![]() |
| Davulcu © Foto: İsmail Engin, Edirne, 2009 |
insan ve kültüre dair... | twitter: @kanalkultur | instagram: ismailenginhd | facebook: kanalkultur
Bu Blogda Ara
31 Aralık 2017 Pazar
24 Aralık 2017 Pazar
İsmail Engin: Noel'de 'Biz' Ne Yaparız?
[İsmail Engin - @kanalkultur] Almanya'da aile büyükleriyle birlikte sakin ve olabildiğince sessiz geçirilen, vicdan muhakemesinin yapıldığı günlerdir Noel zamanı.
Ehh malum, gel zaman git zaman; evvel zaman ahir zaman göçtüğümüz "Alamanya"ya "entegre olduk" ya, "biz ne yaparız" bu Noel zamanında?
Sözler, nişanlar, düğünler yaparız:
"Nail Buba"yı düğüne davet eder vur patlasın çal oynasın onunla göbecikler atar, halaylar ve zılgıtlar çekeriz..
Konu-komşu ziyaretleri yaparız; ama, ille de "hemşehri"mizi tercih ederiz.
Bol bol kahvehanelere gider, kağıt oynarız.
Konserler düzenleriz, düğün salonlarında...
Sivil toplum da olduk ya...
"Nail Buba"yla dernek toplantıları, kongreler, seminerler yaparız...
Derneğe yardım gecesi de işin çabası...
Bilgiye hasretiz ya, düzenlediğimiz toplantılarda "bilgi açlığımızı" giderir; "âleme nizam" veririz..
"Empati" deriz ya, işte hep onu yaparız...
Sonra, kendi dini bayramlarımızda da "empati" yapılmasını bekleriz...
"Saygı!" gösterir, saygısızları kınım kınım kınarız...
"Biz" böyleyizdir, hoşgörülüyüzdür... [İsmail Engin - @kanalkultur]
Ehh malum, gel zaman git zaman; evvel zaman ahir zaman göçtüğümüz "Alamanya"ya "entegre olduk" ya, "biz ne yaparız" bu Noel zamanında?
Sözler, nişanlar, düğünler yaparız:
"Nail Buba"yı düğüne davet eder vur patlasın çal oynasın onunla göbecikler atar, halaylar ve zılgıtlar çekeriz..
Konu-komşu ziyaretleri yaparız; ama, ille de "hemşehri"mizi tercih ederiz.
Bol bol kahvehanelere gider, kağıt oynarız.
Konserler düzenleriz, düğün salonlarında...
Sivil toplum da olduk ya...
"Nail Buba"yla dernek toplantıları, kongreler, seminerler yaparız...
Derneğe yardım gecesi de işin çabası...
Bilgiye hasretiz ya, düzenlediğimiz toplantılarda "bilgi açlığımızı" giderir; "âleme nizam" veririz..
"Empati" deriz ya, işte hep onu yaparız...
Sonra, kendi dini bayramlarımızda da "empati" yapılmasını bekleriz...
"Saygı!" gösterir, saygısızları kınım kınım kınarız...
"Biz" böyleyizdir, hoşgörülüyüzdür... [İsmail Engin - @kanalkultur]
5 Eylül 2017 Salı
Aleviler Arasında ve / veya Alevilikle İlgili; İslam-İçi ve İslam-Dışı / Din Tartışmaları...
Aleviler Arasında ve / veya Alevilikle İlgili; İslam-İçi ve İslam-Dışı / Din Tartışmaları...
Şimdiye kadar toplu olarak, aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:
Şimdiye kadar toplu olarak, aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:
27 Mart 2017 Pazartesi
İsmail Engin: Evet mi, Hayır mı?
[İsmail Engin - @kanalkultur] Günlerden beri Türkiye'de 16 Nisan 2017'de yapılacak Anayasanın bazı maddelerindeki değişikliği içeren referandum, haliyle hem Türkiye hem de Batı kamuoyunu meşgul ediyor.
Sistem ve / veya rejimin geleceğiyle ilgili söz konusu referandumda, seçmenin tercih hakkını kullanması için tek soru soruluyor: "Evet" mi, "Hayır" mı?
Bu tercih hakkındaki tutumlarla ilgili gözlemlenen ve kimi siyasetçilerin söyleminde yer edinen bir hususa kısaca değinmek isteriz:
Aynı evde / ev halkında / hane halkında "evet" de "hayır" da diyen ve tutumunu buna göre belirleyen karı - koca; anne - baba - reşit genç, kardeş; nene - dede - torun; teyze - hala - amca - dayı; kuzen - yeğen... farklı siyasi tutumlara sahip bireyler var. Ve bu, kuşkusuz demokrasinin doğasında olan bir şey.
Türkiye'deki popüler ve çatışmacı siyaset kültüründe, ne yazık ki, demokratik davranışı oluşturan tutumla, futbol veya spor kulübü taraftarlığının tutumu, karıştırılıyor; seçmen ve seçmen davranışı holiganlaştırılıyor; nihayetinde bu, göç edilen diğer ülkelerdeki Türk / Türkiye kökenli insanlara da sirayet etmiş görünüyor.
Siyasetçilerin diline dolanan ve kendisi gibi düşünmeyeni "ötekileştiren söylem", aileyi / haneyi / akrabaları ... ve onlar arasındaki ilişkileri tarumar ediyor; kısacası, "halk"ı, toplumu, "kendisi gibi düşünmeyeni" en temelinden rehin alıyor. Aile - akrabalık ilişkilerinin, özetle toplumun çözülmesini sağlayabilecek "ötekileştiren söylemlerden" kaçınılması, bilhassa siyasetçi için elzemdir. Bu meyanda, toplumun ve / veya halkın rahat bırakılması, Türkiye toplumunun kendi geleceği için de önemlidir.
Sistem ve / veya rejimin geleceğiyle ilgili söz konusu referandumda, seçmenin tercih hakkını kullanması için tek soru soruluyor: "Evet" mi, "Hayır" mı?
Bu tercih hakkındaki tutumlarla ilgili gözlemlenen ve kimi siyasetçilerin söyleminde yer edinen bir hususa kısaca değinmek isteriz:
Aynı evde / ev halkında / hane halkında "evet" de "hayır" da diyen ve tutumunu buna göre belirleyen karı - koca; anne - baba - reşit genç, kardeş; nene - dede - torun; teyze - hala - amca - dayı; kuzen - yeğen... farklı siyasi tutumlara sahip bireyler var. Ve bu, kuşkusuz demokrasinin doğasında olan bir şey.
Türkiye'deki popüler ve çatışmacı siyaset kültüründe, ne yazık ki, demokratik davranışı oluşturan tutumla, futbol veya spor kulübü taraftarlığının tutumu, karıştırılıyor; seçmen ve seçmen davranışı holiganlaştırılıyor; nihayetinde bu, göç edilen diğer ülkelerdeki Türk / Türkiye kökenli insanlara da sirayet etmiş görünüyor.
Siyasetçilerin diline dolanan ve kendisi gibi düşünmeyeni "ötekileştiren söylem", aileyi / haneyi / akrabaları ... ve onlar arasındaki ilişkileri tarumar ediyor; kısacası, "halk"ı, toplumu, "kendisi gibi düşünmeyeni" en temelinden rehin alıyor. Aile - akrabalık ilişkilerinin, özetle toplumun çözülmesini sağlayabilecek "ötekileştiren söylemlerden" kaçınılması, bilhassa siyasetçi için elzemdir. Bu meyanda, toplumun ve / veya halkın rahat bırakılması, Türkiye toplumunun kendi geleceği için de önemlidir.
15 Mart 2017 Çarşamba
Havva Engin: İğne ve Çuvaldız Meselesi
Son günlerde, Türkiye'nin Almanya ve Hollanda ile yaşadığı kriz, Avrupa'da yaşayan Türkleri bir daha ilgi odağı yaptı.
Türklerin Almanya'ya göçünün 56 yılına girilmiş bulunuyor. Halihazırda bu ülkede yaşayan Türklerin toplumdaki – örneğin iş hayatlarıyla eğitim alanlarındaki – durumlarına, bakıldığında; onların öncelikli konularının, değişik ülkeler adına lobi yapmaktan ziyade, "yetişen nesiller nasıl daha başarılı olabilirler" konusuna çözüm aranması olduğu görülüyor.
Şu an, Almanya ve Avrupa'da üçüncü kuşak eğitim sisteminde ve dördüncü kuşak yuva yaşındadır. Bu çocukların anne-babaları, göç ettikleri ülkelerde doğup, göç ettikleri ülkelerin toplumlarında, sosyal alanda saygın yer edinebilmek için çabalıyorlar.
Son yüz yılda, değişik ülkelerin göç tecrübelerine bakıldığında, en başarılı göçmenlerin, geldikleri kültürü unutmadan, kökenlerinin bireysel ve eğitimsel gelişimleri için zenginlik olduğunu görenler, aynı zamanda göç ettikleri ülkenin değerlerine sahip çıkıp, geleceklerini yeni vatanları üzerine inşa eden bireyler olduğu söylenebilir. Bunu başaran göçmenler, ayrıldıkları ve göç ettikleri ülkeler için köprü oluştururlar; iki ülke için de çok değerlidirler.
Kanaatimizce, Türkiye'den Avrupa'nın değişik ülkelerine göç etmiş insanların da ideal görevi bu olmalı; onlar, çıktıkları Türkiye topraklarının kültürünü, dilini ve inancını unutmadan, yeni yurtlarında gelecek inşaa edebilmeliler.
Maalesef Almanya ve Hollanda'ya yönelik son zamanlardaki söylemler, ilk bakışta insanların hamâsî duygularını kabartsa da, doğru değildir – daha önemlisi – tehlikelidir ve gerçeği çarpıtmaktadır. Bu, Avrupa ülkelerinde, aşırı sağ, popülist görüşlerin olmadığı anlamına gelmez; elbette vardır – ama bu görüşler azınlıktadır. Avrupa'nın değişik ülkelerinde yaşayan Türkler ve göçmenler, yerliler de dahil – sosyal ve eğitim alanlarında – zaman zaman – dışlanmaya maruz kalıyorlar; mücadele buna karşı yürütülmelidir.
Özellikle, kimi Türk politikacıların "Türkler Müslüman olduğu için dışlanıyor" sözü, gerçekleri yansıtmıyor – ve daha üzücü olanı, bu sözler ya da yaklaşım, Türkleri kurban psikolojisine itip, sağlıklı bir şekilde çözüm üretmelerini engelliyor.
Türklerin Almanya'ya göçünün 56 yılına girilmiş bulunuyor. Halihazırda bu ülkede yaşayan Türklerin toplumdaki – örneğin iş hayatlarıyla eğitim alanlarındaki – durumlarına, bakıldığında; onların öncelikli konularının, değişik ülkeler adına lobi yapmaktan ziyade, "yetişen nesiller nasıl daha başarılı olabilirler" konusuna çözüm aranması olduğu görülüyor.
Şu an, Almanya ve Avrupa'da üçüncü kuşak eğitim sisteminde ve dördüncü kuşak yuva yaşındadır. Bu çocukların anne-babaları, göç ettikleri ülkelerde doğup, göç ettikleri ülkelerin toplumlarında, sosyal alanda saygın yer edinebilmek için çabalıyorlar.
Son yüz yılda, değişik ülkelerin göç tecrübelerine bakıldığında, en başarılı göçmenlerin, geldikleri kültürü unutmadan, kökenlerinin bireysel ve eğitimsel gelişimleri için zenginlik olduğunu görenler, aynı zamanda göç ettikleri ülkenin değerlerine sahip çıkıp, geleceklerini yeni vatanları üzerine inşa eden bireyler olduğu söylenebilir. Bunu başaran göçmenler, ayrıldıkları ve göç ettikleri ülkeler için köprü oluştururlar; iki ülke için de çok değerlidirler.
Kanaatimizce, Türkiye'den Avrupa'nın değişik ülkelerine göç etmiş insanların da ideal görevi bu olmalı; onlar, çıktıkları Türkiye topraklarının kültürünü, dilini ve inancını unutmadan, yeni yurtlarında gelecek inşaa edebilmeliler.
Maalesef Almanya ve Hollanda'ya yönelik son zamanlardaki söylemler, ilk bakışta insanların hamâsî duygularını kabartsa da, doğru değildir – daha önemlisi – tehlikelidir ve gerçeği çarpıtmaktadır. Bu, Avrupa ülkelerinde, aşırı sağ, popülist görüşlerin olmadığı anlamına gelmez; elbette vardır – ama bu görüşler azınlıktadır. Avrupa'nın değişik ülkelerinde yaşayan Türkler ve göçmenler, yerliler de dahil – sosyal ve eğitim alanlarında – zaman zaman – dışlanmaya maruz kalıyorlar; mücadele buna karşı yürütülmelidir.
Özellikle, kimi Türk politikacıların "Türkler Müslüman olduğu için dışlanıyor" sözü, gerçekleri yansıtmıyor – ve daha üzücü olanı, bu sözler ya da yaklaşım, Türkleri kurban psikolojisine itip, sağlıklı bir şekilde çözüm üretmelerini engelliyor.
10 Mart 2017 Cuma
Havva Engin / İsmail Engin: Uzun İnce Bir Yol | Ein langer seidener Weg
[Havva Engin / İsmail Engin] Zafer Gündoğdu yönetiminde Stuttgart Alevi Kültür Merkezi (SAKM) Halk Müziği Korosu'nun Horasan'dan Anadolu'ya ve Avrupa'ya "göç hikayesi", "Uzun İnce Bir Yol | Ein langer seidener Weg". 11 Haziran 2011 günü Liederhalle Mozartsaal, Berliner Platz 1, 70184 Suttgart adresinde, saat 19'da başlayan, adı geçen derneğin, söz konusu etkinliğinin 16 sayfalık broşürünün de adı aynı zamanda.
"Yitirdiklerimizin anısına" | "Zum Gedenken an die Opfer" diye başlayan, Recai Aksu arşivinin sırlarına doğru uzun yıllarımızı alacak yolculuğumuzun ilk gözümüze çarpan belgelerinden biri olan broşürün, Basri Askin'ın yazdığı Almanca "Vorwort"u ve Zafer Gündoğdu'nun Türkçe kaleme aldığı "Önsöz"ü bulunuyor.
"Gönüllerden bağlamanın tellerine düşen ezgiler; Anadolu'nun yaylalarından, ovalarından, başı dumanlı dağlarından Avrupa'ya, Almanya'ya ulaşıyor.. (...) Gökkubbe altında cem olup, semah dönen canlar geliyor!... (...) Sınırlara bakmadan, kültürler arasında köprü oluyor türküler (...)" diyor usta şef, Gündoğdu.
Derya Bektaş, "SAKM Çocuk Korosu" başlığında "(...) Küçük yüreklerin büyük sesi. Bu akşam Çocuklarımızın hepsi birer Barış Güvercin'i (...)" kaydını düşüyor...
"SAKM Koro Komitesi" adına kaleme alınan yazıda "Bundan 50 yıl önce Babalarımızın Dedelerimizin çıktığı 'O Uzuuun Ince Yol'u anlatan, Gurbeti en derinden işleyen neredeyse Türkiye'nin bütün yörelerinden Türkülerin olduğu, Zeybeklerin oynandığı, Semahların dönüldügü, Deyişlerin şaha kalktığı, Çernobilin yuhalandığı, Sivasın acılarını haykıran, ağlanılan, gülünen, yani; Tamamıyla bizi, Anadolu'yu anlatan bir konser..." ibareleri yer alıyor.
"Yitirdiklerimizin anısına" | "Zum Gedenken an die Opfer" diye başlayan, Recai Aksu arşivinin sırlarına doğru uzun yıllarımızı alacak yolculuğumuzun ilk gözümüze çarpan belgelerinden biri olan broşürün, Basri Askin'ın yazdığı Almanca "Vorwort"u ve Zafer Gündoğdu'nun Türkçe kaleme aldığı "Önsöz"ü bulunuyor.
"Gönüllerden bağlamanın tellerine düşen ezgiler; Anadolu'nun yaylalarından, ovalarından, başı dumanlı dağlarından Avrupa'ya, Almanya'ya ulaşıyor.. (...) Gökkubbe altında cem olup, semah dönen canlar geliyor!... (...) Sınırlara bakmadan, kültürler arasında köprü oluyor türküler (...)" diyor usta şef, Gündoğdu.
Derya Bektaş, "SAKM Çocuk Korosu" başlığında "(...) Küçük yüreklerin büyük sesi. Bu akşam Çocuklarımızın hepsi birer Barış Güvercin'i (...)" kaydını düşüyor...
"SAKM Koro Komitesi" adına kaleme alınan yazıda "Bundan 50 yıl önce Babalarımızın Dedelerimizin çıktığı 'O Uzuuun Ince Yol'u anlatan, Gurbeti en derinden işleyen neredeyse Türkiye'nin bütün yörelerinden Türkülerin olduğu, Zeybeklerin oynandığı, Semahların dönüldügü, Deyişlerin şaha kalktığı, Çernobilin yuhalandığı, Sivasın acılarını haykıran, ağlanılan, gülünen, yani; Tamamıyla bizi, Anadolu'yu anlatan bir konser..." ibareleri yer alıyor.
8 Mart 2017 Çarşamba
İsmail Engin: Bir Kitap - Avrupa Alevi Yapılanması - Kronoloji (1989 - 1998)
[İsmail Engin - @kanalkultur] Almanya Alevi Örgütlenmesi’ni odak alarak, 1989 – 1998 yılları arasındaki Avrupa Alevi Örgütlenmesi’ni öncesi, başlangıcı ve gelişimiyle ele alan, söz konusu örgütlenmenin duayen isimlerinden Ahmet Aydemir ile Uğur Aydoğdu tarafından kaleme alınan “Avrupa Alevi Yapılanması - Kronoloji (1989 - 1998)” adlı eser, Avrupa Aleviliğinin ve Alevilerinin güncel tarihini içeriyor.
Yazarlar, “Az sayıdaki dernekler ve üyeleri, zamanla Türkiye yi de etkileyecek iri ve diri oluşun temelini Almanya’da attılar. Elinizdeki yapıt 1989 1998 tarihleri arasında gelişimi; isimler, resimler ve olayları belgeleri ile birlikte sizlere sunmaktadır.” diyor. (s.159)
Sonradan Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) adını alacak Alevi Cemaatleri Federasyonu’nun (ACF) kurucu başkanı Ahmet Aydemir, yapıtın “Önsöz” kısmında şunları kaydediyor: “Federasyonumuzun adı (...) ‘ACF’ yani ‘Alevi Cemaatleri Federasyonu’ idi. Bazılarının şurada burada söylediği gibi biz adımızdan korkarak hiç bir yerde kimliğimizi saklamadık ve Aleviliğimizi asla inkâr etmedik. Nasıl edebilirdik ki, zaten kuruluşumuzun amacı ‘Alevi’ adını her ortamda gururla ve iftiharla söyleyebilmekti.” (s. 2)
Uğur Aydoğdu da eser hakkında şu hususa dikkat çekiyor: “(...) bu yapıt, Alevilerin Avrupa yapılanma sürecini yazılı kalıcılığa dönüştürmek amacını taşımaktadır. Alevilerin inançlarına dönük gereksinmelerini sağlamak üzere dernekler kurarak, Federasyon / Konfederasyonlar oluşturma sürecine ışık tutmaktır asıl işlevi.” (s. 3)
“Almanya’da inançsal yapılanmalar”la başlayan kronoloji, “Sünni inanç örgütlerinin ekonomik gücü”ne dikkat çekerek, “Alevi inanç örgütlerinin yapısı”na yönelik bilgiler içeriyor. (s. 4-7)
Yazarlar, “Az sayıdaki dernekler ve üyeleri, zamanla Türkiye yi de etkileyecek iri ve diri oluşun temelini Almanya’da attılar. Elinizdeki yapıt 1989 1998 tarihleri arasında gelişimi; isimler, resimler ve olayları belgeleri ile birlikte sizlere sunmaktadır.” diyor. (s.159)
Sonradan Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) adını alacak Alevi Cemaatleri Federasyonu’nun (ACF) kurucu başkanı Ahmet Aydemir, yapıtın “Önsöz” kısmında şunları kaydediyor: “Federasyonumuzun adı (...) ‘ACF’ yani ‘Alevi Cemaatleri Federasyonu’ idi. Bazılarının şurada burada söylediği gibi biz adımızdan korkarak hiç bir yerde kimliğimizi saklamadık ve Aleviliğimizi asla inkâr etmedik. Nasıl edebilirdik ki, zaten kuruluşumuzun amacı ‘Alevi’ adını her ortamda gururla ve iftiharla söyleyebilmekti.” (s. 2)
Uğur Aydoğdu da eser hakkında şu hususa dikkat çekiyor: “(...) bu yapıt, Alevilerin Avrupa yapılanma sürecini yazılı kalıcılığa dönüştürmek amacını taşımaktadır. Alevilerin inançlarına dönük gereksinmelerini sağlamak üzere dernekler kurarak, Federasyon / Konfederasyonlar oluşturma sürecine ışık tutmaktır asıl işlevi.” (s. 3)
“Almanya’da inançsal yapılanmalar”la başlayan kronoloji, “Sünni inanç örgütlerinin ekonomik gücü”ne dikkat çekerek, “Alevi inanç örgütlerinin yapısı”na yönelik bilgiler içeriyor. (s. 4-7)
28 Şubat 2017 Salı
İsmail Engin: Yaşam Memnuniyeti Araştırması'na göre Türkiye halkı giderek daha mutluymuş...
[İsmail Engin - @kanalkultur] Türkiye'de Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) tarafından gerçekleştirilen ve yıllık periyodlar halinde yürütülen "Yaşam Memnuniyeti Araştırması"nın 2016 yılına ait sonuçları açıklandı. TUİK'in verilere göre, Türkiye halkı giderek daha mutlu bir hayat sürüyor. Bireyler "mutlu", kadınlar daha "mutlu", gençler daha da "mutlu", en fazla evliler "mutlu", okulu bitirmeyen bireyler ise çok daha "mutlu"ymuş. Kadınlar ve erkekler, kısacası bireyler, geleceklerinden "umutlu"ymuş.
Bireyler "mutlu"
Türkiye'de mutlu olduğunu beyan eden bireylerin oranı 2014 yılında % 56,3, 2015 yılında % 56,6 iken; 2016 yılında % 61,3 olmuş. Mutsuz olduğunu beyan eden bireylerin oranı ise 2014'te % %11,7’den 2015'te % 11,4’e ve 2016'da % 10,4’e düşmüş.
Kadınlar daha "mutlu"
Kadınlarda mutluluk oranı, 2014 yılında % 60,4 iken 2015 yılında % 60,2’ye düşmüş; 2016'da % 64,5’e yükselmiş. Erkeklerde bu oran 2014'e % 52 iken 2015'te % 52,9’a; 2016'da % 58,1’e yükselmiş.
Gençler daha da "mutlu"
Yaş gruplarına göre mutluluk düzeyine bakıldığında, en yüksek mutluluk oranı 2015'te % 63,8 ile 18-24 yaş grubunda, en düşük mutluluk oranı ise % 51,7 ile 45-54 yaş grubunda gerçekleşmiş. 2016'da ise, % 65,1 ile 18-24 yaş grubunda, en düşük mutluluk oranı ise % 58,2 ile 35-44 yaş grubunu içeriyormuş.
Bireyler "mutlu"
Türkiye'de mutlu olduğunu beyan eden bireylerin oranı 2014 yılında % 56,3, 2015 yılında % 56,6 iken; 2016 yılında % 61,3 olmuş. Mutsuz olduğunu beyan eden bireylerin oranı ise 2014'te % %11,7’den 2015'te % 11,4’e ve 2016'da % 10,4’e düşmüş.
Kadınlar daha "mutlu"
Kadınlarda mutluluk oranı, 2014 yılında % 60,4 iken 2015 yılında % 60,2’ye düşmüş; 2016'da % 64,5’e yükselmiş. Erkeklerde bu oran 2014'e % 52 iken 2015'te % 52,9’a; 2016'da % 58,1’e yükselmiş.
Gençler daha da "mutlu"
Yaş gruplarına göre mutluluk düzeyine bakıldığında, en yüksek mutluluk oranı 2015'te % 63,8 ile 18-24 yaş grubunda, en düşük mutluluk oranı ise % 51,7 ile 45-54 yaş grubunda gerçekleşmiş. 2016'da ise, % 65,1 ile 18-24 yaş grubunda, en düşük mutluluk oranı ise % 58,2 ile 35-44 yaş grubunu içeriyormuş.
26 Şubat 2017 Pazar
Münih'te UNESCO Uluslararası Dünya Anadili Günü Kutlandı
UNESCO tarafından ilan edilen Uluslararası Dünya
Anadili Günü, her yıl 21 Şubat'ta kutlanıyor. Uluslararası Dünya Anadili Günü
vesilesiyle Prof. Dr. Havva Engin, Ludwig Maximilians Üniversitesi Çok Dillilik
Araştırma Merkezi ve Münih Belediyesi’nin davetlisi olarak bir sunum
gerçekleştirdi.
Prof. Dr. Havva Engin yaptığı sunumda, son
elli yılda, Almanya’ya göç sürecinde gelen insanların sayılarının artmasına,
eğitim sisteminde çok dilli çocukların öğrencilerin yarısını oluşturmasına ve
bilimsel çalışmaların anadilin başka dilleri öğrenmede önemli rol oynadığını
ortaya koymasına rağmen, eğitim sisteminde neden göçmenlerin anadillerinin
dikkate alınmadığı üzerine durdu.
Heidelberg Göç Araştırmaları ve Kültürleraşırı
Pedagoji Merkezi Direktörü Havva Engin'in tespitlerine göre, göçmen dilleri,
toplum ve eğitim politikacıları tarafından bir katma değer olarak görülmüyor.
Almanya’da sadece bir-iki eyalette göçmen dilleri mevcut eğitim sisteminde
model projeler çerçevesinde seçmeli yabancı dil olarak okutuluyor. Geriye kalan
eyaletlerde, göçmen dilleri yabancı diller portföyünde yer almıyor ve aktüel
politika bu yönde bir değişiklik istemiyor.
Havva Engin, konuşmasının sonunda, değişik
göçmen dernekleri temsilcilerine seslenerek, temel insan hakkı olan
anadillerine sahip çıkmalarını ve eğitim sistemi dahilinde okutulması için
politik gayretlerini arttırmalarını istedi.
bkz. → Vortrag an der Ludwig Maximilians Universität München - UNESCO Internationaler Tag der Muttersprache, 21.02.2017
bkz. → Vortrag an der Ludwig Maximilians Universität München - UNESCO Internationaler Tag der Muttersprache, 21.02.2017
14 Şubat 2017 Salı
İsmail Engin: Haydar
"Ah zorba, zalim, acınası, korkunç yazgı ah!" (s.106) "Görmüş geçirmişlere, yas nedir bilenlere ağlayın diyorsun. Biz hiç durmadan yas tuttuk yıllar yılı (...) Yeni bir gerekçemiz daha var şimdi ağlayıp sızlamaya. Haydi gidin ağlayın! (...)" (s. 50) "Nice ölüm töreninde hepimiz yola yola saç çözdük, kızgın küllere yüz sürdük, toza toprağa belendik. Urbalar indi omuzdan bele, boyun bağır açık, üstbaş perişan. (...) Gel Acı, şimdi, göster şimdi kendi gücünü! (...) Deniz, gök, bir baştan bir başa duyun bizi!" (s. 51)[*]
[İsmail Engin - @kanalkultur] 1960 Darbesi'nin ardından gerçekleştirilen 147'likler "tasfiye"sinde, İstanbul Üniversitesi'nin Rektörü Sıddık Sami Onar, tasfiye ile "Üniversite Çökmüştür" şeklinde açıklamada bulunmuştu... Fehmi Koru da “Üniversitelerimizin tarihi aynı zamanda tasfiyeler tarihidir” diyor...
* * *
Troya'nın son kurbanı Haydar göç etmiş dediler; Aleviler duymadı bile...
Türkiye, çorak topraklarında yetişen gerçek bir aydınını Seneca'sını kaybetmiş meğerse, Haydar Dönmez'i. "Hakk'a yürümüş", sesi onun için çıkmaz olmuş; Seneca'dan Latinceden çevirdiği Troyalı Kadınlar (Troades)'in korosu şimdi onun için de söylüyor: "Ölümden ötesi hiçlik"... (s. 67) Aleviydi; Alevilerin ondan haberi bile olmadı...
1980'lerin ortasında tanıdığım bir dostu. Latin Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı'nda asistandı. Latincenin yanı sıra İngilizce ve İtalyancayı da bilirdi. Matematik, geometri, tarih, müzik ilgi alanları içerisindeydi. Devlet Tiyatroları'nın cuma günkü oyunlarını; Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın pazar konserlerini kaçırmazdık.
Akıcı ve duru bir Türkçesi vardı. Yazdığımız metinleri beğenmez, yeniden üzerinde çalışır, tekrar tekrar kontrol ederdi. Titiz çalışırdı, anlayacağınız, titiz...
Tüm eski kitapçıları hergün istisnasız gezer, neler var ya da geldi diye bakardık, beraber.
Hukuku değerler manzumesinin ötesinde bir kurum olarak addederdi ve güvenirdi. Hukukun dışına çıkılmasını düşünemez, kabul dahi edemezdi. Başına gelenler bu nedenle geldi: Necdet Serin'in Rektörlüğü ve Muzır Kurul Başkanı ve DTCF Dekanı Rüçhan Arık döneminde, fakülte yönetim kurulunun da onayıyla, hukuka davet ettiği için üniversitesinden atılıverdi.
[İsmail Engin - @kanalkultur] 1960 Darbesi'nin ardından gerçekleştirilen 147'likler "tasfiye"sinde, İstanbul Üniversitesi'nin Rektörü Sıddık Sami Onar, tasfiye ile "Üniversite Çökmüştür" şeklinde açıklamada bulunmuştu... Fehmi Koru da “Üniversitelerimizin tarihi aynı zamanda tasfiyeler tarihidir” diyor...
* * *
Troya'nın son kurbanı Haydar göç etmiş dediler; Aleviler duymadı bile...
Türkiye, çorak topraklarında yetişen gerçek bir aydınını Seneca'sını kaybetmiş meğerse, Haydar Dönmez'i. "Hakk'a yürümüş", sesi onun için çıkmaz olmuş; Seneca'dan Latinceden çevirdiği Troyalı Kadınlar (Troades)'in korosu şimdi onun için de söylüyor: "Ölümden ötesi hiçlik"... (s. 67) Aleviydi; Alevilerin ondan haberi bile olmadı...
1980'lerin ortasında tanıdığım bir dostu. Latin Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı'nda asistandı. Latincenin yanı sıra İngilizce ve İtalyancayı da bilirdi. Matematik, geometri, tarih, müzik ilgi alanları içerisindeydi. Devlet Tiyatroları'nın cuma günkü oyunlarını; Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın pazar konserlerini kaçırmazdık.
Akıcı ve duru bir Türkçesi vardı. Yazdığımız metinleri beğenmez, yeniden üzerinde çalışır, tekrar tekrar kontrol ederdi. Titiz çalışırdı, anlayacağınız, titiz...
Tüm eski kitapçıları hergün istisnasız gezer, neler var ya da geldi diye bakardık, beraber.
Hukuku değerler manzumesinin ötesinde bir kurum olarak addederdi ve güvenirdi. Hukukun dışına çıkılmasını düşünemez, kabul dahi edemezdi. Başına gelenler bu nedenle geldi: Necdet Serin'in Rektörlüğü ve Muzır Kurul Başkanı ve DTCF Dekanı Rüçhan Arık döneminde, fakülte yönetim kurulunun da onayıyla, hukuka davet ettiği için üniversitesinden atılıverdi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



