![]() |
| Ayakkabı Boyacısı © Foto: İsmail Engin, Edirne, 2009 |
insan ve kültüre dair... : Alevi Arşivi... Alevi Antropolojisi ... Almancılar... Sanat
Bu Blogda Ara
Ön-Asya Etnografyası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ön-Asya Etnografyası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Ocak 2018 Perşembe
18 Ocak 2018 Perşembe
13 Ocak 2018 Cumartesi
12 Ocak 2018 Cuma
8 Ocak 2018 Pazartesi
10 Ağustos 2016 Çarşamba
Ön-Asya Etnografyası: Kürtler - Ertoşî | Ertuşi Aşireti'nde Düğün / Gelin Alayı (1983)
8 Ağustos 2016 Pazartesi
Kazdağı Sarıkız'da Türkmenler (1998)
![]() |
| Kazdağı Sarıkız'da Türkmenler © Foto: İsmail Engin, Kazdağı, Edremit - Balıkesir, 1998 |
Sarıkız etrafında oluşan efsane varyantlarının motif sıraları:
Varyant
"a) Çok güzel bir kız ve babası birlikte yaşarlarmış.Bkz. Ali Duymaz: Kazdağı ve Sarıkız Efsaneleri, Balıkesir Birlik Gazetesi, 6-13 Nisan 1993: 2 ve ilgili makalenin dipnotlarında krş. Saim Sakaoğlu: 101 Anadolu Efsanesi. İstanbul 1976: 103-104; Sıdıka Kurç: Balıkesir Mehmetalan Köyü Folkloru. (Mezuniyet tezi) Erzurum 1982: 65-66.
b) Köyün delikanlıları kızla evlenmek isterler, ancak kızın babası kabul etmez.
c) Köylüler kıza iftira ederler.
ç) Babası kızını öldürmeye kıyamaz, kazlarıyla birlikte dağa bırakarak cezalandırır.
d) Kız, bırakıldığı dağda ölmez. Hatta yolunu kaybedenlere yardımcı olur.
e) Babası, kızının yaşadığını duyunca evlat hasretine dayanamayarak gider ve kızını bulur.
f) Babanın öldüğü yere Babatepe, kızın öldüğü yere ise Sarıkız Tepesi adı verilir."
5 Ağustos 2016 Cuma
1 Temmuz 2016 Cuma
31 Mart 2016 Perşembe
Josephine ve Ayrıntılar
Koç Üniversitesi Vehbi Koç Ankara Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi'nin (VEKAM) hazırladığı ve Kimberly Hart'ın küratörlüğünü yaptığı Josephine ve Ayrıntılar sergisi 30 mart - 10 haziran 2016 tarihleri arasında meraklısıyla buluşuyor.
Sergide Amerikalı fotoğrafçı Josephine Powell'ın Anadolu kilimlerinin desen ve motifleri üzerine güvenilir görsel bir kaynak teşkil eden ve dokuma sanatı tarihine ışık tutan araştırmasının geometrik ayrıntılarına yer veriliyor. Bu ayrıntılar, medeniyetlerin beşiği olan zengin Anadolu kültürünü yansıtırken zamanla yaşanan kültürel değişim hakkında da ipuçları veriyor.
Powell'ın, diğer çalışmasından farklı olarak estetik kaygıları bir kenara bırakarak kilimleri belgelemesi çalışmayı bir araştırma verisi olarak değerlendirmek gerektiğinin de altını çiziyor.
Josephine ve Ayrıntılar, Anadolu dokuma sanatı tarihini belgeleyen Josephine Powell'ın objektifine takılan binlerce yıllık Anadolu kültürünün özellikle de kadınların elinden çıkan geometrik motiflerin, kadınların üretimdeki yaratıcılığının, desen ve motiflerdeki kültürel mirasın ayrıntılar üzerinden farklı bakış açılarıyla okunması olarak yorumlanabilir.
Kültür, kimlik ve hafıza aktarımı, köklerle ve gelecek nesillerle kurulan iletişim tarih boyunca farklı yollarla üretimler üzerinden kurulmuş ve yansıtılmıştır. Bu nedenle Powell'ın kilimler üzerinden yansıttığı Anadolu kültürünün arkeolojik ve sanatsal ürünlerle yine bu kültürün yansıdığı bir mekân'da, Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müze'sinde yer alması Josephine'in objektifinden yansıyan ayrıntıları daha anlamlı kılıyor.
Sergide Amerikalı fotoğrafçı Josephine Powell'ın Anadolu kilimlerinin desen ve motifleri üzerine güvenilir görsel bir kaynak teşkil eden ve dokuma sanatı tarihine ışık tutan araştırmasının geometrik ayrıntılarına yer veriliyor. Bu ayrıntılar, medeniyetlerin beşiği olan zengin Anadolu kültürünü yansıtırken zamanla yaşanan kültürel değişim hakkında da ipuçları veriyor.
Powell'ın, diğer çalışmasından farklı olarak estetik kaygıları bir kenara bırakarak kilimleri belgelemesi çalışmayı bir araştırma verisi olarak değerlendirmek gerektiğinin de altını çiziyor.
Josephine ve Ayrıntılar, Anadolu dokuma sanatı tarihini belgeleyen Josephine Powell'ın objektifine takılan binlerce yıllık Anadolu kültürünün özellikle de kadınların elinden çıkan geometrik motiflerin, kadınların üretimdeki yaratıcılığının, desen ve motiflerdeki kültürel mirasın ayrıntılar üzerinden farklı bakış açılarıyla okunması olarak yorumlanabilir.
Kültür, kimlik ve hafıza aktarımı, köklerle ve gelecek nesillerle kurulan iletişim tarih boyunca farklı yollarla üretimler üzerinden kurulmuş ve yansıtılmıştır. Bu nedenle Powell'ın kilimler üzerinden yansıttığı Anadolu kültürünün arkeolojik ve sanatsal ürünlerle yine bu kültürün yansıdığı bir mekân'da, Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müze'sinde yer alması Josephine'in objektifinden yansıyan ayrıntıları daha anlamlı kılıyor.
15 Şubat 2016 Pazartesi
İsmail Engin: Ön-Asya Etnografyası - Mezar Kültürü: Abidin Kuşçu (1971)
![]() |
| Ön-Asya Etnografyası - Mezar Kültürü: Abidin Kuşçu (1892-1971) © Foto: İsmail Engin; Tahtakuşlar, Altınoluk, Edremit - Balıkesir, 2015 |
Ustalar gelsin tabutu çatsın
Terziler gelsin kefenimi biçsin
Göğsümde gök çimenler bitsin
Bitmeyince inanmaz gönlüm
Yüzüme indi kefen bezleri
Meskân oldu süzüldü elâ gözlerim
Çatılsın tabut kazılsın mezar
Kazılmayınca inanmaz gönlüm
Abidin Kuşçu
D-1892.Ö.20.12.1971
[İsmail Engin - @kanalkultur]
14 Aralık 2015 Pazartesi
Türkmen Giyimi - Türkmen Costumes
[İsmail Engin] Sabiha Tansuğ'un 1965 – 1984 yılları arasındaki Marmara ve Ege bölgelerinde Kumköy, Bergama, Kapıkaya, Muğla, Milas, Tahtakuşlar ve Kayaköy'ü kapsayan alan araştırmalarında elde ettiği giysi kültürüne ilişkin verilerini değerlendirdiği çalışmasında, öncelikle araştırma yapılan yerlere özgü geleneksel giysi kültürüyle ilgili ayrıntılı bilgiler verilmektedir.
Türkmen giyimlerindeki farklılıklara da yer verilen ve yeri geldiğinde konuyla ilgili karşılaştırmalar yapılan eserde, giyim felsefesi ve Türkmen (Tahtacı) giyiminin dayandığı inançlar üzerinde durulmakta; kadın ve erkek giyimindeki ana hatlar böylece ortaya konulmaktadır.
Eserde ayrıca törenlerde, bayramlarda, düğünlerde kullanılan giysi parçaları gözler önüne serilmektedir. Başlık parasının anlamı açıklanmakta; başlık geleneğinin esası ve önemi üzerinde durulmaktadır.
Bütün bu konular, kısa ve gerçek öyküleriyle, okuyucuya sunulmaktadır.
Eserin en önemli özelliklerinden birisi yerinde, köylerde ve köylüler üzerinde çekilmiş renkli resimlerle giyim bilgisinin görsel açıdan kanıtlanmaya ve okuyucuya sunulmaya çalışılmasıdır.
Türkmen giyimlerindeki farklılıklara da yer verilen ve yeri geldiğinde konuyla ilgili karşılaştırmalar yapılan eserde, giyim felsefesi ve Türkmen (Tahtacı) giyiminin dayandığı inançlar üzerinde durulmakta; kadın ve erkek giyimindeki ana hatlar böylece ortaya konulmaktadır.
Eserde ayrıca törenlerde, bayramlarda, düğünlerde kullanılan giysi parçaları gözler önüne serilmektedir. Başlık parasının anlamı açıklanmakta; başlık geleneğinin esası ve önemi üzerinde durulmaktadır.
Bütün bu konular, kısa ve gerçek öyküleriyle, okuyucuya sunulmaktadır.
Eserin en önemli özelliklerinden birisi yerinde, köylerde ve köylüler üzerinde çekilmiş renkli resimlerle giyim bilgisinin görsel açıdan kanıtlanmaya ve okuyucuya sunulmaya çalışılmasıdır.
23 Mayıs 2015 Cumartesi
Bir Ressam: Aysun Aksoy
![]() |
| Aysun Aksoy - 'Geleneksel Anadolu Evleri - 2' sergisinden / 28 kasım - 22 aralık 2011; Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıp Tarihi Müzesi |
Aksoy, kendi izlenimlerini suluboya resimleriyle meraklısına yansıtıyor, aktarıyor..
Uzun yıllardan beri çağdaş resimle uğraşan Aysun Aksoy'un, alışılmış tarzından ve tekniğinden farklı olan bu çalışmaları, bir tür eski dünyanın elçileri olan geleneksel Anadolu evleriyle anılarımızdaki izlenimleri canlandırmayı amaçlıyor.
17 Ekim 2014 Cuma
Elbise-i Osmaniye'den Roman Tütün İşçilerine...
Toplumsal Tarih'in ekim 2014'te yayınlanan 250. sayısı, Edhem Eldem'in "Elbise-i Osmaniye'yi Tekrar Ele Almak" makalesinin başlıklığını kapaklaştırmış.
Toplumsal Tarih'in 250. sayısı kapak yazısında Edhem Eldem, daha önce yayımlanmasından neredeyse otuz sene sonra nasıl Abdülhamid döneminde sansüre takılan "Elbise-i Osmaniye" kitabını tekrar ele alıyor ve bu defa kitabın tasarlanma süreciyle ilgili bazı sorulara yanıtlar geliştiriyor.
Mehmet Ö. Alkan, 1965'ten günümüze kadar Kapital'in Türkçe çevirilerini ve bu çevirilere eşlik eden polemikleri ele alıyor.
Stefo Benlisoy, 1867 yılında Le Courrier d'Orient gazetesinde Osmanlı Rumlarına hitaben yayınlanan "Rumlara ecnebilerin teşviklerinden sakınmalarının" salık verildiği makaleyi ve makalenin yankılarını anlatıyor.
Evangelia Balta, Mübadele'yle ilgili Yunan tarih yazımında son yirmi yılda gerçekleşen değişimi, yeni yaklaşımları ve bu değişimin nedenlerini inceliyor.
Egemen Yılgür, Türkiye sol hareketi içinde yer alan 'unutulmuş özneler'e; Roman tütün işçilerine odaklandığı yazısında sol hareket içinde Roman tütün işçilerinin etkilerini değerlendiriyor.
Selçuk Aylar, Herodotos'un Historia'da Lidya başkenti Sard'ın Perslerin eline geçmesini, mağlup Kral Kroisos'un düşüşünü ve ardından Herodotos'un onu nasıl bir bilgeye dönüştürdüğünü anlatıyor.
Ümit Kurt, 18 Mart 1919'da Zabel Yesayan tarafından Paris'teki Ermeni Milli Delegasyonu Başkanı Boğos Nubar Paşa'ya gönderilen, sürgün ve katliamlara tabi tutulmuş Ermeni yetim çocuklara, kadınlar hakkındaki 11 sayfalık raporu sunuyor.
Nazan Maksudyan, Florian Illies'in "1913, Der Sommer Des Jahrhunderts" kitabını tanıtıyor.
Zerrin İren Boynudelik ve Emine Önel Kurt, genre resimlerinden örnekler sundukları yazı dizisinde, 18. yüzyıl Rokoko üslubu içinde değerlendirilen sanatçılardan William Hogarth'ın tablolarını tanıtıyor.
Ahmet Akşit, Edhem Eldem ile İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin belleğini oluşturan en önemli araçlardan biri olan Mendel'in kataloğunun hikâyesini anlatan Mendel – Sebah: Müze-i Hümayun'u Belgelemek Sergisi hakkında bir söyleşi gerçekleştiriyor.
Toplumsal Tarih'in 250. sayısında Edhem Eldem "L'illustration'dan Seçmeler"i ve Emel Seyhan'ın "Osmanlı Basınında Yüz Yıl Önce Bu Ay" sayfaları yer alıyor. Ayrıca güncel sayfalarında Gönül Paçacı tarafından kaleme alınan "Judetz'ten Geriye…", Ahmet Tonak'ın "Sencer Divitçioğlu'nun Ardından" yazısı da yer alıyor.
Toplumsal Tarih'in 250. sayısı kapak yazısında Edhem Eldem, daha önce yayımlanmasından neredeyse otuz sene sonra nasıl Abdülhamid döneminde sansüre takılan "Elbise-i Osmaniye" kitabını tekrar ele alıyor ve bu defa kitabın tasarlanma süreciyle ilgili bazı sorulara yanıtlar geliştiriyor.
Mehmet Ö. Alkan, 1965'ten günümüze kadar Kapital'in Türkçe çevirilerini ve bu çevirilere eşlik eden polemikleri ele alıyor.
Stefo Benlisoy, 1867 yılında Le Courrier d'Orient gazetesinde Osmanlı Rumlarına hitaben yayınlanan "Rumlara ecnebilerin teşviklerinden sakınmalarının" salık verildiği makaleyi ve makalenin yankılarını anlatıyor.
Evangelia Balta, Mübadele'yle ilgili Yunan tarih yazımında son yirmi yılda gerçekleşen değişimi, yeni yaklaşımları ve bu değişimin nedenlerini inceliyor.
Egemen Yılgür, Türkiye sol hareketi içinde yer alan 'unutulmuş özneler'e; Roman tütün işçilerine odaklandığı yazısında sol hareket içinde Roman tütün işçilerinin etkilerini değerlendiriyor.
Selçuk Aylar, Herodotos'un Historia'da Lidya başkenti Sard'ın Perslerin eline geçmesini, mağlup Kral Kroisos'un düşüşünü ve ardından Herodotos'un onu nasıl bir bilgeye dönüştürdüğünü anlatıyor.
Ümit Kurt, 18 Mart 1919'da Zabel Yesayan tarafından Paris'teki Ermeni Milli Delegasyonu Başkanı Boğos Nubar Paşa'ya gönderilen, sürgün ve katliamlara tabi tutulmuş Ermeni yetim çocuklara, kadınlar hakkındaki 11 sayfalık raporu sunuyor.
Nazan Maksudyan, Florian Illies'in "1913, Der Sommer Des Jahrhunderts" kitabını tanıtıyor.
Zerrin İren Boynudelik ve Emine Önel Kurt, genre resimlerinden örnekler sundukları yazı dizisinde, 18. yüzyıl Rokoko üslubu içinde değerlendirilen sanatçılardan William Hogarth'ın tablolarını tanıtıyor.
Ahmet Akşit, Edhem Eldem ile İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin belleğini oluşturan en önemli araçlardan biri olan Mendel'in kataloğunun hikâyesini anlatan Mendel – Sebah: Müze-i Hümayun'u Belgelemek Sergisi hakkında bir söyleşi gerçekleştiriyor.
Toplumsal Tarih'in 250. sayısında Edhem Eldem "L'illustration'dan Seçmeler"i ve Emel Seyhan'ın "Osmanlı Basınında Yüz Yıl Önce Bu Ay" sayfaları yer alıyor. Ayrıca güncel sayfalarında Gönül Paçacı tarafından kaleme alınan "Judetz'ten Geriye…", Ahmet Tonak'ın "Sencer Divitçioğlu'nun Ardından" yazısı da yer alıyor.
1 Ağustos 2014 Cuma
İsmail Engin: Seyyid Mahmud Hayrani Türbesi'nden Sandukalar Üzerine
[© İsmail Engin] Bilindiği üzere, Seyyid Mahmud Hayrani (ölm. 1268), Doğu Anadolu'da yer alan Alevi Ocakları üzerinde, bilhassa Baba Mansur ve Kureyşan Ocağı üzerinde derin bir etkiye sahiptir.
Seyyid Mahmud Hayrani'nin kişiliğinin gizemli olup olmadığı bugün bile tartışılmaktadır. Günümüzde Akşehir'de türbesi bulunan ve döneminin Akşehir Kadısı olan Seyyid Mahmud Hayrani, kimi zaman sandukasında bulunan beyitler vasıtasıyla ya da kimi Mevlevi kaynaklarında ve özellikle Menakıb-ül Arifin'de Mevlevi, kimi zaman Nakşibendi ve devamında türbesinin haziresinde bulunan "Er-Rıfai" ünvanlı mezar taşları ve sarığa bağlı örülü saçlar nedeniyle Rıfai, olarak nitelendirilir. Açarsak: Ahi bin Seyyidi Hasan tarafından Farsça olarak kaleme alınan H. 840 tarihli bir Rıfai Tarikatnamesi'nde, Mahmud Hayrani'nin adı geçtiği gibi, Rıfailikte yaygın olan saçlarını örüp sarığa bağlama geleneğinin ondan kaldığı kaydedilir. Bununla birlikte Mahmud Hayrani'nin torunu kabul edilen Seyyid Ali de Rıfailikle ilişkilendirilir...
Bununla birlikte, Hacı Bektaş Velâyetnâmesi'nde, birlikte hareket ettiği Mevlevi dervişleri nedeniyle Mevlevi olduğu düşündürülen Hayrani, Doğu Anadolu Aleviliğinin önemli şahsiyetlerinden biridir.
Genelde sözel geleneğe yönelmiş Alevilik araştırmalarında, "havanda su dövülürken", hasbelkader bile, (varsayılan "sır"rı parçalayan) "somut" kültür ve inanç ürünleri bilinmiyor veya ihmal edilmiş görünmektedir:
Örneğin, Beytekinler'den Erbil Atabeyi Muzaffer el-Din Gökböri adına 1200 yılında Erbil'de darb edilen sikke üzerinde aslana binmiş bir figür görülmektedir. Yine, İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde bulunan, Nasreddin Artuk Aslan adına 1209 yılında Diyarbakır'da darb edilmiş bir Artuklu sikkesinde yer alan, yılan / ejder kuyruklu bir aslana binen figür, bu meyanda önemlidir. Aynı müzede bulunan ve Nasreddin Mahmud Aslan adına Hasankeyf'te darb edilmiş 1218 tarihli bir başka Artuklu sikkesinde, aslana binmiş bir figürün elinde hançer / kılıç ya da benzer bir obje görülmektedir. Benzer bir diğer sikke ise, Malatya Müzesi'nde bulunan ve Artuklu Dönemi'ne tarihlendirilen eserdir. Bu sikkede, diğer örneklerde olduğu gibi aslana binmiş bir figür görülürken; her üç Artuklu ve Beytekin sikkesindeki aslan üzerinde yer alan figürün elinde, bir nesne tuttuğu izlenimi bulunmaktadır. Ancak, tuttuğu varsayılan bu nesnenin bir kılıç mı, bir asa mı, bir yılan mı yoksa başka bir nesne mi olduğu, net olarak belli değildir. Genellikle Artuklu sikkelerinde görülen bu tür motiflerle ilgili olarak, kimi zaman Yunan ve Roma mitolojisinin tanrılarından, leopar üzerindeki Dionysos ile ilişkilendirilip, Antik Anadolu kültürü ile bağlantı kurulurken; kimi zaman ve yoğunlukla astrolojik anlamlar yüklenip Mars gezegeni ve "Koç Burcu" ile ilişkilendirilir.
13. yüzyıl Selçuklu sanatında hemen her alanda aslan figürlerine rastlamak olası iken, Paris'teki Nationale Bibliotheque'de bulunan "Metaliül Saade" adlı kitapta yer alan "Esed (Aslan) Burcu" tasvirinde, aslan üzerinde bir binici yer almaktadır. Daha çok "Şir-i Hurşid" motifi ile ilişkilendirilerek gücün sembolü olarak değerlendirilen bu resmin aksine, dönemin özellikle sikkelerinde ve mimari plastik eserlerinde yer alan Şir-i Hurşid motifinde, tek ya da çift aslan üzerinde bir güneş motifi görülür. Aynı kütüphanede bulunan, 1288 tarihli "Kitab-ı dakaik al-hakaik" adlı minyatürlü yazmada yer alan bir minyatürde, sultan ya da melik olabileceği düşünülen bir figürün, elinde bir yılan ve taç tutmuş şekilde aslana binerken tasvir edilir...
Keza, evkaf kayıtlarında; Konya ili, Akşehir ilçesindeki Seyyid Mahmud Hayrani Türbesi'nde üç sanduka ile üç tabutun bulunduğu bilinmektedir. Bu tabutlardan 1911 yılında Türkiye dışına çakarılan biri, bugün Kopenhag'da / København'da The David Collection / Davids Samling'de bulunmaktadır. 1911 yılında Akşehir Seyyid Mahmud Hayrani Türbesi'nden Çinili Köşk'e getirilen sandukalar ile iki adet tabut da, İstanbul'da bulunan Türk ve İslam Eserleri Müzesi'ndedir ve 1915 yılında bu müzeye getirilmiştir.
Seyyid Mahmud Hayrani'nin kişiliğinin gizemli olup olmadığı bugün bile tartışılmaktadır. Günümüzde Akşehir'de türbesi bulunan ve döneminin Akşehir Kadısı olan Seyyid Mahmud Hayrani, kimi zaman sandukasında bulunan beyitler vasıtasıyla ya da kimi Mevlevi kaynaklarında ve özellikle Menakıb-ül Arifin'de Mevlevi, kimi zaman Nakşibendi ve devamında türbesinin haziresinde bulunan "Er-Rıfai" ünvanlı mezar taşları ve sarığa bağlı örülü saçlar nedeniyle Rıfai, olarak nitelendirilir. Açarsak: Ahi bin Seyyidi Hasan tarafından Farsça olarak kaleme alınan H. 840 tarihli bir Rıfai Tarikatnamesi'nde, Mahmud Hayrani'nin adı geçtiği gibi, Rıfailikte yaygın olan saçlarını örüp sarığa bağlama geleneğinin ondan kaldığı kaydedilir. Bununla birlikte Mahmud Hayrani'nin torunu kabul edilen Seyyid Ali de Rıfailikle ilişkilendirilir...
Bununla birlikte, Hacı Bektaş Velâyetnâmesi'nde, birlikte hareket ettiği Mevlevi dervişleri nedeniyle Mevlevi olduğu düşündürülen Hayrani, Doğu Anadolu Aleviliğinin önemli şahsiyetlerinden biridir.
* * *
Genelde sözel geleneğe yönelmiş Alevilik araştırmalarında, "havanda su dövülürken", hasbelkader bile, (varsayılan "sır"rı parçalayan) "somut" kültür ve inanç ürünleri bilinmiyor veya ihmal edilmiş görünmektedir:
Örneğin, Beytekinler'den Erbil Atabeyi Muzaffer el-Din Gökböri adına 1200 yılında Erbil'de darb edilen sikke üzerinde aslana binmiş bir figür görülmektedir. Yine, İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde bulunan, Nasreddin Artuk Aslan adına 1209 yılında Diyarbakır'da darb edilmiş bir Artuklu sikkesinde yer alan, yılan / ejder kuyruklu bir aslana binen figür, bu meyanda önemlidir. Aynı müzede bulunan ve Nasreddin Mahmud Aslan adına Hasankeyf'te darb edilmiş 1218 tarihli bir başka Artuklu sikkesinde, aslana binmiş bir figürün elinde hançer / kılıç ya da benzer bir obje görülmektedir. Benzer bir diğer sikke ise, Malatya Müzesi'nde bulunan ve Artuklu Dönemi'ne tarihlendirilen eserdir. Bu sikkede, diğer örneklerde olduğu gibi aslana binmiş bir figür görülürken; her üç Artuklu ve Beytekin sikkesindeki aslan üzerinde yer alan figürün elinde, bir nesne tuttuğu izlenimi bulunmaktadır. Ancak, tuttuğu varsayılan bu nesnenin bir kılıç mı, bir asa mı, bir yılan mı yoksa başka bir nesne mi olduğu, net olarak belli değildir. Genellikle Artuklu sikkelerinde görülen bu tür motiflerle ilgili olarak, kimi zaman Yunan ve Roma mitolojisinin tanrılarından, leopar üzerindeki Dionysos ile ilişkilendirilip, Antik Anadolu kültürü ile bağlantı kurulurken; kimi zaman ve yoğunlukla astrolojik anlamlar yüklenip Mars gezegeni ve "Koç Burcu" ile ilişkilendirilir.
13. yüzyıl Selçuklu sanatında hemen her alanda aslan figürlerine rastlamak olası iken, Paris'teki Nationale Bibliotheque'de bulunan "Metaliül Saade" adlı kitapta yer alan "Esed (Aslan) Burcu" tasvirinde, aslan üzerinde bir binici yer almaktadır. Daha çok "Şir-i Hurşid" motifi ile ilişkilendirilerek gücün sembolü olarak değerlendirilen bu resmin aksine, dönemin özellikle sikkelerinde ve mimari plastik eserlerinde yer alan Şir-i Hurşid motifinde, tek ya da çift aslan üzerinde bir güneş motifi görülür. Aynı kütüphanede bulunan, 1288 tarihli "Kitab-ı dakaik al-hakaik" adlı minyatürlü yazmada yer alan bir minyatürde, sultan ya da melik olabileceği düşünülen bir figürün, elinde bir yılan ve taç tutmuş şekilde aslana binerken tasvir edilir...
Keza, evkaf kayıtlarında; Konya ili, Akşehir ilçesindeki Seyyid Mahmud Hayrani Türbesi'nde üç sanduka ile üç tabutun bulunduğu bilinmektedir. Bu tabutlardan 1911 yılında Türkiye dışına çakarılan biri, bugün Kopenhag'da / København'da The David Collection / Davids Samling'de bulunmaktadır. 1911 yılında Akşehir Seyyid Mahmud Hayrani Türbesi'nden Çinili Köşk'e getirilen sandukalar ile iki adet tabut da, İstanbul'da bulunan Türk ve İslam Eserleri Müzesi'ndedir ve 1915 yılında bu müzeye getirilmiştir.
11 Haziran 2014 Çarşamba
Adalar'da Tanrı'nın Evleri - Tanrı'nın tüm evleri aynı adada aynı sergide buluşuyor!
[KanalKultur] - İstanbul dinlerin, mezheplerin yüzyıllardır birlikte var olduğu, 550 küsur yıldır aynı Tanrı'ya inanan Müslümanı, Hıristiyanı, Yahudisi'nin bir arada yaşadığı bir kent. Bütün dinlerin ibadethanelerini barındıran İstanbul'da Tanrı'nın yüzlerce evi bulunuyor. Adalar da sayısız özgünlükleriyle birlikte, bu konuda İstanbul'un küçük ölçekli bir örneğini oluşturuyor. Burada da her dine ait Tanrı'nın evleri mevcut. Bizans döneminden beri Rum balıkçı köylerinden başka Ortodoks manastırlarının, kilise ve ayazmaları da yer alıyor. Birçoğu, zaman içinde değişikliklere uğramış olsa da, günümüze ulaştı. 19. yüzyılın ikinci yarısında sayfiye yeri olarak gelişmeye başlayan Adalar'da, Rumlar'dan başka Hıristiyan, Müslüman ve Yahudiler'in nüfusu da arttı. Buna bağlı olarak Ortodoks Apostolik (Gregoryen) Ermeni, Katolik Ermeni ve Latin Katolik kiliselerinin, sinagoglar çoğaldı, her adada bir tane cami inşa edildi. Büyükada'da cami sayısı dördü buldu ve Burgaz'daki cemevi de son halka olarak bunlara eklendi.
Adalar'ın çok yönlü dinsel-toplumsal yapısını, bir mimarlık tarihçisinin bakışı ve bir fotoğraf sanatçısının gözüyle belgeleyen "Adalar'da Tanrı'nın Evleri" sergisi, 14 haziran 2014 günü saat 17:00'da Büyükada Çınar Müze Alanı'nda ziyarete açılıyor!
Cami, cemevi, manastır, kilise, ayazma ve sinagoglar olmak üzere Adalar'da mevcut her dine ve mezhebe ait Tanrı'nın evlerinin fotoğraflarının yer aldığı "Adalar'da Tanrı'nın Evleri" sergisinin küratörlüğünü Hasan Kuruyazıcı yapıyor.
Damla Yılmaz'ın fotoğraflarından oluşan sergide, fotoğraflara eşlik eden yazılarda binaların mimari özellikleri de anlatılıyor.
Tanrı'nın evlerinin asıl işlevlerinin gösterildiği sergide yer alan camide bir bayram ya da cenaze namazı, kilisede bir evlenme töreni ya da üzüm okuma ayini, cem evinde bir semah, sinagogda bir Şabat gününe ait fotoğraflar, ziyaretçilerin en az mimari fotoğraflar kadar ilgisini çekiyor...
Serginin müze küratörlüğü Deniz Koç Çeliker, sergi tasarımı ise Sera Dink'e ait. [KanalKultur]
Adalar'ın çok yönlü dinsel-toplumsal yapısını, bir mimarlık tarihçisinin bakışı ve bir fotoğraf sanatçısının gözüyle belgeleyen "Adalar'da Tanrı'nın Evleri" sergisi, 14 haziran 2014 günü saat 17:00'da Büyükada Çınar Müze Alanı'nda ziyarete açılıyor!
Cami, cemevi, manastır, kilise, ayazma ve sinagoglar olmak üzere Adalar'da mevcut her dine ve mezhebe ait Tanrı'nın evlerinin fotoğraflarının yer aldığı "Adalar'da Tanrı'nın Evleri" sergisinin küratörlüğünü Hasan Kuruyazıcı yapıyor.
Damla Yılmaz'ın fotoğraflarından oluşan sergide, fotoğraflara eşlik eden yazılarda binaların mimari özellikleri de anlatılıyor.
Tanrı'nın evlerinin asıl işlevlerinin gösterildiği sergide yer alan camide bir bayram ya da cenaze namazı, kilisede bir evlenme töreni ya da üzüm okuma ayini, cem evinde bir semah, sinagogda bir Şabat gününe ait fotoğraflar, ziyaretçilerin en az mimari fotoğraflar kadar ilgisini çekiyor...
Serginin müze küratörlüğü Deniz Koç Çeliker, sergi tasarımı ise Sera Dink'e ait. [KanalKultur]
24 Mart 2014 Pazartesi
Köçek
![]() |
| Bkz. Ergün, İsmet: "Çankırı'nın Ovacık İlçesi ve Köylerinde Düğün" Türk Folklor Araştırmaları 6 (1960) 133: 2211-221 |
Chester Beatty Library'de (Dublin) bulunan yaklaşık 1600'lerden kalma bir minyatürde, kahvehane konu edinirken, kitap okuyarak sobhet eden kalabalık bir grup insan arasında müzik eşliğinde oynayan 'köçek' de dikkat çeker. Köçeklik bir meslek olarak zaman zaman profesyonellik de içerir. Yine Metin And'ın (2007: 155) kaydettiğine göre, "eskiden Çankırı'da 'hayrat kazanı' denilen loncaların büyük kazanlarını iki kişi bir sırıkla sırtlarlar, alay yürürken bu kazanların içinde köçekler oynarmış."
Bkz. Ahmet Rasim: "Köçekler, Çengiler" Akşam Gazetesi, 7 ağustos 1923: 2; Akşam Gazetesi, 9 ağustos 1923: 3; And, Metin: "Eski Temaşa Oyuncularımızdan Çengiler ve Köçekler" Hayat Tarih Mecmuası 1 (1968) 2: 25-29; And, Metin: Oyun ve Bügü - Türk Kültüründe Oyun Kavramı (Genişletilmiş Baskı). Yapı Kredi Yayınları: 1891, İstanbul 2007 (İkinci Baskı): 143, 155, 351, 548; Ataman, Sadi Yaver: "Çengilik ve Köçeklik" Türk Folkloru 7 (1986) 82-83: 3-5; Ergün, İsmet: "Çankırı'nın Ovacık İlçesi ve Köylerinde Düğün" Türk Folklor Araştırmaları 6 (1960) 133: 2211-2213; Gautier, Théophile: "Köçeklik" Çev.: Mahmut Ragıp Gazimihâl, Türk Folklor Araştırmaları 6 (1959) 123: 2001-2002; Üzrek, Sevil: "Köçekler" Mavi Marmara (1989) 15: 16-1 [20 şubat 2012; KaKuTS - KanalKultur]
18 Mart 2014 Salı
Eyüp Oyuncakçılığı
[KanalKultur] - Oyuncak üretiminin kendine mesken olarak Eyüp'ü seçmesi tesadüfi değil. Eyüp'ün Osmanlı İmparatorluğu'nun gelişme dönemindeki rollerinden biri, devletin halkla ilişkiye geçtiği ideolojik ve simgesel tahta oturma (cülus), bağlılık yemini (biat), kılıç kuşanma törenlerinde, sünnet, doğum ve zafer kutlamalarında odak olması.
Eyüp dinsel ve dinlenme amaçlı bir ziyaret ve konaklama mekanı; buna dayalı imalat ve ticaret (seramik, çanak-çömlek, oyuncak atölyeleri) işlevleri ile İstanbul'un Haliç çevresindeki mekansal yapılanmasında bir son nokta haline gelmişti.
Eyüp Oyuncakçılığı'nın bir de ekonomik olarak konumlanışı var. Eyüp Oyuncakları tamamıyle atık malzemenin değerlendirilmesi üzerine temellendirmişti. Tahtakale'nin tahta artıkları ve sobacıların artık tenekeleri; Sütlüce Mezbahası'ndan atılan deri ve bağırsak fazlası; Kağıthane ile Alibeyköy derelerinin biriktirdiği kilin kullanılmasıyla, Eyüp Oyuncakları'nın temel malzemeleri elde edilmiş oluyordu. Bu üçgenin ortasında kalan Eyüp, özellikle sünnet merasiminin bir parçası olarak gelen gelen potansiyel çocuk müşterilerini de bularak bir oyuncak sektörü merkezi oldu. Fakat Eyüp Oyuncakları, özellikle 19. yüzyıl sonunda Pera'da açılan mağazalardaki oyuncaklarla rekabet edemedi.
Zaten Eyüp Oyuncakları denen türün varoluş sebebi, malzemelerinin kısıtlı olmasıydı. Ayrıca İstanbul'un gelişimi ve sanayileşmesi içerisinde yeni doğan ihtiyaçlarla Eyüp semtinin dönüşümü de bu zanaatın ortadan kalkmasına yol açan etkenlerden biri. 1950 yıllarında Kartal, Bomonti ve Kağıthane'de çok sayıda sanayi kolu üretime başladı.
1957'de Başbakan Menderes'in Eyüp Bulvarı'nı açmasıyla meşhur Oyuncakçılar Çarşısı yok oldu...
Eyüp dinsel ve dinlenme amaçlı bir ziyaret ve konaklama mekanı; buna dayalı imalat ve ticaret (seramik, çanak-çömlek, oyuncak atölyeleri) işlevleri ile İstanbul'un Haliç çevresindeki mekansal yapılanmasında bir son nokta haline gelmişti.
Eyüp Oyuncakçılığı'nın bir de ekonomik olarak konumlanışı var. Eyüp Oyuncakları tamamıyle atık malzemenin değerlendirilmesi üzerine temellendirmişti. Tahtakale'nin tahta artıkları ve sobacıların artık tenekeleri; Sütlüce Mezbahası'ndan atılan deri ve bağırsak fazlası; Kağıthane ile Alibeyköy derelerinin biriktirdiği kilin kullanılmasıyla, Eyüp Oyuncakları'nın temel malzemeleri elde edilmiş oluyordu. Bu üçgenin ortasında kalan Eyüp, özellikle sünnet merasiminin bir parçası olarak gelen gelen potansiyel çocuk müşterilerini de bularak bir oyuncak sektörü merkezi oldu. Fakat Eyüp Oyuncakları, özellikle 19. yüzyıl sonunda Pera'da açılan mağazalardaki oyuncaklarla rekabet edemedi.
Zaten Eyüp Oyuncakları denen türün varoluş sebebi, malzemelerinin kısıtlı olmasıydı. Ayrıca İstanbul'un gelişimi ve sanayileşmesi içerisinde yeni doğan ihtiyaçlarla Eyüp semtinin dönüşümü de bu zanaatın ortadan kalkmasına yol açan etkenlerden biri. 1950 yıllarında Kartal, Bomonti ve Kağıthane'de çok sayıda sanayi kolu üretime başladı.
1957'de Başbakan Menderes'in Eyüp Bulvarı'nı açmasıyla meşhur Oyuncakçılar Çarşısı yok oldu...
14 Mart 2014 Cuma
Tahtacılar: Ağaç-Erilikten Ağaç Oymacılığına, Zanaatkârlıktan Sanatkârlığa - Veli Demir
![]() |
| Foto: Kudret Saylık, 2009 - "Tahtacı Göçü" |
| Foto: Kudret Saylık, 2009 - "Tahtacılar" |
![]() |
| Foto: Kudret Saylık, 2009 - "Tez" |
![]() |
| Foto: Kudret Saylık, 2009 - "Samah" |
Akçaenişli Veli Demir, Tahtacı yaşamını -kültürünü ağaca nakşediyor ve ürettiği eserlerde Tahtacı kültürünü işliyor.
1933 doğumlu Veli Demir, oğlu Hüseyin Demir'e de el veriyor.
Ağaç, bir Ağaç-Eri'nin maharetli ellerinde bazan "Tez", bazan "Tahtacı Göçü", bazan "Samah"... olarak şekil alırken, aynı zamanda yeniden hayat buluyor ve sanat olup ölümsüzleşiyor... [KanalKultur]
![]() |
| Foto: Kudret Saylık, 2009 - "Samah" |
13 Mart 2014 Perşembe
Ön-Asya Etnografyası - Köylerimiz: 1970'te Adıyaman'da Bir Kürt Köyü - Rezip ya da Bugünkü Adıyla, Kayatepe
![]() |
| Rezip [Kayatepe Köyü] - Kuyucak, Adıyaman (1970) / Havva & İsmail Engin koleksiyonu |
[© KanalKultur] - Adıyaman merkez ilçesi Kuyucak bucağına bağlı Sünni bir Kürt köyü Rezip [Koord: 38° 16' 53'' D, 37° 52' 21'' K]. Temecük tepesinin güneyine bakan eteğinde, yaklaşık 350 yıl önce kurulduğu tahmin ediliyor. Köylünün anadili Kürtçe, tali dili Türkçe. "Rez" = "Bağ", "Rezip" = "Bağlık yer" anlamına geliyormuş.
Bir yerleşim birimi olması, köyde anlatılan Hasan Çelebi söylencesiyle örtüşüyor. Suriye'de kurak bir yerleşim yerinde Çelebikköyü'nde hayvancılıkla uğraşan Hasan Çelebi ve onun etrafında örülen söylencesi, köyün kuruluşunu anlatıyor:
![]() |
| Rezip [Kayatepe Köyü] - Kuyucak, Adıyaman (1970) / Havva & İsmail Engin koleksiyonu |
Kuraklık ve susuzluk neticesinde göç eden Hasan Çelebi ve ailesinin yolu, önce Kuyucak civarına düşer. Oradan Bağdat'a... Bağdat'tan tekrar Kuyucak yöresine dönen Hasan Çelebi, orada yeniden evlenir ve yeni eşinden beş çocuğu olur. Ailesiyle, bağlık bir yer olan Rezip köyünü kurar...
Kışları soğuk olan köy; Kır, Koda, Ömeran, Sıla ve Pir, Mumka, Cuma ve İrık mahallelerinden oluşuyor.
Sıcakpınar tepesinin eteğinde arada toprak kayması meydana geliyor...
Dağlık alandaki köy yerleşiminde evler, eski konutlar dışında genelde iki katlı. Konutlar ya birarada, bitişik ya da tek tek; ilk kat ahır, ikinci kat oturulacak alan şeklinde kullanılıyor.
Rezip Köyü'nün evlerinin dış duvarları tamamen taştan, iç duvarları kerpiçten yapılmış, yapılıyor...
![]() |
| Rezip [Kayatepe Köyü] - Kuyucak, Adıyaman (1970) / Havva & İsmail Engin koleksiyonu |
Tek katlı olarak inşa edilmiş eski konutlar, tek odalı ve penceresiz... Pencere yerine bırakılmış iki veya üç delik, pencerenin işlevini görüyor. Ocak odanın ortasında bulunuyor ve bacada tabii ki, damın ortasında. Yavaş yavaş bu konutlar terkedilmeye başlanmış... Zahire ve araç-gereçin konulduğu yerler haline dönüştürülmüş.
İki katlı evlerde demir kafeslerle örülmüş pencereler var... İkinci kat genelde iki odalı yapılmış. Onun yanı sıra üç, dört odalı evler de göze çarpıyor...
![]() |
| Rezip [Kayatepe Köyü] - Kuyucak, Adıyaman (1970) / Havva & İsmail Engin koleksiyonu |
Konutların içinde hela nadiren görülüyor. Konuta bitişik bahçede helâ yer alıyor.
1955 yılından itibaren toprağın bölünmesi, kan davası gibi nedenlerle ova köylerine, Adıyaman, Adana ve Mersin'e göç veren köyün halkı rençberlikle yaşamını devam ettiriyor... Köyde ekime elverişli 350 dönüm toprak bulunuyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






















