Bu Blogda Ara

22 Şubat 2014 Cumartesi

Halil Atılgan: Avşarlarda Halk Musikisi

Dr. Halil Atılgan
[© Halil Atılgan - KanalKultur] - Mitolojide Türklerin atası Oğuz Han'dır. Türk mitilojisine göre, Oğuz Han'ın: Gün Han, Ay Han, Yıldız Han, Gök Han, Dağ Han, Deniz Han adlarında 6 oğlu vardır. Her oğul Oğuz Han'a dört torun verir. Torunların toplam sayısı 24'tür. Bunların 12'si Bozok'lardır. Sembolü yaydır. Diğer 12'si de Üçoklar'dır. Sembolü oktur. Oğuz Han'ın altı oğlundan meydana gelen 24 torun, 24 Oğuz boyunun meydana gelmesini sağlar. Bugün ülkemizde yaşayan Türklerin 24 Oğuz boyundan birine mensup olduğu görülür. Anadolu'da birçok yerleşim birimi adını da 24 Oğuz boyundan almıştır. Yüreğir, Avşar, Karkın, Bayat, Eymir, Dodurga ve Kınıklar yerleştikleri yerlere adını veren 24 Oğuz boyundan sadece birkaçıdır.

"Avşar'a gelince; 16.yy'a ait Oğuz boylarının yer adları sırasında Kayı boyundan (94 yer adı) sonra ikinci sırada gelen (86 yer adı) ve Anadolu'nun Türkleşmesinde birinci derecede rol oynayan büyük bir boydur. Türkiye ve İran'da kalabalık oymakları bulunan Avşarlar, hükümdar çıkarmış 5 boydan birisidir[1]."

Avşarlar: 11. yy.dan bugüne kadar adını duyurmayı başarmıştır. Bu boy: Oğuzların Bozok kolundan Yıldız Han'ın dört oğlundan en büyüğü olan Avşar'ın soyundandır. Dede Korkud Destanı'nda Oğuzeli diye geçen Sir-Derya bölgesinde yaşamışlar. Büyük göçle Huzistan ve Horasan yoluyla Irak'a, Suriye yoluyla da Anadolu'ya gelmişler. Anadolu'nun dışında; İran, Azerbaycan, Irak, Türkmenistan, Afganistan ve Suriye'ye kadar yayılmışlar. Avşarlar, Oğuz'un öteki torunları Kınık ve Kayılar gibi devlet kurmuş, ünlü hükümdarlar, devlet adamları yetiştiren bir boy olarak tarihe geçmiştir.

"İslamiyet'in kabulü ile birlikte özellikle Gazneli Mahmud zamanında Oğuzlar'a Türkmen denmeye başlanmış. Türkmen, Müslüman olan göçebe Oğuzlar'ın ikinci adıdır. Malazgirt Savaşı'ndan sonra, Anadolu'ya diğer Türkmen boylarıyla beraber göç eden Avşar Türkmenleri, Anadolu Selçuklu Devletinin uç bölgelerine yerleştirilmişlerdi.

Anadolu Avşarlarını iki gruba ayırmak mümkündür. Birinci grup, Selçuklular zamanından itibaren Anadolu'nun çeşitli illerine dağılmış, çok eskiden yerleşik hayata geçmiş olan gruptur. Karamanoğulları gibi. İkinci grup ise, 1865 yılına kadar, Güney Anadolu'da göçebe hayat sürmekte iken, bu tarihten sonra yerleşik hayata geçen Avşarlardır.

Avşar: Türklerin tarihi coğrafyası içinde pek çok yer bu ismi taşımaktadır. Ayrıca yaygın bir soyadı olarak günümüze kadar gelmiştir. Balkanlar'da da Avşar boyuna mensup insanlar vardır. Bu aileler Karamanoğulları Beyliğinin Osmanlı tarafından ortadan zorla kaldırılmasıyla birlikte 15. 16. 17. ve 18. yüzyılda sürgün yoluyla Konya, Karaman, Adana, Mersin, Yozgat, Kırşehir ve Sivas civarından gönderilip toplu şekilde yerleşmişlerdir. Bulgaristan'da Kırcaali, Hasköy, Razgrad, Yunanistan'ın Gümülcine, Selanik, İskeçe bölgelerinde toplu, Makedonya, Kosova yine Bulgaristan'da Deliorman ve Yunanistan'da Dimetoka civarında dağınık şekilde yaşarlar. Buralarda yaşayanlar arasında Alevi-Bektaşi inancını sürdürenlerde vardır. Anadolu'daki en güçlü Türkmen aşireti olduğu ve devlet yönetmiş sayılı aşiretlerden olduğu kayıtlarda yer alan Avşarlar İran Devletinin başına Safevilerden sonra geçen ikinci Anadolu kökenli Türk-Alevi-İslam Aşiretidir. Sonuçta Oğuz boylarından biri olan ve Anadolu'nun Türk-İslamlaştırılmasında büyük rol oynayan ancak İslam'ı hiç bir zaman Arap Emevileri gibi algılamamış tarih boyunca buna karşı durmuşlardır. Bu aşiret geniş bir bölgenin tarihinde belirleyici unsur olmuştur.[2]"

Yukarıda da anlatıldığı gibi Avşarlar; 24 Oğuz boyu içinde adını duyuran en ünlü Oğuz boylarındandır. Anadolu'da: Adana, Mersin, Niğde, Kayseri, Yozgat, Sivas, Konya, Aksaray, Denizli, Burdur, Nevşehir, Kırşehir, Kahramanmaraş, Gaziantep, Malatya, Bursa, (Balkan göçmeni Avşarları) Kırıkkale, Ankara, Hatay, Osmaniye, Kastamonu, Bolu, Muğla, Isparta, Antalya, Şanlıurfa, Elazığ ve Rumeli'de. Anadolu dışında: İran, Irak, Azerbaycan. Bulgaristan'ın Kırcaali, Hasköy, Filibe, Razgrad, Şumnu. Yunanistan'ın; İskeçe, Selanik, Gümülcine, Suriye'de Rakka ve Halep'te yoğun olarak yaşadıkları tespit edilmiştir.

Görüldüğü gibi Anadolu'da Avşarlar Türkiye'nin değişik yörelerini kendilerine yurt tutmuş, zaman içinde de yerleşik düzene geçmişler. Buna göre Avşarların halk musikisi özelliklerini yukarıda saydığımız yerleşim birimlerinde yaşayan oymaklarda aramak gerekir. Çünkü bir boyun musiki örneklerini tespit edebilmek için boyun yoğun olarak yaşadığı yerler dikkate alınmalıdır ki biz de öyle yaptık. Bu konuda bize ışık tutacak yerleşim birimlerinin başında, Çukurova, Kayseri (Tomarza, Sarız, Pınarbaşı, Develi, Talas) Burdur, Denizli, Acıpayam, Ankara, Keskin, Kırıkkale'yi gibi yerleşim birimlerini ölçü aldık.

Şimdiye kadar Avşar Türkmenlerinin musikisine ne yazık ki hiç el atılmamış. Çok bakir bir konu. Bakir olduğu gibi konuyu uzaktan yakından bilgilendirecek maalesef elimizde kaynakta yok. Tek kaynağımız Avşar Türkmenlerinin yoğun olarak yaşadığı yerler ve buradaki sözlü kültür ürünleri. Bu konuda hiçbir araştırma yapılmadığı gibi TRT repertuvarındaki türkülerin derleme kayıtlarında da hangi aşiretten derlendiği, derlenen kişinin hangi oymağa mensup olduğu konusunda da önemli bir bilgi yok. Tabir yerindeyse iğne ile kuyu kazarak sonuca ulaşmaya çalışacağız. Bunu gerçekleştirmek için de Çukurova'dan derlenen sözleri Dadaloğlu'na ait türkülerin - bozlakların Avşar boyuna ait türküler kabul ederek işe başlayacağız. Daha önce yayımlanmış olan Çukurova'da Bozlak Çeşitleri ve Ezgi yapıları adlı tebliğimde[3] konuya ışık tutacak şu bilgiler verilmiş: "Çukurova'da bozlak bir uzun hava türüdür. Bozlak (uzun hava) tarzında söylenen uzun havalar tespit edebildiğimiz kadarıyla; makam, gayda, yüksek hava, ağız ve bozlak olarak bilinir. Bu uzun havalar yöreye göre Senir Ağzı, Aşiret Gaydası, Üçgözoğlu Ağzı gibi isimlerle de anılır. Bunun dışında yörede kişi adıyla, aşiret adıyla söylenen bozlaklar da bulunmaktadır. Karacaoğlan Bozlağı, Dadaloğlu Bozlağı kişi adıyla, Türkmeni ve Cerit Bozlağı da aşiret adıyla söylenen bozlaklardandır. Bozlak; hikâyeli türkü anlamında da kullanılır. Hikâyeli türkü söyleme, geleneksel olup, geleneği uygulamak ise, oldukça ustalık ister. Osmaniye'nin Düziçi ilçesinin Gökçayır köyünden Âşık Mehmet Ova ve Âşık Köroğlu (Mehmet Demirci) Çukurova'da hikâyeli türkü söyleme geleneğini yaşatanların en son halkasıdır.

(...) Çukurova'da; Karacaoğlan, Elbeylioğlu, Türkmeni, Dadaloğlu çığırmak, bozlak (uzun hava) söylemek anlamında kullanılır. Okuyucu genelde bozlak söyleyeceğim (uzun hava) şeklinde bir ifade kullanmaz. Bozlak, uzun hava için kullanılan bir terimdir. Bozlanın: Ses vermek bağırmak, bozlamak anlamına geldiği düşünülürse: Bozlak = Çığırmak şeklinde düşünülebilir.

Prof. Umay Günay, "XVII. Yüzyıl Saz Şairi Çukurovalı Karacaoğlan'la İlgili Bir Değerlendirme" adlı tebliğinde: "Güney illerimizde Karacaoğlan, destan kahramanı gibi kabul görmüş, zaman içinde velilere ait özelikler de atfedilmiştir. Mutlu günler Karacaoğlan'ın Türküleriyle kutlanırken hastalara da Karacaoğlan Türküleri okunmasının şifa vereceğine inanılmaktadır. Ayrıca mezarının dilek için ziyaret edildiği de bilinmektedir. Türkü söylemek anlamında Karacaoğlan Çığırmak deyimi kullanılmaktadır" diyor. Böylece yukarıda bahsettiğimiz bozlak = çığırmak fikrimizi de doğrulamış oluyor. Görülüyor ki: Karacaoğlan çığırmak deyimi Çukurova'da yaygın olup diğer halk ozanları için de geçerliliğini korumaktadır. Deliboran, Öksüz Ali ve Dadaloğlu çığırmak gibi."

Yukarıda alıntı yaptığımız bilgiler doğrultusunda Dadaloğlu çığırmak sözcüğünden hareketle bu kategoriye giren uzun havaları (Bozlakları) Avşar Bozlakları olarak kabul ederek işe başladık. Avşar'ın halk musikisini de kendi içinde gruplara ayırdık.

1. Avşar Bozlakları

a) Aydost Bozlağı
b) Kovgun Avşar Bozlağı
c) Benderi Bozlağı
d) Barak Ağzı Türkmeni

2. Avşar Ağıtları
3. Avşar oyun türküleri / Oyun Müzikleri
4. Avşar Alevi Türkmenlerinde deyiş, düvaz, semah vb.

1. Avşar Bozlakları

Bu gruptaki bozlaklarını: Ay dost, Benderi, Kovgun Avşar Bozlağı ve Barak Ağzı Türkmeni olmak üzere dört grupta topladık.

a) Aydost Bozlağı

Dört grupta topladığımız bozlakların özelliklerine geçmeden önce kayıtlara ve repertuvara geçen Aydost Bozlaklarına bakalım.

A - TRT repertuvarına geçen Aydost Bozlakları:

Yağmur yağdı yine hava bulandı, TRT Repertuvar No: 369 - Kırşehir
Dostlarınan bozuk gitti aramız, TRT Repertuvar No: 152 "
Dinek Dağı yeni geldim gurbetten,TRT Repertuvar No: 596 "
Kalktı göç eyledi Avşar elleri, TRT Repertuvar No: 280 "
Aşağıdan Yusuf Paşam geliyor, TRT Repertuvar No: 42 Çukurova
Benden selam söylen Mürseloğlu'na, TRT Repertuvar No: 767 "
Yaz bahar ayları geldi yerişti, TRT Repertuvar No: 760 "
Şu yalan dünyaya geldim geleli, TRT Repertuvar No: 770 "
Elem geldi elde değil gaziler, TRT Repertuvar No: 771 "

TRT repertuarında dokuz Aydost Bozlağının (uzun havanın) kayıtlara geçtiği, Kırşehir'den repertuvara giren Aydost Bozlaklarının söz yapısının bozulmasına, kırık dökük olmasına rağmen dizelerin Dadaloğlu'na ait olduğu tespit edildi.

B- Çukurovalı mahalli sanatçıların söylediği Aydost Bozlakları:

Selam söylen Reyhanlı'da Arap'a
Sana derim sana ey Mürseloğlu
Gine duttu Gavur Dağı boranı
Göründü de Hemite'nin kalesi
Adımı sorarsan Avşar soyundan
Sana derim sana Anavarza kalesi

Mahalli sanatçılardan altı Aydost Bozlağı tespit edildi. Tespit ettiğimiz bozlakların hepsinin de sözlerinin Dadaloğlu'na ait olması, Çukurova'da Dadaloğlu Çığırmak geleneğinin hoş bir kanıtı olarak kayıtlara geçti. Dadaloğlu Çığırmak olarak kayıtlara geçen bozlaklar şimdiye kadar Avşar Bozlakları olarak bilindi, geçmişten günümüze kadar da bu anlayışla geldi. Onun için de Avşar Aşiretine mensup tüm uzun havalar Avşar Bozlağı olarak bilindi, çalındı ve okundu. Avşar Bozlağı denilince de Kalktı göç eyledi Avşar elleri dizesiyle başlayan, benim Aydost Bozlağı olarak değerlendirdiğim, dillere pelesenk olmuş ünlü uzun hava akla geldi. Bu ünlü uzun hava adını da dizenin ilk başındaki Aydost sözcüğünden aldı. Çukurova'da esas adının Aydost Bozlağı - Dadaloğlu bozlağı olarak bilinmesine rağmen aşiretin adına izafeten Avşar Bozlağı olarak belleklere yer etti. Şimdiye kadar gruplama yapılmadığı için de hep aşiretin adıyla anıldı. Avşar Bozlağı olarak da varlığını korudu. Ama biz şimdi Avşar Bozlaklarını dört gurupta toplayarak inceledik. İlk incelediğimiz bozlak da Kalktı göç eyledi Avşar elleri dizesiyle başlayan Aydost Bozlağı oldu.

Adı geçen bozlak Kırşehirli mahalli sanatçı merhum Muharrem Ertaş'tan derlenmiş. Çukurova'da Dadaloğlu Çığırmak olarak bilinen: Bozlak / Uzun hava; Orta Anadolu'da olgunlaşmış dile ve tele dökülerek anonimleşmiş, yörenin sanatçıları vasıtasıyla da bizlere ulaşmıştır. Çukurova halkı, bu ve buna benzer uzun havaları Dadaloğlu Çığırmak olarak değerlendirmiş. Çığrılan Dadaloğlu havası zaman içinde baş kaldırışın simgesi olarak düşünülmüş. Sağ düşünce kahramanlık türküsü, sol düşünce haksızlığa baş kaldırışın ayak sesi olarak kabul etmiş. Bu değerlendirmeler sonunda bozlak daha da geniş kitlelere yayılarak varlığını korumuş, günümüze kadar gelmiştir. Aslında söylemek istediğimiz sol ve sağ düşüncenin bu bozlağa sahip çıkması değil bozlağın ünlenerek günümüze ulaşmasıdır. Bozlağın önemli özellikleri ise şöyle sıralanabilir: Örnek Nota: 1

1. Bozlağın sözlerinin koşma türünde ve Dadaloğlu'na ait olması.
2. Çukurova'da Dadaloğlu çığırmak olarak değerlendirilmesi.
3. Muhayyer dizisi özellikleri taşıması. (Şekil 1)
4. Dik seslerden başlayarak pes seslerde karar kılması, ses genliğinin Mi -La aralığında seyrederek 5. dereceye kadar çıkması 1,5 oktava ulaşması, inici karakter taşıması. (Şekil 2)


Bu özelliklere sahip bir uzun havanın - bozlağın okunması için okuyucunun oldukça geniş bir ses yapısına sahip olması gerekir. Aksi takdirde bozlağın icrasını istenilen ölçüde yerine getiremez. Dik seslerde tıkanıp kalır. Bu cümleden hareketle özellikle Çukurova, Toroslar ve İç Anadolu gibi yerleşim birimlerinde yaşayan Avşar Türkmenlerinin bozlaklarını okuyabilmek için kişinin bir oktavın dışına taşan ses yapısına sahip olması gerekir. Aşağıda örnek olarak verdiğimiz türkü incelendiğinde yukarıda bahsettiğimiz özellikler tüm ayrıntılarıyla görülecektir. Türkü: Kalktı Göç eyledi Avşar elleri. Örnek Nota: 1

Örnek Nota: 1 / TRT Repertuvar No: 280[4]



Türkü: Kalktı Göç eyledi Avşar elleri. (Örnek Nota: 1) Adı geçen türkünün notası incelendiğinde donanımda sadece Fa diyez arızası vardır. Bu arıza ile de türkü muhayyer makamı dizisine uyum göstermemektedir. Ancak türkünün notaya alınmasından bu yana geçirdiği anonimlik evresi türkü donanımında Si bemol 2 arızasını da beraberinde getirmiş, zaman içinde türkü Si bemol 2 arızasını alarak muhayyer makamı dizisi kalıplarına göre okunmaya başlanmıştır. Onun için biz de bu türküyü anonimleşme sürecinde kazandığı yeni değerleri düşünerek Klasik Türk Musikisi ölçülerindeki muhayyer makamı dizisindeki si bemol (d) komasını, Si bemol 2 gibi düşünerek değerlendirdik. Şekil 1

b- c - Kobgun Avşar ve Benderi Bozlağı: Benim tespitlerime göre Kovgun Avşar ile Benderi[5] Bozlağının tüm özellikleri, müzikal yapısı aynıdır. Sadece adı değişmiştir. Bu grupta toplanan Avşar Bozlaklarının en önemli ortak özelliği; kahramanlık, mertlik ve yiğitlik temasının işlenmesidir. Kovgun Avşar Bozlağı adından anlaşılacağı gibi kovmaktan kovalamaktan gelmektedir. Diğer bozlakların ezgilerine göre daha ritmik ve coşkuludur. Bu da bir eylemin, hareketin, düşman üstüne örelenmenin bir ifadesi olmalıdır. Kovgun Avşar Bozlağına en güzel örnek Çukurovalı mahalli sanatçıların okuduğu, sözleri Dadaloğlu'na ait İki tastan tut yemini kestirme dizesiyle başlayan bozlaktır.

d- Barak Ağzı Bozlağı Türkmeni: II. örneğimiz ise yörede Barak Ağzı Türkmeni olarak bilinen, Bela Bartok'un Osmaniye Toprakkale'de Tecirli Aşiretinden Ali oğlu Hacı'dan derlediği türküdür. Türkünün kayıtlara geçmesi 24.11.1936'dır[6]. Aşağıdaki örnek nota 2 incelendiğinde türkünün Fa karar notasının yazıldığı, onun da çargâh makamı dizisine tekabül ettiği görülecektir. (Şekil 3) Yörede çargâh dizisine tekabül eden bu tür uzun havalara Barak Ağzı Türkmeni denilmektedir. Yörede yaygın olarak okunan: Ceren - İsaballı - Şah (Bey) Mayıl adıyla bilinen uzun havalar da Barak Ağzı Türkmeni olarak değerlendirilmektedir. Aşağıda örnek olarak verdiğimiz (Örnek Nota 2) Bela Bartok'un notasını yazdığı, Barak Ağzı Türkmeni grubu içinde değerlendirdiğimiz türkünün sözleri Dadaloğlu'na aittir ve de iki dörtlüktür:

Diğnen (dinleyin) ağalar da birem birem söyleyim
Afşırı çafşırı yolun var dağlar
Gamalaklı garardıçlı sekili
Selvili söğütlü çalın var dağlar

Nehar (Ahır) dağında gördüm Maraş beyini
Engizek'te derler elin çoğunu
Beyti Saracığda Gonur Dağını
Göğsün gözeli derler elin var dağlar

Tespitlerime göre sözleri Dadaloğlu'na ait notası yazılan ilk türküdür. Bartok vasıtasıyla kayıtlara geçen türkünün kaynaklardan tespit ettiğimiz sözleri ise[7]:

Dinlen ağ'lar birem birem söyleyim
Arşı çarşı (Eğri büyrü) gider yolun var dağlar
Kamalaklı (sedir ağacı) kar'ardıçlı sekiler
Selvili söğütlü şarın (Şehir) var dağlar

Binboğa'yı dersen dağların beyi
Görüken Soğanlı hani Koçdağı
Aladağ Bakırdağ Bolgar'ın tayı ( Denk -eş)
Erciyes ulunuz pirin var dağlar

Ahırdağ'da gördüm Maraş Beyini
Engizek'te derler elin çoğunu
Gezdim seyreyledim Konur Dağ'ını
Göğsü gök ördekli gölün var dağlar

Vaktinde çekilir Akdağ'ın eli
Sızır'dan da aşar şol Örmeyol'u
Sana derim sana koca Gövdeli
Koca Torun derler elin var dağlar

Dadaloğlu'm bunu böyle diyeli
Üç yüz altmış altı dağı sayalı
Burnu hırızmalı katar mayalı
Kol kol olmuş elin var dağlar

şeklindedir. (Örnek Nota: 2) Bu Barak Ağzı Türkmeninin söz ve müzik yapısı incelendiğinde:

1. Sözlerin Dadaloğlu'na ait olduğu ve koşma özelliği taşıdığı,
2. Dik seslerden başlayarak pes seslerde karar kıldığı, (Şekil 4)
3. Ses genliğinin bir oktavın dışına taştığı, Si-Fa sesleri arasında seyrederek ses genliğinin 4. dereceye kadar çıktığı. 1,5 oktavın dışında bir ses genliğine sahip olduğu, inici özellikler taşıdığı görülecektir. (Şekil 4)


Bela Bartok, örnek olarak (Örnek 2) verdiğimiz türkünün notasını yerinden (Do karar Şekil 3) değil Fa karar yazmıştır. Bu da Bartok'un halk müziği nota yazım sistemini bilmediğinden kaynaklanmıştır. Sonuç ne olursa olsun (Örnek Nota: 1) Kalktı göç eyledi Avşar elleri türküsüyle, ikinci örnek (Örnek Nota: 2) Dadaloğlu adıyla kayıtlara geçen: Dinleyin ağlar birem birem söyleyim adlı türkü notaları incelendiğinde, Avşar Uzun Havalarının ortak özelliklerini:

1. Türkü sözlerinin Dadaloğlu'na ait olması,
2. Ses genliği bir oktavın dışına taşması,
3. Dik seslerden başlayarak pes seslerde karar kılması ve tüm bozlaklarda, uzun havlarda bu ortak özelliği göstermesi. İyi bir müzikaliteye ve söz yapısına sahip olması ve inici özellikler taşıması olarak sıralamak gerekir.

Örnek Nota: 2[8]



2 - Avşar Ağıtları

Ağıt: Türklerin en eski sözlü kültür ürünlerindendir. Çeşitli olaylar ve ölümlerin ardından duyguların dile dökülmesidir. Anadolu'nun her tarafında ağıt yakılmasına rağmen bu gelenek Güneyde, Çukurova, Osmaniye, Düziçi, Adana, Karaisalı, Kadirli, Kozan, Ceyhan, Orta Anadolu'da Kayseri, Sarız, Pınarbaşı yöresindeki Türkmen oymaklarında daha da yaygındır. Özellikle Avşar Türkmenleri bu konuda varlığını kanıtlamış, Sarıkamış Ağıtlarının çoğu Avşar analarının gözyaşı olarak günümüze ulaşmıştır. Türkler duygulu bir milletir. Duygusunu yaktığı ağıtlarla, türkülerle dile getirir. Onun için Anadolu'nun en ücra köşesinde bile ağıt yakan birini bulmak mümkündür. Çukurova'da ağıt söyleyene ağıtçı, irticalen söylediği dörtlüklere de yakım denir. Çukurova'da yakım-yakmak, söylemek, yakıştırmak, diyeceğini dörtlüklerle ifade etmek anlamındadır. Onun için "Ağıt söylemek" yerine "Ağıt yakmak" tabiri kullanılmış, bu tabir Anadolu'ya da dalga dalga yayılmıştır.

