Bu Blogda Ara

Politika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Politika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Nisan 2016 Çarşamba

Osmanlılar ve Memluklar

Osmanlı hükümdarı I. Bayezid 1393’te Memluk elçisi Emir Hüsâmeddîn Hasan el-Kuckûnî’yi kabul etti. Bayezid, Memluk Sultanı Berkuk’un yolladığı armağanları sunan elçiye kendisinin Berkuk’un “memluk”u, yani kölesi olduğunu belirtti.

Osmanlı tarihinde “Yıldırım” olarak da bilinen Bayezid, Balkanlar ve Anadolu’daki topraklarını hızla genişletmesine karşın, 1250’lerden beri kadim İslam topraklarına egemen olmuş ve “İslamın ve Müslümanların Sultanı” unvanını taşıyan Memluk hükümdarının dengi değildi ve kendisi de bunu bu ifadeyle kabul ediyordu.

Bayezid’den dört kuşak sonra ise Osmanlı Sultanı II. Bayezid bir başka Memluk elçisini kabul etti. 1485’teki bu kabul merasimi, 1393’tekinden çok farklıydı. Osmanlı divanından biri, Memluk elçisi Emir Canibeg’e “Siz [Memluklar], Kâfir oğulları, kimsiniz ki Haremeyn’e [Mekke ve Medine’ye] hükmedesiniz? O topraklar, sultanoğlu sultan olduğu [için] bizim sultanımıza daha uygundur” dedi. Bayezid’in Memluk elçisine tek bir kelime bile etmemesi bu sözlerden çok daha fazlasını anlatıyordu.

Anlaşıldığı üzere, Memluk sultanının hizmetinde olduğunu belirten I. Bayezid’den bu yana Osmanlı ve Memluk hükümdarları arasındaki güç dengesi neredeyse bütünüyle değişmişti. Osmanlıların güçlerini önceleri Memlukların yanına, sonra da giderek karşısına yerleştirmeleriyle meydana gelen bu kayma, kendini en açık şekliyle diplomatik görüşmelerde belli etmişti.

1360’lardan 1512’ye değin süren dönemde bu iki Sünni Müslüman devlet arasında neredeyse aralıksız süren görüşmeler hem rekabete hem de anlaşmaya yönelik bir dizi davranış biçiminin ve dilin gelişimini sergiler.

16 Şubat 2015 Pazartesi

Modern Türkiye'nin Politikaları

Ali Çarkoğlu ve William Hale'nin editörlüğünü yaptığı, derlenmiş materyali tarihsel ve entelektüel bağlamına yerleştiren "The Politics of Modern Turkey" adlı eser 4 ciltten oluşuyor. Halil İnalcık, Daniel Lerner, Kemal H. Karpat, Şerif Mardin, Çağlar Keyder, İlkay Sunar, Suna Kili, Reşat Kasaba, Hugh Poulton, Jacob M. Landau, Andrew Mango, Ergun Özbudun, Joseph S. Szyliowicz, Mark Tessler, Ebru Altınoğlu, İlter Turan, Ergun Özbudun, David Barchard, Ersin Kalaycıoğlu, Ali Çarkoğlu, Frank Tachau, Sabri Sayarı, Cem Başlevent, Hasan Kirmanoğlu, Burhan Şenatalar, Yılmaz Esmer, W. Jefferson West, Çiğdem Adem, E. Fuat Keyman, Ahmet İçduygu, Ziya Öniş, Umut Türem, Tanel Demirel, Metin Heper, Ümit Cizre, William M. Hale, Feroz Ahmad, Roderic H. Davison, Bruce R. Kuniholm, Clement H. Dodd, Tozun Bahcheli, F. Stephen Larrabee, Ian O. Lesser, Oktay F. Tanrısever, Gareth Winrow, Kemal Kirişci, Şaban Kardaş, Heinz Kramer, Philip Robins, Gamze Avcı, Ziya Öniş, Nergis Canefe, Tanıl Bora, Yeşim Arat, Sencer Ayata, Faruk Birtek, Binnaz Toprak, İhsan Dağı, Nilüfer Göle, Bedriye Poyraz, Ruşen Çakır, M. Hakan Yavuz, Nihat Ali Özcan, Mesut Yeğen, Aylin Güney, Yeşim Arat, Ümit Cizre-Sakallıoğlu, Erinç Yeldan ve Mine Eder de kitabın yazarları...

"Historical Heritage of Politics in Modern Turkey" başlıklı 1. cilt, çağdaş Türk siyaseti deneyimini tarihsel bir bağlama yerleştirmek amacıyla bir araya getirilen temel çalışmaları içeriyor. Kitap; Osmanlı İmparatorluğu'ndan Cumhuriyet dönemine geçişte, başta kültürel, kurumsal alanlar, Osmanlı ve Tek Parti (1923–1950) dönemlerini kapsayan seçkinci siyasetler olmak üzere, siyaset üretilen belli başlı alanlardaki süreklilikleri ve kopuşları vurgulamak amacıyla, temelde tarihsel sosyolojiden faydalanan geniş bir literatürün izini sürüyor. Tanzimat döneminde yapılan reformlara değinilerek, Cumhuriyet rejiminin 1930'lu yılların başında gerçekleştirdiği çığır açan değişiklikler ve II. Dünya Savaşı sonrasında çokpartili hayata geçiş sürecindeki gelişmeler inceleniyor. Kitapta ayrıca, Türkiye'deki liberalizm anlayışlarının yanı sıra, Kemalist, İslamcı muhafazakar ve milliyetçi eğilimleri içerecek şekilde, çağdaş Türk siyasetinde etkili olan ideolojik akımların doğası üzerine bir dizi çalışma da bulunuyor.

13 Eylül 2014 Cumartesi

Bildirileriyle 12 Mart 1971 Dönemi Sıkıyönetimi

Anayasa profesörü M. Zafer Üskül, "Bildirileriyle 12 Mart 1971 Dönemi Sıkıyönetimi" kitabında sıkıyönetim kararıyla beraber gelen yasakları, kapatılan dernekleri ve gazeteleri, üniversitelere ve aydınlara yönelik baskı politikalarını, operasyonları ve yargılamaları başlıklar halinde
gözler önüne seriyor.

Altı sıkıyönetim komutanlığı tarafından yayımlanan 419 bildiriye ilaveten, ek bildiriler ve açıklamaların da gündeme geldiği 12 Mart 1971 dönemi, Anayasa profesörü M. Zafer Üskül tarafından kaleme alınan "Bildirileriyle 12 Mart 1971 Dönemi Sıkıyönetimi" kitabında incelendi.

"Bildirileriyle 12 Mart 1971 Dönemi Sıkıyönetimi" kitabı, gazetelerden taranan bildirilerin, tebliğlerin ve basın açıklamalarının yanı sıra tamamının hukuksal bir çerçevede değerlendirilmesini içeriyor.

Kitapta ulaşılabilen bildirilerin içeriklerinden yola çıkarak, sıkıyönetim kararıyla beraber gelen yasaklar, kapatılan dernekler ve gazeteler, üniversitelere ve aydınlara yönelik baskı politikaları, operasyonlar, yargılamalar başlıklar halinde yeniden göz önüne seriliyor.

Aynı zamanda kitapta, bildirilerde, tebliğlerde ve basın açıklamalarında yer alan trafik, fiyat denetimi, gıda güvenliği, sağlık, temizlik, ormanların korunması, turistik ve arkeolojik eserlerin muhafazası, işçi-işveren ilişkileri, sendikalar, kumar, fuhuş, uyuşturucu madde kullanımı, müstehcen yayınlar gibi konulara da yer veriliyor. Sıkıyönetim politikalarının insan yaşamı üzerindeki aşırı denetimi de ironik bir şekilde ortaya konuluyor.

M. Zafer Üskül: Bildirileriyle 12 Mart 1971 Dönemi Sıkıyönetimi. Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2014, 408 S., ISBN: 9789753333122

24 Mart 2014 Pazartesi

Toplumsal Güvensizlikler ve Güvenlik

"Güven kaybı" Avrupa'da son yıllarda, özellikle de ekonomik kriz döneminde yükselen, demokratik kurumların üzerine inşa edildiği toplumsal dokuyu tehdit eden olumsuz bir gelişme olarak tespit ediliyor.

Türkiye'de ise "güven", kurucu ya da yerleşik bir toplumsal ilişki unsuru olarak hemen hiçbir zaman var olmamış.

Toplumsal değerler araştırmalarına göre, Türkiye dünyada kişilerarası güvenin en düşük olduğu ülkelerden biri.

Öte yandan, toplumsal kurumlara duyulan güvenle ilgili araştırmalarda demokratik katılıma en uzak kurumlar güvenilirlik açısından en üstte çıkıyor.

Türkiye'de toplumsal ve siyasal güven / güvensizlik durumunu farklı alanlara odaklanarak tartışmaya açmaya çalışan toplantıların ilkinde konuşmacılar konuyu güvenlik kavramının iki perspektifinden ele alıyor: Zeynep Şarlak, Türkiye'de güvenlik devletinin gelişimi, günümüzdeki tortuları, bu siyasi ve sosyal yapının güvensizlik üretme mekanizmaları; Evren Balta ise, güvenlik aygıtının dönüşümü, güvenliğin piyasalaşması ve bunun toplumdaki güven duygusu üzerindeki etkileri hakkında konuşuyor.

İkinci kısımda izleyicilerin soru, fikir ve yorumlarını paylaşmasıyla toplantı, tek taraflı sunum formatından çıkıp zihin açıcı tartışmalara imkân sağlayacak bir platform oluyor...

Zeynep Şarlak: Araştırmacı, yazar. Halen Leiden Üniversitesi'nde Türkiye örneğinde güvenlik devleti konusunda doktora çalışmalarını sürdürüyor. Türkiye'de yolsuzluğun hangi ilişki biçimlerinde ortaya çıktığı ve nasıl algılandığı konusunda araştırmalar yaptı.

Evren Balta: Siyaset Bilimci, yazar. Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde doçent. Dünyada ve Türkiye'de güvenlik siyasetleri ve uygulamaları üzerine araştırma ve yayınları bulunuyor.

Toplumsal Güvensizlikler ve Güvenlik / 28 mart 2014; 18:30; Tütün Deposu, Lüleci Hendek Cad. No:12, Tophane - 34425 İstanbul; Tel.: (0212) 292 39 56

21 Şubat 2014 Cuma

Yakın Tarihten Notlar: Türkiye'de Cumhuriyet Politikaları

[KanalKultur] - Atatürk Araştırmaları Merkezi ile Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü ortaklaşa olarak 27 ekim 2010 günü Ankara Üniversitesi Rektörlüğü Yüzüncü Yıl Salonu'nda "Türkiye'de Cumhuriyet Politikaları" adlı bir sempozyum düzenledi.

Sempozyum açılış konuşmalarını Prof. Dr. Temuçin Faik Ertan (Ankara Üniversitesi Türk Inkılap Tarihi Enstitüsü Müdürü), Prof. Dr. Cezmi Eraslan (Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı), Prof. Dr. Cemal Taluğ (Ankara Üniversitesi Rektörü) ve Prof. Dr. Mehmet Aydın (Türkiye Cumhuriyeti Devlet Bakanı) yaptı.

"Türkiye'de Cumhuriyet Politikaları" Sempozyumu'nda "İç Politika", "Dış Politika", "Eğitim ve Kültür" ile "Ekonomi" başlıklı 4 oturumda "1940'lı Yıllarda Türkiye'nin Kültürel Görünümü", "Cumhuriyetin Kuruluşundan 1950'lere Kadar Uygulanan Genel Seçimler", "Cumhuriyetin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesine Yönelik İç Siyaseti", "Türk Dış Politikasında Çok Yönlülük Eğilimleri", "Türk Dış Politikasında Filistin Meselesi", "Cumhuriyetin İnsan Anlayışı" vb. konularda şu 12 bildiri tartışmaya açıldı:

27 Kasım 2013 Çarşamba

Abant Platformu, Aleviler ve Sünniler: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak başlığıyla toplanıyor...

[KanalKultur] - Abant Platformu "Aleviler ve Sünniler: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak" başlığıyla 13 - 15 aralık 2013 tarihlerinde Abant'ta (Bolu) toplanıyor.

1998 yılında ilk toplantısını düzenleyen Abant Platformu, 30. toplantısında Alevi-Sünni birlikte yaşama tecrübelerini ve ortak geleceği konuşmayı planlıyor.

Toplantı serbest müzakerelerden ibaret "Tarihsel Süreçte Ortadoğu ve Türkiye'de İnanç İlişkileri", "Kutuplaşmanın Toplumsal Bedeli (Sosyal - Ekonomik - Kültürel)", "İnanç ve Vicdan Özgürlüğü, Hak ve Hürriyetlerde Eşitlik", "Aleviler ve Sünniler: Yeniden Tanışalım" ve "Çözüm Önerileri" başlıklı 5 oturum ve "Sonuç Bildirgesi"ni içeriyor.

Abant Platformu daha önce de "Alevilik" konusunu çeşitli toplantılarda ele almıştı: Örneğin, "Vesayet ve Demokrasi" başlıklı 22. Abant Toplantısı'nda (24 - 27 haziran 2010, Abant - Bolu), başkanlığını Orhan Miroğlu yaptığı "Gündelik Hayatta Siyasal ve Toplumsal Sorunlar Karşısında Vesayet" başlıklı oturumda Necdet Subaşı "Din ve Vicdan Özgürlüğünün Devletin Nitelikleri ile İlişkisi" ile "Alevilik" hakkında görüşlerini dile getirmişti.

Keza, "Yeni Anayasa'nın Çerçevesi" başlıklı toplantısının (9 - 11 mart 2012, Abant - Bolu) başkanlığını Prof. Mete Tunçay'ın yaptığı beşinci oturumunda "İnanç Özgürlüğü, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Din Dersleri" konu edinilmiş; Prof. Mehmet Akif Aydın (İSAM Başkanı), Prof. İştar Gözaydın (Doğuş Üniversitesi) ve Doç. Ali Yaman (İzzet Baysal Üniversitesi) tebliğ sunmuştu.

Abant Platformu "Tarihi, Kültürel, Folklorik ve Aktüel Boyutlarıyla Alevilik" başlığıyla da 17 - 18 mart 2007 tarihleri arasında (İstanbul) toplanmıştı. [KanalKultur]

Abant Platformu - "Aleviler ve Sünniler: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak" / 13 - 15 aralık 2013, Abant - Bolu

9 Kasım 2013 Cumartesi

Güz Sancısı - Tomris Giritlioğlu

[KanalKultur] - 6-7 Eylül 1955'de Türkiye'de yaşanan 'Azınlıkları Tasfiye Hareketi'ni ele alan yapıt, bu dönemi beyazperdeye taşıyan ilk film olma özelliği taşıyor... Filmin yönetmeni Tomris Giritlioğlu, "Geçmiş Gelecektir…" diyor.

"Çemberimde Gül Oya", "Hatırla Sevgili" gibi birbirinden başarılı projelere imza atan Tomris Giritlioğlu ve ekibi "Güz Sancısı" filmi ile bir kez daha geçmişi günümüze getiriyor. 2002 yılından beri üzerinde çalıştığı bu özel proje ile Tomris Giritlioğlu, 10 yıl aradan sonra beyazperdeye yönetmen olarak geri dönüyor. Yönetmenin sinema kariyerinde hedeflediği tematik üçlemenin "Suyun Öte Yanı" ve "Salkım Hanım'ın Taneleri"nden sonraki son filmi "Güz Sancısı".

Senaryosunu Etyen Mahçupyan ve Nilgün Öneş'in yazdığı film, Yılmaz Karakoyunlu'nun aynı adlı eserinden senaryolaştırılmış. Bu eser, 1992 yılında Türkiye Yazarlar Derneği Roman Ödülü'nün de sahibi.

Çekimlerinin tamamına yakını Beyoğlu ve çevresinde gerçekleşen filmde, İstanbul 1955 yılındaki haliyle beyazperdeye yansıtılıyor.

1955 yılında geçen "Güz Sancısı"nda milliyetçi, zengin bir toprak ağasının idealist oğlu olan Behçet (Murat Yıldırım), karşı komşusu Rum Elena'ya (Beren Saat) aşık olur ve 6-7 Eylül olaylarının panoramasında duygularıyla ve siyasi fikirleriyle bir iç hesaplaşmaya girişir.

Behçet'in babası Kamil Efendi (Tuncel Kurtiz), Antakya'daki güçlü nüfuzu yüzünden hükümetin yakından ilgilendiği, bürokrasinin içindeki "derin" iradeyle sıcak bağlantıları olan, zengin bir toprak ağasıdır. Babasının etkili kimliğinin gölgesinde kalmış bir genç olan Behçet'in en büyük hedefi Kamil Efendi'nin telkinlerine uyarak siyaset dünyasında yer almak ve yükselmektir. Bu konuda ona en büyük desteği babasının yakın dostu ve nişanlısı Nemika'nın (Belçim Bilgin Erdoğan) babası Kenan Bey (Hüseyin Avni Danyal) vermektedir. Eski bir bürokrat eskisi olan Kenan Bey, "Kıbrıs Türktür Cemiyeti"nin tepe yöneticilerinden ve derin devlet operasyonlarına yön veren isimlerden biridir.

Behçet'in muhafazakar, sakin, ağırbaşlı, içe dönük aynı zamanda da hakkaniyete ve ahlaka önem veren bir yapısı vardır. Bu durum onun çoğu zaman siyaset dünyasındaki gelişmelerden rahatsız olmasına neden olmaktadır, fakat temelde kendi milliyetçi bakışını doğru, adil ve gerçekçi bulur. Türk milletinin Batılılar tarafından abluka altına alınmış olduğunu, bu durumun da Kıbrıs'ta açıkça ortaya çıktığını düşünmektedir. Aslında bireysel hayatında da abluka altında olduğu hissini çok güçlü olarak yaşayan Behçet, bütün bunların yanı sıra karşı komşusu Rum Elena'ya aşık olmuştur. Beyoğlu'na ağır ağır inmeye başlayan bu gergin siyasi atmosferin karanlığı altında iki genç arasındaki karşı konulmaz aşk, kendini savunmaya çalışmaktadır. Behçet, militan bir kalemin günbegün koyulaşan renklerle çizdiği bir politik çizgide yürürken; 6 Eylül 1955 sabahına doğru attığı her adım, Elena'ya kavuşmasını zorlaştırır. Türk siyasi hayatının ağır yükünü sırtlarında taşımak zorunda kalan bu iki sevgili, aşkın topraklarında "aynı", yaşadıkları ülkenin topraklarında "farklı" taraflardadır. [KanalKultur]

Güz Sancısı - Yönetmen: Tomris Giritlioğlu; Görüntü Yönetmeni: Ercan Yılmaz; Yapımcı: Bahadır Atay, Fatih Enes Ömeroğlu; Senaryo: Etyen Mahçupyan, Nilgün Öneş; Oyuncular: Murat Yıldırım, Beren Saat, Okan Yalabık, Belçim Bilgin Erdoğan, İlker Aksum, Hüseyin Avni Danyal, Umut Kurt, Avni Yalçın, Zeliha Berksoy, Tuncel Kurtiz, Kenan Bal; Müzik: Tamer Çıray; Renkli, 2008, 112'

30 Ekim 2013 Çarşamba

Necdet Subaşı: Alevi Açılımı: Konsept ve Konsensus

[© Necdet Subaşı - KanalKultur] - Alevi Açılımı çerçevesinde birer ön adım olarak değerlendirilebilecek çalıştaylar, kamuoyunda geniş bir ilgi gördü. Çalıştayların alışılmamış-denenmemiş niteliği konuya ilgi duyan çevrelerde derin bir dikkatle izlendi.

Aslında açılımın olmazsa olmaz birer parçası olarak tasarlan çalıştaylarda amaç, Alevilerin mevcut sorunlarını tam bir netlikte ortaya koymaktı. Bu doğrultuda başta Alevi toplumunun belli başlı eğilimleri olmak üzere, bütün bir kamuoyunun görüş ve düşüncelerini yansıtmak üzere yeni bir temsil alanının oluşturulmasına şiddetle ihtiyaç vardı. Sorunun bilumum paydaşlarını dinlemek gerekiyordu. Sadece Alevileri değil tüm toplumu, eşitlikçi bir müzakereye davet etmek için her şeyden önce önyargılarla şekillenmiş her tür dışlama ve ayrımcılığa karşı ortak bir sorumluluk ve kullanışlı bir dil geliştirmek gerekiyordu. Gerçekleştirilen resmi ve gayrı resmi buluşmalarda amaç, Alevilerin sorunlarının tüm toplumca kavranmasını, hatta derinlemesine hissedilmesini sağlamak ve böylece herkesin sorunun çözümüne katkı sağlamasını sağlamaktı. Çalıştayların genel karakteri içinde akademisyenler, sivil toplum kuruluşları, medya ve siyaset dünyasından temsilciler, öncelikle söylem düzeyindeki farklılaşmaları esas kabul edilerek müzakereye davet edilmişlerdi.

Çalıştayların huzur içinde sürdürülmesinde Alevi kamuoyunun katkısı her türlü takdirin üzerindedir. Adeta üzerine titrenilerek sürdürülen süreçte Aleviler, sadece Çalıştaylar içinde değil gündelik hayatın değişik kompartımanlarında da fırsat buldukları her seferinde açılıma katkı sağlamaya çalıştılar. Çalıştaylar toplumun birbirini yeterince tanımadığı, birlik ve beraberliğe çok sık vurgu yapılmasına rağmen şimdiye kadar atılan adımları geçiştirmenin ötesine gitmediğini göstermiştir. Bugün artık Aleviler kendileri için en yüksek iyi olarak tasarladıkları taleplerini her fırsatta dile getirmekten geri durmuyorlar. Bu talepler kendi içinde çeşitlilik ve farklılık barındırsa da sorunun gelip dayandığı yer demokrasi ve insan haklarında kilitlenmektedir. Bu kilidin toplumun ortak duyarlılıklarıyla aşılacağında hiç kuşku yoktur. Devletle tartışmalı ilişkiler içinde bugüne kadar varlığını sürdürmeyi başarmış tüm inanç grupları içinde Alevilerin yaşadıklarının emsalsiz olduğunu bugün artık herkes teslim etmektedir.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Bağbuğ'un 14 Nisan 2009 Tarihinde Harp Akademileri Komutanlığında Yaptığı Yıllık Değerlendirme Konuşması

(14 Nisan 2009)

Bu Toplantıya Katılan Büyük Saygı Duyduğum Sayın Komutanlarım,

Değerli Silah Arkadaşlarım,

Değerli Konuklar,

Harp Akademilerimizin Değerli Komutan, Öğretim Elemanı, Müdavim, Öğrenci Subay ve Çalışanları,

Basınımızın Çok Değerli Mensupları,

Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyor, iyi günler diliyorum.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin yarınlarına yön verecek liderlerinin yetiştiği, güzide eğitim kurumlarımızdan biri olan Harp Akademilerimizde, sizlere hitap etmenin benim için ayrı bir mutluluk ve gurur vesilesi olduğunu belirtmek istiyorum.

Bugün burada yapacağım konuşmamda güncel konulara fazla girmeden, son yıllarda sık sık gündeme getirilen sivil-asker ilişkileri başta olmak üzere, terör ve terörle mücadele, demokrasi ve laiklik gibi konulara akademik bir pencereden bakmaya çalışacağım. Güncel konulara ve bu konuşmada değinemeyeceğim diğer konulara ilişkin görüşlerimi önümüzdeki hafta yapmayı planladığım Basın Toplantısında sizlerle paylaşmayı düşünüyorum.

Değerli Konuklar ve Silah Arkadaşlarım,

Sivil-asker ilişkileri hemen hemen her ülkede üzerinde sıkça tartışılan, her zaman güncelliğini koruyan fakat, özü pek anlaşılmayan konuların başında gelmektedir. Soğuk Savaş sonrası dönemde, demokrasi, liberal ekonomi ve refah toplumu tartışmaları gündemimizde daha fazla yer almaktadır. Öte yandan millî güvenlik kavramı genişlerken; tehditler ve riskler de çeşitlenmiştir. Bu gelişmeler, sivil-asker ilişkileri konusunun farklı boyutlarda tartışılmasına neden olmaktadır. Konu, siyaset bilimi literatüründe de farklı düzeylerde ve farklı yaklaşımlarla ele alınarak tartışılmaktadır. Sivil-asker ilişkileri üzerinde oluşan akademik literatürde Samuel HUNTINGTON, Morris JANOWITZ ve Eliot COHEN gibi klasik realist düşünürlerin yanı sıra liberal teori ve yapısalcı akımların da etkisi görülmektedir. Akademik anlamda da, bilim adamları, düşünürler ve bu işin profesyonelleri arasında çeşitli uzlaşmazlık alanları mevcuttur.

25 Ekim 2013 Cuma

Barack Hussein Obama: 'Amerika Birleşik Devletleri, hiçbir zaman İslam'la savaşta değildir, olmamıştır, olmayacaktır'

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Hussein Obama, Türkiye ziyareti kapsamında 6 nisan 2009 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) 23. Dönem 3. Yasama Yılı Genel Kurul'unun 72. Birleşim'i 2. Oturumu'nda bir konuşma yaptı. Oturum Başkanlığını Eyyüp Cenap Gülpınar yürütüyordu ve Kâtip Üyeler Yaşar Tüzün ve Fatoş Gürkan'dı. TBMM Genel Kurul Tutanakları'nda kayda alınan konuşma metnini okurun ilgisine sunuyoruz. [KanalKultur]

* * *

BAŞKAN – (...) Değerli milletvekilleri, ülkemizi ziyaret etmekte olan Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Sayın Barack Hussein Obama Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Köksal Toptan'ın refakatinde şu anda Meclisimizi teşrif etmişlerdir. (Ayakta alkışlar)

Kendilerine, yüce Meclisimiz adına "hoş geldiniz" diyorum.

Konuşmalarını yapmak üzere Sayın Barack Hussein Obama'yı kürsüye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Başkan. (Alkışlar)

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ BAŞKANI BARACK HUSSEIN OBAMA – Sayın Başkan, Sayın Başkan Yardımcısı, sayın üyeler; bugün bu Mecliste konuştuğum için onur duyuyorum ve ülkelerimiz arasındaki dostluğu ve müttefikliği devam ettirmeyi amaçlıyorum.

Bu, Amerika Birleşik Devletleri Devlet Başkanı sıfatıyla yaptığım ilk ülke ziyareti. Daha önce G20 zirvesine Londra'ya, NATO zirvesine Strazburg'a, Kehl'e ve Prag'taki Avrupa Birliği zirvesine gittim. Bana, ziyaretimi Ankara'ya ve İstanbul'a devam ettirmeyi bir mesaj vermek için yapıp yapmadığımı soranlar oldu. Buna cevabım çok kolay: "Evet." (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Türkiye, Amerika Birleşik Devletlerinin önemli bir müttefikidir. Türkiye, Avrupa'nın önemli bir parçasıdır ve Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri birlikte çalışmalı, birlikte çalışarak zamanımızın güçlüklerini çözümlemelidirler.

Bu sabah, gerçekten, Atatürk'ün, sizin ülkenizin kurucusunun mezarını ziyaret ettim. Hakikaten de bu ziyaretten, kendisi adına inşa edilmiş olan bu anıttan çok etkilendim çünkü kendisi tarihin şeklini değiştiren bir liderdir. Ama Atatürk'ün yaşamına ait en büyük anıt hiçbir şekilde taştan ya da mermerden inşa edilemez, kendisinin bırakmış olduğu en büyük miras Türkiye'nin canlı laik demokrasisidir ve bu Meclis de bunun devamını sağlamaktadır bugün. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

23 Ekim 2013 Çarşamba

İsmail Engin: Türkiye'de Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi Dersi Nasıl Zorunlu Oldu?

İsmail Engin
[İsmail Engin] 1969'da toplanan II. Milliyetçiler Kurultayı'nda alınan kararlar doğrultusunda 1970'te İstanbul'da "Aydınlar Ocağı" kurulur. Türk milliyetçiliği ile İslam ümmetçiliğini uzlaştırma çabası üzerine çatısı çatılan "Aydınlar Ocağı", ilk resmî görüşünü 1973'te kitaplaştırarak yayınlar.[1] "Aydınlar Ocağı'nın Görüşü: Türkiye'nin Bugünkü Meseleleri" adını taşıyan 406 sayfalık kitapta "Türk-İslam Sentezi" doğrultusundaki görüşler yerli yerine oturtulur ve sistemleştirilir. Bu görüşler, 12 eylül 1980 Askerî Darbesi'ne düşünsel, ideolojik ve siyasal alanda yol göstericiliği yapar.

"Türkiye 1. Din Eğitimi Semineri"

12 eylül'ün hemen ardından Aydınlar Ocağı'nın fikir dünyasına konuyla ilgili çok önemli katkılar yapan ve o dönemin Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı olan Hüseyin Atay, 23-25 nisan 1981 tarihleri arasında Ankara'da "Türkiye 1. Din Eğitimi Semineri" düzenler ve akabinde tebliğler 400 sayfalık bir eser olarak hemen yayınlanır.[2]

Seminer'e dönemin Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç, MEB Din Eğitimi Genel Müdürü Necati Öztürk konuşmacı olarak katılır. Katılımcılar listesinde göze çarpan isimler arasında Süleyman Hayri Bolay, Mehmet Aydın, Salih Tuğ bulunmaktadır.

21 Ekim 2013 Pazartesi

Yeni Normal Dünyada Türkiye'nin Yeni Konumu, Yeni Gücü

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün "Yeni Normal Dünyada Türkiye'nin Yeni Konumu, Yeni Gücü" Paneli'nde Yaptığı Konuşma

"Bersay İletişim Grubunun Değerli Mensupları,

Kıymetli Misafirler,

New York'da, yüksek düzeyli yoğun diplomatik toplantılarla geçen bir haftanın ardından, İstanbul'da yüksek yoğunluklu entelektüel bir toplantıda sizlere hitap etmekten memnuniyet duyuyorum.

Geçtiğimiz hafta, New York'da, dünyanın en önde gelen üniversitelerinden Columbia'da, daha güzel bir gelecek için yeni bir dil inşâ etmemiz gerektiğinden bahsettim.

Konuşmamın ilham kaynağı sizlerdiniz. Zira, New York'a hareketimden birkaç gün önce, NPQ dergisi benimle yaptığı röportajda bana 'yeni siyaset dili'ni, 'yeni diplomasi dili'ni sormuştu.

Columbia'nın heyecanı yüksek öğrencilerine ve profesörlerine, önce Türkiye'nin bugünün dünyasındaki yerini anlattım. Ardından ise, Türkiye'nin gelecek vizyonunu şekillendiren 'yeni diplomasi dili'nden bahsettim.

Yeni diplomasi dili, yeni siyaset dili, yeni söylemler, yeni normal dünya. Her bir kelimenin başında yer alan 'yeni' sıfatı, aslında, modernitenin bizlere yaşattığı acılardan ve yıkımlardan çıkış arayan bir insanlığa işaret etmiyor mu?

Bugün size, kısaca, dünyanın nerede bulunduğunu ve hangi istikamete doğru yol alacağını anlatacağım. Bilahare, yeni normal dünya düzeninden ne beklediğimize değineceğim.

Ardından, Türkiye'nin yeni normal dünyaya ne kadar hazır olduğunu değerlendireceğim. Son olarak ise, en çok ihtiyacımız olan üç şeyden, azim, cesaret ve bilgelikten bahsedeceğim.

15 Ekim 2013 Salı

Kelime Ata: Türkiye Birlik Partisi

[© Kelime Ata - KanalKultur] - Birlik Partisi (BP), farklı kimliklerin ve ideolojilerin kendilerini ifade etmesine olanak tanıyan 27 Mayıs Anayasası'nın oluşturduğu "görece özgürlükçü" bir ortamda "zengin Aleviler" tarafından, Avukat Cemal Özbey'in önderliğinde 17 Ekim 1966'da kuruldu. Partinin en önemli özelliği hem Cumhuriyet tarihinde belli bir inanca mensup olan Alevilere yaslanan ilk parti hem de Alevilerin ilk siyasi deneyimi olmasıydı. Burada ister istemez politik İslamla bir karşılaştırma yapma gereği ortaya çıkıyor. BP, Alevilerin ilk siyasal partisidir ama örneğin kuruluşu Milli Nizam Partisi'ne (MNP) benzememektedir. MNP, Nakşibendi dergahının aldığı kararla ve Nakşibendi kadrolarla ortaya çıkarken, BP'nin kuruluşunda, manevi otorite sayılan Hacıbektaş dergahının önderliği, yönlendirmesi, aktivistliği sözkonusu değildir. Bu da, politikleşmiş Alevilerle siyasal İslam arasında önemli bir ayrım noktasıdır.

Sosyolojik olarak Alevi tabana seslenen ancak Alevilik inancı üzerinden kurgulanan bir toplum ve devlet düzenine taraftar olmayan partinin amblemi, 12 imamı temsil ettiği söylenen 12 yıldız ve Hz. Ali'yi sembolize eden bir aslandı. Partinin 16 kurucusu, Hasan Tahsin Berkman (emekli general), Cemal Özbey (avukat), Feyzullah Ulusoy (avukat, çiftçi), Salim Delikanlı (emekli albay), Tahsin Tosun Sevinç (sendikacı), Mustafa Geygel (müteahhit), Mehmet Güner (İktisatçı), İbrahim Zerze (İşçi), Hüseyin dedekargınoğlu (matbaacı), Hüseyin Günel (müteahhit), Mustafa Topal (doktor), Hüseyin Eren (emekli albay), Arif Kemal Eroğlu (işçi), Mehmet Ali Egeli (İktisatçı), Hüseyin Erkanlı (avukat) ve Faruk Erginsoy (avukat) idi.

Partinin ilk programında resmi siyasetin derin izleri fark ediliyordu. CHP'nin ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 6 ilkesi (cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devrimcilik, devletçilik ve laiklik) referans alınarak hazırlanan programa göre Birlik Partisi, "reformist, ilerici, Türkçü ve Atatürkçü" idi. "Yeşilin, kızılın ve karanın" karşısındaydı, siyasi yelpazedeki yeri "Kemalizm ilkelerinin yanıbaşı" idi. Sınıflar arasındaki menfaat çatışmalarını gidermeyi öncelikli hedef gören partinin Kemalizm'den ayrıldığı tek nokta, laikliğin uygulanışına getirdiği itirazdı. Alevilerin Diyanet İşleri Teşkilatı'nda neden temsil edilmediği noktasından başlayan bu itirazın gereği olarak Birlik Partisi, Diyanet'in "inanç grupları arasındaki denge ve eşitliği sağlayacak ve bunların inanç ve vicdan özgürlüğüne saygı gösterecek şekilde" teşkilatlandırılmasını talep ediyordu.

6 Ekim 2013 Pazar

Eylül Çocukları | Children of September | Les Enfants de Septembre | Die Kinder des September



Eylül Çocukları | Children of September
| Les Enfants de Septembre
| Die Kinder des September
- Yönetmen: Hülya Karcı, Meltem Öztürk;
Türkiye, 2009, 74'
[KanalKultur] - Beş genç, dört kent (Berlin, Kopenhag, Zürih ve Paris). Her biri Türkiye’nin değişik bölgelerinde dünyaya gelmiş. Onların yaşam öykülerini benzer kılan ailelerinin 12 Eylül darbesinin kıyımından geçmiş olması.

12 Eylül askeri darbesinin karanlıklarından kaçan ailelerinin eteğine yapışıp o lacivert ülkelere göç etmek zorunda kalmış çocuklar şimdi ne yapıyorlar, yaşamlarındaki zorunlu göç onları nasıl yönlendirmiş, aileleri gibi politikler mi? Onları "Eylül Çocukları" olarak bütünleştiren özellikler taşıyorlar mı?

Beş "çocuğun" gözünden, 12 Eylül askeri darbesini yeniden hatırlamak is- teyenler için bir belgesel.

* * *

Five young people, four cities (Berlin, Copenhagen, Zurich and Paris). Everyone of them was born in a different region of Turkey. What their biographies have in common is the fact that their families had gone through the violence of the putsch on 12th September 1980.

How do the children who hanging on to their families apron strings had to emigrate to those countries live today? Are they, as were their pa- rents, involved in politics? Do they have some special characteristics which make them the "Children of September"?

25 Temmuz 2013 Perşembe

Ak Parti - Toplumsal Değişimin Yeni Aktörleri

Hakan Yavuz (Ed.): AK PARTİ
- Toplumsal Değişimin Yeni Aktörleri.
Kitap Yayınevi İnsan ve
Toplum Dizisi,
İstanbul 2010, 392 S.,
ISBN 978-605-105-032-4
Ak Parti'nin siyasi yelpazenin merkezine doğru gerçekleştirdiği değişim seçmenler tarafından güvenilir ve müspet algılandı ve 2002 genel seçimlerinde bu parti galip geldi. Bilinen İslami kökleri, liderlerinin geçmişteki faaliyet ve demeçleri göz önünde bulundurulduğunda, bu partinin neden ve nasıl daha liberal bir çizgiyi benimsediğinin açıklanmaya ihtiyacı var. Ak Parti Türkiye'de sessizce gerçekleşen bir dönüşümün nedeni değil sonucudur. Anadolu'da kök salan yeni burjuvazi ile devlet kontrolü dışındaki yeni entelektüel sınıf bu dönüşümün temel failleri.

Ak Parti deneyimi ile ilgili sorulacak pek çok soru bulunuyor: Ak Parti İslami bir parti midir?

Tamamen İslami bir hareketin İslami olmayan veya İslami unsurlar taşımayan bir harekete dönüşmesi mümkün müdür?

Ak Parti üyelerinin özel hayatlarında dini değerlere bağlı olmaları bu partinin İslami bir parti olarak sınıflandırılması için yeterli midir?

Bir parti ya da hareket ne zaman İslamcı olur veya İslamcı oluşu ne zaman sona erer?

Parti yönetimi siyasal İslam'la her türlü bağlantıyı reddetse de, biz bu partinin hâlâ İslamcı olduğunu düşünebilir miyiz?

Ak Parti'nin durumu, yeni koşullara uyum sağlayabilmiş bir İslami hareketin başarı hikâyesinden çok, İslamcılığını, hatta apaçık İslami köklerini reddettiği derecede Türkiye'de sistemin siyasal İslam'a dönüşme veya siyasal İslam'ı ehlileştirme kabiliyetinin bir hikâyesi midir?