Bu Blogda Ara

29 Aralık 2018 Cumartesi

Sabri Çakır: İnsanbilimci Bozkurt Güvenç'in Ardından…

Prof. Dr. Sabri Çakır
[© Sabri Çakır - KanalKultur] 10 Aralık 2018 Dünya İnsan Hakları Günü’ydü. İnsanın doğuştan sahip olduğu kişisel hak ve özgürlükleri tanımlayan, her insanın yasa önünde eşit olduğunu, işkenceye, kötü işleme ve onur kırıcı yaptırımlara/cezalara tabi tutulamayacağını duyuran ve kabul eden önemli bir gündü. İnsanın hak, hukuk, adalet ve özgürlüklerinin korunması gerektiğini savunan böylesine anlamlı bir günde Türkiye’de de bir insanbilimci / antropolog daha bu izbe dünyadan geçip gitti. Kimileri göçüp gitti, kimileri ebediyete göç etti, kimileri Tanrı’ya erişti, kimileri de öbür dünyaya göçtü, elini ayağını çekti derler ölenlerin ardından. Bu gibi ifadeler, özlü ve anlamlı sözler ölümü bir yok olma, bir son olarak algılamayıp tam tersine onu, sonsuzluğa geçiş noktası, mekân değiştirme (göç), taşınma olarak düşünüldüğünü göstermektedir.

Ama en önemlisi de geriye ne bıraktı sorusudur insanların kafasında dolaşan! Ölenin ardından yapılan cenaze merasimi, yas / matem törenleri, anma etkinlikleri, dinsel ritüeller vb., hep geride bırakılan her ne ise ona göre biçimlenir, yoğunlaşır ve duyurulur. Bizim toplumumuzda genellikle zenginlik (maddi), ün, unvan, saygınlık, iyilik-kötülük, siyasal kimlik; kısaca ölen kişinin toplumsal konumu ve rolleri bu uğurlama / yolcu etme törenlerinin, yapılan uygulamaların yoğunluğunun artıp eksilmesinde en önemli değerler, etkenlerdir.

Nerde ise cumhuriyetimizle yaşıt bir insanbilimci Bozkurt Güvenç; bu değerlerden hangisine daha yakındı ve onun kimliğini, kişiliğini, toplumsal konumunu, kısacası 92 yıllık ömrünü hangi etkenler biçimlendirmişti?

Kısa da olsa gördüğüm, tanıdığım, derslerimde (Sosyal Antropolojiye Giriş), çalışmalarımda, insanbilimsel değerdeki yapıtlarından yararlandığım Bozkurt Hoca, Atatürk Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği gerçek anlamda bir bilim insanı, bir aydındı. Öncelikle mimardı, sonra antropolog ve bir kültür bilimciydi… Onu biçimlendiren, değerine değer katan, tanıtan zenginliği geleceğin antropologlarına ve eğitimcilerine kültürel kalıt / miras olarak bıraktığı özgün yapıtları ve araştırmalarıydı. Bu yapıtların temelinde, insanın / insanlığın toplum yaşamında ürettiği, yarattığı kültür, insan ve değişme kavramları vardı. Onun için de ilk yapıtının başlığını, ünlü antropolog B.Malinnowski’nin İnsan ve Kültür yapıtına benzer biçimde İnsan ve Kültür: Antropolojiye Giriş olarak koymuştu. Ülkemizin sosyo-politik yapısının çalkantılı olduğu 1972’li yıllarda Türk Antropolojisi bu yapıtla tanışıyordu. Antropolojinin (insanbilimin) nasıl bir bilim olduğunu, kuramını, kavramlarını ve yöntemini formüle eden bu yapıt, öncekilerden çok farklı ve sistemliydi. Türkiye üniversitelerindeki klasik antropoloji bölümlerinden- ilki DTCF’deki Antropoloji Bölümü, ikincisi de İ.Ü Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü- çok farklı bir yapıda kurulan ve sadece lisansüstü eğitim veren H.Ü. Antropoloji Bölümü’nün kurucusuydu o. Ondan çıkan bu nefes, bu ses insanı ve onun yarattığı kültürü konu edinen bir bilimin, başvuru/referans kaynağı yok algısının silinmesinde etkin rol oynamıştır denilebilir.

