Bu Blogda Ara

27 Ekim 2013 Pazar

Cemal Şener: Dergah ve Tören

Tarihçe

Hacıbektaş İlçesi, Hacı Bektaş Veli ve Alevilik-Bektaşilik kavramları ile özdeşleşmiş bir beldedir. Hacıbektaş İlçesi'nin ismi Hacı Bektaş Veli'den gelmektedir. Bu beldenin Aleviler-Bektaşiler açısından önemi ise, Hacı Bektaş Veli'nin burada yaşamış olmasından, bu beldede Hakk'a yürüyüp türbesinin de bu beldede olmasından kaynaklanmaktadır.

Hacıbektaş İlçesi, Hacı Bektaş Veli ve Alevilik-Bektaşilik bu ilçede iç içe girmiş birbiri ile örtüşmüştür. Hacı Bektaş Veli; Alevi-Bektaşi inancının büyükleri arasındadır. O'nun yaşadığı belde, yaşadığı dergah ve türbesi o ilçeye adeta kutsal mekan özelliği vermiştir.

İslamiyet'in aslına en yakın orijinal yorumu olarak kabul edilen Alevi-Bektaşi inancının dinsel büyüklerinden söz etmek gerekirse; Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, 12 İmamlar sayıldıktan sonra sıra Ahmet Yesevi, Lokman Parende ve Hacı Bektaş Veli'ye gelir.

Hacı Bektaş Veli; eski adı Sulucakarahöyük yeni adı Hacıbektaş olan belde de Hakk'a yürümüştür. (Vefat etmiştir.) Bu olay şöyle anlatılır:
"Hz. Pir bir perşembe günü Hakk'a yürüyeceğini haber verdiği ardası Sarı İsmail Sultan'dan; gürültü, ağıt istemediğini, sessiz davranmasını, o sırada gelecek bir Bozatlı ile birlikte son hazırlıkları yapmasını söyler ve sözlerine şunları ekler: Dünyanın gidişi budur. Gelen gider. Sende hizmet eyle, sofra yay. Himmet dilersen cömertlik et. Hak, Murteza'dan (Hz. Ali'den) erlik göstermesini, keramet işlemesini istediklerinde Kamber'e; 'Sofrayı yay' buyurmuştur. Benden kisve giyen mürit konuk istesün, konuğa hizmet itsün, şeytan gibi kendisini görmesün, kimsenin yatan itini kaldırmasın, kimseye ululanmasın, haset itmesün"
Bundan sonra yedinci ve kırkıncı günleri helva döktürmesini de vasiyet etmişlerdir. Bektaşi lejandlarına göre; Gelen Bozatlı'nın yüzü yeşil bir peçe ile örtülüdür. Bazı yazmalar bunu Hz. Hızır diye söyler. Bazı kaynaklarda, Sarı İsmail Sultan, işler bitip Bozatlı zatın gidişinden önce yanına yaklaşarak: 'Yıkadığımız zat Hak iyçün kimsin' Diye sorar. O da yüzündeki peçeyi kaldırır. Sarı'nın gördüğü bu zat, Hacı Bektaş Veli'nin kendisidir. 'Beni bağışla Hünkarım, otuz üç yıldır hizmetindeyim, seni bilememişim."
der.[1]

Tarihi kaynaklar; Hacı Bektaş Veli'nin Horasan Nişabur'da dünyaya geldiğini yazar. Babasının orada idari görevli, vali olduğunu isminin İbrahim Sani diğer adıyla Seyit Muhammed olduğunu, annesinin ise yörenin ünlü bilginlerinden Ahmet Amil Nişaburi'nin kızı Hatem Sultan olduğunu yazıyor.[2]

Hacı Bektaş Veli'nin doğum ve Hakk'a yürüme tarihleri arasında farklı rakamlar veriliyor. Bu durum, o yıllar düşünüldüğünde normal sayılmalıdır. Çünkü söz konusu olay yaklaşık 800 yıl önceki bir doğum tarihi saptamasıdır.

Bu konuda, Abdülbaki Gölpınarlı, Vilayetname'nin önsözünde kaynaklarına referans yaparak Hacı Bektaş Veli'nin doğum tarihinin; Hicri 606 (1209-1210) vefatının ise, Hicri 669 (1270) olduğunu yazıyor.[3] Tevarihi Mevleviye'de doğum tarihi olarak 639 (1241-42)-(S. 165) veriliyor.[4] Künhül Ambar'da; 646 (1248-49) olarak kitabın 5. ciltinin 58-61 sayfalarında veriliyor.[5]

Bektaşiliğin İçyüzü adlı eserde Tevfik Oytan; 639-640 (1242-43) olarak S. 363'de yazıyor.[6] Cemalettin Çelebi ise, "Müdafaa"[7] adlı eserinde Hacı Bektaş Veli'nin; doğum tarihini 645 (1247-48) olduğunu yazarken, Celalettin Ulusoy doğum ve Hakk'a yürüme tarihlerini; 1248-1337 olarak veriyor.[8] Bu konuda Doç. Dr. Bedri Noyan ise; Hacı Bektaş Veli'nin doğumunun Nişabur'da Hicri 640 (M.1242) olduğunu, 1272 yılı Muharrem'inde Sulucakarahöyük'e geldiğini, 738 H. (1337 M.) tarihinde Hakk'a yürüdüğünü yazıyor.[9]

Alevi-Bektaşi dünyası açısından; Hacı Bektaş Veli'nin Hacıbektaş beldesinde yaşaması, dergahının orada olması, orada yaşaması ve oradan düşüncelerini, inancını yaşaması, dergahının kapısını tüm dünyaya oradan açması ve netice itibariyle birde o mekanda Hakk'a yürümesi özel önem arzetmektedir.

Elbette Hacıbektaş yöresinin Hacı Bektaş Veli'nin oraya gelmeden önceki bir tarihi de var. Bölgenin tarihine kronolojik olarak sadece başlıklar itibariyle baktığımızda M.Ö 3000 yılı aşkın bir yazılı tarih söz konusudur. Bu tarihi dönemleri başlıklar halinde ifade etmek gerekirse ilk sırada;

I. Eski Tunç Çağı: M.Ö 3200-1200
II. Asur Ticaret Kolonileri Çağı: M.Ö 1450-1800
III. Eski Hitit Devleti: M.Ö 1650-1500
IV. Hitit Orta Krallık Dönemi: M.Ö 1500-1380
V. Büyük Hitit İmparatorluğu Devri: M.Ö 1380-1200
VI. Geç Hitit ve Frig Dönemi: M.Ö 1200-700
VII. Asur-Med ve Pers Egemenliği Dönemi: M.Ö 700-330
VIII. Helenistik Devir: M.Ö 330-30
IX. Roma Dönemi: M.Ö 30- M.S. 395

Bu tarihi dönemler içinde M.Ö. 332 – M.S. 17 yılları arasındaki yaşamış olan Kapadokya Krallığı dönemini de belirtmek gerekir. Bu topraklardan Makedonyalı İskender'in (M.Ö. 330'larda) geçtiğini de unutmamak gerekir.[10]

Daha sonra bu bölgede, Anadolu Selçuklu ve Danişmendliler dönemi (1082-1243) yaşanıyor. Ve 'bu bölgeye yani Kapadokya'ya Selçuklular yani Türkmenler geliyor. Anadolu Selçuklu Devleti ve Danişmendliler birlikte Kapadokya'da Haçlı Seferleri'ne karşı korlar. Anadolu Selçuklu Devleti 2. Gıyasettin Keyhüsrev (M.Ö. 1237-46) döneminde dağılma ve parçalanma dönemine girer. İşte Hacı Bektaş Veli bu yıllarda Kapadokya / Sulucakarahöyük'e gelir.

Bundan sonra Beylikler Dönemi (1243-1466) denilen dönem yaşanır. 1243'de Selçuklular'ın Kösedağ Savaşı'nda Moğollara yenilmesi olur. Ardından 1363'de Karamanoğlu Alaaddin Bey yöreyi alır. 1402'de Timur yöreyi Karamanoğulları'na geri verir. Karamanoğlu ve Osmanlı arasındaki uzun savaşlar sonucu bölge 1466'da Karamanoğlu ile birlikte Osmanlı'ya katılır.[11]

Osmanlı Dönemi

Vilayetname'ye göre Hacı Bektaş Veli Dergahı Sultan Murat (Orhan Bey 1326-1389) tarafından, Yanko Madyan adlı bir mimara yaptırılmıştır. II. Murat (1451-1481) türbe Alem'inin yaldızı için bin altı yüz akçe altın döktürmüştür. II. Beyazıt (1448-1512) Dergahı ziyaret etmiş ve kubbesini kurşunla kaplattırmıştır. Osmanlı padişahlarının "Dergah"la ilgisi II. Bayazıt ile sona ermiştir.

1501 yılında II. Beyazıt döneminde Dergah'taki posta Balım Sultan oturmuştur. (1462-1516) Balım Sultan Dergaha çeki düzen vermiş, kurumsallaştırmıştır. Bu yıllarda Hacıbektaş'ın bazı vergilerden muaf olması nüfusu artırmıştır.Örneğin;1485 de 776 olan nüfus, 1584 de 4.000-4.200 civarına ulaşmıştır. Hacıbektaş 1541'de Niğde'ye bağlı bir beldedir.

Osmanlı Sarayı, XV. Yüzyıl sonlarında Sünni İslam anlayışına yönelmiştir. 1517'de ilk halife Sultan olan Yavuz Sultan Selim-Şah İsmail çatışmasını sonucunda resmi kayıtlara göre 40.000 Alevi 'nin katliamı gerçekleşmiştir. Bu kıyımdan Hacıbektaş Dergahı da nasibine düşeni almıştır. Osmanlı'da Aleviler açısından ikinci kıyım ise, II. Mahmut'un çıkardığı 11 Ocak 1827 tarihli fermanla; "Anadolu'daki bütün Bektaşi tekkelerinin türbe mahalleri hariç bütün binalarının yıktırılması eşya, emlak ve diğer gelirlerine el konulmasını" emretmiştir.[12]

1826 yılında Yeniçeri Ocağı kapatılmış, Bektaşilik yasaklanmıştır. Bektaşi Dergahları kapatılmış dedeler ve babalar sürgün edilmiş önemli bir kısmı da idam edilmiştir. Birçok Alevi-Bektaşi dergahı camiye dönüştürülmüştür. Hacıbektaş'taki dergaha cami de bu sırada yapılmıştır. Hacı Bektaş Veli Dergahı Nakşibendi tarikatı mensubu Nakşi Mehmet Said Efendi yönetimine bırakılmıştır. Hacıbektaş'taki Çelebi dedesi Hamdullah Efendi yedi deve yükü olan kitap, ferman gibi tarihi değeri olan belgelerle Amasya'ya sürülmüştür. Yedi deve yükü tutarındaki belgeler kaldığı çadırda yangın çıkarılarak yokedilmiştir. II. Meşrutiyet'ten sonra Hacıbektaş beldesi Ankara'ya bağlı Kırşehir sancağına idari olarak bağlanmıştır. Bu dönem Dergahlar yeniden canlanmıştır.

Kurtuluş Savaşı günlerinde Anadolu ve Balkanlardaki tüm Aleviler gibi Hacı Bektaş Veli Dergahı'ndaki Çelebi Cemalettin Efendi ve Dedebaba Postu Vekili Salih Niyazi Baba, 22 Aralık 1919'da Mustafa Kemal Paşa ve beraberindeki heyeti karşılamış tam desteklerini vermişlerdir.

Dergahların Kapatılması

Türk kültür hayatında önemli bir yere sahip olan tekke ve zaviyeler, zamanla amacından uzaklaşmış dini doğru öğreten kurumlar olmaktan çıkmış toplumsal alanda yozlaşarak guruplaşma ve bölünmelere yol açmışlardır. Bu ve benzer nedenlerle Cumhuriyet yönetimi özgür bireyin önünü açmak için; 30 Kasım 1925 tarihinde 677 sayılı "Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedar ile Bazı Ünvanların Men ve İlgasına Dair Kanun" ile tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması kabul edilmiş ve bazı geleneksel ünvanların kullanılması yasaklanmıştır. Hacıbektaş'taki Hacı Bektaş Veli Dergahı ve tüm Alevi-Bektaşi Dergahları da bu yasa ile kapatılmıştır.

Hacıbektaş beldesinin idari yapısı ise, 12.12.1947 tarihinde ve 21454 sayılı karar ile Bakanlar Kurulu 01.01.1948 tarihinde Hacıbektaş'ı Kırşehir'e bağlı bir ilçe yapmıştır. Demokrat Parti, muhalifi Osman Bölükbaşı'nın milletvekili seçilmesini engellemek için; 20 Temmuz 1954 tarih ve 6429 sayılı kanunla Nevşehir'i il, Kırşehir'i de ona bağlı ilçe yapınca, Hacıbektaş Nevşehir'e bağlanır. 1 Temmuz 1957'de çıkarılan 7001 sayılı kanun ile, Kırşehir yeniden il yapılınca Hacıbektaş Nevşehir'e bağlı bir ilçe olmaya devam eder.

Hacı Bektaş Veli Dergahı'nın; 1925'te dergahların kapatılması ile birlikte kapısına kilit vurulur. Bu durum; 40 yıl devam eder. Bu 40 yıl boyunca Anadolu ve Balkanlar'daki milyonlarca Alevinin-Bektaşinin Dergah ile bağı zayıflar. Osmanlı döneminde Orta Asya'daki Ahmet Yesevi Dergahı ile, İran'daki Erdebil Dergahı ve Irak'taki Kerbela Dergahı ile ilişkiler zayıflamıştı. Serçeşme Hacı Bektaş Dergahı idi. Burası da Cumhuriyet il birlikte kapatılınca bazı Aleviler ve Bektaşiler, Arnavutluğa, Irak-Kerbela'ya ve Mısır-Kaygusuz Abdal Dergahı'na gitmek zorunda kalmıştır. Türkiye'deki sessiz çoğunluk ise, Hacıbektaş Kasabasını gizli-saklı ziyaret ederek ibadetlerini evlerdeki cemevlerine taşımışlar, sabırla Hacı Bektaş Veli Dergahı'nın bir gün açılacağını beklemişlerdir.

Hacı Bektaş Veli Dergahı'nın; 1958de Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restorasyonu başlar. Bu yaklaşık 1964 yılına kadar yani 6 yıl sürer. Kapatılma sırasında Ankara Etnoğrafya Müzesine götürülen tarihi eserler tekrar Hacı Bektaş Dergahı'na getirildi. Hacı Bektaş Veli Dergahı, Etnoğrafya Müzesi olarak düzenlenir ve 16 Ağustos 1964 günü Hacı Bektaş Veli Müzesi olarak açılır. Böylece yaklaşık 600 yıl boyunca Alevi-Bektaşi dünyasının serçeşmesi olan "Dergah" artık "Etnoğrafya Müzesi" olmuştur.

İşte her yıl 16 Ağustos'ta düzenlenen "Hacı Bektaş Veli'yi Anma Törenleri" böyle başlamıştır. Hacı Bektaş Veli Dergahı onun izsürücülerine, inananlarına kapılarını açmıştır. Ama inanç merkezi olarak, dergah olarak açılmamıştır. Müze olarak açılmıştır.

Hacı Bektaş Veli Dergahı, kurulduğundan günümüze kadar yani yaklaşık 700 yılda Alevi-Bektaşi toplumuile ilişkisi üç kere kesilmiştir. Bunlardan birincisi; Yavuz Sultan Selim-Şah İsmail çatışmasının yaşandığı 1516'daki Çaldıran Savaşı sonrası olmuş. Yönetim tarafından, Aleviler-Bektaşiler Şah İsmail'in yanında Yer aldıkları için resmi olarak ; 40.000 resmi olmayan bilgilere göre ise ; 100.000 Alevi-Bektaşi Türkmen katledilmiş. Türbeleri kapatılmış, cem ibadetleri yasaklanmış, "katli vacip" olmuşlardır. Bu sırada diğer dergahlarla birlikte Hacı Bektaş Veli Dergahı da kapatılmıştır. Bu kapatılma Kanuni Sultan Süleyman dönemine kadar yaklaşık 60 yıl devam etmiştir.

Hacı Bektaş Veli Dergahı ile Alevi-Bektaşi toplumu arasındaki ilişkinin ikinci defa kesilmesi ise, 1826'da Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması sırasında II. Mahmut döneminde olmuştur. Hacı Bektaş Dergahı'ndaki Baba ve Dede sürgün edilmiş.Yerine Nakşibendi şeyhleri atanmıştır. Alevi-Bektaşi toplumu Dergah kanalı ile "sünni asimilasyonu"na tabi tutulmuştur. Dergah'ta bulunan cami o sırada yapılmıştır. Dergah ile toplumu arasındaki kopan ilişki bu sefer yaklaşık 50 yıl sürmüştür. Dergahı Sünnileştirmek isteyen Nakşibendi şeyhleri Dergah'tan etkilenmiş ve bazıları Sünniliği bırakarak Alevi-Bektaşi yolunu seçmişlerdir.

Alevi-Bektaşi inancına Osmanlı Sarayı tarafından vurulan bu iki darbe topluma telafisi mümkün olmayan badireler açmıştır. O ana kadar Osmanlı coğrafyasında yaklaşık; 700 dergahın olduğunu Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba'nın eserlerinden isimlerini bulmak mümkündür.[13] Yaklaşık 700 dergah yakılmış, yıkılmış, taş, taş üstünde bırakılmamıştır. Bir çoğunun dedeleri ve babaları ya sürülmüş ya hapse atılmış,yada darağaçlarını boylamıştır.

Açık olanlara ise Sünni tarikat görevlileri gönderilerek toplum asimilasyona tabi tutulmuştur. Bugün sadece Hacı Bektaş Veli Dergahı'nda değil, Abdal Musa, Seyidi Battal Gazi, Sücaettin Veli, Isparta-Veli Baba Dergahı, Hazma Baba, Hasan Dede, Karacaahmet Sultan gibi dergahların ya avlusunda ya hemen yanıbaşında camilerin bulunması bu dönemlerin icraatlarındandır. Alevi-Bektaşi Yerleşmelerini cami yapma seferberliği camisiz Alevi köyü bırakmama seferberliği bu tarihi geleneğin ürünüdür.

Cumhuriyet döneminde amaç farklı da olsa Hacı Bektaş Veli Dergahı ile Alevi-Bektaşi toplumu arasındaki ilişki üçüncü kez; "Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması…" kanunu nedeni ile olmuştur. Bu dönemin özellikleri farklı olsa da sonuçta Alevi-Bektaşi toplumu ile Anadolu'daki onları temsil eden en önemli inanç merkezi kapatılmıştır.

Sünni İslam'a inanan toplumsal kesimler dini gereksinmelerini camilerde, Hristiyanlar Kiliselerde, Museviler Sinagoglarda karşılarken, Alevi-Bektaşi toplumunun inanç merkezi olan dergahlar kapatılmıştı. Bu toplumsal kesimin inançsal gereksinmelerini karşılayacak başka bir mekanları yoktu. Dergahlar, türbeler, tekkeler kapatılınca Alevi-Bektaşi halk inançsal gereksinmelerini evlerde ve çok zor koşullar altında karşılamaya çalıştılar. Bu ise çoğu kez gizli saklı yapılmaya çalışılıyordu.

Alevi-Bektaşi toplumunun olmazsa olmazlarından birisi olan innaç önderleri; dedeler, babalar asli görevlerini açık yapamıyorlardı. Yarı gizli durumdaydılar. Bu ise bu kurumun kendini yeni koşullara göre yeniden üretimini engelliyordu. Bu durumu; kırdan-kente göçlerde izleyince bu toplumsal kesimde önemli bir erezyon başladı. İnanç merkezlerinin kapalı olması ardından büyük kentlere göç, dede ile talip arasında yüzyılların oluşturduğu akordu bozdu.

Cumhuriyet döneminde Alevi-Bektaşi toplumunun inanç merkezi olan; dergahların, tekkelerin, türbelerin, ocakların kapalı kalması da Hacı Bektaş Dergahı'nın "müze" olarak açılışını ölçü olarak alırsak yaklaşık 40 yıl sürdü.

Bu dönemde; Osmanlı dönemindeki kadar olmasada Alevi-Bektaşi toplumu ile inanç merkezleri arasındaki ilişkiyi zayıflattı. Cumhuriyetin getirdiği birçok yeniliğin yanında olan Alevi-Bektaşi toplumu inanç merkezlerinin bu kadar uzun süre kapalı kalmasını anlayamadı. Alevilerin-Bektaşilerin en insani hakları olan Alevi-Bektaşi olmaktan kaynaklanan sorunlarının çözümünün bugüne kalmasında iyi niyetlide olsa Cumhuriyet döneminin bu uygulamsının rolünün olmadığı belirtilemez.

Hacıbektaş Dergahı'nın Açılışı

1964 yılında Hacı Bektaş Veli Dergahı'nın "Etnoğrafya Müzesi" olarak bile olsa açılması Alevi-Bektaşi toplumu açısından çok önemli bir olaydır. Bu olay sıradan bir "müze" açılışı değildir. Bu müzede olsa Alevi-Bektaşi toplumunun "Serçeşmesi" kabul edilen bir inanç merkezinin açılmasıdır. Adeta bu olay Alevi-Bektaşi toplumu üstündeki adı "yasak" olmayan bir uygulamanın sona ermesidir. Alevi-Bektaşi toplumunun meşruiyeti açısından önemli bir gelişmedir. Bu olay 1961 Anayasası ve onun getirdiği demokratik hak ve özgürlükler birlikte düşünüldüğünde örneğin O, Anayasanın 19. maddesinde ifade edilen
"Herkes, vicdan ve dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Kamu düzenine ve genel ahlaka veya bu amaçlarla çıkarılan kanunlara aykırı olmayan ibadetler, dini ayin ve törenler serbesttir. Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Kimse dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz."[14]
İnanç özgürlüğü anlayışı ile birlikte düşünüldüğünde daha anlam kazanmaktadır. Yine aynı yıllarda ilk defa Türk siyasal tarihinde Alevi partisi kabul edilen Türkiye Birlik Partisi'nin kurulması 1965 TBMM seçimlerine girmesi ve seçimlerde 10 milletvekilini TBMM 'ne sokması anlamlıdır.

Bektaşi geleneğinin dinsel önderi Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba Hacı Bektaş Veli Dergahı'nın "müze" olarak açılışını şöyle yazıyor:
"10 Ağustos 1964 Pazar günü müze olarak açılış töreni yapılan Pir Evi için, bundan sonra 16 Ağustos günleri anma töreni kabul edilmiştir. Her yıl 16 Ağustos'ta başlayan bu hacı Bektaş Veli'yi anma törenleri üç gün sürmektedir. İlerde belki daha da uzatılabilecektir."[15]
2009'da 46. sı yapılacak bu Anma Törenleri 1971 ve 1980 "Askeri Darbe" dönemleri hariç 1964'ten beri devam etmektedir. Bu etkinlik 1989'dan beri ise, "Uluslararası" olarak kutlanmaktadır.

Yani yapılan törenlerin tam adı; "46. Ulusal 20. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri"dir. Bu törenleri ilk yıllarda Ankara'da oturan Hacıbektaş kasabalı yurttaşlar tarafından kurulu; "Hacıbektaş Turizm Derneği" organize etmiştir. Son yıllarda ise törenleri Hacıbektaş Belediyesi organize etmektedir. Törenlere Alevi halkın ilgisi ilk yıllardan günümüze dek hep canlı olmuştur. Türkiye'de Alevilerin kendilerini özgür ifade ettikleri tek kürsüdür adeta Hacı Bektaş Veli'yi Anma Törenleri…Törenlere baştan beri devlet protokolü bulunuyor. Belediye meydanında yapılan törene baştan günümüze dek siyasiler hep ilgi göstermiştir. Törenlerde Ankara'dan gelenler varsa onlara konuşma veriliyor. Yoksa İlçe Belediye Başkanı, Kaymakam ve Vali adeta değişmez konuşma olarak görülüyor.

İlçe tören süresince; festival havasına bürünüyor. İlçede her bir köşede bir yörenin törenler için gelmiş semah ekibini ve elinde bağlaması ile Alevilik ile ilgili nefesler söyleyen ozanları görürsünüz. Törenlerin vazgeçilmezlerinden birisi de Hacı Bektaş Veli ve Alevilik ile ilgili bir yada birkaç panel organize edilmektedir. Örneğin; "45. Ulusal 19. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri Programı" (16-18 Ağustos 2008 / Hacıbektaş) şöyledir:

I. Gün - 16 Ağustos 2008

Açılış

Yer: Cumhuriyet Meydanı
Saat: 10:00
Sunucular: Turhan Alıcı, Ahmet Gökçe

Program

• Atatürk Anıtına Çelenk Konulması (15 Ağustos 2008 Saat: 16: 00'da)
• Saygı Duruşu
• İstiklal Marşı
• Kültür ve Turizm Bakanlığı Hacıbektaş Semah Ekibi Gösterisi
• Günün Anlam ve Önemini Belirten Konuşmalar
• Şiir Yarışmaları Ödül Töreni
• Öykü Yarışması Ödül Töreni
• 15. Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödül Töreni
• Hacı Bektaş Veli Külliyesinin Ziyaret Edilmesi

Sergiler

Yer: Hacı Bektaş Veli Kültür Merkezi Sergi Salonu
Konu: Karma Resim Sergisi
Düzenleyen: Işık Çuhacıoğlu

Yer: Hacı Bektaş Veli Kültür Merkezi Fuaye Salonu
Konu: "İnanç" Konulu Resim Sergisi
Düzenleyen: Vicdan Güvenç

Not: Sergiler üç gün boyunca devam edecektir.

Panel

Yer: Hacı Bektaş Veli Kültür Merkezi Büyük Salonu
Saat: 14: 00
Konu: Hacı Bektaş Veli ve Ögretisi
Yöneten: Prof. Dr. Filiz Kılıç
Konuşmacılar: Özgür Savaşçı - Öğretim Görevlisi; Şakir Keçeli - Araştırmacı Yazar; Edmond Brahima

Birlik Cem Töreni

Yer: 60. Yıl Kapalı Spor Salonu
Saat: 17: 00
Düzenleyen: Şahkulu Sultan Vakfı

Tiyatro

Yer: Hacı Bektaş Veli Kültür Merkezi Büyük Salon
Saat: 17.00
Oyun: "Susmayan Nefes Pir Sultan"
Oyuncu: Anadolu Meydan Sahnesi Oyuncuları

Ozanlar Geçidi

Yer: Cumhuriyet Meydanı
Saat: 15: 00
Sunucu: Turhan Alıcı; Ahmet Gökçe

Ozanlar

• Ozan Sinemi
• Hüseyin Karani
• Ali Baştuğ
• Mehmet İpek
• Ozan Efkari
• Aşık Yorguni
• Musa Ersus

I. Gün Gece Konseri

Yer: Cumhuriyet Meydanı
Saat: 19: 30
Sunucular: Turhan Alıcı; Ahmet Gölçe

Ozan Sanatçı Semah Ekipleri

• Kayseri Hacı Bektaş Veli Kültürünü Arastırma ve Dayanışma Derneği Semah Ekibi
• Denizli Tahtacı Egitim Kültür ve Kalkınma Derneği Semah Ekibi
• Şirin Üstün
• Hasan Yükselir
• Ali Mahzuni ve Yigit Birkan, Mahzuni Demir
• Sabahat Akkiraz
• Emrah Mahzuni
• Erdal Erzincan - Mercan Erzincan
• Mustafa Özarslan
• Yusuf Gül

II. Gün - 17 Ağustos 2008

Panel

Yer: Hacı Bektaş Veli Kültür Merkezi Büyük Salonu
Saat: 1: 4: 00
Konu: Alevilikte Semah Ve Müzik
Yöneten: Miyase İlknur - Cumhuriyet Gazetesi Yazı İşleri Müdürü
Konuşmacılar: İlhan Cem Eresever - Araştırmacı Yazar; Gani Pekşen - Araştırmacı Yazar Sanatçı

Birlik Cem Töreni

Yer: Garipdede Konuk Evi
Saat: 17: 00
Düzenleyen: Garipdede Türbesi

Tiyatro

Yer: Hacı Bektaş Veli Kültür Merkezi Büyük Salon
Saat: 17: 00
Oyun: "Hoş Gelişler Ola"
Oyuncu: Tiyatro Birileri (Malatya İnönü Üniversitesi)

II. Gün Gece Konseri

Yer: Cumhuriyet Meydanı
Saat: 19: 30
Sunucular: Turhan Alıcı; Ahmet Gökçe

Ozan Sanatçı Semah Ekipleri

• Hacıbektaş Kültür Turizm Sosyal ve Yardımlaşma Derneği Semah Ekibi
• Turhal Kültürü ve Dayanışma Derneği Semah Ekibi

Şiir Dinletisi

• Sezai Aksu
• Mustafa Ermiş
• Kemal Taşkın
• Salih Daşkın
• Zeynel Aba
• Gülsen Altun
• Gani Pekşen
• Hüseyin Turan
• İrfan Dolaş - Hikmet Karadeniz
• Gazi Özdemir

III. Gün - 18 Ağustos 2008

III. Gün Gece Konseri

Yer: Cumhuriyet Meydanı
Saat: 19: 00
Suncular: Turhan Alıcı; Ahmet Gökçe

Ozan Sanatçı Semah Ekipleri

• İstanbul Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği Genel Merkezi Semah Ekibi
• Barış Bektaş
• Gülsen Sarıgül
• Duran Özaydın
• Mehmet Gül
• Ozan Galender
• Gökhan Kılıç
• Grup Baba Zula
• Aynur Güneş
• Zeynep Karababa
• Gülseren Kılıç
• Kazım Kalaycı
• Emre Öztürk

Bu Program;

• Hacıbektas Belediyesi,
• Hacı Bektaş Veli Anma Kurulu'nun, ortak çalısmaları sonucunda yapılmıştır.

Katkıda Bulunan Kurumlar

• TBMM Kültür Sanat Yayın Kurulu
• Başbakanlık Tanıtma Fonu
• Kültür ve Turizm Bakanlığı

Katkıda Bulunan Kurumlara Tesekkür Ederiz.

Görüldüğü gibi programın bazı kısımları yaz aylarında çeşitli yörelerde eğlence amaçlı yapılan festivallerden farkı yok. O zaman Hacı Bektaş Veli adı ve Alevilik –Bektaşilik kavramları adına bu tür festival havasında törenler yapmaya daha ne kadar devam edilecektir?

1976 yılında yapılan "Hacı Bektaş Veli'yi Anma Törenleri"ni düzenleyip yapılan etkinlikleri kitap olarak yayınlayan Hacıbektaş Turizm Derneği kitabın önsözünde törenlerle ilgili düşüncelerini şöyle yazıyor.
"Günümüzde sürdürülen tartışma, onun evliya, kehanet sahibi, bir ermiş, bir dinsel önder" olarak tanıtılmasından yarar sağlayan, temelli yozlaştırılıp karanlıklara gömülmesini isteyen çevrelerle, onu çağının sosyal yapısındaki bozukluğa akıl yöntemleriyle karşı çıkan bir düşünür ve eylem adamı olduğu gerçeğini savunanların tartışmasıdır."[16]
İki yıldan beri bu onurlu görevi sürdürdüklerini önsözde yazan dernek yöneticilerinin düşüncelerini ve Aleviler arasında esen düşünce rüzgarlarını da bu satırlarda görmek mümkündür. Kitabın içindekileri öğrenmek için başlıklara bir göz atmak sanırım yeterli olacaktır.

"İçindekiler:
Önsöz
Hacı Bektaş Turizm Derneği

Bildiriler

Prof. Dr. Machiel Kiel - Güney Romanya'da Sarı Saltık'ın Çalışmaları ve Doğu Bulgaristan'da Erken Bektaşilik Merkezi Üzerine Tarihsel Önem Taşıyan Notlar
Dr. Nimetullah Hafız - Yugoslavya'da Bektaşi Tekkeleri
Abdurrahim Dede - Batı Trakya'da Bektaşilik ve Bektaşilik Hakkında Arşiv ve Kütüphanelerimizde Bulunan Yazma Eserler
Arif Özer Hatiboğlu - ve Bahrü'l-Hakayık

Denemeler

M.Emin Lebe - Hacı Bektaş Türkçe İnanmaktır
Halil Ünlü - Hacı Bektaş Toplumculuğu
Emin Gök - Hacı Bektaş ve Ona Yaraşmak
Rıza Zelyut - Hacı Bektaş Veli Bektaşiliğin Tarihsel Konumu
Adil Gülvahapoğlu - Anadolu'da Devrimci ve Toplumcu Bir Ses
Behlül Ablak - Hacı Bektaş Veli
Adnan Kalemci - Bektaşilik ve Hacı Bektaş Veli
Abdullah Tekin - Hacı Bektaş Hümanizmasına Duyulan Özlem
Mesut Arıöz - Hacı Bektaş Veli Düşüncesi
Kazım Saymalı - Hacı Bektaş Veli
Hasan Yücel - Düşün Eri Hacı Bektaş Veli
Sami Gürtürk - Hacı Bektaş Veli Işığı
Hüseyin Erkan - Gönüller Sultanı İnsan Hacı Bektaş Veli
İbrahim Öztoprak - Anadolu'nun Devrimci Önderi Hacı Bektaş

Açık Oturum"

Kitabın "Açıkoturum" başlıklı son kısım tanıtılırken ise;
"Hacı Bektaş'ı dar bir salonda anmak, kırk milyonluk Türk ulusunun uzağında olmak demektir. Olanak varsa, üniversitelerle ilişki kurulmalı: Hacı Bektaş kürsüsü, Hacı Bektaş Enstitüsü açılmalı. Bir doktora, bir doçentlik, hatta bir profesörlük tezine Hacı Bektaş'ın konu olmasını sağlamalı"
temennisi yapılarak bitiyor.

Hacı Bektaş Veli Dergahı ziyaretçi sayısı ile ilgili olarak ise eski Hacıbektaş Belediye Başkanı Nafiz Ünlüyurt şöyle yazıyor:
"Hacı Bektaş Veli müzesi ziyaretçi sayısı her geçen gün artıyor. Nevşehir İl Kültür Müdürlüğü, Hacı Bektaş Veli Müzesi ve Külliyesi'ni 1989-2009 tarihleri arasında 8 milyon 298 bin 035 kişinin ziyaret ettiğini açıkladı. Aynı açıklamada, bu sayının, inanç turizmi açısından bir rekor olduğunu da söyledi… Yirmi yılda sekiz milyondan fazla ziyaretçi. Müthiş bir sayı. Bir rekor."[17]
Hacı Bektaş Veli Dergahı Müzesi'ni son yirmi yılda; 8 milyon 298 bin kişi ziyaret etmiştir. Yıllık ortalama; 400 bin kişi demektir. Devamlı nüfusu 15.000 kişi olan bir belde için bu rakam müthiş bir rakam olsa gerek. Bu rakam bile ilçedeki olayın önemini belirtiyor. Bu kadar izleyici sayısından başka, onlarca parti başkanı, onlarca bakan son on yılda 6 defa başbakan 6 defa Cumhurbaşkanı Hacı Bektaş Veli'yi Anma Törenleri'ne katılmıştır.Bu durumda ayrı bir rekordur.

Bu rakamlar bile "Hacı Bektaş Veli Dergahı'nın Alevi-Bektaşi Dünyası'ndaki yerini göstermeye yetiyor. O zaman "Hacı Bektaş Veli Törenleri"ni sıradan bir festival olarak algılamamak gerekiyor. Bu rakamlardan, başka bir mesaj alınmalıdır. Aleviler, Hacıbektaş kasabasındaki törenler ve benzer törenler dışında kendilerini özgürce ifade edemiyorlar. Buradaki ifade biçimi sıradan bir ifade biçimi olarak algılanmamalıdır. Burası Alevi Dünyası'nın inançsal merkezidir. Tüm argümanlar buna hizmet edecek şekilde yer almalıdır. Burası Aleviler'in Anadolu'daki en önemli dinsel merkezidir. Hacıbektaş Kasabası'na gelenler bu havayı solumalıdır. Burası sadece halk ozanlarının, tiyatro gösterilerinin, semah gruplarının gösteri alanı olmamalıdır. Bunlarda olmalıdır. Ama burası bir inancın "Serçeşmesi" inançsal merkezi olduğu kesinlikle unutulmamalıdır. Burada yapılacak her türlü etkinlik bu durum düşünülerek yapılmalıdır.

Dünyadaki dinsel inançların kendilerince kutsal mekanları vardır. Hristiyan Dünyası için; Vatikan, Kudüs, Anadolu'da Meryem Ana vs. gibi… Musevi Dünyası'nında kendince kutsal mekanları vardır. Örneğin; İslam Dünyası'nında kendince kutsal mekanları vardır. Kabe bunlardan biridir. İslamiyet'in farklı bir yorumu olan Alevilik için de kendince kutsal mekanlar vardır. Kabe ile birlikte Hz. Ali'nin türbesinin bulunduğu Necef bunlardan biridir. Hz. Hüseyin'in türbesinin bulunduğu Kerbela bunlardan biridir. Ahmet Yesevi'nin türbesi bir diğer önemli mekandır. Anadolu Alevi-Bektaşi Dünyası'nın piri kabul edilen Hacı Bektaş Veli Türbesi Anadolu ve Balkanlar'daki Alevi-Bektaşi Dünyası tarafından özel önemde kabul edilen önemli bir inançsal merkezdir. İnanç çeşmesinin başı yani Serçeşme'dir.

'Hacı Bektaş Veli Dergahı'nın yaklaşık 700 yıllık misyonu böyle olmuştur. 1964'te açıldığında ise "Müze" olarak açılmıştır. Bu durum Alevi-Bektaşi Dünyasını tatmin edecek bir çözüm değildir. Bu kurumun "Müze" olarak devam etmesi Alevi-Bektaşi dünyası için bu yasağın devam etmesidir. Dünyada hiçbir inancın merkezi "Müze" ye çevrilerek inanç merkezi olmaktan çıkarılmamıştır. Bu durum Alevi-Bektaşi toplumunun Anadolu'daki en önemli inanç merkezinin bu inancın inananlarına yasaklanmasıdır. Bu durum Kabe'nin Sünni Dünyası için "Müze"ye çevrilmesi gibidir. Kabe'nin müzeye dönüştürülmesi Sünni İslam dünyasının hoşuna gider mi? Vatikan'ı "müze" yapıp Hristiyan Dünyasına yasaklamak mümkün müdür? Ülkemizde; Sultanahmet Camisi, Fatih Camisi veya Eyüp Sultan'ı müzeye çevirip namaz kılınmasını yasaklamak bu dünya tarafından hoş karşılanır mı?

O halde bu haksızlık Alevi-Bektaşi toplumuna bu inanç merkezlerine yapılamaz. Alevilerin Anadolu'daki en önemli inanç merkezi "Serçeşmesi"nde Alevi-Bektaşi toplumunun ibadet yapması engellenemez. Alevi-Bektaşi Dünyasının dünyamızdaki en önemli inanç merkezi Alevi-Bektaşi toplumunun ibadet yapmasına açılmalıdır. Bu dolaylı yasak kalkmalıdır.

Hacı Bektaş Veli Dergahı'na yapılan yıllık ziyaretlerdeki ziyaretçi sayısı bu talebin ifade biçimidir. Nerede ise, oteli olmayan, konaklama tesisi olmayan, adeta yemek yenecek lokantaları, çay bahçeleri, bakkal dükkanları bile yetersiz olan 15.000 nüfusla bu küçük Anadolu kasabasına yılda ortalama 400 bin kişi ziyaretçi olarak geliyorsa. Bu çok anlamlı bir tablodur. Çok anlamlı bir rakamdır. Ciddiye alınması gereken bir taleptir. Demokrasinin, inanç özgürlüğünün, insan haklarının olduğu hiçbir ülkede böyle bir yasak olduğunu sanmıyorum. Tek parti ile, diktatörlükle yönetilen ülkelere bile böyle bir yasak yakışmıyor. Bize nasıl yakıştırılır insan anlamakta zorlanıyor.

Hacıbektaş'taki mevcut "Hacı Bektaş Veli Dergahı Müzesi" binası tarihi bir bina kabul ediliyor ve müze olarak devamı düşünülüyorsa o zaman "Hacı Bektaş Veli Dergahı" nın işlerine uygun çağımız insanının ihtiyaçlarına cevap verecek içinde cemevinin, aşevinin ve diğer hizmet binalarının yer alacağı bir Külliye yapılmalıdır.

İslam dünyasının inançsal merkezi olan Mekke'de cami olmadığını düşünebilir misiniz? Hıristiyanlığın inançsal merkezi olan Vatikan'da kilisenin olmadığını düşünebilir misiniz? İslamiyet'in farklı bir yorumu olan Alevi-Bektaşi Dünyası'nın inançsal merkezi olan Hacıbektaş'ta ibadet yapacak cemevi yoktur. Evler bu ihtiyaca cevap veremiyor. Son yıllarda; İstanbul'da kurulu bazı derneklerin örneğin; Karacaahmet Sultan Dergahı'nın ve Garip Dede Dergahı'nın kendi sınırlı imkanları ile yaptıkları Cemevi ve mihmanevleri ihtiyaca asla cevap vermiyor.

İslam, Musevilik ve Hıristiyanlık monoblok bir yapıya sahip değil. Musevilik içinde de, Hıristiyanlık içinde de, İslamiyet içinde de farklı yorumlar ve doğal olarak onların farklı inanç mekanları var.

Türk Dünyası'na da bakıldığında monoblok bir inançsal tercih görmek olası değil. Türkler'in; Şamanizme, Budizme, Maniheizme, Hıristiyanlığa, Museviliğe inananının olduğu gibi İslam'ın farklı yorumlarına inananlarda var. Örneğin; Hanefi, Şii, Mevlevi ve Alevi Türkler de var. Cemevi İslamiyet'in Alevi-Bektaşi yorumuna inananların ibadet ettiği mekanın adıdır. Alevi-Bektaşiler Sünni İslam'a inanan kardeşlerinin ibadet yaptığı camilere saygı duyarlar ama kendileri ibadetlerini cemevinde yaparlar.

Yol Bir Sürek Binbir

Hacı Bektaş Veli'yi Anma Törenleri'nde oraya giden insanlar için ibadet mekanı olan cemevleri olmazsa, bu tarihsel-inançsal gelenek yaşamazsa adına "Anma Törenleri" denilen etkinliğin içi boşaltılmış olur. Geçmişte bu törenlerde ve törenler dışında Hacıbektaş'a inançsal amaçla giden insanlar ibadetlerini evlerde kapalı devre yapıyorlardı. Bu durumun daha fazla devam etmesinin şartları zorlaşıyor. Bu nedenle buna çağdaş bir çözüm üretmek gerekiyor.

Alevi-Bektaşi Anadolu'da üç koldan yürüyor. Bunlar sırasıyla; Dedegan geleneği ya da Ocakzade dedelik geleneği, Çelebi geleneği ve Babagan geleneği. Bu gelenek farkını şu anda Çelebi kolunun postnişini olan; Veliyettin Hürrem Çelebi bir söyleşisinde şöyle ifade ediyor:
"Bu üç kolda da temelde bir fark yok. Düşünce ve inanç olarak aynılar. Yol bir sürek binbir deriz ya işte öyle. Yolumuz bir. Babagan, Dedegan, Çelebi hepsi bir… Yolda bir farklılık yok, uygulamada ufak, tefek farklılıklar var. Bu da zenginliğimiz diye düşünüyorum."
diyor. [18]

Hacı Bektaş Veli Dergahı'nın Cumhuriyet döneminde Tekke ve Zaviyeleri Kapatma Kanunu'na dek bu üç kol Hacı Bektaş Dergahı'nda birlikte hizmet verirmiş. Anadolu, Orta Doğu ve Balkanlar'daki Alevi-Bektaşi toplumunun inançsal temsilciliğini yürütürmüş. Dergah'ın kapatılması ardından da sadece "müze" olarak açılması yani ibadete açılmadan ve inanç önderlerine verilmeden açılması. Yada görünürde açılması aslında ise kapalı olması Alevi-Bektaşi inanç geleneğine telafisi olanaklı olmayan bir müdahale olmuştur. Alevi-Bektaşi toplumunun inançsal olarak dağınık olmasında, inançsal erozyona uğramasında, Sünni asimilasyona tabi olmasında ve kendini yeniden üretememesinde önceki müdahalelerin olduğu gibi gerekçesi ne olursa olsun Cumhuriyet Dönemi'ndeki bu müdahalenin de olumsuz etkileri olmuştur.

Bugün yapılması gerekli olan "Hacı Bektaş Veli Dergahı'nı" geleneğe uygun olarak yeni şartlarda yeniden irşat etmektir. Alevilerin ve Bektaşilerin temsil kurumu tartışmasız Hacı Bektaş Veli Dergahı'dır. Hiçbir Alevinin-Bektaşinin bu anlayışa karşı çıkması mümkün değildir. Buna karşı olmak o kişinin kendi Aleviliğini-Bektaşiliğini tartışmaya açmaktır. Bugün yapılması gereken şey; son yıllarda Aleviliğin (yaşadığımız zorunlu şartlardan dolayı) bir ifade biçimi olan derneklerin ya da vakıfların Alevi-Bektaşi toplumunu temsil etmeye kalkmaları onları yönlendirmeleri değildir. Dernekler ve vakıflar yaşanılan bu geçiş sürecinde olumlu işler yapmış ve görevlerini önemli ölçüde yapmışlardır.

Dernekler, vakıflar kendilerini inanç merkezi Yerine koyamazlar. Bu kurumlar, birer sivil toplum kuruluşlarıdır. Alevi-Bektaşi toplumunu inançsal olarak temsil edecek kurumlar tarihsel geleneğe bağlı olarak inanç önderleridir.

Bunlarda; Dedegan, Babagan ve Çelebi geleneğinin "elele, el Hakk'a" anlayışı doğrultusunda bir araya gelmeleridir.. Hacı Bektaş Veli Dergahı'nın Çelebi geleneğini sürdüren postnişin Veliyettin Hürrem Çelebi Ulusoy bu konuda şöyle düşünüyor:
"Kim dedelik yapmalı? Buna karar verecek olan Hacı Bektaş Veli Dergahı ve üst kurulu, bir yönetim kurulu şeklinde eğer bir yapılaşma olursa onların yetkisinde olması en doğrusu olur. Çünkü sivil toplum örgütlerinin işi bu değil. İnanç boyutuna karışmamaları lazım…"
dedikten sonra Hacı Bektaş Veli Dergahı'nın yeniden yapılanması ile ilgili olarak şöyle düşünüyor.
"Hacı Bektaş Veli Dergahı, inanç temsil eden bir üst kurul tarafından görev verilecek. Bu şekilde olması lazım… Tabi bu tartışılır. Nasıl bir şey kurulacağı, yönetim kurulu şeklinde mi olacak, yoksa bir dedelik kurulu şeklinde mi olacak, bu oturup tartışılır. Bir formül, bir çözüm bulunur buna…"[19]
Veliyettin Ulusoy'un bu önerisine, Bektaşi-Babagan geleneğinin de Alevilik'teki Ocakzade Dedegan geleneğinin de tarihte olduğu gibi günümüzde de olumlu bakması gerektiğine inanıyorum. Bu dönemde Alevilerin kendini bir ifade biçimi olan derneklerin, vakıfların, enstitülerin görevi ise müdahaleler ile sarsılmış bu geleneğin alt yapısının oluşumuna yardımcı olmaktır. Bu nedenle, Hacı Bektaş Veli Dergahı; şu derneğe, bu vakıfa, federasyona veya belediyeye değil bizzat tarihsel sahiplerine inanç önderlerine teslim edilmelidir.

Bu anlayış çerçevesinde Hacı Bektaş Veli Dergahı ve O'nun dışındaki diğer dergahlar ve cemevleri yeniden organize edilmelidir. İçinde yaşadığımız geçici dönem dışında tüm dergahları ve cemevlerini dernekler, vakıflar, federasyonlar, belediyeler vs. değil, dedeler, babalar ve çelebiler yönetmelidir. Dergahlarda, cemevlerinde kurulu dernekler, vakıflar bu oluşumun gerçekleşmesi için yapılması gereken alt yapıyı bir an önce yapmalıdırlar. Dernekler ve vakıflar ise dedelerin, babaların dedeler kurulunun yönetiminde tarihsel işlevini sürdüren inanç merkezleri olan dergahlara ve cemevlerine yardımcı olmalıdırlar.

Bu anlayış çerçevesindeki "Hacı Bektaş Veli'yi Anma Törenleri", "Abdal Musa Sultan'ı Anma Törenleri", "Hıdır Abdal Sultan'ı Anma Törenleri" daha farklı misyonda olacaktır. Siyasi partilerin, iktidar ve muhalefet partilerinin diğer siyasi çevrelerinin gösteri alanı olmaktan çıkacak, su akması gereken hakiki kulvarı bulacaktır.

Notlar

[1) Doç.Dr. Bedri Noyan,Bütün Yönleriyle Bektaşilik Alevilik c.1,s.86 Ardıç yayınları, 1998, Ankara.
[2) Cemal Şener, Alevilik Olayı, s.54 Etik yayınları, 2005, İstanbul
[3) Abdülbaki Gölpınarlı, Vilayetname, s.16, İnkilap kitapevi, 1997, İstanbul
[4] Tevarihi Mevleviye, s.165
[5] Künhül Ambar, c.5, s.58-61
[6] Tevfik Oytan, Bektaşiliğin İçyüzü, s.363, Demos Yayınları, 2008, İstanbul
[7] Cemalettin Çelebi, Müdafaaname, s.141, 2007, Ankara
[8] Celalettin Çelebi, Alevi Bektaşi Yolu, s.77, 1998, Ankara
[9] Doç.Dr.Bedri Noyan, Bütün Yönleriyle Bektaşilik Alevilik, c.1, s.1,1998, Ardıç yayınları, Ankara
[10] Meydan Larousse, Hacıbektaş maddesi
[11] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri, s.171, 1998, Türk Tarihi Kurumu Yayınları
[12] Bedri Noyan a.g.e. c.1, s.54
[13] Bedri Noyan a.g.e. c.5
[14] 1961 Anayasası 19. madde
[15] Bedri Noyan, a.g.e. c.1, s.177
[16] Hacı Bektaş Veli, Bildiriler, Denemeler, Açık Oturum, Hacı Bektaş Turizm Derneği Yayınları, 1977, Ankara
[17] Nafız Ünlüyurt, Eski Hacıbektaş Belediyesi Başkanı, 17.03.2009, tahtacılar e-grubu
[18] Veliyettin Çelebi, Serçeşme Yazıları, s.203 Alev Yayınları, 2009, İstanbul
[19] Veliyettin Çelebi, a.g.e. s.203

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder