[İsmail Engin] Yaşlılık; biyolojik yaşlanmanın sonucu ya da yaşam döngüsünün son aşaması olduğu gibi, toplumsal ilişkiler içerisinde şekillenen bir konum aynı zamanda ve kronolojik bir kategori olarak yaş; deneyim, bellek, bilgi, bakım, söz hakkı ve toplumsal tanınma ile anlam kazanıyor. Bununla birlikte, yaşlı olmak, her zaman bilgi sahibi olmak; bilgi sahibi olmak da otomatik olarak otorite sahibi olmak anlamına gelmiyor. Yaşlılığın toplumsal konumu, bireyin ait olduğu kültürel ve dini çevre içerisinde şekilleniyor.
Baştan ifade edilmelidir ki; Alevi antropolojisi, yaşlılığın anlamını kendi özgül toplumsal, tarihsel ve ritüel bağlamı içerisinde yeniden düşünmeyi mümkün kılıyor. Yaşlıların ne kadar yaşadıklarına değil; sahip oldukları deneyimlerin, bilgilerin ve ilişkilerin topluluk içerisinde nasıl bir değer kazandığına bakıyor.
Yine vurgulanmalıdır ki; Alevi antropolojisi, Alevi toplulukları homojen bir yapı olarak ele almıyor. Bölgesel farklılıklar, ocak ilişkileri, kentleşme, göç, eğitim, kuşak farklılıkları ve diaspora deneyimleri Alevi pratiklerinin ve kimliklerinin farklı biçimlerde yaşanmasına yol açıyor. O nedenle, yaşlılığı ve otoriteyi konu edinirken amacı, bütün Aleviler için geçerli tek bir yaşlılık modeli ortaya koymak değil, farklı Alevi bağlamlarında yaşlılığın nasıl anlamlandırıldığını ve deneyimlendiğini araştırmak oluyor.
Alevi antropolojisi açısından yaşlılık, toplumsal yaşamın dışında kalan pasif bir dönemin dışında;. Alevi belleğinin üretildiği, korunduğu ve yeni kuşaklara aktarıldığı bir alandır. Bu bağlamda, yaşlılar, geçmiş ile bugün arasında aracılık eden; yaşanmış deneyimleri, ritüel bilgileri ve topluluk değerlerini taşıyan aktörlerdir.
Ancak, Alevi antropolojisi, konuyu ele alırken, yaşlıların ne bildiğinden çok, bildikleri şeylerin hangi koşullarda geçerli bilgi olarak tanındığı ve ne zaman kültürel ve / veya dinî otoriteye dönüştüğü sorusundan hareket ediyor. Ona göre; bilmek, tanınmak ve otorite sahibi olmak farklı şeylerdir ve dernek idarecileri “henüz” “seçilmiş kültürel otorite” olarak değerlendirilebiliyor.
Açıkça ifade edilmelidir ki; yaşlı kişi geçmişe, ritüellere, aile tarihine veya toplumsal ilişkilere dair geniş bilgi birikimine sahip olabilmekle birlikte, bu bilgi gençler, aile üyeleri, topluluk veya ritüel aktörler tarafından dikkate alınmadığında kültürel - dinî otoriteye dönüşmeyebiliyor. Zira, “otorite”, toplumsal veya dinî olarak tanınan ve sürekli yeniden müzakere edilen ilişkisel bir konumdur ve yaşlılığın kültürel ve / veya dinî otoriteye dönüşmesi, yaşın kendisinden değil, belirli bilgi biçimlerinin toplumsal - dinî olarak tanınması, meşru kabul edilmesinden kaynaklanıyor.
devamına şu bağlantıdan ulaşabilirsiniz :
Alevi Antropolojisi ile Yaşlılığın ve Otoritenin Yeniden Düşünülmesi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder