Perişan Baba, 19. yüzyılda yaşamış önemli Bektaşi şairlerindendir. Asıl adı Mehmed Ali, mahlası ise Perişan’dır. Bektaşi geleneği içerisinde hem şair hem de dedebaba olarak önemli bir yere sahiptir.
Turgut Koca, Perişan Baba’nın, Selanikli Hasan Baba’nın
ardından, Hacı Bektaş Dergâhı’nda dedebabalık makamına oturduğunu, 1884 yılında
Hacı Bektaş Tekkesi’nde vefat ederek buraya defnedildiğini belirtmektedir.
Ayrıca İstanbul’daki Eryek (Erikli Baba) Dergâhı’nda kendisine nispet edilen
bir makam ziyareti bulunduğunu da kaydetmektedir.
Abdülbâki Gölpınarlı ise Perişan Baba hakkında farklı bir
kronoloji aktarır. Gölpınarlı’ya göre, Hacı Hasan Dede Baba’nın ardından bir
süre Hacı Bektaş Tekkesi’nde dedebabalık yapan Konyalı Perişan Mehmet Dede
Baba, bu görevden ayrıldıktan sonra bir müddet seyahat etmiş, daha sonra
Yedikule’deki Bektaşi Tekkesi’nde ikamet etmiş ve 1875 yılında Hacıbektaş’ta Hakk’a
yürüyerek orada sırlanmıştır. (Abdülbâki Gölpınarlı, Alevî-Bektâşî Nefesleri,
2. bs., İstanbul, 1992, s. 17).
Şevki Koca, Perişan Baba’nın hayatını ve Bektaşilik
tarihindeki yerini daha ayrıntılı biçimde ele alır. Ona göre, 1875 yılında
Selanikli Hasan Dedebaba’nın Hakk’a yürümesi üzerine dedebabalık makamına,
Eryek (Erikli) Baba Dergâhı postnişini olan Hafız Mehmed Ali Perişan Baba
getirilmiştir. Her ne kadar Konya kökenli olarak tanınsa da, aslında
İşkodralıdır.
Turgut Koca’dan hareketle, Şevki Koca’nın
değerlendirmesine göre, Perişan Baba, 1826 öncesi Bektaşiliğin özgün yapısını
savunmuş; dedebabalık makamının Osmanlı Sarayı tarafından denetlenmesi ve
yönlendirilmesine karşı çıkmıştır.
Buna karşılık, Saray çevreleriyle yakın ilişkiler içinde
bulunan Mehmed Ali Hilmi Baba, Perişan Baba’nın dedebabalığını tanımamış ve
Bektaşi tarikatındaki ilk önemli ayrışmanın temelleri bu süreçte atılmıştır.
II. Abdülhamid’in desteğini de arkasına alan Mehmed Ali Hilmi
Baba’nın dedebabalık makamını talep etmesi üzerine, Nakşibendi tandanslı bir
Bektâşîliğin ortaya çıkmasından ürken Perişan Baba, Hicrî 1300 yılı sonunda
makamdan çekilerek eski görev yeri olan Kazlıçeşme Eryek Baba Dergâhı’na yerleşmiştir.
Ertesi yıl, Hicrî 1301’de yeniden Hacı Bektaş – Pirevi’ne dönen Perişan Baba, burada
Hakk’a yürümüş ve Hazret Avlusu’na defnedilmiştir.
Şevki Koca’ya göre, bu gelişmelerin ardından Bektaşilik
iki farklı tasavvufî anlayış doğrultusunda yoluna devam etmiştir:
Perişan Baba’nın takipçileri “Vahdet-i Mevcûd”, Hilmi
Baba’nın takipçileri ise “Vahdet-i Vücûd” anlayışını benimsemiştir.
Bu iki yaklaşım arasındaki görüş ayrılığının farklı
biçimlerde günümüze kadar sürdüğü ifade edilmektedir.
Perişan Baba çizgisini takip edenler “Harâbâtî”, Hilmi
Baba ekolüne bağlı olanlar ise “Müteşerri” olarak anılmaktadır.
Dâr-ül-emânımız Şâh-ı Necef’den
Tarîk-ı müstakîm dervîşânıyım
Tekye-i aşk içre ders-i Aref’den
Öğreden üstâdın Câvidânıyım
Sevmişem bir lebi kand ü sükkeri
Derd ü belâsından dönmezem geri
Râhına koymuşam cân ile seri
Sanma bu sevdânın peşîmanıyım
Dâim bir mahbûbun medhinde yektâ
Olduğum bilirler ârif ü dânâ
Perîşân olduğum bilirler ammâ
Bilmezler ki kimin perîşânıyım
Kaynaklar
Abdülbâki
Gölpınarlı: Alevî - Bektâşî Nefesleri. İnkilâp Kitabevi, (2. Baskı) İstanbul
1992: 17.
Şevki Koca: Es-Seyyid Halife Koca Turgut Baba Divânı.
İstanbul 1999.
Şevki Koca: “Şâhkulu Bektâşi Dergâhı’nın Son Babagân
Postnişinleri ve Bektâşîlerin Zor Yılları (1826-1953) (I)” Cem Dergisi, 36 (2002)
124: 19-23 [22].
Şevki Koca: Bektaşilik ve Bektaşi Dergâhları, Cem Vakfı
Yayınları, İstanbul 2005.
İsmail Engin [07 Aralık 2010; KaKuTS - KanalKultur]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder