe', Hacc, Âl-i İmran, İsrâ gibi değişik sûrelerden alınan kimi ayetler ardı ardına Türkçe olarak zikredildikten sonra, Veda Haccı ile Gadîr-i hum olayı ve Hz. Muhammed'in vasiyeti üzerinde durulmaktadır.
Bunu Aleviliğin oluşumunun ve doğuşunun ele alındığı "Alevilik" ile "Aleviliğin Doğuşu" adlı kısımlar izlemektedir.
Kemancı'nın eserde ağırlıklı olarak irdelediği konu, "Alevinin Kimliği Gelenek ve Görenekleri Dayandığı Esaslar" başlığıyla okuyucuya sunulmaktadır.
Bu kısımda yine Âl-i İmran, Nûr, Bakara, Mâide sûrelerinden örnekler verilerek, hizmetler ve semboller (delil gibi) dini temellere oturtulmaya çalışılmaktadır.
Bu bağlamda "Delil", "Pervane (Haberci)" ile oniki hizmet sahipleri ve ayin-i cemle ilgili bilgiler veren eserde, dâr ve ikrar da ele alınmaktadır.
24 Eylül 2015 Perşembe
Kurban: Kurbanın Kökenleri ve Anadolu'da Kanlı Kurban Ritüelleri
[İsmail Engin] Antropolog-Folklorist Gürbüz Erginer'in (1945 – 2009), geride bıraktıklarından önemli bir yapıt "Kurban: Kurbanın Kökenleri ve Anadolu'da Kanlı Kurban Ritüelleri".
Yazar, "Önsöz"ünde "Bu kitap, Anadolu'da etnolojik amaçla ama amatörce çekilmiş bir kanlı kurban ritüeli belgesel filminin giderek sayıca çoğalmasıyla, ilgili ritüelin kökenlerine ilişkin bilgi ve bulguların neler olduğu konusundaki araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu araştırma, insanlık tarihi kadar eski olan ve insan düşüncesinin bir ürünü olarak karşımıza çıkan doğaüstü tasarımlar için çeşitli amaçlarla kan akıtma ritüelleri olarak adlandırabileceğimiz kurban olgusunun, genelde din dışı bir yaklaşımla kökenlerini ortaya koymaya ve bu olgunun günümüz Anadolu'sundaki durumunu saptamaya çalışmaktadır." diyor...
Eser, "Kurban Kavramı ve Kurbanın Tanımları Kurban Kavramı ve Kurbanın Tanımları", "Kurbana Değgin Tinsel Kültürün İlk Belgeleri Kurbana Değgin Tinsel Kültürün İlk Belgeleri", "Üç Kutsal Kitapta Kurban Konusu Uç Kutsal Kitapta Kurban Konusu", "Eski Türk Boylarında Kurban Eski Türk Boylarında Kurban", "Günümüz Anadolu'sunda Kanlı Kurban Ritüelleri Konuyla İlgili Ön Çalışma", "Uşak'ta Kurban Bayramı", "Çapar Köyünde Adak Kurbanı", "Hacı Bektaş Veli'yi Anma Törenlerinde Adak Kurbanları", "Anadolu'da Yağmur Duası ve Kurban" ile "Sonsöz" başlıklı on bölümden oluşuyor.
Yazar, "Önsöz"ünde "Bu kitap, Anadolu'da etnolojik amaçla ama amatörce çekilmiş bir kanlı kurban ritüeli belgesel filminin giderek sayıca çoğalmasıyla, ilgili ritüelin kökenlerine ilişkin bilgi ve bulguların neler olduğu konusundaki araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu araştırma, insanlık tarihi kadar eski olan ve insan düşüncesinin bir ürünü olarak karşımıza çıkan doğaüstü tasarımlar için çeşitli amaçlarla kan akıtma ritüelleri olarak adlandırabileceğimiz kurban olgusunun, genelde din dışı bir yaklaşımla kökenlerini ortaya koymaya ve bu olgunun günümüz Anadolu'sundaki durumunu saptamaya çalışmaktadır." diyor...
Eser, "Kurban Kavramı ve Kurbanın Tanımları Kurban Kavramı ve Kurbanın Tanımları", "Kurbana Değgin Tinsel Kültürün İlk Belgeleri Kurbana Değgin Tinsel Kültürün İlk Belgeleri", "Üç Kutsal Kitapta Kurban Konusu Uç Kutsal Kitapta Kurban Konusu", "Eski Türk Boylarında Kurban Eski Türk Boylarında Kurban", "Günümüz Anadolu'sunda Kanlı Kurban Ritüelleri Konuyla İlgili Ön Çalışma", "Uşak'ta Kurban Bayramı", "Çapar Köyünde Adak Kurbanı", "Hacı Bektaş Veli'yi Anma Törenlerinde Adak Kurbanları", "Anadolu'da Yağmur Duası ve Kurban" ile "Sonsöz" başlıklı on bölümden oluşuyor.
26 Temmuz 2015 Pazar
Yusuf Özsarfati'de Mekân, Gelenek ve Gündelik Hayat
![]() |
| Yusuf Özsarfati - 'Salça Yapımı, Çeltikli Köyü, Keşan', tuval üzerine yağlıboya, 70 x 50 cm., 2010 |
Sanatçı, "Her nasılsa bazı mekânlar bana, elektrikle yüklüymüş hissi verip, tüylerimi diken diken ediyor ve bende o mekânla ilgili dayanılmaz bir resim yapma arzusu uyandırıyor; insanların önünden her gün farketmeden geçtikleri bu mekânları tuvale aktarıldıktan sonra görenler, 'Her gün önünden geçtiğimiz bu yeri nasıl olur da bugüne kadar farketmemişiz' diye hayrete düşüp 'Falanca yerin de resmini yapsana, biz oraya bugüne kadar senin gözünle bakmamıştık' gibi önerilerle geliyorlar. Bu durumda kendimi bir aracı gibi görüyorum. İnsanlara kendi gözümden birşeyler aktarabiliyor; biraz, birşeyleri farkettirebiliyorsam, ne mutlu bana..." diyor.
Resim uğraşısını hobi olarak sürdüren Yusuf Özsarfati'nin ilk çalışmaları suluboya, guaş ve siyah mürekkepten oluşan ve müzik dünyasının verdiği ilhamla yapılmış, bu dünyayı yansıtmaya çalışan resimler... Bale, konser ve operada, gerek oyuncuyu, gerek yorumcuyu, gerek orkestra şefini, gerekse izleyiciyi içeren, "fantastik" olarak yorumlanabilir, kolaj benzeri kompozisyonlar... Sanatçı, daha sonra, yağlıboya çalışmaya dönmüş; konuları da değişikliğe uğramış.
10 Temmuz 2015 Cuma
Gelenek / Bellek: Ferhan Taylan Erder ve Hıdırellez'in Seramik Kiliyle Tasarımı
![]() |
| © Ferhan Taylan Erder'in 'Gelenek / Bellek' isimli seramik sergisinden [5 – 23 mayıs 2011; Galeri Selvin, Arnavutköy Dere Sok. No:3, Arnavutköy, Beşiktaş - İstanbul; Tel.: (0212) 263 74 81] |
Uçurtmaların rüzgarda salındığı, dileklerin, çakıl taşları üzerine yazılıp gül ağacı altına bırakıldığı, doğum / yaşam simgesi renkli yumurtaların yeşillik arasına saklandığı, doğanın toprakla yeniden canlanma enerjisinin paylaşıldığı şarkılı, oyunlu şenlikler..." Ferhan Taylan Erder ["Gelenek / Bellek" sergisi]
1968 Roma Siyasal Bilgiler Fakültesi, İletişim Bilim ve Teknikleri Bölümünü bitiren Ferhan Taylan Erder, 1959 yılında kurulan Taylan Seramik Fabrikasında seramik kilini görsel tasarım ve sanat malzemesi olarak benimsedi. 1985 yılı İtalya Gualdo Tadino Uluslararası Büyük ödülünün sahibi. Faenza Uluslararası Sanat Seramiği sergisine katıldı..
