Bu Blogda Ara

28 Ekim 2013 Pazartesi

Halil Atılgan: Genç Osman

Dr. Halil Atılgan
[© Halil Atılgan - KanalKultur] - Genç Osman; ülkemizde yiğitliğin ve mertliğin sembolü haline gelmiş popüler destanlarından biridir. Tespit edebildiğimiz kadarıyla; Konya, Karaman, Çankırı, Mudurnu, Gazi Antep, Balıkesir, Çorum, Adana, Bayburt ve Bağdat'tan derlenmiş varyantları bulunmaktadır. Araştırmacılar bu varyantlarda: Genç Osman'ın nereli, destanın da kime ait olduğu konusunda görüşlerini beyan etmiş, iki de Genç Osman türküsünün kayıtlara geçmesini sağlamışlardır. Genç Osman türkülerinin ilki Konya'dan, Darûl Elhan tarafından derlenmiş, Anadolu Halk şarkıları defterlerinin 4. de yayınlanmış. İkincisi de Aydın'dan M. Sarısözen tarafından derlenerek TRT repertuvarına kazandırılmıştır.
Destan varyantlarında Kayıkçı Kul Mustafa ve Âşık Abdurrahman tapşırması karşımıza çıkmaktadır. Böyle bir ikilem olmasına rağmen şiirin Kayıkcı Kul Mustafa'ya ait olduğu bilinir. Eğer birkaç Genç Osman destanı var ise biri Âşık Abdurrahman'a aittir. Şayet bir Genç Osman destanı varsa, onun da Âşık Abdurrahman'ın destanından türediği ihtimali kuvvetlidir. Bu ihtimalin gerekçelerini ortaya koymak için de tespitlerimizi, Çukurova'dan derlediğimiz Genç Osman destanını, şimdiye kadar yapılan çalışmaları iyi değerlendirmek gerekir. Benim bu konuyla yaptığım derleme çalışmalarının ilki geçtiğimiz yıllarda Adana'da Beden Terbiyesi ve İl Kültür Müdürlüğü yapan Veysel Erdem Bozdoğangil'le, diğeri de şimdi Osmaniye'ye bağlı Düziçi ilçesinin Gökçayır köyünden Âşık Köroğlu, Âşık Mehmet Ova ile yapılmıştır. Gökçayır köyünde Âşık Köroğlu ve Mehmet Ova'dan derlediğimiz Genç Osman destanının türküsü aynı köyden İbrahim oğlu Mehmet Demirci tarafından okunmuştur. Bir çeşit uzun hava olan ezginin karakteri, müzik cümleleri bir savaşı anlatır nitelikte olup, bu havalara yörede Genç Osman veya "Benderi Makamı" denilmektedir. (Cenupta Türkmen Oymakları'nda Ali Rıza Yalgın da Kilis'in Yaslıbecer köyündeki araştırmalarında Benderi Makamından bahsetmektedir.)

* Bu türkü notası Prof. Dr. Köprülüzade
Mehmet Fuat'ın XVII. Asır Saz Şairlerinden
Kayıkcı Kul Mustafa ve Genç Osman Hikâyesi
adlı kitabından aynen alınarak yazılmıştır. (S. 74)
Notanın dipnotunda "Beste Konya'dan zapt olunmuştur.
Darül Elhan tarafından neşredilen Anadolu Halk
Şarkıları'nın dördüncü defterinden alınmıştır"
ibaresi bulunmaktadır. Notada yazım hataları
görüldüğü halde orijinaline sadık kalınmış
ve hiç değiştirilmemiştir. (H. A.)
Derleme çalışmalarımızda kaynak kişilerin verdiği bilgilerde ana temalar aynı olup Veysel Erdem Bozdoğangil'in anlattığı destanın hikâyesi daha detaylıdır. Ancak Düziçi'nden tespit ettiğim Genç Osman türküsünü Veysel Erdem Bozdoğangil bilmemektedir. Veysel Erdem'in bize aktardığına göre: IV. Murat Bağdat seferine giderken yolu Adana'dan geçer. Adana'da birkaç gün kaldıktan sonra Misis kasabasına da uğrar. (Misis Adana'ya takriben 20km olup eski Adana-Ceyhan kara yolu üzerinde, Ceyhan nehri kenarına kurulmuş bir kasabadır.) Misis'in ileri gelenleri padişahı misafir ederler. Konuk padişah halkın dertlerini dinler, sıkıntılarını sorar. Bir vatandaş Derviş Çoban'dan şikâyetçi olduğunu söyler. Derviş Çoban'ın Adana'nın Yumurtalık ilçesinin Kütüklü köyünden olduğu sanılmaktadır. IV. Murat askerlerini Derviş Çoban'ın bulunduğu Kütüklü köyüne yollar. Derviş Çoban'ın adı Cebbar Dede'dir. Cebbar Dede'yi askerler Kütüklü köyünde bulurlar. Padişahın Misis'te olduğunu, kendisini de çağırdığını söylerler. Cebbar Dede "Siz gidin ben geliyorum" der. Postunu Ceyhan nehrinin akış istikametinin tersine serer. Postuyla kayarak Misis'e kadar gelir. IV. Murat'la görüşür. IV. Murat: "Cebbar Dede sen etrafa zarar veriyormuşsun, koyunlarını salıverip ekinleri yediriyor, tarlaları çiğnetiyormuşsun" der.

Cebbar Dede; "Koyunlarım şu an falan yerde yayılmaktadır. Başında çobanı olmadığı halde hiçbir tarlaya zarar verdikleri yoktur, üstelik zararlı otları yemektedir" cevabını verir. Çeşitli yollarla söylenenin doğruluğunu anlayan IV. Murat Cebbar Dede'nin keramet ehli olduğunu anlar. Bağdat seferinde başarılı olup olmayacağını sorar. Cebbar Dede: "Bunu ben bilmem. Şurada bir dul karının oğlu var. Adı Genç Osman'dır. Ona sor. O bilir" der. Hemen Genç Osman'ı çağırtırlar. Anasından izin alarak Genç Osman IV. Murat'ın yanına gelir. IV. Murat Bağdat seferinde başarılı olup olmayacağını sorar. Genç Osman: "Orduyu bir göreyim, gözden geçireyim ondan sonra fikrimi söyleyeyim" cevabını verir. Orduyu gören Genç Osman: Askerlerin ve hayvanların yiyeceğinin iki katına çıkarılmasıyla zaferin kazanılacağını söyler.

Genç Osman'ın dediği yapılır.

Genç Osman'ın padişah tarafından itibar görmesi, askere alınacağı söylentileri ordu içinde hizipleşmelere yol açar. Askerlerden bazıları "Bu çocuğa inanılır mı, çocuktan asker mi olur", askere alınacak kişinin bıyığında tarak durmasının gerektiğini çeşitli yollarla IV. Murat'a duyururlar. Bu serzenişler Genç Osman'ın da kulağına gitmiş olacak ki. Tarağı alır ve dudağına saplar.

O zaman tütün ve içki yasağı vardır. İçenlerin de cezası ölümdür. Genç Osman'a karşı olan bir asker Osman'ın tütün içtiğini padişaha ihbar eder. Bunu duyan padişah tebdili kıyafetle Osman'ın tütün içip içmediğini tespit etmeye çalışır. Bir gece yine tebdili kıyafetle dolaşırken çukurda tütün içen birisini görür.

Padişah yukarıdan alçak bir sesle;

—Hemşehrim tütünün var mı?

Çukurdaki, kısık bir sesle;

—Sarılmış bir tütünüm vardı onu da ben içiyorum. İstersen gel beraber içelim.

Padişah;

—Adın ne?

—Osman;

Padişah;

—Genç'i de var mı?

Osman;

—Evet

Osman sorar;

—Ya senin adın ne?

—Murat

Osman.

—Sultanı da var mı?

Padişah da "evet" der.

IV. Murat Genç Osman'ın tütün içtiğini öğrenmesine rağmen orduya dâhil eder. Anasının rızasını alır. Sağ salim getireceğine dair söz verir. Anası, Osman'ın sefere katılmasını istemese de padişaha karşı koyamaz.

Misis'ten hareket eden ordu Bağdat'a varır. 24–25 Aralık 1638 de Bağdat seferi zaferle sonuçlanır. Osman ise şehit olur. Kelle koltukta üç gün savaşır. Bu savaşta şehit olan Osman için gözyaşları sel olur akar, ahlar arşı alaya çıkar. İşte bu gözyaşları dörtlüklerle dile gelerek Genç Osman'ın kahramanlığını destanlaştırır. (Ordu Bağdat'a doğru sefere çıktığında, İstanbul'da Silivri Kapı'da Merkez Efendi denilen bir zat surların üzerine çıkar. İşte ordu falan yerden kalktı. Falan yere vardı. Savaşa başladılar. Şu kadar asker öldü. Şöyle oldu böyle oldu, Bağdat'ı fethettiler derken sevincinden surun üstünde dengesini sağlayamayarak düşer ve ölür. Şimdi bu zatın Merkez Efendi denilen yerde türbesi vardır.)

Bağdat seferini kazanan ordu aynı yol güzergâhını takip ederek geri döner. Ordu Misis'e geldiğinde Genç Osman'ın anası IV. Murat'a oğlunu sorar. IV. Murat "arkada geliyor" der. Hülasa anası Osman'ı kime sorduysa "arkada geliyor" cevabını alır. Bu arada akşam olmuştur. Alaca karanlıkta kelle koltukta Genç Osman görünür. Kendisini arayan anasının elini öper ve hakkını helâl ettirir. Sonra bahçe duvarından atlayarak incir ağacının dibinde kaybolur. Misis'te o incir ağacının bulunduğu yerde perşembeyi cumaya bağlayan gecelerde bir ışığın yandığı, anasının da "Ben oğlumu hep abdestle, besmeleyle emzirirdim. Ancak bir kış günü abdestsiz emzirdim. İşte oğlumun başını yedi" dediği hâlâ dillerde dolaşır.

Anadolu'da konuyla ilgili çeşitli yerlerden rivayetlerin derlendiğini, bu rivayetlerin konu itibariyle diğerlerinin varyantları olduğunu daha önce belirtmiştik. İncelediğimiz rivayetlerle birlikte yayınlanan destan sözlerini de inceledik. Yaygın olduğunu düşünerek TRT repertuvarındaki Genç Osman türküsünün sözlerini temel aldık. Ancak TRT repertuvarındaki sözler Fuat Köprülü'nün Kayıkçı Kul Mustafa'ya ait olduğunu iddia ettiği dörtlüklerden farklı ve aşağıda görüldüğü gibi dört dörtlükten ibaret.

"Genç Osman dediğin bir küçük uşak
Beline bağlamış ibrişim kuşak
Askerin içinde birinci uşak
Allah Allah deyip geçti Genç Osman

Bağdat'ın içine girilmez yastan
Her ana doğurmaz böyle bir aslan
Kelle koltuğunda geliyor Kars'tan
Allah Allah deyip geçti Genç Osman

Bağdat'ın kapısın Genç Osman açtı
Düşmanın cümlesi önünden kaçtı
Kelle koltuğunda üç gün savaştı
Allah Allah deyip geçti Genç Osman

Askerin biri ucu görünmez Van'dan
Kılıcın kabzası görünmez kandan
Bağdat'a girilmez tozdan dumandan
Allah Allah deyip geçti Genç Osman"

Tespitlerimize göre bu dörtlükleri kitaplarında kullananlar ise:

Mehmet Özbek: Folklor Ve Türkülerimiz.
Cahit Öztelli: Evlerinin Önü (I. Genç Osman)
Salih Turhan - Nail Tan: Bayburt Musiki Folkloru.
Mehmet Önder: Bitmez Tükenmez Anadolu.

Bunların dışında Veysel Erdem Bozdoğangil'den derlediğim Genç Osman türküsünün sözlerinde de aynı dörtlükler kullanılmıştır. Fuat Köprülü'nün Kayıkçı Kul Mustafa'ya ait olduğunu söylediği Genç Osman destanının sözleri ise şöyle:

"İptida Bağdat'a sefer olanda
Atladı hendeği geçti Genç Osman
Vuruldu sancaktar kaptı sancağı
İletti bedene dikti Genç Osman

Eğerleyin kır atımın ikisin
Fethedeyim düşmanların hepisin
Sabah namazında Bağdat kapısın
Allah Allah deyip açtı Genç Osman

Sultan Murat eydür gelsin göreyim
Nice kahramandır ben de bileyim
Vezirlik isterse üç tuğ vereyim
Kılıcından alkan saçtı Genç Osman

Kul Mustafa karakolda gezerken
Gülle kurşun yağmur gibi yağarken
Yıkılası Bağdat seni döverken
Şehitlere serdar oldu Genç Osman"

Fuat Köprülü'nün Kayıkçı Kul Mustafa'ya ait olduğunu söylediği yukarıdaki dörtlükleri yazılarında veya kitaplarında kullananlar:

Metin Turan: Ozanlık Geleneği ve Türk Saz şiiri, Yeni Doğuş Matbaası Ankara 1996; Asım Bezirci: Türk Halk şiiri; Cilt 1, Say Yayınları, Engin Matbaacılık İstanbul 1953, Kayıkçı Kul Mustafa Sayfa 244- 247; Ahmet Özdemir: Cönklerden Günümüze Halk şiirlerimiz, Veli Yayınları, Kuşak Ofset Matbaası, Birinci Baskı İstanbul 1993, Sayfa: 224; Vasfi Mahir Kocatürk: Saz Şiiri Antolojisi.

Bunların dışında tespit ettiklerimiz:

Fuat Köprülü'nün Çankırı rivayeti: Bu sözler Metin Turan, A. Bezirci ve A. Özdemir'de ki sözlerle aynı. Farklı olan dörtlük ise aşağıdakidir.

"Sabahleyin Bağdat kapısın açtı
İşiten düşmanın tebdili şaştı
Kelle koltuğunda üç gün savaştı
Hem şehit hem gazi oldu Genç Osman"

Fuat Köprülü'nün Karaman rivayeti:

"Genç Osman derki binin atlara
Kılıç sallayaydım kâfir itlere
Mevlâ'm kuvvet versin koç yiğitlere
Koç gibi meydanda dönen Genç Osman

Bağdat'ın kapısın Genç Osman açtı
Gören kâfirlerin tebdili şaştı
Kelle koltuğunda üç gün savaştı
Şehitlere serdar oldu Genç Osman

Bağdat'ın içinde durulmaz yastan
Her ana doğurmaz böyle bir aslan
Sağından vuruldun soluna yaslan
Yiğitlere serdar oldu Genç Osman

Askerin bir ucu göründü Van'dan
Kılıcın kabzası görünmez kandan
Bağdat'ın içinde tozdan dumandan
Toz duman içinde kalan Genç Osman"

Karaman rivayetindeki farklı dörtlükler:

"Osman'ın atı da kötüden kötü
Kâfirin kılıcı zehirden katı
Getirin tavladan devriş kıratı
Zahmaları al kanlara boyansın

Alıverin silahların katısın
Fethedeyim kâfirlerin hepisin
Bir cuma vaktinde kale kapısın
Allah Allah deyip geçti Genç Osman"

Fuat Köprülü'nün Konya rivayeti:

Bu rivayet de üç dörtlük olup, ilk iki dörtlük aynı, farklı dörtlük aşağıya çıkarılmıştır.

"Osman'ım derki de çekin kıratım
Piyade askeri sipere yatın
Durmayın evlâtlar Bağdat'ı tutun
Bağdat'ta yalınız kaldı Genç Osman "

Fuat Köprülü'nün Mudurnu rivayeti:

Bu rivayette de sözler 6 dörtlük olup, 5 dörtlük aynı, sadece aşağıdaki dörtlük farklıdır.

"Yan anam yan binek taşına
Bağdat poşusunu sarmış başına
Henüz girmiş on üç on dört yaşına
Yan anam yan bana derler Genç Osman"

Köprülü'nün Mudurnu rivayetindeki bu dörtlük ilk defa karşımıza çıktığı gibi kullanılan ayağın da farklı olduğu görülmektedir.

Cemil Cahit Güzelbey'in Folklor Araştırmaları dergisinde (T.F.A.Yıl 1 Sayı 6 Sayfa 20) yayınlanan IV. Murat'ın "Bağdat Seferiyle İlgili Birkaç Efsane" adlı yazısı da Ali Rıza Yalgın'ın tespitlerinden farklı değildir. Hadisenin Nizip dolaylarında geçtiği rivayet edilmekte, sözler ise benim Düziçi'nden, Ali Rıza Yalgın'ın da Âşık Kır İsmail'den tespit ettiği dörtlüklerle aynıdır. Cahit Öztelli'nin Karacaoğlan'a ait olduğunu söylediği Genç Osman destanı ise 6 dörtlük olup, benim Düziçi'nden tespitlerime benzer üç dörtlük bulunmakta, diğer dörtlüklerde ise farklılıklar görülmektedir. Cahit Öztelli, Karacaoğlan'a ait olduğunu söylediği dörtlüklerin dipnotunda Karacaoğlan'ın da bu savaşa katıldığını beyan etmektedir. Tespitlerimizin dışındaki farklı sözler ise şöyle:

"Kurşunlarım yağmur gibi yağarken
Tütünlerim gökyüzünde dönerken
Yıkılası Bağdat seni döverken
Şehitlere serdar oldu Genç Osman

Sultan Murat Sultan Ahmet çırağı
Ah edince getirirdi irağı
Kuduretten çatılı onun yüreği
Dalkılıç yazıldı gitti Genç Osman

Karacaoğlan bunu böyle söyledi
Askerleri dağı taşı boyladı
Bir Bağdat'ı da gayet metheyledi
Bir yiğide bir baş oldu Genç Osman"

Cahit Öztelli'nin "Bir Başka Genç Osman Türküsü" diyerek verdiği sözler ise 6 dörtlükten ibaret olup diğerlerine göre farklı bir dörtlük bulunmaktadır. Bu da mukayese edildiğinde içerik olarak pek bir farklılık arz etmemektedir. Farklı dörtlük ise aşağıya çıkartılmıştır.

"Osman'ım derki çekin kıratım
Piyade askeri sipere yatın
Durmayın evlâtlar Bağdat'ı tutun
Bağdat'ta yalnız kaldı Genç Osman"

Cahit Öztelli'nin verdiği IV. Genç Osman ise 9 dörtlüktür. Dörtlüklerin tespit ettiklerimizle pek bir farkı yoktur.

Bu açıklamalardan sonra Ali Rıza Yalgın'nın Cenupta Türkmen Oymakları ve 1936 yılında Kırkpınar dergisinin 13. sayısında yayınladığı "Osmanlı Tarihi'nin Unuttuğu Bir Nefer; Genç Osman" başlıklı yazısını aynen aktaralım.

"İç Anadolu'da Kayıkçı Hasan, güney yurdumuzda Dadaloğlu bize Genç Osman adlı bir yiğidi övüyor. Genç Osman bıyıkları tarak tutmayacak kadar toy olduğu halde dudağına tarak saplayarak; "Adam bıyıkla sakalla değil yiğitli ve özlülükle adam olur" diyen Genç Osman IV. Murat'ın ordusuna girmiş ve taa Bağdat'a kadar yürümüş. Bağdat zapt edilirken ismi saltanatın ihtirasları arasında "uful" etmiş bir Türk neferidir. Vaktiyle ben bu yiğidin Dadaloğlu tarafından tertip edilmiş destanlarını tetkik eder ve neşreylerken türküler arasında Genç Osman'ın Gaziantep'in İslâhiye kazasına tabi Karaburçlu köyünde doğmuş bir dul kadının oğlu olduğunu tespit etmiştim.

Üstat Köprülüzade Mehmet Fuat Beyefendi de Genç Osman'a dair çıkardığı tetkik ve tahlil kitabında bunu dercetmişti. Şimdi Bahçe kazasının Haruniye[1] nahiyesinde saz şairlerinden Kır İsmail bize yeni bir türkü veriyor ve bu türkü de Genç Osman'dan başka bir de Köçek oğlu adında kahraman tanıtıyor. Köçekoğlu'nu tanımakla bir şey kaybetmiyoruz, yalnız bu türküde ismi geçen Genç Osman'ın Everekli[2] olduğu işaret ediliyor ki bu tuhaftır. Bu mesele bizi düşüncelere tetkik ve tahlillere sürüklüyor. Acaba Genç Osman Everekli mi? Yoksa Karaburçlu mu? Bunu biraz sonra düşünmek üzere şimdi bu türküyü okuyalım.

İptili[3] Bağdat'a sefer eyledi
Hopladı hendeği geçti Geç Osman
Allah Allah dedi girdi meydana
Kaleye bayrağı dikti Genç Osman

Eğerledi kır atının ikisin
Komadı düşmanın kırdı hepisin
Sabah namazında Bağdat kapısın
Allah Allah dedi kırdı Genç Osman

Sabahleyin Bağdat'ta bir gül açıldı
Rahyası dünyalara saçıldı
Everek'ten iki yiğit seçildi
Biri Köçekoğlu biri Genç Osman

Sabahleyin Bağdat kapısın açtı
Gelen düşmanların tebdili şaştı
Kelle kucağında üç gün savaştı
Daha bundan n'olur derdi Genç Osman

Bir konak yaptırdım aceme karşı
Kan ile yoğruldu toprağı taşı
On iki senenin[4] binek yoldaşı
Aceme velvele verdi Genç Osman

Askerin ucu da çıkmıştı Van'dan
Gözler görmez oldu tozdan dumandan
Kılıcın balçağı[5] doluyor kandan
Aceme zor savaş verdi Genç Osman

Yıktı Bağdat'ı da veran eyledi
Yas çekti hanımlar da kara bağladı
Vezir okudu hünkâr ağladı
Aceme velvele verdi Genç Osman

Kaleler yapıldı kesilen baştan
At işlemez oldu yatan öleşten[6]
İki şehit düştü diler güneşten
Biri Köçekoğlu biri Genç Osman

Murat der de getirin ben göreyim
Nasıl bir yiğitmiş ben de bileyim
Vezirlik isterse üç tuğ vereyim
Şehitlere serdar oldu Genç Osman

Aptürrahman'ım der neyledi netti
Yıktı koca Bağdat'ı verane etti
Sağ olan geriye sılaya gitti
Kanlı Bağdat sende kaldı Genç Osman"

Ben kendi payıma Dadaloğlu rivayetinden sarfınaz edemeyeceğim. Çünkü Dadaloğlu cenupta bütün köylerde ve aşiret arasında tanınmış meşhur bir halk şairidir.

Bahusus bu şairde meslek ve karakter bu gibi vakaları bulmak tetkik ve tahlil ederek onlara destan ve hikâyeler tertip etmektir. Makalemize dercolan türküyü rivayet eden şair Kul Abdurrahman ise ismine ilk defa rastladığımız bir halk şairidir. Belki de Abdurrahman Everekli olduğu için coşarak bu yiğidi bu yiğidi kendi memleketine mal etmeye çalışmıştır. Yahut da Everekli olan Köçekoğlu ile Genç Osman'ın kahramanlıklarını teşbihen bu iki ismi karıştırmış ve şiirine vuzuh verememiştir. Çünkü ilimizde buna benzer bir vesikamız vardır. Genç Osman'ı Gazi Ayıntap'ın bazı söyleyicileri arasında dinlerken şöyle bir parçaya tesadüf ediyoruz:

"Şu dünyada iki yiğit türedi
Biri Benderoğlu[7] da biri Genç Osman"

Hülâsa ikinci üçüncü rivayetler buluncaya kadar biz Genç Osman'ın cenupta İslahiye kazasının Karaburçlu köyünde doğmuş ve büyümüş olduğuna sebat ve ısrar edeceğiz"

diye noktaladığı yazısında Ali RızaYalgın; benim Düziçi'nden 1986 yılında derlediğim Genç Osman destanıyla ilgili tespitlerini, şiirin de Âşık Abdurrahman'a ait olduğunu belirtiyor. Bizim tespitlerimize göre de şiir Âşık Abdurrahman'a aittir. Adı geçen Abdurrahman da Ceyhan'ın Hürüuşağı (Türk Şükriye) köyünden, 1870'li yıllarda öldüğü sanılan Hüroğlu (Hürüoğlu) Âşık Abdurrahman'dır.