Ağıtlar zamanla ferdiliklerini kaybederek halkın ortak malı olurlar. Kısaca anonimleşirler. Kendine özgü bir kalıbı yoktur. Uyaklı olanlar 7, 8 ve 10'lu hece ölçüsüne göre yazılırlar. Yaygın olanı ise 8 heceli olanıdır. Ağıtlar uyaklı ayaklı olduğu gibi uyaksız, ayaksız da olabilir. Uyaksız ağıtlar kişinin içinden geçenlerin dışa yansıması olarak değerlendirilir. Kişi duygularını konuşur gibi dile getirir. Aslında ağıt söylemenin kuralı olmamakla birlikte kafiyeli ağıt söylemek marifettir. Rağbet gören de budur. Ağıtların: Erkek tarafından yakılanları olsa da genelde kadınlar tarafından yakılır. Kerkük'te bu işi para karşılığı yapan ağıtçıların olduğu bilinmektedir.

Ağıtlar kişiyi anlatıyorsa, o kişinin meziyetlerini, özelliklerini, güzelliklerini dile getirir. Onun için ağıtlara kişileri anlatan methiyeler de denilebilir. Ağıtlar ölenin ardından, cenazesinin başında, gıyabında söyleneceği gibi, üstünden çıkan kıyafetlerine de ağıt yakılır. Ölünün üstünden çıkan kıyafetlere Çukurova'da "soyka" denir. Ağıt yakan ölünün "soyka" larını eline alarak her birini tek tek kaldırır ve dörtlüklerini sıralar.

Ağıtlar türkü ve destanlarla iç içedir. Genelde her ağıtın bir ezgisi vardır. Ezgiler uzun ya da kırık hava formundadır. Söz ve müziği halk tarafından benimsenen ağıtlar zaman içinde türküleşerek bize ulaşır. Ormancı, Gelin Ümmü, Gelin Ayşe, Celal Oğlan, Duydunuz mu Gediklili (Avşar Ali'nin ağıtı. Örnek Nota: 4) ve Bodrum Hâkimi Mefharet Hanım üstüne yakılan dörtlükler ferdiliklerini kaybederek bize ulaşan türküleşmiş ağıtlardan sadece birkaçıdır. TRT'nin Türk Halk Müziği repertuvarı incelendiğinde ferdiliklerini kaybederek türküleşen çeşitli örnekler görülecektir. Türküleşmeyen ağıtlar ise kaynaklara söz olarak geçer. Yakılan ağıtlar kişisel olduğu gibi toplumsal hadiseleri de dile getirir.

Anadolu'da, tıpkı ağıtlar gibi acının, ıstırabın tarihi de çok eskidir. Çeşitli zulümlerle karşılaşan, derin acılarla kucaklaşan Anadolu; acıların bıraktığı izlerle bugüne kadar gelmiş, toprağı kadar insanları da acılarla yoğrulmuştur. Onun için Anadolu'da acının var oluşuyla ağıtları da var olmuştur. Kısaca ağıtlar acının var olmasıyla birlikte doğmuş, bu güne kadar da varlığını korumuştur. Anadolu insanı ağıtını yakarken söz ve ezgi güzelliğini hiç düşünmemiş, doğallığını korumuş, duygularını içinden geldiği gibi dörtlüklerle dile getirmiştir. Yakılan ağıtların önemli özelliği yaşanmış hadiselere dayanmasıdır. Her ağıtın kendine has bir hikâyesi vardır. Kaynağını gerçek hayattan alan ağıtlar dilden dile dolaşarak geçmişi günümüze ulaştırırlar.

Konuyla ilgili bir tek ağıt yakıldığı gibi birden fazla da ağıt yakılır. Birden fazla yakılan ağıtlar daha çok toplumsal hadiseleri dile getirir. Sarıkamış, Yemen, Mihrali Bey ve Kızılırmak toplumsal hadiseleri dile getiren ağıtlar arasında ilk sırayı alırlar. Yemen'de kum tipisi, kızgın çöl sıcağı, Sarıkamış'ta dondurucu soğuğun can alması çeşitli kişiler tarafından dile getirilmiştir. Ağıt yakmak milletimizin ortak duygularından biridir. Türk kültüründe köklü bir maziye sahip olan ağıt yakma, çeşitli Türk boylarıyla günümüze kadar gelmiş, geçmişle geleceği birbirine bağlayan önemli bir köprü olmuştur.

Türklerde İslamiyet öncesi ağıtlara"Sagu" deniliyordu. Sagular: "Yuğ" denilen törenlerde ölen kişilerin özelliklerini ve güzelliklerini, erdemlerini ve onlara duyulan acıları dile getiren şiirlerdi. İslamiyet öncesi bu şiirlere "sagu", İslamiyet'ten sonra "ağıt", divan edebiyatında da "mersiye" denildi. Mehmet Akif'in Çanakkale üstüne yazdığı müthiş dizeleri güzel bir "mersiye" örneği olarak bize ulaştı.

Bize ulaşan bazı olaylar var ki anlatılamaz. Yaşanır. Tıpkı ağıtlarımızdaki, türkülerimizdeki olaylar gibi. İşte benim de anlatamadığım ama yaşamaya çalıştığım hadiselerden biri Sarıkamış'tır. Türkiye'nin çok yerini görmeme rağmen Sarıkamış'a yolum düşmedi. Onun için de özelliklerini tanıyamadım. Ama ağıtlarıyla ruhumda, beynimde, benliğimde yaşadım. Onu tanımama türküleşen Sarıkamış ağıtları vesile oldu. Tıpkı Çanakkale gibi, Yemen gibi. Çanakkale'yi ve Yemen'i ben değil çoğumuz ağıtlarla tanıdı. Demek ki bir yerin tanınmasında adına yakılan türküler, ağıtlar önemli bir etken olmuş. Adana, Kırşehir, Samsun, Urfa, Erzurum, adına yakılan türkülerle ününe ün katmış, kişiler ili görmese de türkülerinde adını duymuş, anlatılan yerleşim birimi müzikle bütünleşerek bizlere ulaşmıştır. Onun için de ulaşan bilgi kulaklarda ebediyen yerini koruyacak, hiçbir kuvvet onun unutulmasını sağlayamayacaktır. Yakılan türkü ve ağıt zaman içinde müteakip defalar tekrar edildiği için kişi, o yöreyi görmese de ağıtlarıyla yaşayacak, türküleriyle tanıyacaktır. "Çanakkale içinde aynalı çarşı" dizesi olmasaydı Çanakkale ilimiz hiçbir zaman adını bu kadar geniş bir kitleye duyuramayacak, Aynalı Çarşı'yı kimse bilemeyecek, reklâmını yapsa dahi Çanakkale de, Aynalı Çarşı da bu kadar üne kavuşamayacaktı. Onun ünlenmesini sağlayan tek sebep türkülerle anlatılmış olmasıdır. Muş için de, Sarıkamış için de durum aynıdır. Öyle ise Sarıkamış üstüne yakılan ağıtlar yörenin yurt sathına duyulmasında önemli bir etken olmuştur.

Daha önce de söylediğimiz gibi yöre üstüne yakılan ağıtlar o yörenin tanıtımında, adının geniş kitlelere duyulmasında önemli bir paya sahiptir. Bunun da kaynağı üstüne yakılan türküler ve ağıtlardır. Sarıkamış'ta üstüne en çok ağıt yakılan yörelerden biridir. Sarıkamış: Ayağı çarıklı gidip de çarıksız dönemeyenlerin söylediği bir ölüm türküsü, dönüşü olmayan bir yolun ayak sesidir. Sarıkamış: Sıfırın altında - 40 derecede donan on binlerce vatan evladının çığlığı, donuyorum diyerek haykırışın sesidir. Binlerce vatan evladının nefesinin buz tuttuğu, dört çocuğunu kaybeden Sindelli Kara Zala'nın feryadıdır.

Sarıkamış, Anadolu Anasının "guzum" diyerek çırpınışının, dizlerini döverek uğunuşunun sesidir. Edirne'den Ardahan'a, Adana'dan Artvin'e, İzmir'den Sivas'tan Kafkasya'ya gidip de dönemeyenlerin ağıtlarına, türkülerine yansıyan dizelerdir. Sarıkamış: Türk insanın içinde bir yara, gözünü budaktan esirgemeyen Mehmetçiğin bilerek ölüme gidişinin hazin bir hikâyesidir. Şiirdir, koçaklamadır, cengi harbidir, kahramanlık destanıdır. Yaşanılan acıların en acısıdır Sarıkamış. Gerdeğe girmedik kızların yavuklusunu yitirdiği, yazlık elbiseyle donarak kaybolup giden körpe fidanların, ana "guzuları" nın alın yazılarının yazıldığı yerdir Sarıkamış. Vatanı için bıyığı terlememiş delikanlıların yitip gittiği yerdir Sarıkamış. Ağıtların birbirine ulandığı, beyaz gecenin sabahının olmadığı yerdir Sarıkamış. Sarıkamış üstüne yakılan ağıtlarda Avşar halk müziğinin önemli bir koludur. Ağıt yakma konusunda usta olan Avşarlar gerek uzun hava tarzında, gerekse kırık hava tarzında ağıtlar yakmışlardır. Ağıtlar yoğun olarak Çukurova ve Kayseri yöresi Avşarları tarafından yakılmıştır. Aşağıda notasını verdiğimiz benim Adanalı Âşık İmami'den[9] derlediğim Sarıkamış Ağıtı Kayseri'nin Pınarbaşı ilçesinin Sindel köyünden Kara Zala adında bir Avşar anası tarafından yakılmıştır. Sindelli Kara Zala'nın 5 oğlunun biri topal diğerleri sağlamdır. Seferberlik münasebetiyle dört oğlu askere alınır ve Sarıkamış'a gönderilir. Bunun üzerine Kara Zala: "Dört oğlum cephede durur / Bana da topalım bakar" diyerek ağıtını yakar. Maalesef cephede duran dört oğlundan biri de geri dönmez. Sarıkamış'ta şehit olur.

Kara Zala'nın yaktığı bu ağıtta söz ve müzik müthiş bir uyum içindedir. Ağıttaki müzikal yapı oldukça liriktir. Ağlayan Avşar anasının uğunduğunu hissetmemek elde değildir. Dört oğlunun arkasına ağlayan ananın feryadı tüm özelikleriyle dile getirilmiştir. Sözler iyi incelenirse köylerde erkeklerin kalmadığını artık çifte bile kadınların gittiği açıkça ifade edilmektedir. Ağıtın sözleri yedi dörtlük olmasına rağmen nota ile üç dörtlüğü verilmiştir. (Örnek Nota: 3.) Diğer sözleri aşağıdaki gibidir.

Elif bekâr Cennet bekâr
Acemi talime çıkar
Dört oğlum cephede durur
Topalım kahrımı çeker

Sivas'tan Sarıkamış'tan
Yatamıyom kara düşten
Hastam ağır arabacı
Yavaş indirin inişten

Adamı olan herk ediyor
Olmayanlar terk ediyor
Her nereye vardım ise
Gelinler çifte gidiyor

Sarıkamış alkan oldu
Zalim Urus[10] murat aldı
Kimsesiz kız dul gelinler
Kara giyip saçın yoldu

Özellikle Kayserili Avşar anaları Sarıkamış'a gidenlerin ardından çok ağıt yakmış. Ama bazı ağıtlar önce de söylediğimiz gibi anonimleşerek ezgi olarak bize ulaşmamış. Sadece sözde kalmış. Aslında onun da ezgisi vardı. Çünkü Ağıtlar oturup yazılmaz. Ölenin ardından müziği ile birlikte irticalen söylenir. O şekilde bize ulaşan ağıtlar çok şanslı olanlar. Ama o şansı yakalamayan ağıtlarımız da var. Aşağıda söz olarak verdiğimiz ağıt ise müziği unutulup da sadece söz olarak bize ulaşanlardan bir tanesi. Sözler incelendiği feryadın nasıl yükseldiği, tütün olup göklere ulaştığı görülecektir.

Çukurova'da iyi ağıt yakanlar "uğundu" sözcüğüyle anlatılmaya çalışılır. Uğunmak, dövünmek, elini dizlerine vurarak ağıt yakmak, ölenin acısıyla fırıldak gibi dönmek anlamında kullanılır. Özellikle Avşar anaları bu konuda rüştünü ispat etmiş, ağıt yakma geleneğinde en ön saflarda yerlerini almıştır. Gidip de dönmeyen canlar, gelinlik kızların yavukluları dile gelir Avşar anasının dizelerinde. Gözü yaşlı ana yutkunmadan, gözünü kırpmadan, kâğıdı kalemi olmadan dile getirir duygularını. Gözyaşıyla yunup arınan şehit oğluna, donarak dağlarda yitip giden genç fidanlara seslenir. Rus onun için can alıcı değildir. "Benim korkum Ruslar değil / Karakışa kurban verdim" diyerek tabiat şartlarının can alıcı olduğunu ifade eder. Aşağıdaki dizeler uğunan bir başka Avşar anasının feryadıdır.

Gene uğru[11] kış geliyor
Görmeyene hoş geliyor
Şu Sivas'a giden kağnı
Dolu gidip boş geliyor

Aziziye baba yurdum
Kafkasya'ya tabya kurdum
Benim korkum Ruslar değil
Karakışa kurban verdim

Sarıkamış ne aralı
Kimi ölmüş kimi yaralı
Bunu duymuş var mı ola
Yalan dünya kurulalı

Kimini gülle götürdü
Kimini toplar yatırdı
Kör olasıca Moskoflar
Neçe ocaklar batırdı

Uşak gitti sürüyünen
Asker kalkar boruyunan
Hangi eve vardıysam
Bir gelin var karıyınan

Yaslı deli gönül yaslı
Acep nedir bunun aslı
Kardeşler kana belenmiş
Kara don gülgülü[12] fesli

Soğanlı'da bir harp oldu
Neçe canlar telef oldu
Sarıkamış alınışın[13]
Sağ olanlar mektup saldı

Yağan karların altında
Kara çadır var mıydı
Top gürleyip gelir kene
Acep derdin var mıydı

Dokuz kardeşi ölenin
Benim gibi olur bacısı
Sivas'ta tabur dökülmüş
Benim anamın kuzusu

Sarıkamış üstünde kar
Kar altında Mehmet yatar
Gülüm donmuş kara dönmüş
Gören sanmış yârin sarar

Kimi Yemen kimi Harput
Üzerinde ince çaput
Avut yiğit gönlün avut
Yâr sarmazsa Mevlâ'm sarar

Verdiğimiz bu örneğin müziği olmadığı için sadece şiir olarak değerlendirmek gerekir. Sözler incelenirse bu ağıtın da sekizli hece ölçüsü kalıbına göre yazıldığı görülür. Edebi estetik ve konuyu anlatma bakımından sözler oldukça içli ve liriktir. Bu da Avşar Türkmenlerinin duygu yüklü olduğunun önemli bir kanıtıdır.

Avşar Ağıtlarının Muzikal Yapısı

Avşar ağıtlarının müzikal yapısını iki grupta incelemek gerekir:

1- Uzun hava formundaki ağıtlar.
2- Kırık hava formundaki ağıtlar.

Uzun Hava Formundaki Ağıtlar

Örnek 3'de notasını verdiğimiz Sarıkamış Ağıtı uzun hava formu özelliğini taşıyan bir ağıttır. Halk müziğinde uzun havaları ben: Dik seslerden başlayarak pes seslerde karar kılan, belirli bir dizisi, dizi içindeki seyri belli olan, ölçüsüz, biçisiz, ritimsiz havalar olarak değerlendiriyorum. İşte Çukurova Avşarlarından derlediğimiz ağıtların çoğu da bu özelliklere sahip uzun havalardır. Kırık hava formunda yakılmış ağıtlar azınlıktadır. Bunun nedeni de kırık hava formundaki ağıtların ağlayanın duygularını istenilen ölçüde ifade edemeyeceği düşüncesinden kaynaklanır. Avşar Türkmenlerinin ağıtları ile diğer yöre ağıtları mukayese edildiğinde Avşar Ağıtlarındaki müzikal yapının daha lirik ve yanık olduğu, örnek üçte (Örnek Nota: 3) notasını verdiğimiz Sarıkamış Ağıtı incelendiğinde söz ve müzik olarak anlatmaya çalıştığımız Avşar Halk Müziğinin tüm özellikleri tespit edilecek, örnek nota üç incelendiğinde de:

1. Sözlerin sekizli hece ölçüsüyle yazıldığı,
2. Türkünün hüseyni makamı dizisi özellikleri taşıdığı, (Şekil 5)
3. Dik seslerden başlayarak pes seslerde karar kıldığı, La - La sesleri arasında seyrettiği, ses genliğinin bir oktavın dışına taşmadığı, inici karakter taşıdığı görülecektir. ( Şekil 6)


Diğer makam dizilerinde olduğu gibi yukarıda Hüseyni Makamı dizisinde ki bir komalık bemol (d) Si bemol 2 olarak ifade edilmiş, donanıma da Si bemol 2 arızası konarak halk müziği kuralına uyarlanmıştır.

Örnek Nota: 3 / TRT Repertuvar Sıra No: 777


Kırık Hava Formundaki Ağıtlar

Bu ağıtlar kırık hava formundaki türkülerin özelliklerini taşır. Avşar Ağıtları içerisinde daha az örneği olan ağıtlardır. Kırık hava özelliği taşıyan bu ağıtlara geçmeden kırık havaları kısaca tanımak gerekir: Kırık Havalar: Ritmik karaktere sahip, ölçülü, biçili, hareketli, uzun havalar gibi serbest olmayan, geleneksel ölçülere uygun olarak söylenen ezgilerdir. Ezgilerin türkü karakterinde olması şarttır. Daha önce de söylediğimiz gibi ağıtların önemli özelliklerinden biri de her ağıtın kendine göre bir hikâyesinin olmasıdır. Çünkü her ağıtın yakılışı bir olaya dayanır. Dayandığı olay ağıtın hikâyesini meydana getirir.

Avşar Ağıtlarının çıkış kaynağı yaşanmış olayların söze ve müziğe dönüşmesi, bunu da zaman içinde toplumun özümseyerek anonimleştirmesidir. Kozanlı Âşık İmami'den derlediğim ilk dizesi Duydunuz mu Gediklili[14] diye başlayan Avşar Ali'nin ağıtı buna güzel bir örnektir. Çukurova Avşarları, yaygın olan bu ağıtın müziğine farklı sözler yakıştırarak da yeni ağıtlar üretirler. Avşar Ali Ağıtının müziği ağıt yakan için bir kalıp olarak düşünülür. Ağıtçı sadece bu müzik kalıbını kullanarak yeni sözlerle başka ağıtlar elde eder. Türk müziğinin söze dayalı olmasından hareketle ağıtlarda da hep söz ön plandadır. O kadar çok ağıt derlenmesine rağmen müzikli ağıtlar azınlıktadır. Ülkemizde ağıtlar üzerine çok araştırmalar yapılmasına, yazılıp çizilmesine rağmen derlenen ağıtların çoğu maalesef şiirden öteye gidememiştir. Şiir olarak derlenen ağıtların da müzikal olarak hiçbir değeri yoktur. Ağıtlar söz ve müzik olarak değerlendirilip, değerlendirilenlerin de muhakkak notasının yazılması gerekir. Ağıtlarının önemli özelliklerinden biri de doğaçlama söylenmesidir. Ayrıca ağıt yakılırken çalgı eşlik etmez. Yakılan ağıt türküleştikten sonra çalgı eşliğinde söylenir. Örnek 4'de notasını verdiğimiz Duydunuz mu Gediklili / Avşar Ali'nin Ağıtının söz ve müzik yapısı incelendiğinde:

1- Sözlerin sekizli hece ölçüsü ne göre yazıldığı,
2- Türkünün hicaz makamı dizisi özellikleri taşıdığı, (Şekil 7)
3- Dik seslerden başlayarak pes seslerde karar kıldığı, La - La sesleri arasında seyrettiği, ( Bir oktav) ses genliğinin bir oktavın dışına taşmadığı görülür. (Şekil 8)


Örnek Nota: 4 / TRT Repertuvar Sıra No: 4223


Kırık hava tarzında bir başka ağıt da Keskinli merhum Hacı Taşan'ın repertuvarımıza kazandırdığı Erciyes'ten Duman Kalktı adıyla TRT repertuvarına giren Avşar Ağıtıdır. Ağıtı Nida Tüfekçi Keskinli Hacı Taşan'dan derlemiş. Yöresi de Kırıkkale / Keskin olarak kayıtlara geçmiştir. Her ne kadar TRT repertuvarında yöresi Kırıkkale / Keskin olsa da ağıt İç Anadolu bölgesinin her tarafında çalınıp söylenir. Erciyes'ten duman kalktı dizesiyle başlayan ağıtın söz ve müzik yapısı incelendiğinde: Örnek Nota: 5.

1. Sözlerin sekizli hece ölçüsü kurallarına göre yazıldığı, türkünün karcığar makamı dizisi özelliği taşıdığı, ( Şekil 9)
2. Dik seslerden başlayarak pes seslerde karar kıldığı, Re - La sesleri arasında seyrettiği, ses genliğinin bir oktavın dışına taştığı, 4. dereceye kadar ulaştığı, inici özellikler taşıdığı görülecektir. Şekil 10


Bilindiği gibi Klasik Türk Musikisinde karcığar makamı dizindeki Si bemol koması (d) işareti ile ifade edilmektedir. Ancak bir komayı ifade eden (d) bemol işareti halk müziğinde kullanılmamaktadır. İşte biz de bu düşünceden hareketle Türk Halk Müziği makam dizi kalıplarında aynı arızayı Si bemol 2 kullanarak ifade etmeye çalıştık. (Şekil 9) Hemen aşağıda ise uşşak dörtlüsüyle hicaz beşlisinin birleşmesinden meydana gelen Klasik Türk Musikisindeki karcığar makamı dizisini vererek de aradaki Si bemol farklılığını porte üzerinde göstermeye çalıştık. (Şekil 11, Klasik Türk Müziğinde karcığar makamı dizisi.)


Şekil 9'da gösterdiğimiz karcığar makamı dizisi halk müziğinde kullanılan koma farkı düşünülerek değerlendirildi. Yukarıda kalıbını verdiğimiz karcığar makamı dizisi ise (Şekil 11) Klasik Türk Musikisinde ki bir komalık Si bemol (d) arızası kullanılarak ifade edildi. Böylece diziler arasında koma farklılıkları da porte üzerinde gösterilmiş oldu. Bu örnekte olduğu gibi bazı türkülerimizin Klasik Türk Musikisi makam dizilerine istenilen ölçüde oturmadığı da bir vesile ortaya konulmuş oldu.

Örnek Nota: 5 / TRT Repertuvar Sıra No: 3879




Avşar Oyun Türküleri / Oyun Müzikleri

A- Avşar Oyun Türküleri

Grupta yer alan türküler Ahmet Z. Özdemir'in Sarız'da Düğün[15] adlı kitabıyla bizlere ulaştı. Kitapta Sarız'da düğün gelenek ve görenekleri anlatıldıktan sonra, yöre Avşarlarının 30 halk ezgisine yer verilmiş. Biz de: Kitapta yayınlanan türkülerin bazı özelliklerini tespit edebilmek için yayımlanan türkülerin müzik ve söz yapısını, makamını, ölçülerini, müzikalitesini inceledik. İncelenen:

1- 24 türkünün Lâ - Mi aralığında seyrettiği, (Şekil 12)
2- 5 türkünün Lâ - Sol aralığında seyrettiği (Şekil 13)
3- 1 türkünün Lâ - Lâ aralığında seyrettiği (Şekil 14),


4- İncelediğimiz türkülerin tümünün kırık hava formunda olduğu,
5- Daha çok bayanların düğünlerde halay çekerken el ele tutuşarak 8 - 10 kişilik gruplar tarafından oyun oynanırken söylendiği,
6- Bazı türkülerin kadın erkek karşılıklı söylendiği, (Atışmalı)
7- Sözlerinin mani karakterli olduğu,
8- Oyunların halay niteliğinde olduğu, yarım ay şeklinde dönüldüğü,
9- Türküler okunurken el ve ayak figürleri monoton, dörtlükler arasındaki geçişlerin Deme çevirme niteliği taşıdığı.
10- Ezgilerin çoğunda basit usullü ölçüler (2/4'lük, 4/4'lük gibi) kullanılmış olmakla birlikte 10/ 8'lik, 9/8'lik, ölçülerin de kullanıldığı.
11- Avşar oyun türkülerindeki söz ve müzikalite Avşar Bozlakları ve ağıtlarındaki kadar güçlü olmadığı, Avşar Bozlaklarındaki sözlerin müthiş bir edebi estetiğe sahip olduğu,
12- Makam kurallarına istenilen ölçüde uyulmadığı, buna rağmen çoğunun uşşak makamı dizisi, (Şekil 14) ya da hüseyni makamı dizisine (Şekil 15) daha yakın olduğu, ezgilerin de inici özellik taşıdığı tespit edildi.
13- Avşar Oyun Türkülerinin ses genliğinin bir oktavın dışına taşmadığı, çoğunun La - Mi aralığında seyrettiği tespit edildi.


B- Avşar Oyun Müzikleri

Bu grupta: Avşar Zeybeği, Avşarlı Oyun Havası -Avşar Halayı olmak üzere kayıtlara geçen üç çalgısal ezgi tespit ettik. Bunlardan: Avşarlı Oyun Havası Denizli Acıpayam'dan, Avşar Zeybeği Burdur'dan, Avşar Halayı Adana'dan (Ağır Halay) TRT repertuvarına girmiş. Tespit ettiğimiz oyun müziklerinin içinde en ünlüsü Avşar Zeybeği. Figürleri Serenler Zeybeğine benziyor. Burdur'un klasikleşmiş zeybeklerinden. Müstakil oynandığı gibi o yörenin ünlü gurbet havalarından biri olan Adını sevdiğim Avşar Beyleri uzun havasının arkasına bağlanarak da oynanıyor. Konuyla ilgili tespit ettiğimiz kaynakta: "Burdur harici bölgelerde türküsünü bilirler oyunu bilinmez oyun tamamen Burdur Yörüklerinin yaratıcılığı ve üretkenliğini ortaya koyar. Kaynak kişiler Talip Özkan ve Hamit Çine. Oyun gezenleme, dizli yürüme, sallama, tek diz, çift diz, çırpmalı atılma, türüme bölümlerinden oluşur"[16] deniliyor.

Örnek Nota: 6[17]


1

Al alma Kızıl alma Of aman nazlı yâr
Yollara düzül alma " "
Yar kapıdan geçerken
Avucumda ezil alma

2

Al alma dört değil mi
Her sözün mert değil mi
Ben sevdim eller aldı
O bana dert değil mi

3

Al almayı yedin mi
Sırrımı ele dedin mi
Sağ yüzümden öperken
Sol yüzümü yedin mi

4

Al almanın dördünü
Sev yiğidin merdini
Sever sen de güzel sev
Çekme çirkin derdini

Örnek Nota: 7[18]


1

Yayla yolu yan gider oy
Açma yaram kan gider o yoy da
Yaylalar o yoy da yaylalar o yoy da yaylalar oy
Açma beyaz sineni oy
Cahilim aklım gider o yoy da
Yaylalar o yoy da yaylalar o yoy da yaylalar oy

2

Gel yaylaya göçelim oy
Yollarda kona kona o yoy da
Yaylalar o yoy da yaylalar o yoy da yaylalar oy
Gök boncuklu kolların oy
Dola boynuma dola o yoy da
Yaylalar o yoy da yaylalar o yoy da yaylalar oy

Örnek Nota: 8[19]


Avşar Alevi Türkmenlerinde Musiki

Şimdiye kadar yaptığımız araştırmalarda karşılaştığımız: Avşar'ın Alevi'si olmaz cümlesi geçmişten günümüze kadar varlığını korumuş. Alevi olan Avşar'ların Aleviliği sanki suçmuş gibi saklanmıştır. Anadolu Alevileri yakın zamana kadar öz be öz Türk olmalarına rağmen, Türk ülkesinde etnik grup olarak değerlendirilmiş, horlanmış, "Kestiğin yenmez, geçtiğiniz yerde yedi sene ot bitmez" denmiş.

Ne acıdır ki bu zihniyet hâlâ da istenilen ölçüde değişmemiştir. Buna Çukurovalı Âşık İmami'nin aşağıdaki dizeleri cevap veriyor:

"Cümlemiz Âdem'in evlâdı ise
Alevi de benim, Sünni de benim
Ali, Muhammed'in damadı ise
Alevi de benim, Sünni de benim

Eleme, çileye, gama girmişim
Semahlar dönerek deme girmişim
Camiye girmişim, ceme girmişim
Alevi de benim, Sünni de benim

Toplumun baskısından Anadolu'daki Dede Karkın'ın torunları olarak varlığını koruyan Karkın köylüleri bile biz Alevi değiliz[20] demiş. Gaziantep'in Nizip Barakları: "Daha önce Alevi imişiz" diyerek Aleviliğini sakladığı gibi Anadolu da ki Avşarların da Aleviliği saklanmış. Devlet anlayışının Sünni olmasından dolayı Anadolu Alevileri, Avşar Alevileri sesini soluğunu çıkaramamış, hep baskı altında yaşamışlar. Hâlbuki biz İran, Azerbaycan ve Iraktaki Türkmenlerin bir kısmının Alevi, hem de Avşar olduğunu biliyoruz. O zaman İran, Azerbaycan Avşarlarının Alevi'si oluyor da neden Anadolu Avşarlarının Alevi'si olmasın? Elbette olur.

Konu; Anadolu'daki Avşarları inceleyen araştırmacı yazar Adnan Menderes Kaya'nın da dikkatini çekmiş. Avşar Türkmenleri[21] adlı kitabında Avşarlarda Alevilik Konusu adlı bölümde konuyla ilgili şu bilgilere yer vermiş. Aynen aktarıyorum:

"Avşarlarda Alevilik meselesine gelince, bu aslında yeni bir konudur. Bizim muhitte eskiden; "Avşar'dan Alevi olmaz' diye yanlış bir yargı vardı. Bu yüzden bizim bölgedeki Alevi Avşarlar yıllarca Avşar olarak kabul edilmediler. Şimdilerde ise bu yargının yavaş yavaş kırıldığına şahit oluyoruz. Bir Türk boyu olan Avşarlarda da diğer Türk boylarında olduğu gibi Sünni İslam'a inananların yanında İslam'ın Alevi tarzına inananlar da mevcuttur. Bu ise çok doğaldır. Çünkü Alevilik İslam'ın bir parçası olduğu gibi, engin Türk kültürünün de önemli bir değeridir. Nitekim Türk halk kültürünün birçok unsuru halen Alevilikte canlı bir şekilde yaşamaktadır. Eğer hâlâ türkülerimiz dimdik ayakta duruyorsa bunu biraz da Alevi ozanlara borçluyuz... Avşarlarda Aleviliğin henüz erken dönemlerde var olduğunu biliyoruz. Bunlardan en önemlisi Karamanlılardır. Kızılbörklü Türkmenler grubundan olan Karaman-Oğulları'nın atası Nure Sufi, Babai tarikatına girerek Selçuklular ile savaşmıştı. Bir Babai şeyhi olan Sufi'nin çocukları ise Konya'yı ele geçirerek Karaman Devletini kurmuşlardı. Bilindiği gibi Babailik, Alevi meşrepli bir hareketti. Günümüzde ise Karamanlılar Sünni'dir.

Diğer bir grup ise Kuzey Suriye Avşarlarından Mansur Bey Avşarlarıdır. Uzun Hasan'ın yakın adamı olan Mansur Bey, Ak-Koyunluların çökmesiyle oymağı ile birlikte İran'a göç ederek Safevi Devletinin hizmetine girmiş ve Sünniliği bırakarak Kızılbaş tacını giymişti. Bugün İran ve Afganistan'daki Avşarların tamamı Şia'dır. Diğer taraftan Dulkadır-Oğullarının da Şia-Alevi bir beylik olduğunu biliyoruz. Osmanlı Sultanı Yavuz, Çaldıran'da (1514) Safevi hükümdarı Şah İsmail'i yenip geriye dönerken Dulkadır topraklarına girmiş ve Turnadağ Savaşı (1515) ile Safevi taraftarı olan bu beyliği yıkmıştı. Bu mücadeleler esnasında Yavuz'un bölgedeki Alevileri kıyıma uğrattığına dair kaynaklarımızda izler bulunmaktadır. Bunlar arasında bulunan Alevi Avşarların bir kısmı, bölgeden kaçarak Anadolu'nun muhtelif yerlerine gitmiştir ki günümüzde halk hikâyelerinde bu olayın hatıralarına rastlamaktayız.

Dulkadır (Maraş) sahası bizim için önemlidir, çünkü bu bölge yoğun Avşar nüfusunu barındırmaktaydı. Bu Avşarların başında ise İmanlı Avşar'ı gelmekteydi. İmanlıların bir kısım obaları 16. Yy'ın 2. Yarısında Maraş civarı ile Çukurova'da Kınık ve Özer bölgesi ile Lazkiye'de yerleşik hayata geçmiştir. İmanlı'dan bir kısım obaların da Diyarbakır'da ve Antep şehri dolaylarında bazı köylerde yerleştiklerini öğreniyoruz. İmanlı'dan bazı kollar (Bedil, Taif ve Kızıl Süleyman), Yeni-İl Türkmenleri arasında bulunmuştur. Özellikle Diyarbakır ve Antep'teki Alevi-Türkmen köylerinin bunlardan kaldığını tahmin ediyoruz. Çünkü Antep merkez ile Kilis'teki bir kısım Alevi köyler Avşar olduklarını söylemektedirler. İmanlıların önemli bir bölümü ise Osmanlı hâkimiyetini kabul etmeyerek İran'a gitmiş ve Safevi hizmetine girmiştir. Urmiye ve civarında yerleşen bu grup, Sünni Osmanlılara karşı, Şii Safevilerin sınır bekçiliğini yapmışlardır "diyerek hassasiyetini dile getirmiş.

Adı geçen kaynaktan da anlaşıldığı gibi ortada bir gerçek var. O gerçek de Anadolu'daki Avşar Alevilerinin var oluşudur. Ama maalesef Anadolu'daki Sünni baskısından kurtulamayan Avşar Alevileri varlıklarını ortaya koyamamışlar, koyamadıkları için de birtakım özellikleri tespit edilememiş. Eğer Anadolu'daki Avşar Alevileri kimliklerini ortaya koymuş olsalardı cem yapacak, cemde 12 hizmetin kurallarını yerine getirecek, bağlamasıyla deyiş, düvaz çalacak, semah dönecekti. Maalesef kimliklerini tam olarak ortaya koyamadıkları için yukarıda bahsettiğimiz güzelliklerin hiçbirini yaşayamamışlar. Onun için biz de yazımızın sonuna Avşar Alevi Türkmenlerinde Musiki adıyla bir bölüm koymamıza rağmen konuyla ilgili hiçbir örnek verememenin, açıklama yapamamanın üzüntüsünü yaşıyoruz.

Dilerim bu düğüm bir gün çözülür, Avşar Alevileri de zincirlerini kırarak Türk toplumu içinde kendisinin de bir yeri olduğunu, etnik grup olmadığını, bu ülkenin sahibi olduklarını fark ederler, biz de araştırmalarımıza kaldığımız yerden devam ederiz. [© Halil Atılgan - KanalKultur]

Kaynakça

Atılgan, Halil; Dört oğlum cephede durur / Topalım kahrımı çeker, Erciyes S. 374, Şubat 2009: s. 19; Atılgan, Halil; Sarıkamış Ağıtları, Sarıkamış Şehitleri Özel, T.C. Kars Valiliği Kültür ve Turizm il Müdürlüğü; Atılgan, Halil; Türküleşen Dadaloğlu Şiirlerindeki Söz Yanlışları ve Kovgun Avşar Bozlağı, Erciyes S. 378, Haziran 2009: s. 13; Kaya, Adnan Menderes; Avşar Türkmenleri, Geçit Yayınları, Kayseri 2004; Özdemir, Ahmet Z.; Sarız'da Düğün / Avşar Düğünü. Kayseri Büyük Şehir Belediyesi yayınları No:43 Kayseri 2005; Özdemir, Ahmet Z.; Avşarlar ve Dadaloğlu, İkinci Baskı, Ürün Yayınları, Omay Ofset Ankara 2007; Saygun, Ahmet Adnan / Bela Bartok; Folk Music Research in Turkey, Macaristan 1976: s. 83, 84; TRT Kurumu Türk Halk Müziği Repertuvarı.

İnternet Siteleri:

http://www.ansiklopedika.org

Notlar

[1] Adnan Menderes Kaya: Avşar Türkmenleri, Geçit Yayınları, Kayseri 2004.
[2] http:/ /www. ansiklopedika. org, http:// www. turuz.info 
[3]Çukurova'da Bozlak Çeşitleri ve Ezgi Yapıları, T.C. Atatürk Kültür, Dil Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi IV. Uluslararası Türk Kültürü Kongresi 3-7 Kasım 1997, Ankara.
[4] Bu türkünün ikinci dörtlüğündeki "Belimizde kılıcımız Kirmani" dizesindeki Kirmani sözcüğü piyasada dermanı olarak okunmaktadır ki yanlıştır. Doğrusu Temrendir. Temren de mızrağın ucundaki sivri demirdir. 
*Aydost bozlağı olarak da bilinen, Çukurova'da da yoğun olarak çalınıp söylenen bu uzun hava Çukurova'da doğmuş, Orta Anadolu da olgunlaşmıştır. Onun için de yöresi bölümüne Kırşehir ve Çukurova yazılmıştır.
[5] Çukurova'da Bozlak Çeşitleri ve Ezgi Yapıları, T.C. Atatürk Kültür, Dil Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi IV. Uluslararası Türk Kültürü Kongresi 3-7 Kasım 1997, Ankara.
[6] Ahmet Adnan Saygun, Bela Bartok, Folk Musıc Research in Turkey, Macaristan 1976: S. 83, 84.
[7] Özdemir Z. Ahmet, Avşarlar ve Dadaloğlu, ikinci baskı Ürün Yayınları, Ankara 2007.
[8] Ahmet Adnan Saygun: Bela Bartok, Folk Music Research in Turkey. Macaristan 1976: S. 83, 84.
[9] Âşık İmami ülkemizin yetiştirdiği önemli âşıklardan biriydi. Âşıklık geleneğinin tüm kurallarını iyi bilir, ağıtları güzel yorumlar, irticalen ustaca dörtlükler düzerdi. Maalesef onu en verimli çağında, 28 Şubat 2012 tarihinde kaybettik. Öldüğüne hâlâ inanamıyorum. Ruhu şad olsun.
[10] Rus.
[11] Önü- Önde.
[12] Kan kırmızısı.
[13] Alınınca.
[14]TRT repertuvar sırası 4223 olan ve de Duydunuz mu Gediklili diye başlayan bu ağıttaki Gedikli Adana ilinin Feke ilçesinin bir köyüdür. Dizenin aslı: Duydunuz mu Gedikli eli şeklinde olması gerekirken yerel ağız onu Duydunuz mu Gediklili'ye dönüştürmüştür.
[15] Ahmet Z. Özdemir'in Sarız'da Düğün / Avşar Düğünü adlı kitabından alınmıştır. Kayseri Büyük Şehir Belediyesi yayınları No:43 Kayseri 2005.
[16] http: // www. yoruk.8k.com / oyun.htm
[17] 6'Nolu türkü Ahmet Z. Özdemir'in Sarız'da Düğün / Avşar Düğünü adlı kitabından alınmıştır. Kayseri Büyük Şehir Belediyesi yayınları No:43 Kayseri 2005.
[18] 6'Nolu türkü Ahmet Z. Özdemir'in Sarız'da Düğün / Avşar Düğünü adlı kitabından alınmıştır. Kayseri Büyük Şehir Belediyesi yayınları No:43 Kayseri 2005.
[19] 6'Nolu türkü Ahmet Z. Özdemir'in Sarız'da Düğün / Avşar Düğünü adlı kitabından alınmıştır. Kayseri Büyük Şehir Belediyesi yayınları No: 43 Kayseri 2005.
[20] Osmaniye ilinin Düziçi ilçesinin Karkın köyünde araştırma yaparken köylüler Dede Karkın soyundan geldiklerini bilmedikleri gibi, Alevi olduklarından da haberdar değildiler. Üstelik Alevilik suçmuş gibi kabul de etmiyorlardı.
[21] Adnan Menderes Kaya, Avşar Türkmenleri, Geçit Yayınları, Kayseri 2004: S. 234.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder