Pera Müzesi, "Küçük Gece Müzikleri" konser serisine mart 2014'te "Rezonans Korosu" ile devam ediyor.
Mehmet Mestçi'nin sanat yönetmenliğinde düzenlenen "Küçük Gece Müzikleri" oda müziği konser serisinde 2014 yılının üçüncü konseri 20 mart 2014 perşembe günü, tecrübeli koristlerden oluşan Rezonans Topluluğu ile gerçekleşiyor. Norveç, Estonya, İngiltere, Amerika, İspanya, Fransa ve Türkiye'den bestecilerin eserlerini seslendirecek topluluk, çağdaş dönem eserleri üzerinde yoğunlaşan bir repertuvara sahip.
Program
Bir Rumeli Türküsü Üzerine Doğaçlama
Ov’e Lass’ Il Bel Viso - Morten Lauridsen [1943 - ]
Northern Lights - Ola Gjeilo [1978 - ]
Which was the son of .. - Arvo Pärt [1935 - ]
Libera me, Confitemini Domino, Laudate Dominum - Urmas Sisask [1960- ]
My love dwelt in a northern land - Sir Edward Elgar [1857 - 1934]
O Magnum Mysterium - Tomas Luis de Victoria [1548 - 1611]
Immortal Bach - Knut Nystedt [1915 - ]
Quem vidistis - Francis Poulenc [1899 - 1963]
Eylül Sonu -İlhan Baran [1934 - ]
Çocukların Son Sözü Hasan Uçarsu [1965 - ]
Rezonans
Rezonans, 2010 sonunda koro müziğini en kaliteli şekilde icra etmek üzere kuruldu. Tecrübeli koristlerden oluşan topluluk; Borusan Müzik Evi, Aya İrini Müzesi, Avusturya Kültür Ofisi gibi İstanbul'un prestijli mekânlarının yanı sıra, birçok koro festivalinde ve Türkiye'nin farklı şehirlerinde performanslar sergiledi.
Rezonans, gerek koro şefliği atölyelerinde, gerekse uluslararası projelerde Simon Carrington, Volker Hempfling, Klaus-Jürgen Etzold, Qin Huang, Nigel Short ve Brady Allred gibi konuk şeflerle çalışma imkânı buldu. 'Günler Geçsin' albümünde İncesaz'a eşlik etti. Rezonans, çağdaş dönem eserleri üzerinde yoğunlaşan bir repertuvara sahip. Özellikle Türk bestecilerin 20. ve 21. yüzyıl eserleri, koro için önemli bir odak noktası oluşturuyor. Besteciler Hasan Uçarsu ve Özkan Manav'ın dünya prömiyerlerini gerçekleştiren ekip, Kamran İnce'nin Gloria isimli eserini Türkiye'de ilk seslendiren koro oldu ve birçok yeni Türkçe eseri de gün ışığına çıkarmaya hazırlanıyor.
Küçük Gece Müzikleri - Rezonans Korosu / 20 mart 2014, 19:30; Pera Müzesi, Meşrutiyet Caddesi No.65, Tepebaşı - Beyoğlu - 34443 İstanbul; Tel.: (0212) 334 99 00
insan ve kültüre dair... : Alevi Arşivi... Alevi Antropolojisi ... Almancılar... Sanat
Bu Blogda Ara
18 Mart 2014 Salı
Çanakkale Savaşı - Kanlısırt Muharebesi
1915'te, harika bir nisan sabahı, Osmanlı İmparatorluğu topraklarında, bir yarımadanın üzerindeki bir tepede iki davetsiz misafir vardı. Karanın içlerine bakıyorlardı. Bulundukları yeri, gecenin karanlığında denizden çıkarma yaparak istila etmişlerdi. Arkalarındaki su, kendileri gibi adamları karaya çıkaran küçük teknelerle doluydu.
Bu adamlar buraya, dünyanın öte ucundaki memleketlerinden, Avustralya ve Yeni Zelanda'dan gelmişlerdi.
Bu tepenin, yani Kanlısırt'ın üstü düzdü ama tam da değil. Kenarları yavaşça alçalıp, oradaki Osmanlı topçusunun gözcülerine, hedeflerini -yani, hayatlarında ilk kez bir muharebe görecek olan birkaçbin delikanlıyı- görmeye yetecek kadar bir aralık bıraktıktan sonra, daha içteki öteki bayırla birleşiyordu.
Bu gençler, çıplak karaya çok kısa bir süre önce alelacele çıkarılmış Avustralya piyadeleriydi.
Sarp bir arazide, çamurlara bata çıka kumsaldan yukarı doğru hızla tırmandıklarından dolayı yorgun, ama yine de neşeliydiler, çünkü daha savaşın ne demek olduğunu bilmiyorlardı. Yere uzanmış olan askerler, subaylarının dikkatini çeken şeyin ne olduğunu göremiyorlardı. Bu, iki taburdan oluşan ve gelenleri öldürmek üzere metodik bir yayılma hazırlığı içinde olan ikibin kişilik bir Osmanlı piyade alayıydı. Artık bir kilometreden daha yakına gelmiş olan düşman, onlar ilerledikçe, tepenin doğu ayağının kımıltısız derinliklerine gömülüp görünmez oluyordu.
Binbaşı John Partridge ara sıra bakıyor ve onların düzenli bir biçimde, uygun aralıklarla sıraya girmiş partiler halinde ilerlediklerini görüyordu. İşlerinin ehli adamlara benziyorlardı...
Bu adamlar buraya, dünyanın öte ucundaki memleketlerinden, Avustralya ve Yeni Zelanda'dan gelmişlerdi.
Bu tepenin, yani Kanlısırt'ın üstü düzdü ama tam da değil. Kenarları yavaşça alçalıp, oradaki Osmanlı topçusunun gözcülerine, hedeflerini -yani, hayatlarında ilk kez bir muharebe görecek olan birkaçbin delikanlıyı- görmeye yetecek kadar bir aralık bıraktıktan sonra, daha içteki öteki bayırla birleşiyordu.
Bu gençler, çıplak karaya çok kısa bir süre önce alelacele çıkarılmış Avustralya piyadeleriydi.
Sarp bir arazide, çamurlara bata çıka kumsaldan yukarı doğru hızla tırmandıklarından dolayı yorgun, ama yine de neşeliydiler, çünkü daha savaşın ne demek olduğunu bilmiyorlardı. Yere uzanmış olan askerler, subaylarının dikkatini çeken şeyin ne olduğunu göremiyorlardı. Bu, iki taburdan oluşan ve gelenleri öldürmek üzere metodik bir yayılma hazırlığı içinde olan ikibin kişilik bir Osmanlı piyade alayıydı. Artık bir kilometreden daha yakına gelmiş olan düşman, onlar ilerledikçe, tepenin doğu ayağının kımıltısız derinliklerine gömülüp görünmez oluyordu.
Binbaşı John Partridge ara sıra bakıyor ve onların düzenli bir biçimde, uygun aralıklarla sıraya girmiş partiler halinde ilerlediklerini görüyordu. İşlerinin ehli adamlara benziyorlardı...
Eyüp Oyuncakçılığı
[KanalKultur] - Oyuncak üretiminin kendine mesken olarak Eyüp'ü seçmesi tesadüfi değil. Eyüp'ün Osmanlı İmparatorluğu'nun gelişme dönemindeki rollerinden biri, devletin halkla ilişkiye geçtiği ideolojik ve simgesel tahta oturma (cülus), bağlılık yemini (biat), kılıç kuşanma törenlerinde, sünnet, doğum ve zafer kutlamalarında odak olması.
Eyüp dinsel ve dinlenme amaçlı bir ziyaret ve konaklama mekanı; buna dayalı imalat ve ticaret (seramik, çanak-çömlek, oyuncak atölyeleri) işlevleri ile İstanbul'un Haliç çevresindeki mekansal yapılanmasında bir son nokta haline gelmişti.
Eyüp Oyuncakçılığı'nın bir de ekonomik olarak konumlanışı var. Eyüp Oyuncakları tamamıyle atık malzemenin değerlendirilmesi üzerine temellendirmişti. Tahtakale'nin tahta artıkları ve sobacıların artık tenekeleri; Sütlüce Mezbahası'ndan atılan deri ve bağırsak fazlası; Kağıthane ile Alibeyköy derelerinin biriktirdiği kilin kullanılmasıyla, Eyüp Oyuncakları'nın temel malzemeleri elde edilmiş oluyordu. Bu üçgenin ortasında kalan Eyüp, özellikle sünnet merasiminin bir parçası olarak gelen gelen potansiyel çocuk müşterilerini de bularak bir oyuncak sektörü merkezi oldu. Fakat Eyüp Oyuncakları, özellikle 19. yüzyıl sonunda Pera'da açılan mağazalardaki oyuncaklarla rekabet edemedi.
Zaten Eyüp Oyuncakları denen türün varoluş sebebi, malzemelerinin kısıtlı olmasıydı. Ayrıca İstanbul'un gelişimi ve sanayileşmesi içerisinde yeni doğan ihtiyaçlarla Eyüp semtinin dönüşümü de bu zanaatın ortadan kalkmasına yol açan etkenlerden biri. 1950 yıllarında Kartal, Bomonti ve Kağıthane'de çok sayıda sanayi kolu üretime başladı.
1957'de Başbakan Menderes'in Eyüp Bulvarı'nı açmasıyla meşhur Oyuncakçılar Çarşısı yok oldu...
Eyüp dinsel ve dinlenme amaçlı bir ziyaret ve konaklama mekanı; buna dayalı imalat ve ticaret (seramik, çanak-çömlek, oyuncak atölyeleri) işlevleri ile İstanbul'un Haliç çevresindeki mekansal yapılanmasında bir son nokta haline gelmişti.
Eyüp Oyuncakçılığı'nın bir de ekonomik olarak konumlanışı var. Eyüp Oyuncakları tamamıyle atık malzemenin değerlendirilmesi üzerine temellendirmişti. Tahtakale'nin tahta artıkları ve sobacıların artık tenekeleri; Sütlüce Mezbahası'ndan atılan deri ve bağırsak fazlası; Kağıthane ile Alibeyköy derelerinin biriktirdiği kilin kullanılmasıyla, Eyüp Oyuncakları'nın temel malzemeleri elde edilmiş oluyordu. Bu üçgenin ortasında kalan Eyüp, özellikle sünnet merasiminin bir parçası olarak gelen gelen potansiyel çocuk müşterilerini de bularak bir oyuncak sektörü merkezi oldu. Fakat Eyüp Oyuncakları, özellikle 19. yüzyıl sonunda Pera'da açılan mağazalardaki oyuncaklarla rekabet edemedi.
Zaten Eyüp Oyuncakları denen türün varoluş sebebi, malzemelerinin kısıtlı olmasıydı. Ayrıca İstanbul'un gelişimi ve sanayileşmesi içerisinde yeni doğan ihtiyaçlarla Eyüp semtinin dönüşümü de bu zanaatın ortadan kalkmasına yol açan etkenlerden biri. 1950 yıllarında Kartal, Bomonti ve Kağıthane'de çok sayıda sanayi kolu üretime başladı.
1957'de Başbakan Menderes'in Eyüp Bulvarı'nı açmasıyla meşhur Oyuncakçılar Çarşısı yok oldu...
Casusluk Memleketinde - Hilâfetin Son Günleri
[KanalKultur] - Kemalist devrimin en zor dönemeci, yani hilâfetin kaldırılması; iki "gâvur" şehrin, İzmir ile Samsun'un hikâyeleri; Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi'nin geçmişi ve eleştirisi; Lord Byron'un doktoru Julius Millingen ailesinin hikâyesi ve Osmanlı tarih yazınındaki yeri; TÜSİAD ile hükümetler arasındaki aşk-nefret ilişkisi; tarih ders kitaplarındaki milliyetçilik; memleketin ilk anaokulunun hikâyesi; Türkiye devletinin banknotları üzerindeki semboller; yıllardan bu yana yaşanan para değişimi ve diğer ilginç konular Toplumsal Tarih'in nisan 2006'da yayınlanan 148. sayısında...
Kemalist Devrimin Zor Dönemeci - Takvimin 22 ocak 1924 tarihini gösterdiği gün Mustafa Kemal, canını sıkacak bir bilgi almaktadır. Bilgiyi getiren Başbakan İsmet Paşa'dır. İnönü, Halife Efendi'nin bazı isteklerinden bahsetmektedir. Bu istekler arasında en önemli olanı, Halife'nin bütçesinin artırılmasıdır. Bahsi geçen bütçe, Cumhurbaşkanlığı için ayrılan bütçenin neredeyse iki katıdır. Bu bilgiyi aktaran araştırmacı-yazar Ayşe Hür, saltanatın kaldırılması sırasında varlığı sakıncalı görülmeyen hilâfetin neden 16 ay sonra kaldırıldığını, izahı zor olan bu durumu Mustafa Kemal'in nasıl açıkladığını yazıyor. "Toplumsal Tarih"in kapağındaki bu yazı, halifelik makamının ve son halifenin de öykülerini içeriyor.
Nisan Sayısı Eki: Hacivat-Karagöz - Ezel Akay'ın "Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü" filminden esinlenen Hacivat-Karagöz kartoteksi. Ayrıca derginin bu sayısında Ezel Akay'la yapılmış bir söyleşiyi de yer alıyor.
Toplumsal Tarih okurları, derginin 148, sayısında 1906'nın nisan ayında gazetelerin nelerden bahsettiğini, hangi konuların manşetlere çıkarıldığını okuyabiliyor. Emel Seyhan'ın düzenli olarak yaptığı derlemeyle, bugün bizlere tuhaf gelen konuların yüz yıl önce yayımlanan gazetelerdeki yerlerini, nelerin toplumun gündemine taşındığını görebiliyoruz.
Arşivden Bir Belge'de Yavuz Selim Karakışla, Sultan II. Abdülhamid'in emriyle yasaklanan bir kitabı anlatıyor: Dr. Paul de Régla'nın "Casusluk Memleketinde" isimli romanı... Bu sayıya ayrıca İlker Sever, Seda Dugan, Önder Kaya, Rober Koptaş, Rıdvan Akar vd. makaleleriyle katkıda bulunuyor.
İki "Gâvur" Şehrin Hikâyesi: İzmir ve Samsun - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İzmir'e dair kırdığı "pot" daha sıcaklığını koruyor. İzmirlileri kızdıran, muhalefeti çileden çıkaran bu sözün oldukça köklü bir tarihsel arka planının olduğu ise çok kişinin bilmediği bir konu. Yaklaşık bin yıllık geçmişi olan bu "gâvur"luk meselesinin kaynağını, coğrafi ve demografik nedenlerini İlker Sever'in kaleminden okunuyor. Sever'in makalesi Samsun ve İzmir'in "gâvurluk" ve "Müslümanlık" geçişlerinin sancılarını, bölünmelerini ve acılarını anlatıyor.
Kemalist Devrimin Zor Dönemeci - Takvimin 22 ocak 1924 tarihini gösterdiği gün Mustafa Kemal, canını sıkacak bir bilgi almaktadır. Bilgiyi getiren Başbakan İsmet Paşa'dır. İnönü, Halife Efendi'nin bazı isteklerinden bahsetmektedir. Bu istekler arasında en önemli olanı, Halife'nin bütçesinin artırılmasıdır. Bahsi geçen bütçe, Cumhurbaşkanlığı için ayrılan bütçenin neredeyse iki katıdır. Bu bilgiyi aktaran araştırmacı-yazar Ayşe Hür, saltanatın kaldırılması sırasında varlığı sakıncalı görülmeyen hilâfetin neden 16 ay sonra kaldırıldığını, izahı zor olan bu durumu Mustafa Kemal'in nasıl açıkladığını yazıyor. "Toplumsal Tarih"in kapağındaki bu yazı, halifelik makamının ve son halifenin de öykülerini içeriyor.
Nisan Sayısı Eki: Hacivat-Karagöz - Ezel Akay'ın "Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü" filminden esinlenen Hacivat-Karagöz kartoteksi. Ayrıca derginin bu sayısında Ezel Akay'la yapılmış bir söyleşiyi de yer alıyor.
Toplumsal Tarih okurları, derginin 148, sayısında 1906'nın nisan ayında gazetelerin nelerden bahsettiğini, hangi konuların manşetlere çıkarıldığını okuyabiliyor. Emel Seyhan'ın düzenli olarak yaptığı derlemeyle, bugün bizlere tuhaf gelen konuların yüz yıl önce yayımlanan gazetelerdeki yerlerini, nelerin toplumun gündemine taşındığını görebiliyoruz.
Arşivden Bir Belge'de Yavuz Selim Karakışla, Sultan II. Abdülhamid'in emriyle yasaklanan bir kitabı anlatıyor: Dr. Paul de Régla'nın "Casusluk Memleketinde" isimli romanı... Bu sayıya ayrıca İlker Sever, Seda Dugan, Önder Kaya, Rober Koptaş, Rıdvan Akar vd. makaleleriyle katkıda bulunuyor.
İki "Gâvur" Şehrin Hikâyesi: İzmir ve Samsun - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İzmir'e dair kırdığı "pot" daha sıcaklığını koruyor. İzmirlileri kızdıran, muhalefeti çileden çıkaran bu sözün oldukça köklü bir tarihsel arka planının olduğu ise çok kişinin bilmediği bir konu. Yaklaşık bin yıllık geçmişi olan bu "gâvur"luk meselesinin kaynağını, coğrafi ve demografik nedenlerini İlker Sever'in kaleminden okunuyor. Sever'in makalesi Samsun ve İzmir'in "gâvurluk" ve "Müslümanlık" geçişlerinin sancılarını, bölünmelerini ve acılarını anlatıyor.
Gönül Nuhoğlu - İkiyüzellibirbinaltmış | Duecentocinquantunmilasessanta [Sınırların Doğası: Yasayı Kim Yapıyor? Tarihi Kim Yazıyor?]
"Sınır ve ihlal varlıklarının yoğunluğunu birbirlerine borçludurlar." [Michel Foucault]
[KanalKultur] - Gönül Nuhoğlu, 22 mart – 13 nisan 2014 tarihleri arasında Servizio Cultura Sport Politiche Giovanili'nin davetlisi olarak İtalya'da Trezzo Sull'Adda'da kişisel sergisiyle sanatseverlerin karşısına çıkıyor.
Sanatçı, İstanbul'da Aya İrini Kilisesi ve Yerebatan Sarnıcı'nda yaptığı yerleştirmelerden sonra, bir kez daha tarihi mekan içinde ve mekanla birlikte düşünüyor. Ağırbaşlı Trezzo Şatosu'nun yaşlı taşları arasına sızıyor, kuyuların dibine iniyor, kulelerin üstüne çıkıyor, sanatçının imgelemi tüm mekanı kuşatarak, mekanın belleğini güncel politik çatışmalarla uyandırıyor. Bir kez daha "yasayı yapan kim? tarihi kim yazıyor?" diye soruyor.
"İkiyüzellibirbinaltmış" bir takım eğri, keyfi çizgiden başka nedir?
Gönül Nuhoğlu, dünya üzerindeki kara sınırlarından, 251.060 kilometrelik kibirden yola çıkıyor.
Nuhoğlu coğrafi, kültürel ve politik sınırları söküyor, büküyor, örüyor. Halkları ve bedenleri birbirinden ayıran sınırların şeffaf, keyfi, kırılgan doğasını görünür kılıyor. Sözcülerin, sayıların, haritaların, yeryüzünün ölçülerinin, ölçeklerinin keskinliğini bozuyor. Uygarlığın çobanına inat, doğa ve tarih arasındaki yarıkta gezen asi bir keçinin peşine takılıyor. Peki sınırın, bu sınırı muzafferce kat eden keçinin varlığı dışında bir anlamı var mıdır? Belki de sınır, ihlalin ve sanatın tek sığınağıdır. Sınırdan kendine oyun alanı yaratan, aklın duvarları üzerinde yürüyüp, belleğin kapılarına vurup kaçan, yasanın vaadini boşa çıkaran ele avuca sığmaz ve kaygısız gülüş yankılanıyor Trezzo Şato'sunda.
Gönül Nuhoğlu
1961'de İstanbul'da doğdu. 1983'te Boğaziçi Üniversitesi'ni; 1988'de Marmara Üniversitesi'ni bitirdi. 1995'te 16. Günümüz Sanatçıları Sergisi'nde "Ödül" adlı.
Kişisel Sergileri
1998 "Çıkış Yok", Aya İrini ,İstanbul
2002 "Toz ve Gölge", Yerebatan Sarnıcı ,İstanbul
2003 "Aysberg", Grıgor Prlichev Kültür Merkezi,Ohrid, Makedonya
2005 "Dikkat Köpek Var", Universal Lodge Hall, Washington DC, Amerika
2009 "Dünyayı Aylaklık Kurtaracak, Bir Gün işe Gitmemekle Başlayacak Her Şey" Sirkeci Tren İstasyonu, İstanbul
2009 "Dokunmazsanız Aslında Hiç de Zararlı Değiller" Art Alley Galeri, Sofya, Bulgaristan [KanalKultur]
Gönül Nuhoğlu - İkiyüzellibirbinaltmış | Duecentocinquantunmilasessanta / 22 mart – 13 nisan 2014; Castello Visconteo di Trezzo sull'Adda, Via Valverde, 33 (MI) - Italy
[KanalKultur] - Gönül Nuhoğlu, 22 mart – 13 nisan 2014 tarihleri arasında Servizio Cultura Sport Politiche Giovanili'nin davetlisi olarak İtalya'da Trezzo Sull'Adda'da kişisel sergisiyle sanatseverlerin karşısına çıkıyor.
Sanatçı, İstanbul'da Aya İrini Kilisesi ve Yerebatan Sarnıcı'nda yaptığı yerleştirmelerden sonra, bir kez daha tarihi mekan içinde ve mekanla birlikte düşünüyor. Ağırbaşlı Trezzo Şatosu'nun yaşlı taşları arasına sızıyor, kuyuların dibine iniyor, kulelerin üstüne çıkıyor, sanatçının imgelemi tüm mekanı kuşatarak, mekanın belleğini güncel politik çatışmalarla uyandırıyor. Bir kez daha "yasayı yapan kim? tarihi kim yazıyor?" diye soruyor.
"İkiyüzellibirbinaltmış" bir takım eğri, keyfi çizgiden başka nedir?
Gönül Nuhoğlu, dünya üzerindeki kara sınırlarından, 251.060 kilometrelik kibirden yola çıkıyor.
Nuhoğlu coğrafi, kültürel ve politik sınırları söküyor, büküyor, örüyor. Halkları ve bedenleri birbirinden ayıran sınırların şeffaf, keyfi, kırılgan doğasını görünür kılıyor. Sözcülerin, sayıların, haritaların, yeryüzünün ölçülerinin, ölçeklerinin keskinliğini bozuyor. Uygarlığın çobanına inat, doğa ve tarih arasındaki yarıkta gezen asi bir keçinin peşine takılıyor. Peki sınırın, bu sınırı muzafferce kat eden keçinin varlığı dışında bir anlamı var mıdır? Belki de sınır, ihlalin ve sanatın tek sığınağıdır. Sınırdan kendine oyun alanı yaratan, aklın duvarları üzerinde yürüyüp, belleğin kapılarına vurup kaçan, yasanın vaadini boşa çıkaran ele avuca sığmaz ve kaygısız gülüş yankılanıyor Trezzo Şato'sunda.
Gönül Nuhoğlu
1961'de İstanbul'da doğdu. 1983'te Boğaziçi Üniversitesi'ni; 1988'de Marmara Üniversitesi'ni bitirdi. 1995'te 16. Günümüz Sanatçıları Sergisi'nde "Ödül" adlı.
Kişisel Sergileri
1998 "Çıkış Yok", Aya İrini ,İstanbul
2002 "Toz ve Gölge", Yerebatan Sarnıcı ,İstanbul
2003 "Aysberg", Grıgor Prlichev Kültür Merkezi,Ohrid, Makedonya
2005 "Dikkat Köpek Var", Universal Lodge Hall, Washington DC, Amerika
2009 "Dünyayı Aylaklık Kurtaracak, Bir Gün işe Gitmemekle Başlayacak Her Şey" Sirkeci Tren İstasyonu, İstanbul
2009 "Dokunmazsanız Aslında Hiç de Zararlı Değiller" Art Alley Galeri, Sofya, Bulgaristan [KanalKultur]
Gönül Nuhoğlu - İkiyüzellibirbinaltmış | Duecentocinquantunmilasessanta / 22 mart – 13 nisan 2014; Castello Visconteo di Trezzo sull'Adda, Via Valverde, 33 (MI) - Italy
17 Mart 2014 Pazartesi
Bedri Rahmi Eyüboğlu - Narmanlı'ya Selam Resim Sergisi
[KanalKultur] - Resimlerinde şiirlerini duyup, şiirlerinde ise resimlerini gördüğümüz Çağdaş Türk Resmi'nin temel taşlarından Bedri Rahmi Eyüboğlu; aile kolleksiyonunda yer alan altmışın üzerinde eserle 18 mart – 26 nisan 2014 tarihleri arasında Arte İstanbul Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluşuyor.
Bedri Rahmi Eyüboğlu [1911 - 1975]
1911 yılında Trabzon'da doğdu. Lisede resim öğretmeni olan Zeki Kocamemi ve ağabeyi Sabahattin Eyüboğlu'nun yönlendirmesiyle girdiği İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü'nde Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı'nın öğrencisi oldu. 1931'de diplomasını almadan gittiği Paris ve Londra'da resim çalışmalarını sürdürdü.
1940'lardan sonra duvar resimlerine yöneldi. 1950'de mozaik çalışmalarına başladı ve bu alanda uluslararası başarılar elde etti. 1927'de başladığı resim öğretmenliğini 1975'teki vefatına kadar İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde sürdüren Eyüboğlu çok sayıda öğrenci yetiştirdi.
Öğrencilik yıllarında çalışmalar yaptığı Paris'te İnsan Müzesi'nde doğa kavimlerinin sanatını inceledikten sonra güzelin yararlı, yararlının güzel olabileceği fikrini benimsedi; eserlerinde bu görüşü yansıttı. Resimlerinde geleneksel halk sanatlarından seçtiği motifleri başarılı bir biçimde kullanan sanatçı yerel yaşama ilişkin gözlemlerini, yazma, kilim gibi kültürel değerlerdeki malzemeyle buluşturarak tablolarına resmetti. Halk kaynağından beslenen sanat anlayışı ile tablolar ve gravürlerin yanısıra büyük boyutlu duvar resimleri, mozaik, seramik panolar yaptı. Bazı desenleri, ölümünden sonra Binbir Bedros (1977), Karadut (1979), Babatomiler (1979), Aşk Mektupları (4 cilt, 1999-2006) adlı kitaplarda yayımlandı.
Türkiye'de ve Türkiye dışında toplam 44 kişisel sergi açtı, 200 kadar sergiye katıldı. Güzel Sanatlar Akademisi Diploma Yarışmasında Üçüncülük (1933) ve Birincilik (1936) ödülleri, Birinci Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde Üçüncülük (1939), Dördüncü Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde İkincilik (1942), 1956'da Sao Paulo Bienali'nde Onur Madalyası, 1958'de Uluslararası Brüksel Sergisi için hazırladığı mozaik pano ile Altın Madalya Ödülü, 33. Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde (1972) Birincilik ödülleri bulunuyor. Çok sayıda mozaik duvar panosu ve kabartmaları gerçekleştirdi. [KanalKultur]
Bedri Rahmi Eyüboğlu - Narmanlı'ya Selam Resim Sergisi / 18 mart – 26 nisan 2014; Arte İstanbul Sanat Galerisi, Kumbaracı Yokuşu Tercüman Çıkmazı, No 16/1, Beyoğlu - 34433 İstanbul; Tel.: (0212) 292 8045
Bedri Rahmi Eyüboğlu [1911 - 1975]
1911 yılında Trabzon'da doğdu. Lisede resim öğretmeni olan Zeki Kocamemi ve ağabeyi Sabahattin Eyüboğlu'nun yönlendirmesiyle girdiği İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü'nde Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı'nın öğrencisi oldu. 1931'de diplomasını almadan gittiği Paris ve Londra'da resim çalışmalarını sürdürdü.
1940'lardan sonra duvar resimlerine yöneldi. 1950'de mozaik çalışmalarına başladı ve bu alanda uluslararası başarılar elde etti. 1927'de başladığı resim öğretmenliğini 1975'teki vefatına kadar İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde sürdüren Eyüboğlu çok sayıda öğrenci yetiştirdi.
Öğrencilik yıllarında çalışmalar yaptığı Paris'te İnsan Müzesi'nde doğa kavimlerinin sanatını inceledikten sonra güzelin yararlı, yararlının güzel olabileceği fikrini benimsedi; eserlerinde bu görüşü yansıttı. Resimlerinde geleneksel halk sanatlarından seçtiği motifleri başarılı bir biçimde kullanan sanatçı yerel yaşama ilişkin gözlemlerini, yazma, kilim gibi kültürel değerlerdeki malzemeyle buluşturarak tablolarına resmetti. Halk kaynağından beslenen sanat anlayışı ile tablolar ve gravürlerin yanısıra büyük boyutlu duvar resimleri, mozaik, seramik panolar yaptı. Bazı desenleri, ölümünden sonra Binbir Bedros (1977), Karadut (1979), Babatomiler (1979), Aşk Mektupları (4 cilt, 1999-2006) adlı kitaplarda yayımlandı.
Türkiye'de ve Türkiye dışında toplam 44 kişisel sergi açtı, 200 kadar sergiye katıldı. Güzel Sanatlar Akademisi Diploma Yarışmasında Üçüncülük (1933) ve Birincilik (1936) ödülleri, Birinci Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde Üçüncülük (1939), Dördüncü Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde İkincilik (1942), 1956'da Sao Paulo Bienali'nde Onur Madalyası, 1958'de Uluslararası Brüksel Sergisi için hazırladığı mozaik pano ile Altın Madalya Ödülü, 33. Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde (1972) Birincilik ödülleri bulunuyor. Çok sayıda mozaik duvar panosu ve kabartmaları gerçekleştirdi. [KanalKultur]
Bedri Rahmi Eyüboğlu - Narmanlı'ya Selam Resim Sergisi / 18 mart – 26 nisan 2014; Arte İstanbul Sanat Galerisi, Kumbaracı Yokuşu Tercüman Çıkmazı, No 16/1, Beyoğlu - 34433 İstanbul; Tel.: (0212) 292 8045
14 Mart 2014 Cuma
Tahtacılar: Ağaç-Erilikten Ağaç Oymacılığına, Zanaatkârlıktan Sanatkârlığa - Veli Demir
![]() |
| Foto: Kudret Saylık, 2009 - "Tahtacı Göçü" |
| Foto: Kudret Saylık, 2009 - "Tahtacılar" |
![]() |
| Foto: Kudret Saylık, 2009 - "Tez" |
![]() |
| Foto: Kudret Saylık, 2009 - "Samah" |
Akçaenişli Veli Demir, Tahtacı yaşamını -kültürünü ağaca nakşediyor ve ürettiği eserlerde Tahtacı kültürünü işliyor.
1933 doğumlu Veli Demir, oğlu Hüseyin Demir'e de el veriyor.
Ağaç, bir Ağaç-Eri'nin maharetli ellerinde bazan "Tez", bazan "Tahtacı Göçü", bazan "Samah"... olarak şekil alırken, aynı zamanda yeniden hayat buluyor ve sanat olup ölümsüzleşiyor... [KanalKultur]
![]() |
| Foto: Kudret Saylık, 2009 - "Samah" |
13 Mart 2014 Perşembe
19. Yüzyılda Değişim ve Osmanlı Taşrasında Ermeni Elitleri: Erzurum'un Pastırmacıyanlar Ailesi
Tarih Vakfı Ankara Şubesi'nin düzenlediği "Ankara Tartışmaları" Yaşar Tolga Cora'nın (Şikago Üniversitesi, Doktora Adayı) "19. Yüzyılda Değişim ve Osmanlı Taşrasında Ermeni Elitleri: Erzurum'un Pastırmacıyanlar Ailesi" başlıklı sunumuyla 14 mart 2014 günü saat 18 - 20 arasında devam ediyor.
Erzurum ya da Osmanlı-Ermenilerinin adlandırdığı şekliyle Karin, Osmanlı'nın doğu vilayetlerindeki en önemli kent ve ticari ilişkileri en yoğun olan merkezdi.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermeni halkın başına gelenler, Rus işgalinin ve işgal sonrasının yol açtığı yıkım ve katliamlardan sonra ise şehir bir daha savaş öncesi durumuna dönemedi.
Savaş ortamında uygulamaya konulan tehcir, Osmanlı Ermenilerinin tarihine vurduğu damganın ötesinde, gerek Türk gerek Ermeni tarihyazıcılığını da derinden etkiledi.
Osmanlı Ermenilerinin 1915 öncesi tarihi, o günden bugüne güncel siyasetin cenderesinde sıkışıp kalan tarihyazımının epeyce kıyısında kaldı.
Şikago Üniversitesi'nde doktorasını yapmakta olan Yaşar Tolga Cora, sunuşunda bu eksikli tarihe uzanıp, 19. yüzyılda Osmanlı taşrasında yaşanan sosyal ve iktisadi gelişmeler bağlamında Ermeni toplumunun lideri konumundaki ailelerin yaşadığı değişimleri mercek altına alıyor. Erzurum'un önde gelen ailelerinden biri olan Pastırmacıyanlar örneğinde, söz konusu değişimleri birkaç nesil üzerinden inceleyerek, mevcut tarihyazımının dayattığı çerçevenin dışına çıkmayı deniyor. Cora, bir yandan da Osmanlı Ermenilerinin tarihlerinin incelenmesinde farklı çalışma alanlarına ve yaklaşımlara işaret ediyor.
Yaşar Tolga Cora (Şikago Üniversitesi, Doktora Adayı) - "19. Yüzyılda Değişim ve Osmanlı Taşrasında Ermeni Elitleri: Erzurum'un Pastırmacıyanlar Ailesi" / 14 mart 2014, saat 18 - 20; Selanik Caddesi, 82/30, Tankut İş Merkezi, 5. Kat, Kızılay - Ankara; Tel.: (0312) 424 00 50
Erzurum ya da Osmanlı-Ermenilerinin adlandırdığı şekliyle Karin, Osmanlı'nın doğu vilayetlerindeki en önemli kent ve ticari ilişkileri en yoğun olan merkezdi.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermeni halkın başına gelenler, Rus işgalinin ve işgal sonrasının yol açtığı yıkım ve katliamlardan sonra ise şehir bir daha savaş öncesi durumuna dönemedi.
Savaş ortamında uygulamaya konulan tehcir, Osmanlı Ermenilerinin tarihine vurduğu damganın ötesinde, gerek Türk gerek Ermeni tarihyazıcılığını da derinden etkiledi.
Osmanlı Ermenilerinin 1915 öncesi tarihi, o günden bugüne güncel siyasetin cenderesinde sıkışıp kalan tarihyazımının epeyce kıyısında kaldı.
Şikago Üniversitesi'nde doktorasını yapmakta olan Yaşar Tolga Cora, sunuşunda bu eksikli tarihe uzanıp, 19. yüzyılda Osmanlı taşrasında yaşanan sosyal ve iktisadi gelişmeler bağlamında Ermeni toplumunun lideri konumundaki ailelerin yaşadığı değişimleri mercek altına alıyor. Erzurum'un önde gelen ailelerinden biri olan Pastırmacıyanlar örneğinde, söz konusu değişimleri birkaç nesil üzerinden inceleyerek, mevcut tarihyazımının dayattığı çerçevenin dışına çıkmayı deniyor. Cora, bir yandan da Osmanlı Ermenilerinin tarihlerinin incelenmesinde farklı çalışma alanlarına ve yaklaşımlara işaret ediyor.
Yaşar Tolga Cora (Şikago Üniversitesi, Doktora Adayı) - "19. Yüzyılda Değişim ve Osmanlı Taşrasında Ermeni Elitleri: Erzurum'un Pastırmacıyanlar Ailesi" / 14 mart 2014, saat 18 - 20; Selanik Caddesi, 82/30, Tankut İş Merkezi, 5. Kat, Kızılay - Ankara; Tel.: (0312) 424 00 50
Çağdaş Erçelik - Dostoyevski
![]() |
| Çağdaş Erçelik - insancıklar, detay |
![]() |
| Çağdaş Erçelik - Dostoyevski, detay |
Sanatçının Dostoyevski romanlarından yola çıkarak gerçekleştirdiği çalışmalarında, roman karakterleri ve bu karakterlerin yaşadığı mekanlar bulunuyor.
"Karamazov Kardeşler", "Budala", "Suç ve Ceza", "Yeraltından Notlar" gibi edebiyat tarihinin en önemli eserlerinden sayılan bu romanlar, birçok sanatçıya esin kaynağı oldu. İnsan doğasının incelikle çözümlendiği bu eserler, önemli felsefi meseleleri tartışıyor. Toplumsal siyasi ve ruhsal açılardan insanı anlatan yazar, okuyucusunu bir çok soru işareti ile baş başa bırakıyor. Batılılaşmanın Rus halkı üzerinde yarattığı etkilerden, insanın tanrıyla olan ilişkisine kadar, ahlaki, suç kavramını, yabancılaşmayı, kısacası toplumsal ve bireysel, insana ait bir çok önemli konu üzerinde düşünmemize yol açıyor. 19. yüzyılda yaşayan bu roman karakterlerinin bugün aynı ilgiyi bütün tazeliğiyle koruması bundan kaynaklanıyor.
Çağdaş Erçelik, son dönem çalışmalarını üretebileceği bu verimli alanı bulmuş, Dostoyevski karakterlerine ait ruhsal dünyanın çeşitliliğini yansıtmaya gayret etmiş. Ahşap, metal, kağıt, polyester, gibi çeşitli materyellerden oluşturduğu heykellerin yanısıra karakalem ve yağlıboya resimlerin de yer alacağı sergi, yazarın dünyasının Çağdaş Erçelik'in hayal dünyası ile birleştiği farklı bir yorumu...
![]() |
| Çağdaş Erçelik - Gruşenka, detay |
1983'te İzmir'de doğdu. 2005'te MSGSÜ Heykel Bölümü'nü bitirdi. 2008'de MSGSÜ Heykel Bölümü'nde Yüksek Lisans'ını tamamladı. 2011'den bu yana MSGSÜ Heykel Bölümü'nde Doktora yapıyor.
Ödülleri
2005 Mimar Sinan Üniversitesi Sabancı Ödülleri 3.lük Ödülü
2007 Erzurum Kar Heykel Sempozyumu 3.lük ödülü
2007 Kemal Türkler Anıt Heykel Yarışması Başarı Ödülü
2007 HSBC Bankası Heykel Yarışması Başarı Ödülü
2011 Beşiktaş Belediyesi Piri Reis Anıt Yarışması 2. lik Ödülü
2011 Kartallı Kazım Anıt Yarışması Mansiyon Ödülü [KanalKultur]
Çağdaş Erçelik - "Dostoyevski" Kişisel Resim & Heykel Sergisi / 28 mart - 13 nisan 2014; Galeri Eksen, Maçka Caddesi No:29, Nişantaşı - İstanbul; Tel.: (0212) 219 08 50
Ön-Asya Etnografyası - Köylerimiz: 1970'te Adıyaman'da Bir Kürt Köyü - Rezip ya da Bugünkü Adıyla, Kayatepe
![]() |
| Rezip [Kayatepe Köyü] - Kuyucak, Adıyaman (1970) / Havva & İsmail Engin koleksiyonu |
[© KanalKultur] - Adıyaman merkez ilçesi Kuyucak bucağına bağlı Sünni bir Kürt köyü Rezip [Koord: 38° 16' 53'' D, 37° 52' 21'' K]. Temecük tepesinin güneyine bakan eteğinde, yaklaşık 350 yıl önce kurulduğu tahmin ediliyor. Köylünün anadili Kürtçe, tali dili Türkçe. "Rez" = "Bağ", "Rezip" = "Bağlık yer" anlamına geliyormuş.
Bir yerleşim birimi olması, köyde anlatılan Hasan Çelebi söylencesiyle örtüşüyor. Suriye'de kurak bir yerleşim yerinde Çelebikköyü'nde hayvancılıkla uğraşan Hasan Çelebi ve onun etrafında örülen söylencesi, köyün kuruluşunu anlatıyor:
![]() |
| Rezip [Kayatepe Köyü] - Kuyucak, Adıyaman (1970) / Havva & İsmail Engin koleksiyonu |
Kuraklık ve susuzluk neticesinde göç eden Hasan Çelebi ve ailesinin yolu, önce Kuyucak civarına düşer. Oradan Bağdat'a... Bağdat'tan tekrar Kuyucak yöresine dönen Hasan Çelebi, orada yeniden evlenir ve yeni eşinden beş çocuğu olur. Ailesiyle, bağlık bir yer olan Rezip köyünü kurar...
Kışları soğuk olan köy; Kır, Koda, Ömeran, Sıla ve Pir, Mumka, Cuma ve İrık mahallelerinden oluşuyor.
Sıcakpınar tepesinin eteğinde arada toprak kayması meydana geliyor...
Dağlık alandaki köy yerleşiminde evler, eski konutlar dışında genelde iki katlı. Konutlar ya birarada, bitişik ya da tek tek; ilk kat ahır, ikinci kat oturulacak alan şeklinde kullanılıyor.
Rezip Köyü'nün evlerinin dış duvarları tamamen taştan, iç duvarları kerpiçten yapılmış, yapılıyor...
![]() |
| Rezip [Kayatepe Köyü] - Kuyucak, Adıyaman (1970) / Havva & İsmail Engin koleksiyonu |
Tek katlı olarak inşa edilmiş eski konutlar, tek odalı ve penceresiz... Pencere yerine bırakılmış iki veya üç delik, pencerenin işlevini görüyor. Ocak odanın ortasında bulunuyor ve bacada tabii ki, damın ortasında. Yavaş yavaş bu konutlar terkedilmeye başlanmış... Zahire ve araç-gereçin konulduğu yerler haline dönüştürülmüş.
İki katlı evlerde demir kafeslerle örülmüş pencereler var... İkinci kat genelde iki odalı yapılmış. Onun yanı sıra üç, dört odalı evler de göze çarpıyor...
![]() |
| Rezip [Kayatepe Köyü] - Kuyucak, Adıyaman (1970) / Havva & İsmail Engin koleksiyonu |
Konutların içinde hela nadiren görülüyor. Konuta bitişik bahçede helâ yer alıyor.
1955 yılından itibaren toprağın bölünmesi, kan davası gibi nedenlerle ova köylerine, Adıyaman, Adana ve Mersin'e göç veren köyün halkı rençberlikle yaşamını devam ettiriyor... Köyde ekime elverişli 350 dönüm toprak bulunuyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