Sanatçı neden seramik yaptığını şu cümlelerle anlatıyor:
12 Mart 2014 Çarşamba
Kavram ya da Form Olarak Çeyiz Kültürü: Beşik'te Kertilen Kız ve Ahmet Özparlak - Hatçe Harikalar Diyarında
![]() |
| Ahmet Özparlak - Beşik'te kertilen kız, taş yontu+ metal, 40 x 21 x 16 cm., 2013 |
![]() |
| Ahmet Özparlak - Bakir olmayan alanda bekaret açılışı II, taş yontu+ metal çatal, 25 x 22 x 8 cm., 2013 |
![]() |
| Ahmet Özparlak - Katli vacip adamın yastığı II, taş yontu + deri, 25 x 10 x 9 cm., 2013 |
![]() |
| Ahmet Özparlak - Ben sizin bildiğiniz sandıklardan değilim II, taş yontu, 33 x 14 x 16 cm., 2013 |
Sanatçı, "Hatçe Harikalar Diyarında" isimli sergisi ile ilgili şunları kaydediyor:
"Toplumsal kuralların özlerini, bir takım düzenleyici ve denetleyici mekanizmalar oluşturur. Toplumun en küçük birimi olan ailenin oluşumunda evlilik önemli bir aşama olup, her toplumda farklı gelenek ve göreneklerle ifade bularak devam eden bir süreçtir. Çeyiz konusu, toplumların sosyo - ekonomik koşullarına göre türlü biçimler almış, bunun yanı sıra örf, töre, gelenek, görenek ve yasalara dek genişleyen bir etkileşim aracı olmuştur. Kavram ya da form olarak çeyiz kültürüne, çağdaş Batı sanat geleneğini, kendi kültüründen öğelerle beraber kullanarak farklı açılardan bakan sanatçı gerçek yaşam örneklerini göstergeleri, gösterenleri ve gösterilenleriyle ortaya koymaktadır."
Ahmet Özparlak
1977 yılında Şanlıurfa'da doğdu. 2010 yılında Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü'nden birincilikle mezun oldu.
![]() |
| Ahmet Özparlak - Sır, taş yontu + bakır tel, 28 x 8 x 83 cm., 2014 |
2013 Rotary Sanat Yarışması "Başarı Ödülü", 2012 Rh + Art Magazin "Yılın Genç Heykeltıraşı", 2011 30. Turgut Pura Heykel Yarışması "Mansiyon", 2007 Çukurova Üniversitesi - Heykel Yarışması- "Başarı Ödülü", 2007 Uluslararası Eskişehir Film Festivali Ödül Heykelciği "Tasarım Ödülü" gibi çeşitli yarışmalarda almış olduğu ödülleri bulunuyor.
Halen İstanbul'daki atölyesinde çalışmalarına devam ediyor. [KanalKultur]
Ahmet Özparlak - "Hatçe Harikalar Diyarında" Heykel Sergisi / 2 – 30 nisan 2014; Galeri Selvin 2, Bebek Arnavutköy Cad. (1. Cadde) 20A, Arnavutköy - Beşiktaş - İstanbul; Tel.: (0212) 263 74 81
![]() |
| Ahmet Özparlak - Hatcella, taş yontu + lastik ayakkabı, 35 x 17 x 14 cm., 2013 |
Çocuk Evlilikleri ya da Çocuk Gelinler...
![]() |
| Birincilik Ödülü - Gizem Mehmetoğlu, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Grafik Bölümü |
![]() |
| İkincilik Ödülü - Özlem Mavzer, Işık Üniversitesi MYO Grafik Tasarım |
![]() |
| Üçüncülük Ödülü - Murat Kara, Süleyman Demirel Üniversitesi Isparta, Grafik Bölümü |
![]() |
| Mansiyon - Ayşe İri, Marmara Üniversitesi Grafik Bölümü |
![]() |
| Mansiyon - Damla Durmuş, Işık Üniversitesi MYO Grafik Bölümü |
![]() |
| Mansiyon - Çisem Güven, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Grafik Bölümü |
Doğuş Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi (Doğuş Üniversitesi K Blok Kültür ve Sanat Merkezi, Acıbadem), 7 mart 2014 günü "Dünya Kadınlar Günü Haftası Etkinliği" düzenledi. Etkinlikte "Çocuk Evlilikleri – Sonuçları – Çözüm Önerileri" ele alındı. Toplumun dinmez acılarından biri olan; devamlı kan akıtan ve bir sosyolojik problem olarak çözüm bulunamayan ve önlenemeyen "Çocuk Evlilikleri" konusu,sonuçları ve olası çözüm önerileri iki oturumda tartışıldı. Oturumların moderatörlüğünü Prof. Nazan Erkmen yaptı.
Bu bağlamda, aynı gün "Sanatçı Gözünden Çocuk ve Kadın" adlı uluslararası bir sergi de açıldı. Sergide İtalyan sanatçı L'Aquilla Resim Bölümü profesörü Prof. Lea Contestabile'nin eserleri, Aylin Kotil'in "Çocuk Gelinler" adlı fotoğrafları yer aldı. Sergiye Nazan Erkmen, "Kelebeğin Gözünden Kadın"; Irmak Akçadoğan, "Kadın Portreleri"; Bircan Ak, "Şiddet Gören Kadınlar" adlı eserleriyle; fotoğraf sanatçısı Sebla Selin Ok fotoğraflarıyla katıldı. Serap Murathanoğlu Eyrenci, Duygu Beykal İz, Ayşe Özel, Pesent Doğan da eserleri ile sergiye destek veren sanatçılar arasındaydı. Yine, üniversiteli öğenciler arasında açılan "Çocuk Evlilikleri" Afiş Yarışması Ödül Töreni'nde, ödüller sahiplerine sunuldu.
17 Ekim 2013 Perşembe
Vehbi Başer: Nostalji-Sonrası Bir Dünyada Nostaljiden Söz Açmak
[© Vehbi Başer] - Günümüzde popüler "eski güzel günler" retoriği olarak anlaşılsa da, nostalji terimi, uzayan askerlik münasebetiyle yaşanan sıla hasretinin doğurduğu psikopatolojilerin teşhisinde kullanılmak üzere, ilk kez 19. Yüzyılda, psikiyatride ortaya çıkmıştı. Modernliğin hızlı yayılma hamlelerinin başlangıcını oluşturan o dönemde bile, nostalji, mekan-merkezli geleneksel bir deneyim olarak yaşanmaktadır. Evinden yurdundan ayrı kalmanın kimileyin dayanılmaz hale gelen hasreti ile, değişen şiddetlerde yaşanan bu tür nostalji, geri dönünce yerli yerinde bulduklarına kavuşmanın sevinci ve giderek teskiniyle sıhhat bulan melankolik halleri anlatıyordu. Burada, nostaljiye geleneksellik damgasını vuran "yerli yerinde bulduklarına kavuşma" umut ve imkânıdır. Geleneksel insanın sıla özlemi (memleket hasreti), farklı gurbetlerde yaşansa bile, herkesin anlayabileceği, neye karşılık geldiğini öteki geleneksel insanların empati yoluyla kavrayıp hissedebileceği ve dindirmek için bir şeyler yapabileceği (dinlerin "yolda kalmışlara yardım"ı ahlâkî bir ödev gösterdiği dünyayı hatırlayalım), canlı, alenî (tabusal / kişisel / mahrem olmayan), paylaşılabilir, yekpare, kuşatıcı bir "yoksunluk deneyimi" idi.
Modernlik, yetkinlikten uzak ve hatta kötülük timsali saydığı şeyleri, en hafifinden ilga ederek (zira devrimlerin ani, kapsamlı ve radikal yıkıcılığı zorunlu bir bileşen değildir) yerine daha iyisini koyabileceğimizi (buna bağlı olarak da özgürlük, ilerleme ve barışa daha fazla yaklaşacağımızı) vaat eden yüzüyle umut parıltısı yaydığı kadar; modern performansın ikame ettikleri bu umudu boşa çıkardığı ölçüde, kaygı ve hayal kırıklığı doğuran yüzüyle, hüsran ve karamsarlık yaymakta; nostalji de, modern performansın yarattığı bu karamsarlıktan beslenmekteydi. Ancak nostaljik mekanizmayı harekete geçiren gerilimi açıklasa da, nostalji, sadece bu tarz bir karamsarlıktan ibaret değildir. Modern nostalji, şimdi ele geçenin yarattığı hüsrana ilaveten, bir zamanlar avuçlarımızda tuttuğumuz her neyse, hayatımıza onun kattığı asli değerin yitirilmesinden doğan hayıf kadar, ondan kalan "tatlı hatıralar"ın, karamsar veçhemize yansıttığı tebessümü birlikte içeriyordu. Bu da, geleneksel zaman-mekan deneyimini parçalamış olsa da, modernliğin yeni bir zaman-mekan nizamı ikame etmesinin bir fonksiyonuydu. Böylece, geleneksel olarak mekan merkezli nostaljik tutum, zaman merkezli hale gelmiş; geride bırakılan mekanda hala canlılığını koruyan bir yaşama yönelik geleneksel "sıla özlemi"nin yerini, artık yitirilmiş bir yaşama yönelik modern "geçmiş özlemi" almıştır.
Modernlik, yetkinlikten uzak ve hatta kötülük timsali saydığı şeyleri, en hafifinden ilga ederek (zira devrimlerin ani, kapsamlı ve radikal yıkıcılığı zorunlu bir bileşen değildir) yerine daha iyisini koyabileceğimizi (buna bağlı olarak da özgürlük, ilerleme ve barışa daha fazla yaklaşacağımızı) vaat eden yüzüyle umut parıltısı yaydığı kadar; modern performansın ikame ettikleri bu umudu boşa çıkardığı ölçüde, kaygı ve hayal kırıklığı doğuran yüzüyle, hüsran ve karamsarlık yaymakta; nostalji de, modern performansın yarattığı bu karamsarlıktan beslenmekteydi. Ancak nostaljik mekanizmayı harekete geçiren gerilimi açıklasa da, nostalji, sadece bu tarz bir karamsarlıktan ibaret değildir. Modern nostalji, şimdi ele geçenin yarattığı hüsrana ilaveten, bir zamanlar avuçlarımızda tuttuğumuz her neyse, hayatımıza onun kattığı asli değerin yitirilmesinden doğan hayıf kadar, ondan kalan "tatlı hatıralar"ın, karamsar veçhemize yansıttığı tebessümü birlikte içeriyordu. Bu da, geleneksel zaman-mekan deneyimini parçalamış olsa da, modernliğin yeni bir zaman-mekan nizamı ikame etmesinin bir fonksiyonuydu. Böylece, geleneksel olarak mekan merkezli nostaljik tutum, zaman merkezli hale gelmiş; geride bırakılan mekanda hala canlılığını koruyan bir yaşama yönelik geleneksel "sıla özlemi"nin yerini, artık yitirilmiş bir yaşama yönelik modern "geçmiş özlemi" almıştır.
Imre Adorján: Bir Macar Keşişin Anadolu Sufilerini Tanıtması
![]() |
| Imre Adorján |
Georgius, 1422'de Macaristan Erdel bölgesi'nin büyük bir olasılıkla Romos (Romosz) köyünde doğdu. Osmanlı ordusu Macaristan'a yaptığı 15. yüzyılda başlayan seferlerin birisinde, bazen Macar ordusuyla çarpmıştır. Bu esnada Osmanlılar 2. Murad (1404-1451) döneminde Erdel'deki Sasşebeş (Szászsebes, Almanca: Mühlbach / Mühlenbach) çevresinde 1438'de Macarlarla savaşırken Domokoş (Dominikanus) tarikatının keşişi olan Georgius'u esir aldı. Georgius, Edirne'deki kul pazarında satılıp Anadolu'daki Bergama bölgesine götürülmüş.[1] Keşiş, yirmi yıl kadar Türkler arasında, esir olarak yaşadı. Sekiz defa da kaçmak istedi, ama her seferinde yakalandı. Esirlikten çıktıktan sonra gördüklerini, esir olarak yazdığı ve Roma'ya götürdüğü notlarına dayanarak, kaleme alıp Latince kitap şeklinde yayımladı. Eserini "Incipit prohemium in tractatum de moribus, conditionibus et necqucia Turcorum" (Macarca: Értekezés a törökök szokásairól, viszonyairól és gonoszságáról, Türkçe: Türklerin Geleneklerini, Durumunu ve Kötülüğünü Tanıtan Tez) adıyla 1480'de Roma'da yayımladı. Georgius 1502'de Roma'da öldü.
Kitabı Avrupa'da büyük alâka uyandırırken, okuyucuların sayısı yükseldi. 1514'e kadar 2 baskısı Köln'de 3 baskısı da Paris'te[2] olmak üzere eserin 7 baskısı çıktı. Sonra da 1596'ya kadar Batı Avrupa'da en az 25 kez basıldı.[3] Osmanlı İmparatorluğu'nun vaziyetini Avrupa'da ilk defa bu kitap ayrıntılı tanıttı.
20. yüzyılın ilk yarısına kadar söz konusu yazarın ismi tanınmamış olduğundan sadece "Sasşebeşli isimsiz" şeklinde anıldı. 1939'da 1526 yılına ait Domokoş tarikatinin yazarlarını içeren basılı bir listede "fr. Georgius de Hungaria" şeklinde bir ada rastlandı. Sonra 1957'de kitabın İngiltere'de bulunan bir nüshası üzerinde "...Georgius domokoş (L. dominicanus) keşiş tarafından yayımlandı, bu zat Roma'da mucizelerinden meşhur Aziz Meryem Sopra Minerva kilisesinde gömüldü" elyazısı bulundu. Domokoş tarikat kroniği dikkatli bir şekilde incelendiğinde zatın kişiliği tam olarak bilinmektedir. [4]
Macaristan'da Erik Fügedi 1976'da, bir yıl sonra Lajos Tardi ve iş arkadaşları da bu eserin Budapeşte'de Országos Széchenyi Könyvtár'da (Devlet Kütüphanesinde) RRK App. H numaralı 1576 tarihli nüshasını kaynak olarak Macarca'ya çevirip yayınladı. İncelememde Tardi'nin metnini esas olarak alıp, kaynak olarak kullandım.
15 Temmuz 2013 Pazartesi
Hasan Saygın'ın Yorumuyla Günlük Hayatta Türk'e Özgü Gelenek
[KanalKultur] - Çağdaş Türk ressamlarından Hasan Saygın, 1958'de Burdur Karamanlı'da doğdu. İstanbul Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'nun akabinde, 1982 yılından bu yana Fransa'da (Paris) yaşamını ve sanatını sürdürüyor.
Sanatçı, Paris'te olan çok sayıda sergilere katıldı. Onbeşin üzerinde ödül ve madalya kazandı. Paris'te "Galerie 26" ile uzun süre çalıştı. Fransa, Belçika, İspanya, İsviçre, İtalya ve Amerika'da çok sayıda koleksiyoncuda eserleri bulunuyor.
Kişisel Sergileri
Galeri Gevaert Bruges - Belçika (1989)Şato Ingelmunster - Belçika (1991)
Galeri Gevaert Bruges - Belçika (1991)
"Galerie 26" Paris - Fransa (1992)
Galeri Gevaert Bruges - Belçika (1993)
Galeri "Espace 54" Nancy - Fransa (1995)
Galeri "Montgautier" Poitiers - Fransa (1996)
BBV- Kanserle Savaş Derneği Almeria - İspanya (1996)
"Galerie 26" Paris - Fransa (1997)
Galeri "Ketelbuters" Bruxelles - Belçika (1999)
"Galerie 26" Paris - Fransa(2000)
"Galerie Tuffier" Les Andelys - Fransa (2001)
Şato Gordes - "Salle des Editions" - Fransa (2002)
Galeri "Vendôme" Paris - Fransa (2003)
Galeri "Fabien Mathieu" Toulouse - Fransa (2004)
"Chapelle Saint-Jacques" Salernes - Fransa (2005)
Şato Vascoeuil - Fransa (2005)
Müze Draguignan - Fransa (2006-2007)
Onur davetlisi 27e Gisors Resim Salonu - Fransa (2007)
Onur davetlisi 33e Val de Viosne Salonu – Grouchy Şatosu Osny – Fransa (2009)
"Rencontre" Sergi – Atelier François Joly – Evreux – Fransa (2010)
Karma SergileriFort de France (Martinique) - Pointe à Pitre (Guadeloupe)
ve Nouméa (Yeni Caledoni) - Fransa (1991)
"Galerie 26" Nice - Fransa (1992)
"L'Hermitage" La Baule - Fransa (1993 – 1994 – 1995 – 1996 – 1997)
"Maison du Bailli" Epinal - Fransa (1994 - 1995)
"Palais Episcopal" Bellay - Fransa (1994)
"L'Arsenal" Metz - Fransa (1995)
S.G.D.M. - Baie Mahault (Guadeloupe) - Fransa (1996)
"Centre Culturel La Coupole" Saint Loubès - Fransa (Büyük Ödül) (1998)
Galeri "Espace 54" Cannes - Fransa (1999)
"Galerie Tuffier" Les Andelys - Fransa (2000)
"Galerie Turquoise" ve "Galerie Motte" Honfleur - Fransa (2001)
"La Galerie" Vero Beach Florida - Amerika (2001-2002)
Galeri "Boudin" Rouen - Fransa (2003)
"Hôtel de Bourgtheroulde" Rouen - Fransa (2003)
Galeri "Boudin" Rouen - Fransa (2005)
Galeri "Vendôme" 50. yıldönümü Paris - Fransa (2006)
"L'Usine à Zabu" St Germain des Angles – Fransa (2008)
20. Thibivillers Sanat Salonu – Fransa (2008)
28. Gisors Resim Salonu – Fransa (2008)
Yaz Sanatları Lyons la Forêt – Fransa (2009)
30. Viroflay Çağdaş Sanatlar Salonu – Fransa (2009)
Biennale 2010 – Conches en Ouche – Fransa (2010)
"Intemporeel" - Angouleme – La Couronne - Fransa (2010)
30 . Gisors Resim Salonu – Fransa (2010)
34. Val de Viosne Salonu – Grouchy Şatosu Osny – Fransa (2010)
"Comparaisons 2010" - Büyük Saray (Grand-Palais) Paris – Fransa (2010)
24. Pontoise Resim Salonu – Fransa (2010)
34. DYO Resim Yarışması – Turkiye (2010)
"Les Hivernales" - Bonsecours – Fransa (2011)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






















