Konstantinopol Djudyo retrata la vida Djudia durante la epoka de transformasyon del Imperio Otomano a la moderna Republika de Turkiya. La ovra representa las doz generasyones anteriores de Estambol Djudyo. Las konsejas semi biografikas son sovre los antepasados Kohen, Benshoam, Levi i Romano. El livro inkluye fotografias de los arshivos de la famiya Kohen. Eyos fueron las ultimas jenerasyones ke bivyeron avlando Djudeo-Espanyol. Pudyeron preservar suz lengua maternala asta ke los trokamyentos provokados por las dos Gerras Mundialas trusheron fin a suz esforsoz. Kon suz konsejas pasyonadas de los evenimyentos de la jenerasyon de sus padres i el uso de proverbios en Djudeo-Espanyol, alkansaron a preserver no solo la lingua ma la istoria kultural ke representava.
* * *
Jewish Constantinople portrays Jewish life during the transition from the Ottoman Empire to the modern Republic of Turkey. It spans the two generations prior to the one depicted in Jewish İstanbul. The semi-biographical vignettes feature the Kohen, Benshoam, Levi and Romano family ancestors. The book includes photographs from the Kohen family archives. These were the last generations to grow up speaking Judeo-Spanish. They strove to preserve their native tongue until the changes brought by the two World Wars overwhelmed their efforts. Through the passionate retelling of the previous generation’s stories and the use of colorful Judeo-Spanish proverbs, they sought to preserve not only the language but the cultural history it embodied.
insan ve kültüre dair... : Alevi Arşivi... Alevi Antropolojisi ... Almancılar... Sanat
Bu Blogda Ara
Görsel Antropoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Görsel Antropoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Haziran 2015 Perşembe
6 Haziran 2015 Cumartesi
Su Bedevileri | Water Bodouins
Irak Basra körfezinde, Dicle ve Fırat Nehirlerinin döküldüğü noktada bulunan bataklıkta yaşayan Su Bedevilerinin yaşadığı su sorunlarına ve Türkiye de 10 yıllık geçmişi olan Hasankeyf’in karşı karşıya kaldığı tehlikeye değiniyor.
Ömer Güneş
1988 yılında Diyarbakır’da doğdu. 2012 yılında Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Sinema ve Televizyon Bölümü’nden mezun oldu. Lisans eğitimi süresince bir çok kısa film ve belgeselde görev alarak projeler gerçekleştirdi. Eğitim dönemi boyunca Kampus TV’de çalıştı. Erciyes Film Atölyesi’nde Yönetmen , Görüntü Yönetmeni, Kameraman olarak bir çok Belgesel, Kurmaca, Tanıtım ve Reklam Filminde görev aldı. Belgesel yönetmenliği yanı sıra gazetecilik görevine devam ediyor.
30 Nisan 2015 Perşembe
Camera Ottomana: Osmanlı İmparatorluğu'nda Fotoğraf ve Modernite 1840 - 1914 | Camera Ottomana: Photography and Modernity in the Ottoman Empire 1840 - 1914
Fotoğraf, 1839’da doğduğu andan itibaren hem modernitenin bir parçası oldu hem de onu simgeledi. Bu yeni teknoloji, sağladığı kaydetme ve sergileme imkanları ve taşıdığı kesinlik ve gerçeklik iddialarıyla modern dünyanın hareketliliğine sıkı sıkıya kenetlendi. Osmanlı İmparatorluğu da fotoğrafı büyük bir heyecanla kucakladı. Fotoğrafın etkisi ve anlamı, Tanzimat hareketinin modernleşme ve Batılılaşma atılımıyla birleşti. Fotoğraf, yirminci yüzyıl başında Osmanlı topraklarında günlük yaşamın, basının ve devlet aygıtının standart bir parçası haline geldi.
Bu kitap, Osmanlı İmparatorluğu örneğinde, fotoğrafla modernite arasındaki yakın ilişkinin en çarpıcı yönlerini ele alıyor. İçerdiği malzemenin önemli bir kısmı, padişahların imparatorluğunu Batılı kitlelere göstermek amacıyla ısmarladığı fotoğraflarda ve albümlerde olduğu gibi, modernitenin fotoğraf aracılığıyla sergilenmesine dair. Modernite fotoğraf sanatının bir parçası haline gelmiş, onu sıradan, alışılmış bir uygulama haline getirmiştir. Resimli basınla, aile üyelerine veya isimsiz koleksiyonculara yollanan kartpostallarla, arkadaş ve tanıdıklara verilen portrelerle, çalışanların veya mahkûmların resimleriyle, fotoğraf kamusal ve özel hayatın bütün alanlarını işgal etmeye başlamıştır.
Bu kitap, Osmanlı İmparatorluğu örneğinde, fotoğrafla modernite arasındaki yakın ilişkinin en çarpıcı yönlerini ele alıyor. İçerdiği malzemenin önemli bir kısmı, padişahların imparatorluğunu Batılı kitlelere göstermek amacıyla ısmarladığı fotoğraflarda ve albümlerde olduğu gibi, modernitenin fotoğraf aracılığıyla sergilenmesine dair. Modernite fotoğraf sanatının bir parçası haline gelmiş, onu sıradan, alışılmış bir uygulama haline getirmiştir. Resimli basınla, aile üyelerine veya isimsiz koleksiyonculara yollanan kartpostallarla, arkadaş ve tanıdıklara verilen portrelerle, çalışanların veya mahkûmların resimleriyle, fotoğraf kamusal ve özel hayatın bütün alanlarını işgal etmeye başlamıştır.
22 Mart 2014 Cumartesi
Misafir | The Guest | Mêvan | Orho ܐܪܚܐ
1920'lı yıllarda üç çocuğu ile birlikte Suriye'ye gitmek zorunda kalan Süryani bir anne küçük oğlu Bahe'yi manastıra bırakmak zorunda kalır. Manastırda rahibeler ve rahipler tarafından büyütülen Bahe yıllarca manastırın bahçıvanlık, çobanlık ve temizlik işlerini yapar. Geçen yıllar boyunca sürekli annesini anan ve annesinin gelmesini bekleyen Bahe, sadece özel günlerde manastırdan çıkar. Geçen 75 yıl boyunca manastırda birkaç nesil metropolit, rahip, rahibe ve hizmetçi geçer ama Bahe hep orada kalır. Son zamanlarda yürümekte bile zorlanan Bahe artık çok dar bir alanda dolaşabilmekte ve zihninde iyice silikleşen annesini beklemeyi sürdürmektedir. Bahe artık manastırın sarı duvar ve koridorlarıyla bütünleşmiş, manastırın mutlaka ziyaret edilmesi gereken manevi bir sembolüdür. Manastırın yeni nesil hizmetlileri onun yıllarca manastıra verdiği emeklerin kadrini iyi bilmekte ve ona sevgi ile bakmaktadır. Çünkü Bahe, Deyrulzafaran'ın 75 yıllık misafiridir...
Haydar Demirtaş
1984'te Mardin, Ömerli'de doğdu. İlkokul, ortaokul ve lise dönemini Mardin de tamamladı. Dört yıl atletizm birinci liginde koştu. İlk sinema eğitimini Mardin Gençlik ve Kültür Evi'nin açmış olduğu sinema atölyesinde BBC'den aldı. Altı yıl Habitat ve Gündem 21 ile gönüllü çalıştı.
2005-2006 İstanbul Kültür Üniversitesi Kent Film Evleri Atölyesi'ne katıldı.
Sanat ve Tasarım Fakültesi, İletişim Tasarımı Bölümü'nü % 100 burslu okumaya hak kazandı. 2010 yılında İletişim Tasarımı Bölümü'nden mezun oldu. Halen sinema çalışmalarına Mardin'de devam ediyor...
Filmleri
2007 - Gezici Nalbant (Belgesel)
2010 - Babam Tarih Yapıyor (Belgesel)
2013 - Misafir (Belgesel)
Misafir | The Guest | Mêvan | Orho ܐܪܚܐ - Yönetmen: Haydar Demirtaş; Senaryo: Haydar Demirtaş; Görüntü Yönetmeni: Pınar Demiral; Kurgu: Yusuf Kurt; Müzik: Bahram Deyjour, Mehdi Gholami, Serdar Yüce; Yapımcı: Yusuf Kurt, Haydar Demirtaş; 2013, Türkiye, 30', Renkli
Haydar Demirtaş
1984'te Mardin, Ömerli'de doğdu. İlkokul, ortaokul ve lise dönemini Mardin de tamamladı. Dört yıl atletizm birinci liginde koştu. İlk sinema eğitimini Mardin Gençlik ve Kültür Evi'nin açmış olduğu sinema atölyesinde BBC'den aldı. Altı yıl Habitat ve Gündem 21 ile gönüllü çalıştı.
2005-2006 İstanbul Kültür Üniversitesi Kent Film Evleri Atölyesi'ne katıldı.
Sanat ve Tasarım Fakültesi, İletişim Tasarımı Bölümü'nü % 100 burslu okumaya hak kazandı. 2010 yılında İletişim Tasarımı Bölümü'nden mezun oldu. Halen sinema çalışmalarına Mardin'de devam ediyor...
Filmleri
2007 - Gezici Nalbant (Belgesel)
2010 - Babam Tarih Yapıyor (Belgesel)
2013 - Misafir (Belgesel)
Misafir | The Guest | Mêvan | Orho ܐܪܚܐ - Yönetmen: Haydar Demirtaş; Senaryo: Haydar Demirtaş; Görüntü Yönetmeni: Pınar Demiral; Kurgu: Yusuf Kurt; Müzik: Bahram Deyjour, Mehdi Gholami, Serdar Yüce; Yapımcı: Yusuf Kurt, Haydar Demirtaş; 2013, Türkiye, 30', Renkli
5 Mart 2014 Çarşamba
Georges Simenon, Muhabir - Fotoğrafçı 1931-1935 : Belçika'dan Türkiye'ye
[KanalKultur] - Pierre Loti fotoğrafçı'nın ardından, 13 mart - 3 mayıs 2014 tarihleri arasında Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde gerçekleşen yeni bir sergide, Georges Simenon'un, 1931 – 1935 yılları arasında dönemin gazeteleri için yaptığı röportaj yolculukları çerçevesinde gerçekleştirdiği yüz kadar fotoğrafı tanıtılıyor.
Ünlü Maigret polisiye romanlarıyle tanınan Belçikalı yazar, aynı zamanda 3000 fotoğraf karesine imza atmış bir muhabir fotoğrafçı.
Notre Dame de Sion Fransız Lisesi Galerisi'nde sanatseverlerle buluşan seçilmiş fotoğraflar, Simenon'un 1929 krizinin etkisinde olan Avrupa'da izlediği güzergâhı, sömürge Afrika'sındaki güzergâhını ve aynı zamanda Karadeniz çevresinden ve Türkiye'sini içeriyor.
Simenon'un Türkiye'deki konaklamaları, Troçki ile Büyükada'da gerçekleştirdiği röportajla birlikte, başka röportaj ve romanlara da konu oldu.
1 haziran 1933'de Türkiye'ye gelen Simenon, ilk İstanbul izlenimlerini şöyle yazıyor:
"Minareler ve binalar arasında, ışıkların, gemilerin, her tür ve her ırktan insanların kaynadığı İstanbul'a, kısa süre önce ayak bastım. Konstantiniye, şimdiye kadar yüz kez, bin kez tarif edildi; ben de tarif etmeye çalışmayacağım. İstanbul güzel, büyük, olağan dışı".
Türkiye kaynaklı anılar, Simenon'un yazılarını esinleyecektir. Türkiye'ye ayrılmış iki röportaj dışındaki röportajlarda, bir romanda, bir öyküde, dağınık ibareler şeklinde başka romanlarda, öz yaşam yazılarındaki anılarda, Türkiye izleri hep vardır.
Simenon uzmanlarından olan Michel Carly'ye göre: "Yazar olan Simenon, bir görüntü adamıdır; 1930' dan itibaren, fotoğraf onun gazeteci olarak yazdığı yazılara ve romanlarına da eşlik etmiştir. Sanatçı, gemilerin sade imajlarını; liman, balıkçı ve sis atmosferlerini beklenmeyen bir çerçevelemeyle görüntülerken, doğrudan öze gitmiştir. Ancak Simenon'u esas büyüleyen, manzaralar değil yüzlerdir. Kendisi de şöyle der: "Başlıca kaygım, resmedilmeye değer güzelliğin arkasında saklı olan insanı keşfetmekti."
Yazar böylelikle, çok sayıdaki yolculuğundan, dünyanın hangi bölgesinden olursa olsun günlük hayata duyduğu ilgiyi gösteren fotoğraflar getirmiştir.
Serginin hazırlanmasında katalog için kaleme aldıkları makalelerde ziyaretçilerin, yazarı ve onun Türkiye'den geçişini özellikle de yolculukları, keşifleriyle nasıl bir gelişme gösterdiğini daha iyi anlamalarını sağlayan Simenon uzmanlarının imzaları bulunuyor.
Katalog, Laurent Demoulin'in, Simenon'u genel olarak tanıttığı metin; Michel Lemoine'nin, Simenon ve Türkiye başlıklı metni, Benoit Denis'in "Dünya vatandaşı Simenon: kurgusal yolculuklardan büyük röportajlara" adlı makalesinin alıntılanması ve son olarak Danièle Bajomée'nin "Simenon'da sömürge karşıtı propaganda ve ırkçılıkla ilgili klişeler. Bir muhabir-yazarın fotoğraflarının söylediği onun kaleminden çıkanları yalanlar ya da değiştirirse..." adlı makalesinin alıntılanmasıyla oluşturulmuş. [KanalKultur]
Georges Simenon, Muhabir- Fotoğrafçı 1931-1935 / 13 mart - 3 mayıs 2014; Notre Dame de Sion Fransız Lisesi, Cumhuriyet Cad. No: 127, Harbiye - İstanbul; Tel.: (0212) 219 16 97
Ünlü Maigret polisiye romanlarıyle tanınan Belçikalı yazar, aynı zamanda 3000 fotoğraf karesine imza atmış bir muhabir fotoğrafçı.
Notre Dame de Sion Fransız Lisesi Galerisi'nde sanatseverlerle buluşan seçilmiş fotoğraflar, Simenon'un 1929 krizinin etkisinde olan Avrupa'da izlediği güzergâhı, sömürge Afrika'sındaki güzergâhını ve aynı zamanda Karadeniz çevresinden ve Türkiye'sini içeriyor.
Simenon'un Türkiye'deki konaklamaları, Troçki ile Büyükada'da gerçekleştirdiği röportajla birlikte, başka röportaj ve romanlara da konu oldu.
1 haziran 1933'de Türkiye'ye gelen Simenon, ilk İstanbul izlenimlerini şöyle yazıyor:
"Minareler ve binalar arasında, ışıkların, gemilerin, her tür ve her ırktan insanların kaynadığı İstanbul'a, kısa süre önce ayak bastım. Konstantiniye, şimdiye kadar yüz kez, bin kez tarif edildi; ben de tarif etmeye çalışmayacağım. İstanbul güzel, büyük, olağan dışı".
Türkiye kaynaklı anılar, Simenon'un yazılarını esinleyecektir. Türkiye'ye ayrılmış iki röportaj dışındaki röportajlarda, bir romanda, bir öyküde, dağınık ibareler şeklinde başka romanlarda, öz yaşam yazılarındaki anılarda, Türkiye izleri hep vardır.
Simenon uzmanlarından olan Michel Carly'ye göre: "Yazar olan Simenon, bir görüntü adamıdır; 1930' dan itibaren, fotoğraf onun gazeteci olarak yazdığı yazılara ve romanlarına da eşlik etmiştir. Sanatçı, gemilerin sade imajlarını; liman, balıkçı ve sis atmosferlerini beklenmeyen bir çerçevelemeyle görüntülerken, doğrudan öze gitmiştir. Ancak Simenon'u esas büyüleyen, manzaralar değil yüzlerdir. Kendisi de şöyle der: "Başlıca kaygım, resmedilmeye değer güzelliğin arkasında saklı olan insanı keşfetmekti."
Yazar böylelikle, çok sayıdaki yolculuğundan, dünyanın hangi bölgesinden olursa olsun günlük hayata duyduğu ilgiyi gösteren fotoğraflar getirmiştir.
Serginin hazırlanmasında katalog için kaleme aldıkları makalelerde ziyaretçilerin, yazarı ve onun Türkiye'den geçişini özellikle de yolculukları, keşifleriyle nasıl bir gelişme gösterdiğini daha iyi anlamalarını sağlayan Simenon uzmanlarının imzaları bulunuyor.
Katalog, Laurent Demoulin'in, Simenon'u genel olarak tanıttığı metin; Michel Lemoine'nin, Simenon ve Türkiye başlıklı metni, Benoit Denis'in "Dünya vatandaşı Simenon: kurgusal yolculuklardan büyük röportajlara" adlı makalesinin alıntılanması ve son olarak Danièle Bajomée'nin "Simenon'da sömürge karşıtı propaganda ve ırkçılıkla ilgili klişeler. Bir muhabir-yazarın fotoğraflarının söylediği onun kaleminden çıkanları yalanlar ya da değiştirirse..." adlı makalesinin alıntılanmasıyla oluşturulmuş. [KanalKultur]
Georges Simenon, Muhabir- Fotoğrafçı 1931-1935 / 13 mart - 3 mayıs 2014; Notre Dame de Sion Fransız Lisesi, Cumhuriyet Cad. No: 127, Harbiye - İstanbul; Tel.: (0212) 219 16 97
15 Ekim 2013 Salı
Pınar Yolaçan - Meryem | Maria
![]() |
| Pınar Yolaçan: Meryem / Maria. Yapı Kredi Yayınları, Sergi Kitapları, İstanbul 2008, 68 S., ISBN: 978-975-08-1394-8 |
Sanatçının bir yıl içinde ürettiği yirmi iki çarpıcı, büyük boy fotoğraftan oluşan ve fotoğrafta belgelendirme meselesine de gönderme yaptığı "Meryem" dizisinde moda, güzellik, kadın bedeni, sömürgecilik, fotoğraf ve ölüm meselelerini ustalıkla birbirine bağladığı serginin kataloğu da aynı adla 2008'de yayınladı.
Yolaçan'ın, Brezilya'nın kuzey doğusunda Bahia eyaletinin Itaparica Adası'nda gerçekleştirdiği bu seri, yirmiyedi ile doksan yaşları arasında, Afrika kökenli Brezilyalı kadınların portrelerini içeriyor. Bu kadınların kostümleri kadife, saten, işkembe, ciğer, koç yumurtası ve bazı kültürlerde "doğum gömleği" denen plasenta gibi birbirinden farklı malzemelerden oluşuyor.
Sergi kataloğunda yer alan söyleşide Yolaçan, serginin adının neden "Meryem" olduğunu açıklarken şunları söylüyor:
"Batı portre geleneğinde çoğunlukla, dini kişilerin ve belli bir sınıfa ait olan insanların portreleri yapılmıştır, ben bir azınlık olarak kabul edilen Afrika kökenli Brezilyalı Bahiana kadınlarını kullanarak bu geleneği tersine çevirdiğimi düşünüyorum. Projeme 'Maria' (Meryem) ismini vermemin nedeni, seçtiğim modellerin çoğunun isminin gerçekten Maria olması ve bunun bölgedeki insanların geleneksel Katolik geçmişini göstermesi. Ancak bu modellerin hiçbiri "Meryem"in klasik tasvirlerine benzemiyor."16. yüzyıl başlarında, Portekiz sömürgeciliğiyle dünyanın en büyük köle ticaretinin yapıldığı, Salvador Limanı'nın yakınında gerçekleştirdiği projede Yolaçan, neden portrelerinde Afrika kökenli kadınları kullandığını şu şekilde anlatıyor:
"Metropolitan Museum of Art'a giderseniz, Rönesans galerilerinde siyah tenli insanların yağlıboya portrelerine veya heykellerine rastlayamazsınız, sadece objeler ve "ilkel", Afrika'dan getirilmiş el işi eserlerle karşılaşırsınız. Rönesans'ın, kölelik ve Afrika'dan yoğun göçle ayni deneme rastlamasına rağmen, sanat tarihi kitaplarında Avrupa manzaraları, beyaz erkekler ve ara sıra pahalı görünümlü kadife ve saten çarşaflarda sevişen birkaç kadın dışında farklı bir şey göremezsiniz."Pınar Yolaçan
1981 yılında Ankara'da doğdu. Londra'daki Central Saint Martins College of Art and Design'da Moda ve Chelsea School of Art and Design'da Medya Sanatı okuduktan sonra 2004 yılında New York'daki Cooper Union School of Art'tan BFA (Bachelor of Fine Arts/Güzel Sanatlar Bakaloryası) alarak mezun oldu. New York Rivington Arms Gallery'deki ilk kişisel sergisi "Perishables", İstanbul'da Yapı Kredi Kazım Taşkent Galerisi'nde ve Helsinki'de Finlandiya Fotoğraf Müzesi'nde de sergilendi.
Eserleri "Strangers with Angelic Faces", Aksanat ve Space Studios, İstanbul ve Londra; "Art-Robe", UNESCO, Paris; "Wild Girls", Exit Art, New York; Art and Commerce Festival of Emerging Photographers, New York Frieze Art Fair ve The Armory Show'un aralarında bulunduğu grup sergilerinde yer aldı.
New York Times Magazine'nin "Capture the Times" yarışmasında ikinci oldu. Çalışmalarına Londra'daki National Portrait Gallery tarafından yayımlanan The Portrait Now kitabında yer verildi. 1997'den bu yana, çalışmaları hakkında yazılar uluslararası olarak New York Times, Art in America, ArtReview, Bidoun ve i-D dergilerinde yayımlandı... [KanalKultur]
Pınar Yolaçan: Meryem | Maria. Yapı Kredi Yayınları, Sergi Kitapları, İstanbul 2008, 68 S., ISBN: 978-975-08-1394-8
12 Ekim 2013 Cumartesi
Köçek - Çalgıcı ve Köçekler, Ovacık - Çankırı, ~ 1960
15 Temmuz 2013 Pazartesi
Antropoloji ve Belgesel
[KanalKultur] - Documentarist, bir grup bağımsız
belgeselcinin inisiyatifiyle Avrasya Sanat Kolektifi (ASK) çatısı altında gerçekleştirilen
bir etkinlik. Belgeselin, sosyal bir sorumluluk alanı olduğu kadar sinemasal
bir yaratım aracı olduğuna inanan, dünyanın her köşesinde benzer bir kaygıyla
hareket eden belgeselcilerin işlerini merak eden ve bu ürünleri Türkiye'deki
belgesel meraklılarıyla da paylaşmak isteyen bir grup...
Documentarist İstanbul Belgesel Günleri, 31
mayıs - 5 haziran 2011 tarihleri arasında 4'üncü kez belgeselseverlerin karşısındaydı.
Festivalin bu seneki programında dünyanın önemli festivallerinden seçilmiş 40'ı
aşkın ülkeden 80'den fazla film yer aldı.
Festivalin birbirinden ilginç bölümleri arasında
yer alan "Antropoloji ve Belgesel" adlı bölümde Jose Padilha, Jean
Rouch, Asen Balikci ve Charles Laird tarafından çekilen 6 belgesel izleyiciye
sunuldu. Farklı olanı ya da farklı kültürleri meraklısıyla tanıştırdı. Ve görsel
antropolojinin öncülerinden İstanbul doğumlu Asen Balikci, Documentarist'in bu
seneki sürpriz konuklarından biri oldu. Türkiye'de ismi az bilinmekle birlikte,
Kanada'nın önemli antropologlarından olan ve 1960'lardan itibaren yaptığı
filmlerle görsel antropolojide önemli bir yol açmış olan Balikci, Alaska'dan
Bulgaristan'a çeşitli coğrafyalarda çektiği filmlerden bir seçkiyle Türkiye'de
ilk kez seyirciyle buluştu. Documentarist 2011 kapsamında geçekleşen bu buluşmada,
fikirleri disiplinlerarası dolaşıma sokmak gerekliliğinden yola çıkılarak, görsel
antropoloji alanında Türkiye'de edinilmiş deneyimlerden bir tanesi olan "Kırsal
Avrupa'yı Derinlemesine Anlamak Projesi" paylaşıldı. Etnografik film yapım
yöntemleri, alan araştırması yapmak, tüm bu süreçte karşılaşılan sorunlar ve çözüm
yolları, etnografik filmin belgesel sinemayla ilişkisi konuları, görsel
antropoloji tarihinde önemli isimlerden biri olan Asen Balikci'yla tartışıldı...
"Antropoloji ve Belgesel" bölümünde şu
belgeseller gösterimdeydi:
Kabilenin Sırları (Secrets of the Tribe), Jose Padilha, Brezilya, 2010, 96'
60'lı ve 70'li yıllarda Batılı antropologlar
Amazonlar'daki modern hayatın el sürmediği 'bakir' sahaları gözlemlemek üzere
buralara akın ettilerinde ve dünyanın son "medenileşmemiş"
kabilelerine baskın yaptıklarında ne oldu? Üniversiteden yeni mezun bu toy
adamlar, birlikte yaşadıkları, çalıştıkları ve filme çektikleri kabile
sayesinde macera yaşayıp üne kavuştular ama otuz yıl sonra bu sızıntının etrafında
gelişen olaylar akademi etiği ve sürtüşmeler açısından bir skandala dönüştü.
"Kabilenin Sırları" aynı zamanda bu antropologların yarattığı hasarı
da belgeliyor.
Çılgın Efendiler (Les maîtres fous/The Mad
Masters), Jean Rouch, 1955, 30'
Kariyerine Batı Afrika'daki kabilelileri çalışan
bir etnograf olarak başlayan Jean Rouch, etnografik belgeselin babası olarak anılıyor.
"Çılgın Efendiler", 1950'lerde Afrika'da çektiği sayısız filmle
kendine has bir gözlem ve hikaye anlatma tekniği geliştiren Rouch'un ilk
filmlerinden. Film aynı zamanda sinema vérité'ye atılan kararlı bir adım niteliğinde.
"Çılgın Efendiler", Nijerya ve Gana'da yaşayan Songhay kabilesi'ndeki
Hauka hareketini zaman zaman rahatsız edici bir bakışla mercek altına alıyor.
Filmde kabile üyelerinin, Fransız ve İngiliz kolonilerinin otoritesi altında düzenledikleri
bir törene tanıklık ediyoruz. 1925'te başlayan ritüel, zamanla kolonyal
egemenliğe karşı düzenlenmeye başlıyor. Rouch bu ritüelleri önceden de gözlemlemişti.
Daha sonra filmi geleceğe aktarmak isteyen tarikat önderlerinin davetiyle yılın
en büyük törenine katıldı ve ortaya "Çılgın Efendiler" çıktı. Basit
bir 16 mm el kamerası kullanan rouch, ritüeli grafik ayrıntılarıyla kaydediyor.
Deniz Buz Kampında Kış: 1 (At The Winter Sea
Ice Camp: Part 1), Quentin Brown, Asen Balikci, Kanada, 1967, 36'
Asen Balikci'nin, geleneksel Eskimo yaşamı üzerine
gerçekleştirdiği serinin en ilginç bölümlerinden biri... Kışın en şiddetli
zamanlarında, köpekleriyle seyahat eden Netsilik Eskimoları'nın kamp kurmasını
izliyoruz. Erkekler buzdan briketler oluştururken, kadınlar küreklerle yer açar.
Kısa bir süre sonra başlarını sokacakları bir sığınak oluşturular. Geceyi
burada geçirdikten sonra, erkekler sabah erkenden mızraklarını hazırlar, köpekleri
kızağa koşar ve buzdan denize doğru açılırlar...
Deniz Buz Kampında Kış: 2 (At The Winter Sea
Ice Camp: Part 2), Quentin Brown, Asen Balikci, Kanada, 1967, 36'
Sabahleyin kadınlar kürkleri havalandırmak üzere
igloo'nun üzerine serer. Çocuklar, kemikten sopalarıyla buzun üzerinden top koşturur.
Erkekler fokbalığı avı peşindeyken, kadınlar bebekleriyle oynar, igloo'yu onarır,
yaşlı bir kadın bebeğin beşiğini sallar... Bir başka kadın genç bir kıza kürkten
giysi yapmayı öğretir. Derken, erkekler avladıkları fokbalıkları ile çıkagelirler...
Bu bölmde, Netsilik Eskimoları'nın kış kampında igloo etrafında dönen yaşamı
yansıtılıyor.
Ephtim D.'nin Yaşamında Bir Ay (One Month in
the Life of Ephtim D.), Asen Balikci, Kanada, 2003, 56'
73 yaşındaki emekli postacı Ephtim D. eşi ile
birlikte Sofya'nın banliyösünde üç odalı dairesinde yaşamaktadır. Bir sosyalist
olarak ''çılgın'' demokrasi ile geçiş döneminin belirsizlikleri arasında
bocalamaktadır. Çiftin emekli maaşları toplamda 66 Euro'dur. Ephtim aile bütçesini
dengeleme konusunda büyük zorluklar çekmektedir. Ücretsiz tıbbi bakım ve aşevindeki
öğle yemekleri hayatta kalma stratejilerinin olmazsa olmazlarıdır. Filmde,
Bulgar bir emeklinin portresi küresel boyuttaki umutsuzluk ve geride kalan komünizme
duyulan özlem çerçevesinde yansıtılır.
Onun Gözünden (Through These Eyes), Charles Laird, Kanada, 2003, 55'
1970'lerden bir Amerikan ilkokul programı,
"İnsan: Bir Çalışma Konusu" (MACOS) başlığıyla, Kanada’da kutuplarda
yaşayan kişileri inceleyerek, öğrencilere toplumlarına yeni bir gözle bakmalarını
sağladı. Bunun sonucunda görsel antropolojinin en önemli örneklerinden biri
olan "Netsilik Film Serisi" ortaya çıktı. Fakat çizilen Netsilik
portreleri, Amerika etrafındaki topluluklarda çatlaklar yaratcak biçimde değer çatışmalarına
yol açtı ve politika ve eğitim arasındaki hassas ilişkiyi açığa çıkardı.
Akademik ve tutucu güçler arasında alevli ulusal tartışmalar birbirini izledi.
[KanalKultur]
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







