Bu Blogda Ara

28 Ekim 2013 Pazartesi

İlyas Üzüm: IV. Din Şûrası Üzerine

[© İlyas Üzüm - KanalKultur] - Tüzüğünde ifade olunduğu üzere (Resmî Gazete, 30/4/1993 ve bazı değişikliklerle 17/08/1998) Din Şûrası'nın amacı, bilimsel yeterlikleri ve dini hizmetleriyle tanınmış olan bilim ve din adamlarının katılımıyla Diyanet İşleri Başkanlığı'nca yürütülen hizmetlerin geliştirilmesi konusunda görüş oluşturmaktır.

Tüzük gereği Şûra'ya Diyanet İşleri Başkanı ve Din İşleri Yüksek Kurul üyesi yapmış olanlarla halen bu görevde olanlar, başkan yardımcıları, hukuk müşaviri, kurul başkanları, ana hizmet birimleri başkanları, yirmi bilim ve din adamı, on müftü ve beş vaiz, bir YÖK üyesi, ilahiyat fakültelerinden birer temsilci ile çeşitli bakanlık ve resmi kurum temsilcileri katılır.

Yasa gereği beş yılda bir toplanması gereken Şûra'nın ilki 01-05 Kasım 1993, ikincisi 23-27 Kasım 1998, üçüncüsü 20-24 Eylül 2004 yılında gerçekleştirilmiştir. Bunların ilkinde "Dini konularda toplumun aydınlatılması ve dinin farklı yorumlanmasından kaynaklanan problemler ile dinlerarası diyalog", ikincisi "Din ve dünya barışı", üçüncüsü "Avrupa Birliği sürecinde Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yurtdışı din hizmetleri ve din eğitimi" konuları görüşülmüştür.

IV. Din Şûrası 12-16 Ekim 2009 yılında Ankara'da gerçekleştirilmiştir. "Din ve Toplum: Sosyal Problemler Karşısında Din ve Diyanet" konulu Şûra, çalışmalarını dört komisyon halinde yürütmüştür.

"Din ve Toplum" başlığını taşıyan birinci komisyonun ilk ve ikinci oturumlarında "Toplumsal değişimler karşısında din", üçüncü oturumda "Toplumsal hayatta din ve dindarlık", dördüncü oturumda "Toplumsal hayatta din ve dindarlık, kitle iletişim araçları ve din", beşinci oturumda "Dinin ve değerlerin istismarı, bidatler ve dini hayat", altıncı oturumda ise "Modern dönemde din motifli eğilimler ve Türk toplumu" konularında tebliğler sunulmuş, müzakereler yapılmıştır.

Christian Wulff: Onlar her iki toplumda da yaşıyorlar.

Almanya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Christian Wulff, Türkiye ziyareti kapsamında 19 ekim 2010 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) 23. Dönem 5. Yasama Yılı Genel Kurul'unun 8. Birleşim'i 1. Oturumu'nda bir konuşma yaptı. Oturum Başkanlığını Başkan Vekili Sadık Yakut yürütüyordu ve Kâtip Üyeler Murat Özkan ile Bayram Özçelik'ti. TBMM Genel Kurul Tutanakları'nda kayda alınan konuşma metnini okurun ilgisine sunuyoruz. [KanalKultur]

* * *

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8'inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

BAŞKAN – Ülkemizi ziyaret etmekte olan Almanya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Christian Wulff, 19 Ekim 2010 Salı günü (bugün) Genel Kurula hitaben bir konuşma yapmak istemişlerdir.

Bu hususu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. (...)

ALMANYA FEDERAL CUMHURİYETİ CUMHURBAŞKANI CHRISTIAN WULFF – Bayanlar ve baylar, sayın başkanlar, sayın milletvekilleri, ekselanslar, hanımefendiler ve beyefendiler; hepinizi ve büyük Türk milletini içtenlikle selamlamak istiyorum ve hemşehrilerimin de selamlarını size iletiyorum.

Bu benim için, ilk Alman Cumhurbaşkanı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde konuşmak çok büyük bir onur. Sizin davetiniz, ilişkilerimizin ne kadar yoğun ve yakın olduğunu gösteriyor ve özellikle, benim göreve geldikten sonra üçüncü resmî ziyaretimin beni Türkiye'ye getirmiş olmasından mutluluk duymaktayım. Bu, Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkilerin önemini yansıtan bir husus. İlişkilerimiz çok köklü ve ülkelerimizin, milletlerimizin gelişimine her zaman zenginlik katmıştır. Doğu'yla Batı arasındaki diyalog çok erken zamanlarda yazarları etkilemiştir, sanatçıları etkilemiştir ve birçok alanda -ekonomide, siyasette, bilimde- çok yakın ilişkiler vardır.

Birinci Dünya Savaşının sonu iki ülkeyi farklı dönemlere getirdi. İmparatorluğu ve padişahlığı geride bırakarak parlamentonun merkezî rol oynadığı bir döneme girdik. Fakat ilk Alman Cumhuriyeti sadece on beş yıl sürdü ve diktatörlüğe girdi. Daha sonraki nasyonal sosyalist rejim döneminde birçok hemşehrim ve birçok Alman, görüşleri veya kökenleri nedeniyle takip edildiklerinden dolayı Türkiye'ye sığındılar. Takibata uğrayan bu insanlar burada izlerini bıraktılar. Örnek olarak besteci Paul Hindemith, hukukçu Ernst Reuter veya müzik pedagogu Edward Zug Mayer'i burada zikretmek istiyorum. Birçoğu Türkiye'deki üniversitelerde çalışmalara başladılar ve Türkiye'de bilim kalitesinin gelişmesine katkılarda bulundular ve bu vesileyle, Türkiye'ye bu insanları kabul etmeye hazır olduğu için teşekkür etmek istiyorum. Bunun için de size içten teşekkür borçluyuz. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Süheyla Taşçıer: Utanç

Süheyla Taşçıer
[© Süheyla Taşçıer - KanalKultur] - utanç

erkek
yasalarla
orospu dünya
halvet olurken

kurşuna dizemedikleri düşünceleri
kirli sarı kuyularda boğuyorlar

ağaçlar yıldızlara uzandı
dağlar ses verdi

öptüm
öptüm

canımı
cana verdim [© Süheyla Taşçıer - KanalKultur]

27 Ekim 2013 Pazar

Meraklısı için: IV. Ulusal Biyolojik Antropoloji Sempozyumu Üzerine

[KanalKultur] - IV. Ulusal Biyolojik Antropoloji Sempozyumu 4 - 6 kasım 2010 tarihleri arasında Ankara'da Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde düzenlendi. Sempozyum; Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ve Ahi Evran Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Antropoloji bölümlerinin katılımlarıyla gerçekleştirildi.

Düzenleme Kurulu Başkanlığını Prof. Dr. Metin Özbek ile Prof. Dr. Erksin Güleç yaptı. Düzenleme Kurulu üyeleri şu isimlerden oluştu: Prof. Dr. Yılmaz Selim Erdal, Doç. Dr. İsmail Özer, Doç. Dr. Timur Gültekin, Doç. Dr. Mehmet Sağır, Doç. Dr. Şakir Önder Özkurt, Doç. Dr. Başak Koca Özer, Yrd. Doç. Dr. A. Cem Erkman, Dr. Ömür Dilek Erdal, Dr. Gülfem Uysal, Araş.Gör. Ali Metin Büyükkarakaya.

Prof. Dr. Selahattin Salman, Prof. Dr. Ali Demirsoy, Prof. Dr. Galip Akın, Prof. Dr. Tuncer Korkmaz, Prof. Dr. Murat Yurdakök, Prof. Dr. İlter Uzel, Prof. Dr. Türkan Kutluay Merdol, Prof. Dr. Semra Ciğer, Prof. Dr. Haluk İşeri, Prof. Dr. Sezgin İlgi, Prof. Dr. Ercüment Çolak ile Prof. Dr. Ertunç Gündüz'ün "Bilimsel Danışma Kurulu" üyeliğini üstlendi.

4. Ulusal Biyolojik Antropoloji Sempozyumu'nda insan evrimi, iskelet biyolojisi, paleopatoloji, dental antropoloji, demografi, adli bilimler, büyüme ve gelişme, beslenme, zooarkeoloji, ergonomi, spor antropolojisi, paleontoloji, paleoekoloji, moleküler biyoloji, gerontoloji ve gömü gelenekleri gibi alanlarda yürütülen araştırmalar paylaşıldı.

Sempozyum, Prof. Dr. Metin Özbek (Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü Başkanı), Prof. Dr. Musa Yaşar Sağlam (Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı), Prof. Dr. Rahmi Er (Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dekanı), Prof. Dr. Selahattin Salman (Ahi Evran Üniversitesi Rektörü) ve Prof. Dr. Uğur Erdener'in (Hacettepe Üniversitesi Rektörü) açılış konuşmalarıyla başladı. Ardından Prof. Dr. Ali Demirsoy, "Evrim Gerçeği"ni irdelediği bir panel yapıldı.

İdeoloji ve İktidar Ekseninde Eğitim - Üniversite Reformu ve Yahudi Akademisyenlerin Mirasını Yeniden Değerlendirmek | Education in the Context of Ideology and Power - Turkish University Reform and the Jewish Academics in Perspective

[KanalKultur] - Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü, Goethe Institut-İstanbul ve Avusturya Kültür Forumu 31 ekim - 1 kasım 2013 tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesi'nde "İdeoloji ve İktidar Ekseninde Eğitim" başlıklı bir konferans düzenliyor.

Tarihçi Mete Tunçay'ın açılış oturumunda konuşma yapacağı bu konferansta, 1930'lu yıllarda yapılan üniversite reformu ve başta Nazi Almanyası'ndan olmak üzere Avusturya ve Macaristan'dan ayrılmak zorunda kalıp, Türkiye'ye kabul edilen Yahudi ve sosyalist akademisyenlerin mirası, onların Türkiye'ye gelişlerinin 80. yıldönümü vesilesiyle yeniden değerlendiriliyor.

Türk üniversite reformu ile ilgili yapılmış ve bugüne kadar üstü kapatılmış bazı araştırmalar yeniden gün ışığına çıkıyor ve "Yahudiler için güvenli liman Türkiye" klişesi sorgulanıyor. Konferansta şu sorular ele alınıyor:
  • 1930'lu yıllarda gerçekleştirilen Türk üniversite reformu ile yeni bir milli kimlik ve yeni milli tarih anlatısı arasında nasıl bir ilişki vardı?
  • Sürgün edilmiş olan Yahudi akademisyenlerin Türkiye'ye kabul edilmesi politikası, devletin Yahudi sığınmacılara ve Türkiye'deki Yahudi cemaatine yönelik politikalarına ne ölçüde yansıyordu?
  • Geldikleri ülkelerde büyük çoğunluğu politik bir duruş sergileyen akademisyenlerin, Türkiye'deki siyasi atmosferle ilgili sessizliklerinin nedenleri nelerdi?
  • Sürgündeki profesörlerin büyük çoğunluğu neden ilk buldukları fırsatta başka ülkelere gittiler?
  • O dönem ortaya konan akademik çalışmalardan bugüne ne kaldı ve o zaman kurulan bazı bilim dalları gelişmeye devam ederken bazılarının yok olma noktasına gelmesinin nedenleri nelerdir?
Konferansın açılış konuşmalarını Şevket Pamuk (Boğaziçi Üniversitesi) ve Claudia Hahn-Raabe (Goethe-Institut Istanbul) yapıyor. Konferans sunum dili İngilizce.

Mete Tunçay'ın "On the Academic Interest on the University Reform and the Expelled Professors" başlıklı sunumunun ardından "State of Turkish Academia before the Arrival of Jewish Professors", "Acceptance of Jewish Professors and Turkish Politics towards Refugees", "Turkey through the Eyes of the Expelled Professors", "The Making of Modern Turkey: Jewish Professors and Defining Turkishness" ve "Jewish Professors and their Impact on the Structure of the Turkish University and Disciplines" başlıklı 5 panel düzenleniyor. Panellerde 17 sunum tartışmaya açılıyor:

Celal Necati Üçyıldız: Neşet Ertaş ve Abdallar

"Dost elinden gel olmazsa varılmaz /
Rızasız bahçanın gülü derilmez /
Kalpten kalbe bir Yol vardır görülmez /
Gönülden, gönüle Yar. Oy Yar Oy Yol gizli.." //

[© Celal Necati Üçyıldız - KanalKultur] - Bir köy vardı uzakta. Gidildi, görüldü. O köy "Kırtıllar" (Gırtıllar) köyü. Eski adı "Abdallar Köyü". Bir sel gelmiş, sonra birkaç km. öteye yeniden köy kurmuşlar. İşte ozanımız Neşet Ertaş bu köyde doğmuş. Eli saz tutan, keman tutan, zurna tutan çalmış, söylemiş. Ekmek tekneleri bunlar. Keskin'in bir köyü iken şimdilerde bir mahalle.

Açlık, yokluk. Göç etmişler: Kaman, Kırşehir, Çiçekdağı, İzmir, Ankara, İstanbul. Kaman'da belediye arsa vermiş, onları iskan etmişler. Her yıl Kaman'da "Abdallar Şenliği" yapıyorlar.

Geçen yıl katıldığım "2. Abdallar Şenliği"nde; pankart asılmıştı. Muharrem Ertaş, Hacı Taşan, Neşet Ertaş. Onlar İç Anadolu'da Dadaloğlu'nu yeniden yaşatmaya başlamışlardı. O yürekli sesleri Dalaoğlu'nun "bozlaklar"ından geliyordu. O kendilerine has; gırtlak namelerinin iç dünyasında Toroslar'da Türkmenlerin yaşamları sergileniyordu. Ağıtlar, bozlaklar İç Anadolu'dan Toroslar'a uzanıyor. Köyde, kentte yaşlı, genç onların türkülerinde kendini buluyordu.

Neşet Ertaş, don değiştirdi. Ama onun adı yaşıyor. Her kentte bir Neşet; her kente bir Ertaş var. Silifke'de Ali Topuz dostumuz, Neşet Ertaş sevgisi ile oğluna Neşet adını koydu. Gitti mahkeme kararı ile soyadını Ertaş yaptırdı. Şimdi oğlu Neşet Ertaş yaşamına devam ediyor. Onun sevgisi yüreklerinde.

Silifke demişken, bir gün Neşet Ertaş, Silifke'ye konsere geldi. Rahmi Doğanlar Sineması yeni yapılmıştı. Yaklaşık 1968-1969 yılları olmalı. Salon tıka basa dolu idi. O gece "ben otelde yatmam, beni topraklarım ile buluşturun" dedi. Say mahallesinde yaşayan Abdal hısımlarının yanına gitti. Hüseyin Say'ın (Foforlu Hüseyin) konuğu oldu. O dostlarını sevdi. Bir hafta kaldı. Akşamları oturuyorlardı; kemanını, gırnatasını alan geliyordu. Sabahlara kadar muhabbet ettiler. Sabahları kalkıyordu, Ağa'nın Kahvesi'nde kahvesini içiyor, sohbet burada devam ediyordu. Küçük Hüseyin Say onun mihmandarı idi. Yanından ayrılmıyordu. "Hüseyin oğlum, sazımı getir." Hüseyin bir çırpıda gidiyor, evden sazını alıp, geliyordu. Kahvede onlara saz çalıp, türkü çığırıyordu. Sonra birlikte eve gidiyorlardı. Bir hafta sonra Ankara'dan bir telefon geldi. "Artık gel gayri dediler" o da Ankara'nın yolunun tuttu. Sonra ne olsun biliyor musunuz? Hiç baba mesleği ile ilgilenmeyen oğul Hüseyin Say'a bir ilham geldi; saz çalıp, türkü çağırmaya başladı. Şimdi hâlâ çalıyor.

Firuz Kutal çizdi: Bizim şarkımız da sizin için!

© Firuz Kutal çizdi:
Bizim şarkımız da sizin için!

Bugünün Dünyasında Evrimden Faydalanmak - Dilin Evrimi - Sanat ve Simgeselliğin Kökenleri Üzerine

Bilim ve Teknik [Tübitak]
42 (2009) 499, ISSN 977-1300-3380
[KanalKultur] - TÜBİTAK tarafından 2009 yılında yayınlanan Bilim ve Teknik Dergisi, 499. sayısında 'Evrim Kuramı'nı konu ediniyor. Derginin yeni sayısında "Darwin'in Yaşayan Mirası: 150 Yıl Sonra Evrim Kuramı " dosyası yer alırken, dergi "Charles Darwin 200 Yaşında", "Bugünün sorunlarını anlamak için 150 yıllık kılavuz - Evrim Teorisi" manşetinin yer aldığı kapakla yayınlanıyor.

Bilim ve Teknik Dergisi'nin yeni sayısında yer alan "Darwin'in Yaşayan Mirası: 150 Yıl Sonra Evrim Kuramı" başlıklı makalede, "Bir Viktoria dönemi amatörü usulca ve titizlikle yürüteceği gözlemlerle ömür boyu sürecek bir arayışa girdi ve doğal dünya hakkında düşündü. Sonuçta 150 yıl önce, çağımızın bilim gündemine hâlâ yön veren bir kuram üretti." deniyor.

Ayrıca, "Bugünün Dünyasında Evrimden Faydalanmak" başlığıyla yayınlanan makalede de "Evrimi anlamak sağlık hizmetleri, hukuki uygulamalar, ekoloji ve her türlü iyileştirme ve tasarım sorunlarının çözümüne yönelik güçlü teknolojilerin önünü açıyor. Charles Darwin, kuşlar ve böcekler üzerinde yaptığı çalışmaların getireceği çığır açan teknolojik gelişmeleri şüphesiz öngörmemişti. Evrimin tarihini ve mekanizmalarını kavrayışımızdaki ilerlemeler, bugün pek çok farklı alanı şekillendiren etkili uygulamaların yolunu açtı." görüşleri vurgulanıyor.

TÜBİTAK Popüler Bilim Yayınları Müdürü Genel Yayın Yönetmeni Adnan Bahadır, dergi için kaleme aldığı giriş yazısında özetle şu ibareleri kaydediyor:
"Çekingen ve titiz bir dehanın günümüzden tam bir buçuk asır önce yayımladığı devrimsel eseri "Doğal Seçilim Yoluyla Türlerin Kökeni ya da Hayat Mücadelesinde Avantajlı Irkların Konumu", 20 yılı aşan yorucu ve mükemmeliyetçi bir kişisel çalışmanın sonucuydu. Charles Darwin bu eserle, türlerin evrimi ve doğal seçilim gibi iki önemli kavramı kullanarak evrim kuramının temel sistematiğini ortaya koydu. Çevremizdeki canlı çeşitliliğinin oluşumuna dair neyin nasıl olduğunu açıklamaya çalışan bu eser, aynı zamanda modern biyoloji ve yaşam bilimlerinin de kuramsal temelini oluşturdu. Evrim kuramı, sonraki yıllarda popülasyon genetiği, biyokimya, genom bilimi ve moleküler hücre biyolojisindeki gelişmelerin yardımıyla evrimsel biyoloji adını verdiğimiz bir bilim dalına dönüştü.
Şu bir gerçek ki, bilim tarihinde çok az düşünce, yaşam, doğa ve insan bilimlerini evrim kuramı kadar etkileyebilmeyi başarmıştır. Evrim kuramı günümüzde, yaşam bilimlerinin yanı sıra çevre bilimleri, biyoteknoloji, optimizasyon, bilgisayar bilimleri, dilbilim, antropoloji, psikoloji ve ekonomi gibi farklı dallarda da uygulama alanı bulmakta, evrimsel düşünce pek çok bilimsel gelişmeye yön göstermektedir. Bugünün bilimi, doğayı ve olayları anlamlandırmak ve olaylar arasında ilişki kurmak için evrimsel düşünceden sıklıkla yararlanmaktadır..."
Dergide evrimle ilgili belli başlı şu makaleler yer alıyor: "Darwin'in Yaşayan Mirası: 150 Yıl Sonra Evrim Kuramı"; "Atomlardan Özelliklere Çeşitlilik"; "Doğal Seçilimin Genetikle Testi"; "Bugünün Dünyasında Evrimden Faydalanmak"; "Sanat ve Simgeselliğin Kökenleri Üzerine"; "Dilin Evrimi"; "DNA'mızdaki Virüs Fosilleri". [KanalKultur]

Bilim ve Teknik [Tübitak] 42 (2009) 499, ISSN 977-1300-3380

26 Ekim 2013 Cumartesi

Roz Kohen: İstanbul'u Yeniden Keşfetme Hürriyeti

© Roz Kohen
- Annem Ester Romano,
Sultanahmet, 9 kasım 1934

© Roz Kohen - Annem Ester Romano,
Kilyos, 4 temmuz 1935

© Roz Kohen
- Annem Ester Romano,
16 ağustos 1936

© Roz Kohen
- Babam İsak Kohen,
İstanbul, 2 şubat 1937

© Roz Kohen
- Babam İsak Kohen,
Florya, 15 ağustos 1937

© Roz Kohen
- Babam İsak Kohen,
Moda plajında, 1937

© Roz Kohen
- Annem Ester Romano, Çamlıca'da,
15 mayıs 1938
 
© Roz Kohen - Babam İsak Kohen,
Büyükada vapurunda, 4 haziran 1939
Roz Kohen "Yahudi İstanbul'unu / İstanbul Yahudileri'ni" anlatıyor: İstanbul'da Yahudiler ve Yahudi Yaşamı

[KanalKultur] - Avrupa II. Cihan Harbi'nin eşiğindedir...

Bu esnada, bizimkiler ve yeni kuşak, Türkiye'de "yeniden" keşfettikleri hürriyetin ve İstanbul'un tadını çıkartırlar.

Sosyal / kültürel değişimin etkisiyle, eskilerin 19cu yüzyılın sonunda bildikleri Haliç'teki mesire yerleri ve Kağıthane Deresi sefaları, artık İstanbul'un plaj sefalarına yerini bırakıyordu. 1950 ve 60'lara dek İstanbul'un en çok gidilen plajlarına gitme alışkanlığı, işte bu yıllarda edinilir.

Annemle babam, yaşlanana dek hafta sonlarında İstanbul'u bir uçtan öbür uca gezmeye devam ettiler. Florya'dan Kilyos'a; Boğaz'da çay sefaları, Hünkar ve Cırcır'da bahar piknikleri; Salacak'tan Moda, Bostancı, Pendik ve Kartal'a her firsatta gittiklerini ve bizleri de çocukken götürdüklerini hatırlarım.

Mali durumları kısıtlıydı; ev ve toprak sahibi değillerdi ama güzel gezmeyi ve her İstanbullu gibi şehrin her köşesine uzanmayı bilirlerdi.

Gençliklerinde Kasımpaşa'dan Polonez köye yürüyerek gittiklerini anlatırlardı. Boğazı, tabii ki çarklı vapurla kat ediyorlardı... [KanalKultur]

Başkenti Tasarlamak - Osmanlı'da Darwinizm ve Evrim Kuramlarına İlgi Üzerine...

Toplumsal Tarih [Tarih Vakfı Yayınları]
187 (2009), 96 S., ISSN 1300-7025-9-1
[KanalKultur] - Toplumsal Tarih 2009 yılında yayınlanan 187. sayısında, Ankara'nın bir başkent olarak planlanmasını ve kurulmasını Lörcher ve Jansen Planları çerçevesinde inceleyen "Başkenti Tasarlamak" başlıklı bir dosyaya yer veriyor. Dosya içerisinde yer alan, Aykut Kansu'nun "Jansen'in Ankara'sı İçin Örnek Bir 'Bahçe Şehir' ya da Siedlung: 'Bahçeli Evler Yapı Kooperatifi' 1934-1939" isimli makalesi, Herman Jansen'in Nazi Almanyası'nda oldukça revaçta olan muhafazakar ve gerici bir şehir planlama görüşünü Türkiye'de uygulama çabalarını Bahçelievler örneği üzerinden inceliyor.

Yine dosya içinde, Neşe Gurallar, Ankara'nın başkent ilan edilmesiyle birlikte, şehrin içinde devletin gücünün cisimleştiği bir Devlet Mahallesi kurma girişimlerini Lörcher ve Jansen planlarına bakarak inceliyor. Levent Uluiş ise, "Lörcher'in Ankara'sı: Anti-Modernist ve Otoriter Eğilimleri Yansıtan Bir Şehir Tahayyülü" başlıklı makalesinde, mimarlık ve şehir planlamasının, Kemalist rejim tarafından nasıl sahiplenildiğini ve nasıl etkili bir ideolojik propaganda aracı olarak kullanıldığı üzerine yazıyor.

Sevtap Işıkçıus'un Cengiz Kırlı ile yaptığı ve Kırlı'nın "Sultan ve Kamuoyu: Osmanlı Modernleşme Sürecinde 'Havadis Jurnalleri' (1840-1844)" isimli kitabını konu alan söyleşi de yer alıyor. Kırlı, Osmanlı'daki hafiyelik faaliyetlerinin gelişimini, jurnallerin içeriklerini ve tutulan bu raporların tarihsel önemini anlatıyor.

Mehmet Ö. Alkan'ın evrim kuramının Osmanlıca literatüre ilk ne zaman ve nasıl girdiğine dair bazı örnekleri incelediği "Osmanlı'da Darwinizm ve Evrim Kuramlarına İlgi Üzerine..." başlıklı yazısı da 187. sayıda yer alan yazılardan bir diğeri.

Ludmila Denisenko, "Rus Emperyalizmi: Kafkasya'nın Ruslaştırılması ve Malakanlar" başlıklı yazısında, Malakanlar'ın Türkiye'nin kuzey doğusuna kadar uzanan sürgün hayatlarını üzerinden Rus İmparatorluğu'nun emperyalist politikalarını inceliyor.