Bu Blogda Ara

5 Kasım 2013 Salı

Veli Asan: Aşina-Peşine-Çiğildaş

[© Veli Asan - KanalKultur] - Musahiplik, Aşina, Peşine ve Çiğildaşlık gibi dört kapının yalnız Yanyatır Ocağı'na bağlı olan Tahtacı Türkmenlerde vardır. Hacıemirli Ocağı'na bağlı Tahtacılarda ise, musahiplikten sonrası yoktur. Halen dedelik yapmakta olan, Hacıemirli rehberi Bayram Kemancı'yı Aydın'ın Kızılcapınar Köyü'ndeki evinde geçen ay ziyaret ettim. Konuyu açtım. Doğruladı; ancak savunmasını da yapmayı ihmal etmedi:
"Musahiplikten sonrası yoktur. Her insanın bir yol kardeşi (ahratlığı) olur. Buna musahip denir. Sahip olmaktan gelir. İki aile birbirlerini kardeş olarak seçerler. Bunun töreni, tüm Alevi oymaklarında aynıdır. Musahip olan iki aile birbirini iyi tanıyacak ki, Aşina olacaklar. Yorum yapmaksızın birbirlerinin peşinden gidecekler, yani birlikte iş yapacaklar, birlikte ağlayıp birlikte gülecekler buna da peşinde olma anlamında Peşine denmiştir. Çiğildaş denmesinin sebebi de bu kurulan yoldaşlıktan üreyen kişiler çağıl taşları gibi çoğalacak, akrabalık katarı genişleyecektir.''
diye bir savunma yaptı ama bizce tutarlı değil. Zira Yanyatırlar bunu Buyruk hükümlerine göre yürüttükleri gibi diğer üç kapıyı kurumlaştırmışlardır. O halde bu dört kapı yalnız Yanyatır Ocağı'na bağlı Tahtacıları kapsamaktadır.

Özverme

Özverme, Aşina olmak isteyen ailelerin, bağımsız kalmaları için, yapılan törene denir. Musahiplikte yeterince kaldıktan sonra, ikinci kapıya geçmek isteyen aileler biraraya gelirler. Belli bir törenden geçtikten sonra, birbirlerine Aşina olabilmeleri için, izin verirler. Bu bir nevi ayrılmadır. Ama, özdeki kardeşlik ve diğer akrabalarına olan yakınlık sürer. Bir kimse, dört kapının tamamını bile geçse, gene de musahibinden kopmaz. Dolayısıyla dört kapıda buluşan canlar, büyük bir halka oluştururlar. Bu halka o kadar büyür ki, bir aile dört kapıdaki tüm canların kendileri ve yakın akrabalarıyla bütünleşir. Bu bütünleşme sonunda, yüzlerce, binlerce kişi aynı duyguya sahip katarlar oluştururlar.

4 Kasım 2013 Pazartesi

Roz Kohen: Ve yine göç: Nessim Haleva Lübnan'a, Nessim Kohen İsrail'e göçer... İsak Kohen İstanbul'da kalır...


© Roz Kohen - Üstteki foto - Soldan sağa:
Nessim Haleva (16), Nessim Kohen (17)
ve İsak Kohen (18). Fotoğraf 21 aralık 1924'te
İstanbul'da çekilmiş;
arkasına tarihi Nessim Kohen yazmış.
 
© Roz Kohen - Damat Nessim Kohen
ve gelin Tekirdağlı eşi Suzan Altaras
(evlenme tarihleri
1945 sonu veya 1946 başı).
Roz Kohen "Yahudi İstanbul'unu / İstanbul Yahudileri'ni" anlatıyor: İstanbul'da Yahudiler ve Yahudi Yaşamı

[KanalKultur] - Osmanlı Devleti tarihe karışmış, Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş. Bir yıl sonra 1924'te üç delikanlı Nessim Haleva (16), Nessim Kohen (17) ve İsak Kohen (18) beraber yandaki fotoğrafı İstanbul'da çektirmişler...

Üç delikanlının bulunduğu fotoğrafın en önde duranı Varna'da doğup sonradan Lübnan'a yerleşen Estreya Benshoam Haleva'nın oğlu Nessim Haleva (torunu da Victor Haleva'dır ve o, gençliğinde İsrail'e göç eder), babamın teyzesinin oğludur. 1908'de doğmuş...

Fotoğrafın ortasında bulunan delikanlı, amcam Nessim Kohen, 1907'de İstanbul'da doğmuş...

En sonda ve uzun görünen babam İsak Kohen, 1906'da doğmuş... Babamın doğum tarihi konusunda bazı kararsızlıklar vardı. Babam 1906 doğumlu olduğunu iddia ederken, annesi 1905 doğumlu olduğunu söylerdi. Ama ben babamın doğum tarihini daha doğru bildiğini tahmin ediyorum. Çünkü eskiler belki yeni takvimi anlamıyordu...

Yanda görülen fotoğraftaki damat, Nessim Kohen ve gelin, Tekirdağlı eşi Suzan Altaras'tır (evlenme tarihleri 1945 sonu veya 1946 başı).

Amcam Nessim Kohen ve eşi Tant Suzan, İsrail'e göç ettikleri 1956 yılına kadar, babaannem ve dedemle beraber Şishane Mektep Sokak'taki Tevfikiye Apartmanı'nda otururlar.

Amcamın işleri iyi gitmez ve 1956'da 10 yaşındaki oğulları ile İsrail'e göç ederler. Amcam Nessim Kohen, İsrail'de bir konserve fabrikasında işçi olarak çalışır ve 1961 yılında vefat eder.

Amcamın oğlu kuzenim Yuda, annesi Suzan tarafından İsrail'de yetiştirilir. Çok başarılı, iyi bir aile babası ve üretken bir kişi olur... [KanalKultur]

Güneydoğu Bulgaristan'da 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren boşaltılan ve artık harabe olan Müslüman-Türk köyleri

[KanalKultur] - Toplumsal Tarih'in 2008 yılında yayınlanan 175. sayısında dosya konusu II. Meşrutiyet'in 100. yılı vesilesiyle "Temmuz 1908 İlan-ı Hürriyet." Dosya büyük ölçüde Aykut Kansu'nun katkılarıyla oluşuyor. Kansu makalesinde, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Temmuz 1908'de iktidarı ele geçirmesinin bir devrim olduğu tezini öne sürüyor. Ona göre "Klasik bir liberal devrim modeli olarak 1789 Fransız Devrimi örnek gösterilecekse, 1908 Devrimi bir anlamda 'geç kalmış' liberal bir devrimdi."

Aykut Kansu ve Zafer Çeler tarafından Türkçeye çevrilen bir başka değerli çalışma ise Yabancı Basında Türkiye'deki Devrim Sürecinin Görünümü üzerine derlemelerden oluşuyor. Balkan sorunu, Şemsi Paşa'nın katli, Selanik Merkez Kumandanı Nâzım Bey'e düzenlenen suikast girişimi, Jön Türk lideri Ahmet Rıza ile yapılan bir söyleşi, Makedonya'daki halk ayaklanması, İlan-ı Hürriyet gibi kimi kilit olayların yabancı basındaki yansımalarını okurlarla paylaşılıyor.

Necmettin Alkan'ın kaleme aldığı 1908 Jön Türk İhtilalinin Başlamasında Reval Buluşmasının Önemi başlıklı çalışmada Rus Çarı II. Nikolay ile İngiltere Kralı VII. Edward'ın Reval'de buluşup Makedonya sorununu görüşmelerinin Temmuz 1908'de Jön Türklerin harekete geçmesindeki payını ele alınıyor.

Ramazan Çakıroğlu: Yalancı kuluçka ve ayının oğlu

Ramazan Çakıroğlu
[© Ramazan Çakıroğlu - KanalKultur] - O yıl çok kar yağdı. Çocukluğumun on ikinci yaşında, iki günde yağan kar nerdeyse boyuma kadardı. Evimizin çevresinden, ağaçların kırılma sesi geliyordu ara sıra. Eve kovalarla taşıdığımız çeşme yolu bile kürekle zor açılmıştı. Evin önündeki odunluğumuz da kar altında kalmıştı. İlk iş olarak, babam oradan birkaç kütüğü, evin altına çekti, büyük demir çivilerle parçalayıp, odun yaptı. Köpeklerimiz, gün boyu kar altında oynuyor, ısınmak için akşamları birbirine yaslanarak uyuyorlardı. Bereket ki ambarlarımız ağzına kadar doluydu. Çuvallarda ve "herkil" denilen küçük ambarlarda unumuz vardı. Ahşap evimizin odalar dışındaki tavanında da mısırlarımız asılı, bize gülümsüyordu. Günlerce köyün sokağına bile çıkamamıştık. Nedense bu kış, çocuk yüreğim biraz korkmuştu…

Seyyar yapı ustalığı yapan babam ise bari kışın bizimleydi. Her yer kar yağışı altındayken, evin içinde dolaşır, ahırda hayvanlarımıza bakar, dönüşte ince ve keyifli türküler tuttururdu. Annem de ona "Hüseyin, kar yağdı ya, keyiflendin yine" diye takılınca, babam; "Çok kar yağdı. Bu sene çok bereketli geçecek, göreceksin. Bağ bahçe şenlenecek. Buğday mısır, bol olacak." diyordu.

Bense babamın bu keyifli halini başka bir şeye yorumluyordum. Çünkü geçen yıllardan biliyordum. Ne zaman bol kar yağsa, babamın çok sevdiği bacanağı, Ali enişte, alır çifte kırma tüfeğini, av için çıkagelirdi. Bu sefer de "kar yağışı biter bitmez çıkagelecek, gelir gelmez akide şekerlerini, bisküvileri kucağımıza döküverecek" diye düşündüm. Hepimiz onu çok sevdiğimizden olmalı ki, onunla eve bambaşka canlılık gelirdi. Onu uğurlayınca da yüzümüz asılırdı. "Neden gitti sanki?" derdik…

Bu sefer de kar yağışı durdu ama karın erimesi günler aldı. Herhalde Ali enişte de, işlerini yoluna koyup gelemedi. Babam, yalnızlığını köyden insanlarla paylaştı. Bizler de açılan derin çığırlardan, çocuk bedenlerimizle, bir buçuk saat uzaklıktaki okulumuza yeniden yürüdük. Kar eridikçe, ortalık çamura kesti. Çamurlar öbek öbek çizmelerimize yapışıyordu. Bu durumda ayaklarımızın taşınması güç bir hâl alıyordu. Bazen, küçük dereciklerden atlamamız gerektiğinde, hızla adımladığımızda, çizmelerden biri dereciğin diğer yakasına çamura yapışıp kalıyordu. Gülmekle ağlamak arasında süren bu doğa mücadelesinde günler geçip gidiyordu…

Mahmut Karatoprak - Sarı Sabır Çiçekleri



 
Mahmut Karatoprak - "Sarı Sabır Çiçekleri"
Resim ve Desen Sergisi
/ 20 kasım – 15 aralık 2013; Galeri Selvin
[KanalKultur] - Mahmut Karatoprak'ın günlük imgeler ve lekelerin biçim kazanıp anlamlandırıldığı objelerle bezenmiş çalışmaları "Sarı Sabır Çiçekleri" isimli resim ve desen sergisi, 20 kasım – 15 aralık 2013 tarihleri arasında Galeri Selvin'de sanatseverlerle buluşuyor.

Geçmişin koleksiyonundan alınarak kurgulanmış; "herkesin farklı anlamlar yükleyeceği" bir parça – bütün ilişkisi içerisinde göreceği resimler…

Biçim ve düzen olarak yalın, sade, dingin bir o kadar da yalnız kadınlar renkli ve sessizler. Okuyan, arayan, araştıran, yargılayan kadınların fısıldamasında görülüyor, serginin teması...

Toplam 28 kadının ortak sesi olan yaşanmışlık ve farkında olma halini paylaşıyor izleyici. Hep inceleyen meraklılık, ortak çaba gibi durmuyor hiç birinde. Bireysel tek başında olma hali, huzur ortamında öne çıkıyor sanki. Tüm imgelerin, düz satıhları rahatsız etmeden yer almaları izleniyor ve her biri izleyiciyle bunları paylaşıyor...

Mahmut Karatoprak

1953'te Kayseri'de doğdu. 1973'te Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'na girdi. 1978'de Mustafa Aslıer Atölyesi'nden mezun oldu. Aynı yıllar başta Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet, Milliyet Sanat olmak üzere çeşitli gazete ve dergilerde grafik, illustrasyon, karikatür ve strip-bant çalışmaları yaptı.

Üç eseri Basel Plastik Sanatlar ve Karikatür Müzesi'ne kabul edildi.

1978-81 yılları arasında İsviçre (Zurih) ve Almanya'da grafik çalışmaları yaptı. Münih'de Bastei Verlag, Hamburg'da Kelter Verlag'da illüstrasyon, çizgi-roman ve resim çalışmaları yaptı. 1985'de Axel Springer Verlag için çalışmalarda bulundu. Genschpenster Dergisi'nde kapak ve çizgi üretti. 1985'den bu yana Almanya'daki Hörzu Dergisi'nde çalışmaları yayımlandı. 1997'de İstanbul'a döndü. Milliyet, Radikal, Elle, Masion Francoise, Options Dergileri'ne illüstrasyon çizdi.

2002'de Kayseri'de yaşıyor ve halen Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde ögretim görevlisi olarak çalışıyor.

1984 Simavi Vakfı ve İstanbul Belediyesi Özel Ödülleri, 1977 Kültür Bakanlığı Özel Ödülü,1977 ikincilik ödülü Skopje ,1973 üçüncülük ödülü Marostica-İtalya gibi ödüllere sahip. [KanalKultur]

Mahmut Karatoprak - "Sarı Sabır Çiçekleri" Resim ve Desen Sergisi / 20 kasım – 15 aralık 2013; Galeri Selvin, Arnavutköy Dere Sok. No:3, Arnavutköy - Beşiktaş - İstanbul; Tel.: (0212) 263 74 81

Niyazi Öktem: Anadolu Aleviliğinin Tarihsel ve Sosyal Kökenleri

[© Niyazi Öktem - KanalKultur] - Anadolu Aleviliğinin tarihsel ve sosyal kökenleri konusu, günümüzdeki bazı tartışmaların çözüme ulaşması açısından önem taşımaktadır.

Önce tartışmaları ana hatlarıyla ele alalım:

1) Anadolu Aleviliği Orta Asya ağırlıklı bir kökene mi, yoksa Anadolu ağırlıklı öğelere mi dayanmaktadır?

2) Anadolu Aleviliği ayrı bir din midir, yoksa İslam dininin bir yorum biçimi midir? Ayrı bir din ise, bu din nedir? İslam dini içerisinde ise, nerede yer almaktadır? Şia içinde midir? Şia'dan ne oranda etkilenmiştir? Yoksa tamamiyle Anadolu'ya özgü bir yorum mudur? Veya bir senkretizm (bağdaşım) midir? Senkretizm ise, hangi dinlerden, hangi kurumlar getirilmiştir?

3) Anadolu Aleviliğinde, Anadolu kültür yapılarının, etnik öğelerin etkisi mi daha fazladır, yoksa Orta Asya'dan, Horasan'dan, Maveranunehir'den gelen yapıların ağırlığı mı ön plandadır?

4) Anadolu Aleviliğinde olup da, İslam dininin diğer yorumlarında ve diğer coğrafyalarda bulunmayan dinsel kurumlar ve kültler nelerdir? Örneğin tavşan yememe geleneği sadece Anadolu Aleviliğinde vardır. Şia'da, Orta Asya'da, Arabistan'da veya Sünni İslam'da böyle bir yasak söz konusu değildir. Kırklar Meclisi, Miraç olayında Hz. Muhammed'in Aslan kimliğindeki Hz. Ali ile karşılaşması ve başka tür menkıbeler sadece Anadolu Aleviliğinde varken, diğer İslam yorum ve mezheplerinde neden yok? Bu kurumlar acaba Doğu Anadolu'nun ve İran'ın eski dinlerinden mi geliyor?

Yukarıdaki soru ve sorunlara sağlıklı, gerçekçi ve doğru bir çözüm bulabilmek için aşağıdaki hususlara önem vermek gerekir:

Alevilerin, 6. İnanç Önderleri Toplantısı'nda, inanç özgürlükleriyle ilgili yasal düzenlemelere vurgu yapıldı...

[KanalKultur] - Merkezi İstanbul'da bulunan ve Genel Başkanlığını Prof. Dr. İzzettin Doğan'ın yaptığı Cem Vakfı, 2 kasım 2013 tarihinde Bostancı Gösteri Merkezi'nde (Kadıköy - İstanbul) "6. İnanç Önderleri Toplantısı"nı düzenledi.

Toplantı sonucunda alınan kararlar şu şekilde açıklandı:
"6. İnanç Önderleri Toplantımıza 18 ülkeden katılan 5000'i aşkın inanç önderi aşağıdaki konularda oy birliği ile mutabakata varmışlardır.
1- Alevi İslam inancı Allah'ın birliği, Hz. Muhammed'in nübüvveti, ve İmam Ali'nin velayet ve imameti ışığında Kuran ve Ehl-i Beyt'in yolundan gider. Alevilik, Tevhid, risalet, velayet, imamet Kuran ve ahirete inanan İslam anlayışıdır. Bu İslam anlayışımızda kin, nefret, cebir ve şiddete, insanlar arasında ayrımcılık, hor görme, dışlama ve ötekileştirmeye yer yoktur.
Bugün İslam coğrafyasında dökülmekte olan kanlar bu evrensel İslam anlayışından uzaklaşmanın bir sonucudur. Hangi nedenle olursa olsun Allah'ın adına, İslam adına kan dökmenin İslam inancında yeri yoktur.
6. İnanç Önderleri Toplantısına katılan ülkelerin, Ehl-i Beyt dostu temsilcileri olarak İslam dünyasında vahşet ve şiddete sebep olanları nefretle kınıyoruz.
İçinde bulunduğumuz mübarek Muharrem ayının başta Alevi İslam dünyası olmak üzere tüm İslam ve insanlık alemine barış ve huzur getirmesini diliyoruz.
2- Türkiye de yaşayan milyonlarca Alevi'nin bir an önce eşit yurttaşlık haklarına kavuşması, ülkede gerçek anlamda İnanç özgürlüğü'nün hakim olması için yapılacak yasal düzenlemeler ve yürütülmekte olan yeni Anayasa çalışmalarının bir an önce sonuçlandırılmasını beklemekteyiz.
İnanç özgürlükleriyle ilgili yasal düzenlemelerle tanılacak hakların doğru uygulanması güvence altına alınmalı ve hak ihlallerine karşı caydırıcı müeyyideler konmalıdır.
Eşit haklardan anladığımız;
- Devlet bütçesinden inanç hizmetleri için ayrılacak kaynakların, tüm inanç gruplarına adaletle paylaştırılması
- İnanç gruplarının ihtiyaç duyduğu hizmetlerini sürdürecek hizmet erbabını yetişeceği okullar açılması ve hizmet erbablarının sosyal güvenceye kavuşturulması
- Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin zorunlu ders olmaktan çıkarılması ve tüm inançlara eşit mesafede eğitim vermesinin sağlanması
- Tüm ibadethanelerin eşit hukuki statüye kavuşturulması
- Devletin iletişim olanaklarından tüm inançların adil bir şekilde yararlanılması
- Bağlamanın tüm okullarda müzik aleti olarak kabul edilmesidir.
Kamuoyuna saygıyla arz olunur." [KanalKultur]

Süheyla Taşçıer: Kül Siyaseti

Süheyla Taşçıer
[© Süheyla Taşçıer - KanalKultur] - kül siyaseti

ostim
ankaranın gözünün
içine
baka
baka patladı
yandı
kül oldu

çocuk
baba diyemeyecek
ama
külden evleri oldu [© Süheyla Taşçıer - KanalKultur]

Sezen Okur - Orijinal Kur'an Sayfası - Süsleme -

Sezen Okur
- Orijinal Kur'an Sayfası
- Süsleme (Özgün Tasarım) -

2 Kasım 2013 Cumartesi

Settar Birecikligil Sergisi

 
[KanalKultur] - 2005 yılında Gaziantep GRT televizyonu tarafından "Yılın Sanatçısı" seçilen Settar Birecikligil, kişisel sergisiyle 7 – 22 kasım 2013 tarihleri arasında Galatea Art'ta sanatseverlerle buluşuyor.

Sergi, Gaziantepli resim ve heykel sanatçısı Settar Birecikligil'in 1980, 1990, 2000'li yıllarda yapılmış olan eserlerinden oluşuyor.

"Sanatçı bu üç döneminde de, eşyanın estetiğine bağlı kalmayı öncelikli kılan bir anlayıştan yola çıkmış. Estetik anlatım hep ön planda. Var olan herşeyin kendiyle birikte var olan estetiğine inanılır; o araştırılır; ona yorum katılır. Bu anlayışla, anlatımda konu ya da hikaye ya yok ya da arkalarda. Ancak birinci ve ikinci dönem işler de acı, hüzün gibi sanatçının duyguları -heyecanı hissedilebilir. Estetiği, anlık duygulardan da arındırmak gerekir. Üçüncü dönem işlerde bu arındırma amaç edilmiş. Sanat eserinin ömrünü uzun tutan, ucuz hikayeci anlatım ve anlık duygulardan soyutlanmış olmalarıdır."

Settar Birecikligil

1954'de Gaziantep'te doğdu. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü Neşet Günal Atölyesi'ni 1980'de bitirdi. Gaziantep, İstanbul, Datça, Bodrum ve Kaş'ta sergiler açtı. 1980'de Yeni Eğilimler Sergisi'nde (DGSA) ödül aldı. Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği üyesi. [KanalKultur]

Settar Birecikligil Kişisel Sergisi / 7 – 22 kasım 2013; Galatea Art, Asmalımescit Mah. Sofyalı Sok. No: 12/3; Beyoğlu - İstanbul; Tel.: (0212) 245 33 20

 
© Settar Birecikligil