Bozkurt Güvenç ve eserleriyle ilgili konuşmak, yazı yazmak, eleştiri yapmak o denli kolay değildir. Çünkü o, çok mükemmeliyetçi, sakin, sessiz, zamanı çok iyi kullanan, mesleğinin ve araştırıp yazmanın tadını çıkaran bir izlenim bırakmıştı ben de. Bir şahsı, bir insanı, bir bilim adamını eleştirmek için ondan daha iyisini yapmanız gerekir ki onu ve yapıtlarını eleştirebilelim! Bu yolda yürüyen gençlere önerim, bilgi sahibi olmadan uslamlama yapmamalarıdır. Ama bu demek değildir ki, zamanla yazdıkları, araştırdıkları, söylemleri hakkında konuşulmayacak, yazılıp çizilmeyecek…

Yakınında olmayan, çalışmalarını bir meslektaş sorumluluğu ile uzaktan izleyen bir sosyal bilimci olarak çok yapıt ürettiğini, “kendini bilmeyen”, “kendini tanımayan” insana bu yapıtları aracılığı ile yanıtlar vermeye çalıştığını söyleyebilirim. İlk çağlardan beri kendini bilmenin, tanımanın yolu, yöntemi de antropolojiyi bilmekten, öğrenmekten geçtiğini bu işle uğraşanlar bilirler. Bu nedenle insanoğlunun yaşam sürecinde, “ kendini bilmek” en yüce erdemlerden biri sayılmıştır.

Bozkurt Hoca, “İnsan nedir, kimdir o insan?” başlıklı makalesinde bilenle bilmeyeni, bu erdemi, yüceliği bakın nasıl anlatıyor:

“O ki, bilmiyor ama biliyor bilmediğini çocuktur, onu eğitin(yetiştirin).
O ki, bilmiyor ama bilmiyor bilmediğini cahildir, ondan uzakça durun.
O ki, biliyor ama bilmiyor bildiğini belki uykudadır, onu uyandırın.
O ki, biliyor ama bildiğini bilge kişidir, onu izleyin.” (Varlık, Ekim 1989)

Güvenç Hocam, kendini bilmenin, tanımanın, anlamanın önemini bu dizelerle ifade etmeye çalışmıştır. Bu dizeler antropolojinin, bilenle bilmeyenin eşit olmayacağını, eğitimin, öğrenmenin insan ve toplum için ne denli anlamlı olduğunu bize anlatmaktadır…

Demokrasinin rayından çıktığı, kültürel kutuplaşma ve çatışmaların yaygınlaştığı siyasal ortamda, Bozkurt Güvenç’in Kültür ve Demokrasi, Kültür ve Eğitim gibi yapıtlarının okunup anlaşılmasının tam zamanıdır diyorum. Böylece toplum, kendisi gibi düşünmeyen, aynı ideolojiyi, aynı kültürü paylaşmayan, kendinden olmayanı ötekileştirmeyen insanlarla birlikte ortak değerler ekseninde birleşir ve birlikte yaşam sürmeyi öğrenir.

Bir asra yaklaşan ömrünü öğrenmeye, öğretmeye, araştırıp yazmaya, toplumu aydınlatmaya adayan Bozkurt Güvenç, Türk Antropoloji Tarihi’nde layık olduğu yeri alacaktır. Geleceğin antropologları, sosyolog ve psikologları, kısaca sosyal bilimcileri onun yapıtlarından, söylemlerinden çok şey öğreneceklerdir…

Yapıtları, yetiştirdiği/yönettiği öğrencileri ile Türk antropolojisine yaptığı katkılar hiçbir zaman unutulmayacak olan İnsanbilimci Bozkurt Güvenç’ i burada saygı, minnet ve rahmet duygularıyla anıyoruz…

* Prof. Dr., Antropolog-Sosyolog

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder