Bu Blogda Ara

30 Ekim 2013 Çarşamba

Cemal Şener: Milliyet Gazetesi'ndeki Alevilik Araştırması Üstüne

Cemal Şener
Akademik çevrelerin Alevilik ile ilgili araştırmalarında son yıllarda bir artış gözlemlenmektedir. Bu elbette olumlu bir olaydır. Nesnel akademik araştırmanın amacı toplumsal fotoğrafı olduğu gibi vermektir. Araştırmacı toplumsal olguyu kendi ön yargısı doğrultusunda sunmaya çalışırsa o zaman o araştırma ve araştırmacı güvenirliğini kaybeder.

Bu tür araştırmalardan bir tanesinin özeti Milliyet gazetesinde 4.7.2005–8.7.2005 tarihleri arasında dört günlük bir dizi yazı şeklinde yayınlandı. Araştırmayı yapan kişi Kamil Fırat, gazete için özetleyip yayınlayan imza ise, Belma Akçura'dır. Verilen bilgiye göre alan araştırması 2003-2004 yıllarında Ankara-Dikmen ve Mamak'ta toplam 208 denek ile yapılmış.

Dizi yazıda ilk günkü spot; "Kentleştikçe dinsel kimlik zayflıyor" diye konmuş. İkinci günkü spot, "Kentli Aleviler'in % 15'i ateist!" üçüncü günkü gazete dizisinin spotu; "Dedelik kurumu kentlerde zayıflıyor." şeklinde çıktı.

Sözkonusu araştırma sonuçta 208 kişi ile yapılan ve belli bir bölgedeki denekler ile sınırlı bir çalışmadır. Elbette tüm sonuçlar; 20 milyonluk bir kitle ile ilgili olarak genelleme yapma olanağını hiç kimseye vermez. Spotlarda görülen iddiaları sonuçları çıkarmak araştırmanın nesnelliğine gölge düşürebilir. Birde araştırmadaki bazı sonuçları ilgili, ilgisiz bir biçimde Aleviliği İslam dışında görmek isteyen, Aleviliği azınlık olarak değerlendirmek isteyen kişi ve çevreler ile ilişkilendirmek, aynı şekilde Aleviler'in Kürtlük ile ilişkisini, olur olmaz biçimde öne çıkarmak araştırmanın sonuçlarını tartışılır kılar.

Araştırma ilk spotta; "kentleştikçe dinsel kimlik zayıflıyor" diyor. Bu tesbit genel olarak doğru olabilir. Ama genel geçer bir tesbit değildir. Bu tesbit sadece Aleviler için ileri sürülemez. Türkiye'de; Hanefiler içinde, Şafiiler içinde, Şiiler içinde vs. ileri sürülebilir. Hatta sadece dinsel alan da değil siyasal tesbitlerde ve çeşitli sosyal-toplumsal tercihler içinde geçerlidir.

Köylü kitlenin siyasal davranışı ile kentleşen aynı kitlenin siyasal davranışında da farklılık görülür. Bu ise sadece Alevilere özgü bir özellik değildir. Tam terside olabilir.

Kentleştikçe dinsel kimliğin zayıflaması son yıllarda Türkiye'deki siyasal İslam'a gösterilen teveccühü izahta sanırım yetersiz kalabilir. Dinsel referanslı Refah Partisi'nin en büyük desteği İstanbul ve Ankara'dan aldığı sanırım unutulmadı. AKP'nin yine en yüksek desteği İstanbul-Ankara gibi en çok kentleşen iki şehrimizden alması çok anlamlıdır.

Avrupa'da yaşayan Aleviler Türkiye'ye kıyasla geleneksel özelliklerine, özelliklede inançsal kimliklerine daha sıkı sarılmaktadırlar. Bu ve benzer nedenlerle kır-kent ilişkisinde iddialı genellemeler yapmak yanıltıcı olabilir. Eğitim düzeyi ile dini inanç ilişkisi arasında direk bir ilişki vardır. Ama bu ilişki hatalı yorumlanmamalıdır. Aleviler'in dinsel destekli Hanefi veŞafiiliğe tepkisi laiklik, demokrasi, insan hakları karşıtı bazı "İslami terör" örgütlerine tepkisi araştırmacıyı Aleviler'in kendilerini İslam kabul etmedikleri sonucuna götürmemelidir. Herhangi bir İslami yoruma karşı olmak İslama karşı olmak değildir. İslamın marjinal yorumları ile mütedeyyin İslamı, araştırmacı özdeş görerek Alevi deneğe soru yöneltirse hata yapılır.

Kendine Alevi diyen; "Allah, Muhammet, Ali" üçlemesine inanan, Hacı Bektaş Veli'ye, Yedi Ulular'a inanan "Dedelik" kurumunu kabul eden, Cemi, Müsahipliği kabul eden Aleviyi siz İslam dışı değerlendirirseniz hata edersiniz. Araştırmanız ciddiye alınamaz. Kendi araştırmanızı bile tekzip eder duruma düşersiniz.

Çünkü Aleviler'in sözkonusu araştırmada; "bir dedeye bağlı mısınız?" sorusuna; Aleviler'in % 87'si "evet" diyor ise, ankete katılanların % 81,7'si müsahipliğin korunmasını savunuyorsa, ankete katılanların % 67,3'ü müsahiplerinin olduğunu belirtiyor ise Aleviler'in İslam dışı tercihlerinden sözedemezsiniz.

Çünkü bu oranlar doğru ise; Aleviler'in % 87'si "Dedelik" kurumunu savunmakla İslamiyet'in bu yorumun savunuyor demektir. İslamiyet'in; Musevilik gibi, Hıristiyanlık gibi yüzlerce yorumu var. Bunlardan birisi de Aleviliktir.

Dedeyi savunmakla cemevi, cem ibadeti savunulmuş oluyor. Cem ibadetinin esası ise; "Allah, Muhammet, Ali" yolunun sürdürülmesidir. Cemde ibadet sırasında okunan nefeslerin % 99'u bu simgeleri terennüm eder.

Müsahiplik; Alevilik'te yol kardeşliğidir. Aleviliğin disiplinli ileri bir aşamasıdır. Ankete cevap veren Aleviler'in % 81,7'si müsahipliği savunuyorsa ve % 67,3'ü de müsahip olduğunu belirtiyorsa, bu Alevilik tarihinde kanaatimce bir zirvedir.

Bu tesbitlerden sonra yani; Aleviler'in % 87'si dedelik kurumunu savunuyorsa, Aleviler'in % 81,7'si müsahipliği savunuyorsa, (bu araştırma sonucundaki rakamlardır) o zaman kalkıp; "üniversite mezunlarının; % 68,1'i, lise mezunlarının; % 68'i Aleviliği İslamiyet ile ilişkilendirmiyor." demek art niyet değil ise Aleviliği bilmemektir. Ya; Dedelik ve Müsahip ile ilgili araştırma rakamları hatalıdır ya da % 68.1 ve % 68 oranında olan lise ve üniversite mezunlarının Aleviliği İslamiyet ile ilişkilendirmediği rakamları hatalıdır. Her iki durumda da araştırma kendi rakamları ile çelişmektedir.

Türkiye'deki Ateistleri Aleviler mi oluşturuyor?

Araştırmanın gazetede yayınlanan ikinci günkü spotu; "Kentli Aleviler'in % 15'i ateist." Bu tesbit araştırmacının iddiasıdır. Türkiye'de Alevilerin nüfuslarının 20 milyon civarında olduğu savlanıyor. Bu orana göre Aleviler'in 3 milyonu ateistmiş, 3 milyon hiç fena rakam değil. Türkiye'deki sosyalistlerin komünistlerin yaklaşık 10 katı demektir. Ya da İstanbul'daki Alevilerin toplamı demektir.

Peki bakalım, kamuoyunda dinsel kimliğini daha doğrusu ateist olduğunun en rahat ifade eden kesim; sanatçı, yazar, entellektüel, aydın kesimdir. Bu kesimde ateist olduğunu ifade eden insan sayısı Türkiye'de tahminen 1000 kişidir. Bu kesimde kimin ne olduğunu herkes tanır. Alevi olan parmakla sayılacak kadar azdır. Yok denecek kadar azdır. Nerede kaldı bizim % 15 Aleviler. Yani 3 milyon ateist Alevi nerede? Aziz Nesin mi Alevi? Uğur Mumcu mu Alevi? Yaşar Kemal mi Alevi? Turan Dursun mu Alevi? Muammer Aksoy mu? Bahriye Üçok mu? A. Taner Kışlalı mı? vs. demek ki hiç ayakları yere basan bir tespit değil. Bu tesbit te eğer bilgisizliğin ürünü değil ise, Alevileri bazı güç odaklarına hedef göstermekten başka bir şey değil.

Bakalım, araştırma bu sonuca hangi rakamlardan ulaşmış. Araştırma Alevilere; "Dinsel Kimliğinizi nasıl açıklarsınız?" diye sormuş. Yanıtların sonuçları şöyle düzenlenmiştir. "İnsan, % 5; Bektaşi, % 2,9İ Kızılbaş, % 3,4; Müslüman, % 12,1; ateist, % 14,6; Alevi, % 34,5; Hem Alevi hem müslüman, % 32,0'dir." Fakat ateist dışındakileri topladığımızda; % 5 + % 2,9 + % 3,4 + % 12,1 + % 34,5 + % 32 = % 92 ediyor. % 100 den % 92 çıkarsa geriye % 8 kalır. Ama her nedense arta kalan 14,6 yazılmış. Bu durumda araştırmada yine kendini tekzip eden bir durum sözkonusudur.

Dünya'da olduğu gibi Türkiye'de de her dinsel ve etnik kökenden "ateist" olabilir. Bu konu çok hassas bir konudur. Bu konuda sayılarla bu kadar net konuşmak oldukça zor ve sakıncalıdır. Kökten dinciliğin arttığı bir dönemde bu yaklaşım Alevileri toplum olarak bazı güçlere hedef göstermekten başka bir şey değildir. Verilen sayı ise çok abartılı bir sayıdır. 3 milyon nüfus İstanbul gibi bir yerde belediye başkanlığı kazanacak bir sayıdır.

Alevileri tarih boyunca bazı zihniyetler; inançları nedeni ile ateist, dinsiz, kafir, rafızi saymışlardır. Alevilerin Allah, din, ibadet, hayır-şer anlayışları tasavvufi farklılık taşıdığı için bazı zihniyetler tarafından dinsiz, ateist sayılmışlardır. Bu tesbit bu zihniyete yardımcı olmaktan başka bir şey değildir.

Verilen rakamın gerçek olup olmadığına gelince bırakalım Aleviler'in % 15'inin ateist olmasını Türkiye nüfusu yaklaşık 75 milyondur. Bu nüfusun oran olarak "ateist" olduğunu ifade edenler % 1 sayısının bile altındadır. Bu rakamları genel seçimlerde kendine sosyalist-kominist diyen partilere verilen oy sayısından çıkarmak olasıdır. Bu oran Aleviler içinde Sünniler içinde geçerlidir. Türkiye'deki ateistlerin çoğunluğunun Alevi olduğunu iddia etmenin maddi temelleri sağlam değildir. Bu tesbitin yolları art niyetle döşelidir. Bu tür tesbitler toplumsal duyarlılıklara karşı samimi ve duyarlı bir sosyolojik araştırmanın işi değildir.

Dinsel ayrımdan etnik kimlik olur mu?

Alevilik, dinsel bir olgudur. Tıpkı İslam içinde; Hanefilik, Şafiilik, Hambeli, Maliki, Şii, Mevlevi vs. gibi. Alevilik etnik bir olgu değildir. Etnik ayrım ırksal ayrımdır. Türk, Kürt, Arap, Arnavut, İngiliz, Fransız gibi. Aleviliğe inanan; Türk'te, Kürt'te, Arap'ta, Arnavut'ta var. Ama Aleviler'in ezici çoğunluğunu Türk Aleviler oluştururlar.

Sözkonusu araştırmaya baktığımızda farklı bir değerlendirme ile karşılaşılıyor. Araştırmada; "Alevilik, kentlerde yetişen Alevilerin yaşamına sadece etnik bir kimlik olarak, giriyor ve dinsel anlamını yitiriyor." diyor.

Lütfen altı çizili cümleyi dikkatle okuyalım. Deniyor ki; Aleviler; kentlerde dinsel kimliğini yitiriyor etnik kimlik oluyor. Hayret doğrusu böyle bir şey olur mu? Kırlarda inançsal-dinsel bir ayrım olan Alevilik kente gelince bir anda nitelik değiştiriyor ve ırksal-etnik bir kimlik oluyor. Dinsel bir ayrım hiçbir şartta ırksal-etnik bir ayrıma dönüşemez. Bu tarihsel olarak ta, teolojik olarak ta, sosyolojik olarak ta, antropolojik olarak ta mümkün değildir. Dinsel bir kimlikten etnik bir kimlik oluşursa yüzlerce olan farklı İslami kimliklerden yeni etnik kimlikler oluşabilir. Dinsel ayrım bir anda ırksal kimlik olabilir. Halbuki böyle bir oluşum tarihte hiçbir zaman görülmemiştir.

Türkler; tarih boyunca birçok din değiştirmişlerdir. Ama etnik kimlik değiştirmelerinden söz edilemez. Bu nedenle Alevi, köyde iken dinsel bir kimlik taşıyordu. Kente geldi bu dinsel kimlik etnik kimlik oldu demek art niyetli bir tanım değilse sosyal bilimlerin alfabesine aykırıdır.

Araştırmamız yukarıdaki tesbitin devamında ise; "yeni kuşaklar için Alevilik ya geçmişte kalmış bir inanç biçimidir ya da bir etnik kimliğin sağladığı 'aidiyet' duygusuyla sınırlıdır.

Bakın araştırmacımız el çabukluğu ile yine Aleviliği etnik kimlik yapıverdi. Bu iş nasıl olmuş. Alevilik; yeni kuşaklar için geçmişte kalmış, bir inançmış. Peki Hanefilik, Şafiilik, Şiilik,Mevlevilik veya Musevilik ve Hıristiyanlık kendi genç kuşakları için geçmişte kalmış bir inanç değil mi? Hıristiyan gençlerde yaşlılara nazaran kiliseye daha az gidiyor. İslamiyete inanan Hanefi ve Şafii gençlerde yaşlılaran nazaran daha az camiye gidiyor. Onlarda mı etnik kimlik sayılıyorlar. Araştırmacı acaba gençlerin Aleviliğe ilgi göstermediğini mi söylemek istiyor. Acaba kendisi Hacı Bektaş Veli Törenleri gibi törenlere gençlerin mi, yaşlıların mı çok gittiğini hiç gözledi mi?

İstanbul'daki; Karacahmet Sultan, Şahkulu Sultan Dergahı gibi dergahlara gelen izleyicinin ne kadarının genç olduğu tesbitini yapabildi mi?

Araştırmacı Aleviliğin gençler için ya geçmişte kalmış inanç, ya da etnik aidiyet duygusu olduğunu nasıl iddia ediyor. Alevilik nasıl bir anda etnik kimlik oldu anlamak zor. Bu bazı emperyal güçlerin Türkiye'de yeni azınlıklar üretme kaygısının bir sonucudur. Dinsel ayrım kaşla göz arasında etnik ayrım olamaz. Sosyal bilimler bu denli hacimli bir ciddiyetsizliği kaldıramaz. Bu sosyal bilimlere saygısızlıktır. Bir dinsel ayrım dünyanın hiçbir coğrafyasında köyden kente gelmekle etnik ayrım olamaz. Bir dinsel kimlik dünyanın hiçbir yerinde gençler az ilgi gösteriyor diye etnik kimlik olamaz. Bu tesbiti ciddiye almak tek başına hafifliktir.

Aynı araştırmada; kendini Alevilikle özdeş görenler % 99, kendini Türklükle özdeşleştirenler % 82, Atatürkçülükle özdeşleştirenler % 73, laiklikle özdeşleştirenler % 98, sosyal demokratlık ile özdeşleştirenlerin ise % 92 olduğunu öğreniyoruz. Ama araştırmacı bu rakamları köşe bucak saklıyor. Araştırmada; Aleviliğe ayrı bir etnik kimlik rozeti takılarak manipülasyon yapılmaktadır. Bu sosyolojik kaygılarla yapılmış çaba sayılamaz. Bu durum siyasal kaygılarla yapılmak istenen bir çalışmadır. Ve nesnel bilimsel anlayışa yabancı bir yaklaşımdır.

[13 Haziran 2008]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder