Bu Blogda Ara

Bektaşilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bektaşilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mart 2016 Salı

‪‎İsmail Engin: Alevilik‬ Tanımıyla İlgili Bir Not

[İsmail Engin - @kanalkulturAlevi Dedeleri ve Babaları, 1. Avrupa Dedeler Kurultayı'nda (21 - 22 Mayıs 2005, Nijmegen / Hollanda), 1. Türkiye Alevi Dedeler Kurultayı'nda (29 - 30 Ekim 2005, Karacaahmet Sultan Dergâhı - İstanbul) ve nihayetinde 1. Avrupa Alevi Dedeler Şurası'nda (24 - 25 Aralık 2005, Veldhoven / Hollanda) Aleviliği içeren bir tanım ortaya koydu.

Buna göre;
"Alevilik, İslamdır. Hakk-Muhammed-Ali yolunun Kırklar Meclisi'nde olgunlaştığı ve Oniki İmamlarla devam eden; İmam Cafer-i Sadık’ın akıl ölçüsünü rehber olarak alan, Horasan erenlerinin himmetleriyle Anadolu’ya gelen Hazret-i Pîr’le ve ulu ozanlarımızın nefesleriyle hayat bulan inancın adıdır.
Alevilik inancı, hayatın amacını insanın ham ervahlıktan çıkarak insan-ı kâmil olup özüne dönmek olarak tanımlar. Bunun için de; Mürşid, Pîr ve Rehber huzurunda ikrar verilerek Dört Kapı Kırk Makam aşamasından geçilir. İnancımızın uygulandığı mekân cemevidir."
İlgili tanımı da kesintisiz veren ilk haber, "Dedeler Şurası toplanacak" başlığıyla Ünal Öztürk imzasıyla kaleme alındı ve 24 Mayıs 2005 günlü Hürriyet Gazetesi'nin Avrupa Baskısı'nın 19. sayfasında yer aldı...

Son tartışmaları gözeterek, yıllardır konuyla yakınen ilgilenen biri olarak ve yukarıdaki tanımdan yola çıkarak, şunu - ilk ve son kez - ifade edeyim:

6 Ekim 2015 Salı

Bulgaristan’da Alevi-Bektaşi Kültürü

Bulgaristan’da Bektaşi tarikatı, 13. yüzyıldan sonra, muhtemelen Abdal Musa tarafından kuruldu.

Bektaşiliğin Bulgar topraklarına 15. yüzyılda, "Abdalan-ı Rum" (Anadolu) ya da sadece "Abdal" olarak bilinen dervişlerin İslamiyet’i benimsetme faaliyetleri sayesinde yayıldığı düşünülüyor.

1512–1515’te Osmanlı-Safevi Savaşları sırasında Horasan bölgesindeki Türk kabileleri Bulgaristan’a göç etmişlerdi. Anadolu’da isyan eden Aleviler ise, Osmanlı idarecileri tarafından Balkanlara sürgün ettirilmişti.

Türkiye dışında Balkanlar’da sadece Bulgaristan’da yaşayan Alevilerin oradaki nüfusu 2001 yılı sayımına göre 53.021’e ulaştı.

Kuzeydoğu Bulgaristan Alevilerini; Çelebi (Sofiyan) akımına mensup olan Bektaşiler, Babagân, yani Balım Sultan’ın müritleri olan Bektaşiler, Otman Baba’nın müritleri olan Babailer ve Demir Baba’nın müritleri olan Babailer oluştururlar.

Araştırmacı F. de Jong, Zağra bölgesinde de Bedreddin Simavi’nin müritleri olan Alevilerin yaşadığını söyler. Alevi-Bektaşi ilişkisi çok önemli ve oldukça hassas bir konudur; Bektaşiler kendi iradeleriyle Bektaşi olurken Alevilik doğuştan kazanılır (!?).

13 Mayıs 2015 Çarşamba

İsmail Engin: Haydar Kaya Alevilik Tanıtımı ve İlkeleri El Kitabı'nı yazmış..

[© İsmail Engin] Haydar Kaya tarafından, Türkiye'de ilk kez olarak Aleviliğin tanımını gerçekçi bir şekilde yapma ve ilkelerini de Kur'an-ı Kerim'deki esaslara göre açıklama iddiasıyla hazırlanmış olan bu eser, "Sunuş" kısmının dışında on bölümden oluşmaktadır.

Aleviliği kapsayan o güne kadarki yayınları irdelediği "Sunuş" kısmında yazar, konu üzerine olan yayınları

a) yazarların kendi siyasi görüşlerini yansıtan ve Aleviliği kullanma yolunun seçildiği siyasi amaçlı;

b) gerçeklerden ziyade Alevilerin istemleri eğilimleri gözetilerek kaleme alınan kâr amaçlı ve

c) Alevilerin inancının, ibadetinin ve felsefesinin gözetilerek öz kaynaklara (Kur'an'a, Hz. Muhammede'e ve Ali'ye) dayanarak bilgilendirmeyi içeren gerçek amaçlı

olarak üçe ayırmakta (s. 5-9); eserini "gerçek amaçlı eserler" kategorisinde görmekte; Aleviliği "İslamın minhâc yolu, tasavvufu ve felsefesi" şeklinde algıladığını açıklamaktadır (s. 7).

Eserin birinci bölümünde (s. 11-30), Alevilikle ilgili kavramların genel bir tanımlamasını ve betimlemesini yapmaya çalışan Kaya, sırasıyla "Alevi", "Alevilik", "Kızılbaş", "Kızılbaşlık", "Râfizi", "Râfizilik", "Şii",  ve "Şiilik" üzerinde durmaktadır.

Yazara göre "Alevi", Hz. Ali'nin soyundan gelip, onun tasavvufi yolunu izleyenle; onun soyundan gelen seyyid, şerif ve hacegân kollarından herhangi bir mürşide ikrar verip, bağlanandır (s. 11).

Alevileri a) soydan gelenler ve b) soy dışından gelenler şeklinde iki grupta değerlendiren Kaya, soydan gelenleri de 1) "Evlâd-ı Resûl" ve 2) "Haşimiler" olarak ikiye ayırmakta; "Evlâd-ı Resûl"leri şeriflerle (ki yazar onların Zeydiyye mezhebine bağlı olduğunu belirtmektedir) seyyidler (Hüseynî, Musayî vb. gibi onları da İmamiyye mezhebine bağlamaktadır); "Haşimileri" de Hanefiyye ya da Keysaniyye mezhebine bağlı hacegânlar (Ahmet Yesevi gibi) ve evlâdanlar (İmamiyyeye bağlı) diye sınıflandırmaktadır (s. 13-14).

25 Ocak 2014 Cumartesi

Bu Dem: Biz demleri derman bildik / Özümüzü demle sildik / Gördüğünüz hale geldik / Bu dem bizi insan etti...

Ali Akbar Moradi ile İran'daki müzikseverlerle buluşturduğu "The Companion" adlı albümü Türkiye'de de dağıtılan Ulaş Özdemir'in solo albümü "Bu Dem", Kalan Müzik tarafından 2008'de yayınlandı.

Özdemir'in, günümüzde unutulmaya yüz tutmuş geleneksel Alevi-Bektaşi çalgıları dede sazı ve (ruzba) ile canlı olarak kaydettiği albüm, tamamı kendisi ve babası tarafından derlenmiş deyişlerden oluşuyor.

Ulaş Özdemir'in geleneksel Alevi-Bektaşi müziğini genç kuşaklara tanıtmak amacıyla kaydettiği albüm, "Bu Dem"de süren bir muhabbetin kayda geçirilmiş halini yansıtıyor. Eserde 11 deyiş bulunuyor.

Ariflerin kıblegahı
Şöyle bir sultanım vardır
Hakk'a bend eylemiş rahı
Gönülde mihmanım vardır

Elif Lâm Mim oldu ispat
Ye ile eyledi irşat
Ledünnü ilmine hikmet
Türlü gevher kânım vardır

Erenler gülbengin çeker
Âşıklar gözyaşın döker
Ab-ı zemzem oldu şeker
Halîl ür rahmanım vardır

İsmin metheder gaziler
Gönül aşnasın arzular
Yürekte yaram sızılar
Saracak Lokmanım vardır

Cür'asın içen mest oldu
Derdine düşen hast'oldu
Sadık ders aldı ust'oldu
Bir ismi Süphanım vardır

Söz: Âşık Sadık (1771-1837)
Kaynak: Kör İbo
Maraş / Çağlayancerit / Bozlar Beldesi
Derleyen: Ulaş Özdemir

11 Kasım 2013 Pazartesi

Fuzuli Bayat: Hurufilik Merkezleri ve Anadolu'da Hurufilik

Prof. Dr. Fuzuli Bayat
[© Fuzuli Bayat - KanalKultur] - 1. Hurufi Merkezlerinin Sosyo-Kültürel Yapısı

1.1 Azerbaycan'da Hurufi Merkezleri

Kurucusunun İran'ı, Irak'ı gezmesine rağmen tarikatını 1386'da Tebriz'de kurmuş olması bu yeni sufi yolunun çok kısa bir zamanda Azerbaycan'da, İran'da, Anadolu'da, Suriye'de ve Orta Asya'da yayılmasına neden olmuştur. Hurufilikte eskiden beri harfların sırrı ile ilgili pek çok kaynaktan yararlanılmış yeni ve orijinal bir sistem oluşturulmuştur. Hurufiliğin Azerbaycan'ın diğer iki büyük şehrinde – Bakü ve Şemahı'da tekkelerinin kurulması zamanı belli değildir. Ancak eskiden Bakü'nün Ateşperestliğin merkezi olduğu bilindiğinden buranın özel olarak seçildiği akla gelir. Nitekim Şemahı da Azerbaycan'da Sasani sülalesinin son sığınağı olarak bilinmektedir. Diğer taraftan Şemahı ve çevresinde Zerdüşt inançları ile ilgili bazı tapınakların kalması da dikkat çekmektedir. İlk akla gelen şu ki Hurufilik merkezleri Fazlullah Nemi tarafından özel olarak seçilmiştir. Hurufilik akidesinin bu merkezlerde gelişmesi Fazlullah Neimi'nin eserlerini burada yazması ve Hurufiliğin bu merkezlerden yayılması bütün bunların bilincli bir şekilde gerçekleştirildiği kanaatını doğurur. Ahalisinin büyük çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Şemahı'nın Azerbaycan'ın bütünlüğü yolunda Safevilerin mücadele anahtarına çevrilmesi de dikkati çekici bir husustur.

Hurufilik tarikatı doğal olarak üç büyük merkezden – Tebriz, Şemahı ve Bakü'den çevreye yayılmıştır. Hurufizm, Fazlullah Hurufi'nin ölümünden sonra kısa bir süre Karakoyunlu devletinde etkili olmuşsa da cıkan bir isyan sonunda tarikat üyeleri cezalandırılmış ve Azerbaycan'dan tamamiyle sürülmüştür. Yalnız Safevilerin hakimiyete gelmesinden sonra Hurufi şairleri ve düşünürleri takipten yakalarını kurtarabilmişlerdir. Orta Asya'ya giren Hurufiler orada ünlü Azeri şairi Şah Kasım Envar'ın ocağında faaliyet göstermişlerdir. Kaynakların bir çoğu Şah Kasım Envarı Hurufi şairi olarak tanımlamaktadır. Anadolu'da da Bektaşi ocağına sığınan Hurufilerin varlıklarını sürdürdükleri bilinmektedir.

Hurufi merkezlerinden Tebriz, Bakü ve Şamahı'nın eskiden Zerdüşt inançlarının çok yaygın olduğu yerleşim yerleri olması Fazlullah'ın akide ve amaçlarına uygun düşmekteydi. Nitekim İslam dinini reforme etmeği amaçlayan Fazl Hurufi'nin, Bakü gibi önemini kaybetmeyen Ateşperestlik merkezine büyük dikkat verdiği bilinmektedir. Bazı işaretlere bakılmış olursak önemli Hurufi eserleri de Bakü'de yazılmıştır, denilebilir. Bu merkezlerden Tebriz, Zerdüşt akidelerini unutması ile kayda değer. Hurufizmin ortaya çıktığı dönemde çok büyük ihtimalle Tebriz, Erdebil Ocağı'nın etkisi altında idi. Bu nedenle de Hurufilik kısa bir zamanda Tebriz'den Şirvanşahların önemli merkezlerinden olan Bakü'ye, oradan da bu devletin başkenti Şemahı'ya taşındı. Erdebil Ocağı'nın baştan Şirvanşahlara düşman münasebeti bu iki heterodoks tarikatın ayrı ayrı amaç taşıdığına isbat olabilir. Nitekim Timur'un Azerbaycan'ı almasına kadar Şirvanşahların Hurufilere büyük saygı gösterdiği, onların hem Bakü'de hem de Şemahı'da fikirlerini serbest yaymalarına engel olmadığı kesin şekilde bilinmektedir. Hatta Timur'un oğlu Miranşah'ın Hurufileri takip ettiği bir zamanda Şirvanşah İbrahim'in Fazlullah'ı korumağa ceht gösterdiği de rivayetler arasındadır. Anlaşılan şu ki Azeraycan'ın merkezinde Şirvanşahlar gibi Fars soylu bir devlet kurmuş bu sülale eski İran din ve inançlarından tamamiyle kopmamış, bunları gizlice devam ettirmişlerdir. İslamı yeni bir şekle sokmağa çalışan Fazlullah Hurufi ve taraftarlarının Şirvanşahlarla anlaşma içinde bulunması da dolayısıyla yukarıda söylenenleri tastik etmektedir.

8 Kasım 2013 Cuma

Paşabahçe, Teslim Aşure Kasesi'ni de üretti...



 
".. Birisi bir avuç buğday, diğeri bir avuç üzüm, diğeri bir avuç nohut getirdi. Yedi çeşit hububat ile Nuh onlara yemek pişirdi. Nebilerinin bereketiyle doydular. Tufandan sonra yeryüzünde pişen ilk yemekti bu..

.. ve insanlar bu şükran yemeğini Aşure Günü pişirmeyi âdet edindiler.."

[KanalKultur] - Aşure hayatın yaratılmış tüm canlılar tarafından paylaşılması gereken bir "ortakyaşam" olduğu mesajını verir. Sürdürülebilir ve bereketli bir ortak yaşam için hoşgörü, paylaşabilme, şükretme, birlikte yaşama kavramlarının gerektiğini hatırlatır.

Türkiye'de cam denince akla gelen marka Paşabahçe, "Aşure Koleksiyonu" kapsamında, "Teslim Aşure Kasesi"ni sınırlı üretim olarak gerçekleştirdi.

Bektaşi kültüründe önemli bir yere sahip olan "Teslim Taşı" 12 köşesi ile "12 Kavramı"nı simgeliyor.

"Teslim Aşure Kasesi", formunu "Teslim Taşı"ndan almış. 12 köşesinde aşurenin simgelediği farklılığın ve çok kültürlülüğün zenginliğini vurgulayan çeşitli dinlere, dillere ve kültürlere ait motifler yer alıyor...

"Teslim Aşure Kasesi" el imalatı camdan üretilmiş ve rölyef desenlerin tümü el işçiliği ile dekorlanmış.

Paşabahçe, "Teslim Aşure Kasesi"nin üretimini 2000 adetle sınırlandırmış. [KanalKultur]

30 Ekim 2013 Çarşamba

Perişan Baba

Perişan Baba, 19. yüzyılda yaşamış önemli Bektaşi şairlerindendir. Asıl adı Mehmed Ali, mahlası ise Perişan’dır. Bektaşi geleneği içerisinde hem şair hem de dedebaba olarak önemli bir yere sahiptir.

Turgut Koca, Perişan Baba’nın, Selanikli Hasan Baba’nın ardından, Hacı Bektaş Dergâhı’nda dedebabalık makamına oturduğunu, 1884 yılında Hacı Bektaş Tekkesi’nde vefat ederek buraya defnedildiğini belirtmektedir. Ayrıca İstanbul’daki Eryek (Erikli Baba) Dergâhı’nda kendisine nispet edilen bir makam ziyareti bulunduğunu da kaydetmektedir.

Abdülbâki Gölpınarlı ise Perişan Baba hakkında farklı bir kronoloji aktarır. Gölpınarlı’ya göre, Hacı Hasan Dede Baba’nın ardından bir süre Hacı Bektaş Tekkesi’nde dedebabalık yapan Konyalı Perişan Mehmet Dede Baba, bu görevden ayrıldıktan sonra bir müddet seyahat etmiş, daha sonra Yedikule’deki Bektaşi Tekkesi’nde ikamet etmiş ve 1875 yılında Hacıbektaş’ta Hakk’a yürüyerek orada sırlanmıştır. (Abdülbâki Gölpınarlı, Alevî-Bektâşî Nefesleri, 2. bs., İstanbul, 1992, s. 17).

Şevki Koca, Perişan Baba’nın hayatını ve Bektaşilik tarihindeki yerini daha ayrıntılı biçimde ele alır. Ona göre, 1875 yılında Selanikli Hasan Dedebaba’nın Hakk’a yürümesi üzerine dedebabalık makamına, Eryek (Erikli) Baba Dergâhı postnişini olan Hafız Mehmed Ali Perişan Baba getirilmiştir. Her ne kadar Konya kökenli olarak tanınsa da, aslında İşkodralıdır.

Turgut Koca’dan hareketle, Şevki Koca’nın değerlendirmesine göre, Perişan Baba, 1826 öncesi Bektaşiliğin özgün yapısını savunmuş; dedebabalık makamının Osmanlı Sarayı tarafından denetlenmesi ve yönlendirilmesine karşı çıkmıştır.

Buna karşılık, Saray çevreleriyle yakın ilişkiler içinde bulunan Mehmed Ali Hilmi Baba, Perişan Baba’nın dedebabalığını tanımamış ve Bektaşi tarikatındaki ilk önemli ayrışmanın temelleri bu süreçte atılmıştır.

II. Abdülhamid’in desteğini de arkasına alan Mehmed Ali Hilmi Baba’nın dedebabalık makamını talep etmesi üzerine, Nakşibendi tandanslı bir Bektâşîliğin ortaya çıkmasından ürken Perişan Baba, Hicrî 1300 yılı sonunda makamdan çekilerek eski görev yeri olan Kazlıçeşme Eryek Baba Dergâhı’na yerleşmiştir. Ertesi yıl, Hicrî 1301’de yeniden Hacı Bektaş – Pirevi’ne dönen Perişan Baba, burada Hakk’a yürümüş ve Hazret Avlusu’na defnedilmiştir.

Şevki Koca’ya göre, bu gelişmelerin ardından Bektaşilik iki farklı tasavvufî anlayış doğrultusunda yoluna devam etmiştir:

Perişan Baba’nın takipçileri “Vahdet-i Mevcûd”, Hilmi Baba’nın takipçileri ise “Vahdet-i Vücûd” anlayışını benimsemiştir.

Bu iki yaklaşım arasındaki görüş ayrılığının farklı biçimlerde günümüze kadar sürdüğü ifade edilmektedir.

Perişan Baba çizgisini takip edenler “Harâbâtî”, Hilmi Baba ekolüne bağlı olanlar ise “Müteşerri” olarak anılmaktadır.

Dâr-ül-emânımız Şâh-ı Necef’den
Tarîk-ı müstakîm dervîşânıyım
Tekye-i aşk içre ders-i Aref’den
Öğreden üstâdın Câvidânıyım

Sevmişem bir lebi kand ü sükkeri
Derd ü belâsından dönmezem geri
Râhına koymuşam cân ile seri
Sanma bu sevdânın peşîmanıyım

Dâim bir mahbûbun medhinde yektâ
Olduğum bilirler ârif ü dânâ
Perîşân olduğum bilirler ammâ
Bilmezler ki kimin perîşânıyım

Kaynaklar

 Abdülbâki Gölpınarlı: Alevî - Bektâşî Nefesleri. İnkilâp Kitabevi, (2. Baskı) İstanbul 1992: 17.

Şevki Koca: Es-Seyyid Halife Koca Turgut Baba Divânı. İstanbul 1999.

Şevki Koca: “Şâhkulu Bektâşi Dergâhı’nın Son Babagân Postnişinleri ve Bektâşîlerin Zor Yılları (1826-1953) (I)” Cem Dergisi, 36 (2002) 124: 19-23 [22].

Şevki Koca: Bektaşilik ve Bektaşi Dergâhları, Cem Vakfı Yayınları, İstanbul 2005.

Turgut Koca: Bektaşi Alevi Şairleri ve Nefesleri (13. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Kadar). Naci Kasım İstanbul Maarif Kitaphanesi ve Matbaası, [İstanbul] 1990: 415 – 421.

İsmail Engin [07 Aralık 2010; KaKuTS - KanalKultur]

17 Ekim 2013 Perşembe

Hacı Bektaş Tekkesi'nden: Alem ve Şamdan


Hacı Bektaş Tekkesi'nin kapatılmasının
ardından Ankara Etnografya Müzesi'ne
nakledilen [götürülen]
"Alem" ve Şamdan"...
Ayrıntılı bilgi için bkz. ve krş.
Hâmit Koşay:
"Tekke ve Türbeler Kapandıktan Sonra"
Güzel Sanatlar, 6 (1949): 1 - 5;
Hâmit Z. Koşay:
"Bektaşilik ve Hacı Bektaş Tekkesi"
Türk Etnografya Dergisi, X (1967): 19 - 26.

14 Ekim 2013 Pazartesi

Imre Adorján: Gül Baba Türbesi

Imre Adorján
[© Imre Adorján - KanalKultur] - Türbenin Bulunduğu Yer

Gül Baba'nın Türbesi Macaristan'ın başkenti Budapeşte'de, Tuna nehrinin sağ tarafında yükselen Rózsadomb (Gültepe) semtinde, tepenin doğuya bakan yamacında bulunur. Peşte'den Buda'ya[1] Tuna üzerindeki Margit Köprüsü'nü geçtikten sonra, köprübaşından batıya doğru yaklaşık 100 m. yürüyerek, anayoldan (Margit körút) ayrılıp sağa doğru Török utca (Türk Sokağı) başlar. Küçük ve kısa sokak ucundan Gül Baba utca'dan (Gül Baba Sokağı) tam türbeye kadar gidilir.

Türbenin Mimari Özellikleri

Gül Baba türbesi 3. Budin beylerbeyi Yahyapaşazâde Mehmed Paşa'nın 1543-1548 tarihleri arasında süren beylerbeyliği döneminde yerli inşaat malzemesinden ve büyük ihtimalle yerli inşaat işçileri tarafından yapılmıştır.[2] Plâni çapı altı m.li[3] sekizgen temel üzerine ayaklığa yerleştirilmiş sekizgen düz gövdesi kesme (blok) kum taşlarındandır. Binanın her yüzeyi kare biçiminde nişlerle düzenlenmiştir. Binanın kubbe altındaki kenarı, kesme kireç taşlarındandır. Kubbe ile pandantifleri tuğladan yapılmıştır. Kubbenin çatısı eskiden kurşunla örtülmüştü. Kapısı segment (yayvan) kemerlidir. Aslında giriş kapısı, üzerinde tek bir "Bursa kemeri" biçiminde oluşturduğu demir parmaklı penceresiydi.

 Gül Baba Türbesi
Türbenin iç mekânının tek süslemesi sadece gövde duvarlarının sekiz "kör Bursa kemeri"dir. İç duvarları sıvalanmış; dış yüzeyi sıvalanmamıştır. Yazık ki sonraki tamirler sırasında, eski badanası tamamen bozuldu. Çünkü türbenin iç duvarlarında ziyaretçiler tarafından yazılmış güzel gazeller bulunduğunu yazılı kaynaklar bildirirler. [4] Mekân ortasında tek bir sanduka yerleştirildi. Türbede mihrab nişi yoktur.

Eserin Tarihi ve Onarımları

Alman Wernher 1551 tarihli Budin'i ve çevresini de değerlendirdiği yazısında ilk defa türbe ile zaviyeyi (tekke) anar, ama Gül Baba'nın şahsiyetinden hiç söz etmez. Bu kaynak Evliya Çelebi'nin "Seyahatnâme" eserinden yüz yıl önce yazılmıştır.

26 Temmuz 2013 Cuma

Derviş Kemal (Kemal Özcan): Beni

Bir bağda, bir salkım üzüm olsam da,
Zamanı gelince kesseler beni,
Fabrikada dibeklere dolsam da,
Preste sıkarak ezseler beni.

Pres beni iyicene sıktı mı,
Çekirdeğim kabuğumdan çıktı mı,
Şıra tavasına suyum aktı mı,
İnce eleklerden süzseler beni.

Vaktiyle üzümken döndüm mü suya,
İçime çalarlar tahurdan maya,
Badehu doldurup ağaç fıçıya,
Aylarca hapsedip üzseler beni.

Şaraba dönmüşsem, takdire uyup,
İnsanlar bana da ihtiyaç duyup,
Fıçıdan çıkarıp camlara koyup,
Mecliste sofraya dizseler beni.

Derviş Kemal der ki budur efkârım,
Gerçek insanlara yoktur zararım,
Dergah-ı Ali'de güzel dostlarım,
Kevser niyetine içseler beni.

19 Temmuz 2013 Cuma

Edirne Bektaşiliği

Edirne Bektaşiliği [© Edirne Türk-İslam Eserleri Müzesi]
 - Evliya Çelebi, Edirne Kıyık Caddesi üzerindeki
Kargı Baba Tekkesi'nin bir Bektaşi Tekkesi olduğunu kaydeder.

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Todor Todorov - Tasavvuf ve Realite: Demir Baba

Todor Todorov - Tasavvuf ve Realite: "Demir Baba" (2001)
 
Todor Todorov - Tasavvuf ve Realite:
"Demir Baba" - 2 (2001) [İkon]
[KanalKultur] - Todor Todorov (Тодор Тодоров): Bulgar ressam ve karikatürist.

1954'te Sofya'da doğdu.
 
1978 yılında Veliko Tırnova Üniversitesi'nde (Великотърновски университет "Св. св. Кирил и Методий" - The St. Cyril and St. Methodius University of Veliko Tarnovo) yüksek lisansını tamamladı. Prof. Nicholas Gelev atölyesinde çalıştı.
 
Bulgaristan dışında Japonya, Almanya, Makedonya, Belçika, İtalya, İrlanda, Türkiye ve Arjantin'de sergiler açtı; sergilere katıldı. Japonya, Belçika, İtalya ve Bulgaristan'da ödüller aldı.

Yağlı boya tabloların yanı sıra, duvar ikonları yapıyor ve karikatürler çiziyor.

Razgrad'ta yaşıyor ve çalışmalarına devam ediyor.[KanalKultur]