Tespitlerimize göre; Âşık Abdurahman'dan ilk bahsedenlerden biri Erciyes dergisinin 35. (Derginin Baskı Tarihi 10.3.1981) sayısının 7. sayfasında "Âşık Abdurrahman" başlıklı yazısıyla Erkân Kâmil'dir. Sn. Kâmil makalesinde hakkında hiçbir yazılı kaynağın olmadığını, Toroslar'da, Uzunyayla'da ve Binboğalarda yaşadığını, Afşar'ların ünlü bir ozanı, Kocanallı şubesinden ve Kayseri'nin Tomarza ilçesine bağlı Emiruşağı (İmiruşağı) köyünü kuran İmir Bey'in bacısı Hürü Hatun'un oğlu olduğunu söylüyor. Âşık Abdurrahman'ın medrese tahsili gördüğünü, Farsça, Arapça bildiğini, Dadaloğlu'nun etkisinde kalmadığını, 1870–1880 yılları arasında ölmüş olabileceğini ifade ederek dört de şirini yayınlıyor. Bu yazının Erciyes'te yayınlanmasından sonra İbrahim (Karalı) Davutluoğlu aynı derginin 40. sayısının 7. sayfasında Ceritler ve Hüroğlu Âşık Abdurrahman Ağa (Derginin baskı tarihi 1 Temmuz 1981) adlı yazısıyla Erkân Kâmil'e atıfta bulunuyor. Sn. Davutluoğlu'da yazısında11.12.1976 tarihinde Ceyhan'nın Hürüuşağı köyüne gittiğini, Âşık Abdurrahman'ın hayatıyla ilgili tespitlerini ve 9 adet de şiirini yayınlıyor. (Davutluoğlu'nun tespit ettiği 9 şiirden ikisi Erkân Kâmil'in tespitleriyle aynı.) Sn. Davutluoğlu yazısının bir yerinde: "Nasıl Farsak (Varsağı) Aşireti Karacaoğlan'ı, Afşar Aşireti Dadaloğlu gibi büyük şairler yetiştirmişse Cerit Aşireti'de Hüroğlu Abdurrahman Ağa adında çok kuvvetli bir âşık yetiştirmiştir. Hüroğlu, Cerit Aşireti'nin eşraf ailelerindendir. Hatta bu aile adına Hürüuşağı köyü kurulmuştur.

Abdurrahman Ağa'nın babasının adı Abdullah'tır. Âşık Abdullah'da Afşar'ın İmiruşağı ailesinden İmiroğlu Mehmet Ağa'nın bacısı Ayşe ile evlidir. Ayşe ve Abdullah'tan Abdurrahman doğar. Fakat babası Abdullah erken ölür. Babasını kaybeden Abdurrahman bir müddet dayısı İmiroğlu Mehmet Bey'in himayesinde büyür" demektedir. Davutluoğlu'na göre Âşık Abdurrahman Dadaloğlu'dan önce I. Mahmut ve Abdulmecid döneminde yaşamıştır. Dayısının kızı Safiye'ye âşık olan Abdurrahman'ın hazin bir de aşk hikâyesi vardır.

Ayrıca; Kayseri İl Özel İdare Müdürlüğü ve Kayseri Belediye'si Birliği tarafından Emir Kalkan adıyla Çağlar Boyunca Kayseri şairleri adlı kitabın 25. sayfasında da Âşık Abdurrahman'a yer verilmiş. Hüroğlu Âşık Abdurrahman olarak yayınlanan kısa hayat hikâyesinde âşığın yeri yurdu yuvarlak laflarla geçiştirilmiş. Çağlar Boyunca Kayseri şairleri Antolojisinde de yer verilerek kayıt ve tescili Kayseri'ye çıkartılmaya çalışılmış. Âşık Abdurrahman'ın babası Abdullah'ın Kayseri'nin Tomarza ilçesine bağlı Emiruşağı köyünü kuran İmiroğlu Mehmet Bey'in bacısı Ayşe ile evlendiğini, anasının Kayserili, babasının da Ceyhan'ın Hürüuşağı köyünden olduğu beyan edilmektedir. Antolojideki Âşık Abdurrahman'la ilgili bilgilerin çoğu Sn. Davutluoğlu'nun "Ceritler ve Hüroğlu Âşık Abdurrahman Ağa" adlı makalesinden alınmış olmasına rağmen kaynak gösterilmemiştir. (Erkân Kâmil: Abdullah'ın İmiroğlu Mehmet Bey'in bacısı Hürü Hatun'la evli olduğunu söylüyordu. Sn. Davutluoğlu ile Emir Kalkan[8] İmiroğlu Mehmet Bey'in bacısı Ayşe Hatun'la evli olduğunu beyan etmektedirler.)

Bu bilgilerden sonra destanın Âşık Abdurrahman'a ait olduğunu kanıtlayan tespitlerimize bir göz atalım. Benim 1986 yılında Düziçi'nden derlediğim Genç Osman destanıyla Ali Rıza Yalgın'ın Âşık Kır İsmail'den derleyip 1934 de yayınladığı destanın metinleri aynı olup son dörtlüklerinde ise Abdurrahman tapşırması mevcuttur. Şiir yapı itibariyle incelendiğinde işleyiş ve kafiye bakımından bütünlük arz etmektedir. Destanın bir yerinde:

"Everek'ten iki yiğit türedi
Biri Köçekoğlu biri Genç Osman"

denmesi, Âşık Abdurrahman'ın Kayseri ve Evrek'e (Develi) olan ilgisinden, belki de Genç Osman'ı Evrek'e mal etmeye çalışmasından kaynaklanmaktadır. Belkide bu dörtlük destana sonradan monte edilmiştir bilemiyoruz. Ancak bildiğimiz Anadolu'da böyle halk kahramanlarını herkes sahiplenir. Yunus'ta, Karacaoğlan'da, Nasrettin Hoca'da olduğu gibi...

Âşık Abdurrahman'ın Kayseri ile olan bağlantısı Kayseri'de belirli bir müddet yaşayıp dayısı İmiroğlu Mehmet Bey'in yanında kalması destanın Abdurrahman'a ait olduğu ihtimalini daha da kuvvetlendirmektedir.

Ayrıca Düziçi'nde sonradan tespit ettiğim:

"Bağdat'ın içine girilmez yastan
Her ana doğurmaz böyle bir aslan
Kelle koltuğunda geliyor Kars'tan
Allah Allah deyip geçti Genç Osman"

dörtlüğündeki; "Kelle Koltuğunda geliyor Kars'tan" dizesindeki Kars sanırım bildiğimiz Kars vilayeti değildir. Bu Kars şimdi Osmaniye'ye bağlanan Kadirli ilçesi olmalıdır. Zira Kadirli'nin eski adı Kars'tır.

Ali Rıza Yalgın'ın derlediği dörtlüklerle benim derlediğim dörtlüklerin aynı olması, sıralarının dahi uyması şiirin Abdurrahman'a ait olduğunu daha da güçlendirmektedir. Ayrıca dörtlüklerin uzun hava tarzında söylenişi diğer Genç Osman'dan farklı bir ezgi yapısını ortaya koymaktadır ki; bu da diğer varyantlarla farklı olduğunun bir ifadesi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Şiirin 1. dörtlüğünde kullanılan "iptida" sözü yerine "iptili" sözünün kullanılması kanaatimizi biraz daha güçlendirmektedir. Zira Çukurova Halk Ağzı'nda hiç kimse iptida sözcüğünü kullanmaz, "iptiliyi" tercih eder. İptili ilk önce demektir. Ayrıca birinci dörtlükte atlamak yerine kullanılan hoplamak da Çukurova Halk Ağzı'nda yaygın olan sözcüklerdendir. Mahalli sözcüklerin dizelerde kullanılmış olması şiiri yazanın yöre ağzını çok iyi bildiğinin bir kanıtıdır.

Bağdat seferinin 1638 tarihinde yapılmış olması yaşanılan dönemin aynı olmadığı konusunda bir gerçeği ortaya koyabilir. Ama şunu hiçbir zaman unutmamak gerekir. Halk ozanları yaşamadığı halde çeşitli vakaları sazıyla sözüyle dile getirmişlerdir. Savaşa katılmadığı halde aradan onca zaman geçmiş olmasına rağmen Kıbrıs'a Kore'ye destan yazmış bir hayli ozan bilinmektedir. Ayrıca bu konuda araştırma yapan Prof. Dr. Köprülüzade Mehmet Fuat Adana Türkmenlerinde ki Genç Osman varyantı konusunda kesin bir sonuca gidememiş ve endişesini de aynen şöyle dile getirmiştir. "Bu rivayetlerin tarihi esasını ve Kul Mustafa'nın Genç Osman hakkındaki manzumesini yukarıda gösterdik. Tarihi hakikatle en ziyade tetabuk eden pek tabi olarak o zamanın mahsulü olan bu manzumedir." Çankırı, Karaman, Mudurnu rivayetlerinin aynı manzumeden çıktığı katiyetle anlaşılıyor. Konya'daki bu hikâyede şüphesiz bu manzumenin tefsirinden doğmuştur ki; Genç Osman türküsünün malûm olduğu diğer sahalarda yani Karaman, Çankırı, Mudurnu sahalarında da buna mümasil hikâyelerden doğmuş olması pek muhtemeldir.

Genç Osman rivayetleri arasında izahı en müşkül olanlar Adana Türkmen'leriyle Bağdat rivayetidir. Türkmen'ler arasında Genç Osman rivayeti devam etmekle beraber Kul Mustafa'nın şiiri unutulmuş onun yerine Dadaloğlu'nun manzumeleri hikâyesi süslemiştir. Mamafih bu sahadaki rivayetin de iptida Kul Mustafa'nın şiirini tefsir ve izahtan doğmuş olması pek muhtemeldir. Yalnız Kul Mustafa'nın manzumesinin unutulması, rivayetin halk arasında daha serbest bir şekilde inkişafına mucip olmuş, Dadaloğlu gibi şairler yeni şiirlerle zenginleştirmişlerdir. Türkmen hikâyesiyle diğer Anadolu rivayetleri arasındaki farkların başlıca sebebi budur. Her halde bütün bu Anadolu rivayetlerinin Kul Mustafa'nın rivayetinden doğmuş olduğunu söyleyebiliriz" demektedir.

Köprülü'de de Çukurova rivayetinin farklı olduğu kanaati hâsıl olmuş. Destanların Kayıkçı Kul Mustafa'yı örnek alarak çıkmış olabileceği ifade edilmiştir. Benim tespit ettiğimle Ali Rıza Yalgın'ın tespit ettiği Genç Osman destanının sözleri, aynı olup şiirin Hüroğlu Âşık Abdurrahman'a ait olduğu konusunda kantatımızı daha da güçlendirmiştir. Gazi Antep'ten Cemil Cahit Bey'in tespitleri de aynıdır.

Sonuç

Genç Osman Bağdat seferine katılmış ve de şehit düşmüştür. Bu sebeple konuyu belki ilk defa destanlaştıran Kayıkçı Kul Mustafa olmuş, belki de Âşık Abdurrahman'ın yazmış olduğu dörtlükler Kul Mustafa'ya mal edilmiştir. Bunu bilemiyoruz. Ama bilinen odur ki; destan ülke sathına yayılarak geniş bir alanda anonimleşmiş ve de günümüze kadar gelmiştir. Görülen odur ki geniş bir sahada anonimleşen Genç Osman destanı bölük pörçük olmuş, dörtlükleri ise birbirine girmiştir. Şimdiye kadar yazılanlar ise Kayıkçı Kul Mustafa'ya mal edilmiş, dörtlüklerde Abdurrahman mahlasıyla tapşıran Ceyhan'ın Hürü uşağı köyünden Hüroğlu Âşık Abdurrahman Ağa'nın varlığından dahi bahsedilmemiş. (Ali Rıza Yalgın hariç) Ali Rıza Yalgın'ın Genç Osman'ın İslahiye'nin Karaburçlu köyünden olduğunu söylemesi, Abdurrahman adında yeni bir âşık tespit ettiği de hiç gündeme gelmemiş . Konu enikonu araştırılıp tartışılmamış.

* Türkü TRT repertuvarından alınmış,
22.6.1973 tarihinde incelenmiş,
repertuvar sıra no 451'dir. Türkünün
dipnotunda Genç Osman türküsünün
Konya çeşidi 306 no da ibaresi
bulunmaktadır. Konya çeşidi de
bizim 1. Genç Osman olarak
verdiğimiz türküdür.
Ben; tespit edebildiğim destanları rivayetleriyle birlikte araştırıp inceledim. İncelememiz sonunda bir destandan birkaç destanın türemiş olabileceği kanaati hâsıl oldu. Şiirlerde ise (Karacaoğlan'ı saymazsak) iki isim çıktı karşımıza. Âşık Abdurrahman ve Kayıkçı Kul Mustafa. Benim derlediğimle birlikte üç de Genç Osman türküsü tespit ettim. Bunun biri Konya'dan Darûl Elhan tarafından derlenmiş ki bildiğimiz Genç Osman'la farklı bir ezgi yapısına sahip. Diğeri de Aydın'dan Muzaffer Sarısözen tarafından derlenerek TRT repertuvarına kazandırılmış. O da hepimizin kulağında olan Genç Osman. Ancak kulağımıza küpe olan ezginin sözleri tespitlerimize göre Kayıkçı Kul Mustafa'ya ait değil. Köprülü'nün Kayıkçı Kul Mustafa'ya ait olduğunu iddia ettiği sözlerle de çok farklı. Osmaniye-Düziçi'nden derlediğim Genç Osman türküsü ise; mevcutlara, gerek ezgi, gerekse form itibariyle oldukça zıttır. Benim derlediğim uzun hava, diğerleri ise kırık hava formundadır[9]. Ve de Genç Osman Makamıyla[10] okunmaktadır. Düziçi'nden derlediğim türkünün uzun hava formunda oluşu da yöreyle bütünleşmesinin çok güzel bir örneğidir. Zira Çukurova halk müziğinin temelini uzun havalar oluşturur. Yörede kırık havalara pek rağbet edilmez. Onun için de Genç Osman türküsünün uzun hava formunda olması gayet doğaldır. Ve bu doğallık bizim İsnadımızı biraz daha kuvvetlendirmektedir. Fuat Köprülü'nün tespit ettiği Çankırı, Karaman, Konya Mudurnu rivayetlerinde Genç Osman sözlerinin hiçbirinde Kul Mustafa tapşırması yok. Köprülü'nün kendi ifadesine göre " XVII. asra ait bazı saz şairlerinin eserlerini muhtevi bir mecmuada " Koşma-i Genç Osman" ser levhası altında ve Kul Mustafa adlı saz şairi tarafından yazılmış bir koşmaya rast geldim"demektedir. Bu tespit edilen sözler 4 kıta olup 3 dörtlüğü bizim Çukurova'dan tespit ettiklerimizle aynıdır. Ve şiir koşma tarzındadır. Zaten destan denilip de şiirin koşma olması Köprülü'nün de dikkatini çekmiş, Kayıkçı Kul Mustafa ve Genç Osman Hikâyesi adlı kitabında konuya ayrıca değinmiştir.

Benim ve Ali Rıza Yalgın'ın tespit ettiği şiir ise destan formun da olup 10 kıtadan meydana gelmiştir. (Tarafımdan Düziçi'nde sonradan iki dörtlük daha tespit edilmiş bununla destanın sözü 12 kıtaya ulaşmıştır. Bak Genç Osman Türküsü: 3) Diğer derlenenler arasında bu kadar bütünlük yoktur. Vehbi Evinç kaynakçada gösterilen yazısında Ali Rıza Yalgın'ın dörtlüklerinin 20 kıtadan ibaret olduğunu yazmaktadır. Ayrıca Çukurova, Bağdat seferi güzergâhındadır. Bağdat'a gidişte İstanbul'dan çıkan ordu; Konya, Adana, Misis, İskenderun ve Halep yolunu takip ederek Bağdat'a ulaşmıştır. Çukurova da; "Ölüm kime yakın hastaya yakın" diye bir söz vardır. Hadiseye yakın olan yerlerden biri de Çukurova'dır. Ve Âşık Abdurrahman da bu güzergâhın tabiri caizse göbeğinde bulunmaktadır. Kullandığı dil ve izah ettiğim sebepler benim ve Ali Rıza Yalgın'ın tespit ettiği Genç Osman destanının Âşık Abdurrahman'a ait olduğunu doğrulamaktadır. Dilerim bu tespitler araştırmacıları harekete geçirir bazı ihtimallerin de ortadan kalkmasına vesile olur.

1
Aman Genç Osman dediğin bir küçük uşak
Beline bağlamış ibrişim kuşak of of
Of of Her ana doğurmaz böyle bir uşak
Allah Allah deyip geçer Genç Osman of of

2
Aman Bağdat'ın içine girilmez yastan
Her ana doğurmaz böyle bir aslan of of
Of of Kelle koltuğunda geliyor Kars'tan
Allah Allah deyip geçer Genç Osman of of

3
Aman Bağdat'ın kapısın Genç Osman açtı
Düşmanın cümlesi önünden kaçtı of of
Of of Kelle koltuğunda üç gün savaştı
Allah Allah deyip geçer Genç Osman of of

4
Aman Askerin bir ucu göründü Van'dan
Kılıcın kabzası görünmez kandan of of
Of of Bağdat'ın içinde tozdan dumandan
Toz duman içinde kaldı Genç Osman of of

Yöre: Düziçi - Gökçayır Köyü
Derleyen: Halil Atılgan
Kaynak Kişi: Mehmet Demirci
Derleme Tarihi:Mart 1986

Genç Osman* (3)

1
İptili[11] Bağdat'a sefer eyledi
Hopladı gandağı[12] geçti Genç Osman
Vurdu gavurların yıktı bayrağın
Kaptı kulasına (kulesine) dikti Genç Osman

2
Eğerledi kır atımın ikisin
Komadı düşmanın kırdı hepisin
Sabah namazında Bağdat kapısın
Allah Allah dedi kırdı Genç Osman

3
Bağdat kapısında bir gül açılmış
İreyhası[13] dünyalara saçılmış
Everek'ten iki yiğit seçilmiş
Biri Köçekoğlu biri Genç Osman

4
Bir konak yaptırdım Acem'e karşı
Kan ile yoğruldu toprağı taşı
On iki senenin[14] binek yoldaşı
Acem'e velvele verdi Genç Osman

5
Gün görünmez oldu kartaldan kuştan
At işlemez oldu yatan üleşten[15]
Konaklar yaptırdı kesilen baştan
Daha bunda ne var dedi Genç Osman

6
Göz görünmez oldu tozdan dumandan
Gene gayret geldi dinden imandan
Kılıcın balçağı[16] doluyor kandan
Daha bunda ne var dedi Genç Osman

7
Cidası elinde pala boynunda
Akçadağ kazasında Bozok elinde
Kelle koltuğunda meydan yerinde
Daha bunda ne var dedi Genç Osman

8
Bağdat'ın içine girilmez yastan
Her ana doğurmaz böyle bir aslan
Kelle koltuğunda geliyor Kars'tan
Allah Allah deyip geçti Genç Osman

9
Yıktı Bağdat'ı veran eyledi
Yas çekti hanımlar kara bağladı
Vezir okudu da hünkâr ağladı
Aceme velvele verdi Genç Osman

10
Sabahleyin Bağdat kapısın açtı
Gelen düşmanların tebdili şaştı
Kelle koltuğunda üç gün savaştı
Daha bunda ne var dedi Genç Osman

11
Sultan Murat der de getir göreyim
Nasıl bir yiğitmiş ben de bileyim
Vezirlik isterse üç tuğ vereyim
Şehitlere serdar oldu Genç Osman

12
Abdurrahman'ım der neyledi netti
Yıktı Bağdat'ı da verane etti
Sağ olan sılaya geriye gitti
Kanlı Bağdat sende kaldı Genç Osman

*Genç Osman türküsü yörede 12 dörtlük olarak derlenmiş, 7.ve 8. dörtlükler sonradan tespit edilmiş, yöresel ağız olduğu gibi korunmaya çalışılmıştır. Türkü; Genç Osman Makamı denilen bir uzun hava formuyla okunmakta, buna da Benderi Makamı veya Bozlağı denilmektedir. (Halil Atılgan Çukurova Türküleri Burcu Ofset 1998 Ankara) [© Halil Atılgan - KanalKultur]

Kaynaklar

Akyüz, Hayri: Kul Mahlaslı Şairler, Kuloğlu ve Kayıkçı Kul Mustafa T.F.A. Cilt 4, Sayı 90 Sayfa 1436 -1438 Ocak 1957; Atılgan, Halil: Çukurova Türküleri-Burcu Ofset, Ankara 1998; Bezirci, Asım: Türk Halk şiiri, Cilt 1, Say Yayınları, Engin Matbaacılık, İstanbul 1953; Cumbur, Müjgan: Başakların Sesi Türk Halk şairleri Eserleri Ve Hayatları, şark Matbaası, Poyraz Reklâm Yayınları, Ankara 1968; Davutluoğlu (Karalı), İbrahim: Ceritler ve Hüroğlu Âşık Abdurrahman Ağa, Erciyes Dergisi Cilt 3 Sayı 40, sayfa 7 Temmuz 1981; Darûl Elhan Anadolu Halk şarkıları 4. Defter; Evinç, Vehbi: Genç Osman (1) Halk Bilgisi Haberleri Yıl 9 S. 102, s. 154 -158 Nisan 1940; Evinç, Vehbi: Genç Osman (II) Halk Bilgisi Haberleri Yıl 9, S. 103. s. 171-177 Mayıs 1940; Güzelbey, Cemil Cahit: T.F.A.Yıl 1Sayı 6 S.20, Ekim 1969; Kalkan, Emir: Çağlar Boyunca Kayseri şairleri Özel İdare Matbaası, Kayseri 1988; Kâmil, Erkân: Âşık Abdurrahman Erciyes Der. Cilt 3, S. 34, s. 7 Mart 1981; Kocatürk, Vasfi Mahir: Saz Şiiri Antolojisi, Ayyıldız Mat., Ankara 1963; Köprülü, Prof. Dr. M. Fuat: Kayıkçı Kul Mustafa Ve Genç Osman Hikâyesi Evkaf Matbaası, İstanbul 1930; Önder, Mehmet: Bitmez Tükenmez Anadolu Sümerbank Kültür Yayınları 6/11, Ankara 1970; Öztelli, Cahit: Evlerinin Önü, İkinci Baskı, Özgür Yayın Dağıtım, İstanbul 1983; Özbek, Mehmet: Folklor Ve Türkülerimiz Ötüken Yayınevi, İstanbul 1975; Özdemir, Ahmet: Cönklerden Günümüze Halk şiirlerimiz, Veli Yayınları Kuşak Ofset Matbaası, İstanbul 1993; Ragıp, Mahmut: Anadolu Türküleri ve Musiki İstikbalimiz. Maarif Matbaası, İstanbul 1928; Satoğlu, Abdullah: Kayseri Folkloru Adına Sergilenen Garip şeyler, Türk Folkloru. S. 40 s.17, Kasım 1982; Sevengil, Ahmet Refik: Yüzyıllar Boyunca Halk şairleri, Atlas Kitapevi, Tan Gazete - Mat., İstanbul 1965; Turan, Metin: Ozanlık Geleneği ve Türk Saz şiiri, Yeni Doğuş Matbaası, Ankara 1996; TRT Türk Halk Müziği Repertuvarı; Turhan, Salih-Tan, Nail: Bayburt Musiki Folk., Ankara 1996; Yalgın, Ali Rıza: Cenupta Türkmen Oymakları I-II (Hazırlayan Sabahat Emir) Kültür Bakanlığı Yayınları: 256, Kültür Eserleri: 14, Ankara 1977; Yalgın, Ali Rıza: Kırkpınar Dergisi S.13, Adana 1936.

Osmaniye ili Düziçi ilçesi Gökçayır köyünden kaynak kişiler: Âşık Köroğlu, Âşık Mehmet Ova, İbrahim oğlu Mehmet. Veysel Erdem Bozdoğangil, Adana Eski İl Kültür ve Beden Terbiyesi Müdürü.

Notlar

[1] Haruniye daha önce Adana'nın Bahçe ilçesine bağlı bir nahiye merkeziydi. Hacılar kasabasıyla birleştirilerek Düziçi ilçesi oldu. Düziçi daha önce Adana'ya bağlı iken şimdi Osmaniye iline bağlı bir ilçe merkezidir.
[2] Everek Kayseri'ye bağlı Develi ilçesinin eski adı.
[3] İlk önce
[4] On iki sene Genç Osman'ın yaşı.
[5] Kılıcın kabzası, tutacak yeri
[6] Arapçadaki iaşe değildir. Ölmek mastarından Türkçe leş anlamındadır.
[7] Giriş bölümünde İbrahim oğlu Mehmet Demirci'nin Genç Osman türküsü nü Benderi makamıyla okuduğunu belirtmiştik. Benderi makamının Benderoğlu'ndan kaynaklandığını düşünmek gerek
[8] Emir Kalkan'la Erkân Kâmil'in aynı kişi olduğu tespit edilmiştir.
[9] Bilinen Genç Osman'ın ezgisine rağmen Düziçi'nden derlediğim uzun hava formundaki Genç Osman'ın mevcut havalardan etkilenmeyerek otantik haliyle günümüze kadar ulaşması oldukça dikkat çekici.
[10] Ali Rıza Yalgın'ın Kilis'in Yazlıbecer köyünden tespitlerine göre Gökçayır köylülerinin okuduğu Genç Osman havasına Benderi Makamı veya Benderi Bozlağı denilmekte. Düziçi ve yöresinde böyle hikâyeli türkülere de bozlak denilmektedir. (Halil Atılgan Çukurova Türküleri -1- Burcu Ofset 1998 Ankara)
[11] İlk önce.
[12] Hendek.
[13] Rayiha.
[14] Genç Osman'ın yaşı.
[15] Leş.
[16] Kılıcın kabzası, tutacak yeri.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder