'barbar, canavar, putperest ve hatta şeytani 'öteki'ni tanımlamak ve kötülemek için kullanılan retorik araçların sürekliliği...' [Maja Kominko]
Bizans dünyası dışında kalan kültürlerin, Bizanslılar tarafından, özellikle coğrafi ve etnik bakış açısından temsil edilişi, hem Bizans dünyasına ait olmayanın algılanışına hem de Bizans’ın kendi imgelemini nasıl oluşturduğuna ışık tutuyor. İmparatorluk sınırlarının ötesindeki kültürleri Bizanslıların nasıl tanımladıklarını, iklim, bitki örtüsü, dil ve farklı yaşam biçimleri gibi coğrafi ve etnik unsurlar şekillendiriyor.
Bizanslıların algısında bu unsurlar ötekilerin tarihi, dini gelenekleri ve siyasi durumlarıyla karmaşık bir ilişki içindedirler. Bizans’ın coğrafi ve etnik açıdan –bilinenden egzotik olana veya içerdeki ötekinden dışardaki ötekine kadar– öteki ile karşılaşması, Bizanslıların kendi çevreleriyle uzamsal olarak nasıl ilişki kurdukları ve komşularından kendilerini nasıl ayrıştırdıkları ile ilgili ipuçları sağlıyor.
'Coğrafi ve Etnik İmgelemde Bizans Kimliği ve Öteki' konusuyla düzenlenen Dördüncü Uluslararası Sevgi Gönül Bizans Araştırmaları Sempozyumu'nda öteki imgesinin oluşmasında etkisi olan coğrafi, etnik ve diğer tüm unsurlar arasındaki karmaşık ilişkinin, yazılı kaynaklar, sanatsal ve maddi bulgularla sorgulanması; Bizanslıların ötekilerden bahsederken kendilerini nasıl anlattıklarının incelenmesi amaçlanıyor.
insan ve kültüre dair... : Alevi Arşivi... Alevi Antropolojisi ... Almancılar... Sanat
Bu Blogda Ara
Ötekileştirme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ötekileştirme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Haziran 2016 Çarşamba
5 Mayıs 2014 Pazartesi
Dersim'in Ötekileştirilmesi Süreci ya da Dersim Kürt Tedibi
Dersim'de 1937 ve 1938 yıllarında yaşanan vahim olaylar, o dönemden günümüze taşınan bir yara olarak sosyal, siyasal, psikolojik sonuçlarıyla birlikte içten içe kanamaya devam ediyor.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin kara kaplı defterlerinde bilinçli olarak gözlerden ırak tutulmuş bu trajik geçmişin üzerindeki sis perdesi ise yeni yeni aralanmaya başladı.
Dersim olayları ve hemen akabinde devlet eliyle bölgede kurumsallaştırılan yaptırımlar, günümüzde yoğun biçimde tartışılan Kürt ve Alevi sorunlarının tarihsel analizini yapabilmek için olmazsa olmaz ipuçlarını barındıran olgular artık.
Bu vesileyle, o yıllarda yaşananların tanıklıklar ve belgeler ekseninde objektif bir bakış açısıyla araştırılması, söz konusu travmatik sürecin adamakıllı bilince çıkarılabilmesi için hayati önemde.
Mahmut Akyürekli, Dersim Kürt Tedibi adlı kitabında, yakın dönemin bu en önemli meselesine bilimsel yöntemlere sadık, soğukkanlı bir yaklaşımla eğiliyor.
Dersim'in "ötekileştirilmesi" sürecini adım adım betimlerken, olayların tarihsel arka planını anlaşılır kılma gayesiyle konuyu bölgenin sosyal-siyasi yapısından 1937-1938 olaylarına etki eden iç ve dış dinamiklere kadar uzanan geniş bir çerçevede ele alıyor.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin kara kaplı defterlerinde bilinçli olarak gözlerden ırak tutulmuş bu trajik geçmişin üzerindeki sis perdesi ise yeni yeni aralanmaya başladı.
Dersim olayları ve hemen akabinde devlet eliyle bölgede kurumsallaştırılan yaptırımlar, günümüzde yoğun biçimde tartışılan Kürt ve Alevi sorunlarının tarihsel analizini yapabilmek için olmazsa olmaz ipuçlarını barındıran olgular artık.
Bu vesileyle, o yıllarda yaşananların tanıklıklar ve belgeler ekseninde objektif bir bakış açısıyla araştırılması, söz konusu travmatik sürecin adamakıllı bilince çıkarılabilmesi için hayati önemde.
Mahmut Akyürekli, Dersim Kürt Tedibi adlı kitabında, yakın dönemin bu en önemli meselesine bilimsel yöntemlere sadık, soğukkanlı bir yaklaşımla eğiliyor.
Dersim'in "ötekileştirilmesi" sürecini adım adım betimlerken, olayların tarihsel arka planını anlaşılır kılma gayesiyle konuyu bölgenin sosyal-siyasi yapısından 1937-1938 olaylarına etki eden iç ve dış dinamiklere kadar uzanan geniş bir çerçevede ele alıyor.
20 Ocak 2014 Pazartesi
Yakın Tarihten Notlar: Nefret Suçu Kavramı, Nefret Söylemi ve Nefret Suçlarıyla Mücadele
"Nefret Suçunun Önlenmesi Etkinlikleri" kapsamında 6 kasım 2010 günü Ankara'da Orhan Kemal Cengiz (İnsan Hakları Gündemi Derneği Başkanı), Yrd. Doç. Dr. Asuman Aytekin İnceoğlu (İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi - Türkiye), Dr. Karsten Krupna (Philipps Üniversitesi Hukuk Fakültesi – Almanya), Prof. Dr. Hakan Hakeri (Ondokuz Mayıs Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı - Türkiye), Matilde Fruncillo (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılıkla Mücadele Birimi - Polonya) ve Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu'nun (Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi – Türkiye) konuşmacı olarak katıldığı "Nefret Suçu Kavramı, Nefret Söylemi ve Nefret Suçlarıyla Mücadele" başlıklı bir panel düzenlendi. Panelde "Nefret Suçu Kavramı ve Türk Ceza Hukukundaki Yeri", "Almanya'da Nefret Suçu Kavramı", "Türk Ceza Kanunu ve Nefret Suçu", "Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ve Nefret Suçları" ve "Medya'da Nefret Söylemi ve Nefret Suçları" konuları tartışıldı. Toplantı, Almanya Federal Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği'nin maddi katkılarıyla gerçekleştirildi.
İnsan Hakları Gündemi Derneği, Türkiye'de nefret suçlarının önlenmesi için verilen mücadeleye destek olmak, Türkiye'de nefret suçlarının önlenmesi için başlatılan platform, ağ, koalisyon vb. nitelikteki çalışmaların güçlenmesine katkı koymak ve farkındalığın artmasını sağlamak amacıyla bir dizi etkinlik düzenliyor. Bu etkinliklerin bir diğer amacı da nefret suçlarının önlenmesi için çalışmalar yürüten sivil toplum örgütleri ve ilgili devlet organlarıyla bir araya gelerek nefret suçları sorununun çözümlenmesi için birlikte neler yapılabileceğini tartışması. Bu doğrultuda ikinci etkinliği 6 kasım 2010'da gerçekleştirdi...
Türkiye, 2006 yılında Katolik papaz Andreas Santoro'nun öldürülmesi, 2007 yılında Hrant Dink cinayeti ve hemen ardından Malatya'da üç Hıristiyanın öldürülmesini takiben, çok sayıda nefret suçuna sahne olmaya başladı. Linç girişimleri, farklı cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliği olan kişilere saldırılar ve cinayetler, etnik nefret sonucu Selendi'de Roman vatandaşlara yapılan saldırılar, mevsimlik Kürt işçilere yönelik saldırılar gibi nefret suçlarında bir yükseliş gözlemleniyor. Yeni cinayetlerin, linç girişimlerinin ve çatışmaların yaşanmaması için etkin önlemler alınması gerekiyor.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı "Nefret Suçu"nu şu şekilde tanımlıyor:
İnsan Hakları Gündemi Derneği, Türkiye'de nefret suçlarının önlenmesi için verilen mücadeleye destek olmak, Türkiye'de nefret suçlarının önlenmesi için başlatılan platform, ağ, koalisyon vb. nitelikteki çalışmaların güçlenmesine katkı koymak ve farkındalığın artmasını sağlamak amacıyla bir dizi etkinlik düzenliyor. Bu etkinliklerin bir diğer amacı da nefret suçlarının önlenmesi için çalışmalar yürüten sivil toplum örgütleri ve ilgili devlet organlarıyla bir araya gelerek nefret suçları sorununun çözümlenmesi için birlikte neler yapılabileceğini tartışması. Bu doğrultuda ikinci etkinliği 6 kasım 2010'da gerçekleştirdi...
Türkiye, 2006 yılında Katolik papaz Andreas Santoro'nun öldürülmesi, 2007 yılında Hrant Dink cinayeti ve hemen ardından Malatya'da üç Hıristiyanın öldürülmesini takiben, çok sayıda nefret suçuna sahne olmaya başladı. Linç girişimleri, farklı cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliği olan kişilere saldırılar ve cinayetler, etnik nefret sonucu Selendi'de Roman vatandaşlara yapılan saldırılar, mevsimlik Kürt işçilere yönelik saldırılar gibi nefret suçlarında bir yükseliş gözlemleniyor. Yeni cinayetlerin, linç girişimlerinin ve çatışmaların yaşanmaması için etkin önlemler alınması gerekiyor.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı "Nefret Suçu"nu şu şekilde tanımlıyor:
1 Ocak 2014 Çarşamba
Yakın Tarihten Notlar: Azınlıkların Yeni Gerçeği - Türkiye'de Ermeni Toplumunun Önünde Yeni Ufuklar
[KanalKultur] - Osmanlı'dan günümüze ulaşmayı başaran ve Türkiye'nin aralıksız yayımlanan en eski günlük gazetesi olan Ermenice Jamanak gazetesi, kuruluşunun 100. yılını çeşitli etkinliklerle kutladı.
"Jamanak Gazetesi 100. Kuruluş Yılı"nın "Kapanış Etkinlikleri" kapsamında Anadolu Kültür ve Açık Toplum Vakfı desteğiyle 25 mayıs 2013 tarihinde "Azınlıkların Yeni Gerçeği: Türkiye'de Ermeni Toplumunun Önünde Yeni Ufuklar" başlıklı bir panel düzenlendi.
Panelin açılış konuşmasını Ara Koçunyan (Jamanak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni, İstanbul) yaptı. Üç oturumdan ibaret olan panelin ilk oturumu "Türkiye'de gayrimüslim azınlıkların gündemindeki evrim" başlığını taşıyordu. Oturumun moderatörü Aylin Koçunyan'dı (Jamanak Gazetesi, Danışman, İstanbul). Oturumda Laki Vingas (VGM Vakıflar Meclisi Cemaat Vakıfları Temsilcisi, İstanbul) "Siyasi erkin ve bürokrasinin yaklaşımları", İvo Molinas (Şalom Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni, İstanbul) "Azınlıkların yaşamındaki somut etkileşimler", İsmet Berkan (Hürriyet Gazetesi Yazarı, İstanbul) "Medyanın azınlık sorunlarına ve haklarına yaklaşımı" ve Prof. Dr. Arus Yumul (Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi, İstanbul) "Siyasi aktör olarak İstanbul Ermenileri" konularını ele aldı.
"Jamanak Gazetesi 100. Kuruluş Yılı"nın "Kapanış Etkinlikleri" kapsamında Anadolu Kültür ve Açık Toplum Vakfı desteğiyle 25 mayıs 2013 tarihinde "Azınlıkların Yeni Gerçeği: Türkiye'de Ermeni Toplumunun Önünde Yeni Ufuklar" başlıklı bir panel düzenlendi.
Panelin açılış konuşmasını Ara Koçunyan (Jamanak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni, İstanbul) yaptı. Üç oturumdan ibaret olan panelin ilk oturumu "Türkiye'de gayrimüslim azınlıkların gündemindeki evrim" başlığını taşıyordu. Oturumun moderatörü Aylin Koçunyan'dı (Jamanak Gazetesi, Danışman, İstanbul). Oturumda Laki Vingas (VGM Vakıflar Meclisi Cemaat Vakıfları Temsilcisi, İstanbul) "Siyasi erkin ve bürokrasinin yaklaşımları", İvo Molinas (Şalom Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni, İstanbul) "Azınlıkların yaşamındaki somut etkileşimler", İsmet Berkan (Hürriyet Gazetesi Yazarı, İstanbul) "Medyanın azınlık sorunlarına ve haklarına yaklaşımı" ve Prof. Dr. Arus Yumul (Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi, İstanbul) "Siyasi aktör olarak İstanbul Ermenileri" konularını ele aldı.
19 Aralık 2013 Perşembe
Bir Hurdacının Hayatı | Epizoda u Životu Berača Željeza
"Bu film, gerçek olayları beyazperdeye taşımaktadır. Filmin asıl amacı, Bosna Hersek'te, Roman toplumu özelinde azınlıkların maruz kaldığı ayrımcılığı göz önüne sermektir. Aramızda iyi insanlar olduğu sürece hiçbir sistem insanlık dışı değildir." [Danis Tanovic]
Olağanüstü bir cesaret ve umut öyküsü anlatan, Danis Tanovic'in bu son dramının kahramanları, kendilerini oynayan amatör oyuncular...
Nazif hurda demir toplayarak hayatını güç bela kazanmaktadır. Eşi düşük yaptığında hastane, bebeğin alınması için gereken ameliyat için o kadar yüksek bir meblağ talep eder ki, sigortaları olmadığı için ameliyat olmadan kasabalarına dönmek zorunda kalırlar. Belli ki Nazif on gün boyunca daha çok çalışarak eşinin hayatını kurtarmak için daha fazla hurda demir toplayacaktır...
Nazif ve eşi Senada, on gün boyunca çağdaş dünyanın her türlü baskısına ve umursamazlığına maruz kalacaklardır.
Danis Tanovic'in 2001 yılında Oscar alan filmi "No Man's Land" | "Tarafsız Bölge" ve "Cirkus Colombia" | "Güzel Bir Hayat Düşlerken" ile "Hell" | "Cehennem"i izleyen bu dokunaklı dramı, şubat 2013'te yapılan Berlinale'de prömiyerini gerçekleştirdi.
Bir Hurdacının Hayatı | Epizoda u Životu Berača Željeza - Yönetmen: Danis Tanovic; Oyuncular: Senada Alimanovic, Nazif Mujic, Sandra Mujic, Semsa Mujic; Bosna Hersek - Fransa - Slovenya; Boşnakça; Türkçe altyazılı, Renkli, 2013, 74'
Olağanüstü bir cesaret ve umut öyküsü anlatan, Danis Tanovic'in bu son dramının kahramanları, kendilerini oynayan amatör oyuncular...
Nazif hurda demir toplayarak hayatını güç bela kazanmaktadır. Eşi düşük yaptığında hastane, bebeğin alınması için gereken ameliyat için o kadar yüksek bir meblağ talep eder ki, sigortaları olmadığı için ameliyat olmadan kasabalarına dönmek zorunda kalırlar. Belli ki Nazif on gün boyunca daha çok çalışarak eşinin hayatını kurtarmak için daha fazla hurda demir toplayacaktır...
Nazif ve eşi Senada, on gün boyunca çağdaş dünyanın her türlü baskısına ve umursamazlığına maruz kalacaklardır.
Danis Tanovic'in 2001 yılında Oscar alan filmi "No Man's Land" | "Tarafsız Bölge" ve "Cirkus Colombia" | "Güzel Bir Hayat Düşlerken" ile "Hell" | "Cehennem"i izleyen bu dokunaklı dramı, şubat 2013'te yapılan Berlinale'de prömiyerini gerçekleştirdi.
Bir Hurdacının Hayatı | Epizoda u Životu Berača Željeza - Yönetmen: Danis Tanovic; Oyuncular: Senada Alimanovic, Nazif Mujic, Sandra Mujic, Semsa Mujic; Bosna Hersek - Fransa - Slovenya; Boşnakça; Türkçe altyazılı, Renkli, 2013, 74'
8 Kasım 2013 Cuma
Geçmişten Günümüze Azınlık Okulları: Sorunlar ve Çözümler
[KanalKultur] - Ekim 2011 - Mayıs 2013 arasında yürüttüğü "Geçmişten Günümüze Azınlık Okulları: Sorunlar ve Çözümler" adlı araştırmayı bir rapor haline getiren Tarih Vakfı, hem eğitimi hem de Türkiye'deki eşitsiz uygulamalar ile insan hakları ihlalleri alanına ilişkin eleştirel düşünceyi destekleyecek çalışmasının sonuçlarını kamuoyuna açıkladı.
Anadolu'da yüzyıllardır ana dilde eğitim veren azınlık okullarının dünü ve bugününe ışık tutan rapor, azınlık okullarının sorunlarına getirilecek çözümlerin Türkiye'deki ana dilde eğitim tartışmaları için de bir rehber teşkil edeceği tespitinde bulunuyor.
Yrd. Doç. Dr. Selçuk Akşin Somel ve Nurcan Kaya tarafından hazırlanıp 3 cilt kitap olarak yayımlanan raporda azınlık okullarının yaşadığı sorunlar gözler önüne seriliyor.
"Ana dilde eğitim Anadolu'da yüzyıllardır yapılıyor!"
Türkiye'de son dönemlerde yaşanan ana dilde eğitim tartışmalarına ışık tutacağı düşünülen rapor, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Musevilerin, Ermenilerin, Rumların, Bulgarların, Keldanilerin, Süryanilerin, Marunilerin ve başka toplulukların ana dilde eğitim yapan okullarının bulunduğuna dikkat çekiyor. Cumhuriyet kurulduktan sonra Ermeniler, Rumlar ve Musevilere ait olanların dışındaki tüm gayrimüslim okulları kapatıldığını vurgulayan rapor ana dilde eğitimin Anadolu topraklarında yüzyıllardır yapıldığına dikkat çekiyor.
"Gayrimüslim okulları fesat yuvası olarak görüldü"
Rapor, 1894 yılı verilerine göre İmparatorluk bünyesinde 6437 gayrimüslim okulu olduğunu söylerken yalnızca İstanbul'da 302 gayrimüslim okulu olduğuna dikkat çekiyor. Bugün ise Türkiye'de, tamamı İstanbul'da 22 azınlık okulu bulunuyor. Bunların 16'sı Ermenilere, 5'i Rumlara 1'i de Musevilere ait. 20. yüzyılda kapanan binin üzerinde Ermeni okulundan yalnızca birinin Cumhuriyet kurulduktan sonra yeniden açıldığına dikkat çeken rapor, iki dilli eğitim vermek dışında devlet okullarından farkları olmayan gayrimüslim okullarının bölücü fikirlerin aşılandığı fesat yuvaları olarak görüldüğü tespitini yapıyor. Milli Eğitim Bakanlığı ve kamu görevlilerinin önyargılı tutumları nedeniyle hukuki ve bürokratik açıdan ayrımcılığa maruz bırakıldığı düşünülen okulların sayısının azalmasında bu olumsuz tavrın oynadığı vurguluyor.
"Azınlık okulları 90 yıldır eşitsizliğe ve yok olmaya karşı direniyor"
Azınlık okullarının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı müdürler tarafından yönetilmesine rağmen devlet gözünde "yabancı" olarak sınıflandırıldığına dikkat çeken rapor, okulların hak ve yükümlülükleri belirlenirken hala "mütekabiliyet" ilkesinin uygulandığına ve dış ülkelerin gösterdikleri tavra göre politika belirlendiğini vurguluyor. Azınlık okullarının 90 yıldır eşitsizliğe ve yok olmaya karşı mücadele ettiğini verilerle açıklayan rapor, azınlık okullarının öğretmen yetiştirmek ve ders materyali hazırlamak konusunda kaderleri ile baş başa bırakılmış durumda oldukları tespitini yapıyor:
Yasalara göre bugün bir çocuğun azınlık okulunda okuyabilmesi için, çocuğun anne ya da babasının T.C. vatandaşı olmasının yanında Ermeni, Rum ya da Musevi olduğunun ispatı gerekiyor. Nüfus kayıtlarında Müslüman olarak görünen bir Ermeni veya Rum çocuğunun azınlık okullarına kaydolması yasalar çerçevesinde imkânsız kılınıyor. Ayrıca azınlık okullarında T.C Devleti vatandaşı olmayan Ermeniler, Rumlar ve Museviler sadece 'misafir öğrenci' statüsünde okuyabiliyorlar.
Anadolu'da yüzyıllardır ana dilde eğitim veren azınlık okullarının dünü ve bugününe ışık tutan rapor, azınlık okullarının sorunlarına getirilecek çözümlerin Türkiye'deki ana dilde eğitim tartışmaları için de bir rehber teşkil edeceği tespitinde bulunuyor.
Yrd. Doç. Dr. Selçuk Akşin Somel ve Nurcan Kaya tarafından hazırlanıp 3 cilt kitap olarak yayımlanan raporda azınlık okullarının yaşadığı sorunlar gözler önüne seriliyor.
"Ana dilde eğitim Anadolu'da yüzyıllardır yapılıyor!"
Türkiye'de son dönemlerde yaşanan ana dilde eğitim tartışmalarına ışık tutacağı düşünülen rapor, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Musevilerin, Ermenilerin, Rumların, Bulgarların, Keldanilerin, Süryanilerin, Marunilerin ve başka toplulukların ana dilde eğitim yapan okullarının bulunduğuna dikkat çekiyor. Cumhuriyet kurulduktan sonra Ermeniler, Rumlar ve Musevilere ait olanların dışındaki tüm gayrimüslim okulları kapatıldığını vurgulayan rapor ana dilde eğitimin Anadolu topraklarında yüzyıllardır yapıldığına dikkat çekiyor.
"Gayrimüslim okulları fesat yuvası olarak görüldü"
Rapor, 1894 yılı verilerine göre İmparatorluk bünyesinde 6437 gayrimüslim okulu olduğunu söylerken yalnızca İstanbul'da 302 gayrimüslim okulu olduğuna dikkat çekiyor. Bugün ise Türkiye'de, tamamı İstanbul'da 22 azınlık okulu bulunuyor. Bunların 16'sı Ermenilere, 5'i Rumlara 1'i de Musevilere ait. 20. yüzyılda kapanan binin üzerinde Ermeni okulundan yalnızca birinin Cumhuriyet kurulduktan sonra yeniden açıldığına dikkat çeken rapor, iki dilli eğitim vermek dışında devlet okullarından farkları olmayan gayrimüslim okullarının bölücü fikirlerin aşılandığı fesat yuvaları olarak görüldüğü tespitini yapıyor. Milli Eğitim Bakanlığı ve kamu görevlilerinin önyargılı tutumları nedeniyle hukuki ve bürokratik açıdan ayrımcılığa maruz bırakıldığı düşünülen okulların sayısının azalmasında bu olumsuz tavrın oynadığı vurguluyor.
"Azınlık okulları 90 yıldır eşitsizliğe ve yok olmaya karşı direniyor"
Azınlık okullarının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı müdürler tarafından yönetilmesine rağmen devlet gözünde "yabancı" olarak sınıflandırıldığına dikkat çeken rapor, okulların hak ve yükümlülükleri belirlenirken hala "mütekabiliyet" ilkesinin uygulandığına ve dış ülkelerin gösterdikleri tavra göre politika belirlendiğini vurguluyor. Azınlık okullarının 90 yıldır eşitsizliğe ve yok olmaya karşı mücadele ettiğini verilerle açıklayan rapor, azınlık okullarının öğretmen yetiştirmek ve ders materyali hazırlamak konusunda kaderleri ile baş başa bırakılmış durumda oldukları tespitini yapıyor:
- Türkiye'de azınlık okullarında çalışacak Ermenice ve İbranice öğretmeni yetiştiren eğitim fakülteleri bulunmuyor.
- Türkiye'de azınlık okullarına ders kitapları ve materyalleri hazırlayan bir kamu kurumu veya özel kurum bulunmuyor.
- Uluslararası insan hakları hukuku, anayasa tarafından güvenceye alınmış olan eşitlik ilkesi ve Lozan Antlaşması'ndaki açık düzenlemeye rağmen azınlık okullarına devlet bütçesinden pay ayrılmıyor.
Yasalara göre bugün bir çocuğun azınlık okulunda okuyabilmesi için, çocuğun anne ya da babasının T.C. vatandaşı olmasının yanında Ermeni, Rum ya da Musevi olduğunun ispatı gerekiyor. Nüfus kayıtlarında Müslüman olarak görünen bir Ermeni veya Rum çocuğunun azınlık okullarına kaydolması yasalar çerçevesinde imkânsız kılınıyor. Ayrıca azınlık okullarında T.C Devleti vatandaşı olmayan Ermeniler, Rumlar ve Museviler sadece 'misafir öğrenci' statüsünde okuyabiliyorlar.
24 Ekim 2013 Perşembe
Emine Onaran İncirlioğlu: Küçük Harfle Yazılan 'çingene'
[© Emine Onaran İncirlioğlu] - Türkçe'de iki "Çingene" var; biri küçük harfle yazılıyor, diğeri büyük harfle. Küçük harfle yazılanı, sözlü ve yazılı edebiyatta, deyimlerde, atasözlerinde, pek çok insanın kafasında ve günlük dilinde olan ama gerçekte yaşayan "sahici" insanlarla ilişkisi bulunmayan bir dizi imajı, bir dizi hayalî karakteri, bir dizi tavır ve davranışı anlatmakta kullanılıyor; tüm özel isimler gibi büyük harfle yazılanı ise, gerçekte yaşayan bir grup insanın, bir etnik nüfusun adı. Aynı sözcüğün hem hayalî kavramları hem hakîkî insanları anlatmakta kullanılması kafa karıştırıyor. Öyle ki, hayatında Çingene / Roman etnik grubundan bir tek kişiyle karşılaşmamış, tanışmamış, arkadaş olmamış, birlikte çalışmamış, hatta iki laf etmemiş insanlar bile küçük harfle yazılan çingeneler hakkında duyduklarına dayanarak Çingeneler hakkında birşeyler bildiklerini sanıyor. Bu iki tür kullanımı ayırmak kolay değil elbet, ama becerilebilirse, pek çok yanlış anlama da aydınlığa kavuşabilir.
Küçük harfle yazılan "çingene" sözcüğü, çeşitli anlamlarda kullanılagelmiş. Bu anlamlardan pek çoğu aşağılayıcı, küçültücü, küçümseyici olmakla bilikte, bir kısmının da olumlu, neşeli, eğlenceli, eni konu özenilecek tınıları var. Ben bu yazıda, anlam yükü olumsuz da olsa, olumlu da olsa, gerçek bir nüfustan söz etmeyen, hayali bir çingene imajı çizen ya da bu imajı destekleyip yeniden üreten kullanımlar üstünde durarak, sevimli bir çingene imajının da, hakaret dolu imajlar gibi, sadece bir imaj olduğunu, büyük harfle yazılan ve gerçek bir insan grubunun adı olan Çingenelerle karıştırılmaması gerektiğini savunuyorum.[1]
Türkçe atasözlerinde ve deyimlerde çingene sözcüğü, Çingene etnik grubuyla ilgisi olmayan çeşitli anlamlarda kullanılıyor. Örneğin, Ömer Asım Aksoy, Türk Dil Kurumu yayınlarından 1981 yılında çıkan Atatsözleri Sözlüğü'nde, içinde küçük harfle çingene sözcüğü geçen dört atasözüne yer vermiş, ardından da açıklamalar getirmiş. [2]
Küçük harfle yazılan "çingene" sözcüğü, çeşitli anlamlarda kullanılagelmiş. Bu anlamlardan pek çoğu aşağılayıcı, küçültücü, küçümseyici olmakla bilikte, bir kısmının da olumlu, neşeli, eğlenceli, eni konu özenilecek tınıları var. Ben bu yazıda, anlam yükü olumsuz da olsa, olumlu da olsa, gerçek bir nüfustan söz etmeyen, hayali bir çingene imajı çizen ya da bu imajı destekleyip yeniden üreten kullanımlar üstünde durarak, sevimli bir çingene imajının da, hakaret dolu imajlar gibi, sadece bir imaj olduğunu, büyük harfle yazılan ve gerçek bir insan grubunun adı olan Çingenelerle karıştırılmaması gerektiğini savunuyorum.[1]
Türkçe atasözlerinde ve deyimlerde çingene sözcüğü, Çingene etnik grubuyla ilgisi olmayan çeşitli anlamlarda kullanılıyor. Örneğin, Ömer Asım Aksoy, Türk Dil Kurumu yayınlarından 1981 yılında çıkan Atatsözleri Sözlüğü'nde, içinde küçük harfle çingene sözcüğü geçen dört atasözüne yer vermiş, ardından da açıklamalar getirmiş. [2]
21 Temmuz 2013 Pazar
Bozidar Jezernik: Hayallerdeki "Türk
![]() |
| Bozidar Jezernik (Ed.): Hayallardeki "Türk". Çev.: Ali Özdamar, Kitap Yayınevi, İnsan ve Toplum Dizisi, İstanbul 2012, 238 S., ISBN : 978-605-105-101-7 |
Tarihyazımı milli ideolojinin esaretinden doğdu ve birçok yerde tarihçiler, milliyetçiliğin en seçkin başkarakterleri olarak statülerini korudular. Yazarlar ile şairler de ister hayali ister gerçek olsun, kahramanlık mücadelelerinin anılarını sundular. İşte bunun için edebiyat bir milletin tarihini kökten değiştirecek güce sahiptir. Bugün bile tarihyazımı ve daha da büyük ölçüde geçmişin diğer anlatıları tarihsel mitlerle doludur. Milli tarih için geçmişin anlatılarına tarihsel mitlerin dahil edilmesinden kaçınmak güçtür, çünkü her "milletin bir milli tarihi olmak zorundadır, ama doğası gereği milli olmalıdır, bu tarih gerçek olamaz, daha ziyade mitolojik, yurtsever, insanları duygusal olarak milletine bağlayacak ve hâkim yapıların meşrutiyetini sağlama alacak şekilde yaratılmış olmalıdır."
Bozidar Jezernik'in editörlüğünü üstlendiği "Hayallerdeki 'Türk'" adlı eser, Ali Özdamar'ın çevirisiyle okurla buluşuyor...
Eserde Bozidar Jezernik, Rajko Muršic, Özlem Kumrular, Miha Pintaric, Nedret Kuran Burçoğlu, Peter Simonic, Jale Parla, Bojan Baskar, Alenka Bartulovic, Nazan Aksoy, Aleksandra Niewiara, Bülent Aksoy, Svanibor Pettan ve Ayhan Kaya tarafından yer alan şu 14 makale yer alıyor:
Bozidar Jezernik: "Türk" İmgesi; Rajko Muršic: Simgesel Ötekileştirme: Tehditkâr Bir Öteki Olarak "Türk"; Özlem Kumrular: 16. yüzyılda Akdeniz'de "Türk" İmgesinin Yaratılması; Miha Pintaric: Panurge'ün "Türkler"i; Nedret Kuran Burçoğlu: Erken Modern Çağdan Aydınlanmaya Kadar Alman Medyasındaki "Türk" Tasvirleri; Peter Simonic: Valvasor'un Ezeli; Jale Parla: Byron'ın Gâvur'undan Jezernik'in Vahşi Avrupa'sına: Teori mi yoksa Tarih mi?; Bojan Baskar: Bir Camiye Giren İlk Sloven Şairi; Nazan Aksoy: Erken Türk Romanında Öteki; Aleksandra Niewiara: Leh Dili ve Kültüründe "Türk" İmgesi; Bülent Aksoy: Batılı Gözüyle Osmanlılarda Musiki; Svanibor Pettan: Balkanlar'da Alaturka-Alafranga Sürekliliği, Etnomüzikolojik Perspektifler; Ayhan Kaya: Güvenlikleştirme Çağı: Çokkültürcü ve Cumhuriyetçi Entegrasyon Politikalarına Yönelik Meydan Okumalar... [KanalKultur]
Bozidar Jezernik (Ed.): Hayallardeki "Türk". Çev.: Ali Özdamar, Kitap Yayınevi, İnsan ve Toplum Dizisi, İstanbul 2012, 238 S., ISBN : 978-605-105-101-7
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





