Bu Blogda Ara

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Hasan Gürgenarazili: Den lille Havfrue / Küçük Denizkızı

Hasan Gürgenarazili
[© Hasan Gürgenarazili - KanalKultur] - Yıllardır tatil yapamamaktan şikayetçiydim. Nihayetinde herşeyi ve çalışma masamı olduğu gibi terk-i diyar eyleyip, "lâmekân" bir şekilde kendimi uzaklara attım. Yorulduğum, bunaldığım anlarda, sığındığım yerlerden, limanlardan biri olan Kopenhag'a uzandım. Hani ünlü "Kopenhag kriterleri"nin kayda geçtiği; ardından 2004 yılının aralık ayında AB ile Türkiye ilişkilerinde gelinen noktayı protesto etmek amacıyla "Türkiye'nin yeri Avrupa Birliği mi?" yazılı bir pankartla donatılmış, Afgan kadınlarının giydiği "burka"lara benzer "kara çarşaf" giydirilen, şu "Küçük Denizkızı" adlı heykelin, bulunduğu yere...

Hoş, Nixe'nin ya da "Küçük Denizkızı"nın başına gelen ne ilk ne de son şey değildi bu. Daha sonra, 2007 yılının mayıs ayında ona Esma Abdülhamid adındaki Filistinli türbanlı bir genç kadının 2009'daki seçimlerde Birlik Partisi'nden milletvekili adayı gösterilmesi ve milletvekili seçilirse erkeklerle tokalaşmayacağını, türbanı çıkarmayacağını açıklaması üzerine türban ve tekrar çarşaf giydirildi.

"Küçük Denizkızı", Danimarka'da ulusal bilincin kurgulayıcılarından, Danimarka'yı Dünya'ya açan kültür insanı, "folklorcu" Hans Christian Andersen'in [1805 – 1875] "Den lille Havfrue" / "The Little Mermaid" adıyla 7 nisan 1837'de ilk kez yayınlanan ve Dünya çapında ünlenen, adına Çin'de dahi özel posta pulları çıkarılan masalın aynı zamanda trajik kahramanıdır.

Dönemin kraliçesi, "Küçük Denizkızı" anısına, bu ünlü heykeli yaptırır. Heykel, heykeltraş Edward Eriksen tarafından dört yılda yontulur ve yapımı 1913'te biter. 1 metre 65 santimetre boyundaki bronz heykeli yapmak için Eriksen, balerin olan karısını model olarak kullanır. Fakat masaldaki kahramanın trajedisi, heykele de yansır. 1963'te kafası, 1984'te de sağ kolu koparılan heykel, 1998'de onarılarak orijinal görünümüne tekrar kavuşur. Ve lâkin, kara çarşaftan önce de ona birkaç kez (örneğin 1992'de) iç çamaşırı giydirilir, bir kez boyanır, bir keresinde ise (2003'te) dinamit patlatılarak denize atılır.

Andersen'le tanışmamız, sadece yazdığı ve çocukluğumuzda duyduğumuz, hafızamızın derinliklerindeki masallar aracılığıyla değildir. Bilakis, Osmanlı İmparatorluğu'na yaptığı uzun seyahatini aktardığı gezi raporu "Konstantinopel: De Bazaar van een Dichter" (İstanbul: Bir Şairin Pazarı) (1842) onu bizler için daha da ilginç kılar. Merak edenler, Andersen'in Osmanlı topraklarında seyahat etmek için aldığı "vize"yi Odense'de müze haline getirilen evinde görebilir.

Yeri gelmişken hemen hatırlatayım, 2005 yılı, "Kurşun Asker", "Kibritçi Kız", "Çirkin", "Kırmızı Ayakkabılar", "Kral'ın Yeni Elbisesi" gibi masallarını da bildiğimiz ve eserleri 150 dile çevrilen, 168 masalın yazarı Andersen'in "200. Doğum Yılı / Andersen Yılı" olarak Danimarka'da çeşitli kutlamalara aracılık ediyor. Kraliçe Margrethe II'nin yazarın doğduğu yer olan Odense'de müze halinde kullanılan evini ziyaretiyle başlayan kutlamalar, Kopenhag'da "Parken Stadı"nda da devam etti. Halen Andersen'le ilgili değişik etkinlikler sürüyor.

Nixe, tüccar denizci devletlerin gemicilerinde çok yaygın bir kült. İsa'dan önce 8. yüzyılda Küçük-Asya'da yaşayan İonialı ozan Homer'den bugüne edebiyat metinlerine de nakşedilir. Homer'in Odyssee'sindeki Sirene'ler, seslerini uzaktan duyan ve büyülenen gemicileri, çıldırtarak ölüme götüren, gemilerin kayalıklara vurmasını sağlayan yarı insan - yarı balık, insanüstü varlıklar olarak yer alır. Balıkçılar arasındaki söylencelere de yansıyan Nixe, dalgaları etkiler, balık ağlarını bozup, balıkları serbest bırakır. Sonraları İrlanda'da, Hollanda'da, Danimarka'da ve Almanya'da söylencelerin yaygın olduğu Loreley'de denizkızları denizcilerin ve balıkçıların korkulu rüyaları olur.

Oysa iki örnek alışılmışın dışındadır. Varşova'da bir süre kent açıklarında yaşayıp şarkılar söyleyen; balıkçılarla arası pek hoş olmayan, ama büyüleyici sesiyle kent halkının gönlünde taht kuran; bir tüccarın hışmına uğrayıp mutsuz olan, ardından kenti terkeden; fakat sürekli kentin koruyucusu kalan "Syrena" ile Kopenhag'taki "Den lille Havfrue". Bunlar bulundukları kent ile özdeşleşen ve hatta ünleri ülke dışına dahi taşan örneklerdir, aynı zamanda.

Kopenhag'ın sembolü ve Hans Christian Andersen'in ünlü masalı "Den lille Havfrue" ya da "Küçük Denizkızı"nın trajik öyküsü, "Syrena"yı kat kat aşan bir şekilde Dünya'yı dolaşıyor.

Denizlerin dibinde ve yeryüzünde yaşayan iki halk vardır. Yeryüzünde yaşayan insanların ömrü kısadır, deniz dibinde yarı balık - yarı insan şeklinde yaşayanlarınki uzun, 300 yıldır. Ancak, buna rağmen, insanlar ölümsüz ruha sahiptir. Deniz dibindeki halktan biri öldüğünde, geriye ondan sadece köpük geriye kalmaktadır . İstisnai bir şekilde, yarı balık – yarı insan biçimindeki deniz halkından birisi, bir insan ile evlenirse, onun ruhundan bir parça alır ve ruhu ölümsüzleşir.

Deniz dibindeki şatoda Kral, Kral'ın annesi ile altı kızı beraberdir. Kızlardan en küçüğü hepsinden güzeldir. Kızlar onbeş yaşına geldiklerinde deniz dibinden çıkıp, ay ışığında yeryüzünü görüp, gemileri izler, geri gelirler. En güzeli olan küçük kardeşlerinin büyük annesi de soylu olduğu için onun balık şeklindeki kuyruğuna 8 istiridye iliştirilir.

"Küçük Denizkızı" onbeşine geldiğinde yeryüzünü merak eder, ay ışığında üç direkli bir geminin yanında denizin üzerine çıkar. O esnada aniden oluşan fırtına sonucunda, gemi batar. Gemideki genç Prens'i, azgın dalgalardan kurtarır ve sahile çıkarır, yeniden denizin diplerine döner. Onu unutamaz, geceler boyunca, Prens'in sarayının olduğu yerde, ay ışığında, su yüzüne çıkar ve onu görmek ister.
Kendisine yardımcı olacağını düşündüğü bir kişi vardır, o da Deniz Cadısı'dır. Yardım etmesi için ona gider. Deniz Cadısı, Küçük Denizkızı'na bacak verecektir, ancak, her adım attığında keskin hançer üzerinde yürür gibi acılar hissedecektir. Karşılığında çok beğendiği güzel sesini ister ve Küçük Denizkızı'nın dilini keser. Kendi kanını damlattığı sihirli içeceği verir. Küçük Denizkızı, onu içer. Kendine geldiğinde ayakları olur. Ve Prens yanı başındadır. Saraya alınır, fakat konuşamaz. Güzelliğine, alımlı olmasına ve yürüyüşüne herkes imrenir. Geceleri el-ayak çekilip, cümle âlem uyurken, acılardan yanan ayaklarının acısını dindirmek için deniz suyuna girer.

Prens, herşeye karşın onu eş olarak görmez ve ona kardeşi gibi davranır. Komşu devletin Kral'ının güzel kızıyla evlenmek ister. Evlenmeye giderken Küçük Denizkızı'nı da beraberinde götürür. Ve Küçük Denizkızı, gelinin duvağını taşır. Bilir ki, son kez Prens'i görmektedir. Durumdan haberdar olan kız kardeşleri, Deniz Cadısı'na gidip yardım ister. Cadı, özel bir hançer yapar. Der ki: "Eğer hançer, Prens'in kalbine saplanırsa Küçük Denizkızı kurtulur, yapamazsa ölür. Denize geri dönebilmesi için, Prens'in kanının ayaklarına damlaması ve tekrar balık kuyruğunun olması gerekir."

Kız kardeşleri, hançeri Küçük Denizkızı'na iletir. Ancak, Prens'in kalbine saplayamaz bir türlü, zira onu sevmektedir. Uyuyan Prens'in alnından öper, hançeri denize atar. Biraz sonra, dışarıda denizden güneş doğarken, kısa bir an içinde vücudunun değiştiğini görür. Yok olur, havaya karışır.

Küçük Denizkızı'nın makûs talihi, bronzdan heykeli yapılıp deniz kenarına kayalıklar üzerine oturtulmasıyla değişmez, devam eder. Artık, bronz heykele dönüşmüş bir halde, Nyhavn'ın gürültüsünden uzakta, parkın uzak bir köşesinde, denizin içinde, sahile çok yakın kayalıkta, tek başına oturup, ulaşamadıklarını seyreder gibidir. Deniz azgınlaştığında, dalgaları ayaklarını döverken, kayalara çarpan azgın dalgaların kabaran beyaz köpükleri, ona can verip, acılarını dindirirken, havaya karışır. Dikkatli bakıldığında, oturduğu kayalıkların hemen altında istiridyeler bulunduğu görülebilinir.

Lâkin halk arasında oluşan yaygın kanı onu şimdilerde daha da önemli kılıyor. Her kim ki, ona elleriyle dokunursa, ona uğur getirecektir. Batıl itikatlarım yoktur, ama itiraf etmeliyim ki, Kopenhag'da, kentin simgesi Nixe'ye dokunmak bana hep uğur getirmiştir. [© Hasan Gürgenarazili - KanalKultur]

[ilk yazım 28 eylül 2005; yeniden gözden geçirme 15 mart 2008]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder