Bu Blogda Ara

Yükleniyor...

19 Nisan 2016 Salı

Sabri Çakır: Köy Enstitüleri Gerçeğinin Düşündürdükleri...

Prof. Dr. Sabri Çakır
[© Sabri Çakır - KanalKultur] - Bugün 17 Nisan… Çok önemli ve anlamlı bir gün; çünkü 17 Nisan 1940’ta “Köy Enstitüleri” adıyla yeni bir eğitim modeli, yeni bir eğitim projesi eğitim / öğretim sitemimiz ve toplum yaşamımızda yerini alıyor. Kurucuları devrin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç ve arkadaşlarıdır.

Kuruluşundan günümüze 76 yıl gibi uzun bir zaman geçmiş olmasına karşın bugün hala onu özlüyor, ilkelerinden, başarılarından, Türk eğitim tarihi ve yazınına kazandırdıklarından söz edebiliyoruz. Bunun nedeni ise sistemin temelini oluşturan felsefenin, düşüncelerin, ideallerin çok güçlü ve yıkılmaz oluşudur.

Cumhuriyetin en önemli kurumlarından biri olan Köy Enstitüleri için devrin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü şu sözleriyle onun anlam ve önemini belirtmektedir:

“Köy Enstitülerini Cumhuriyetin eserleri içinde en kıymetlisi ve en sevgilisi sayıyorum. Köy Enstitülerinden yetişen evlatlarımızın muvaffakiyetlerini ömrüm oldukça yakından, candan takip edeceğim.”

Ne yazık ki İnönü’nün ömrünün yetmesine karşın Cumhuriyetin en önemli eğitim kurumunun ömrü yetmemiş; yine kuruluşunun onuncu yılında, 17 Nisan 1950’lerde devrin sözde demokrat ve halkçı iktidarının baskısı ve zorlamasıyla kapatılmıştır!

Türk Eğitim Tarihi ve eğitim sisteminde unutulmaması / unutturulmaması gereken kurumların başında gelmekteydi Köy Enstitüleri gerçeği! Ne yazık ki o da Cumhuriyetin öteki kurumları, anma günleri ve bayramları gibi unutturuldu; halkın bilincinden silinmeye çalışıldı. Çok kısa sürede kurucuları, yetiştirdiği eğitmenleri, öğretmenleri, yazarları çizerleriyle Türk toplumunu, Türk köylüsünü karanlıktan aydınlığa çıkartmaya çalışan; halk katmanlarını cehaletten kurtarmayı; köyünü, köylüsünü sevdirmeyi ve üretken insan yetiştirtilmeyi amaçlayan Köy Enstitüleri yarım kalmış, tamamlanmamış bir proje, bir modeldir.

Her 17 Nisan geldiğinde, Köy Enstitüleri’nin bu ülkenin köylüsünün eğitim-öğretim sorunlarının çözümünde kısa sürede neler yaptığını bilenlerin içi burkulmaktadır. Halkın, köylünün çocuklarını öğretmen yapıp yine kendi köyünde zorunlu olarak görevlendirmeyi amaçlayan bir eğitim kurumun kapatılması hangi politik, hangi dinsel, hangi feodal nedenlerle olursa olsun akıl, bilim ve çağdışı bir uygulamadır.

Avrupa ve ABD’de uygulanan “Yaparak, Yaşayarak Öğrenme Kuramı”nı, Türkiye coğrafyasında hayata geçiren ve sosyo-kültürel yapımıza en uygun bir eğitim modeli olan Köy Enstitüleri, Türk köylüsünün eğitim aracılığı ile değişimini, gelişmesini, kalkınmasını ve toprağında tutulmasını amaçlamaktaydı. Bir başka söyleyişle, Köy Enstitüleriyle önceki dönemlerdeki öğretmen/eğitmen yetiştiren okullar arasında çok önemli bir nitelik farkı vardı. O da Köy Enstitülerine eğitim alanında yüklenen sorumluluk çok yönlü, çok ağır ve anlamlıydı. Eğitimin temel amacı uygulamaya, üretime yönelik insan ve öğretmen yetiştirmekti. Yani “eğitim, üretim içindir” ilkesi, enstitülerin temelindeki anlayış ve farklılığı oluşturmaktaydı. Bu erekle ülkenin okuma-yazma oranını ve eğitim düzeyini yükselterek üretime dayalı kalkınmayı sağlamak, toplumsal yaşama birlikte bakmayı öğretmekti.

M. Kemal Atatürk’ün “Eğitimin niteliği, bilgi değil, bilimselliktir; niceliği ise tek okumaz yazmaz kalmayıncaya değin okutmaktır, eğitmektir.” görüş ve anlayışını benimseyen cumhuriyetçi, genç ve devrimci kadro, büyük çoğunluğu köylü olan ve aynı oranda okuma yazma bilmeyen köylü toplumunu kısa yoldan ve en erken zamanda okuryazar yapmak istiyordu. Bunun da ötesinde, köylü çocuklarını köylerinde mutlu yaşatacak, tüketici değil üretici olacak biçimde yetiştirmeliydi!

Bu proje, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti halkını tümüyle çağdaş ve tüm anlam ve biçimiyle uygar bir toplum durumuna getirme projesi idi. Yine genç ve dinamik cumhuriyet kadrosu, halkın henüz anlamadığı demokrasi kavramının içinin doldurulması ve halk katmanlarına, köylü toplumuna yaygınlaştırılması gerektiğinin farkındaydı. Halkın, kendi çıkarı için kendi kendini yönetme iradesi olarak sunulan demokrasinin ya da halk yönetiminin gerçekleşmesi için de çok yönlü yetişmiş, özgüveni gelişmiş, karşılaştığı sorunu çözebilen yetenekli ve zeki köy çocuklarına gereksinim vardı. İşte Köy Enstitüsü efsanesinin gizemi bu noktada düğümlenmekteydi!

Ne var ki Cumhuriyet Devrimi’nin en önemli yeniliği, en önemli başarısı olan bu kurum toprak ağalarının, şeyhlerin, aşiret reislerinin, din bezirgânı yobazların istem ve iktidara baskıları sonucu amaçlarını, işlevlerini gerçekleştirmeden kökünden sökülüp atılmıştır.

Aradan 76 yıl geçmiş, 17 Nisan 1940’ta kurulmuş olan ve uzatmalarıyla 12-13 yıl Türk Eğitim tarihine altın harflerle yazılarak binlerce üretken eğitmen/öğretmen yetiştirmiş Köy Enstitüleri bugün artık anılmaz olmuş! Ne kuruluş nedenleri, ne kuruluş tarihi ve ne de yapıp ettikleri Türk halkının bilincinden silinmek istenmiş ve ne yazık ki bu da başarılmıştır.

Osmanlı’dan gelen “kamucu eğitim” ve “tüketici memur tipi” yerine, toplumun gereksinmelerini karşılayabilecek, kişiliğin gelişmesine önem veren bir eğitim-öğretim kurumu, sırf halkın aydınlanıp uyanmasından korkanların Demokrat Parti ile yaptıkları pazarlık sonucu, bir daha açılmamak koşuluyla kapatılmıştır. Hâlbuki duvar ören, tarım yapan, marangozluk, demircilik yapan, aynı zamanda dünya klasiklerini okuyan ve bir müzik aleti çalarak ruhunu güzelleştiren mutlu köy çocukları, ancak böyle bir eğitim aracılığı ile kendi köyüne, kendi halkına daha iyi hizmet verebilirdi!

İşte bu erekle, bu idealle kurulan Köy Enstitüleri, Türkün değişmez Önderi M. Kemal Atatürk’ün “Köylü milletin efendisidir” söylemini yaşama geçirecek bir toplumsal kalkınma, ilerleme ve modernleşme projesiydi. Ne var ki bugün olduğu gibi halkının, çocuklarının, gençlerinin aydınlanmasını, bilinçlenmesini istemeyen cumhuriyet ve devrim düşmanları, bu köklü eğitim-öğretim kurumlarını birer “Komünist yuvası” ilan ederek yok olmalarını sağlamışlardır..

Cumhuriyetimizin, Köy Enstitüleri gibi birçok kazanımını, bayramlarını, anma etkinliklerini “90 yıllık enkazı kaldırdık…” diye övünenlerin, her konuda, her alanda yaptıkları, Türkiye’yi, Türk toplumunu ne hale getirdikleri ortadadır. Her yurttaşımız her gün bu olayları görüyor, yaşıyor; acılarını çekiyor, çok söze gerek yok!

Köy Enstitülü bir kız öğrencinin bir iş gecesini dile getirdiği iki dörtlük bize çok şey anlatacaktır sanırım. Gelmişi geçmişi ve geleceği ile tüm halkımızın 17 Nisan Köy Enstitüleri Kuruluş Bayramı kutlu olsun.

Bir gece mehtapta saman taşıdık
Mehtabın güzelliği derde dermandı
Güzel bir gecede iş hayatı yaşadık
Ah gönlüm, o geceyi bir bayram sandı.

Küfeler, teskereler gidip gelirken
Sabah, istemezdim gece mehtapta
Altın ay göklerden bize gülerken
Daha fazla çalışmak isterdim hatta. [© Sabri Çakır - KanalKultur]

* Prof. Dr., Antropolog - Sosyolog

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder