Bu Blogda Ara

Çingeneler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çingeneler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ocak 2016 Cumartesi

9/8 Roman Dansı: Kültür, Kimlik, Dönüşüm ve Yeniden İnşa

'Çingeneler, Çingeneliği sevenler, Çingene gibi olanlar, Çingene doğanlar sıklıkla popülist bir söylemin kaynağı olabiliyor. Çoğu zaman, ‘Keşke Çingene olsaydım,’ diyebiliyor ya da bu ve benzeri cümlelerle isterik bir öykünmeye şahit olabiliyoruz. Hangi Çingene gibi olmak istiyoruz peki? Bir moda yarışmasında kıyafet sunumu esnasında mutlaka ‘göbek attırılan’ o dolgun, egzotik, merak uyandıran, konuştuğunda komik olan Çingene gibi mi? Yoksa kentsel dönüşümle barınma hakkı elinden alınmış, kullanılmış, sahip olmadığı cümlelerle konuşturulmuş, yarınını bilmeyen Çingene gibi mi? Akademinin sadece bir malzeme ve kaynaktan ibaret gördüğü, içine girip tüm anlamlarını lime lime ettiği, zorla aydınlattığı, zorla sevdirdiği ya da nefret ettirdiği o mahallelerde mi yaşamak istiyoruz? Siyasi iktidarın demokratik açılım paketindeki tehlikeli ‘hevallere’ karşı sevimli ‘şoparlar, kızanlar’ mı bizi kendine yakın hissettiren?'

Gonca Girgin tarafından kaleme alınan 9/8 Roman Dansı, Osmanlı İmparatorluğu’ndan günümüze Türkiye’deki Çingene-Roman toplulukların dönüşümünü irdeliyor. Bunu hem bireysel ve kolektif anlamlar taşıyan, hem nesne ve özne olabilen, hem de kültürel arşiv niteliğini her koşulda sürdürebilen 'bedenler' ve kültürel sermaye alanı olarak kimliklerin kurulmasında, yıkılmasında ve dönüşmesinde etkin role sahip 'dans' üzerinden yapıyor.

Son dönemde iyiden iyiye küresel ekonomilerin, hızlı kültürel ve toplumsal dönüşümlerin popüler kaynaklarından biri olan Çingene-Roman kimliği, karmaşık bir yapıya sahip. Bu karmaşık yapının sebepleri arasında, hem kimlikle ilgili konuların aidiyet merkezlerinden sapmış olması, hem de tarz ve tercihlerin kolektif görünümleri aracılığıyla üretilen söylemlerin bolluğu sayılabilir.

18 Eylül 2015 Cuma

Romanlar, Sınırlar ve Göç(ebelik)

Toplumsal Tarih ağustos 2015'te yayınlanan 260. sayısında “Romanlar, Sınırlar ve Göç(ebelik)” başlıklı dosyayı kapağa taşıyor. Editörlüğünü Pelin Tünaydın’ın yaptığı dosya, Kuzey ülkelerinde ve Türkiye’de ırkçı kalıp yargılarla hazırlanan yasaların mantığına ve bunlara bağlı olarak göçebe Romanların çektiği sıkıntılara odaklanıyor.

Dosya yazarlarından Ilsen About “Yabancı Uyruklu Göçebeler: Batı Avrupa’nın İki Savaş Arası Sınır Rejiminde Roman Aileler” başlıklı yazısında, iki dünya savaşı arasındaki dönemde Batı Avrupa’ya hâkim olan “Çingene karşıtı” politikaları inceliyor. Ludwig Wiklander 1840-60 arasında Romanya’da serfliğin ve köleliğin ilga edilmesiyle serbest kalan Roman nüfusun İskandinav ülkelerine göçünde yaşanan sorunları ele alıyor.

Pelin Tünaydın da “Irkçılık ile Antikomünizm Arasında: 1950-1951 Bulgaristan Göçü ve Romanlar” başlıklı yazısında, II. Dünya Savaşı sonrasında Bulgaristan’ın kendi vatandaşı olup Türkçe konuşan insanların yanında, anadilleri Türkçe olmayan 1000 kişilik bir Roman grubunu da Türkiye’ye göçe zorlaması ve sonra Türkiye’nin bu grubun geri göndermesi üzerinde duruyor.

Murat Koraltürk’ün “Hisar Vapuru Faciası ve Kabotajı Yeniden Düşünmek” başlıklı yazısı Zonguldak’tan İstanbul’a kömür taşıyan yaşlı Hisar gemisinin Eşek Adası önlerinde batmasını ve 22 denizcinin 22 Aralık 1937 günü hayatını kaybetmesini konu ediyor. Zafer Toprak “Mayakovski’nin İntiharı ve Nâzım Hikmet” başlıklı yazısında ünlü şair Vladimir Mayakovski’nin 14 Nisan 1930 günü silahını kalbine dayayıp intihar etmesini, bu intiharın yankılarını ve Nâzım Hikmet üzerinde yarattığı etkiyi ele alıyor.

6 Temmuz 2015 Pazartesi

Kral öldü, yaşasın Sulukuleli Sultanlar

[İsmail Engin Geçtiğimiz günlerde, ABD'de yayınlanan The Christian Science Monitor gazetesinin 9 haziran 2008 tarihli internet sayfasında Yigal Schleifer'in "Istanbul gentrifies a 1,000-year-old Roma neighborhood" [1] başlığıyla İstanbul'dan kaleme aldığı bir makale dikkatimi çekti.

Başlığı "İstanbul bin yıllık Roman mahallesini (Sulukule'yi) modernleştiriyor" olarak çevrilebilecek bu makalede, İstanbul surlarının arasında, 1054 yılına kadar geriye giden Avrupa'nın en eski Çingene yerleşimi olarak gösterilen Sulukule'nin yıkılacak olmasına işaret ediliyor; yerine de 620 adet "Osmanlı tarzı" "villa" yapılacak olmasına değiniliyor.

Yigal Schleifer, özetle İstanbul'un 5. yüzyıldan kalma surlarının arasındaki Sulukule Mahallesi'ni, şehirdeki bir mahalleden çok bir köye benzetiyor; Sulukule Mahallesi'ndeki Roman varlığının 1054 yılına kadar uzandığına değiniyor ve bu hususun mahalleyi dünyada olmasa bile Avrupa'daki en eski Çingene yerleşimi yaptığını ifade ediyor. Sulukule projesininin içinde, Roman müziği ve dansının öğretileceği bir kültür merkezi ve Roman müzisyenlerin çalışacağı bir otelin de yer aldığını vurguluyor ve Sulukule Mahallesi'nde yaşayan Romanlara para da ödeneceği; yeni yapılacak, fiyatı 114 bin ila 130 bin dolar arasında olan villalardan satın alma şansının verileceğini kaydediyor...

* * *

Kuşkusuz Sulukule, Türkiye'de Çingene veya Roman müziğinin önemli bir merkezi(ydi). Bu haliyle de İstanbul'daki eğlence sektörüne hayat veren bir özelliğe sahip(ti). Sınırları İstanbul'un dışına taşmış; Türkiye'de etnik müzik denince akla gelen sayılı yerlerden biri halini almış(tı). İçinden çıkardığı geleneksel kültürden beslenen sanatçılarla, Türk müziği için yabancı sayılan Jazz türünden yeni sentezleri denemesine de katkıda bulunuyor(du)...

5 Mayıs 2015 Salı

İsmail Engin: Abe, sizin de Kakava'nız kutlu olsun!

Gogocular gogo yapar
Aç karınla sükse satar

Aman gogocular
Canım gogocular

Plakalar elimizde
İki buçuk cebimizde

Aman gogocular
Canım gogocular

Karkaput mahalleyi bastı
Melek abla yan yan kaçtı

Aman gogocular
Canım gogocular[1]

[© İsmail Engin] Üniversiteye yeni başlamıştım... "Sosyal Antropoloji'de Alan Araştırması Yöntem ve Teknikleri" dersimizin öğretmeni [Prof. Dr.] Sabri Çakır'ın yönlendirmesiyle "Çingeneler" üzerine bir çalışma yapıyordum.

Muhtemelen 1981 kışıydı. Edirne'de zamanın Sağlık Müdürü Dr. Ratıp Kazancıgil'e görüşüyordum. Ratıp bey, ünlü tıp tarihçisi Ahmet Süheyl Ünver'in de yönetiminde Edirne hakkında bir doktora tezi hazırlamış ve Osmanlıcası son derece iyi olan bir akademisyendi aynı zamanda. Akabinde Trakya Üniversitesi'nde tıp tarihi kürsüsünde öğretim üyesi oldu.

Dr. Ratıp Kazancıgil'in saatler süren ve kayda aldığım konuşmasında, bana Edirne tarihinden söz ederken, Çingenelerin de tarihini anlatıyordu. Bilhassa Edirne'deki "Araplar mahallesi"nin...

Ona Çingeneler üzerine bazı bilgiler edinmek istediğimi belirtip, bu konuda kiminle görüşebileceğimi sordum. Bana "Kınacı Muhittin"i önerdi.

17 Ekim 2014 Cuma

Elbise-i Osmaniye'den Roman Tütün İşçilerine...

Toplumsal Tarih'in ekim 2014'te yayınlanan 250. sayısı, Edhem Eldem'in "Elbise-i Osmaniye'yi Tekrar Ele Almak" makalesinin başlıklığını kapaklaştırmış.

Toplumsal Tarih'in 250. sayısı kapak yazısında Edhem Eldem, daha önce yayımlanmasından neredeyse otuz sene sonra nasıl Abdülhamid döneminde sansüre takılan "Elbise-i Osmaniye" kitabını tekrar ele alıyor ve bu defa kitabın tasarlanma süreciyle ilgili bazı sorulara yanıtlar geliştiriyor.

Mehmet Ö. Alkan, 1965'ten günümüze kadar Kapital'in Türkçe çevirilerini ve bu çevirilere eşlik eden polemikleri ele alıyor.

Stefo Benlisoy, 1867 yılında Le Courrier d'Orient gazetesinde Osmanlı Rumlarına hitaben yayınlanan "Rumlara ecnebilerin teşviklerinden sakınmalarının" salık verildiği makaleyi ve makalenin yankılarını anlatıyor.

Evangelia Balta, Mübadele'yle ilgili Yunan tarih yazımında son yirmi yılda gerçekleşen değişimi, yeni yaklaşımları ve bu değişimin nedenlerini inceliyor.

Egemen Yılgür, Türkiye sol hareketi içinde yer alan 'unutulmuş özneler'e; Roman tütün işçilerine odaklandığı yazısında sol hareket içinde Roman tütün işçilerinin etkilerini değerlendiriyor.

Selçuk Aylar, Herodotos'un Historia'da Lidya başkenti Sard'ın Perslerin eline geçmesini, mağlup Kral Kroisos'un düşüşünü ve ardından Herodotos'un onu nasıl bir bilgeye dönüştürdüğünü anlatıyor.

Ümit Kurt, 18 Mart 1919'da Zabel Yesayan tarafından Paris'teki Ermeni Milli Delegasyonu Başkanı Boğos Nubar Paşa'ya gönderilen, sürgün ve katliamlara tabi tutulmuş Ermeni yetim çocuklara, kadınlar hakkındaki 11 sayfalık raporu sunuyor.

Nazan Maksudyan, Florian Illies'in "1913, Der Sommer Des Jahrhunderts" kitabını tanıtıyor.

Zerrin İren Boynudelik ve Emine Önel Kurt, genre resimlerinden örnekler sundukları yazı dizisinde, 18. yüzyıl Rokoko üslubu içinde değerlendirilen sanatçılardan William Hogarth'ın tablolarını tanıtıyor.

Ahmet Akşit, Edhem Eldem ile İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin belleğini oluşturan en önemli araçlardan biri olan Mendel'in kataloğunun hikâyesini anlatan Mendel – Sebah: Müze-i Hümayun'u Belgelemek Sergisi hakkında bir söyleşi gerçekleştiriyor.

Toplumsal Tarih'in 250. sayısında Edhem Eldem "L'illustration'dan Seçmeler"i ve Emel Seyhan'ın "Osmanlı Basınında Yüz Yıl Önce Bu Ay" sayfaları yer alıyor. Ayrıca güncel sayfalarında Gönül Paçacı tarafından kaleme alınan "Judetz'ten Geriye…", Ahmet Tonak'ın "Sencer Divitçioğlu'nun Ardından" yazısı da yer alıyor.

5 Şubat 2014 Çarşamba

Dersaadet, Saadet Kapısı İstanbul | İstanbul, The Gate to Bliss | Déri Sé'adet ou Stamboul: Portre du Bonheur

"İstanbul! Ey ruhlar cennetinin gökten duvarlarının denizlerinde yansıyarak yaşam bulduğu yeryüzü cenneti!" (s. 75)
"Baharda, güneş ışığı ve çiçeklerin içinde, Türkiye çiganları, sıkılgan ama aynı zamanda şehvetli adımlarla köçek dansı yaptıklarında, Avrupa yakasının tatlı sularının gözler önüne serdiği bu tablo bir peri aleminden daha şendir." (s. 95)
"Musibetin renginde ateş kırmızısı iç gömleği, şalvar, yün çorap ve çarıklarını kuşanan bu felaket habercileri, başlarında miğfer, bellerinde nacak, sağ ellerinde demir mızrak, sol ellerindeyse büyük bir fenerle, soluk soluğa, terlemiş bir halde bağırarak kutsal görevlerinin coşkun akışını güçleştiren her şeyi yıkarak, şom haberi duyurmak için iehrin dört bir köşesine adeta uçarak giderler. Böylelikle Yıldız Sarayı, vilayet karakolu, polis, valilik, itfaiye, sakalar ve gece bekçilerinin hepsi yangın mahllinden haberdar olurlar." (s. 57)
Akdeniz'in doğusunda yaşayan Batı kökenli insanlar için kullanılan "Levanten" sözcüğünün İstanbul için özel bir anlamı var. Varlıklarını günümüze kadar sürdürebilen Levantenler, İstanbul Türkçesine kattıkları sözcük dağarcığı, yaşam tarzları ve İstanbul kültürü hakkında kaleme aldıkları ile toplumun önemli bir parçası.

İtalyan kökenli bir "Levanten" olan Adolphe Thalasso, İstanbul'da renkli bir hayat yaşamış, Doğulu ve Batılı pek çok edebiyatçı ve sanatçı ile dostluklar kurmuş, en önemlisi de, Osmanlı resim sanatının ve İstanbul'un, Batı'da tanıtılması için birbirinden değerli kitap ve makalelere imza atmış. Orijinali "Déri Sé'adet ou Stamboul" adıyla yayınlanan "Dersaadet, Saadet Kapısı İstanbul | İstanbul The Gate to Bliss" adlı eser, Thalasso'nun edebi metinlerinin ile Zonaro'nun fırçasıyla hayat buluyor ve Ömer Faruk Şerifoğlu'nun editörlüğünde Türkçeye kazandırılmış.

Türkçe ve İngilizce basımının editörü Ömer Faruk Şerifoğlu eser hakkında şunları kaydediyor:
"19.yüzyılın son çeyreği ile 20.yüzyılın başlarında İstanbul ve Paris arasında gidip gelmeli bir hayat yaşamış olan Adolphe Thalasso, yaşamının sonuna kadar, kendisini doğum yeri olan İstanbul'a ait hissetmiştir. Nitekim edebi eserleri dışındaki bütün eserleri Osmanlı'da resim, müzik ve tiyatro konuları üzerinedir.
Osmanlı resim sanatı ve tiyatrosu üzerine yaptığı araştırmalar bugün bile konu ile ilgilenenler için temel kaynaklar olarak kabul edilmektedir.
Adolphe Thalasso'nun hemen hepsini Fransızca yazdığı kitaplarının arasında özellikle üç tanesi kayda değerdir: 1906 tarihli Les Premiers Salons De Peinture de Constantinople (İstanbul'un İlk Resim salonları), 1908 tarihli Déri Sé'adet ou Stamboul (Dersaadet: Saadet Kapısı İstanbul), ve üzerinde baskı tarihi bulunmayan, ancak 1910-11'de yayımladığını tespit ettiğimiz L' Art Ottoman(Osmanlı Sanatı).
Elinizdeki eser, Thalasso'nun en şöhretli ve zor rastlanır eserlerinden olan Déri Sé'adet ou Stamboul: Portre du Bonheur (Dersaadet: Saadet Kapısı İstanbul),kitabının Türkçe ve İngilizce versiyonudur."

Eserde "Adolphe Thalasso ve Déri Sé'adet'i", "Şehir ve Hayat", "Kadın", "Aşk" gibi kısımlar bulunuyor. "Şehir ve Hayat" kısmında "Dua", "Gündoğumunda İstanbul", "Sabah Ezanı", "Balıkçılar", "Ramazan Gecesi", "Tulumbacılar", "Arzuhalciler", "Bayram"; "Kadın" kısmında "Mukaddime", "Kayıkta", "Düğün", "Hamam", "Çingeneler", "Kız Kulesi", "Keyif", "Bahar Bayramı"; "Aşk" kısmında "Mukaddime", "Yalnızlık", "Ayşe", "Haşhaş Rüyası", "Mezarlıklar", "Şeytan Dudu", "Terk Edilen", "Nargile Şarkısı"... konuları ele alınıyor.

Adolphe Thalasso, Fausto Zonaro: Dersaadet, Saadet Kapısı İstanbul | İstanbul, The Gate to Bliss. (Orj. Déri Sé'adet ou Stamboul: Portre du Bonheur) [Ed.] Ömer Faruk Şerifoğlu, İBB Kültür A.Ş. Yayınları, İstanbul 2009, 170 S., ISBN : 9789944370998

19 Aralık 2013 Perşembe

Bir Hurdacının Hayatı | Epizoda u Životu Berača Željeza

"Bu film, gerçek olayları beyazperdeye taşımaktadır. Filmin asıl amacı, Bosna Hersek'te, Roman toplumu özelinde azınlıkların maruz kaldığı ayrımcılığı göz önüne sermektir. Aramızda iyi insanlar olduğu sürece hiçbir sistem insanlık dışı değildir." [Danis Tanovic]

Olağanüstü bir cesaret ve umut öyküsü anlatan, Danis Tanovic'in bu son dramının kahramanları, kendilerini oynayan amatör oyuncular...

Nazif hurda demir toplayarak hayatını güç bela kazanmaktadır. Eşi düşük yaptığında hastane, bebeğin alınması için gereken ameliyat için o kadar yüksek bir meblağ talep eder ki, sigortaları olmadığı için ameliyat olmadan kasabalarına dönmek zorunda kalırlar. Belli ki Nazif on gün boyunca daha çok çalışarak eşinin hayatını kurtarmak için daha fazla hurda demir toplayacaktır...

Nazif ve eşi Senada, on gün boyunca çağdaş dünyanın her türlü baskısına ve umursamazlığına maruz kalacaklardır.

Danis Tanovic'in 2001 yılında Oscar alan filmi "No Man's Land" | "Tarafsız Bölge" ve "Cirkus Colombia" | "Güzel Bir Hayat Düşlerken" ile "Hell" | "Cehennem"i izleyen bu dokunaklı dramı, şubat 2013'te yapılan Berlinale'de prömiyerini gerçekleştirdi.

Bir Hurdacının Hayatı | Epizoda u Životu Berača Željeza - Yönetmen: Danis Tanovic; Oyuncular: Senada Alimanovic, Nazif Mujic, Sandra Mujic, Semsa Mujic; Bosna Hersek - Fransa - Slovenya; Boşnakça; Türkçe altyazılı, Renkli, 2013, 74'

24 Ekim 2013 Perşembe

Emine Onaran İncirlioğlu: Küçük Harfle Yazılan 'çingene'

[© Emine Onaran İncirlioğlu] - Türkçe'de iki "Çingene" var; biri küçük harfle yazılıyor, diğeri büyük harfle. Küçük harfle yazılanı, sözlü ve yazılı edebiyatta, deyimlerde, atasözlerinde, pek çok insanın kafasında ve günlük dilinde olan ama gerçekte yaşayan "sahici" insanlarla ilişkisi bulunmayan bir dizi imajı, bir dizi hayalî karakteri, bir dizi tavır ve davranışı anlatmakta kullanılıyor; tüm özel isimler gibi büyük harfle yazılanı ise, gerçekte yaşayan bir grup insanın, bir etnik nüfusun adı. Aynı sözcüğün hem hayalî kavramları hem hakîkî insanları anlatmakta kullanılması kafa karıştırıyor. Öyle ki, hayatında Çingene / Roman etnik grubundan bir tek kişiyle karşılaşmamış, tanışmamış, arkadaş olmamış, birlikte çalışmamış, hatta iki laf etmemiş insanlar bile küçük harfle yazılan çingeneler hakkında duyduklarına dayanarak Çingeneler hakkında birşeyler bildiklerini sanıyor. Bu iki tür kullanımı ayırmak kolay değil elbet, ama becerilebilirse, pek çok yanlış anlama da aydınlığa kavuşabilir.

Küçük harfle yazılan "çingene" sözcüğü, çeşitli anlamlarda kullanılagelmiş. Bu anlamlardan pek çoğu aşağılayıcı, küçültücü, küçümseyici olmakla bilikte, bir kısmının da olumlu, neşeli, eğlenceli, eni konu özenilecek tınıları var. Ben bu yazıda, anlam yükü olumsuz da olsa, olumlu da olsa, gerçek bir nüfustan söz etmeyen, hayali bir çingene imajı çizen ya da bu imajı destekleyip yeniden üreten kullanımlar üstünde durarak, sevimli bir çingene imajının da, hakaret dolu imajlar gibi, sadece bir imaj olduğunu, büyük harfle yazılan ve gerçek bir insan grubunun adı olan Çingenelerle karıştırılmaması gerektiğini savunuyorum.[1]

Türkçe atasözlerinde ve deyimlerde çingene sözcüğü, Çingene etnik grubuyla ilgisi olmayan çeşitli anlamlarda kullanılıyor. Örneğin, Ömer Asım Aksoy, Türk Dil Kurumu yayınlarından 1981 yılında çıkan Atatsözleri Sözlüğü'nde, içinde küçük harfle çingene sözcüğü geçen dört atasözüne yer vermiş, ardından da açıklamalar getirmiş. [2]

9 Ekim 2013 Çarşamba

Lay Claim to Sulukule!


Bir Düş-Tü Sulukule | A Dream Was Sulukule

Bir Düş-Tü Sulukule | A Dream Was Sulukule
- Yönetmen: Müjgân Taner; Yapım: TRT,
Türkiye, 2012, 42'18''
[KanalKultur] - Geçmişi İstanbul'un fethine dek uzanan tarihi Sulukule'nin yazgısını, bir bakıma çeşitli dönemlerde zorunlu olarak karşı karşıya kaldığı yıkımlar belirledi. Her yıkımda Sulukule'nin adı kaldı, ama yeri değişti. Değişmeyen tek şey, kendine özgü rengi ile yaşam biçimi oldu.. 5366 sayılı Kentsel Dönüşüm Yasası çıkarıldığı zaman Sulukule yıkılacağını, Sulukuleliler 500 yıllık gelenekleri, kültürleri, müzikleri, dansları ile birlikte yok olacaklarını, her şeyin değişeceğini bilmiyorlardı. 2006 yılının Aralık ayında İstanbul Büyük Şehir Belediyesi, Fatih Belediyesi ve TOKİ işbirliği ile Fatih'te "Sulukule" olarak bilinen, Neslişah ve Hatice Sultan Mahalleleri, "acele kamulaştırma" kararı ile yenileme alanı ilân edildi. Neslişah ve Hatice Sultan sakinlerinden kimi ev sahipleri Fatih Belediyesi ile anlaşma sağladı, diğerleri de Fatih Belediyesi'ne dava açtı. Mahkeme sonuçlanmadan da tahliye ve yıkım başladı. Sulukuleliler borçlandırılarak 45 km uzakta TOKİ'nin yaptığı Taşoluk'a gönderildi. Tarih boyunca onca yıkıma dayanan Sulukule, ne yazık ki bu son yıkımla tarihe karıştı.

* * *

The fate of historical Sulukule, which has a past dating back to the conquest of İstanbul, has so far been determined by the demolitions it has faced occasionally throughout history. The name Sulukule remained after each demolition but the neighborhood was relocated. The only thing that never changed is how uniquely colorful lives the people of Sulukule live. When the Urban Transformation Act No 5366 was passed, Sulukule did not know it was to be demolished and the people of Sulukule were not aware that they were to vanish with their 500 years of traditions, culture, music and dances and that everything was to change. In December 2006, with the cooperation of İstanbul Metropolitan Municipality, Fatih Municipality and TOKİ (Mass Housing Administration), Neslişah and Hatice Sultan Districts in Fatih, also known as "Sulukule" were declared renewal area with a resolution of "Urgent Expropriation". Some of the landowners among the residents of Neslişah and Hatice Sultan districts agreed with Fatih Municipality and others sued Fatih Municipality. Before the conclusion of the court process, evacuation and demolishing began. The people of Sulukule were burdened with debts and sent to Taşoluk, where TOKİ built houses, at 45 km distance. Having survived many demolitions throughout history, Sulukule unfortunately became history with the last one.

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Peruze Yiğit - 'Şanslı Gün'

Peruze Yiğit - 'Şanslı Gün',
tuval üzeri yağlı boya, 120 x 120 cm., 2012
[KanalKultur] - Peruze Yiğit

1967'de İzmir'de doğdu. 9 Eylül Üniversitesi Resim Bölümü'nden mezun oldu. Eserleri yurt içi ve yurt dışında birçok özel koleksiyonda yer alıyor. Uluslararası Plastik Sanatçılar Derneği Üyesi olan Peruze Yiğit, sanat eğitimciliği yapıyor ve çalışmalarını İzmir'de özel atölyesinde sürdürüyor.

Ödülleri

2010 Şefik Bursalı Resim Yarışması Ödülü
2007 Uluslararası Obezite Derneği Obez konulu resim yarışması Mansiyon
2007 Narlıdere Belediyesi Resim Yarışması Başarı Ödülü
2002 Turgut Pura Vakfı Resim Heykel Yarışması Mansiyon
1992 Erzurum Resim Heykel Müzesi Resim Heykel Yarışması Mansiyon
1991 Turgut Pura Vakfı Resim Yarışması Mansiyon

Sergileri
2012 Galeri Soyut - Ankara
2011 Galeri Soyut-B Salonu - Ankara
2006 Eylül Sanat Galerisi - İstanbul
2006 Aysel Gözübüyük Sanat Evi - Ankara
2006 Ares Sanat Galerisi - İstanbul
2006 İş Bankası Sanat Galerisi - İzmir
2005 Galeri K Sanat Galerisi - Aydın
2005 Eylül Sanat Galerisi - İstanbul
2004 Aysel Gözübüyük Sanat Evi - Ankara
2002 Mega Residence Hotel - Ankara
2002 Aysel Gözübüyük Sanat Evi - Ankara
2001 İş Bankası Sanat Galerisi - İzmir [KanalKultur]

'Kakava Tebriği - Aza Ayvaz, Edirne ve tevabii umûm çeri başisi usta Veli' 6 mayıs 1937

Bkz.  'Kakava Tebriği - Aza Ayvaz, Edirne ve tevabii umûm çeri başisi usta Veli' 6 mayıs 1937